|
Peygamberimiz (sav)'in Tebliği
Hz. Muhammed (sav), Allah'ın
"Şu halde, sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun
gibi doğru bir istikamet tuttur..." (Şura Suresi,
15) ayetiyle de bildirdiği gibi insanları uyarmakla
görevlendirdiği son peygamberidir. Peygamberimiz (sav),
tüm diğer elçiler gibi insanları doğru yola, Allah'a
iman etmeye, ahiret için yaşamaya ve güzel ahlaka çağırmıştır.
Bu daveti sırasında kullandığı yöntemler, konuları anlatış
şekli, üslubu her Müslümana örnek olmalı, her Müslüman
insanları dine davet ederken Peygamber Efendimiz (sav) gibi
konuşmalı ve davranmalıdır.
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'e, kendisinin insanları
uyarmakla görevli olduğunu belirtmesi şöyle emredilmiştir:
De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret
üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da.
Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim."
(Yusuf Suresi, 108)
Peygamber Efendimiz (sav) insanları uyarmak için elinden
geleni en fazlasıyla yapmış, mümkün olan en fazla sayıda
insanı uyarmak için çaba göstermiştir. Bir ayette şöyle
bildirilir:
De ki: "Şahidlik bakımından hangi şey
daha büyüktür?" De ki: "Allah benimle sizin aranızda
şahiddir. Sizi -ve kime ulaşırsa- kendisiyle uyarmam
için bana şu Kuran vahyedildi. Gerçekten Allah'la beraber
başka ilahların da bulunduğuna siz mi şahidlik ediyorsunuz?"
De ki: "Ben şehadet etmem." De ki: O, ancak bir tek
olan ilahtır ve gerçekten ben, sizin şirk koşmakta olduklarınızdan
uzağım. (Enam Suresi, 19)
Peygamberimiz (sav) Kuran'ı tebliğ ederken, müşriklerin
atalarından kendilerine miras kalan sapkın dinlerini
tamamen değiştirmiş ve bu nedenle onların baskı ve karşı
koymaları ile karşılaşmıştır. Ancak o Allah'ın emrine
uyarak, onların baskı ve alaylarına hiçbir zaman aldırış
etmemiştir. Allah, Peygamberimiz (sav)'e ayetlerde şöyle
buyurmaktadır:
Öyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça
söyle ve müşriklere aldırış etme. Şüphesiz o alay edenlere
(karşı) Biz sana yeteriz. (Hicr Suresi, 94-95)
Günümüzde de Müslümanların, insanların rızalarını gözetmeden,
kim ne der diyerek düşünmeden Kuran ahlakını insanlara
anlatmaları, Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uyarak
"kınayanın kınamasından korkmamaları" gerekir. Bu, Allah'ın
razı olacağı ve cenneti ile müjdelediği bir ahlak ve
takva alametidir. Peygamber Efendimiz (sav), Müslümanlara
bu sünnetine uymalarını şöyle bildirmiştir:
"Benim tebliğ ettiklerimi, beni görenler
(şahid olanlar) görmeyenlere tebliğ etsin, duyursun."33
PEYGAMBERİMİZ (SAV) İNSANLARA ALLAH'IN
SONSUZ GÜÇ SAHİBİ OLDUĞUNU ANLATMIŞTIR
İsmail Hakkı Altunbezer.
Celi sülüs levha. Kuran'dan bir ayet; "...
Doğrusu Allah herşeye güç yetirendir." (Bakara
Suresi, 20)
|
İnsanların Allah'ın gücünü gereği gibi takdir edip,
O'ndan korkup sakınarak güzel ahlak göstermeleri için
Peygamberimiz (sav) insanlara Allah'ın gücünün ve yaratışındaki
ihtişamın delillerini anlatmış, onların Allah'ı severek
O'ndan korkup sakınmalarına vesile olmuştur. Kuran'da
Peygamberimiz (sav)'e, Rabbimizin yaratışının delillerini
ve gücünü şu ayetlerle anlatması bildirilmiştir:
De ki: "Gördünüz mü söyleyin; Allah,
kıyamet gününe kadar geceyi sizin üzerinizde kesintisizce
sürdürecek olsa, Allah'ın dışında size aydınlık verecek
ilah kimdir? Yine de dinlemeyecek misiniz?" De ki: "Gördünüz
mü söyleyin, Allah kıyamet gününe kadar gündüzü sizin
üzerinizde kesintisizce sürdürecek olsa Allah'ın dışında
size içinde dinleneceğiniz geceyi getirecek ilah kimdir?
Yine de görmeyecek misiniz? (Kasas Suresi, 71-72)
Hz. Muhammed (sav) ahirete inanmayanlara da Allah'ın dünyadaki yaratılış delillerini anlatmış ve tüm bunları yaratmaya kadir olan Allah'ın elbette ahirette bunların benzerlerini de yaratmaya güç yetirdiğini açıklamıştır. Peygamberimiz (sav)'in bu önemli gerçeği kavmine bildirmesi ayette şöyle haber verilmiştir:
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da,
böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın, sonra
Allah ahiret yaratmasını (veya son yaratmayı) da inşa
edip yaratacaktır. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir."
(Ankebut Suresi, 20)
Peygamberimiz (sav), Allah'ın her türlü eksiklikten
münezzeh olduğunu, hiçbir şeye ihtiyaç duymadığını insanlara
tebliğ ettiği ayetlerden bazıları şöyledir:
De ki: "O, gökleri ve yeri yaratırken
ve O, (hep) besleyen (hiç) beslenmezken, ben Allah'tan
başkasını mı veli edineceğim?" De ki: "Bana gerçekten
Müslüman olanların ilki olmam emredildi ve: Sakın müşriklerden
olma." (denildi.) De ki: "Şüphesiz ben, Rabbime isyan
edersem o büyük günün azabından korkarım." (Enam Suresi,
14-15)
Allah'ın eşi, benzeri olamayacağını ve Rabbimizin herşeyin
tek sahibi olduğu Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
De
ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır."
De ki: "Öyleyse, O'nu bırakıp kendilerine bile yarar
da, zarar da sağlamaya güç yetiremeyen birtakım veliler
mi (tanrılar) edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen (a'ma)
ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla
nur eşit olabilir mi?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratması
gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince
birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah, herşeyin yaratıcısıdır
ve O, tektir, kahredici olandır." (Rad Suresi, 16)
Hz. Muhammed (sav), Allah'ın varlığını bildikleri halde
O'nun üstün kudretini düşünmeyen, bundan dolayı O'nun
büyüklüğünü takdir edemeyen kavmine, Allah'ın varlığını
ve büyüklüğünü ikrar ettirmiştir. Ve bunun ardından,
onları öğüt almaya ve korkup sakınmaya davet etmiştir.
Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:)
Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir?" "Allah'ındır"
diyecekler. De ki: "Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?"
De ki: "Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir?"
"Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de sakınmayacak
mısınız?" De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Herşeyin
melekutu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup
kolluyorken kendisi korunmuyor." "Allah'ındır" diyecekler.
De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz?"
(Müminun Suresi, 84-89)
PEYGAMBERİMİZ (SAV) İNSANLARA TEK DOĞRU
YOLUN ALLAH'IN YOLU OLDUĞUNU BİLDİRMİŞTİR
İnsanların bir kısmı kendilerine yol olarak sapkın,
yanlışlıklarla, batıl inançlarla ve zararlı fikir ve
yöntemlerle dolu yolları seçerler. Bunların her biri
insanlara dünyada ve ahirette kayıptan başka bir şey
getirmez. Peygamberimiz (sav) ise, insanları en şerefli
ve güzel olan yola, Allah'ın yoluna çağırmış, insanların
dünyada ve ahirette kurtuluşlarına vesile olmak için
gayret etmiştir.
