|
Peygamberimiz (sav)'in Geleceğe
Dair Verdiği Haberler
Her insanın, her toplumun ve her ülkenin bir kaderi vardır.
Dünya üzerinde henüz hiçbir insan yaratılmamışken, her insanın
gelecekte neler yaşayacağı, bir ülkenin hangi olaylara şahit
olacağı, bir toplumun geçireceği evreler ve bu gibi her olay
Allah Katında tüm detayları ile belirlenmiştir. Ancak insanlar,
önceden belirlenmiş, Allah'ın Katında yaşanmış ve hatta bitmiş
olan bu olayların hiçbirinden haberdar olmazlar. Bunları,
ancak yaşadıkça görür ve bilirler. Dolayısıyla gelecek insanlar
için gaybtır, yani bilinmezdir.
Ancak Allah, bazı kullarına gayba dair bazı bilgiler verdiğini
Kuran'da bildirmiştir. Bu kişilerden biri de Hz. Yusuf (as)'dır.
Hz. Yusuf (as), zindanda iken, Allah'ın varlığının delillerini
anlattığı iki arkadaşına şöyle demiştir:
Dedi ki: "Size rızıklanacağınız bir
yemek gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden önce
onun ne olduğunu haber veririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir.
Doğrusu ben, Allah'a iman etmeyen, ahireti de tanımayanların
ta kendileri olan bir topluluğun dinini terk ettim."
(Yusuf Suresi, 37)
Ayette de bildirildiği gibi, Hz. Yusuf (as) gayb olan bir
haberi bildiğini söylemektedir. Bu, Allah'ın Hz. Yusuf (as)'a
verdiği bir ilim ve mucizedir. Allah, Hz. Yusuf (as)'a ayrıca
rüyaları yorumlama ilmini de vermiştir. Hz. Yusuf (as) -Allah'ın
dilemesi ile- gelecekte olacak bazı olayları görebilmektedir.
Hz. Yusuf (as)'a verilen ilmin bir benzeri başka peygamberlere
de verilmiştir. Allah ayetlerde, elçilerinden seçtiği
kimselere gayb haberlerini açıklayacağını şöyle bildirmiştir:
O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez
bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz.)
Ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtikleri
kimseler) başka. Çünkü O, bunun önüne ve arkasına izleyici
(gözetleyici)ler dizer. (Cin Suresi, 26-27)
Elbette Rabbimiz Peygamber Efendimiz (sav)'e de gayba dair
pek çok haber vermiştir. Peygamberimiz (sav) hem geçmişte
meydana gelen ve kimsenin bilmediği olayları, hem de
gelecekte gerçekleşecek olan birçok olayı Allah'ın bildirmesiyle
öğrenmiştir. Bir ayette Allah bu gerçeği şöyle haber
verir:
Bu, sana (ey Muhammed) vahyettiğimiz
gayb haberlerindendir. Yoksa onlar, (Yusuf'un kardeşleri)
o hileli-düzeni kurarlarken, yapacakları işe topluca
karar verdikleri zaman sen yanlarında değildin. (Yusuf
Suresi, 102)
Bu bölümde, Allah'ın, Peygamber Efendimiz (sav)'e hem Kuran aracılığı
ile, hem de kendisine özel olarak bildirdiği ve Peygamberimiz
(sav)'in hadisleri aracılığı ile bize ulaşan bu gayb haberlerinden
birkaçına yer verilecektir. (Detaylı bilgi için bkz. Kuran
Mucizeleri, Harun Yahya, Global Yayıncılık)
Bu haberlerin pek çoğu gerçekleşmiştir ve insanlar
da bu mucizeye şahit olmuşlardır. Bu, hem Peygamber
Efendimiz (sav)'in Allah'ın elçisi olduğunun hem de Kuran'ın
Allah'ın sözü olduğunun delillerinden biridir.
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'E KURAN İLE VERİLEN
GAYB HABERLERİNDEN BAZILARI
|
|
|
Elif,
Lam, Mim. Rum (orduları) yenilgiye
uğradı. "Dünyanın en alçak yerinde".
Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir.
Üç ile dokuz yıl içinde. Bundan önce
de, sonra da emir Allah'ındır. Ve
o gün müminler sevineceklerdir. (Rum
Suresi, 1-4) |
|
|
|
Peygamber Efendimiz (sav)'e Kuran aracılığı
ile gelecek hakkında verilen haberlerden biri, Rum Suresi'nin
hemen başındaki ayetlerde yer alır. Bu ayetlerde Bizans
İmparatorluğu'nun bir yenilgiye uğradığı, ama çok kısa
bir zaman sonra tekrar galip geleceği bildirilmiştir.
Bu ayetler, Hıristiyan olan Bizanslıların,
putperest bir toplum olan Persler karşısında çok ağır
bir yenilgiye uğramasından yaklaşık 7 sene sonra, M.S.
620 civarında indirilmişti. Ve ayetlerde Bizans'ın çok
yakında galip geleceği haber veriliyordu. Oysa o sırada
Bizans o kadar büyük kayıplara uğramıştı ki, değil tekrar
galip gelmesi, ayakta kalması bile imkansız görülüyordu.
Yalnız Persler değil Avarlar, Slavlar ve Lombardlar
da Bizans devletine karşı büyük tehdit oluşturmaktaydı.
Avarlar İstanbul önlerine kadar gelmişlerdi. Bizans
Kralı Heraklius, ordunun masraflarını karşılayabilmek
için kiliselerdeki altın ve gümüş süs eşyalarının eritilip
paraya çevrilmesini emretmişti. Hatta bunlar da yetmeyince
bronzdan heykeller bile para yapımı için eritilmeye
başlanmıştı. Pek çok vali, Kral Heraklius'a isyan etmiş,
imparatorluk parçalanma noktasına gelmişti. Önceden
Bizans toprağı olan Mezopotamya, Kilikya, Suriye, Filistin,
Mısır ve Ermenistan, putperest Perslerin işgali altına
girmişti.216
Kısacası, herkes Bizans'ın yok olmasını bekliyordu.
Ama tam bu dönemde, Rum Suresi'nin ilk ayetleri vahyedildi
ve Bizans'ın dokuz yıl geçmeden yeniden galip geleceği
haber verildi. Bu galibiyet öylesine imkansız gözüküyordu
ki, Arap müşrikleri Kuran'da haber verilen bu zaferin,
asla gerçekleşmeyeceğini düşünüyorlardı.
Fakat Kuran'ın tüm haberleri gibi
bu da hiç kuşkusuz gerçekti. Rum Suresi'nin ilk ayetlerinin
indirilmesinden yaklaşık 7 yıl sonra, M.S. 627 yılının
Aralık ayında, Bizans ve Pers İmparatorlukları arasında
Ninova harabeleri yakınında büyük bir savaş daha oldu.
Ve bu kez Bizans ordusu, Persleri yenilgiye uğrattı.
Birkaç ay sonra da Persler işgal ettikleri yerleri Bizans'a
geri veren bir anlaşma imzalamak zorunda kaldılar.217
Böylece Allah'ın Kuran ile Peygamber Efendimiz (sav)'e bildirdiği
"Rum'un zaferi", mucizevi bir şekilde gerçek oldu.
Bu ayetlerde yer alan bir başka mucize de, o dönemde
kimsenin tespit etmesinin mümkün olmadığı coğrafi bir
gerçeğin haber verilmesidir.
Rum Suresi'nin 3. ayetinde, Rumların "Dünyanın en alçak
yerinde" yenildikleri belirtilir. Arapçası "Edna el
ard" olan bu ifade, bazı meallerde "yakın bir yer" olarak
da tercüme edilir. Ancak bu tercüme, orijinal ifadenin
tam karşılığı değil, mecazi bir yorumudur. "Edna" kelimesi
Arapçada "alçak" demek olan "deni" kelimesinden türemiştir
ve "en alçak" anlamına gelir. "Ard" ise yeryüzü demektir.
Dolayısıyla "Edna el ard" ifadesi de "yeryüzünün en
alçak yeri" manasına gelmektedir.
Bizans İmparatorluğu ile Persler arasındaki savaş,
yeryüzünün gerçekten en alçak noktasında gerçekleşmiştir.
Söz konusu savaşın yeri, Suriye, Filistin ve şimdiki
Ürdün topraklarının kesiştiği bölgede yer alan Lut Gölü
havzasıdır. Ve bilindiği gibi deniz seviyesinden 395
metre aşağıda olan Lut Gölü çevresi, yeryüzünün "en
alçak" bölgesidir. Yani Rumlar, tam ayette belirtildiği
gibi, "yeryüzünün en alçak yeri"nde yenilmişlerdir.
|
|
|
Bir kısım ayetlerimizi
kendisine göstermek için, kulunu bir
gece Mescid-i Haram'dan, çevresini
bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya
götüren O (Allah) yücedir. Gerçekten
O, işitendir, görendir. (İsra Suresi,
1) |
|
|
|
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Lut Gölü'nün
rakımının, ancak modern çağdaki ölçümlerle tespit edilebilmiş
olmasıdır. Daha önce hiç kimsenin Lut Gölü'nün dünyanın
en alçak bölgesi olduğunu bilmesi mümkün değildir. Ama
bu bölge Kuran'da "yeryüzünün en alçak yeri"
olarak tanımlanmıştır. Bu, Kuran'ın İlahi bir söz olduğunun
ve Peygamberimiz (sav)'in Allah'ın Resulü olduğunun
delillerinden birini oluşturmaktadır.
Bu ayette Allah, Peygamber Efendimiz (sav)'i bir gece Mescid-i
Aksa'ya götürdüğünü ve orayı gösterdiğini bildirmektedir.
Bu, çok büyük bir mucizedir. Bilindiği gibi, Mescid-i
Haram Mekke'de, Mescid-i Aksa ise Kudüs'tedir. Ve Peygamber
Efendimiz (sav), bu olay gerçekleştiğinde Mekke'de bulunmaktadır.
O dönemin koşullarında ise, bir gece içinde Mekke'den
Kudüs'e gitmek imkansızdır. Ayrıca şunu da belirtmeliyiz
ki, Peygamber Efendimiz (sav), Kudüs'ü ve Mescid'i Aksa'yı
daha önce hiç görmemiştir.
