KİTAPLAR  |  FİLMLER  |  SES KASETLERİ  |  MAKALELER  |  ANA SAYFA.

ARAMA



MEHDİ (AS) HZ.İBRAHİM'İN NESLİNDENDİR



Musevi Kaynaklarında Hz. İbrahim'in Soyuna Vaadedilen Hakimiyet ve Mehdi (as)'ın Hz. İbrahim'in Soyundan Olması

Kuran'da Allah, Hz. İbrahim'i ve onun soyundan gelenleri seçtiğini ve onları mübarek kıldığını bildirmektedir. (Bakara Suresi, 130; Al-i İmran Suresi, 33) Bu bilgi, Musevilerin kutsal kitabı Tevrat'ta da yer almaktadır. (Yaratılış, 22:17; 12:2)

Hz. İbrahim'in soyu, iki oğlu olan Hz. İsmail ve Hz. İshak ile devam etmiştir. Hz. İshak'ın soyundan olan İsrailoğulları'na, tarih boyunca pek çok peygamber gelmiştir: Hz. Yakub, Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. Harun, Hz. Yunus, Hz. Eyüp, Hz. İlyas, Hz. Davud, Hz. Süleyman, Hz. Zekeriya, Hz. Yahya ve Hz. İsa. Hz. İsmail'in soyundan ise İslam Peygamberi Hz. Muhammed (sav), onun ailesinden gelen imamlar ve en son olarak da İmam Muhammed el-Mehdi gelmektedir.

Dolayısıyla Tevrat'ta geçen Ben-i İsrail, Ben-i İshak, Ben-i İsmail, hepsi Ben-i İbrahim'in neslidir. Hepsi Allah'ın mübarek kıldığı nesil olan Hz. İbrahim'in soyudur. İbrahimi dinlerde "hidayet veren" sıfatıyla ahir zamanda gelecek ve din ahlakının dünyaya hakimiyetine vesile olacak olan mübarek şahıs da, Hz. İbrahim'in neslindendir. Dolayısıyla Mehdi (as) Hz. İbrahim'in neslindendir.

Allah Hz. İbrahim'in Soyuna Hakimiyet Vadetmektedir

Allah, hakimiyetini gerçekleştirmek için Hz. İbrahim soyunun iki kolundan gelen son temsilcileri korumuştur. Ahir zamanda emrinin gerçekleşmesi için İmam el-Mehdi ve İsa Peygamberi biraraya getirecektir. Kuran'da ve Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde bildirilen bu hakimiyet dönemi, Tevrat'ta Hz. İbrahim'in soyundan gelen bir topluluğa vadedilmekte ve şöyle bildirilmektedir:

Seni ziyadesiyle mübarek kılacağım; senin zürriyetini, göklerin yıldızları gibi, deniz kenarında olan kum gibi ziyadesiyle çoğaltacağım; senin zürriyetin düşmanlarının kapısına hakim olacaktır; ve zürriyetin aracılığıyla yeryüzündeki bütün milletler mübarek kılınacaklar; çünkü sözümü dinledin. (Yaratılış, 22:17-18)

Ve Rab Abram'a (İbrahim'e) dedi ki:... seni büyük millet edeceğim ve seni mübarek kılacağım ve senin adını büyük edeceğim; ve bereket ol ve seni mübarek kılanları mübarek kılacağım ve sana lanet edene lanet edeceğim; ve yeryüzünün bütün kabileleri sende mübarek olacaktır. (Yaratılış, 12:1-3)

Soyunu gökteki yıldızlar kadar çoğaltacağım. Bu ülkelerin tümünü onlara vereceğim. Yeryüzündeki bütün uluslar senin soyun aracılığıyla kutsanacak. (Yaratılış, 26:4)

Yeryüzünün tozu kadar sayısız bir soya sahip olacaksın. Doğuya, batıya, kuzeye, güneye doğru yayılacaksınız. Yeryüzündeki bütün halklar sen ve soyun aracılığıyla kutsanacak. (Yaratılış, 28:14)

Tevrat'ta dünyanın son döneminde, Allah'a gönülden iman edenlerin yeryüzünde güç sahibi olacaklarını, din ahlakının yeryüzüne hakim olacağını anlatan bölümlerden bir kısmı şu şekildedir:

Allah buyurdu:... andolsun ki tüm yeryüzü Allah'ın celali ile dolacaktır. (Sayılar, 14:21)