De ki: "Bize yararı ve zararı olmayan
Allah'tan başka şeylere mi tapalım? Allah bizi hidayete
erdirdikten sonra, şeytanların ayartarak yerde şaşkınca
bıraktıkları, arkadaşlarının da: "Doğru yola, bize gel"
diye kendisini çağırdığı kimse gibi topuklarımız üzerinde
gerisin geri mi döndürülelim?" De ki: "Hiç şüphesiz
Allah'ın yolu, asıl yoldur. Ve biz alemlerin Rabbine
(kendimizi) teslim etmekle emrolunduk." (Enam Suresi,
71)
Peygamber Efendimiz (sav), hadis-i şeriflerinde de en doğru
yolun Allah'ın ve Resulünün yolu olduğunu belirtmişlerdir:
"Muhakkak ki,
en güzel söz Allah'ın kitabıdır. En güzel yol da Muhammed'in
yoludur."34
PEYGAMBERİMİZ (SAV) İNSANLARI ŞİRKTEN
SAKINDIRMIŞTIR
Peygamberimiz (sav)'in insanları sakındırdığı en önemli
konulardan biri şirktir. Kuran ayetlerinde de görüldüğü
gibi Hz. Muhammed (sav), insanlara daima Allah'ın tek
ilah olduğunu, O'nun dışında hiçbir varlığın hiçbir
güce sahip olmadığını söylemiş ve müşrikliğe karşı onları
uyarmıştır. Pek çok ayette Peygamberimiz (sav)'e insanları
şirke karşı uyarması haber verilmiştir. Bu ayetlerden
bazıları şöyledir:
De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret
üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da.
Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim."
(Yusuf Suresi, 108)
De ki: "Ben gerçekten, yalnızca Rabbime
dua ediyorum ve O'na hiç kimseyi (ve hiçbir şeyi) ortak
koşmuyorum." De ki: "Doğrusu ben, sizin için ne bir
zarar, ne de bir yarar (irşad) sağlayabilirim." De ki:
"Muhakkak beni Allah'tan (gelebilecek bir azaba karşı)
hiç kimse asla kurtaramaz ve O'nun dışında asla bir
sığınak da bulamam." (Cin Suresi, 20-22)
De ki: "Ben, dini yalnızca O'na
halis kılarak Allah'a ibadet etmekle emrolundum." "Ve
ben, Müslümanların ilki olmakla da emrolundum." De ki:
"Ben, Rabbime isyan ettiğim takdirde, büyük bir günün
azabından korkarım." De ki: "Ben dinimi yalnızca O'na
halis kılarak Allah'a ibadet ederim." "Siz, O'nun dışında
dilediklerinize ibadet edin." De ki: "Gerçekten hüsrana
uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini hem yakınlarını
hüsrana uğratanlardır. Haberiniz olsun; bu apaçık olan
hüsranın kendisidir." (Zümer Suresi, 11-15)
Ya da halkı sürekli yaratmakta
olan, sonra onu iade edecek olan ve sizi gökten ve yerden
rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı?
De ki: "Eğer doğru söylüyor iseniz, kesin-kanıt (burhan)ınızı
getiriniz." (Neml Suresi, 64)
Kavmine Allah'ın tek İlah olduğunu hatırlatan Hz. Muhammed
(sav), aynı zamanda Allah'a eş koştuklarının hiçbir
şeyi yaratamayacaklarını, kimseye zarar vermeye veya
fayda sağlamaya güçleri yetmeyeceğini de çeşitli şekillerde
tebliğ etmiştir. Bu konudaki ayetlerden bazıları şöyledir:
De ki: "O'nun dışında (ilah olarak)
öne sürdüklerinizi çağırın, onlar sizden ne zararı uzaklaştırabilirler,
ne de (onu yararınıza) dönüştürebilirler." (İsra Suresi,
56)
De ki: "Gördünüz mü haber verin;
Allah'tan başka taptıklarınız, yerden neyi yaratmışlar,
bana gösterin? Yoksa onların göklerde bir ortaklığı
mı var? Eğer doğru sözlüler iseniz, bundan önce bir
kitap ya da bir ilim kalıntısı (veya bir eser) varsa,
bana getirin." (Ahkaf Suresi, 4)
De ki: "Allah'ın dışında (Tanrı
diye) öne sürdüklerinizi çağırın. Onların göklerde ve
yerde bir zerre ağırlığınca bile (hiçbir şeye) güçleri
yetmez; onların bu ikisinde hiçbir ortaklığı olmadığı
gibi, O'nun bunlardan hiçbir destekçi olanı da yoktur."
(Sebe Suresi, 22)
De ki: "Siz, Allah'ın dışında
taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber verin;
yerden neyi yaratmışlardır? Ya da onların göklerde bir
ortaklığı mı var? Yoksa Biz onlara bir kitap vermişiz
de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler?
Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını
vadetmiyorlar." (Fatır Suresi, 40)
İnsanların birçoğu Allah'ın varlığını kabul eder ancak
Allah'ın gücünü ve büyüklüğünü takdir edemez, Allah'tan
başka varlıkların kendisine yarar getirebileceğini zanneder,
tek dost ve yardımcının Allah olduğunu kavrayamaz. Peygamberimiz
(sav) ise, kavmine bu gerçekleri anlatmış ve onları
şirkten arındırmaya çalışmıştır. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
Mustafa Rakım Efendi.
1797. "Allah'ı Tenzih ederim ve O'na hamd ederim.
O'ndan başka ilah yoktur. "Andolsun en büyüktür
ve Allah'tan başka kuvvet yoktur. |
Andolsun, onlara: "Gökleri ve
yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Allah"
diyecekler. De ki: "Gördünüz mü haber verin; Allah'tan
başka taptıklarınız, eğer Allah bana bir zarar dileyecek
olsa, O'nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana
bir rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini tutup-önleyebilecekler
mi" De ki: "Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar,
O'na tevekkül etsinler." (Zümer Suresi, 38)
De ki: "Size bir kötülük isteyecek
olsa sizi Allah'tan koruyacak, veya size bir rahmet
isteyecek olsa (buna engel olacak) kimdir?" Onlar, kendileri
için Allah'ın dışında ne bir veli, ne bir yardımcı bulamazlar.
(Ahzab Suresi, 17)
İnsanın tek dostu ve koruyucusu kendisini yaratan Allah'tır.
Ne var ki Allah'tan korkmayan insanlar bunu kabul etmek
istemezler. Ancak zorluk anlarında, çaresiz olduklarını
açıkça görebildikleri bazı olaylarda bu insanlar, kendilerine
Allah'tan başka hiç kimsenin yardım edemeyeceğini anlarlar.
Peygamberimiz (sav) de insanlara bu gerçeği hatırlatmıştır.
Bir sıkıntıya, bir zarara uğradığı zaman, insanın Allah'tan
başka hiçbir yardımcısının olmadığını söylemiştir. Bu
konu ile ilgili olarak Kuran'da Peygamberimiz (sav)'e,
kavmine şu hatırlatmayı yapması bildirilmiştir:
De ki: "Düşündünüz mü hiç; eğer size
Allah'ın azabı gelirse ya da saat (kıyamet) gelip çatarsa,
Allah'tan başkasını mı çağıracaksınız? Eğer doğru sözlüler
iseniz (çağırın bakalım.)" Hayır, yalnızca O'nu çağırırsınız,
dilerse kendisini çağırdığınız şeyi açar (giderir) ve
şirk koşmakta olduklarınızı unutursunuz. (Enam Suresi,
40-41)
Peygamberimiz (sav)'in de hatırlattığı bu gerçeği unutmayan
müminler, bir zorlukla karşılaşmadan da, kendilerine
tek yardım edebilecek, onlardan sıkıntı ve zorlukları
tek kaldırabilecek gücün Allah olduğunu bilirler. Kuran'da
şöyle buyrulmaktadır:
De ki: "Sizi karanın ve denizin
karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan
ve) gizliden gizliye ona yalvararak dua etmektesiniz:
-Andolsun, bizi bundan kurtarırsan, gerçekten şükredenlerden
oluruz." De ki: "Ondan ve her türlü sıkıntıdan sizi
Allah kurtarmaktadır. Sonra siz yine şirk koşmaktasınız."