Ertesi gün, bu büyük mucizeyi çevresindekilere anlattığında,
Mekke'li müşriklerin ona inanmadıkları ve delil göstermesini
istedikleri rivayet edilir. Kureyşlilerin içinde Mescid-i
Aksa'yı görmüş olanlar vardır ve Peygamber Efendimiz
(sav) Mescid-i Aksa'yı tarif etmesini istemişler, kendisine
bununla ilgili sorular sormuşlardır.
Peygamber Efendimiz (sav), Mescid-i Aksa'yı
doğru olarak anlatınca, müşrikler Peygamberimiz (sav)'in
Mescid-i Aksa'yı tanımlamada isabet buyurduğunu söylemişler,
sonra da, o yoldan gelmekte olan kervanlar ile karşılaşıp
karşılaşmadığını sormuşlardır. Peygamberimiz (sav) bu
soru üzerine, "Evet, onun kervanlarıyla karşılaştım,
Revhâ'da idi. Bir deve kaybetmişler arıyorlardı. Yüklerinde
bir su kadehi vardı. Susadım onu alıp su içtim ve yine
eskiden olduğu gibi yerine koydum. Geldiklerinde sorun
bakalım kadehte suyu bulmuşlar mı?" buyurdu. Kureyşliler,
"Bu da diğer bir alâmettir" dedikten sonra,
Peygamber Efendimiz (sav)'e kervanla ilgili detaylar sormaya
devam etmişlerdir. Peygamberimiz (sav) ise, sorduklarının
hepsine cevap vermiş ve şöyle demiştir: "İçlerinde
şu kişi önde, boz renkte bir deve üzerinde dikilmiş
iki harar olduğu halde şu gün güneşin doğması ile beraber
gelirler". Bunun üzerine: "Bu da diğer bir
âyettir" diyerek o gün hızla Seniyye'ye doğru yola
çıkarak güneşin doğuşunu bekledikleri rivayet edilmektedir.
Gerçekten de güneşin doğması ile söz konusu kervan da
görünmüştür. Kervanın önünde ise aynı Peygamber Efendimiz (sav)'in
tarif ettiği gibi bir boz deve de bulunmaktadır.218
Allah'ın, Peygamberimiz (sav)'e, hayatı boyunca hiç görmediği bir mekanı, oraya gitmeden göstermesi çok önemli bir mucizedir. O dönemde, Mekke'den Kudüs'e, bir gecede ulaşmanın imkansız olması ise bu mucizeyi daha açık ve görülür hale getirmektedir.
|
|
|
Andolsun Allah,
elçisinin gördüğü rüyanın hak olduğunu
doğruladı. Eğer Allah dilerse, mutlaka
siz Mescid-i Haram'a güven içinde,
saçlarınızı tıraş etmiş, (kiminiz
de) kısaltmış olarak (ve) korkusuzca
gireceksiniz. Fakat Allah, sizin bilmediğinizi
bildi, böylece bundan önce size yakın
bir fetih (nasib) kıldı. (Fetih Suresi,
27) |
|
|
|
Peygamber Efendimiz (sav), Medine'de iken rüyasında, müminlerin
güven içinde Mescid-i Haram'a girdiklerini ve Kabe'yi
tavaf ettiklerini görmüş ve müminleri bu haberle müjdelemiştir.
Çünkü, Mekke'den Medine'ye hicret eden müminler, o zamandan
beri Mekke'ye girememektedirler. Peygamber Efendimiz
(sav)'in bu rüyasını açıklaması üzerine, rivayetlere
göre, müminler Mekke'ye umre niyetiyle gitmişler, ancak
müşrikler onların Mekke'ye girmelerine izin vermemişlerdir.
Münafıklar ise fitne çıkarmak için bunu fırsat bilmişler,
ne Kabe'ye gidebildiklerini, ne de saçlarını tıraş edebildiklerini
söyleyerek, Peygamberimiz (sav)'in gördüğü rüyayı yalanlamaya
çalışmışlardır.
Allah, Peygamberimiz (sav)'e Katından
bir yardım ve destek olarak Fetih Suresi'nin 27. ayetini
vahyetmiş ve rüyasının doğru olduğunu, Allah eğer dilerse
müminlerin Mekke'ye girebileceklerini bildirmiştir.
Gerçekten de, bir süre sonra, önce Hudeybiye barışı
ve ardından gelen Mekke'nin fethi ile, Müslümanlar,
aynı ayette bildirildiği gibi güven içinde Mescid-i
Haram'a girmişlerdir. Böylece Allah, Peygamber Efendimiz (sav)'in
önceden haber verdiği müjdenin gerçek olduğunu göstermiştir.219
Burada önemli olan bir başka nokta ise şudur: Peygamber
Efendimiz (sav) müminlere bu müjdeyi verdiğinde, ortada hiç
böyle bir durum bulunmamaktadır. Hatta, koşullar tam
aksini göstermekte, müşrikler müminleri kesinlikle Mekke'ye
sokmamakta kararlı görünmektedirler. Bu ise, kalbinde
hastalık olanların, Peygamber Efendimiz (sav)'in söylediklerine
şüphe ile bakmalarına neden olmaktadır. Ancak Peygamberimiz
(sav) Allah'a güvenerek, insanların ne diyeceklerini
hiç önemsemeden, Allah'ın kendisine bildirdiğine iman
etmiş ve bunu insanlara açıklamıştır. Söylediklerinin
Kuran ayetleri ile teyid edilmesi ve yakın bir gelecekte,
söylediklerinin gerçekleşmesi ise Peygamberimiz (sav)'in
ve Kuran'ın önemli bir mucizesidir.
|
|
|
Kitapta İsrailoğulları'na
şu hükmü verdik: "Muhakkak siz yer(yüzün)
de iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız
ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle
kibirlenecek-yükseleceksiniz. Nitekim
o ikiden ilk-vaid geldiği zaman, oldukça
zorlu olan kullarımızı üzerinize gönderdik
de (sizi) evlerin aralarına kadar
girip araştırdılar. Bu yerine getirilmesi
gereken bir sözdü. Sonra onlara karşı
size tekrar 'güç ve kuvvet verdik',
size mallar ve çocuklarla yardım ettik
ve topluluk olarak sizi sayıca çok
kıldık. (İsra Suresi, 4-6) |
|
|
|
Peygamber Efendimiz (sav)'e İsrailoğullarının
tekrar güç kazanacaklarını bildiren ayetin vahyedildiği
dönemdeYahudiler çok zor koşullar altında yaşıyorlardı
ve bir devletleri yoktu. Ancak yıllar sonra Kuran'ın
bir mucizesi gerçekleşti ve 1948'de David Ben-Gurion
(solda) İsrail Devleti'nin kuruluşunu ilan etti. |
İsra Suresi'ndeki bu ayetlerde bildirildiği gibi, İsrailoğulları
yeryüzünde iki kez bozgunculuk çıkaracaklardır. Bunlardan
ilk "bozgun ve kibirli yükseliş"lerinin ardından,
Allah onların üzerine güçlü bir ordu gönderdiğini bildirmektedir.
Gerçekten de, İsrailoğulları, Hz. Yahya'yı öldürdükleri
ve Hz. İsa'yı öldürmek için tuzak kurdukları dönemin,
yani kibirli yükselişlerinin ve bozgunculuklarının hemen
ardından, M.S. 70 yılında, Romalılar tarafından Kudüs'ten
sürülmüşlerdir. Kudüs'teki Hz. Süleyman tapınağı ise
darmadağın edilmiştir.
M.S. 70 yılında Filistin'den sürülmelerinin ardından
Museviler tüm dünyaya yayılmışlardır. Avrupa'da bulundukları
ülkelerde genellikle küçük görülmüş, zor koşullar altında
yaşamışlar, hatta çoğu zaman dinlerini gizlemek zorunda
kalmışlardır. Peygamber Efendimiz (sav)'e bu ayet vahyedildiği
zaman da, Yahudiler bu zor koşullar altında yaşamaktaydılar
ve bir devletleri dahi bulunmamaktaydı. Ancak Allah
ayetlerde İsrailoğullarına tekrar güç vereceğini haber
vermiştir.
Peygamber Efendimiz (sav)'in hayatta olduğu dönemde oldukça
uzak ve zor bir ihtimal olarak görünen bu olay, daha
sonra tam olarak gerçekleşti. Yahudiler, Filistin'e
geri döndüler ve 1948 yılında İsrail Devleti'ni kurdular.
İsrail'in günümüzdeki siyasi ve askeri gücü ve etkisi
ise bilinen bir gerçektir.
Hani Peygamber, eşlerinden bazılarına
gizli bir söz söylemişti. Derken o (eşlerinden biri),
bunu haber verip Allah da ona bunu açığa vurunca, o
da (Peygamber) bir kısmını açıklamış bir kısmını (söylemekten)
vazgeçmişti. Sonunda haberi verince (eşi) demişti ki:
"Bunu sana kim haber verdi?" O da: "Bana bilen, (herşeyden)
haberdar olan (Allah) haber verdi" demişti. (Tahrim
Suresi, 3)
İsrailoğulları ile ilgili olan bu ayette ve diğer ayetlerde önemli olan noktalardan biri, o dönemde imkansız görünen ve olmasına dair hiçbir gelişme veya ipucu bulunmayan olayların, ileride gerçekleşeceğinin haber verilmesidir. Elbette tüm bunlar Kuran'ın bir mucizesidir.
