|
Hz. Süleyman, Hz. Zülkarneyn
ve Mehdi Benzerlikleri
Kitabın
önceki bölümlerinde Hz. Süleyman kıssasından ahir zamana
yönelik olan çeşitli işaretler üzerinde durduk ve ahir
zamanda, Altınçağ'da İslam ahlakının dünya üzerinde
hakim olmasının Hadi sıfatını taşıyan bir şahıs
(Hz. Mehdi) vesilesiyle olacağını belirttik.
Peygamber Efendimiz (sav)'den rivayet edilen hadislerde ahir
zamanın ve Altınçağ'ın alametleri haber verilmiştir.
Günümüzde gerçekleşen olayları bu alametler ile kıyasladığımızda
ise, ahir zamanın içinde yaşadığımız dönem olduğunu
gösteren ve aynı zamanda Altınçağ'ın gelişini müjdeleyen
pek çok işaret görmekteyiz.
Ahir zamanın başlangıcı, hadislerde, fitnelerin çoğaldığı,
savaş ve çatışmaların arttığı, dünya üzerinde çok büyük
bir ahlaki yozlaşmanın baş gösterdiği din ahlakından
uzaklaşıldığı bir kaos ortamı olarak tanımlanmıştır.
Söz konusu dönemde, dünyanın dört bir yanında doğal
felaketler olacak, fakirlik hiçbir dönemde olmadığı
kadar artacak, suç oranlarında çok büyük bir tırmanma
görülecek, cinayetler ve katliamlar birbirini takip
edecektir. Ancak bu ahir zamanın sadece ilk aşamasıdır;
ikinci aşamada Allah Hz. Mehdi'yi vesile kılarak insanlığı
bu kaos ortamından kurtaracaktır.
Elbette burada sayılan olaylar tarih boyunca birçok
kez yaşanmıştır. İnsanlık tarihi boyunca pek çok savaş,
doğal felaket ya da deprem gerçekleşmiştir. Ahlaki dejenerasyon
her dönemde farklı toplumlarda görülmüş, fakirlik ve
açlık dünyanın dört bir yanında asırlardır süregelmiştir.
Ahir zaman alametlerini bu olaylardan ayıran fark ise
bu alametlerin hepsinin aynı dönem içinde, birbiri ardına
ve hadislerde belirtilen bazı özel şekillerde gerçekleşmesidir.
Burada şunu da müjdelemeliyiz ki; Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde
anlatılan bu büyük kaos sadece geçici bir dönem yaşanacak
ve Altınçağ'ın başlangıcı bu çalkantılı dönemi sona
erdirecektir.
Mehmed Nuri (Beşiktaşlı).
Hicri 1364 tarihli sülüs hat. Kuran'dan bir ayet
yazılı; "Allah herşeyi işitir ve bilir." |
Altınçağ savaşların ve çatışmaların son bulduğu, insanlığa
büyük belalar getiren dinsiz ideolojilerin tarihin karanlıklarına
gömüldüğü ve dünyanın bolluk, bereket ve adaletle dolup
taştığı bir dönem olacaktır. İslam ahlakı tüm dünyaya
yayılacak, insanlar akın akın dine yöneleceklerdir.
İslam ahlakının bu büyük hakimiyeti -daha önce de vurguladığımız
gibi- Peygamber Efendimiz (sav)'in bazı hadislerinde Hz. Süleyman
ve Hz. Zülkarneyn'in dünya hakimiyetlerine benzetilerek
tarif edilmiştir. Bunlardan bazıları şöyledir:
Mehdi tıpkı Zülkarneyn ve Süleyman gibi
dünyaya hükmedecektir. (El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil
Mehdiy-il Muntazar, s.29)
Tüm olarak yeryüzünün meliki dört tanedir.
Onların ikisi: Zülkarneyn ve Süleyman müminlerden, diğer
ikisi, Nemrud ve Buhtunnasr kafirlerdendir. Yere beşinci
olarak ehli beytimden biri sahip olacak. Yani Mehdi.
(Mektubat-ı Rabbani, 2/1163)
İlerleyen bölümlerde ahir zamanda olduğumuzu
ve aynı zamanda da kutlu Altınçağ döneminin çok yakın
olduğunu gösteren alametlerden bazı örnekler verilecektir.
