|
ÖRNEK MÜSLÜMAN KADIN: HZ. MERYEM
Hz. Meryem'in Yaşadığı Toplumun
Özellikleri
z.
İsa'yı dünyaya getirme göreviyle Allah'ın şereflendirdiği
Hz. Meryem, tarihi kaynaklara göre bundan yaklaşık 2000
yıl önce yaşamış, Allah'ın dünyada ve ahirette seçkin
kıldığı kadınlardan biridir.
Hz. Meryem, tarihi kaynaklara göre, o dönemde Roma
İmparatorluğu'nun egemenliği altında bulunan Filistin
topraklarında doğmuştur. Yahudi bir toplum içerisinde
ve o soydan biri olarak dünyaya gelmiştir.
O dönemde Roma İmparatorluğu'nda yaygın olan din ise
"Putperestlik"tir. Allah'ın Kuran'da
bildirdiği gibi, bir zamanlar
"alemlere üstün kılınmış" (Bakara Suresi, 47) bir
topluluk olan Yahudiler ise, kendi çıkardıkları birtakım
hurafelerle şekilciliğe sapmış, Allah'ın kendileri için
seçip beğendiği dinlerini tahrif etmişlerdir. Allah'ın
emirlerine isyan etmiş ve O'nun kendilerine verdiği
nimetlere karşı şükredici olmamışlardır. Bazıları ise,
nefislerinin hoşuna gitmeyen emirlerle geldikleri için,
Allah'ın kendilerine bir rahmet olarak gönderdiği peygamberleri
öldürecek kadar ileri gitmişlerdir. Kuran'da İsrailoğulları'nın
bu sapkın tavırları şöyle bildirilmektedir:
Andolsun, Biz İsrailoğulları'ndan kesin
söz almış (misak) ve onlara elçiler göndermiştik. Onlara
ne zaman nefislerinin hoşuna gitmeyen bir şeyle bir
elçi geldiyse, bir bölümünü yalanladılar, bir bölümünü
de öldürdüler. (Maide Suresi, 70)
İşte Hz. Meryem, tüm bu karışıklıkların hüküm sürdüğü
ve Yahudilerin tüm ümitlerini, bekledikleri Mesih (Kurtarıcı)'in
gelişine bağladıkları bir dönemde dünyaya gelmiştir.
Allah, İsrailoğulları'nın tüm beklentilerinin odak noktasını
oluşturduğundan tamamen habersiz olan Hz. Meryem'i,
bu kutlu görev için özel olarak seçmiş ve yetiştirmiştir.
Allah'ın "... Onun adı Meryem
oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette 'seçkin,
onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır...
Ve o salihlerdendir." (Al-i İmran Suresi, 45-46)
sözleriyle övdüğü Hz. İsa'yı dünyaya getirme görevini
Allah Hz. Meryem'e vermiştir.

 
Giovanni Bellini'nin Venedik'teki S. Zaccaria
Kilisesi'nde sergilenen, 1505 yılına ait "Hz.
Meryem ve Azizler" adlı eseri. Ahşap üzerine yağlıboya
ile yapılan 402 x 272cm boyutlarındaki bu mimber
resmi daha sonra tuvale aktarılmıştır. |

