Birinci Bölüm:
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN DİLİNDEN
CENNET
GİRİŞ
nsan,
dünya hayatında nefsindeki kötülükleri yenip ömrünü Allah'ın
razı olacağı şekilde geçirmekle sorumludur. Bunun içinse kendisine
ortalama altmış yetmiş yıl gibi çok az bir süre verilmiştir.
Allah, rızasını kazanan kulları için, dünyadaki bu kısa yaşamın
ardından, sonsuz ve eşsiz bir hayat yaratmıştır. Dünya hayatındaki
bu ömür göz açıp kapayıncaya kadar, hızla tükenip geçmektedir.
Bu süre içerisinde sabır gösteren, güzel ahlakta kararlı davranan,
Allah'a samimi bir kul olan kimseler ahirette çok büyük bir
mükafatla; sonsuz cennet hayatıyla karşılaşacaklardır. Kuşkusuz
bu Rabbimiz'in kullarına olan ihsanının, rahmetinin ve sevgisinin
çok önemli bir tecellisidir.
Allah her insanı, herşeyin en güzelinden, en mükemmelinden
zevk alacak ve bunlara karşı büyük bir özlem duyacak bir ruh
ile yaratmıştır. Bu nedenle insan, hayatı idrak etmeye başladığı
andan itibaren bu mükemmelliğe ulaşabilmek için, içinde sürekli
olarak büyük bir istek duyar. Daima bir güzellik ve nimet
arayışı içerisinde olur. Ancak buna ne kadar çok istek duyarsa
duysun ve bunun için ne kadar çok çaba harcarsa harcasın,
dünya hayatında hiçbir zaman aradığı mükemmellikle karşılaşamaz.
Çünkü Allah dünya hayatını özel olarak kusurlu ve eksik olarak
yaratmıştır.
Elbette Allah'ın bu yaratışında pek çok hikmet vardır. Çünkü
"O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca
var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur.
Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O,
Aziz, Hakimdir." (Haşr Suresi, 24) ayetiyle
bildirildiği gibi, Allah'ın yaratışı kusursuzdur. Rabbimiz
herşeye güç yetiren, dilediğini yaratmaya kadir olandır. Dolayısıyla
dünya hayatındaki bu eksikliklerin bir amacı vardır. Rabbimiz'in
bu yaratışının hikmetlerinden biri, insanın cennetin varlığını
kavramasına ve bunun için samimi bir gayret harcamasına yöneliktir.
Allah insanın fıtratını ancak cennette rahat edebileceği
ve nefsinin isteklerini ancak burada karşılayabileceği şekilde
yaratmıştır. Kuran'ın pek çok ayetinde bu gerçek insana bildirilmiştir.
Asıl hayatını cennette yaşayacağını, bu nedenle tüm çabasının
da sonsuz güzellikler yurdu olan cennete yönelik olmasını
hatırlatmıştır. Bu konudaki Kuran ayetlerinden bazıları şöyledir:
Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun
ve '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır'. Gerçekten
ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi. (Ankebut
Suresi, 64)
Gerçek şu ki, ebrar olanlar (iyiler, doğru
olanlar), elbette nimetler içindedirler. Tahtlar üzerinde
bakıp-seyretmektedirler. Nimetin parıltılı-sevincini sen
onların yüzlerinde tanırsın. Onlara mühürlü, katıksız bir
şaraptan içirilir. Ki onun sonu misktir. Şu halde yarışmak
isteyenler, bunun için yarışsınlar. (Mutaffifin Suresi,
22-26)
Allah dilediğine rızkı genişletir-yayar
ve daraltır da. Onlar ise dünya hayatına sevindiler. Oysaki
dünya hayatı, ahirette (ki sınırsız mutluluk yanında geçici)
bir meta'dan başkası değildir. (Ra'd Suresi, 26)
Orada diledikleri herşey onlarındır; Katımız'da
daha fazlası da var. (Kaf Suresi, 35)
Peygamber Efendimiz (sav) de bir hadis-i şerifinde dünya
hayatının yanında, cennetin insan için nasıl büyük bir nimet
olduğunu şöyle bir örnek ile açıklamıştır:
Cennette, yay kadar bir yer, Güneş'in üzerine
doğduğu veya battığı şeyden (dünyadan) daha hayırlıdır.