(Enam Suresi, 63-64)
Resulullah Efendimiz hadis-i şeriflerinde de tüm Müslümanları
şirke karşı uyarmıştır:
"(En büyük günah)
Allah seni yaratmış iken, O'na ortak koşmandır."35
Peygamber Efendimiz (sav), bir başka sözünde ise, Allah'ın
şirk dışındaki bütün günahları affedeceğini şöyle bildirmiştir:
Allah buyurur: "Bir
adam bilse ki Ben kudret sahibiyim, günahları affederim.
O şirk etmedikçe, Ben onu affederim."36
Peygamberimiz (sav), özellikle gizli şirkin, insanlar
için ne kadar önemli bir tehlike olduğunu ise şu sözleriyle
açıklamıştır:
"Bana göre, sizin
için deccalden daha ziyade korktuğum şeyi haber vereyim
mi? O, gizli şirktir ki, kişinin kalkıp adamın makamına
gösteriş için amel etmesidir."37
"Şirk ümmetimde
düz taşta karanlık gecede karıncaların gezinişinden
daha gizlidir. Alameti, adaletsizlikten dolayı muhabbet,
ve adaletten dolayı da buğz etmektir. Ve Din, Allah
için sevgi ve Allah için buğzdan başka nedir? Allah
Teala buyurdu ki:"Eğer siz Allah'ı seviyorsanız Bana
tabi olun ki Allah da sizi sevsin."38
PEYGAMBERİMİZ (SAV) GAYBIN BİLGİSİNİN
SADECE ALLAH'A AİT OLDUĞUNU AÇIKLAMIŞTIR
Kuran'da "gayb" kelimesi, insanların bilmedikleri,
görmedikleri gizli olan şeyleri ifade etmek için kullanılmıştır.
Örneğin gelecekte olacak olan olaylar bizim için gayba
ait bilgilerdir. Ancak geleceğe dair tüm bilgiler, her
insanın, her ülkenin, her binanın, her eşyanın geleceği,
her anıyla Allah Katında bilinmektedir. Peygamberimiz
(sav)'e, gayb bilgisinin sadece Allah'a ait olduğunu
insanlara açıklaması şöyle bildirilmiştir:
De ki: "Ne kadar kaldıklarını Allah
daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O,
ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O'nun dışında
onların bir velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi
ortak kılmaz." (Kehf Suresi, 26)
De ki: "Göklerde ve yerde gaybı
Allah'tan başka kimse bilmez. Onlar ne zaman dirileceklerinin
şuuruna varmıyorlar." (Neml Suresi, 65)
De ki: "Şüphesiz Rabbim hakkı
(batılın yerine veya dilediği kimsenin kalbine) koyar.
O, gaybleri bilendir. (Sebe Suresi, 48)
Resulullah Efendimize zaman zaman gaybtan
bazı şeyler sorulduğunda kendisi onlara şu cevabı verirdi:
"Bilmiyorum.
Ben bir kulum; Mevlâm neyi bildirirse onu bilirim. Onun
bildirmediğini bilemem..."39
Ancak Allah'ın kullarından dilediğine gaybın haberlerinden verdiği de ayette bildirilen bir gerçkektir. Rabbimiz ayette şu şekilde buyurmuştur:
O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz). Ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtikleri kimseler) başka... (Cin Suresi, 26-27)
Bir başka ayette ise Allah'ın Peygamberimiz (sav)'e gayb haberlerini vahyettiği şu şekilde bildirilir:
Bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz... (Al-i İmran Suresi, 44)
Nitekim Peygamberimiz (sav) Allah'ın lütfuyla geleceğe dair pek çok haber vermiş ve bu haberlerin her biri tam Peygamber Efendimiz (sav)'in söylediği şekilde tahakkuk etmiştir.
PEYGAMBERİMİZ (SAV) İNSANLARA, ALLAH'IN
EN GİZLİ KONUŞMALARI DAHİL BİLDİĞİNİ HATIRLATMIŞTIR
Bazı insanlar bir kötülük düşündüklerinde ya da taraftarları
olan kişilerle bir kötülük planladıklarında, dedikodu
yaptıklarında, düzenler kurduklarında bunları insanlardan
gizlediklerini zannederler. Oysa Allah her insanın bütün
düşündüklerini, aklından geçirdiklerini, iki kişi arasındaki
fısıldaşmaları, göklerde ve yerde olan herşeyi bilir.
İnsanın an an yaptığı herşeye şahittir. Ve her insan,
gizli gizli yaptığını veya konuştuğunu sandığı herşeyin
hesabını ahirette verecektir. Belki o kişi yaptığı o
kötülük dolu konuşmayı unutacaktır, ancak Allah insanların
unuttukları herşeyi hesap gününde önlerine getirecektir.
Peygamberimiz (sav) de bu konuya dikkat çekerek, insanları
verecekleri hesap için uyarmıştır. Bu konudaki ayetlerden
bazıları şöyledir:
De ki: "Sinelerinizde olanı -gizleseniz
de, açığa vursanız da- Allah bilir. Ve göklerde olanı
da, yerde olanı da bilir. Allah, herşeye güç yetirendir."
(Al-i İmran Suresi, 29)
De ki: "Benimle aranızda şahid
olarak Allah yeter; kuşkusuz O, kullarından gerçeğiyle
haberdardır, görendir." (İsra Suresi, 96)
Buna rağmen yüz çevirecek olurlarsa,
de ki: "Size eşitlik üzere açıklamada bulundum. Tehdit
edildiğiniz (sorgu ve azab günü) yakın mı, uzak mı,
bilemem. Şüphesiz O, sözün açıkta söylenenini de bilmekte,
saklamakta olduklarınızı da bilmektedir." (Enbiya Suresi,
109-110)
De ki: "Siz Allah'a dininizi
mi öğreteceksiniz? Oysa Allah, göklerde ve yerde olanları
bilir. Allah, herşeyi bilendir." (Hucurat Suresi, 16)
PEYGAMBERİMİZ (SAV) İNSANLARA KURAN'IN
ALLAH KATINDAN İNDİRİLDİĞİNİ AÇIKLAMIŞTIR
Peygamberimiz (sav)'in döneminde ve sonraki dönemlerde
de Kuran'ın hak kitap olduğunu inkar edenler olmuştur
ve bu kişiler Kuran'ı Peygamberimiz (sav)'in yazdığını
iddia edecek kadar ileri gitmişlerdir. Oysa Kuran'ın
insan eliyle yazılmadığı çok açıktır. Allah'ın sözü
olan Kuran, içinde birçok mucizeye, insanların erişmeyeceği
eşsiz bir hikmete sahiptir. Peygamberimiz (sav) de insanlara
bu gerçeği hatırlatmış ve Kuran'ı Allah'ın gönderdiğini
bildirmiştir. Bu konudaki ayetlerden bazıları şöyledir:
De ki: "Onu, göklerde ve yerde
gizli olanı bilen (Allah) indirmiştir. Doğrusu O, çok
bağışlayandır, çok esirgeyendir." (Furkan Suresi, 6)
De ki: "Gördünüz mü haber verin;
eğer o (Kuran) Allah Katından ise, sonra siz onu inkar
etmişseniz (bu durumda) uzak bir ayrılık içinde olandan
daha sapık kimdir?" (Fussilet Suresi, 52)

Kuran-ı Kerim'in ilk orjinal
nüshası (Kadir Suresi) Topkapı Sarayı'nın
sergilenmeyen arşiv bölümünde bulunmaktadır.