Hz. Meryem, Allah'ın seçtiği bir kimse olarak, bu insanların
sapkın ve cahilce inanışları arasında güzel ahlakı,
hak dini temsil etmiştir.
Allah, Kuran'da ailesinden, doğumuna, Hz. İsa'yı dünyaya
getirişinden, yaşadığı toplumun iftiralarına karşı koyuşuna
ve gösterdiği üstün ahlak özelliklerine kadar, Hz. Meryem'in
hayatına dair pek çok konuyu bizlere bildirmektedir.
Allah'ın Alemlere Üstün Kıldığı
İmran Ailesi
Allah Kuran'ın "Gerçek şu ki,
Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini
alemler üzerine seçti; Onlar birbirlerinden (türeme
tek) bir zürriyettir..." (Al-i İmran Suresi, 33-34)
ayetleriyle, İmran ailesinin, Hz. Adem, Hz. Nuh ve İbrahim
ailesi ile aynı soydan geldiklerini ve alemler üzerine
seçilmiş kimseler olduklarını bildirmektedir. İşte Hz.
Meryem de bu soydan, seçkin kılınmış İmran ailesinden
gelmektedir.
İmran ailesi, Allah'a samimi bir kalple iman eden,
her işlerinde O'na yönelip dönen ve Allah'ın sınırlarını
koruyan bir aileydi.
Hz. Meryem'in Dünyaya Gelişi
İman sahibi bir kimse olan İmran'ın hanımı, Hz. Meryem'e
hamile kaldığını öğrendiği zaman, hemen Allah'a yönelip
dua etmiş, O'nun şanını yüceltmiş ve doğuracağı çocuğu
Allah'a adadığını söylemiştir. Bir kız çocuğu doğurduğunu
gördüğünde ise ona, 'âbide' yani, 'Allah'a
sürekli ibadet eden kimse' anlamına gelen Meryem
ismini koymuştur. Allah Kuran'da İmran'ın hanımının
bu duasını bize şöyle haber vermektedir:
Hani İmran'ın karısı: "Rabbim karnımda olanı 'her
türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak'
Sana adadım benden kabul et. Şüphesiz işiten bilen Sen'sin
Sen" demişti. Fakat onu doğurduğunda -Allah onun
ne doğurduğunu daha iyi bilirken- dedi ki: "Rabbim
doğrusu bir kız (çocuğu) doğurdum. Erkek ise kız gibi
değildir. Ona Meryem adını koydum. Ben onu ve soyunu
o taşa tutulmuş (kovulmuş) şeytandan Sana sığındırırım."
(Al-i İmran Suresi, 35-36)
Allah, Hz. Meryem'in annesinin onu 'her türlü bağımlılıktan
özgürlüğe kavuşturulmuş olarak Allah'a adadığını' bildirmektedir.
Bu ifadenin Arapçasında geçen 'muharreren'
kelimesi, 'sadece ahiret işleriyle uğraşan,
dünya ile ilgisi bulunmayan, Allah'a sürekli ibadet
eden, Allah'ın mabedinin hizmetinde olan, ihlaslı bir
şekilde ibadet eden, ibadetinde dünya amacı bulunmayan
kişi' anlamlarına gelmektedir.1
Gerçek anlamda özgürlük, insanın yalnızca Allah'a kulluk
edip, O'na teslim olması, varlıklara ya da birtakım
değerlere kulluk etmekten tamamen kurtulmasıyla elde
edilebilir. İşte İmran'ın hanımı da, Hz. Meryem'i her
türlü bağımlılıktan kopmuş olarak Allah'a adadığını
söyleyerek Allah'a dua etmekle, onun yalnızca Allah'a
kulluk eden, insanların rızasından tümüyle uzaklaşmış
bir insan olmasını dilemiştir.
Hz. Meryem dünyaya geldiğinde, annesinin tavrı yine
Allah'ı razı etmeye yönelik olmuştur. Hemen Allah'a
yönelmiş, hem Hz. Meryem'i, hem de onun soyunu şeytanın
şerrinden koruması için Allah'a içtenlikle dua etmiştir.
Allah
İmran'ın hanımının bu samimi duasını kabul etmiş ve
"Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti
ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi..." (Al-i İmran
Suresi, 37) ayeti ile bildirdiği gibi, Hz. Meryem'i
en güzel şekilde yetiştirmiş, onu üstün bir ahlak ile
ahlaklandırmıştır.
Hz. Meryem'in annesinin Allah'a olan bu samimi imanı,
her işinde kendisine yalnızca Allah'ı vekil edinmiş
olması, yardımı, nimeti daima Allah'tan istemesi, O'na
ihlasla ve derin bir teslimiyet ile bağlanmış olması
tüm iman edenler için çok önemli ve üzerinde düşünülmesi
gereken bir örnektir.
Allah'ın Hz. Zekeriya'yı, Hz.
Meryem'i Yetiştirmekle Görevlendirmesi
Hz. Zekeriya Allah'ın hidayete eriştirdiğini, salihlerden
olduğunu, alemlere üstün kıldığını ve dosdoğru yola
yöneltip ilettiğini bildirdiği peygamberlerdendir. Allah
Kuran'da Hz. Zekeriya'dan övgüyle bahsetmiş, onun Kendisi'ne
olan bağlılığını, takvasını ve güzel ahlakını şöyle
haber vermiştir:
Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı
ve İlyas'ı da (hidayete eriştirdik.) Onların hepsi salihlerdendir.
İsmail'i, Elyasa'yı, Yunus'u ve Lut'u da (hidayete eriştirdik).
Onların hepsini alemlere üstün kıldık. Babalarından,
soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık);
onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik.
(Enam Suresi, 85-87)
Allah, Al-i İmran Suresi 37. ayetiyle, Hz. Meryem'in
yetiştirilmesinden Hz. Zekeriya'yı sorumlu kıldığını
bildirmiştir.
Hz. Zekeriya, Hz. Meryem ile yakından ilgilenmiş, onun
hayatındaki mucizevi olaylara bizzat tanık olmuş ve
onun diğer insanlardan üstün kılınmış bir kimse olduğunu
fark etmiştir. Hz. Meryem'in başına gelen bazı olaylar
ile, Allah'ın onu rahmetiyle desteklediğine ve çeşitli
vesilelerle onu Kendi fazlından nimetlendirdiğine şahit
olmuştur. Allah, bu olaylardan birini Al-i İmran Suresi'nde
bizlere şu şekilde bildirmiştir:
... Zekeriya'yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya her ne
zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: "Meryem,
bu sana nereden geldi?" deyince, "Bu, Allah
Katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık
verendir" dedi. (Al-i İmran Suresi, 37)
Hz. Zekeriya'nın bu sorusuna verdiği cevap ile, Hz.
Meryem de, Allah'ın kendi üzerindeki fazlını ve rahmetini
dile getirmiştir.
Allah, Hz. Meryem'i Tüm Alemlerin
Kadınlarına Üstün Kılmıştır
Hz. Meryem, hayatının her anında, yaptığı her işte
Allah'a yönelen, Allah'ın ismini yücelten, Rabbimiz'e
yürekten bağlı, samimi bir mümindir. Allah, İmran ailesini
alemlere üstün kıldığı gibi, bu aileye mensup olan Hz.
Meryem'i de seçmiş, onu en güzel şekilde yetiştirerek
tüm kötülüklerden arındırmış ve onu alemlerin kadınlarına
üstün kılmıştır. Allah Kuran'da Hz. Meryem'in bu üstünlüğünü
şöyle bildirmektedir:
Hani melekler: "Meryem, şüphesiz Allah
seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına
üstün kıldı," demişti. "Meryem, Rabbine gönülden itaatte
bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et."
(Al-i İmran Suresi, 42-43)
Allah Hz. Meryem'in İffetini
Müslümanlara Örnek Göstermiştir
Hz. Meryem de ailesi gibi, yaşadığı toplumda
Allah'a olan bağlılığı, ihlası ve samimiyeti ile tanınan
bir kişidir. Allah, onun Kendisi'ne 'gönülden
bağlı olanlardan' olduğunu bildirmektedir.

|
.... O, dünyada ve ahirette
'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın
kılınanlardandır...
(Al-i İmran Suresi, 45)
|