Bu ayette bildirildiği üzere, Peygamber Efendimiz (sav) hanımlarından
bazılarına bir sır vermiştir. Ancak onlar bu sırrı tutmayarak,
birbirlerine aktarmışlardır. Allah, Peygamber Efendimiz (sav)'e,
onların bu tavrını bildirmiş ve aralarındaki gizli konuşmaları
onlara haber vermiştir. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz
(sav) hanımlarına, aralarındaki gizli konuşmayı bildiğini
söylemiştir.
|
|
|
Hani Peygamber,
eşlerinden bazılarına gizli bir söz
söylemişti. Derken o (eşlerinden biri),
bunu haber verip Allah da ona bunu
açığa vurunca, o da (Peygamber) bir
kısmını açıklamış bir kısmını (söylemekten)
vazgeçmişti. Sonunda haberi verince
(eşi) demişti ki: "Bunu sana kim haber
verdi?" O da: "Bana bilen, (herşeyden)
haberdar olan (Allah) haber verdi"
demişti. (Tahrim Suresi, 3) |
|
|
|
PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV)'İN HADİSLERİNDE
BİLDİRDİĞİ GAYB HABERLERİNDEN BAZILARI
|
|
|
"Sizler
Mısır'ı fethedeceksiniz. Orası (paraya)
"kirat" denilen yerdir. Oranın halkına
hayır tavsiye edin. Onların bir zimmet,
bir de rahim (hakkı) vardır."220 |
|
|
|
Peygamber Efendimiz (sav) hadis-i şeriflerinde
Mısır'ın fethedileceğini müjdelemektedir. Peygamberimiz
(sav) bu müjdeyi verdiği sırada Mısır, Romalıların hakimiyeti
altındaydı. Ayrıca, Müslümanların henüz çok büyük bir
gücü bulunmamaktaydı. Ancak, Peygamber Efendimiz (sav)in,
bu sözleri gerçek olmuş, kendisinin vefatından çok zaman
geçmeden, Hz. Ömer (ra)'in halifeliği sırasında, M.S.
641 yılında, Amr bin As komutasındaki Müslümanlar tarafından
Mısır fethedilmiştir.221 Bu olay,
Peygamber Efendimiz (sav)'in gerçekleşen gayb haberlerinden
biridir.
|
|
|
"Kisra
ölünce, ondan başka Kisra yoktur.
Kayser de öldü mü ondan sonra bir
Kayser yoktur. Nefsimi kudret altında
tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun,
siz her ikisinin de hazinelerini Allah
yolunda harcayacaksınız."222 |
|
|
|
Bu hadis-i şerifte geçen "Kisra" kelimesi, geçmişte
İran kralları için kullanılan bir isimdir. Kayser (Sezar)
sıfatı ise, Roma İmparatoru için kullanılmaktaydı. Peygamber
Efendimiz (sav), bu her iki kralın sahip olduğu hazinenin
Müslümanlara kalacağını müjdelemiştir.
Fatih Sultan Mehmet'in
İstanbul'u fethetmesi ve Roma İmparatorluğunun
yıkılması, Kayser ünvanının son bulması demekti. |
Burada dikkat edilmesi gereken nokta,
Peygamberimiz (sav)'in bu haberi müjdelediği dönemde
Müslümanların askeri, ekonomik ve siyasi açıdan, henüz
böyle büyük bir fetih yapmaya güçlerinin bulunmamasıdır.
Ayrıca, bu dönemde, İran ve Bizans İmparatorlukları
da, tüm Ortadoğu'ya hakim en güçlü iki devletti. Dolayısıyla,
Peygamber Efendimiz (sav), bu iki fethi haber verdiğinde böyle
bir siyasi durum söz konusu bile değildi. Ancak, Peygamber
Efendimiz (sav)'in haber verdiği bu olaylar da gerçekleşmiştir.
Hz. Ömer zamanında İran fethedilmiş ve ganimetlerine
el konulmuştur. Ve bu fetihle birlikte Kisraların saltanatı
son bulmuştur.223
Kayser'in ölümü ve hazinelerinin
Müslümanlara kalması ise, öncelikle Müslümanların Halifeler
döneminde, Roma İmparatorluğu'na ait çok önemli merkezleri
fethetmeleri ile gerçekleşmiştir. Hz. Ebubekir döneminden
başlayarak, Kayser'in yönetimi altındaki Ürdün, Filistin,
Şam, Kudüs, Suriye, Mısır gibi önemli merkezlerin tamamı
fethedilmiştir. İstanbul'un, 1453 yılında Osmanlı Padişahı
Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmesi ve Roma
İmparatorluğunun yıkılmasını müteakiben Kayser ünvanı
da tarihe gömülmüştür.224
Amerikalı araştırmacı yazar M.G.S. Hodgson, İslam'ın
Serüveni isimli kitabında, Müslümanların Bizans ve İran
İmparatorluğu'na ait yerlerin fethini şöyle açıklar:
"Hz. Muhammed
Mekkeli bir Arap olarak, Medine'de dini esaslara göre
teşkilatlanmış bir toplum kurar ve Sasani (İran) ve
Roma İmparatorlukları üzerine yürüyecek ve hatta yerel
düzeyde onların yerine geçecek olan bu toplumu, Arap
yarımadasının çoğu kesimine yayar."225
Böylece, Peygamberimiz (sav)'in döneminde siyasi ve
ekonomik açıdan imkansız gibi görünen bu önemli fetihler,
Allah'ın Hz. Muhammed'e verdiği birer mucize olarak
gerçekleşmiştir.
|
|
|
"Yüce
Allah Kisra'ya oğlu Şireveyh"i musallat
kıldı. Şireveyh, onu şu ayda, şu gecede
ve gecenin de şu saatinde öldürdü!"226
"Benim
dinim ve hakimiyetim, Kisra'nın mülk
ve sanatının ulaştığı yere kadar ulaşacaktır."227 |
|
|
|
Peygamber Efendimiz (sav), hükümdarları
İslam'a davet kararı almış ve ashabından Abdullah bin
Huzayfe (ra)'yi İran Kisrası Perviz İbni Hürmüz'e elçi
olarak göndermiştir. İran Kisrası ise, kibirinden hiddetlenmiş
ve Peygamber Efendimiz (sav)'in davetine uymamıştır. Hatta,
Peygamber Efendimiz (sav)'e iki elçi gönderip, Müslümanların
kendisine teslim olmalarını söylemiştir. Peygamber Efendimiz
(sav) ise bu iki elçiyi önce İslamiyet'e davet etmiştir. Daha
sonra ise, iki elçiyi ertesi gün kendilerine kararını
bildirmek üzere huzurundan çıkarmıştır.228
Ertesi gün Peygamber Efendimiz (sav) elçilere, Allah'ın kendisine
bildirdiği şu haberi iletmiştir:
"Yüce Allah
Kisra'ya oğlu Şireveyh"i musallat kıldı. Şireveyh, onu
şu ayda, şu gecede ve gecenin de şu saatinde öldürdü!"229
Peygamber Efendimiz (sav) ayrıca onlara hitaben şöyle demiştir:
"Bazan'a (Kisranın
aracı olarak elçi göndermesini emrettiği vali) deyiniz
ki: Benim dinim ve hakimiyetim, Kisra'nın mülk ve sanatının
ulaştığı yere kadar ulaşacaktır. Yine ona deyiniz ki:
Eğer sen Müslüman olursan, şu anda idare etmekte olduğun
yerleri sana vereceğim, seni Ebnalardan (Güney Arabistan'a
yerleşen İranlılar) meydana gelen kavme hükümdar yapacağım."230
Bunun üzerine elçiler Yemen'e dönerek
olup bitenleri anlattılar ve duyduklarından son derece
etkilenen Bazan bunu "Vallahi bu hükümdar sözü değildir.
Öyle sanıyorum ki, bu zat dediği gibi bir peygamberdir"231
sözleriyle ifade etti.
Sonra da adamlarına "Onu nasıl buldunuz?"
diye sordu. Peygamberimiz (sav)'in heybetinden son derece
etkilenen elçiler, "Biz, ondan daha heybetli hiçbir
şeyden korkmayan ve muhafızsız bulunan bir hükümdar
görmedik. Mütevazi ve yaya olarak halk arasında yürüyordu"
dediler.
Bazan, bir süre bekleyip Peygamber Efendimiz (sav)'in Kisra
hakkında söylediklerinin doğru çıkıp çıkmayacağını görmek
istedi. Böylece Peygamber Efendimiz (sav)'in Allah'ın elçisi
olduğuna emin olacağını belirtti. Aradan kısa bir süre
geçtikten sonra Kisra'nın oğlu Şivereyh'ten Bazan'a
şu mealde bir mektup geldi:
"Ben Kisra'yı
öldürdüm. Bu mektubum sana gelince, benim namıma, halkın
biatını al, Kisra'nın sana yazmış olduğu zat hakkında
da, yeni bir emrim gelinceye kadar bekle ve hiçbir teşebbüse
geçme."232
Bazan
ve adamları hesap edince, bu olayın tam Peygamberimiz
(sav)'in belirttiği zamanda meydana geldiğini gördüler.233
Bazan bu büyük mucizeyi gördükten sonra iman etti ve
Müslüman oldu. Onu, Yemen'de oturan Ebnaların Müslüman
olması izledi.234 Bazan, Peygamber
Efendimiz (sav)'in tayin ettiği ilk vali idi ve İran valilerinden
imana gelen ilk kişi idi.235
Peygamber Efendimiz (sav)'in, 628 yılında
İran Kisrası Perviz'i İslam'a davet eden bir mektup
gönderdiği ve İran Kisrası'nın, oğlu tarafından 628
yılında öldürüldüğü tarihi kaynaklarda da belirtilen
gerçek bir olaydır.236
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN AHİR ZAMAN ALAMETLERİ
HAKKINDA BİLDİRDİKLERİ
Ahir zaman, kıyamet öncesinde dünya üzerinde yaşanacak olan
bir dönemdir. Peygamberimiz (sav)'in, ahir zamanda gerçekleşecek
olan olaylarla ilgili pek çok haberi bize ulaşmıştır. Bu olayların,
içinde bulunduğumuz dönemde birer birer gerçekleşiyor olması
Peygamberimiz (sav)'in mucizelerinden biridir. (Detaylı bilgi
için bkz. Kıyamet
Alametleri, Hz.
Süleyman, Ahir
Zaman Alametleri ve Dabbetü'l Arz, Harun
Yahya, Global Yayıncılık) Hz. Muhammed (sav) kendi yaşadığı
dönemden 1400 yıl sonrasında meydana gelecek olayları, sanki
o dönemi izlemiş gibi detaylı olarak anlatmıştır.