(Ahir zaman alametleriyle ilgili detaylı bilgi için
Kıyamet Alametleri, Altınçağ, Altınçağ ve Dabbetü'l-Arz,
isimli kitaplarımıza bakabilirsiniz. )

|
Zamanın
inkitaa uğradığı (sistemlerin değiştiği)
bir dönemde Mehdi denen bir adam gelecek...
(Kitab-ül Burhan
fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 14) |
|
|
Bu hadiste Peygamber Efendimiz (sav), Hz. Mehdi'nin "sistemlerin
değiştiği" bir dönemde geleceğini bildirmiştir. Bu hadiste
işaret edilen "sistem değişikliği"nin, 20. yüzyılda
dünyanın dört bir yanında hakim olan ve yüzyılın sonlarına
doğru yıkılan komünist rejimler olması muhtemeldir.
20. yüzyıla damgasını vuran kanlı savaşların ve katliamların
en büyük nedenlerinden biri, materyalist felsefenin
ürünü olan komünist ideolojinin hakimiyetidir. Bu ideoloji,
Avrupa'dan Asya'ya, Güney Amerika'dan Afrika'ya kadar
dünyanın büyük bölümünde etkili olmuş, birçok ülke on
yıllar boyunca komünist rejimler tarafından yönetilmiş
veya komünist örgütler tarafından hedef alınmıştır.
1990'lı yıllara kadar devam eden soğuk savaşın ve en
acımasız katliamların ana nedenlerinden biri komünizm olmuştur.
Komünist rejimler diğer ülkelerle savaşarak ideolojilerini
yaymaya çalışmanın yanında, kendi halklarına da büyük
bir zulüm uygulamışlar, çok geniş kitleleri idamlar,
toplu katliamlar, toplama kamplarındaki ağır koşullar
ve kıtlıklar gibi yöntemlerle öldürmüşlerdir.
Komünist rejimler, tarihçilerin hesaplamalarına göre,
20. yüzyıl boyunca 120 milyon insanın ölümüne neden
olmuştur. Bunların çoğu, bir savaş sırasında cephede
ölen askerler değil, komünist devletlerin kendi halklarının
içinden öldürdükleri sivillerdir. On milyonlarca erkek,
kadın, yaşlı, küçük çocuk, bebek, sadece komünist rejimlerin,
katı ve vahşi özellikleri nedeniyle yaşamını yitirmiştir.
Bunun dışında milyonlarca insan, komünistlerin zulmüne
uğramış, bu yüzden göçe zorlanmış, ellerinden malları,
tarlaları alınmış ve her an öldürülme, suçsuz yere tutuklanma
veya zulüm görme korkusu altında yaşatılmışlardır.
Berlin Duvarı'nın 1989
yılında yıkılması komünizmin çöküşünün de bir
sembolü olarak görülmektedir. Komünist ideolojinin
en önemli liderlerinden sayılan Lenin'in dev boyutlardaki
heykellerinin yıkılıp, halk tarafından parçalara
ayrılması ise hadiste belirtilen sistem değişikliğinin
en açık delillerinden biridir. |
Ancak 20. yüzyılın sonlarına doğru, çok güçlü ve sarsılmaz
sanılan bu ideolojiye sahip rejimler birer birer çökmeye,
güç kaybetmeye başlamışlardır. Bu çöküşün en belirgin
sembolü, 1989 yılında Berlin Duvarı'nın yıkılmasıdır.
İki yıl sonra, dünyanın en büyük ve en güçlü komünist
devleti olan Sovyetler Birliği yıkılmış ve Doğu Bloku
tamamen parçalanmıştır. Afrika'dan Hindiçini'ne kadar
uzanan bir coğrafyada farklı komünist rejimler birbiri
ardına çökmüş, 1945'ten beri dünyanın sabit uluslararası
sistemi olan "iki kutuplu dünya düzeni" ortadan kalkmış,
siyasi yorumcuların deyimiyle yeni bir dünya düzeni
kurulmuştur. Son derece şaşırtıcı bir şekilde gerçekleşen
bu gelişmeyle, hadiste belirtilen "sistem değişikliği"
gerçekleşmiştir.
Günümüzde ise, gerek komünizmin -gerekse onunla aynı
fikri kaynaklara dayanan bir diğer totaliter sistem
olan faşizmin- son fikri ve siyasi kalıntıları da yok
olmakta, dünya bu kanlı ideolojilerden tamamen temizlenmektedir.