Hz. Meryem'in çevresindeki insanlar arasında bilinen
bir başka özelliği ise, 'ırzını korumuş olması'
yani iffetine olan düşkünlüğüdür. Allah, Hz. Meryem'in
bu üstün ahlakını Kuran'da şöyle haber vermektedir:
İmran'ın kızı Meryem'i de (Allah örnek
verdi). Ki o kendi iffetini korumuştu. Böylece Biz ona
Ruhumuz'dan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını
tasdik etti. O (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı.
(Tahrim Suresi, 12)
İffetini koruyan (Meryem); Biz ona
Kendi Ruhumuz'dan üfledik, onu ve çocuğunu insanlığa
bir ayet kıldık. (Enbiya Suresi, 91)
Hz. Meryem'in Cebrail ile Görüşmesi
Hz. Zekeriya'nın da şahit olduğu gibi,
Allah, Hz. Meryem'in hayatının çeşitli dönemlerinde
pek çok mucizevi olay yaratmıştır. Bunlardan biri de,
Hz. Meryem'in Cebrail ile görüşmesi olmuştur. Hz. Meryem,
hayatının belirli bir döneminden sonra yaşadığı toplumdan
ve ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiştir.
İşte Cebrail ile görüşmesi de bu dönemde burada gerçekleşmiştir.
Allah Kuran'da Cebrail'in, Hz. Meryem'in karşısına 'düzgün
bir insan' görünümü içerisinde çıktığını bildirmiştir:
Kitap'ta Meryem'i de zikret. Hani o
ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti.
Böylece ona Ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik, o da düzgün
bir beşer kılığında görünmüştü. (Meryem Suresi, 16-17)
Hz. Meryem, karşısındaki kişinin Cebrail olduğunu bilmediği
için, yabancı biriyle karşılaşmasından dolayı hemen
Allah'a sığınmış ve "Gerçekten
ben senden Rahman (olan Allah)a sığınırım. Eğer takva
sahibiysen (bana yaklaşma)." (Meryem Suresi, 18) sözleriyle,
kendisinin Allah'tan korkan, iman eden bir mümin olduğunu
ifade etmiştir. Söylemiş olduğu bu sözler, Hz. Meryem'in
güçlü Allah korkusunu, iffetine olan düşkünlüğünü ve
ne kadar takva sahibi bir insan olduğunu açıkça ortaya
koymaktadır.
Hz. Meryem bu konuşmasıyla, sadece kendisinin Allah'tan
sakınan bir kimse olduğunu ifade etmekle kalmamış, 'eğer
takva sahibiysen bana yaklaşma' sözleriyle,
aynı zamanda karşısındaki kişiyi de Allah'tan korkup
sakınmaya davet etmiştir.
Cebrail ise onun bu sözleri üzerine,
"... Ben yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana
tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)."
(Meryem Suresi, 19) diyerek Hz. Meryem'e kendisini
tanıtmıştır. Kendisinin Allah'ın bir elçisi olduğunu
ve ona Allah'tan bir müjde ile geldiğini bildirmiş ve
şöyle demiştir:
Hani Melekler, dediler ki: "Meryem,
doğrusu Allah Kendisi'nden bir kelimeyi sana müjdelemektedir.
Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette
'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır."
(Al-i İmran Suresi, 45)
Hz. Meryem ise, "Benim nasıl bir
erkek çocuğum olabilir? Bana hiçbir beşer dokunmamışken
ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken" (Meryem Suresi,
20) sözleriyle Cebrail'e kendisine bir insan
dokunmadan nasıl çocuğu olabileceğini sormuştur. Cebrail,
Allah'ın gücünün herşeye yeteceğini, bir şeye sadece
'Ol' demesiyle onun hemen oluvereceğini bildirmiştir:
"Rabbim bana bir beşer dokunmamışken
nasıl bir çocuğum olabilir?" dedi. (Fakat) "Allah neyi
dilerse yaratır. Bir işin olmasına karar verirse yalnızca
ona "Ol" der o da hemen oluverir." (Al-i İmran Suresi,
47)

|
 
Giovanni Bellini'nin Frari Kilisesi'nde sergilenen
ve başyapıtlarından biri olarak kabul edilen 1481
yılına ait Hz. Meryem'i tasvir eden tablosu. |

"İşte böyle" dedi. "Rabbin dedi ki:
-Bu Benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve Biz'den
bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır)." Ve iş
de olup bitmişti. Böylelikle ona gebe kaldı sonra onunla
ıssız bir yere çekildi. (Meryem Suresi, 21-22)
Hz. Meryem, kendisine hiçbir insan eli değmeden, Allah'ın
dilemesiyle Hz. İsa'ya hamile kalmıştır. Onun hamileliği
dünyadaki sebeplerden bağımsız olarak gerçekleşmiştir.
Bu hamile kalış şekli, Hz. İsa'nın mucizelerinden biri
olmuştur.
Hz. Meryem'in Issız Bir Yere
Çekilmesi
Allah Kuran'ın "Böylelikle ona
gebe kaldı sonra onunla ıssız bir yere çekildi." (Meryem
Suresi, 22) ayetiyle, Hz. Meryem'in Allah'ın
dilemesiyle hamile kalmasının ardından ıssız bir yere
çekildiğini bildirmektedir.
Allah, hayatının her anında olduğu gibi, bu dönemde
de Hz. Meryem'i rahmeti ve korumasıyla desteklemiş,
Hz. Meryem'e hamilelik dönemi boyunca psikolojik ve
fiziksel açıdan ihtiyacı olabilecek her türlü imkanı
yaratmıştır.
Kuşkusuz Hz. Meryem'in hamileliğinin gerçekleştiği
bu dönemi ıssız bir yerde geçirmiş olmasının pek çok
hikmeti vardır. Allah bu şekilde Hz. Meryem'i, içerisinde
bulunduğu mucizevi durumu kavrayamayacak insanların
rahatsız edici tavırlarından uzak tutmuştur. Onun bu
dönemi en rahat ve en huzurlu şekilde geçirmesini sağlamış,
sonrasında ise onun bu durumunu insanlara bir başka
mucizevi olayla açıklayarak, Hz. Meryem'in kendisine
yöneltilecek tüm iftiralardan en güzel şekilde temize
çıkmasını sağlamıştır.
Hz. İsa'nın Doğumu ve Allah'ın
Hz. Meryem'e Olan Yardımı
Allah, hamileliği sırasında Hz Meryem'i her açıdan
en güzel şekilde desteklemiştir. Çok iyi bakım gerektiren
ve hayati riskler içeren bir olay olan doğum esnasında,
tıbbi malzemeleri, tecrübeli bir yardımcısı olmayan
bir kişinin, yalnız başına bu işin üstesinden gelebilmesi
çok zordur. Buna rağmen bu konuda hiçbir tecrübesi olmayan
Hz. Meryem, Allah'a olan bağlılığı ve güveni ile bu
zor işi tek başına başarabilmiştir. Şiddetli doğum sancıları
içerisinde bir hurma dalına doğru ilerlediği sırada
Allah vahiy ile ona yardımını iletmiştir. Allah ona
hüzne kapılmamasını, alt yanında onun için bir su arkı
kıldığını bildirmiştir. Allah, henüz oluşmuş taze hurmaların
dökülmesi için, hurma dalını kendine doğru sallamasını,
yiyip içmesini ve gözünün aydın olmasını buyurmuştur.
Görüldüğü gibi Allah, ihtiyaç duyduğu her konuda yapması
gereken herşeyi bildirerek Hz. Meryem'e yardım etmiş
ve bu zor şartlar altında doğumunu en iyi şekilde gerçekleştirmesini
sağlamıştır. Allah Kuran'da Hz. Meryem'in bu durumunu
bize şöyle bildirmektedir:
Derken doğum sancısı onu bir hurma
dalına sürükledi. Dedi ki: "Keşke bundan önce ölseydim
de, hafızalardan silinip unutuluverseydim." Altından
(bir ses) ona seslendi: "Hüzne kapılma, Rabbin senin
alt (yan)ında bir ark kılmıştır." Hurma dalını kendine
doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin."
Artık, ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir
beşer görecek olursan, de ki: "Ben Rahman (olan Allah)a
oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım." (Meryem
Suresi, 23-26)
Allah'ın Hz. Meryem üzerindeki rahmeti ve koruması,
hayatının her safhasında olduğu gibi, bu olayda da açıkça
görülmektedir. Bunun yanı sıra Allah'ın, Hz. Meryem'e
'hüzne kapılmamasını', 'hurma yemesini' bildirmesinin
ve onun yanıbaşında 'bir su arkı yaratmış olmasının'
pek çok hikmeti vardır. Tüm bu ayetler, doğumu kolaylaştıran
pek çok işaret içermektedir. Nitekim Allah'ın Hz. Meryem'in
doğumunu kolaylaştırmak için sunduğu bu nimetlerin,
özellikle hamile ve doğum yapan kadınlar için önemi
ve faydaları, bugün bilimsel olarak da bilinmektedir.
Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
Allah'ın Hz. Meryem'e Hüzne Kapılmamasını
Bildirmesi
Önceki satırlarda değinildiği gibi Hz. Meryem hamileliği
sırasında ailesinden ve yaşadığı toplumdan ayrılarak
doğu tarafında ıssız bir bölgeye yerleşmiş ve doğum
gerçekleşene kadar da burada kalmıştır. Hz. Meryem,
bu şekilde hamilelik dönemini Allah'ın yarattığı bu
mucizeyi anlayamayabilecek insanların yanlış tavırlarından
uzaklaşarak psikolojik açıdan rahat bir ortamda geçirmiştir.
Allah, bu dönemde de Hz. Meryem'i desteklemiş, yardımı
ve rahmetiyle müjdelemiş ve ona 'hüzne kapılmamasını'
bildirmiştir. Kuşkusuz Hz. Meryem'in ıssız
bir yere çekilmesinde olduğu gibi, Allah'ın bu emrinin
de pek çok hikmeti vardır. Hüzne kapılmamak herşeyden
önce mümin ahlakının bir gereğidir. İman sahibi bir
insan nasıl bir zorluk içerisinde olursa olsun Allah'a
güvenmeli ve O'nun kendisine kesin olarak yardım edeceğini
bilmenin rahatlığını yaşamalıdır.