Kuran'ın bir insan tarafından yazıldığını iddia edenler,
onun sahip olduğu mucizelerden, Allah'ın sonsuz hikmet
içeren sözlerinden habersizdirler. Oysa Kuran değil
bir insanın, bütün insanların ve cinlerin dahi biraraya
gelerek yazamayacakları bir kitaptır. Ve Hz. Muhammed
(sav)'e bu konu ile ilgili olarak kavmine şunları bildirmesi
emredilmiştir:
De ki: "Eğer bütün ins ve cin
(toplulukları), bu Kuran'ın bir benzerini getirmek üzere
toplansa, -onların bir kısmı bir kısmına destekçi olsa
bile- onun bir benzerini getiremezler." (İsra Suresi,
88)
Yoksa: "Bunu kendisi yalan olarak
uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Bunun benzeri olan bir
sûre getirin ve eğer gerçekten doğru sözlüyseniz Allah'tan
başka çağırabildiklerinizi çağırın." (Yunus Suresi,
38)
Peygamber Efendimiz (sav) bir diğer hadis-i şeriflerinde
ise Kuran'ın Allah'ın sözü olduğunu şöyle belirtmiştir:
"Kuran, Allah
Azze ve Celle'nin kelamıdır. Öyle ise Kuran sahibi,
Rabbinin, yasak ettiklerini yapmamak sureti ile ona
tazim (hürmet) etsin."40
PEYGAMBERİMİZ (SAV) KURAN'IN MÜSLÜMANLAR
İÇİN BİR MÜJDE VE HİDAYET REHBERİ OLDUĞUNU BİLDİRMİŞTİR
Peygamberimiz (sav) Kuran'ın insanları hidayete eriştirdiğini
söylemiş ve onlara Kuran'ı rehber edinmelerini öğütlemiştir.
Bu konudaki ayetlerden bazıları şöyledir:
De ki: "İman edenleri sağlamlaştırmak,
Müslümanlara bir müjde ve hidayet olmak üzere, onu (Kuran'ı)
hak olarak Rabbinden Ruhu'l-Kudüs indirmiştir." (Nahl
Suresi, 102)
De ki: "Eğer ben sapacak olsam, artık
kendi nefsim aleyhine sapmış olurum; eğer hidayeti bulacak
olsam, bu da Rabbimin bana vahyetmekte olduğu (Kuran)
sayesindedir. Şüphesiz O, işitendir, yakın olandır."
(Sebe Suresi, 50)
Peygamberimiz (sav)'in bir hadis-i şeriflerinde Kuran'ın
kurtuluşa götüren bir rehber olduğu şöyle açıklanır:
"Kim ki Kuran'ı
öne alırsa, Kuran onu cennete götürür. Kim de arkasına
bırakırsa onu da cehenneme sürer."41
PEYGAMBERİMİZ (SAV), HESAP GÜNÜ KİMSENİN
BAŞKASININ GÜNAHINI YÜKLENMEYECEĞİNİ BİLDİRMİŞTİR
Cahiliye toplumlarında yaygın olan sapkın inanışlardan
biri, bir kimsenin diğerinin günahını yüklenebileceğini
sanmalarıdır. Örneğin, arkadaşlarının bir ibadeti yapmasını
engellemeye çalışır ve onlara "ben senin günahını
yüklenirim" derler. Bu kişi elbette ki bir ibadeti
engellemenin günahını alır, ancak karşısındaki kişi
de bu ibadeti yerine getirmemenin günahını alacaktır.
Yani hiç kimse ondan bu günahı alıp yüklenemez. Hesap
gününde herkes yalnızca kendi yaptığından sorumlu tutulacaktır.
Kimseye başkalarının günahları sorulmayacak, kimse de
kimsenin günahını yüklenmeyecektir. Allah, Hz. Muhammed
(sav)'e bu konuyu şöyle açıklamasını bildirmiştir:
De ki: "O, herşeyin Rabbi iken, ben
Allah'tan başka bir Rab mi arayayım? Hiçbir nefis, kendisinden
başkasının aleyhine (günah) kazanmaz. Günahkar olan
bir başkasının günah yükünü taşımaz. Sonunda dönüşünüz
Rabbinizedir. O, size hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz
şeyleri haber verecektir." (Enam Suresi, 164)
Peygamber Efendimiz (sav) "Kimse kimsenin günahını çekmez"42
sözleriyle de, halk arasındaki bu batıl inanca bir açıklama
getirmiştir.
PEYGAMBERİMİZ (SAV), KAVMİNE KENDİLERİNDEN
ÖNCEKİLERİN BAŞLARINA GELENLERİ ANLATARAK İBRET ALMALARINI
ÖĞÜTLEMİŞTİR
Tarih boyunca Allah'a, dine ve Allah'ın elçilerine
karşı gelen topluluklar hep bir helakla yok olmuşlar,
hatta arkalarında tek bir iz kalmayacak şekilde kaybolmuşlardır.
Bu toplulukların uğradıkları son, tüm insanlara bir
ibret olmalı, Allah'ın gazaplanmasından korkup sakınarak
Allah'a yönelmelidirler.
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın
da, suçlu-günahkarların nasıl bir sona uğradıklarını
görün." (Neml Suresi, 69)
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın,
sonra yalanlayanların sonu nasıl oldu, bir görün." (Enam
Suresi, 11)
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın,
böylece daha öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını
görün. Onların çoğu müşrik kimselerdi." (Rum Suresi,
42)
Peygamber Efendimiz (sav) yukarıdaki ayetler
doğrultusundaki bir sözlerinde ise, "Ey
kavmim, ağır olunuz. Sizden evvelki ümmetler, bu yaptığınız
şeyle helak oldu. Peygamberlerine karşı ihtilafları
sebebi ile ve kitaplarının bazısını bazısına karıştırmaları
sebebi ile."43 diyerek, çevresindekileri,
geçmiştekilerin başlarına gelenlerle uyarmıştır.
İNSANLARA ÖLÜMÜ HATIRLATMIŞTIR
Ahiretin varlığına inanmayan veya şüphe duyan insanların
en büyük korkularından biri ölüm korkusudur. Ölümle
birlikte herşeylerini kaybedeceklerini düşündükleri
ve dünyaya büyük bir hırsla bağlı oldukları için ölümü
kesinlikle düşünmezler. Oysa her insan Allah'ın kendisi
için kaderinde takdir ettiği bir vakitte ölecektir ve
bundan asla bir kaçış yolu bulamayacaktır. Peygamberimiz
(sav) de bu insanlara ölümden kaçışın kendilerine bir
fayda sağlamayacağını açıklamış ve onların ölümden sonraki
gerçek hayatlarını düşünmelerini sağlamaya çalışmıştır.
De ki: "Eğer ölümden veya öldürülmekten
kaçıyorsanız, kaçış size kesin olarak bir yarar sağlamaz;
böyle olsa bile, pek az (bir zaman) dışında metalanıp-yararlandırılmazsınız."