İslam ahlakının dünyaya yayılması ile bu sistemlerin
dünyanın dört bir yanına getirdiği zulüm, acı, karanlık
ve yokluk yeryüzünden gerçek anlamda silinecek, insanlar
güzelliğe, zenginliğe, refaha ve huzura kavuşacaklardır.
Allah, zorlukların, karanlıkların, savaş, katliam ve
acıların ardından, rahmetinin ve ihsanının bir tecellisi
olarak insanlara eşsiz nimetler sunacaktır.

|
Ahir
zamanda ümmetimin başına sultanlarından
şiddetli belalar gelir, öyle ki yerler Müslümanlara
dar gelir.
(Kitab-ül Burhan
fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12) |
|
|
Bu hadis, Hz. Mehdi gelmeden önce bazı Müslüman ülkelerde,
din ahlakından uzak, zalim ve acımasız karakterli veya
başarısız kişilerin iktidarda olacağına işaret etmektedir.
Gerçekten de bugün İslam dünyasının bir bölümünde iktidarda
olan yöneticiler, Müslüman halka eziyet etmekte, baskıcı
ve despot rejimleri ile insanları ezmektedirler. Bir
kısmında ise, ehil olmayan yöneticiler nedeniyle halk
çeşitli belalara maruz kalmaktadır. Irak, Libya, Suriye,
Somali, Etiyopya, Afganistan, Tunus ve Cibuti gibi ülkeler
başta olmak üzere Müslümanlar, ülke yönetimindeki liderler
tarafından baskı altına alınmakta, çeşitli zorluk ve
sıkıntılara maruz bırakılmaktadırlar. Müslümanların
dinlerini özgürce yaşamaları ve ibadetlerini yerine
getirmeleri engellenmekte, ekonomik sıkıntılar yaşamı
zorlaştırmaktadır. Bu ülkelerden bazılarında yaşanan
olaylara örnekler şunlardır:
İran'la yaptığı savaşta 3 milyonluk nüfusunun yaklaşık
bir milyonunu kaybeden Irak'ta, faşist diktatör Saddam
Hüseyin halkına akıl almaz işkenceler ve zulüm uygulamıştır.
Irak Müslümanları halen Saddam'ın faşist uygulamaları
altında ezilmekte, Saddam'ın akılsız politikaları nedeniyle
uluslararası yaptırımlara maruz kalmaktadırlar.
Hafız Esad iktidarda bulunduğu
30 yıl boyunca çok büyük katliamlar gerçekleştirdi.
Bunlardan bir tanesi de Hama şehrinde bir gün
içinde 40 bin Müslümanın vahşice öldürülmesidir.
Afganistan'da 10 yıl süren Kızıl Ordu işgali,
ardında on binlerce ölü, bir o kadar da sakat
bıraktı. Sovyetlerin geri çekilmesinin ardından
başlayan kanlı iç çatışma ise ülkeyi daha büyük
bir kaosa sürükledi. |
1979 yılında Sovyet Rusya tarafından işgal edildiği
günden beri Afganistan'da, istikrarsızlık ve kargaşa
hakim olmuş, gerçek İslam'ı hiçbir şekilde temsil etmeyen
iktidarlar, son derece baskıcı, acımasız ve hoşgörüsüz
bir sistem kurmuşlardır.
Afrika'nın en küçük ülkelerinden biri olan Cibuti,
1977 ve 1991 yılları arasında, yaklaşık 2 bin Müslümanın
katledildiği, 7 bin kişinin de hiçbir mazeret gösterilmeden
tutuklanıp işkence gördüğü katı bir rejimle yönetildi.
Somali'de 1969 yılından 1991 yılına kadar yaklaşık
20 yıl boyunca doğrudan Müslümanları hedef alan, Tümgeneral
Muhammed Siad Barre'nin liderliğinde baskıcı bir rejim
uygulandı.
Tunus, 31 yıl boyunca Habib Burgiba'nın dikta rejimi
altında yönetildi. Kendisini "hayat boyu cumhurbaşkanı"
ilan eden Burgiba, iktidarda olduğu müddetçe Müslüman
halkı baskı altında tuttu.