..... Şüphesiz Ben, erkek
olsun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın
işini boşa çıkarmam.....
(Al-i İmran Suresi, 195) |

Bu, tüm müminlerin göstermesi gereken bir ahlaktır
ancak bunun yanı sıra günümüzde modern tıbbın elde ettiği
bilgilere bakıldığında, hamile olan ya da doğum yapmakta
olan bir kadının hüzne kapılmamasının, stresten uzak
bir ruh hali içerisinde olmasının son derece önemli
olduğu görülmektedir.
Allah Kuran'da, Hz. Meryem'e yiyip içmesini ve
'artık gözünün aydın olmasını' haber vermiştir.
Ayrıca, ayetlerde hüzne kapılmaktan sakınıp kendisine
müjdelediği nimetin sevincini yaşamasını da bildirmiştir.
Allah'ın Hz. Meryem'e Hurma Yemesini
Bildirmesi
Allah, Hz. Meryem'e hurma dalını sallayarak, 'henüz
olgunlaşmış taze hurmalardan yemesini' bildirmiştir.
Hurma, günümüzde hem gıda hem de bir ilaç olduğu düşünülen
bir besindir. Günümüzde elde edilen bilgiler, hurmanın
insan vücudunun sağlıklı ve zinde kalabilmesi için hayati
önem taşıyan 10'dan fazla element içerdiğini ortaya
koymaktadır.
Hurmada insan vücuduna bol miktarda hareket
ve ısı enerjisi kazandıran, özümlemesi kolay olan şeker
bulunmaktadır. Üstelik bu şeker kan şekerini hızla yükselten
glikoz değil, meyve şekeri (fruktoz)dir. Hurma hem enerji
verir hem de kasların ve sinirlerin gelişmesini sağlar.
Kalori değerinin çok yüksek olması sebebiyle hastalıktan
güçsüz düşmüş ya da yorgun olan kimselere çok fayda
verir. Hurmanın 100 gramında, 1.5 gram protein, 50 gram
karbonhidrat bulunmaktadır. Kalori değeri ise 225 kcal.'dir.
Taze hurmalarda %60-65 oranında şeker ve %2 oranında
da protein vardır.
Yine modern tıbbın bulgularına göre, hurma özellikle
de doğum yapan kadınlar için de son derece faydalı görülmektedir.
Doktorlar, hamile kadınlara doğum yaptıkları gün meyve
şekerli yiyecek verilmesi gerektiğini belirtmektedirler.
Bunun amacı, annenin zayıf düşen vücuduna enerji ve
canlılık kazandırmak, aynı zamanda da yeni doğan bebeğe
gerekli olan sütü oluşturabilmesi için, süt hormonlarını
harekete geçirmek, anne sütünü çoğaltmaktır.
Bu bilgiler, Allah'ın Hz. Meryem'e, hem kendisine enerji
ve canlılık verecek hem de bebeğin tek gıdası olan sütün
meydana gelmesini sağlayacak 'hurma'dan yemesini bildirmesindeki
bazı hikmetleri ortaya koymaktadır. Günümüzde
bilim adamları, bir insanın ihtiyaç duyabileceği tüm
elementleri içerdiği için, hurmanın önemli bir besin kaynağı olduğunu belirtmektedirler.2
Bu konuda tanınmış uzmanlardan biri olan V. H. W. Dowson
ise, bir hurma ve bir bardak sütün bir insanın günlük
besin ihtiyacını karşılamaya yeteceğini söylemektedir.3


Nimet olarak size ulaşan
ne varsa, Allah'tandır, sonra size bir zarar dokunduğunda
(yine) ancak O'na yalvarmaktasınız. (Nahl Suresi,
53) |