Alçak gönüllülere gelince yeryüzünün varisi olacaklar... Kötülerin bilekleri kırılacak ve Allah doğruların dayanağıdır. Allah salihlerin günlerini biliyor ve onların mirası ebedi olacaktır. (Mezmurlar, 37:11, 17-18)

Yeryüzünün dört bucağı anımsayıp Rab'be dönecek, ulusların bütün soyları O'nun önünde yere kapanacak. Çünkü egemenlik Rab'bindir... (Mezmurlar, 22:27-28)

Çünkü kötülerin kökü kazınacak, ama Rab'be umut bağlayanlar ülkeyi miras alacak. Yakında kötünün sonu gelecek, yerini arasan da bulunmayacak. Ama alçakgönüllüler ülkeyi miras alacak, derin bir huzurun zevkini tadacak... (Mezmurlar, 37:9-11)
Çünkü kötülerin gücü kırılacak, ama doğrulara Rab destek olacak... kötüler yıkıma uğrayacak; Rab'bin düşmanları kır çiçekleri gibi kuruyup gidecek, duman gibi dağılıp yok olacak. (Mezmurlar, 37:17-20)

Rab'be umut bağla, O'nun yolunu tut... Ama başkaldıranların hepsi yok olacak... Doğruların kurtuluşu Rab'den gelir... Rab onlara yardım eder, kurtarır onları, kötülerin elinden alıp özgür kılar, çünkü kendisine sığınırlar. (Mezmurlar, 37:34, 39-40)

Bu pasajlardan da açıkça anlaşılacağı üzere, Tevrat'ta haber verilen hakimiyet belirli bir grubun veya ırkın diğer toplumlar üzerinde güç ve iktidar sahibi olması değil, Allah'ın tüm insanlara emrettiği, gerçek din ahlakının yeryüzüne hakim olmasıdır. Bununla birlikte Tevrat'ta Yahudilerin sözde ırksal üstünlüğüne ve hakimiyetine işaret eden ifadeler de yer almaktadır. Söz konusu ifadeler, Tevrat'ın indirildiği dönemde yaşayan samimi müminlere haber verilen müjdelerin yanlış yorumlanmasından ve bu yanlış yorumların Hz. Musa'nın ardından Tevrat'a dahil edilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Bir kısım Yahudilerin, tüm bu pasajları din ahlakına uygun olmayacak şekilde, kendi ırklarının veya toplumlarının dünyaya hakim olması şeklinde yorumlamaları da gerçeği yansıtmamaktadır.

Nitekim İslamiyet'te var olan "din ahlakının hakimiyeti" kavramı da, yeryüzünde din ahlakının yaşanmamasından kaynaklanan kötülük ve zorlukların, din ahlakının yaşanmaya başlaması ile ortadan kalkması ve güzel ahlakın yaygınlaşmasıdır. Müslümanların temennisi, Yüce Rabbimiz'in emrettiği ahlakın yani yardımlaşmanın, adaletin, dürüstlüğün, sadakatin, tevazunun, affediciliğin, merhametin, insanlar arasındaki ilişkilerde esas olması; herkesin Allah'ın rızasını kazanmak için en güzel ahlakı göstermekte yarıştığı bir ortamın tesis edilmesidir. Böyle bir ortamın sağlanması, hiç şüphesiz bu erdemlerin eksikliğinden kaynaklanan her türlü sorunu ortadan kaldıracaktır. Bu anlayışa sahip olan Müslümanların amacı güç ve iktidar sahibi olmak değil; Allah kendilerine böyle bir nimet lütfederse, bu nimeti din ahlakını daha çok yaymak için en iyi şekilde kullanmaktır. Müminlerin bu güzel özelliği bir Kuran ayetinde şu şekilde haber verilmiştir:

Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, marufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir. (Hac Suresi, 41) 

Tevrat'ta Hakimiyet Vadedilen Topluluğun Özellikleri

Allah Musevileri, hak dine sadık kaldıklarında, peygamberlere itaat ettikleri ve yalnızca Allah'a gönülden iman ettikleri takdirde üstün kılacağını haber vermiştir. Allah'ın hakimiyet vadettiği kullarının vasıfları Tevrat'ta şöyle bildirmektedir:

Uymanız için size bildirdiğim bu buyrukları eksiksiz yerine getirir, Allah'ınız Rab'bi sever, yollarında yürür, O'na bağlı kalırsanız, önünüzden kovacak. Sizden daha büyük, daha güçlü ulusların topraklarını mülk edineceksiniz.Ayak basacağınız her yer sizin olacak... (Yasanın Tekrarı, 11:22-24)