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde bildirilen çok
sayıda ahir zaman ve kıyamet alametlerinden şunları
sayabiliriz:
|
|
|
"Kıyametin
hemen yakınında anarşi ve kargaşa
günleri vardır."237
Ahir
zaman alametlerinden olan terör
ve şiddet olayları bugün tüm
dünya ülkelerinde şiddetlenerek
devam etmektedir.
Peygamber
Efendimiz (sav)'in geçmişten verdiği
haberler ve günümüzde yaşanan
olaylar arasındaki paralellik,
bu kutlu insanın sayısız mucizelerinden
birini bize gösterir. |
|
|
|
|
|
|
|
"Dünya
hercü merc içinde kaldığında, fitneler
zuhur ettiğinde, yollar kesildiğinde,
bazıları bazılarına hücum ettiğinde..."238
Bugün
dünyanın birçok ülkesinde yaşanan
ve sebepsiz yere masum insanların
katledildiği savaşlar da Peygamberimiz
(sav)'in haber verdiği kıyamet
alametlerindendir. |
|
|
|
|
|
|
|
"Allah
apaçık inkar edilir hale gelmedikçe
kıyamet kopmaz."239
Çok
yaygın olan ateist sitelere
örnekler |
|
|
|
|
|
|
"Büyük
şehirler dün sanki yokmuş gibi helak
olur."240
Hadislerde
rivayet edilen kıyamet alametlerinden
biri de şehirlerin yok olmasıdır.
Yakın dönemlerde Meksika (sağda)
ve Tokyo'da (altta) gerçekleşen
depremler hadislerin tecellilerindendir. |
|
|
|
|
|
|
|
"Açlık
ve hayat pahalılığı alabildiğine yayılacak."241
Dünyadaki
zengin kaynaklara rağmen dünyanın
birçok ülkesinde şiddetli açlık
yaşanmaktadır. Bu durum, tüm
insanların üzerinde düşünmesi
gereken alametlerdendir. |
|
|
|
|
|
|
|
"Erkekler
erkeklerle, kadınlar kadınlarla yetindiklerinde...
kıyamet yaklaşmış olacaktır."242
"Kıyamet
yaklaşınca... kadınla yolun ortasında
cinsel münasebette bulunacak kadar
haya ortadan kalkar."
243
"Cinayetler
artmadıkça... kıyamet kopmaz."244 |
|
|
|
|
|
|
Talikan'a
(Afganistan'a) yazık oldu. Şüphesiz
Allah Teala'nın orada altın ve gümüş
olmayan hazineleri vardır. Orada Allah'ı
hakkıyla bilen insanlar vardır.245
|
|
|
|
Hadiste Afganistan'ın ahir zamanda işgal edileceğine
işaret vardır. Rusların Afganistan'ı işgali olan 1979
yılı Hicri 1400 yılına, diğer bir ifadeyle Hicri 14.
yüzyılın başlangıcına denk gelmektedir.
|
|
|
Resimlerde,
1979 yılında Rus ordusunun işgalindeki
Afganistan halkının uğradığı zulmün
örnekleri görülmektedir. |
|
|
|
|
|
|
Resulullah:
Fırat Nehri altın bir dağ üzerinden
açılmadıkça kıyamet kopmayacaktır...246
Fırat
Nehri'nin suyu çekilerek altın hazinesini
açıklaması zamanı yaklaşıyor. Her
kim, o zaman orada bulunursa o hazineden
bir şey almasın.247
|
|
|
|
Suyuti'nin kitabında bu hadis "suyun durdurulması"
olarak geçmektedir. Gerçekten de resimde görülen Keban
Barajı, Fırat Nehri'nin suyunu durdurarak kesmiştir.
|
|
|
Dünyanın
harap olmuş yerlerinin imarı, imar
edilmiş yerlerinin tahribi kıyametin
şart ve alametlerindendir.248
Alman
Meclisi'nin (Reichstag) yıkık
hali (1945 yılı). Alttaki resimde
ise aynı binanın 1999 yılında
yeniden inşa edilmiş hali görülmektedir.
Benzer şekilde pek çok bina
restore edilmekte ve eski haline
yeniden kavuşturulmaktadır. |
|
|
|
|
|
|
| Mehdi
için 2 alamet vardır ki... Bunun birincisi,
Ramazan'ın birinci gecesi Ay'ın ikincisi
de ortasında Güneş'in tutulmasıdır.249
Mehdi'nin
çıkmasından önce bir Ramazan içinde
Güneş iki defa tutulacaktır.250
Ramazan'da
iki defa Ay tutulması olacaktır.251
 |
|
|
|
Yukarıdaki hadislerin toplamından çıkan ortak sonuçlar
şunlardır:
1. Ramazan Ayı'nda Ay ve Güneş tutulmaları olacaktır.
2. Bu tutulmalar ortalama 14-15 gün arayla olacaktır.
3. Tutulmalar iki kere tekrarlanacaktır.
Bu tespitlere uygun olarak, 1981 yılında (Hicri-1401'de)
Ramazan Ayı'nın 15. günü Ay, 29. günü de Güneş tutulmuştur.
Yine "ikinci olarak", 1982 yılında (Hicri-1402'de)
Ramazan Ayı'nın 14. günü Ay, 28. günü de Güneş tutulmuştur.
Ayrıca bu hadisede "Ay"ın Ramazan'ın tam ortasında
DOLUNAY halinde tutulması ve dikkatleri çekecek bir
alamet olarak belirmesi de son derece anlamlıdır.
|
|
|

(Altta
Sağda) 31 Temmuz 1981 tarihinde gerçekleşen
Güneş tutulmasının resmi.
(En
üstte) 1981 yılında yaşanan Ay tutulmasının
Sky Telescope dergisinin Temmuz 1999
tarihli sayısında yayınlanan resmi.
Soldaki
takvim yapraklarında ise 1981 ve 1982
yıllarında gerçekleşen Ay ve Güneş
tutulmalarının tarihleri görülüyor. |
|
|
|
|
|
|
O
gelmeden önce, doğudan ışık veren
bir kuyruklu yıldız görünecektir.252
O
yıldızın doğması, Güneş ve Ay tutulmasından
sonra olacaktır.253
Şark
tarafından bir kuyruklu yıldız doğup
aydınlık verecektir. Onun her günkü
irtifi (geçiş yönü) meşrıktan mağribedir
(doğudan batıya doğrudur).254 |
|
|
|
- 1986 yılında (Hicri 1406'da) yani 14. yüzyıl başlarında
"Halley" kuyruklu yıldızı Dünyamızın yakınından
geçmiştir. Bu kuyruklu yıldız parlak, ışıklı bir yıldızdır.
- Hareket yönü doğudan batıya doğrudur.
- 1981 ve 1982 (1401-1402) yıllarında meydana gelen
Ay ve Güneş tutulmaları olayından sonra ortaya çıkmıştır.
"Onun çıkacağı yıl, insanlar hacca, başlarında bir emir bulunmadan gidecekler... Hep birlikte Beyt-i Şerif'i tavaf edecekler, sonra Mina'ya indiklerinde, köpekler gibi birbirine saldıracak, hacılar soyulacak, kanlar Akabe Cemresinin üzerine akacak."(Kıyamet Alametleri, s. 168-169)
1979 yılında (Hicri 1 Muharrem 1400’de) Hac sırasında Kabe’de büyük bir katliam olmuştur. (1 Muharrem 1400) Olayın meydana geliş tarihi Hicri 1400 yılının ilk günüdür. Bu sırada 30 kişi hayatını kaybetmiştir. Peygamberimiz (sav) hadiste; “Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkacağı yıl” Kabe’de böyle önemli bir olayın olacağından bahsetmektedir. Çıkacağı yıl” ifadesi bu açıdan son derece önemlidir. Çünkü hem bu olay hem de Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihi 1979 yılını göstermektedir. 1979 yılında gerçekleşen bu olayın ardından 7 yıl sonra hac sırasında çok daha kanlı bir olay daha meydana gelmiştir. Bu sefer de 402 kişi öldürülmüştür. Ancak bu olayın ilkinden farkı son olayın Kabe’nin içinde değil yanında gerçekleşmiş olmasıdır. Bu 2 olay da hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olarak anlatılan “Kabe baskını ve Kabe’de kan akıtılması” olaylarıyla tam olarak aynı şekilde olmuştur.
Hüseyin b. Ali (ra)'dan şöyle rivayet olunmuştur:
"Gökyüzünde doğu cihetinden, geceyi aydinlatan büyük bir ateş gördüğünüz vakit, işte o an, hz. Mehdi (as)’ın geliş vaktidir." 256
Hadiste Peygamberimiz (sav)’in bildirdiği bu büyük patlama ve ardından ortaya çıkan büyük ateş 1979 yılında yani Hicri 1400’de Kadıköy açıklarında meydana gelen İndependenta adlı petrol yüklü tankerin infilakını haber vermektedir. Peygamberimiz (s.a.v.), İstanbul’da meydana gelen bu büyük olay anının Hz. Mehdi (a.s.)’nin İstanbul’a geliş vakti olduğunu; “... İŞTE O AN, HZ. MEHDİ (A.S.)'IN GELİŞ VAKTİDİR." ifadesiyle açık bir şekilde bildirmiştir.
|
|
|
İnsanlar
başlarında bir imam bulunmaksızın
hac ederler. Mina'ya indiklerinde
etrafları, köpeklerin sarışı gibi
sarılıp, kabilelerin birbirine girmesi
ile büyük savaşlar olur. Öyle ki ayaklar
kan gölü içinde kalır.255
|
|
|
|
Türkiye Gazetesi, 12 Ağustos
1987 |
Türkiye Gazetesi, 2 Ağustos
1987 |
|
1979
(Hicri 1400)'da gerçekleşen bu Kabe baskının ardından
7 sene sonra Hicri 1407 yılında, Hac sırasında
çok daha büyük kanlı bir olay meydana gelmiştir.
Bu olayda caddelerde gösteri yapan hacılara saldırılarak
402 kişi katledilmiş, çok fazla kan akıtılmıştır.