Hurma içerik olarak çok çeşitli vitamin ve minerallere
sahiptir. Lif, yağ ve proteinler açısından da çok zengindir.
Hurmada sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, fiber,
demir, kükürt, fosfor ve klor da bulunmaktadır. Hurma
ayrıca A vitamini, betakaroten, B1, B2, B3 ve B6 vitaminlerini
de içerir. Hurmada bulunan vitamin ve minerallerin hamilelikteki
faydalarından bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
Hurmanın besleyici oranının gücü, içerdiği uygun mineral
dengesinden kaynaklanmaktadır. Hamilelikte meydana gelen
uzun süreli bulantı ve fiziksel tepkimeler nedeniyle
potasyum eksikliği açığa çıkar ve bu
durumda da potasyum takviyesi yapılması gerekir. Hurmada
bol miktarda bulunan potasyum bu açıdan büyük önem taşıdığı
gibi, vücuttaki su dengesinin korunmasında da son derece
etkilidir.
İçerdiği
demir, kırmızı kan hücrelerinde bulunan
hemoglobin sentezini kontrol eder ve bu da hamilelikte
kansızlığın engellemesini ve bebeğin gelişimi için hayati
önem taşıyan kandaki RBC dengesinin uygun hale gelmesini
sağlar. Çok fazla demir içermesi sebebiyle, bir insan
günde 15 tane hurma yiyerek vücudunun demir ihtiyacını
karşılayabilir ve demir eksikliğinden kaynaklanan rahatsızlıklardan
kurtulmuş olur.
Hurmada bulunan kalsiyum ve fosfat
ise, iskelet oluşumu ve vücudun kemik yapısının dengelenmesi
için çok önemli elementlerdir. Hurma içerdiği bol
fosfor, kalsiyum, demir ve gıda maddeleri ile
kansızlığa ve kemik zayıflığına karşı bünyeyi korur
ve bu hastalıkların azaltılmasına yardım eder.
Bilim adamları hurmanın stres ve gerginliği giderici
etkisine de dikkat çekmektedirler. Berkeley Üniversitesi
uzmanlarının yaptığı araştırmalar, sinirleri güçlendiren
B6 vitamininin ve magnezyum
mineralinin hurmada yüksek miktarda bulunduğunu ortaya
koymuştur. Sinir vitamini olarak adlandırılan B6 ile
kasların çalışmasında önemli rol oynayan magnezyum
hurmada bol miktarda mevcuttur. Hurma ayrıca içerdiği
magnezyum ile de, böbrekler için son derece önemlidir.
Bir insan günde 2-3 tane hurma yiyerek vücudunun magnezyum
ihtiyacını karşılayabilir.4
Bunların yanı sıra, hurmada hamilelikte kadınların
alması gereken bir B vitamini olan folik asit de bulunmaktadır.
Folik asit (B9), vücutta yeni kan hücresi
yapımında, aminoasit yapımında ve hücrelerin yenilenmesinde
önemli görevler üstlenen bir vitamindir. Bu yüzden hamilelikte
folik asit ihtiyacı belirgin şekilde artar ve günlük
ihtiyaç iki katına çıkar. Folik asit seviyesi yetersiz
olduğunda yapısal olarak normalden büyük, ancak işlevleri
düşük alyuvar hücreleri meydana gelir ve kansızlık belirtileri
ortaya çıkar.
Özellikle hücre bölünmesinde ve hücrenin genetik yapısının
oluşmasında önemli rol oynayan folik asit, hamilelik
sırasında gereksinimi iki katına çıkan tek maddedir.
Hurma da, folik asit açısından çok zengin bir besin
türüdür.
Hamilelikte A vitaminine olan ihtiyaç
ise, günlük olarak 800/ug'e kadar yükselmektedir. Hurma
da, A vitaminin öncüsü olan betakaroten
açısından son derece zengindir.5

|
 
Allah, Hz. Meryem'e hurma yemesini vahyederek,
hurmada bulunan faydalı vitamin ve minerallere
dikkat çekmiş olabilir. |