Suriyeli Müslümanlar Hafız Esad'ın 30 yıl süren diktatörlüğü
boyunca çeşitli acımasızlıklara maruz kaldılar. Kadınlara
tecavüz edildiği, erkeklere her türlü işkencenin uygulandığı
katliamlarda bazı şehirler tamamen ortadan kalktı.

|
Tozlu
dumanlı, karanlık bir fitne görülecek, bunu
diğerleri takip edecek...
(Kitab-ül Burhan
fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 26) |
|
|
Bu hadiste ise, Hz. Mehdi'nin çıkışından
önce, tozlu ve dumanlı, karanlık bir fitnenin görüleceğinden
söz edilmektedir. Fitne, "insanın akıl ve kalbini doğrudan
doğruya hak ve hakikatten saptıracak şey, savaş, azdırma,
karışıklık, ihtilaf, kavga" gibi anlamlara gelen bir
kelimedir.15 Hadiste bu fitnenin ardında
toz ve duman bırakacağı belirtilir. Ayrıca bu fitnenin
"karanlık" olarak nitelendirilmesi, nereden geldiği
belli olmayan, umulmadık bir olay olduğuna işaret kabul
edilebilir.
Bu açılardan bakıldığında söz konusu hadisin, 11 Eylül
2001 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri'nin New York
ve Washington şehirlerinde meydana gelen, dünya tarihinin
en büyük terör olayı olarak nitelendirilen saldırıya
işaret etmesi muhtemeldir. Televizyon ekranlarında ve
gazetelerde de şahit olunduğu gibi, bu iki büyük terör
olayının ardından büyük bir toz bulutu ve duman çevreyi
sarıp kuşatmıştır.
New York'ta Dünya Ticaret Merkezi'ne ve Washington'da
Pentagon binasına çarpan uçakların yakıtlarının sebep
olduğu patlamalar sonucunda büyük bir duman oluşmuş
ve bu duman tüm şehirden ve hatta civar kentlerden görülebilecek
kadar yükselmiş ve yayılmıştır. Patlamalar sonucunda
çöken binalar ise, daha büyük bir toz bulutunun oluşmasına
neden olmuş, hatta çevredeki insanların üzerleri tamamen
bu tozla kaplanmıştır.
Bu olay, hem dünya tarihinin en büyük terör saldırılarından
biri olması, hem diğer alametlerle yakın dönemlerde
vuku bulması ve ayrıca hadiste yapılan tarife benzer
özellikler taşıması sebebiyle son derece önemlidir.
Dolayısıyla binlerce masum insanın ölümüne ve yaralanmasına
neden olan, insanlık tarihinin bu en elim terör olayı,
hadiste haber verilen ve Hz. Mehdi'nin çıkışının bir alameti
olarak bildirilen "tozlu dumanlı, karanlık fitne" olabilir.
|
Hadiste
belirtilen "tozlu ve dumanlı, karanlık fitne"
resimlerde görüldüğü gibi 11 Eylül terör saldırısının
en belirgin özelliklerindendi. |

|
Mehdi'den
önce, yaygın katliamların vuku bulacağı
büyük bir fitne görülecektir.
(El-Kavlu'l Muhtasar
Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 37) |
|
|
Peygamberimiz (sav)'in Hz. Mehdi'nin gelişi ile ilgili bildirdiği
hadislerin büyük bir kısmında, Hz. Mehdi gelmeden önce dünyada
karmaşa, güvensizlik ve huzursuzluğun hakim olacağı
üzerinde durulmaktadır. Savaşlar ve çatışmaların yanı
sıra, toplu katliamların yaşanacak olması da bu dönemin
belirgin özellikleri arasındadır. Ayrıca hadiste katliamların
yaygın olacağına, yani tüm dünya çapında yaşanacağına
dikkat çekilmektedir.
Amnesty International'ın
raporlarına göre Saddam Hüseyin Halepçe'de 5000
sivili vahşice katlettirmiş, binlerce kişi de
benzer saldırılarda kaybolmuştu. |
Geçtiğimiz yüzyılda iki büyük dünya savaşı yaşanmış
ve sırf bu savaşlarda 65 milyon insan hayatını kaybetmiştir.