Beyt-ül Muazzama'nın yanında, Müslümanların (Suudi
Arabistan askerleri ile İranlı hacıların) birbirlerini
öldürmeleri ile büyük günahlar işlenmiştir. Bu
kanlı olaylar, ilgili hadislerde tarif edilen
ortamla çok büyük benzerlikler taşımaktadır. |
|
|
|
Bir
ateş sizi saracaktır. O ateş bugün
Berehut denilen vadide sönük vaziyettedir.
O ateş içinde müthiş azap olduğu halde
insanları kaplar. O ateş insanları,
malları yakıp bitirir. Sekiz gün içinde
rüzgar ile bulut gibi uçarak dünyanın
her tarafına yayılır. Geceki sıcağı
gündüzki hararetinden daha şiddetlidir.
O ateş insanların başının üzerinden
arşın altına kadar yaklaşarak yeryüzü
ile gökyüzü arasında gökgürültüsü
gibi korkunç gürültüsü olur, buyurdu.257 |
|
|
|
- Kuveyt'de yanan petrol, insan ve hayvanlar
arasında ölüme sebep olmaktadır. Uzmanlara göre günde yarım
milyon ton petrol duman olarak atmosfere karışmaktadır. Her
gün 10 bin tondan fazla is, kükürt, karbondioksit ve büyük
miktarda, kanser yapıcı özelliği olan hidrokarbonlar bulut
gibi körfez üzerinde asılı durmaktadırlar... Yalnız Körfez
değil, onun şahsında dünya yanmaktadır.258
- Ateşe verilen iki kuyu, Türkiye'nin
bir günde çıkarabildiği kadar petrol veriyor ve dumanlar
55 km. uzaklıktaki Suudi Arabistan'dan bile görülebiliyor.259
- Körfez'de sönmeyen felaket haberleri: Kuveyt'te ateşe
verilen yüzlerce petrol kuyusu alev alev yanıyor. Uzmanların
"söndürmek son derece zor" dedikleri petrol kuyularındaki
yangının Türkiye'den Hindistan'a kadar olan geniş bir
bölgeyi en az 10 yıl süreyle etkileyeceği bildiriliyor.
Ateşe verilen petrol kuyularından
çıkan alev ve dumanlar atmosferi devamlı kirletmektedir.
Kuveyt gündüzleri gece manzarası arz etmektedir. Alevlerle
birlikte yükselen füme rengi duman, Kuveyt semalarında
sonbahardan kış mevsimine geçişi hatırlatıyor... Kuveyt'in
tamamının yaşanılır hale gelmesi için en az bir senelik
bir zamana ihtiyaç vardır. Kilometrelerce uzaktan görülen
alevlerle birlikte yükselen dumanlar, Kuveyt semalarını
tamamen kaplayarak ülkeyi yaşanmaz hale getirmekte ve
varlıklı olanlar Kuveyt'i terk etmektedirler.260
|
|
|
O,
(Mehdi), Güneş'ten bir alamet belirinceye
kadar gelmeyecektir.261
Güneş'te belirecek
olan bu alamet, 20. yüzyılda görülen
büyük patlama olabilir. Yandaki resimde
solda görülen, Güneş'in 1996 'da çekilen
resmidir. Sağda görülen ise, 2000
yılında çekilen, Güneş'in patlamalar
sonucu aldığı son halinin görüntüsüdür. |
|
|
|
11 Ağustos 1999 yılında gerçekleşen Güneş tutulması 20. yüzyılın
son tam Güneş tutulmasıdır. İlk kez bu kadar çok insan Güneş
tutulmasını, bu kadar uzun bir süre izleyebilmiş, inceleme
fırsatı elde etmiştir. Aşağıda, 1999 yılındaki Güneş tutulması
ile ilgili çıkan bazı gazete haberleri görülmektedir. Bu olay
da, hadiste dikkat çekilen "Güneş'ten bir alamet" olarak değerlendirilebilir.
(Doğrusunu Allah bilir.)
Bilesin ki, Ashabın verdiği habere göre, Resulullah Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
"Vaad edilen Mehdi'nin zuhur mukaddimeleri olan Abbasi Melik Horasan'a vardığı zaman, ŞARK TARAFINDA İKİ DİŞLİ (1) MÜNEVVER (2) BİR BOYNUZ (3) ÇIKAR." Bu yıldız dahi doğmuştur. Amma o mudur, yoksa onun bir benzeri midir?
Bu yıldıza:
-Kuyruklu yıldız, adının verilmesi, ihtimal ki, şu anlatmalara dayanıyor:
-Sabitlerin seyri, MAĞRİBDEN (BATIDAN) MEŞRİKADIR (DOĞUYADIR) (4)... (İmam-ı Rabbani, Mektubat-ı Rabbani, 381. Mektup, s.1184)
Peygamber Efendimiz (sav)’in hadisinde ahir zamanda gelmesi beklenen Hz. Mehdi (as)’ın çıkış alameti olarak belirttiği ve İmam-ı Rabbani’nin de detaylı olarak tefsir ettiği “iki dişli münevver (aydınlatıcı) bir boynuz çıkar” ifadesi 24 Şubat 2009 yılında Dünya’ya en yakın noktadan geçen Lulin kuyruklu yıldızına işaret etmektedir. (Doğrusunu Allah bilir.) Hadisteki ifadelerin hepsinin Lulin kuyruklu yıldızının özellikleriyle birebir uyum içinde olması çok büyük bir mucizedir ve Hz. Mehdi (as)’ın gelişini bekleyen bütün müminler için de çok büyük bir müjdedir.
(1) ... iki dişli...: Lulin kuyruklu yıldızının arka kısmındaki kuyruğun çatallı olması, hadisteki iki dişli ifadesiyle birebir bağdaşmaktadır.
(2) ... münevver (aydınlatıcı)...: Hadiste bahsi geçen münevver (aydınlatıcı) sıfatı, Lulin kuyruklu yıldızının Dünya'ya yaklaştıkça 6 yıldız parlaklığı kadar artan parlaklığına işaret etmektedir.
(3) ... bir boynuz...: Lulin kuyruklu yıldızını diğer kuyruklu yıldızlardan ayıran en önemli farklılığı, yıldızının çekirdeğinin arka kısımda yer alan kuyruğunun karşısında, çekirdeğin ön kısmında yani ilerleme yönünde de bir kuyruğunun bulunmasıdır. Lulin kuyruklu yıldızının çekilmiş fotoğraflarına bakıldığında da karşıt yöndeki iki kuyruğun şekil itibariyle bir boynuzu andırdığı ilk bakışta fark edilmektedir.
(4) ... mağripten (batıdan) meşrikadır (doğuyadır)...: Hadisin devamında yer alan “Sabitlerin seyri, mağribden (batıdan) meşrikadır (doğuyadır)...” ifadesi hadiste hareket eden bir cisme, bir kuyruklu yıldıza dikkat çekildiğini teyit eder mahiyettedir. Nitekim diğer gökcisimleri meşrikten (doğudan) mağribe (batıya) doğru saat yönünün aksi yönünde hareket ederken, Lulin kuyruklu yıldızının seyri saat yönünde yani mağripten (BATIDAN) meşrika (DOĞUYA)’dır.
Başka hiçbir gök cisminde görülmeyen bu özelliğin Lulin kuyruklu yıldızında olması ve bunun yaklaşık 1400 sene önce Peygamber Efendimiz (sav) tarafından Hz. Mehdi (as)’ın çıkışının habercisi olarak bildirilmiş olması şüphesiz ki çok büyük bir mucizedir.
|
|
|
Tozlu
dumanlı, karanlık bir fitne görülecek,
bunu diğerleri takip edecek...262
|
|
|
|
Fitne, "insanın akıl ve kalbini doğrudan doğruya
hak ve hakikatten saptıracak şey, saval, azdırma, karşılık,
ihtilaf, kavga" gibi anlamlara gelen bir kelimedir.
Hadiste bu fitnenin ardında toz ve duman bırakacağı
belirtilir.
Ayrıca bu fitnenin "karanlık" olarak nitelendirilmesi,
nereden geldiği belli olmayan, umulmadık bir olaya olduğuna
işaret kabul edilebilir. Bu açılardan bakıldığında söz
konusu hadisin, 11 Eylül 2001tarihinde Amerika Birleşik
Devletleri'nin New York ve Washington şehirlerinde meydana
gelen, dünya tarihinin en büyük terör olayı olarak nitelendirilen
saldırıya işaret etmesi muhtemeldir.
|
|
|
Ondan
önce Şam ve Mısır melikleri öldürülecektir...263
1970
yılında Mısır'ın başına geçen ve 11
yıl iktidarda kalan Enver Sedat, 1981
yılında bir resmi geçit sırasında
muhalifleri tarafından düzenlenen
bir suikast sonucunda hayatını yitirmiştir.
Mısır tarihinde öldürülen yöneticilerden
diğerleri, 1910 yılında suikaste uğrayan
Başbakan Boutros Ghali, 1945 yılında
öldürülen Mısır Başbakanı Ahmed Maher
Paşa (sağ üstteki resim) ve 1948'de
yine bir suikast sonucu öldürülen
Mısır Başbakanı Mahmoud Nukrashy Paşa'dır.
Şam kelimesi, yalnızca Suriye'deki Şam şehri için kullanılmaz. Şam, Arapçada kelime anlamı olarak "sol" anlamına gelir ve eskiden beri Hicaz bölgesinin (Mekke ve Medine şehirlerinin bulunduğu bölge) sol tarafında kalan ülkeleri ifade eder. Şam bölgesi yöneticilerinden de suikaste uğrayan çok sayıda kişi olmuştur. Bunlardan birkaç örnek şöyledir; 1920'de öldürülen Suriye'nin eski Cumhurbaşkanı Salah Al-Deen Beetar (alt sol), 1921'de öldürülen Suriye Başbakanı Droubi Paşa, 1949'da suikaste uğrayan Suriye Başbakanı Muhsin al-Barazi, 1951'de öldürülen Ürdün Kralı Abdullah (alt sağ)) , 1982'de bombalı suikaste uğrayan, Lübnan'ın Falanjist lideri Beşir Cemayel (üst sağda), Irak eski KralıDevlet Başkanı Abdül Karim KassimKerim Kasım ise 1963 yılında Irak Hava Kuvvetleri tarafından yapılan devrim sırasında öldürülmüştür. |
|
|
 |
|
|
|
"Şam
ehli, Mısırlı kabileleri esir alacaklardır."264

26 Ekim 1956
yılında İsrail Mısır'a saldırdı ve
Sina Yarımadasını işgal etmeye başladı.