Ayrıca diğer meyveler genellikle protein açısından
yetersizdir, ancak hurma proteinleri de içermektedir.6
Yine hurmada bulunan oksitosin maddesi
de, modern tıpta doğumu kolaylaştırıcı bir ilaç olarak
kullanılmaktadır. Oksitosin, doğumu kolaylaştırıcı etkisi
nedeniyle pek çok kaynakta "rapid birth" yani "hızlı
doğum" sözleriyle tanımlanmaktadır. Doğum sonrasında
ise anne sütünü artırıcı etkisiyle bilinmektedir.7
Hurma ile ilgili tüm bu bilgiler, Allah'ın sonsuz ilmini
ve Hz. Meryem üzerindeki rahmetini ortaya koymaktadır.
Hz. Meryem, Allah'ın ilhamıyla yediği hurma sayesinde,
belki de o sırada ihtiyaç duyduğu her türlü besini karşılama
imkanı bulmuş, doğumunu kolaylaştıracak bir imkan elde
etmiştir (Doğrusunu Allah bilir).
Peygamber Efendimiz (sav) de "İçinde hurma bulunan
evin halkı aç kalmaz'' hadis-i şerifiyle, modern
tıbbın ancak günümüzde tespit edebildiği hurmanın faydalarına
dikkat çekerek, hikmetli bir tavsiyede bulunmuştur.8
Allah'ın Hz. Meryem'in Yanında
Bir Su Arkı Kılması
Burada üzerinde düşünülmesi gereken hikmetlerden bir diğeri ise, Allah'ın Hz. Meryem'e hurma ile birlikte bir su arkı kılması ve ona yiyip içmesini bildirmiş olmasıdır. Allah, Hz. Meryem'e, 'onun hemen alt yanında
bir su arkı kıldığını, artık yiyip içmesini ve gözünün
aydın olmasını' bildirmiştir.
Suyun da aynı hurma gibi, kas hareketlerini düzenleyerek
doğum sancısını hafifletici özellikleri bulunmaktadır.
Öncelikle suyun sadece görülmesi veya sesinin işitilmesi
bile otonom olarak kasların hareketini düzenlemektedir.
Nitekim modern doğum klinikleri doğum işlemini havuz
içerisinde gerçekleştirerek bu durumdan faydalanmaktadırlar.
Bunun yanı sıra bilindiği gibi su, yaşamın devamı ve
sağlığın korunabilmesi için mutlaka gerekli olan hayati
bir maddedir. İnsan vücudunda gerekleşen hemen hemen
her fonksiyonda; vücut sıcaklığının ayarlanması, besin
maddelerinin ve oksijenin taşınması, atık maddelerin
hücrelerden uzaklaştırılması, eklemlerin düzgün işlev
görmesinin sağlanması, cildin nem ve elastikiyetinin
sağlanması, sindirimin kolaylaştırılması, organ ve dokuların
korunmasının sağlanmasında su büyük önem taşımaktadır.
Günümüzde suyun tedavi amaçlı kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır.
Suya dokunmak, su ile temas halinde olmak bağışıklık
sistemini uyarmakta, stres karşıtı hormonların üretimini
hızlandırmakta, kan dolaşımını ve metabolizmayı canlandırmakta,
ağrıları hafifletmektedir.9
Hamilelikte ise, suyun çok fazla açıdan önemi vardır.
Hamilelik sırasında, hem artan kan miktarı hem de gelişmekte
olan bebek nedeniyle, süt veren kadınlarda ise süt üretimi
nedeniyle suya özellikle ihtiyaç vardır. Anne sütünün
%87'sinin sudan oluştuğu göz önünde bulundurulacak olunursa,
suyun doğum sonrasında da oldukça önemli olduğu anlaşılmaktadır.
Bunların yanı sıra, hem annenin hem de bebeğin kanındaki
elektrolit dengesinin sağlanabilmesi için de suya ihtiyaç
vardır. Hamilelikte salgılanan hormonlar vücudun sıvıları
kullanım şeklini değiştirir. Hamileliğin sonlarına doğru
annenin kanının hacmi yaklaşık 1,5 katına çıkar. Hamilelik
döneminde kadının solunum yolu ile kaybettiği su miktarı
da hamilelik öncesine göre çok daha fazlalaşır. Bebeğin
içinde bulunduğu amniyon sıvısı her üç saatte bir kendini
yenilemektedir. Yetersiz su alımına bağlı dehidrasyon
durumunda amniyon sıvısının miktarı da azalabilmektedir.
Hamilelikte dehidrasyonun bir başka olumsuz etkisi
de erken doğum ağrılarıdır. Dehidrasyon durumunda salgılanan
bazı hormonlar doğum kasılmalarını başlatan hormonu
taklit ederek erken doğum kasılmalarına neden olabilirler.
Erken doğum tehdidine karşı uygulanan tedavi işlemi,
damar yolunun açılarak sıvı verilmesidir. Bu ise sıvı
alımının önemini belirtmek açısından dikkat çekicidir.
Çoğu zaman hafif kasılmalar sadece sıvı verilmesi ile
kaybolur gider.
Su ayrıca vücudun taşıma sistemidir. Besin maddelerini
ve oksijeni kan yolu ile bebeğe taşıyan da yine sudur.
Su aynı zamanda hamilelikte sık görülen ve erken doğum
ya da düşüklere neden olabilen bazı enfeksiyonların
önlenmesinde de aktif rol alır. Yeteri kadar su içildiğinde,
enfeksiyon riski azalır.10
Doktorlar hamile kadınların, su ihtiyaçlarının hamile
olmadıkları döneme oranla en az %50 miktarında artış
gösterdiğini, bu nedenle de yeterli su içilmemesi durumunda
vücudun harcadığı sıvılardan tasarruf yoluna giderek
çeşitli rahatsızlıklara yol açacağını belirtmektedirler.11


Ey insanlar, Allah'ın üzerinizdeki
nimetini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran
Allah'ın dışında bir başka yaratıcı var mı? O'ndan
başka İlah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz?
(Fatır Suresi, 3) |

Bilimin ortaya koyduğu tüm bu gerçekler Allah'ın Hz.
Meryem için bir su arkı kılmasının ve yiyip içmesini
bildirmesinin ne kadar hikmetli olduğunu bir kez daha
gözler önüne sermekte ve Allah'ın sonsuz ilminin delillerini
oluşturmaktadır.
Hz. Meryem'in Hurma Dalını Kendisine
Doğru Sallaması
Allah, doğum sancısı içerisinde bir hurma dalına ilerlediği
sırada Hz. Meryem'e 'hurma dalını kendisine
doğru sallamasını' (Meryem Suresi, 25) bildirmiştir.
Günümüzde doktorlar doğum sırasında insanın bir şeyi
tutup kendisine doğru çekmesinin kaslar üzerinde faydalı
etkileri olabileceğini ifade etmektedirler. Bu amaçla
doğum sırasında kadınlara, sancıyı giderebilmek ya da
çocuğun rahatlıkla doğabilmesini sağlamak için çeşitli
hareketler yaptırırlar. Bu hareketlerin vücutta oluşan
baskı hissinin ve doğum sırasında ortaya çıkabilecek
sorunların azalmasını ve doğumun daha kısa sürmesini
sağlayacağı düşünülmektedir.12
Doktorlar, doğumun, ilk sancılarından hemen sonra gerçekleşen
ikinci evresinde, kadının başının hafif yukarıda olmasının
yerçekimi gücünden de faydalanmak açısından oldukça
önemli olduğunu belirtmektedirler. Bunun yanı sıra hastanelerde
bulunan doğum masalarına, kadınların rahat doğum yapabilmeleri
amacıyla güç almalarını sağlayan tutacak saplar ya da
ayak pedalları yerleştirilmektedir.
Bazı hekimler ise bu evrede hastanın doğum masasında
yatması yerine çömelmesini veya özel sandalyelere oturmasını
tercih ederler. Günümüzdeki teknolojik gelişmelerden
kısa bir süre öncesine kadar ise, çoğu sağlık merkezinde
bu amaçla kullanılan bir başka yöntem de, annenin tavandan
sarkıtılan bir ipe asılarak kendisini yukarı doğru çekmeye
çalışmasıdır. Bütün bu tekniklerin teorik olarak doğru
ve mantıklı olduğu bilinmektedir.13