20. yüzyıl boyunca siyasi nedenlerle katledilen sivillerin
sayısının 180 milyonu aştığı tahmin edilmektedir. Bu
daha önceki yüzyıllarla kıyaslandığında olağanüstü derecede
yüksek bir rakamdır. Gerçekte 20. yüzyıla dek dünya
üzerindeki savaşlar çoğu zaman bir cephe savaşı şeklinde
yaşanır, yani belirli bir hat üzerinde savaşan ordular
arasında geçerdi. Oysa 20. yüzyıldaki silah teknolojisi
ve buna bağlı olarak geliştirilen askeri stratejiler,
"topyekün savaş" kavramını ortaya çıkarmış, savaşlar
sadece cephedeki askerleri değil, cephe gerisindeki
sivilleri de büyük ölçüde hedef almıştır. Şehirlerin
bombalanması, kimyasal, biyolojik veya nükleer silahlar,
soykırım, toplama kampları gibi kavramlar, sadece 20.
yüzyıla özgüdür.
Söz konusu vahşet sürmekte, bugün hala dünyanın dört
bir yanında kanlı savaşlar ve çatışmalar devam etmektedir.
Bu savaşların ortak özelliği ise, yukarıdaki hadiste
de belirtildiği gibi toplu katliamların yaşandığı savaşlar
olmasıdır. Bir yandan kitle imha silahlarının kullanılmaya
başlanması, diğer yandan da çatışmayı ve kan dökmeyi
teşvik eden ideolojilerin fikri egemenliği, katliamların
çok geniş kapsamlı olmasına neden olmaktadır.
Yakın tarihe bakıldığında pek çok insanın hayatını
kaybettiği çeşitli katliam örnekleri görülecektir. Örneğin
Bosna Savaşı, ağırlıklı olarak sivil halkın hedef alındığı,
kadın, çocuk, yaşlı denmeden binlerce insanın katledildiği
bir savaş olarak tarihe geçmiştir. Savaş sonrasında
ortaya çıkarılan toplu mezarlar ise katliamın boyutlarını
gözler önüne seren çarpıcı bir delil olmuştur.
Filistin halkına karşı 1940'lardan beri yürütülen bir
diğer "etnik temizlik" operasyonu ise, daha uzun vadeli
bir katliam politikasıdır. Bu politikanın Sabra ve Şatilla
katliamları gibi örnekleri, yaşanan olayların boyutlarını
gözler önüne sermektedir.
|
Bosna'da, tüm insanların
gözü önünde gerçekleşen büyük bir soykırım
yaşandı ve sona erdi. Ancak birbiri ardına
bulunan toplu mezarlar katliamın gerçek
boyutunu ortaya koyuyor. |
Çeçenistan topraklarında
yıllardır devam eden çatışmalarda binlerce
masum insan hayatını yitirdi. Çok sayıda
insan da mülteci durumuna düştü. Bu insanlardan
da birçoğu yollarda hayatını kaybetti. (Üstte) |
|
Afrika kıtasında da sık sık çeşitli farklı etnik kökenler
arasında şiddetli çatışmalar yaşanmakta ve binlerce
insan hayatını yitirmektedir. 1997 yılının ilkbaharında
5 büyük ülkeyi, Zaire, Ruanda, Uganda, Burundi ve Tanzanya'yı
içine alan bir bölgeyi etkileyen bir savaş, iki büyük
kabile arasında yaşandı: Hutu ve Tutsi kabileleri. Bu
etnik savaşta yarım milyona yakın insan hayatını yitirdi.
On binlerce kişi ormanlarda açlıkla, sefaletle, salgın
hastalıklarla mücadele etti ve çok büyük bir bölümü
öldü. Küçük çocuklar ve bebekler bile sırf başka bir
kabileden oldukları için vahşice öldürüldüler.

|
Masum
insanlar katloluncaya kadar Mehdi çıkmayacak
ve katliamlara yerde ve göktekiler, artık
tahammül edemez bir hale geldiğinde zuhur
edecektir...
(El-Kavlu'l Muhtasar
Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 37) |
|
|

Saddam Hüseyin'in Halepçe'de yaptığı katliamdan
görüntüler |
Hz. Mehdi'nin çıkışı ile ilgili hadislerde katliamların
yaygınlaşmasından bahsedilirken, bu katliamların masum
insanları hedef alacağına özellikle dikkat çekilmiştir.