[Kütüb-i Sitte-14, s. 429/2]
İnsan, bu konuda hiçbir bilgisi olmasa dahi, dünya hayatının
eksikliklerini ve nefsindeki nimetlere karşı duyduğu özlemi
kısaca düşündüğünde, bu gerçeği kolaylıkla anlayabilecektir.
Zira Allah, dünya hayatının asıl hayat olmadığının anlaşılması
için insana pek çok delil yaratmaktadır. İnsan hemen her gün,
başta kendi bedeninde olmak üzere, dünya hayatının eksiklikleriyle
karşılaşmaktadır. Sadece hayatta kalabilmek için dahi, çok
sayıda tedbir almak zorundadır. En küçük bir ihmalde hastalıklarla,
yaralanmalarla ve hatta ölümle yüzyüze gelebilmektedir. Ömrünün
büyük bölümünü vücudunun acizliklerini telafi etmeye ayırır.
Ancak tüm bu çabaya rağmen geçen yıllarla beraber vücudu büyük
bir bozulmaya uğrar. İnsan bedeni gibi, en güzel çiçekler
bile zamanla solar; en güzel renkli, en hoş kokulu güller,
laleler, menekşeler çürüyüp bozulur. En lezzetli ve en taze
görünümlü meyveler, sebzeler kısa süre içinde çürüyüp yenemeyecek
hale gelir. En ihtişamlı evler, eşyalar, arabalar zamanla
eskir, kırılıp dökülür.
Bu sayılanlar, insanın dünya hayatında muhatap olduğu milyonlarca
eksiklikten yalnızca birkaç tanesidir. Ancak sadece bunlar
bile, insanın özlem duyduğu asıl yerin dünya olmadığını anlaması
için yeterlidir.
İnsan, tüm bu eksiklikler karşısında içten içe, daima mükemmelliği,
bu eksikliklerin hiçbirinin olmadığı bir dünyada yaşamayı
ister. Hastalıkların, ölümlerin, savaşların, kavgaların, kötülüklerin,
eksikliklerin, sıkıntıların hiç yaşanmadığı bir dünyanın özlemini
çeker. Bu amaçla, hiçbir sorunun olmadığı mutlu bir hayatı,
dünya şartlarında oluşturabilmenin yollarını arar. Oysa Allah,
Kuran'da insanlara bu hayatı ancak cennette yaşayabileceklerini
bildirmiştir. İnsanın bunun için yapması gereken ise son derece
kolaydır: Rabbimiz'in rızasına uygun bir yaşam sürmek. Bunun
ardından -Allah'ın takdiriyle- kendi istek duyduğundan ve
hayal edebildiğinden çok daha üstün, kusursuz ve sonsuz mutlulukla
dolu bir hayatla karşılaşacaktır.
İnsanın aradığı, özlem duyduğu, sevdiği herşeyin sadece
cennette olduğunu anlaması için, Allah Kuran'da cennet nimetleri
hakkında pek çok bilgi vermiştir. Kitabın ilerleyen bölümlerinde
Kuran ayetleri ve Peygamber Efendimiz (sav)'in hadisleri doğrultusunda
Rabbimiz'in bizler için hazırladığı bu eşsiz nimetleri anlatacağız.
Ayrıca İncil'den, Kuran ayetleri ve Peygamberimiz (sav)'in
hadisleri ile mutabık olan sözlere de yer vereceğiz. Kuran
ayetlerinde bizlere İncil'in zaman içinde tahrif edildiği,
bu nedenle içinde çeşitli yanlış inanışları barındırdığı bildirilmektedir.
Günümüzde mevcut olan İncil'de hak bölümler olabileceği gibi
insanlar tarafından eklenmiş hatalı bilgiler de bulunmaktadır.
Bu nedenle İncil'de yer alan açıklamaları Kuran ayetleriyle
ve Peygamber Efendimiz (sav)'in hadisleriyle uyumlu oldukları
ölçüde değerlendirmeye almak gerekmektedir.