Allah İsrailoğulları'na hakimiyet için Kendisi'ne bağlılığı, Allah'ın emirlerini eksiksiz yerine getirmeyi ve Allah sevgisini koşul olarak bildirmiştir. Tevrat'taki bu pasajın devamında ise, Yahudilere iki yol sunulduğu; imanı seçerlerse nimet, imandan yüz çevirirlerse bela ile karşılaşacakları şöyle bildirilir:

Ve bakın, bugün önünüze kutsamayı ve laneti koyuyorum: Bugün size bildirdiğim Allah'ınız Rab'bin buyruklarına uyarsanız kutsanacaksınız. Ama Allah'ınız Rab'bin buyruklarını dinlemez, bilmediğiniz başka ilahların ardınca giderek bugün size buyurduğum yoldan saparsanız, lanete uğrayacaksınız. (Yasanın Tekrarı, 11:26-28)

Hakimiyet vadedilen topluluğun özellikleri, diğer Tevrat pasajlarında şöyle bildirilmektedir:

.. Allah'ın Rab, Allah O'dur, Kendisi'ni sevenler ve emirlerini tutanlar için bin nesle kadar ahdi ve inayeti koruyan,... sadık Allah'tır... (Yasaların Tekrarı, 7: 9-10)

Allah'ınız Rab'bi sevin, sözüne uyup O'na bağlanın... söz verdiği ülkede uzun yaşamanızı sağlayacaktır. (Yasaların Tekrarı, 30:20)
Allah'ınız Rab el attığınız her işte sizi başarılı kılacak; çok sayıda çocuğunuz olacak, hayvanlarınızın yavruları, toprağınızın ürünü bol olacak. Rab atalarınızdan nasıl hoşnut kaldıysa, sizden de öyle hoşnut kalacak ve sizi başarılı kılacak.Yeter ki, Allah'ınız Rab'bin sözünü dinleyin, bu Yasa Kitabı'nda yazılı buyruklarına, kurallarına uyun ve bütün yüreğinizle, bütün canınızla O'na dönün. (Yasaların Tekrarı, 30:9-10)

Tevrat'tan bir başka bölümde ise, hakimiyetin Allah'tan korkanlara vadedildiği bildirilmektedir:

Rab'den korkan o adam kimdir?... Canı iyilikte oturacak; onun soyu yeryüzünün varisi olacaktır. Rab'bin sırrı ondan korkanlara olacaktır... (Mezmurlar, 25:12-14)

Yine Tevrat'ta Allah'a tevekkül eden (dayanıp güvenen), alçakgönüllü olan, Allah'a imandan zevk duyan kişilerin, hakimiyete ve Allah'ın nimetlerine varis oldukları bildirilmektedir:

Sen Rab'be güven ve iyilik yap... Rab'den zevk al, O senin içindeki istekleri yerinegetirecektir. Her şeyi Rab'be bırak, O'na güven. Rab'be umut bağlayanlar yeryüzünün varisi olacaklardır... alçakgönüllüler ülkeyi miras alacak, derin bir huzurun zevkini tadacak. (Mezmurlar, 37:3-11)

Eğer Allah'ın Rab'bin emirlerini tutarsan ve O'nun yollarında yürürsen,... size söz verdiği ülkede bolluk içinde yaşamanızı sağlayacak: Rahminizin meyvesi kutsanacak; hayvanlarınızın yavruları, toprağınızın ürünü verimli olacak. Rab ülkenize yağmuru zamanında yağdırmak ve bütün emeğinizi verimli kılmak için, göklerdeki zengin hazinesini açacak. Birçok ulusa ödünç vereceksiniz; siz ödünç almayacaksınız. Ve eğer bugün sana emretmekte olduğum Allah'ın Rab'bin emirlerini tutmak ve yapmak için onları dinlersen ve başka ilahlara kulluk etmek için, onların ardınca yürümek üzere, bugün sana emretmekte olduğum bütün sözlerden sağa ve sola sapmazsan, Rab seni kuyruk değil baş yapacak ve ancak üstün olacak, alt olmayacaksın. (Yasanın Tekrarı, 28:9-14)

Tevrat'ta hakimiyet vadedilen topluluğun özellikleri toplu olarak değerlendirildiğinde, Allah'ın hakimiyet nasip edeceği kimseler şu vasıflara sahip olacaklardır:

  • Allah yolunda yaşamak
  • Herşeyiyle sadece Allah'a yönelmek
  • Allah'ın emirlerini eksiksiz yerine getirmek
  • Allah'ı sevmek
  • Allah'tan korkmak
  • Allah'a şirk koşmamak
  • Allah'a bağlı ve sadık olmak
  • Allah'a dayanıp güvenmek
  • Allah'a imandan zevk almak
  • İyilik yapmak
  • Alçakgönüllü olmak

Tevrat'ta yer alan hakimiyet samimi olarak iman edenlere müjdelenmiş olan hak din ahlakının hakimiyetidir. Bu hak din ise "Kim İslam'dan başka bir din ararsa asla ondan kabul edilmez..." (Al-i İmran Suresi, 85) ayetinde buyrulduğu üzere, Allah Katında İslam'dır.

Tevrat'ta Ben-i İsrail Diye Hitap Edilen Kavim Mehdi Cemaatidir

Ahir zamanda gelecek Mehdi (as)'ın ve cemaatinin özellikleri, vesile olacakları müjdeli dönem, İbrahimi dinlerin kendi kutsal kaynaklarında çok detaylı tarif edilmektedir. Hikmetli bir şekilde aktarılan tüm bu tarifler, her üç dinde de birbiriyle şaşırtıcı bir uyum içindedir. Bundan asırlar önce tasvir edilen bir ortamın, günümüz şartlarını yüzlerce delille tam olarak yansıtması, Mehdi (as)'ın çıkışının çok yakın olduğunu bizlere göstermektedir.

Peygamberimiz (sav)'in hadislerine göre, Hz. Mehdi ve cemaati, tüm dünya insanlarının geleceği için çok önemli ve çok faydalı faaliyetler yaptıkları halde, ilk dönemlerde bilinmeyecekler ve çok az sayıdaki mümin topluluğu dışında onlara destek olan olmayacaktır. Ancak iman gözü ile bakanlar, Hz. Mehdi'yi ve cemaatini, zannı galipleriyle (üstün gelen kanaatleriyle) bileceklerdir. Her şekilde bu mübarek kişinin Mehdiyet makamına haiz olduğu, Allah'ın dinini yaymaktaki başarısı ile netleşecektir. Bir ayette, Kitap Ehli'nin Peygamber Efendimiz (sav)'i "çocuklarını tanır gibi" tanıyacakları bildirilmektedir:

Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi), çocuklarını tanır gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde gerçeği gizlerler. (Bakara Suresi, 146)

Bu ayet işari manada, Hz. Mehdi'nin tanınacağına da işaret etmektedir. (En doğrusunu Allah bilir.) Hz. Mehdi de ortaya çıktığında, Peygamberimiz (sav)'in tasvirleri ışığında, insanlar onu çocuklarını tanır gibi tanıyacaklardır. Ancak buna rağmen bazı insanlar, bu mübarek şahsı tanımazlıktan gelecek ve kendisini inkar edeceklerdir.

Allah'ın Hakimiyet Vaadinde Saf Irk Değil, Saf İman Ölçüdür

Bir kısım Yahudiler, Tevrat'ta hakimiyetle ilgili bahsi geçen topluluğun, Yahudi ırkı olduğunu öne sürmektedirler. Ancak ahir zamanda gerçekleşecek olan hak din ahlakının hakimiyeti, soy üstünlüğüyle değil; iman ve ahlak üstünlüğü ile olacaktır.

Günümüzde Yahudilerin büyük kısmının böyle bir iman bütünlüğüne sahip olmadığı, din ahlakını yeryüzüne hakim kılacak ahlak üstünlüğünü göstermedikleri görülmektedir. (İçlerinden Allah'a samimi iman edenleri tenzih ederiz.) Bu durum, bizzat dindar Yahudiler tarafından da kabul edilmekte, hatta eleştirilmekte ve kınanmaktadır. Açıktır ki, Tevrat'ta bahsi geçen ve hakimiyet vadedilen topluluğun vasıflarına kim sahipse, Allah, din ahlakının hakimiyetine onları vesile edecektir. Diğer bir deyişle din ahlakını hakim edecek olanlar; samimi olarak iman eden, Allah'a saygı dolu bir korkuyla bağlı, Allah'ın bildirdiği ahlakı koruyan, gönülden teslim olmuş, şefkati, merhameti ve sevgiyi yaşayan müminlerdir. Hakimiyet, bir topluma veya ırka değil, samimi müminlere vadedilmiş bir müjdedir.