BM'nin araya girmesiyle sıcak çatışmalar
bir süre sona erdi ve İsrail sınırına
BM Barış Gücü yerleşti.
1967
yılındaki 6 Gün Savaşı ise İsrail-Mısır
arasındaki başka bir savaştı. Bu savaşın
sonunda İsrail, Gazze Şeridi ile Sina
Yarımadasının tümünü, Şeria akarsuyunun
batı yakasını, Kudüs kentini ve Golan
tepelerini ele geçirdi. |
|
|
|
Bugün söz konusu bölgede yer alan devletler arasında
İsrail de bulunmaktadır. Dolayısıyla bu hadisle İsrail
Devleti'nin Mısır ile olan savaşlarına ve Mısır topraklarını
işgaline işaret ediliyor olabilir.
|
|
|
Şu
hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet
kopmayacaktır... depremler çoğalacak...265
Kıyametten
önce iki büyük hadise vardır... ve sonra
da zelzeleli yıllar.266
 |
|
|
|
Peygamberimiz (sav) Hz. Mehdi (as)'ın Hicri 1400'de zuhur edeceğini müjdelemiştir
Peygamberimiz (s.a.v.)'den rivayet edilen bir hadiste;
|
"İnsanlar 1400 senesinde Hz. Mehdi (as)'ın yanında toplanacaklardır." (Risaletül Huruc-ül Mehdi, s. 108) |
|
|
|
ifadesiyle Hz. Mehdi (as)'ın Hicri 1400'de zuhur edeceği açık bir şekilde haber verilmiştir. Yine son 1000 yılın en büyük İslam alimi Üstad Said Nursi de külliyatında Hz. Mehdi (as)’ın Hicri 1400’de zuhur edeceğini bildirmiştir:
|
İSTİKBAL-İ DÜNYEVİYEDE (dünyanın geleceğinde) 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ asırlarında karib (yakın) zannetmişler.
(Sözler, s. 318)
|
|
|
|
Gerçekten de Hicri 1400’ün başlamasıyla birlikte ise peygamberimiz (sav) tarafından bildirilen ahir zaman alametleri teker teker ve ardı ardına gerçekleşmeye başlamıştır.
Peygamberimiz (sav)’den rivayet edilen birçok hadis; büyük İslam alimi İmam Rabbani’nin ünlü eseri Mektubat-ı Rabbani’de, ehli sünnet hadis literatüründe en önemli altı kitaptan biri olan Sünen-i Ebu Davud’ta yer almakta, ayrıca Said Nursi Hazretleri’nin eserlerinden olan Barla Lahikası, Kastamonu Lahikası, ve Şualar’da defalarca ve yine Üstad’ın Hicri 1327 yılında Şam’da Emevi Camii’nde on bin kişiye verdiği hutbesinde (Hutbe-i Şamiye’de) Hz. Mehdi (as)’ın Hicri 1400 yılında çıkacağı çok açık bir şekilde belirtilmektedir.
(Bu konuyla ilgili diğer bilgiler için bakınız: http://www.hazretimehdi.com/1400_1500.html)
Yine Peygamberimiz (sav)’den rivayet edilen ve İmam Rabbani, Celalleddin Suyuti, Ahmed bin Hanbel, Üstad Said Nursi Hazretleri gibi büyük İslam alimlerinin eserlerinde yer alan ve İslam ümmetinin ömrünün Hicri 1500’lere kadar olacağını ifade eden hadislerin varlığı da açıktır:
|
"BENİM ÜMMETİMIN ÖMRÜ 1500 SENEYİ PEK GEÇMEYECEK."
(Suyuti, el-Keşfu an Mücavezeti Hazihil Ümmeti el-Elfu, el-havi lil Fetavi, Suyuti. 2/248, tefsiri Ruhul Beyan. Bursevi. (Arapça) 4/262, Ahmed bin Hanbel, Kitâbu’l-İlel, sh. 89.)
|
|
|
|
İmam Suyuti, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde ümmetin ömrünün 1500 seneyi aşmayacağını bildirdiğini haber vermektedir:
|
BU ÜMMETİN ÖMRÜ bin (1000) seneyi geçecek fakat BİN BEŞYÜZ (1500) SENEYİ AŞMAYACAKTIR.
(Kıyamet Alametleri, s. 299) (Celaleddin Suyuti'nin "El-Kesfu Fi Mücazeveti Hazin el-Ümmeti El Elfe Ellezi Dellet Aleyh el-Asar" isimli kitabından nakil)
|
|
|
|
|
"BENİM ÜMMETİMİN ÖMRÜ 1500 SENEYİ PEK GEÇMEYECEK."
Suyuti, el-Keşfu an Mücavezeti Hazihil Ümmeti el-Elfu, el-havi lil Fetavi, Suyuti. 2/248, tefsiri Ruhul Beyan. Bursevi. (Arapça) 4/262, Ahmed bin Hanbel, Kitâbu’l-İlel, sh. 89.)
|
|
|
|
Said Nursi Hazretleri ise ümmetin ömrünün HİCRİ 1506 yılına kadar olacağını söylemektedir:
|
"... Birinci cümle, BİN BEŞ YÜZ (1500) makamiyle ahir zamanda bir taife-i mücahidinin (din için çalışanların) son zamanlarına ve ikinci cümle, BİN BEŞ YÜZ ALTI (1506) makamiyle galibane (galip olan) mücahedenin (Allah yolunda gösterilen çabanın) tarihine... işaret eder. (...) bu tarihe kadar (1506) zahir (görünen) ve aşikarane (açık, belli), belki galibane devam edeceğine remze yakın (işaret yoluyla) ima eder."
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 46) |
|
|
|
Yine Üstad, Kastamonu Lahikası’nın 33. sayfasında kıyametin kopma tarihini 1545 olarak vermiştir. (Doğrusunu Allah bilir.)
|
“Ümmetimden bir taife Allah’ın emri gelinceye kadar (kıyamete kadar) hak üzerinde olacaktır.”
“Ümmetimden bir taife..” fıkrasının (bölümünün) makam-ı cifrîsi (cifir hesâbına göre olan netice, sayı değeri) 1542 (2117) ederek nihayet-i devamına (varlığının sonuna) îma eder. “Hak üzerinde olacaktır.” (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1506 (2082), bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane (açık ve ortada), belki galibane; sonra tâ 1542 (2117) ye kadar, gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine (aydınlatma görevine) devam edeceğine remze (işarete) yakın îma eder. “Allah’ın emri gelinceye kadar” (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1545 (2120), kâfirin başında KIYAMET KOPMASINA îma eder.
(Kastamonu Lahikası, s. 33)
|
|
|
|
Bu sahih kaynaklar doğrultusunda Hz. Mehdi (as)’ın çıkış vaktinin Hicri 1400’den sonraki bir yüzyıl olmayacağı son derece açıktır. Tüm Müslümanların, Peygamberimiz (sav)’den rivayet edilen ahir zaman ile ilgili sahih hadislere ve en büyük İslam alimlerinin izahlarına kesinlikle itibar etmeleri gerekmektedir. Aksinde tamamı arka arkaya gerçekleşen bu alametleri görmezden gelmek bunların bir defa daha arka arkaya gerçekleşmesi gerektiğini iddia etmek anlamına gelir. Oysa bu alametler zaten bir kez ve bir sıra şeklinde meydana gelmiştir. Ve bu durum müslümanların, Peygamberimiz (sav)’in haber verdiği ahir zamanın içinde yaşadıklarını anlamaları için yeterlidir. Gerçekleşen söz konusu yüzlerce alamete rağmen“ aynı alametler birkez daha olsun” demek akla ve mantığa kesinlikle uygun olmaz. Samimi bir Müslüman için, bu alametlerin Peygamberimiz (sav)’in bildirdiği şekilde gerçekleştiğini bir kere görmek kesinlikle ahir zamanda yaşadığına ve Hz. Mehdi (as)’ın inşaAllah zuhur etmiş olduğuna inanması için yeterlidir.
AHİR ZAMAN ALAMETLERİ GÜNÜMÜZDE BİRBİRİ ARDINA
GERÇEKLEŞMEKTEDİR
Peygamber Efendimiz (sav)'den rivayet edilen hadislerde ahir
zamanın ve Altınçağ'ın alametleri haber verilmiştir.
Günümüzde gerçekleşen olayları bu alametler ile kıyasladığımızda
ise, ahir zamanın, içinde yaşadığımız dönem olduğunu
gösteren ve aynı zamanda Altınçağ'ın gelişini müjdeleyen
pek çok işaret görmekteyiz.
Şunu belirtmeliyiz ki, bu bölümde yer verdiğimiz hadislerde
bildirilen işaretlerin bir kısmı 1400 yıllık İslam tarihinin
herhangi bir döneminde, dünyanın belirli bir bölgesinde,
belirli bir oranda görülmüş olabilir. Böyle bir durum
o dönemin ahir zaman olduğunu göstermez. Zira bir devrin
ahir zaman olarak nitelendirilmesi için kıyamet alametlerinin
tümünün aynı çağda, birbirlerini izleyerek gerçekleşmesi
gerekmektedir. Bu durum bir hadiste şöyle ifade edilmiştir:
"Kıyamet alametleri
birbirini takiben meydana gelir. Bir dizideki boncukların
art arda kopması gibi."267
Ahir zamanın başlangıcı, hadislerde, fitnelerin çoğaldığı,
savaş ve çatışmaların arttığı, dünya üzerinde çok büyük
bir ahlaki yozlaşmanın baş gösterdiği din ahlakından
uzaklaşıldığı bir kaos ortamı olarak tanımlanmıştır.