Günümüzde yapılan tüm bu tıbbi uygulamalar, Allah'ın
Hz. Meryem'e hurma dalını kendisine doğru çekip sallamasını
ilham etmesinin bu yönde de hikmetleri olabileceğini
ortaya koymaktadır (Doğrusunu Allah bilir).
Hz. Meryem'in Hz. İsa ile Birlikte
Kavmine Geri Dönmesi
Hz. Meryem ailesinden uzaklaşıp çekildiği ıssız bölgeden
Hz. İsa ile birlikte geri döndüğünde, kavmindeki insanlar
bu durumun Allah'ın yarattığı bir mucize olduğunu kavrayamamış
ve Hz. Meryem'e yönelik birtakım çirkin iftiralarda
bulunmuşlardır. Hem İmran ailesinin, hem de Hz. Meryem'in
Allah'tan korkan dindar kimseler olduklarını, güzel
ahlaklarını ve iffetlerine olan düşkünlüklerini bildikleri
halde, ona birtakım iftiralar atmışlardır. Allah Kuran'da
kavminin Hz. Meryem'e yönelik bu iftiralarını şöyle
bildirmiştir:
Böylece onu taşıyarak kavmine geldi.
Dediler ki: "Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı
bir şey yaptın. Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban
kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir
kadın) değildi." (Meryem Suresi, 27-28)
Kuşkusuz bu durum Hz. Meryem için Allah'tan gelen bir
denemedir. İffetini koruyan, Allah'tan korkup sakınan
bir kimse olmasına rağmen, kavminin bu yöndeki iftiralarına
maruz kalmıştır. Bu kimseler aslında onun üstün ahlakına
ve şerefli yaşantısına çok yakından şahit oldukları
halde, yine de bu durumu görmezlikten gelmişlerdir.
Hz. Meryem ise, üstün ahlakıyla yine Allah'a sığınmış
ve onların bu iftiralarına karşı Allah'ın en güzel karşılığı
vereceğini bilerek tevekkül etmiştir.
Hz. Meryem'in Konuşma Orucu Tutması
Hz. Meryem, başına gelen her olayda Allah'a yönelip
dönmüş, yardımı, desteği yalnızca Allah'tan beklemiş
ve her defasında da Allah'ın geniş fazlı ve rahmetiyle
karşılık görmüştür. Kavminin kendisine yönelttiği iftiralarda
da, yine Rabbimiz'in kendisini onların tüm iftiralarından
en güzel şekilde temize çıkaracağını bilmenin güvenini
yaşamıştır. Nitekim Allah Hz. Meryem'e "...
Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki:
"Ben Rahman (olan
Allah)a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım."
(Meryem Suresi, 26) şeklinde bildirerek, kavminin
karşısına çıktığında onlara 'Allah'a konuşma orucu adadığını'
söylemesini vahyetmiştir.
Hz. Meryem, kavminin yanına gittiğinde, kendisiyle
konuşmak isteyen ve suçlamalarda bulunan kimselere,
"Beşikte de, yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.
Ve O salihlerdendir." (Al-i İmran Suresi, 46)
şeklinde müjdelediği, Hz. İsa'yı işaret etmiştir.
Bu işaretle Allah büyük bir mucize gerçekleştirmiş
ve Hz. İsa'yı henüz beşikte olduğu halde konuşturarak
Hz. Meryem'e çok büyük bir yardımda bulunmuştur. Allah,
kavminin Hz. Meryem'den beklediği açıklamayı, Hz. İsa'ya
söyletmiş, hem onu atılan iftiralardan temize çıkarmış,
hem de bir mucize ile Hz. İsa'nın elçiliğini İsrailoğulları'na
müjdelemiştir:
Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti.
Dediler ki: "Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl
konuşabiliriz?" (İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın
kuluyum. (Allah) Bana Kitabı verdi ve beni peygamber
kıldı. Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve
hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet
(emr) etti. Anneme itaati de. Ve beni mutsuz bir zorba
kılmadı. Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün
ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de. İşte Meryem
oğlu İsa; hakkında kuşkuya düştükleri "Hak Söz". (Meryem
Suresi, 29-34)
Allah'ın Hz. İsa'ya beşikte iken nutuk verip konuşturmuş
olması, Hz. Meryem'e karşı çirkin iftiralarda bulunan
kavminde büyük bir şaşkınlığa neden olmuştur. Bu olayla
birlikte, Allah'ın "Irzını koruyan
(Meryem); Biz ona Kendi Ruhumuz'dan üfledik, onu ve
çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık." (Enbiya Suresi,
91) ayetiyle bildirdiği gibi, her ikisinin de
Allah'ın insanlar üzerine üstün kıldığı kimseler olduğu
anlaşılmaktadır. Hz. Meryem'in ne kadar üstün ahlaka
sahip bir insan olduğu, onurlu ve temiz kişiliği bu
konuşmayla ortaya çıkmış ve inkarcı kavmin tuzakları
en güzel şekilde bozulmuştur.
Allah "Biz, Meryem'in oğlunu ve annesini
bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli ve akarsuyu
olan bir tepede yerleştirdik." (Müminun Suresi,
50) ayetiyle, bu olayların ardından Hz. Meryem
ve Hz. İsa'nın hayatlarını yine Allah'ın rahmeti altında
devam ettirdiklerini bildirmiştir.
Allah'ın Hz. Meryem Aleyhinde
Konuşanlara Verdiği Karşılık
İsrailoğulları, Allah'ın göstermiş olduğu bu mucizelerle
Hz. Meryem'in ve Hz. İsa'nın Allah'ın üstün kıldığı
kimseler olduklarına açıkça şahit olmuşlardır. Allah,
kendilerine gösterilen bu mucizevi olaya rağmen, hala
Hz. Meryem'e iftirada bulunmayı sürdüren kimseler için
büyük bir azap olduğunu şöyle bildirmiştir:
(Bir de) İnkara sapmaları ve Meryem'in aleyhinde büyük bühtanlar söylemeleri ve: "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) (Nisa Suresi, 156-157)
Hz. Meryem'in Üstün Ahlakı
Hz. Meryem hayatı boyunca gösterdiği üstün ahlak ile
tüm Müslüman kadınlar için önemli bir örnek olmuştur.
Allah Hz. Meryem'e dünyada önemli bir sorumluluk yüklemiş
ve bu şerefli görev için onu Kuran'ın ifadesiyle 'güzel
bir bitki gibi' yetiştirmiştir.
Allah, onu İmran ailesi gibi seçkin kılmış, güçlü ve
samimi iman sahibi kimselerin soyundan kılarak, onun
bu üstün ahlaklı insanlar tarafından yetiştirilmesini
sağlamıştır. Bunun yanı sıra Allah, Hz. Zekeriya'nın
eğitimiyle, Hz. Meryem'i üstün ve seçkin bir peygamberin
ahlakıyla ahlaklandırmıştır.