Bu kitapta da bu ölçü göz önünde bulundurulmuş ve İslami
kaynaklara uygun olan İncil açıklamalarına yer verilmiştir.
Bu kitapla amaçlananlardan biri, insanlara asıl hayatın dünyada
değil cennette yaşanacağını, nefislerinin istek duyduğu güzelliklerin
dünyada değil cennette olduğunu hatırlatmaktır. Daha önce
hiç düşünmemiş olsalar dahi, ruhlarındaki, mükemmeliğe karşı
duydukları özlemi karşılayabilecek tek hayatın cennette olduğunu
kavramalarına yardımcı olmaktır.
Diğer bir amaç ise, insanların, cennetin eşsiz güzelliklerini,
sonsuza kadar sürecek olan zevklerini derinlemesine tefekkür
edebilmelerini sağlamaktır. Zira hem Kuran ayetleri hem de
Peygamberimiz (sav)'in hadisleri, bizleri pek çok insanın
daha önce hiç düşünmemiş olabileceği cennet nimetlerinden
haberdar etmektedir. Cennetteki ihtişamın, sınırsız nimetin
ve yaşanacak olan güzel hayatın anlaşılması, insanların cennete
olan özlemlerini ve bu hayatı kazanmak için harcayacakları
çabayı artıracaktır. Allah'ın sonsuz rahmetine ve eşsiz nimetlerine
layık olabilmek için büyük bir şevk ve azimle hayırlarda yarışmalarına
vesile olabilecektir.
Elbette ki kitap boyunca yapılacak olan cennet tasvirleri,
insan aklının ve bilgisinin kavrayışıyla sınırlıdır. Gerçekte
Allah'ın Kuran'da bildirdiği ve Peygamberimiz (sav)'in hadisleriyle
tarif ettiği cennetin mükemmelliği ve güzelliği, insanın dünyada
kendisine verilen akılla kavrayabileceğinden ve tefekkür edebileceğinden
çok daha üstün ve benzersizdir. İnsan cennete dair güzellikleri
ancak dünya hayatında bildiği nimetlerle kıyaslayıp, bunlarla
özdeşleştirerek anlayabilmektedir. Ancak Rabbimiz'in orada
salih kulları için hazırladığı nimetlerin güzelliği, gerçek
şekliyle ancak ahirette kavranıp yaşanabilecektir. İnsan ruhunun
bunlardan alacağı zevk ancak orada tadılabilecektir. Bunun
bir hikmeti ise, Rabbimiz'in tüm bu nimetleri ve güzellikleri
yalnızca iman eden kullarına lutfetmiş olmasıdır. Allah inkar
edenleri cennet nimetlerinden mahrum kılmıştır. Ayetlerde,
cennete giremeyen kimselerin ahirette cennete karşı duyacakları
derin özlemden ve yaşayacakları büyük pişmanlıktan bahsedilmektedir.
Bu kimseler hasretle cenneti anacak, sonsuza kadar büyük bir
pişmanlıkla cennete girmiş olmayı dileyeceklerdir. Elbette
ki onlar da dünya hayatında cennetin varlığından, oradaki
güzelliklerden haberdar olmuş ancak bu gerçeği göz ardı etmişlerdir.
Nefislerindeki bu isteği dünya hayatında karşılayabileceklerini
düşünerek var güçleriyle dünyaya yönelmişlerdir.
Umulur ki bu kitapta anlatılanlar, böyle büyük bir yanılgıya
kapılan insanların gerçek hayatın ahirette yaşanacağını anlamalarına
ve yaşamlarını, Rabbimiz'in rızasını kazanarak geçirmelerine
vesile olur. İman edenlerin ise cennete kavuşma özlemlerini,
şevk ve azimlerini artırarak Allah'ın en sevdiği kullarından
olabilmek için hayırlarda yarışmalarını sağlar.