(Ahzap Suresi, 16)
De ki: "Sizin için belirlenmiş
bir gün vardır ki, ondan ne bir an ertelenebilirsiniz,
ne de (bir an) öne alınabilirsiniz." (Sebe Suresi, 30)
Peygamber Efendimiz (sav) ölümün düşünülmesini de tavsiye
etmiş ve şöyle demiştir:
"Ölümü en çok
zikreden ve kendilerine gelmezden önce onun için en
iyi hazırlığı yapanlardır. İşte akıllılar bunlardır."44
KIYAMETİN SAATİNİN BİLGİSİNİN SADECE
ALLAH'A AİT OLDUĞUNU AÇIKLAMIŞTIR
İnsanların merak ettikleri konulardan biri kıyamet saatinin ne zaman geleceğidir. Allah kıyametin saatini Kendisi'nden başka kimsenin bilemeyeceğini bildirmiştir:
İnsanlar, sana kıyamet saatini sorarlar; de ki: "Onun bilgisi yalnızca Allah'ın Katındadır." Ne bilirsin; belki kıyamet-saati pek yakın da olabilir. (Ahzap Suresi 63)
Allah'ın ayette bildirdiği gibi, kıyametin saati Allah'ın dilemesi dışında kimse tarafından bilinemez, ancak Peygamberimiz (sav)'in hadislerine ve Kuran'da yer alan işaretlere bakılıp yüzyıllık dönem olarak kıyametin hangi dönemde olabileceğine dair tahminde bulunulabilir. "İman eden hiç kimsenin kalmadığı, küfrün hakim olduğu bir dönemde kıyamet kopabilir" denilebilir. Nitekim büyük Ehl-i Sünnet alimi Berzenci Hazretleri ve Suyuti Hazretleri, Peygamberimiz (sav)'in hadislerine dayanarak ümmetin ömrünün Hicri 1500’ü geçmeyeceğini yani 1600'leri bulmayacağını söylemektedirler. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de, yine hadislerdeki bilgilere göre, Müslümanların Hicri 1506’lara kadar Allah’ın hak üzerinde galibane olarak devam edeceklerini, Hicri 1545 (Miladi 2120) tarihinde ise kıyametin kopmasının muhtemel olacağını ifade etmektedir. (Doğrusunu Allah bilir.) (Konuyla ilgili detaylı bilgi için bkz. www.hazretimehdi.com)
CEHENNEM'DE BAZI KİMSELERİN SONSUZA
KADAR KALACAĞINI BİLDİRMİŞTİR
Cahiliye toplumlarında yaygın olan batıl inançlardan
biri cehennemde belli bir süre kalınıp çıkılacağıdır.
Oysa Allah cehennem azabının bazı kimseler için sonsuza
kadar süreceğini bildirmiştir. Peygamberimiz (sav) de
Allah'ın emrine uyarak, bir süre cehennemde kalınacağını
iddia edenlere, Allah'ın dilemesi dışında insanların
bazılarının cehennemde sonsuza kadar kalacaklarını haber
vermiştir:
Dediler ki: "Sayılı günlerin dışında,
ateş asla bize değmeyecektir." De ki: "Allah Katından
bir ahid mi aldınız? -ki Allah asla ahdinden dönmez-
Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?"
Hayır; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa,
(artık) onlar, ateşin halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır.
İman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet halkıdırlar,
orada süresiz kalacaklardır. (Bakara Suresi, 80-82)
Peygamber Efendimiz (sav) bir sözünde cennet ve cehennemdeki
hayat ile ilgili olarak şunları açıklamıştır:
"Cennetlikler
cennette, cehennemlikler de cehennemde oldukları zaman
ölüm getirilir. Cennetle cehennemin arasına konup orada
kesilir. Sonra bir münadi nida eder: 'Ey ehl-i cennet!
Artık ebediyet var, ölüm yok! Ey ehl-i nar! Artık ebediyet
var ölüm yok. Cennetliklerin süruru bununla daha da
artar. Cehennemliklerin de hüznü artar.'45
ALLAH'I EN GÜZEL İSİMLERİ İLE ANMAMIZI
SÖYLEMİŞTİR
Daha önce de belirtildiği gibi, Peygamberimiz (sav)
tebliğ yaparken, bir şeyi açıklarken, dua ederken Allah'ı
tesbih eder, O'nu en güzel isimleri ile yüceltirdi.
Peygamberimiz (sav)'in insanları da bu güzel tavra davet
etmesi şu şekilde emredilmiştir:
De ki: "Allah, diye çağırın, 'Rahman'
diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel
isimler O'nundur." Namazında sesini çok yükseltme, çok
da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse.
Ve de ki: "Övgü (hamd), çocuk edinmeyen, mülkte ortağı
olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı)
bulunmayan Allah'adır." Ve O'nu tekbir edebildikçe tekbir
et. (İsra Suresi, 110-111)
PEYGAMBERLER ARASINDA AYRIM YAPMAMAYI
HATIRLATMIŞTIR
Peygamberimiz (sav) Allah'ın emrine
uygun olarak, Allah'ın gönderdiği peygamberler arasında
hiçbir ayrım yapmamamızı bildirmiş ve bir hadis-i şeriflerinde
"Peygamberleri birbirine tafdil (birini
diğerinden üstün görmek) etmeyin"46
diye buyurmuştur. Peygamberlerimizin hepsi Allah'ın
sevdiği, dost edindiği, güvendiği, cenneti ile müjdelediği
mübarek, kutlu, takva sahibi kimselerdir. Bütün peygamberler
Allah'ın dinini insanlara tebliğ etmişler, ulaşabildikleri
herkesi Hz. Muhammed (sav) gibi Allah'ın yoluna çağırmışlardır.
Bu, Peygamber Efendimiz (sav)'in bize bildirdiği çok önemli
bir tutum ve inançtır. Kuran'da ise bu konu şöyle yer
almaktadır:
De ki: "Biz Allah'a, bize indirilene,
İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilene,
Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere
iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayrılık gözetmeyiz.
Ve biz O'na teslim olmuşlarız." (Al-i İmran Suresi,
84)
Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene,
İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene,
Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene
iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz
ve biz O'na teslim olmuşlarız." (Bakara Suresi, 136)
PEYGAMBERİMİZ (SAV) İNSANLARI GÜZEL
AHLAKA ÇAĞIRMIŞTIR
Kitap boyunca da anlatıldığı gibi Peygamberimiz (sav)
tüm alemlere örnek bir ahlaka sahipti ve insanları da
güzel ahlaklı olmaya çağırmış, onlara Allah'ın razı
olacağı ahlakın ve davranışların nasıl olması gerektiğini
açıklamıştır. Kuran'da Peygamberimiz (sav)'e güzel ahlakla
ilgili insanlara hatırlatması emredilen bazı ayetler
şöyledir:
De ki: "Gelin size Rabbinizin
neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak
koşmayın, anne-babaya iyilik edin, yoksulluk-endişesiyle
çocuklarınızı öldürmeyin. -Sizin de, onların da rızıklarını
Biz vermekteyiz- Çirkin-kötülüklerin açığına ve gizli
olanına yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Allah'ın
(öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte
bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz.
Yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o
en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı
doğru olarak yapın. Hiçbir nefse, gücünün kaldırabileceği
dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız
dahi olsa- adil olun. Allah'ın ahdine vefa gösterin.
İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt
alıp-düşünürsünüz." (Enam Suresi, 151-152)
De ki: "Rabbim yalnızca çirkin
hayasızlıkları -onlardan açıkta olanlarını ve gizli
olanlarını,- günah işlemeyi, haklı nedeni olmayan 'isyan
ve saldırıyı' kendisi hakkında ispatlayıcı bir delil
indirmediği şeyi Allah'a şirk koşmanızı ve Allah'a karşı
bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır." (Araf
Suresi, 33)
Peygamber Efendimiz (sav)'in güzel ahlakı tavsiye ettiği hadis-i
şeriflerinden bazıları ise şöyledir:
"Rabbim bana
dokuz şey emretti: Gizli halde de aleni halde de Allah'tan
korkmamı, öfke ve rıza halinde de adaletli söz söylememi,
fakirlikte de zenginlikte de iktisat yapmamı, benden
kopana da sıla-ı rahim (dostluk) yapmamı, beni mahrum
edene de vermemi, bana zulmedeni affetmemi, susma halimin
tefekkür olmasını, konuşma halimin zikir olmasını, bakışımın
ibret olmasını, marufu (doğru ve güzel olanı) emretmemi."47
"Sana zulmedeni
affet. Sana küsene git, sana kötülük yapana iyilik yap.