Söz konusu dönemde, dünyanın dört bir yanında doğal
felaketler olacak, fakirlik hiçbir dönemde olmadığı
kadar artacak, suç oranlarında çok büyük bir tırmanma
görülecek, cinayetler ve katliamlar birbirini takip
edecektir. Ancak bu, ahir zamanın sadece ilk aşamasıdır;
ikinci aşamada Allah insanlığı bu kaos ortamından kurtaracak,
bolluk, bereket, huzur, barış ve güvenlik dolu bir yaşam
ile kullarını nimetlendirecektir.
|
|
|
"Yüksek
yüksek binalar inşa edilmedikçe... kıyamet
kopmaz."268
"Şu
hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet
kopmayacaktır... Yüksek binalar yapmada
insanlar birbirleriyle yarışacak."269
Şu
hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet
kopmayacaktır... Zaman kısalacak ve
vasıtalarla mesafeler kısalacak.270
Zaman
kısalıp sene ay, ay hafta, hafta gün,
gün saat, saat de ateş tutuşturacak
kadar az bir zaman olmadıkça kıyamet
kopmaz.271
 |
|
|
|
Yaşadığımız yüzyılın sesten hızlı uçakları, trenleri
ve diğer gelişmiş ulaşım araçlarıyla, eski dönemlerde
aylar süren yolculuklar şimdi birkaç saat içinde, üstelik
çok daha güvenli, rahat ve konforlu bir biçimde yapılabilmektedir.
Hadisin işareti de bu şekilde gerçekleşmektedir.
Asırlar önce kıtalar arasında haftalar alan haberleşme
şu anda internet ve iletişim teknolojileriyle saniyeler
içerisinde tamamlanmaktadır. Geçmişin kervanları ile
aylar süren seyahatler sonucu ulaşılabilen eşyaları,
günümüzde anında temin etmek mümkündür. Çok değil, daha
birkaç yüzyıl önce tek bir kitabın yazılması için geçen
sürede bugün milyarlarca kitap basılabilmektedir. Bütün
bunların yanısıra temizlik, yemek pişirme, çocuk bakımı
gibi gündelik işler, "teknoloji harikası"
aletlerin yardımıyla vakit almaktan çıkmıştır.
Bu örnekler rahatlıkla çoğaltılabilir. Elbette burada
üzerinde durulması gereken Peygamberimiz (sav)'in 7.
yüzyılda haber verdiği kıyamet işaretlerinin günümüzde
aynen gerçekleşmesidir.
|
|
|
|
|
Kişiye
kamçısının ucu konuşmadıkça... kıyamet
kopmaz.272
 |
|
|
|
Kamçı bilindiği gibi, eski çağlarda özellikle at, deve
gibi binek hayvanlarını sürerken yaygın olarak kullanılmış
bir araçtır; hadis incelendiğinde Peygamberimiz (sav)'in
bir benzetme yaptığı ortaya çıkmaktadır. Günümüzde yaşayan
insanlara yönelik şöyle bir soru hazırlayalım: "Kamçının
şekline benzetebileceğimiz ve konuşan nesne nedir?"
Bu sorunun en mantıklı cevabı, antenleri ile dikkat
çeken telsiz, cep telefonu veya benzeri iletişim araçları
olacaktır. Cep telefonu veya uydu telefonu gibi kablosuz
iletişim araçlarının çok kısa bir geçmişi olduğunu göz
önünde bulundurursak, Peygamberimiz (sav)'in 1400 yıl
önce yaptığı tasvirin de ne kadar hikmetli olduğu anlaşılacaktır.
Kıyamet öncesi zaman diliminin içinde bulunduğumuza
dair bir haber daha böylece tecelli etmiştir.
|
|
|
Kişiye
(kendi) sesi konuşmadıkça... kıyamet
kopmaz. 273
 |
|
|
|
Hadisteki mesaj oldukça açıktır: Kişinin kendi sesini
duymasının ahir zamanın bir özelliği olduğu belirtilmektedir.
Şüphesiz insanın kendi sesini işitebilmesi için öncelikle
sesini kayıt etmesi ve sonra da dinlemesi gerekmektedir.
Ses kayıt ve reprodüksiyon teknolojisi de 20. yüzyılın
bir ürünüdür; bu gelişme bilimsel bir dönüm noktası
olmuş, haberleşme ve medya sektörlerinin doğmasına yol
açmıştır. Ses kaydı özellikle bilgisayar ve lazer teknolojilerindeki
son gelişmelerle mükemmele ulaşmış durumdadır.
Kısacası, günümüzün elektronik aletleri, mikrofonları
ve hoparlörleri sesin kaydedilmesi ve dinlenmesine imkan
sağlamakta ve bizlere yukarıdaki hadisin verdiği haberin
tecelli ettiğini göstermektedir.
|
|
|
O
günün alameti: Semadan (gökyüzünden)
bir el uzanacak ve insanlar ona bakacak
ve göreceklerdir.274
O
günün alameti semada (gökyüzünde)
uzatılmış ve insanların kendisine
bakıp durduğu bir el'dir.275 |
|
|
|
Yukarıdaki hadiste belirtilen "el" kelimesinin
arapçası "yed"dir. Bu kelimenin sözlük anlamı
"el"in yanısıra "kuvvet, kudret, güç,
vasıta"dır. Bu hadiste de bu manlarda kullanılmış
olması muhtemeldir.
İnsanların baktıklarında görebilecekleri bir "kuvvet,
kudret, güç, vasıta" geçmiş dönemleri için fazla
bir anlam taşımamaktadır. Ancak bugünün dünyasının vazgeçimez
bir parçası olan televizyon, kamera ve bilgisayar gibi
cihazlar hadislerde tarif edilen olaya tam olarak açıklık
getirmektedir. Yani bu hadiste geçen "el"
ifadesi, güç anlamında kullanılmıştır. Ve gökten dalgalar
halinde gelen görüntülere, yani televizyon yanına işaret
ettiği anlaşılmaktadır.
|
|
|
"İnsanlar
bir ölçek buğday ektiklerinde karşılığında
yedi yüz ölçek bulacak... İnsan birkaç
avuç tohum atacak, 700 avuç hasat
edecektir... Çok yağmur yağmasına
rağmen bir damlası bile boşa gitmeyecek."276
|
|
|
|
Peygamber Efendimiz (sav) ahir zamanda yaşanacak teknolojik
gelişmelerle ilgili daha pek çok bilgi vermiştir. Hadislerde
modern tarıma geçilmesi, yeni üretim tekniklerinin geliştirilmesi,
tohum ıslahı çalışmaları ve yağmur sularının yeni barajlar,
göletler yapılarak değerlendirilmesi sonucunda oluşacak
üretim artışına dikkat çekilmektedir.
|
|
|
Onun
zamanında... ömürler uzayacaktır.277

İnsan
ömrünün uzaması ile ilgili gelişmelerin
yarısından fazlası 20. yüzyılda gerçekleşmiştir.
Aşağıda yer verdiğimiz www.hsph.harvard.edu/review/special.html
ait internet sayfasında da bu konu
ile ilgili bilgiler verilmektedir.
Bu sayfanın verdiği bilgilere göre;
"Amerika'da insan ömrü 1900'de ortalama
48 yıl iken, 1995'de ortalama 78 yıla
uzadı. ...Öncelikle insanlar fakirken
daha genç ölüyorlardı, kişi başına
düşen gelir arttıkça insan ömrü de
uzadı. İkincisi, 1900'lerde çok zengin
bir insan da olsanız, ömrünüzü uzatabilmek
için alabileceğiniz bir şey yoktu,
1990'larda ise orta gelirli bile olsanız
alabileceğiniz birşeyler var." |
|
|
|
Peygamberimiz (sav)'in verdiği bu
haberin üzerinden on dört asır geçmiştir. Kayıtlar geçen
bu zaman aralığında, ortalama yaşam süresinin içinde
bulunduğumuz çağda diğer tüm dönemlerden daha fazla
olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Hatta 20. yüzyılın
başları ile sonları arasında dahi büyük bir fark vardır.
Örneğin 1995 yılında doğmuş olan bir çocuğun 1900'lerde
doğmuş birisine göre ortalama 35 yıl daha uzun yaşayacağı
tahmin edilmektedir.278 Bu konudaki
çarpıcı bir başka örnek de, geçmişte 100 seneden fazla
yaşayan insanların oldukça nadir, günümüzde ise çok
sayıda olmasıdır.
SONUÇ
Allah Kuran'da peygamberlerinden birçoğunu mucizelerle
gönderdiğini bildirir. Örneğin Hz. Musa (as), asasını attığında
asası yılan şekline bürünmüştü, elini koynuna soktuğunda
eli beyaz olarak çıkmıştı, asasını denize vurduğunda
ise deniz ikiye ayrılarak inananlara kuru bir yol açmıştı.
Hz. İsa (as) ise babasız olarak dünyaya gelmişti, daha beşikte
iken konuşmuştu, bir mucize olarak hastaları iyileştirebiliyordu...
Allah'ın lütfuyla gerçekleşen tüm bu mucizeler, peygamberlerin insanları ikna etmeleri,
onların kendilerine inanmalarını sağlamaları için Allah
Katından onlara verilmiş büyük bir destek ve yardımdır.
Allah, Hz. Muhammed (sav)'i de, hem Kuran'ın içinde
yer alan mucizelerle, hem de kendisine bildirdiği gayb
haberleri ile desteklemiştir. Peygamber Efendimiz (sav), yakın
ve uzak gelecekte gerçekleşecek olan olayları, bazı
detayları ile haber vermiştir. Bunların gerçekleştiğini
görmek ise, hem müminlerin şevklerinin artmasına vesile
olmakta, hem de iman etmeyenlerin kalplerinin İslam'a
ısınarak iman etmelerine bir vesile olmaktadır.
Yaşadığı dönemde gerçekleşmesi imkansız gibi görünen,
hatta nasıl gerçekleşeceği tahayyül dahi edilemeyen
olayların birbiri peşisıra gerçekleşmesi, Allah'ın Peygamberimize
özel bir ilim verdiğinin açık bir delilidir.