ALLAH'IN CENNET EHLİ İÇİN HAZIRLADIĞI
NİMETLER
İnsanlar var olmasını istedikleri, fakat dünya şartlarında
mümkün olmayan şeyleri kimi zaman filmlere, romanlara konu
yaparlar. Bu tür fikirleri fantastik, ütopik gibi sıfatlarla
nitelendirerek gerçekdışı olduklarını vurgularlar. Çoğu insan
bu hayal ürünü mükemmelliklerin gerçek olmasını ister, bunlara
özenir. Ancak dünya şartlarında bunların gerçekleşmesinin
olanaksız olduğunu bilmek ve bu güzellikleri sadece hayal
etmek onların ruhunda derin bir zevk oluşturmaz. Aksine yaşadıkları
ortamdaki eksikliklerin biraz daha farkına vararak dünyanın
gerçek yüzünü görmelerine, bu da kendi deyimleriyle "keyiflerinin
kaçmasına" sebep olur. Elbette ki tarif ettiğimiz bu
ruh hali iman etmeyen kişiler için söz konusudur.
Ahiretin varlığına kesin bir bilgiyle iman eden müminler
ise, hayal gücünün sınırlarını zorlayan tüm ihtimallerin Allah'ın
"ol" demesiyle gerçekleşebileceğini, ahirette cennet
nimeti olarak karşılarına çıkabileceğini bilirler. O halde
insan, dünyada "olsa ne güzel olur" diye düşündüğü
her güzellik ve nimete cennette kavuşabilmeyi umabilir. Bu
umut içindeki insan, istediği herşeye kavuşabileceği cenneti
hak edebilmek için ciddi bir çaba göstermeye başlar.
Bir hadiste Peygamberimiz (sav), Allah'ın salih kulları
için ahirette "hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın
duymadığı ve hiçbir beşerin kalbine gelmeyen birtakım nimetler"
olacağından bahsetmiştir. [Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman
Alametleri, s. 306/497]
Allah cenneti tarif edip tanıttığı ayetlerle insanlara dünyadakilerle
kıyaslanmayacak bir nimet ufku açmaktadır. "Orada
diledikleri herşey onlarındır; Katımız'da daha fazlası da
var." (Kaf Suresi, 35) ayetiyle cennetteki bu
nimet genişliği haber verilmektedir. Peygamber Efendimiz (sav)
bir hadisinde müminlere, kendilerini bekleyen cennet nimetleri
hakkında şu ayeti hatırlatmıştır:
Artık hiçbir nefis, yaptıklarına karşılık
olmak üzere kendileri için gözler aydınlığı olarak nelerin
(sayısız nimetlerin) saklandığını bilmez. (Secde Suresi,
17) [Tezkireti'l Kurtubi, s. 306/498]
Allah'ın cennette sunacağı nimetler düşünülürken unutulmaması
gereken önemli bir nokta da insan aklının çok sınırlı olduğudur.
Bundan dolayı kişi, kendisine vaat edilen nimetlerin bolluğunu,
çeşitliliğini, benzersiz güzelliklerini zihninde tam olarak
canlandıramayabilir. Kuran'da ve hadislerde bildirilen nimetler,
yapılan tasvirler insanlara açıklayıcı olması bakımından,
dünyadaki güzelliklerin yer aldığı benzetmelerle tarif edilmektedir.
Ancak bunlar cennette çok daha mükemmel halleriyle olacaklardır.
Çünkü Allah, sonsuz aklının bir tecellisi olarak cenneti tüm
kusurlardan arındırılmış mükemmel bir mekan olarak yaratmıştır.
İnsanın sınırlı düşünme ufkunu şöyle bir örnekle anlatabiliriz.
İnsan, görme duyusuna sahip olmasa sadece tat alma, koklama,
işitme ve dokunma duyularıyla yaratılmış olsa; göze hitap
eden nimetler kendisine ne kadar tarif edilip anlatılsa da
bunları kavraması mümkün olmazdı. Renkten, aydınlıktan, estetikten,
simetriden, ihtişamdan bahsedildiğinde bu kişi tüm bunları
anlayamayabilirdi. Aynı şekilde şu anda bizim bilmediğimiz
ama Allah'ın cennette var edeceği ve bize yepyeni ufuklar
kazandıracak başka duyular olabilir. Dolayısıyla sadece beş
duyumuzla sınırlı olduğumuz bu dünyada ne tür nimetlerden
habersiz olduğumuzu tam olarak kavramamız da mümkün olmayabilir.