Bir kişinin sadece Yahudi kavminden olduğu için kendisine hakimiyet vadedildiğini düşünmesi ise, çok büyük bir yanılgı olacaktır. Önemli olan bir kimsenin Yahudi olup olmaması değil; Allah'a, din ahlakına ve peygamberlere olan bağlılığı, sadakati, itaati ve teslimiyetidir. Bir kişi, Allah'ın varlığını kabul etmiyorsa ya da Allah'ın kudretini gereği gibi takdir edemiyorsa; dine inanmıyor veya din ahlakını tam anlamıyla yaşamıyorsa; peygamberlere inanıp onların mübarek sünnetlerini devam ettirmiyorsa; bu kişinin hangi ırka veya soya mensup olduğunun bir anlamı yoktur. Allah'a inanmayan, O'na gönülden teslim olmayan bir kimsenin, Hz. İbrahim'in, Hz. Yakup'un, Hz. Musa'nın soyundan olması bir anlam taşımaz; çünkü bu kişi soyundan geldiği mübarek peygamberleri reddetmiş bir kişidir. Bir kimsenin iman sahibi olmadan, sadece Peygamberler neslinden gelmesi, o kişiyi mübarek bir insan kılmaz. Hz. İbrahim'i, Hz. İshak'ı, Hz. Yakup'u, Hz. Musa'yı kabul etmeyen, Allah'ı sevmeyen, Allah'tan korkmayan bir kişinin hangi soydan geldiğinin Allah Katında bir önemi yoktur. Allah Kuran'da, insanı değerli kılan tek ölçünün, takva olduğunu bildirmiştir:

... Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)

Bir başka ayette ise, takva sahipleri için şöyle bir haber verilmiştir:

... Şu halde sabret. Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiplerinindir. (Hud Suresi, 49)

Takva sahibi olanlar, Allah yolunda samimi çaba sarf ederek güzel sonucunu Allah'tan uman, Allah'ın rızası dışında bir karşılık beklemeyen, canını ve malını Allah'a satmış, Allah'tan şiddetle korkan ve Allah'ı aşkla seven kimselerdir. Hak din ahlakının hakimiyeti için Allah'ın varisleri de onlardır.

Sonuç olarak, Allah'ın hakimiyet vadetmesindeki asıl ölçü samimi imandır. Tevrat'taki hakimiyet izahlarıyla kastedilen, sadece belli bir kavimden olmak değildir. Müslüman olan -yani Allah'a teslim olmuş- ve Allah'a şirk koşmadan, samimi inanan kim ise, Tevrat'ta bahsedilen Ben-i İsrail kavmi de odur. Diğer bir deyişle "Ben-i İsrail", "Müslüman (Allah'a teslim olmuş)" olmanın diğer bir ismidir. Allah'ın seçip hakimiyet vadettiği topluluk, Nur Suresi 55. ayette bildirildiği gibi, şu vasıflara sahip olacaktır:

1. Allah'a iman etmek,
2. Salih amellerde bulunmak,
3. Yalnızca Allah'a ibadet etmek,

4. Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak.

Allah'ın vadettiği hakimiyet böyle bir topluluğa yöneliktir. Yoksa Ben-i İsrail soyundan olup, dindar olmayan bir kavmin dünyaya hakim olması beklenemez.

Diğer taraftan koşul olarak saf ırk aranması da, makul bir iddia değildir. Çünkü tarih boyunca birbirine çok yakın mekanlarda yaşayan soyların, keskin bir şekilde, birbirlerine karışmadan devam etmeleri mümkün olamaz. Dolayısıyla Hz. İbrahim'in oğulları olan Hz. İshak ve Hz. İsmail'in soylarının karışmaması da mümkün değildir. Kastedilenin soy değil, inanç birliği olduğu açıktır

Nitekim Tevrat'ın Yaratılış bölümünde, Hz. İshak'ın oğlunun Hz. İsmail'in kızı ile evlendiği bildirilmektedir. (Yaratılış, 28:7-10) Tevrat'ta bildirilen bu durum, soyların daha en başından karışabildiğine açık bir örnek teşkil etmektedir. Kaldı ki, yakın bölgelerde yaşayan Hz. İshak ve Hz. İsmail'in soyları, Hz. İbrahim'in oğulları olarak her yönden akrabalık bağları içindedir. Bu durumda, Hz. İshak'ın soyunun hiçbir karışmaya uğramadan bugüne kadar geldiği, Yahudilerin de bu "saf" ırktan oldukları iddia edilemez. Dolayısıyla, din ahlakını hakim kılacağı haber verilen topluluk herhangi bir soy veya ırk değil, Hz. İbrahim'in hak dinini, günümüzdeki ismiyle "İslam" ahlakını hakim edecek olan topluluktur.