Aleyhine de olsa hakkı söyle."48
"Her nerede olursan
ol Allah'tan ittika et ve kötülüğün arkasından iyilik
yap, bu onu yok eder. İnsanlara iyi ahlakla muamele
et."49
"İnsanlara güzel
ahlakla muamelede bulun."50
Peygamberimiz (sav), Yemen'e gönderdiği elçilerine
şunları tavsiye etmiştir:
"Sirke balı bozduğu
gibi, kötü huy da ameli ifsad eder."51
"Müminin şerefi
dini, asaleti güzel ahlakı, mürüvveti de aklıdır."52
PEYGAMBERİMİZ (SAV), İNSANLARI KİBİRLENMEYE
KARŞI UYARMIŞTIR
Peygamber Efendimiz (sav), kibrin ve büyüklenmenin kötü bir
ahlak özelliği olduğunu ve kibirli insanların cehennemle
karşılık bulabileceklerini bildirmiştir. Onları bu büyük
tehlikeye karşı da uyarmıştır. Peygamberimiz (sav),
her durumda tevazusu, alçak gönüllü, sevecen, şefkatli
tavrı ile insanlara en güzel örnek olmuştur. Peygamberimiz
(sav)'in kibir hakkındaki uyarılarından bazıları şöyledir:
"Allah Teala
Hazretleri güzeldir, güzelliği sever. Kibir ise hakkın
ibtali (hükümsüz bırakılması), insanların tahkiri (hor
görülmesi)dir."53
"Kişi kendisini
halktan büyük görüp uzak tuta tuta cebbarlar arasına
kaydedilir de, onların başına gelen musibete duçar olur."54
Peygamberimiz (sav), ataları ve aileleri ile övünen
ve bundan dolayı kibirlenen insanları da uyarmış ve
şöyle demiştir:
"İnsanlar ya
cehennem kömüründen başka bir şey olmayan ölmüş ecdadlarıyla
övünmekten vazgeçerler, yahut da Allah Katında, burnuyla
pislik yuvarlayan Mayıs böceğinden daha adi bir dereceye
düşerler. Allah Teala Hazretleri sizden cahiliye kibirini
temizledi. Artık o, muttaki bir mümin veya bedbaht bir
facirdir. İnsanların hepsi Hz. Adem'in evlatlarıdır.
Adem ise topraktan yaratılmıştır."55
Peygamberimiz (sav), ashabına her zaman güzel giyinmelerini,
bakımlı ve hoş görünmelerini tavsiye etmiştir. Ancak
aynı zamanda, onlara giydiklerinden veya güzelliklerinden
dolayı kibirlenen insanın dünyada ve ahirette küçük
düşüceğini de hatırlatmış, her koşulda tevazulu olmalarını
söylemiştir. Bu sözlerinden biri şöyledir:
"Bir adam nefsinin
hoşuna giden birtakım elbise içinde saçları da yapılmış
olarak giderken yürüme sırasında kibire düşmüştü ki,
birden yere battı. Kıyamet kopuncaya kadar orada zorlukla
batmaya devam edecek."56
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN İNFAK KONUSUNDAKİ
AÇIKLAMALARI
İnfak etmek, bir insanın malını ve canını Allah'ın
yolunda, Allah'ın razı olacağı şekilde harcamasıdır.
Çevresindekiler, infak ile ilgili Peygamberimiz (sav)'e
bazı sorular sormuşlar ve o da onlara infakın nasıl
olacağını açıklamış, onları infak etmek için şevklendirmiştir.
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'e infak konusunda söylemesi
bildirilen ayetler şöyledir:
Sana neyi infak edeceklerini
sorarlar. De ki: "Hayır olarak infak edeceğiniz şey,
anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda
kalmışadır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu
şüphesiz bilir." (Bakara Suresi, 215)
... Ve sana neyi infak edeceklerini
sorarlar. De ki: "İhtiyaçtan artakalanı." Böylece Allah,
size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz; (Bakara
Suresi, 219)
De ki: "Şüphesiz benim Rabbim,
kullarından rızkı dilediğine genişletip-yayar ve ona
kısar da. Her neyi infak ederseniz, O (Allah), yerine
bir başkasını verir; O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
(Sebe Suresi, 39)
Peygamber Efendimiz (sav)'in Müslümanları cimrilikten sakındıran,
onlara cömertlikle infak etmelerini hatırlatan sözlerinden
bazıları şöyledir:
"Zulümden kaçının.
Zira zulüm, kıyamet günü karanlıklar olacaktır. Cimrilikten
de kaçının, zira cimrilik, sizden öncekileri helak etmiş,
onları birbirlerinin kanlarını dökmeye, haramlarını
helal addetmeye sevk etmiştir."57
"Fakirleri seviniz
ve onlara yakın olunuz. Siz onları severseniz, Allah
da sizi sever. Siz onlara yakın olursanız, Allah da
size yakın olur. Siz onları giydirirseniz, Allah da
sizi giydirir. Siz onları yedirirseniz, Allah da sizi
yedirir. Siz cömert olunuz ki, Allah Teala da size karşı
cömert olsun."58
HZ. MUHAMMED (SAV) CİNLERİN DE PEYGAMBERİYDİ
Kuran'ın 72. suresi olan Cin Suresi'nde, Allah cinlerin
de Hz. Muhammed (sav)'in tebliğini ve Kuran'ı dinlediklerini
ve bazılarının Müslüman olarak Peygamberimiz (sav)'e
tabi olduklarını bildirir. Bu konuyla ilgili ayetlerden
bazıları şöyledir:
De ki: "Bana gerçekten şu vahyolundu:
Cinlerden bir grup dinleyip de şöyle demişler: -Doğrusu
biz, (büyük) hayranlık uyandıran bir Kuran dinledik.
O (Kuran), 'gerçeğe ve doğruya' yöneltip-iletiyor. Bu
yüzden ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimize hiç kimseyi
ortak koşmayacağız." (Cin Suresi, 1-2)
Allah, yine Cin Suresi'nde, Müslüman olan cinlerin
şöyle dediklerini bildirmektedir:
"Elbette biz, o yol gösterici (Kuran'ı)
işitince, ona iman ettik. Artık kim Rabbine iman ederse,
o ne (ecrinin) eksileceğinden korkar ve ne de haksızlığa
uğrayacağından. Ve elbette bizden Müslüman olanlar da
var, zulmedenler de. İşte (Allah'a) teslim olanlar,
artık onlar 'gerçeği ve doğruyu' araştırıp-bulanlardır."
(Cin Suresi- 13-14)
Bu cinler, içlerinden bir kısmının Allah'a karşı yalan
söyleyerek, batıl inançlar uydurduklarını belirtmektedirler.
Cinlerin daha önce inandıkları bu batıl dinin özelliği
Cin Suresi'nde şöyle açıklanır:
"Elbette, Rabbimiz'in şanı Yücedir.
O, ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk. Doğrusu şu:
Bizim beyinsizlerimiz, Allah'a karşı 'bir sürü saçma
şeyler' söylemişler. Oysa biz, insanların ve cinlerin
Allah'a karşı asla yalan söylemeyeceklerini sanmıştık."
(Cin Suresi, 3-5)
Bir başka ayette ise, Peygamber Efendimiz (sav) ibadet için
kalktığında, cinlerin çevresinde kalabalıklaşıp keçeleştikleri
bildirilir.
Şu bir gerçek ki, Allah'ın kulu (olan
Muhammed,) O'na dua (ibadet ve kulluk) için kalktığında,
onlar (müşrikler,) neredeyse çevresinde keçeleşeceklerdi.
(Cin Suresi, 19)
Ayetlerde de görüldüğü gibi Hz. Muhammed (sav), tüm
insanlara ve tüm cinlere peygamber olarak gönderilmiştir.
Kuran-ı Kerim de hem insanlar hem de cinler için bir
yol göstericidir.
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN İNKAR EDENLERE
UYARILARI
Kuran'ı ve Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliğini inkar
edenler, Peygamberimiz (sav)'e birçok zorluk çıkarmışlar,
onun tebliğ faaliyetlerini engellemeye, hatta onu şehit etmeye,
tutuklamaya, sürmeye çalışmışlardır. Ancak Peygamberimiz
(sav) her defasında onlara Allah'ın gücünü, varlığını,
kendisinin hak bir elçi ve Kuran'ın da hak kitap olduğunu
anlatmış, onları ahiret azabıyla uyarıp korkutmuştur.