Görüş, düşünce ve hayal ufkumuzdaki sınırlılığı, penceresiz
bir evin içinden hiç dışarı çıkmadığını varsaydığımız bir
kimsenin durumuna da benzetebiliriz. Evin dışındaki güzelliklerden
-dağların, nehirlerin, ağaçların görünümünden, birbirinden
estetik çiçeklerden, sevimli hayvanlardan, berrak bir gökyüzünden,
gün ışığının aydınlığından...- habersiz olan bu kişi, nasıl
bir nimet eksikliği içerisinde olduğunun da farkında olmaz.
Kaldı ki bu kıyas dünyadaki güzellikler üzerinden yaptığımız
bir kıyastır. Dünyanın nimet ve güzellikleri ise cennet nimetlerinin
yanında son derece eksik ve kusurludur. Bu bakımdan iman eden
bir kişi cenneti de sahip olduğu sınırlı bilgiler dahilinde,
dar bir görüşle değerlendirmekten kaçınmalı, bu yanılgıya
düşmemelidir. Çünkü insan, Rabbimiz'in bildirdikleri dışında
cennetle ilgili ayrıntıların, cennet ehli için hazırlanmış
sürprizlerin neler olabileceği hakkında yorum sahibi bile
değildir. Kuran'da bu duruma dikkat çekilen ayetlerden birinde
Allah "Orada diledikleri herşey onlarındır; Katımız'da
daha fazlası da var." (Kaf Suresi, 35) buyurmaktadır.
Bir rivayete göre ise Peygamberimiz (sav) cennet nimetlerini
şöyle tarif etmiştir:
Cennete koşan yok mu? Çünkü cennette akla
hayale gelmeyen nimet vardır. [Tezkireti'l Kurtubi, s. 306-307/499]
CENNETTEKİ ZENGİNLİK VE BOLLUK
Din ahlakından uzak yaşayan toplumlarda zenginlik her devirde
güç ve itibarın simgesi olmuş ve insanların yaşamları boyunca
genellikle birinci dereceden hedefleri arasında yer almıştır.
Bunun sebeplerinden biri, iman etmeyen insanların çoğu zaman
ancak zengin oldukları takdirde gerçek anlamda mutlu olabileceklerini
düşünmeleridir. Bu kişiler sahip olduklarını ancak bu yolla
güvence altına alabileceklerini, rahatlığı, huzuru ve hoşlarına
giden güzellikleri de bu şekilde elde edebileceklerini zannederler.
Dolayısıyla tüm ömürlerini mal-mülk edinme, para biriktirme
ve isabetli yatırımlar yapma gayreti içinde geçirirler. Öte
yandan, bir gün biteceği, tükeneceği endişesi ile sahip oldukları
bu malları, eşyaları kullanmaktan, paraları harcamaktan olabildiğince
kaçınır, servetlerinin kalıcı olması için her yöntemi uygularlar.
Ancak dünya şartlarında ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın
sahip olunan zenginlik insanın ruhunda beklendiği gibi bir
zevk oluşturmaz. Bazı alanlarda kişiye konfor sağlasa da,
kusurlarla, eksiklerle dolu dünya şartlarında yaşanan zenginlik
de ancak buna uygun bir çizgidedir. Nitekim "dünya"
kelimesi Arapça'daki "deniy" kelimesinden türemiştir.
Bu kelime ise alçak, düşük, basit, değersiz gibi anlamlara
gelmektedir.