Ayrıca Kuran'da Allah, tüm elçilerin tek bir nesil olduklarını bildirmektedir:

Gerçek şu ki, Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti; Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. Allah işitendir, bilendir. (Al-i İmran Suresi, 33-34)

Allah, En'am Suresi'nde de birbirlerinin soyundan gelen elçilerden bahsetmektedir:

İman edenler ve imanlarını zulümle karıştırmayanlar, işte güvenlik onlar içindir ve onlar hidayete ermişlerdir. Bu, İbrahim'e, kavmine karşı verdiğimiz delilimizdir. Biz, dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz senin Rabbin, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir. Ve ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce de Nuh'u ve onun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u hidayete ulaştırdık. Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz. Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da (hidayete eriştirdik.) Onların hepsi salihlerdendir. İsmail'i, Elyasa'yı, Yunus'u ve Lut'u da (hidayete eriştirdik). Onların hepsini alemlere üstün kıldık. Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik. (Enam Suresi, 82-87)

Bütün peygamberler birbirinin soyundan gelmektedir. Hz. Yakup'un, Hz. Süleyman'ın veya Hz. Davud'un soyundan bahsedilirken, Hz. İbrahim'in soyu kastedilmektedir ve hakimiyet peygamberler soyu olan Hz. İbrahim'e vadedilmektedir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) de bu mübarek soydandır. Hz. Mehdi de hadislerde belirtildiğine göre, bu soydan gelmektedir. Halk arasında bu soydan gelenlere "seyyid" denmektedir. Hz. Mehdi de seyyid olacaktır. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde konu ile ilgili şöyle bildirilmektedir:

Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah benim Ehl-i Beyt'imden (soyumdan) bir zatı (Hz. Mehdi'yi) gönderecek. (Sünen-i Ebu Davud, 5/92)

Benim Ehl-i Beyt'imden bir şahıs (Hz. Mehdi) bütün dünyaya hakim oluncaya kadar günler ve geceler gitmez. (En-Necmu's Sakıb, Ukayli)

 Hz. Mehdi ve Cemaati Kaderde Bellidir

İnsan hem kendi kaderinin hem de dünyanın kaderinin sadece izleyicisidir. Kimsenin bu kadere yön vermesi mümkün değildir. Aynı şekilde bu kaderle ilgili yorumda bulunması, bundan razı olması veya buna itiraz etmesi, Allah'ın vaadini ve kaderde takdir ettiklerinin gerçekleşmesini kesinlikle değiştiremez. Allah kimi seçip, kimin vesilesiyle dünyaya din ahlakını hakim kılarsa, Mehdi (as) da o kimse olacaktır.

Yoksa hiç kimse çıkıp Mehdi olduğunu iddia edemez. Kaldı ki Mehdilik bir iddia değildir. Gayret etmekle ya da çalışmakla, elde edilebilecek bir makam da değildir. Mehdi olabilmek için, bunun o kişinin kaderinde olması; Mehdi olarak yaratılması gereklidir.

Hadislerde ve İslam alimlerinin açıklamalarında belirtildiği gibi, Hz. Mehdi soyundan çok, icraatlarıyla tanınacaktır. Hz. Mehdi ve cemaatinin ana faaliyeti dinsizlikle fikri mücadele ve hak din ahlakını tüm dünyaya yaymak olacaktır. Dinsiz ve imansız ideolojileri fikren mağlup eden, Allah'ın varlığının delillerini açıkça ortaya koyan, insanların imanlarına vesile olup din ahlakını yeryüzüne yayan kişi Hz. Mehdi'dir. Bu faaliyetler ve gelişmeler olmadan, bir kişinin veya topluluğun herhangi bir iddiada bulunmasının manası yoktur.

 
   
    

 

© 2008 Harun Yahya. www.harunyahya.org
Bu sitede yayınlanan tüm materyali, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalayabilir ve çoğaltabilirsiniz.