Ancak, Peygamberimiz (sav) fetihten sonra bile, inkarcılar
üzerinde bir baskı kurmamış, hiç kimseyi zorla dine
döndürmeye çalışmamış, herkese kendi inancında özgür
olduğunu açıklamıştır.
Bu konudaki bazı Kuran ayetleri şöyledir:
Eğer seni yalanlarlarsa, onlara de
ki: "Benim yaptıklarım benim, sizin yaptıklarınız sizindir.
Siz benim yaptıklarımdan uzaksınız ve ben de sizin yaptıklarınızdan
uzağım." (Yunus Suresi, 41)
De ki: "Gerçekten bana: -Sizin
ilahınız yalnızca bir tek ilahtır" diye vahyolunuyor;
artık siz Müslüman olacak mısınız?" Buna rağmen yüz
çevirecek olurlarsa, de ki: "Size eşitlik üzere açıklamada
bulundum. Tehdit edildiğiniz (sorgu ve azab günü) yakın
mı, uzak mı, bilemem. Şüphesiz O, sözün açıkta söylenenini
de bilmekte, saklamakta olduklarınızı da bilmektedir.
Bilemem; belki bu (sürenin açıklanmaması), sizin için
bir (fitne) denemedir, (belki de) belli bir vakte kadar
yararlanma (meta)dır." (Resulullah) Dedi ki: "Rabbim,
hak ile hükmet. Bizim Rabbimiz, sizin her türlü nitelendirmelerinize
karşı yardımına sığınılan Rahman (olan Allah)dır." (Enbiya
Suresi, 108-112)
De ki: "Ey kavmim, bütün yapabileceğinizi
yapın; şüphesiz ben de yapıyorum. Bu yurdun (dünyanın)
sonu, kimindir, bilip-öğreneceksiniz. Gerçekten zalimler
kurtuluşa ermeyeceklerdir." (Enam Suresi, 135)
İNKARCILARLA GEREKSİZ TARTIŞMALARA
GİRMEMİŞTİR
Peygamber Efendimiz (sav), Allah'ın varlığını, Kuran'ı ve
kendisinin peygamberliğini inkar edenlere karşı çok
sabırlı ve anlayışlı bir tutum izlemiş, hiçbir zaman
zor ve baskı kullanmamıştır. Hatta, onların arasında
adaletli bir tutum izleyeceğini ve kendileri ile gereksiz
tartışmalara girilmeyeceğini belirtmiştir. Peygamber
Efendimiz (sav)'in Allah'ın emrine uyarak söylediği bu ayetler
Kuran'da şöyle bildirilir:
Şu halde, sen bundan dolayı davet et
ve emrolunduğun gibi doğru bir istikamet tuttur. Onların
heva (istek ve tutku)larına uyma. Ve de ki: Allah'ın
indirdiği her kitaba inandım. Aranızda adaletli davranmakla
emrolundum. Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir.
Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizindir.
Bizimle aranızda 'deliller getirerek tartışma (ya, huccete
gerek)' yoktur. Allah bizi biraraya getirip-toplayacaktır.
Dönüş O'nadır." (Şura Suresi, 15)
İNKARCILARI TEVBE ETMEYE ÇAĞIRMIŞTIR
Allah, sonsuz merhametli, şefkatli ve bağışlayıcı olandır.
Allah, Kuran'da her kulunun tevbesini kabul edeceğini,
bir insan vazgeçtiği takdirde günahlarını bağışlayacağını
müjdelemektedir. Peygamberimiz (sav) de, inkar edenlere
Allah'ın bu müjdesini iletmiştir:
O inkar edenlere de ki: "Eğer vazgeçerlerse
geçmişte (yaptıkları) şeyler bağışlanacaktır. Ama yine
dönecek olurlarsa, önceki (toplumlara uygulanan) sünnet,
muhakkak (onların başından da) geçmiş olacaktır. (Enfal
Suresi, 38)
Peygamber Efendimiz (sav) hadis-i şeriflerinde de, insanlara
her zaman tevbe edebileceklerini şöyle hatırlatmıştır:
"Tevbe kapısı
açıktır, Güneş garpten doğuncaya kadar kapanmaz."59
İNKAR EDENLERE MUTLAKA YENİLGİYE UĞRAYACAKLARINI
BİLDİRMİŞTİR
Peygamberimiz (sav)'in her sözünde ve her tavrında
Allah'a olan güvenini, teslimiyet ve bağlılığını görmek
mümkündür. Peygamber Efendimiz (sav) en zorlu zamanlarda dahi
Allah'ın mutlaka yardım edeceğinden, müminlerin galip
geleceğinden ve inkar edenlerin hüsrana uğrayacaklarından
emin olmuştur. Ona, Kuran'da söylemesi emredilen şu
ayetler de bunun bir örneğidir:
İnkar edenlere de ki: "Yakında yenilgiye
uğratılacaksınız ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz."
Ne kötü yataktır o. (Al-i İmran Suresi, 12)
Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde ise şöyle
buyurmuşlardır:
"Size vadedilen
mutlaka yerine gelecektir. Siz Allah'ı aciz bırakamazsınız."60
İNKAR EDENLERE AHİRETİN VARLIĞINI
HATIRLATARAK ONLARI UYARMIŞTIR
İİnkar edenlerin en belirgin özelliklerinden biri ahiretin
varlığına inanmamalarıdır. Peygamberimiz (sav)'in döneminde
de inkar eden kişiler, ahirette insanların tekrar diriltileceklerine
inanmamışlardır. Peygamberimiz (sav) ise onların iddialarına
en hikmetli ve özlü şekilde cevap vermiştir. Kuran'da
Peygamber Efendimiz (sav)'e şu hikmetli ayetleri söylemesi
emredilmiştir:
Dediler ki: "Biz kemikler haline
geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten
biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" De ki:
"İster taş olun, ister demir." "Ya da göğüslerinizde
büyümekte olan (veya büyüttüğünüz) bir yaratık (olun)."
Bizi kim (hayata) geri çevirebilir" diyecekler. De ki:
"Sizi ilk defa yaratan." Bu durumda sana başlarını alaylıca
sallayacaklar ve diyecekler ki: "Ne zamanmış o?" De
ki: "Umulur ki pek yakında." (İsra Suresi, 49-51)
"Biz öldüğümüz, toprak ve kemik
olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"
"Veya önceki atalarımız da mı?" De ki: "Evet, üstelik
boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz)." (Saffat
Suresi, 16-18)
Peygamber Efendimiz (sav), belki bu insanlar inkarlarından
döner ve iman ederler diye, onlara ahiretin dünya hayatından
daha hayırlı ve üstün olduğunu hatırlatmıştır. Onun
bu sözlerinden bazıları şöyledir:
"Ey insanlar!
Dünya peşin verilen bir metaıdır. İyi de kötü de ondan
nasibini alır. Ahiret ise sadık bir vaaddir. Orada Kadir
olan Melik hükmeder. Hak yerini bulur. Batıl ise zail
olur. Ey insanlar, ahiret evladı olun, dünya uşağı olmayın.
Zira evlat anaya tabidir. (Yani dünya çocuğu olursanız,
dünya gibi mahvolmaya layık olursunuz.) Allah'dan korku
üzerine amel ediniz. Biliniz ki amelleriniz sizinle
yüzleşecektir. Ve yine sizler mutlaka Allah'a mülaki
olacaksınız (kavuşacaksınız). Kim zerre miktarı hayır
yaparsa onu görecek ve kim de zerre miktarı şer yaparsa
onu görecek."61
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
"Siz, O'nun dışında
dilediklerinize ibadet edin." De ki: "Gerçekten
hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini,
hem yakınlarını hüsrana uğratanlardır..."
(Zümer Suresi, 15)
Gerçekten inkar
edenlerin ise, ne malları, ne çocukları, onlara
Allah'tan yana bir şey sağlayamaz. İşte onlar,
ateşin halkıdırlar, onda temelli olarak kalacaklardır.