Şunu da belirtmek gerekir ki, hidayet bulmayacak olanlar,
Peygamberimizin ve Kuran'ın açık delil ve mucizelerine
rağmen iman etmeyeceklerdir. Allah bu gerçeği Kuran'da
şöyle bildirir:
Olanca yeminleriyle, eğer kendilerine
bir ayet gelse, kesin olarak ona inanacaklarına dair
Allah'a yemin ettiler. De ki: "Ayetler, ancak Allah
Katındadır; onlara (mucizeler) gelse de kuşkusuz inanmayacaklarının
şuurunda değil misiniz? (Enam Suresi, 109) |
| |
216- Warren Treadgold,
A History of the Byzantine State and Society, Stanford University
Press, 1997, s. 287-299
217- Warren Treadgold, A History of the
Byzantine State and Society, Stanford University Press, 1997,
s. 287-299
218- Elmalılı Hamdi Muhammed Yazır, Kuran-ı
Kerim Tefsiri, http://www.kuranikerim.com/telmalili/isra.htm
219- İmam Taberi, Taberi Tefsiri, 5. cilt,
Ümit Yayıncılık, İstanbul, s. 2276,
220- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve
Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 15. cilt, Akçağ Yayınları,
Ankara, s. 420
221- H.U. Rahman, İslam Tarihi Kronolojisi,
Birleşik Yayıncılık, İstanbul 1995, s. 70-71
222- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve
Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 15. cilt, Akçağ Yayınları,
Ankara, s. 416
223- http://www.mustakiim.de/Islam/Islam%20Tarihi/bilgi5.htm
224- http://www.mustakiim.de/Islam/Islam%20Tarihi/bilgi5.htm
225- M.G.S. Hodgson, İslam'ın Serüveni,
1. cilt, İz Yayıncılık, İstanbul, 1993, s.61
226- Taberi, 1:260; Taberi, 3:91, İnsanü'l-Uyun,
3:292, Salih Suruç, Kainatın Efendisi Peygamberimizin Hayatı,
Yeni Asya Yayınları, İstanbul, 1998, s.223
227- Taberi, 3/91, Salih Suruç, Kainatın
Efendisi Peygamberimizin Hayatı, Yeni Asya Yayınları, İstanbul,
1998, s.223
228- İbn'i Sad, Tabakat, 1:260, Salih Suruç,
Kainatın Efendisi Peygamberimizin Hayatı, Yeni Asya Yayınları,
İstanbul, 1998, s.223
229- Taberi, 1:260; Taberi, 3:91, İnsanü'l-Uyun,
3:292, Salih Suruç, Kainatın Efendisi Peygamberimizin Hayatı,
Yeni Asya Yayınları, İstanbul, 1998, s.223
230- Taberi, 3/91, Salih Suruç, Kainatın
Efendisi Peygamberimizin Hayatı, Yeni Asya Yayınları, İstanbul,
1998, s.223-224
231- Taberi, 3/91, Salih Suruç, Kainatın
Efendisi Peygamberimizin Hayatı, Yeni Asya Yayınları, İstanbul,
1998, s.224
232- Taberi, 3/91, Salih Suruç, Kainatın
Efendisi Peygamberimizin Hayatı, Yeni Asya Yayınları, İstanbul,
1998, s.224
233- İbni Sa'd, Tabakat, 1:260, Salih Suruç,
Kainatın Efendisi Peygamberimizin Hayatı, Yeni Asya Yayınları,
İstanbul, 1998, s.225
234- Taberi, 3/91, Salih Suruç, Kainatın
Efendisi Peygamberimizin Hayatı, Yeni Asya Yayınları, İstanbul,
1998, s.225
235- Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya ve Tevanih-i
Hülefa, 1:182, Salih Suruç, Kainatın Efendisi Peygamberimizin
Hayatı, Yeni Asya Yayınları, İstanbul, 1998,s.225
236- H.G. Wells, A Short History of the
World, http://www.bartleby.com/86/41.html; http://www.encyclopedia.com/printablenew/25555.html
237- Suyuti, Cami'üs Sagir, 3/211; Ahmed
bin Hanbel, Müsned, 2/492
238- İmam Şarani, Ölüm-Kıyamet- Ahiret ve
Ahir Zaman Alametleri, Bedir Yayınevi, İstanbul, s.454
239- H. Akdağ - M. Sevgili, Son Zamanlarla
İlgili Hadisler, Tekin Kitabevi, 1986, s. 85; Kitabül Burhan
Fi Alametil Mehdiyyil Ahir Zaman (Ahir Zaman Mehdi'sinin Alametleri),
Gonca Yayınevi, İstanbul, 1986, s. 27
240- Ali bin Hüsamüddin, Kitabül Burhan
Fi Alametil Mehdiyyil Ahir Zaman (Ahir Zaman Mehdi'sinin Alametleri),
Gonca Yayınevi, İstanbul, 1986, s. 38
241- İmam Şarani, Ölüm-Kıyamet- Ahiret ve
Ahir Zaman Alametleri, Bedir Yayınevi, İstanbul, s. 440
242- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis,
2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 448/8; İmam-ı Şa'rani,
Ölüm Kıyamet ve Diriliş, Pamuk Yayınları, İstanbul, 1998,
s. 480
243- H. Akdağ - M. Sevgili, Son Zamanlarla
İlgili Hadisler, Tekin Kitabevi, 1986, s. 97
244- İmam-ı Şa'rani, Ölüm Kıyamet ve Diriliş,
Pamuk Yayınları, İstanbul, 1998, s. 468
245- Ali bin Hüsamüddin, Kitabül Burhan
Fi Alametil Mehdiyyil Ahir Zaman (Ahir Zaman Mehdi'sinin Alametleri),
Gonca Yayınevi, İstanbul, 1986, s.59
246-Sahih-i Müslim, 11/320
247- Riyazü's Salihin, 3/332
248- İsmail Mutlu, Kıyamet Alametleri, Mutlu
Yayıncılık, İstanbul, 1999, s.138
249- Heytemi Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki,
El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar (Beklenen
Mehdi'nin Alametleri), Şafak Yayınevi, Manisa, 1985, s.47
250- İmam Şarani, Ölüm-Kıyamet- Ahiret ve
Ahir Zaman Alametleri, Bedir Yayınevi, İstanbul, s.440
251- Heytemi Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki,
El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar (Beklenen
Mehdi'nin Alametleri), Şafak Yayınevi, Manisa, 1985, s. 54
252- Heytemi Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki,
El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar (Beklenen
Mehdi'nin Alametleri), Şafak Yayınevi, Manisa, 1985, s. 54
253- Ali bin Hüsamüddin, Kitabül Burhan
Fi Alametil Mehdiyyil Ahir Zaman (Ahir Zaman Mehdi'sinin Alametleri),
Gonca Yayınevi, İstanbul, 1986, s.32
254- İmam Rabani, Mektubat-ı Rabbani, Çev.
Abdulkadir Akçiçek, İstanbul Dağıtım A.Ş., İstanbul, 2/1170
255- Ali bin Hüsamüddin, Kitabül Burhan
Fi Alametil Mehdiyyil Ahir Zaman (Ahir Zaman Mehdi'sinin Alametleri),
Gonca Yayınevi, İstanbul, 1986, s.35
256- Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi'si "Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar 
257- İmam Şarani, Ölüm-Kıyamet- Ahiret ve
Ahir Zaman Alametleri, Bedir Yayınevi, İstanbul, s.461
258- Necati Özfatura, Kurtlar Sofrasında
Ortadoğu, Adım Yayıncılık, 1983, s.175
259- Hürriyet, 23 Ocak 1991
260- Necati Özfatura, Kurtlar Sofrasında
Ortadoğu, Adım Yayıncılık, 1983, s.175
261- Heytemi Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki,
El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar (Beklenen
Mehdi'nin Alametleri), Şafak Yayınevi, Manisa, 1985, s. 47
262- Ali bin Hüsamüddin, Kitabül Burhan
Fi Alametil Mehdiyyil Ahir Zaman (Ahir Zaman Mehdi'sinin Alametleri),
Gonca Yayınevi, İstanbul, 1986, s.26
263- Heytemi Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki,
El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar (Beklenen
Mehdi'nin Alametleri), Şafak Yayınevi, Manisa, 1985, s. 49
264- Heytemi Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki,
El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar (Beklenen
Mehdi'nin Alametleri), Şafak Yayınevi, Manisa, 1985, s. 49
265- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis,
2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 476/11
266- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis,
1. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 187/2
267- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis,
1. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 277/6
268- İmam-ı Şa'rani, Ölüm Kıyamet ve Diriliş,
Pamuk Yayınları, İstanbul, 1998, s. 468
269- Buhari, Fiten, 25; Ahmed bin Hanbel,
Müsned, 2/313
270- Buhari, Fiten, 25; Ahmed bin Hanbel,
Müsned, 2/313
271- H. Akdağ - M. Sevgili, Son Zamanlarla
İlgili Hadisler, Tekin Kitabevi, 1986, s. 95
272- İmam-ı Şa'rani, Ölüm Kıyamet ve Diriliş,
Pamuk Yayınları, İstanbul, 1998, s.471
273- İmam-ı Şa'rani, Ölüm Kıyamet ve Diriliş,
Pamuk Yayınları, İstanbul, 1998, s.471
274- Heytemi Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki,
El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar (Beklenen
Mehdi'nin Alametleri), Şafak Yayınevi, Manisa, 1985, s.53
275- Ali bin Hüsamüddin, Kitabül Burhan
Fi Alametil Mehdiyyil Ahir Zaman (Ahir Zaman Mehdi'sinin Alametleri),
Gonca Yayınevi, İstanbul, 1986, s.69
276- Heytemi Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki,
El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar (Beklenen
Mehdi'nin Alametleri), Şafak Yayınevi, Manisa, 1985, s. 43
277- Heytemi Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki,
El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar (Beklenen
Mehdi'nin Alametleri), Şafak Yayınevi, Manisa, 1985, s. 43
278- M. Encarta Encyclopedia 2000, "Aging"
|