Daha önce de ele aldığımız gibi, günümüzde hemen hemen
tüm savaşlarda asıl hedef sivil halk olmaktadır. Katliamlar
da asıl olarak sivil ve masum halka yönelik olarak gerçekleştirilmekte,
çoğunlukla çocuklar, yaşlılar ve kadınlar katledilmektedir.
Özellikle kendilerini savunma imkanı olmayan bu insanların
seçilmiş olması katliamların çapının geniş, hayatlarını
kaybeden insanların sayısının yüksek olmasına neden
olmaktadır.
Savaşlar veya çeşitli çatışmalar sırasında gerçekleştirilen
katliamların yanı sıra özellikle son yıllardaki terörist
eylemler de halkın toplu olarak imha edilmesi ile neticelenmektedir.
Terörizmin amacı halk arasında korku ve dehşet yaymak
olduğundan, bu tür saldırıların asıl yöneldiği kesim
çoğunlukla sivil halktır. Alış veriş merkezleri, restoranlar,
kafeteryalar, okullar gibi savunmasız kadınların, gençlerin
ve çocukların bulunduğu yerleri hedef alan bu eylemler
nedeniyle dünyanın farklı ülkelerinde pek çok insan
hayatını kaybetmektedir.
|
Dünyanın
dört bir yanında birbiri ardına gerçekleşen terörist
saldırılarda, bombalamalarda ve kundaklamalarda
hedef olarak her zaman için masum insanlar seçilmektedir. |

|
Hiçbir
tarafın ondan mahfuz kalmayacağı bir fitne
zuhur edecek, bu fitne kaldığı yerden hemen
başka bir tarafa yayılacak..
(El-Kavlu'l Muhtasar
Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 21-22) |
|
|
Yukarıdaki hadiste, dünyaya sürekli olarak yayılan
ve uzun süreler devam eden bir fitneden söz edilmektedir.
"Fitne" kelimesi ise daha önce de belirtildiği gibi
"savaş, karışıklık, kavga, ihtilaf" gibi anlamlara da
gelmektedir. Kelimenin bu anlamları düşünüldüğünde özellikle
son bir asırdır, hadiste de ifade edildiği gibi "kaldığı
yerden hemen başka bir tarafa yayılan" savaşlar, iç
çatışmalar, kargaşalar dünyanın dört bir yanında bitip
tükenmeden devam etmektedir. Özellikle geride bıraktığımız
20. yüzyıl "Savaşlar Yüzyılı" olarak anılmaktadır. İçinde
bulunduğumuz 21. yüzyıl ise savaşlar ve terör olayları
ile başlamıştır ve halen de bunlar dünyanın dört bir
yanında devam etmektedir.
Daha önce de belirttiğimiz gibi, 20. yüzyıl savaşlarında
yaklaşık 180 milyon insan hayatını kaybetti. İnsanlık
tarihinde ilk kez, bir yüzyıl içinde bu kadar çok sayıda
insan savaşlar nedeniyle hayatını kaybetmiş oldu. Yine
20. yüzyılda, her biri en az 6000 kişinin ölümüne neden
olan 165 savaş ve çatışma meydana geldi.17
Son 25 yıl içinde dünyanın hangi bölgelerinde savaş
ve iç karışıklık yaşandığına baktığımızda, dünyanın
bir yerde bitip diğerinde başlayan fitnelerden kurtulamadığını
görmek mümkündür. Bosna-Hersek, Kosova, Arnavutluk,
Bulgaristan, İran, Irak, Afganistan, Çeçenistan, Filistin,
İsrail, Kuzey Kore, Kamboçya, Doğu Türkistan, Etiyopya,
Somali, Yemen, Uganda, Cezayir, Ruanda, Mozambik, Angola,
Kongo, Liberya, Burundi, Sudan, Lübnan, Arjantin, Kuzey
İrlanda, El Salvador, Nikaragua, son 25 yılda savaşların
ve iç çatışmaların yaşandığı ülkelerden sadece bazılarıdır.
 |
 |
Hadiste ahir zamanın başlangıcında biri
bitmeden diğeri başlayan fitnelerden söz
edilmektedir. 20. yüzyıl da tam hadiste
tarif edildiği gibi, bitmek bilmeyen savaşların,
çatışmaların ve katliamların tüm dünyayı
sardığı bir asırdı.
(solda) Tarih ve Medeniyet, Temmuz 1994
|
|
|