(Al-i İmran Suresi, 116)
|
 |
 |
 |
|
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
İNKAR EDENLERİ CEHENNEMLE UYARMIŞTIR
Allah'ın elçilerinin en önemli görevlerinden biri,
insanları uyarmak ve onları Allah'ın azabı ve cehennem
ile korkutmaktır. Resuller, böylece insanların korkup
sakınmalarına, güzel ahlak göstermelerine ve bazılarının
ahirette cennette yaşamalarına vesile olurlar. Peygamber
Efendimiz (sav) de, insanları cehennem azabı ile uyarmış ve
onları kötülüklerden, inkardan ve dinsizlikten korumaya
çalışmıştır. Peygamberimiz (sav)'in cehennem ile uyarıp
korkutması bazı ayetlerde şöyle bildirilir:
Onlara karşı apaçık olan ayetlerimiz
okunduğu zaman, sen o inkar edenlerin yüzlerindeki 'red
ve inkarı' tanıyabilirsin. Neredeyse, kendilerine karşı
ayetlerimizi okuyanın üzerine çullanıverecekler. De
ki: "Size, bundan daha kötü olanını haber vereyim mi?
Ateş... Allah, onu inkar edenlere va'detmiş bulunmaktadır;
ne kötü bir duraktır." (Hac Suresi, 72)
(Benim görevim,) Yalnızca Allah'tan
olanı ve O'nun gönderdiklerini tebliğ etmektir. Kim
Allah'a ve O'nun elçisine isyan ederse, içinde ebedi
kalıcılar olmak üzere onun için cehennem ateşi vardır.
(Cin Suresi, 23)
Peygamber Efendimiz (sav), cehennemi uzak görenlere, cehennemdeki
azabı detayları ile tarif etmiş, Kuran'da bildirildiği
üzere, inkar edenlerin cehennemdeki durumlarını, azaptan
kurtulmak için nasıl yalvaracaklarını anlatmış ve insanların
cehennemden korkup sakınmalarına vesile olmak için çaba
göstermiştir.
Bir hadisinde Peygamber Efendimiz (sav) ahiret günü ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur:
Dünya arkasını dönmüş gidiyor, ahiret ise yönelmiş geliyor. Bunlardan her ikisinin de kendine has evlatları var. Sizler ahiretin evlatları olun. Sakın dünyanın evlatları olmayın. Zira bugün amel var hesap yok, yarın ise hesap var amel yok."62
İNKAR EDENLERE KARŞI KESİN VE EMİN
BİR ÜSLUP KULLANMIŞ VE ONLARA UYMAYACAĞINI BİLDİRMİŞTİR
Peygamberimiz (sav), o dönemdeki inkarcılar, sayı ve
güç olarak daha üstün gibi görünmelerine rağmen, onların
tavırlarına ve tehditlerine aldırış etmemiş, Kuran'ı
büyük bir kararlılıkla insanlara anlatmış ve doğru yoldan
asla dönmeyeceğini açıkça ve kesin olarak belirtmiştir.
Kararlılık ve sabır, müminlere ait önemli bir özelliktir
ve her Müslüman, Peygamber Efendimiz (sav)'in kararlılığını
ve azmini örnek almalıdır. Bu konuyla ilgili bazı ayetler
şöyledir:
De ki: "Ben, sizin Allah'tan
başka tapmakta olduklarınıza tapmaktan nehyedildim."
De ki: "Ben sizin heva (istek ve tutku)larınıza uymam;
yoksa bu durumda ben şaşırıp sapmış ve doğru yolu bulmamışlardan
olurum." De ki: "Ben, gerçekten Rabbimden kesin bir
belge üzerindeyim, siz ise onu yalanladınız. Sizin kendisine
acele ettiğiniz (azab) yanımda değildir. Hüküm yalnızca
Allah'ındır. O, doğru haberi verir ve O, ayırt edenlerin
en hayırlısıdır." (Enam Suresi, 56-57)
De ki: "Ey kafirler. Ben sizin
taptıklarınıza tapmam. Benim taptığıma siz tapacak değilsiniz.
Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Siz de
benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz size,
benim dinim bana." (Kafirun Suresi, 1-6)
PEYGAMBERİMİZ (SAV) KİTAP EHLİ'NE ŞEFKAT VE MERHAMET İLE
YAKLAŞMIŞTIR
Peygamberimiz (sav) Kitap Ehlini Allah'a şirk koşmadan
iman etmeye ve Kuran ahlakını yaşamaya çağırmış, ancak
onlardan kendisine itaat etmeyenlere karşı da çok yumuşak
ve adaletli davranmıştır. Kitap Ehlini ibadetlerinde
serbest bırakmış, her türlü adetlerini uygulamalarına
izin vermiş, kendi ehline de onlara adaletle davranmalarını
buyurmuştur. Bu konuda Peygamberimiz (sav)'in şöyle
dediği rivayet edilmiştir:
"Kim bir zimmiye
eziyet ederse, ben onun davacısıyım. Ben kime (bu dünyada)
davacı olursam, kıyamet gününde de davacı olurum."63
(Zimmi: İslam devleti tabiyetinde olan gayr-ı müslimlere
denir.)
Hz. Peygamber (sav)'in ve onu izleyenlerin
çeşitli Hıristiyan, Musevi ve diğer dini gruplarla yaptığı
anlaşma metinleri bugün birer belge olarak korunmaktadır.
Örneğin, Peygamberimiz (sav), Hıristiyan olan İbn Harris
b. Ka'b ve dindaşları için hazırlattığı anlaşma metninde:
"Şarkta ve Garpta yaşayan tüm Hıristiyanların
dinleri, kiliseleri, canları, ırzları ve malları Allah'ın,
Peygamberin ve tüm müminlerin himayesindedir. Nasraniyet
dini üzere yaşayanlardan hiç kimse kerhen İslam'a icbar
edilmeyecektir. Hıristiyanlardan birisi herhangi bir
cinayete veya haksızlığa maruz kalırsa Müslümanlar ona
yardım etmek zorundadırlar"64
maddelerini yazdırdıktan sonra: "Ehl-i
Kitap ile ancak en güzel yöntemlerle mücadele edin..."
(Ankebut Suresi, 46) ayetini okumuştur.
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'e, Ehl-i Kitaba karşı
gösterilmesi gereken tutumu, kavmine şöyle açıklaması
bildirilmektedir:
De ki: "O bizim de Rabbimiz, sizin
de Rabbiniz iken, bizimle Allah hakkında (sözde kanıtlarla)
tartışmalara mı giriyorsunuz? Bizim amellerimiz bizim,
sizin de amelleriniz sizindir. Biz, O'na gönülden bağlanmış
(muhlis) olanlarız." (Bakara Suresi, 139)
KİTAP EHLİNİ DE ALLAH'A ŞİRK KOŞMADAN
İMAN ETMEYE ÇAĞIRMIŞTIR
Peygamberimiz (sav), Kitap Ehlini dine çağırırken,
onlara Allah'a şirk koşmamalarını söylemiş ve onları
Müslümanlarla ortak bir noktada buluşmaya davet etmiştir:
De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle
sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide)
gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir
şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız
(diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim." Eğer yine
yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahid olun, biz gerçekten
Müslümanlarız." (Al-i İmran Suresi, 64)
De ki: "Ey kitap Ehli, haksız
yere dininiz konusunda aşırı gitmeyin ve daha önce sapmış,
birçoğunu saptırmış ve dümdüz yoldan kaymış bir topluluğun
heva (istek ve tutku)larına uymayın." (Maide Suresi,
77)
Hz. Muhammed (sav), Hz. Muaz (ra)'ı Yemen'e göndermiş
ve giderken ona Kitap Ehlini öncelikle sadece Allah'a
ibadet etmeye çağırmasını söylemiştir:
"Sen Ehl-i Kitap
bir kavme gidiyorsun. Onları davet edeceğin ilk şey
Allah'a ibadet olsun..."65
|