 
Cima de Conegliano'nun
Venedik'teki Carmini Kilisesi'nde sergilenen 1509-10
tarihli tablosu. |

Allah'ın rahmeti sayesinde, doğduğu andan itibaren
bu kutlu insanların eğitimiyle şereflenen Hz. Meryem,
güçlü bir iman ve üstün bir ahlak seviyesine ulaşmıştır.
Bu olgunluğa eriştikten sonra ise Allah mucizelerini
göstererek, Hz. Meryem'in üzerindeki rahmetini, korumasını
ve merhametini yakinen görmesini sağlamıştır. Hz. Meryem'in
ibadet ederken mihrapta sürekli olarak yiyecek bulması,
Allah'ın ona olan desteğinin ve rahmetinin açık bir
göstergesidir. Allah daha sonra Hz. Meryem'i Cebrail
ile görüştürerek, ona olan bu rahmetini Cebrail'in sözleriyle
de bildirmiştir.
Hz. Meryem hayatının her anında Allah'a karşı göstermiş
olduğu güzel ahlakıyla, Allah'a olan içten bağlılığını
ve sadakatini en güzel şekilde ortaya koymuştur. Allah'ın
kendisini denediği tüm zorlu olaylardaki kararlılığı,
tevekkülü, kayıtsız şartsız teslimiyetiyle de, Allah'a
ne kadar gönülden ve samimiyetle bağlı olduğunu en güzel
şekilde ifade etmiştir.
Hz. Meryem'in yaşadığı tüm zorlu anlarda tek başına
olması, onun için başlı başına önemli bir deneme konusu
olmuştur. Zira insanlar zorluk anlarında daima kendilerine
yardım edecek, destek olacak yol gösterecek birilerine
ihtiyaç duyar ve olmadığında da kimileri yalnızlıklarından
dolayı bir zayıflık ve üzüntü hissine kapılırlar. Hz.
Meryem'de ise asla böyle bir durum söz konusu olmamıştır.
O, herşeyi yalnızca Allah'tan beklemiş, yalnızca Allah'a
güvenmiştir.
Desteği, yardımı ancak Allah'tan istemiş ve O'nun göstereceği
yola uymanın, O'nun sözüne itaat etmenin kendisine yeteceğini
bilmiştir. En zor anında bile ümitsizliğe, karamsarlığa
kapılmamış, Allah'ın tüm yaşadıklarını mutlaka hayra
dönüştüreceğini, zorlukların her birini en güzel şekilde
gidereceğini bilerek Allah'a gönülden teslim olmuştur.
Nitekim Allah, yaşadığı her zorlukla beraber, onun için
bir kolaylık kılmış, onu daima yardımı ve rahmetiyle
desteklemiş ve karşılaştığı zorlukları çok büyük hayırlara
ve güzelliklere dönüştürmüştür.
Bunun yanı sıra karşı karşıya kaldığı olayları nasıl
çözebileceği konusunda hiçbir tecrübesinin olmaması
da Hz. Meryem için önemli bir imtihan sebebi olmuştur.
Hamile kalmış ve tek başına bir çocuk dünyaya getirmek
durumunda kalmıştır. Bu konuda hiçbir tecrübesi yoktur.
Ancak hayatının her safhasında olduğu gibi, bu olayda
da hiçbir şekilde bir yılgınlığa kapılmamıştır. Çok
güçlü, iradeli ve kararlı bir kişilik sergilemiş ve
Allah'ın yardımıyla tüm bunların en güzel şekilde üstesinden
gelebileceğini bilmenin huzurunu ve güvenini yaşamıştır.
Nitekim bu konuda da Allah onu olabilecek en mükemmel
nimetlerle desteklemiş, işini kolaylaştırmış ve gösterdiği
güçlü karakterden dolayı onu başarılı kılmıştır.
Hz. Meryem'in ahlakındaki üstünlüğün bir başka göstergesi
ise onun üstlendiği zor sorumluluğu yerine getirirken
yaşadığı sıkıntılar karşısında güzel bir sabır gösterebilmiş
olmasıdır. Hz. Meryem çok önemli ve şerefli bir görev
üstlenmiştir. Ancak bu üstün ve şerefli durumun, kavmi
tarafından gereği gibi anlaşılamaması, inkar içerisinde
olan halkının kendisine haksız bir bakış açısıyla yaklaşıp
iftiralarda bulunması, Hz. Meryem için önemli bir sabır
ve deneme konusu olmuştur. Bu aşamada da Allah'a olan
güveninde sabır ve kararlılık göstermiştir. Güçlü, iradeli
ve dirayetli kişiliğinden hiçbir şekilde taviz vermemiştir.
Her olayın Allah'ın kontrolünde olduğunu ve Allah'ın
kendisini tüm bu iftiralardan en güzel şekilde temize
çıkaracağını bilerek, bu olaylara ve insanların cahilce
tavırlarına karşı güzel bir sabır ile sabretmiştir.
Hz. Meryem'in bu olaylar sırasında dikkat çeken bir
başka özelliği ise, insanların rızasından tamamen sıyrılmış
olmasıdır. Allah'a katıksız bir iman ile teslim olmuştur.
Bu nedenle de insanların yorumlarından, kınamalarından
hiçbir şekilde etkilenmemiştir. Samimi imanı ve ihlasından
dolayı onun için asıl önemli olan Allah'ın rızasına
uygun hareket edebilmiş olmaktır.
Görüldüğü gibi Hz. Meryem her işinde daima katıksız
olarak Allah'a yönelmiş, imanındaki ve Allah'a olan
teslimiyetindeki bu samimiyet sonucunda da, her zaman
için Allah'ın rahmetiyle karşılık görmüştür.
Unutulmamalıdır ki, güzel ahlakı başkalarına da anlatmanın
iki yolu vardır. İnsan kimi zaman güzel ahlakı sözleriyle,
kimi zaman da tüm bunları insanlar için güzel bir örnek
oluşturarak davranışlarıyla anlatır. Bu iki yol arasında,
en makbul ve aslında en etkili olanı, insanın tavırlarıyla
yaptığı tebliğdir. Çünkü bu en samimi olandır. Taklit
edilmesi mümkün değildir. Ancak imanın kalpte samimi
olarak yaşanmasıyla, insanın inandıklarını en samimi
şekilde hayata geçirip tavırlarına yansıtmasıyla gerçekleşebilir.
Hz. Meryem bu üstün ahlakı gösterebilmiş, imanıyla,
tavırlarıyla ve ahlakıyla tüm insanlık için önemli bir
örnek ve tebliğ vesilesi olmuştur. Onun insanlara olan
bu samimi tebliği, Allah'ın dilemesiyle en güzel şekilde
karşılık görmekte, iman edenlerin imanda derinleşip,
Hz. Meryem'in örnek ahlakını yaşamaları ve Hz. Meryem
karakterini kazanmaları için önemli bir vesile olmaktadır.
  |