Allah'ın dünyayı bu şekilde eksik, kusurlu ve geçici gibi
sıfatlarla yaratmasının bir hikmeti de, insanların cennetteki
güzelliklerin değerini daha iyi takdir edebilmelerini sağlamak
olabilir. Bunu şöyle bir örnek üzerinde düşünebiliriz: Çocukluğundan
itibaren yoksulluk içinde yaşayan bir kişi, son derece görkemli
eşyaların olduğu, paha biçilmez güzellikte sanat eserlerinin
yer aldığı, nadide yiyeceklerden oluşan ikramların sunulduğu,
değerli taşlarla bezenerek süslenmiş bir mekana davet edilse,
karşılaştığı bu ortamın güzelliğinden çok etkilenecek, büyük
bir coşku duyacaktır. Kuşkusuz kişinin aldığı bu zevk ve duyduğu
heyecan çocukluğundan itibaren bu ortamda yaşayan bir kişiye
nazaran çok daha fazla olacaktır. Bizim dünyadaki konumumuz
da bir anlamda bu yokluk ve yoksulluk içindeki kişinin durumuna
benzetilebilir. Ancak burada belirtmek gerekir ki, dünyadaki
en zengin kişi dahi, cennet koşulları göz önünde bulundurulduğunda
fakir bir kişidir. Kaldı ki insan dünya şartlarında bu zenginliğe
de gerçek anlamda hiçbir zaman sahip olamaz. Çünkü dünyanın
en zengin kişisi de olsa sonunda birkaç metre beze sarılarak
toprağa gömülecek, böylece sahip olduğu herşeyi, tüm servetini
geride bırakacaktır. Allah bir ayette dünyadaki nimetlerin
geçiciliğini şöyle bildirmektedir:
Dünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz,
onunla insanların ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi
karışmış olan bir su gibidir. Öyle ki yer, güzelliğini takınıp
süslendiği ve ahalisi gerçekten ona güç yetirdiklerini sanmışlarken
(işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir
de, dün sanki hiçbir zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden
biçilip atılmış bir durumda kılmışız. Düşünen bir topluluk
için Biz ayetleri böyle birer birer açıklarız. (Yunus Suresi,
24)
Cennet ortamında sunulan zenginlik dünya şartlarının aksine
insanların gönüllerince yaşayacakları, hiçbir zaman bitme,
tükenme endişesi duymayacakları ebedi bir zenginliktir. Nitekim
Kuran'da bildirilen "Her nereye baksan, bir nimet
ve büyük bir mülk görürsün" (İnsan Suresi, 20)
ayetiyle cennetteki bu zenginliğe dikkat çekilmiştir.
İncil'de de cennet özelliği olarak bolluk tarif edilmektedir:
Sizde olanı verin, size verilecektir. İyice bastırılmış,
silkelenmiş ve taşmış, dolu bir ölçekle kucağınıza boşaltılacak.
Hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız. (Luka,
6. bölüm, 38)
Cennetteki zenginlik, Allah'ın sonsuz güzellikteki sanatının
tecellilerini ve göz kamaştıran büyük bir ihtişamı kapsayan,
en üst estetik özellikleri ve uyumu sunan bir zenginliktir.
Ve tüm bu güzellikler müminlerin istek ve tutkularına en çok
hitap eden şekliyle sunulmaktadır. Çünkü zenginlik ancak bu
şekilde güzelliklere dönüştüğü takdirde insanın ruhuna zevk
veren bir anlam kazanır.
İlerleyen sayfalarda "Cennet Mekanlarının Güzelliği"
başlığı altında yer alan pek çok hadis, aynı zamanda cennetteki
zenginliği de vurgulamaktadır. Çünkü bu mekanların güzelliği,
estetik olmalarının yanı sıra süslemeler için kullanılan malzemelerin
çok değerli olmalarından da kaynaklanmaktadır. Bir hadiste
Peygamberimiz (sav), cennetin nelerden inşa edildiğini soran
bir kişiye şöyle cevap vermiştir:
Gümüş tuğladan ve altın tuğladan! Harcı
da kokulu misk. Cennetin çakılları inci ve yakuttan, toprağı
da zâferandır... [(Tirmizi), Kütüb-i Sitte-14, s. 451/6]
Hatırda tutulması gereken bir diğer nokta ise; cennet ehli
için vaat edilen zenginliğin sınırı olmayan, bitme, tükenme
endişesinin yaşanmadığı bollukta olmasıdır.
Cennet Hazineleri:
Hadislerde bahsi geçen hazineler de cennetteki muhteşem
zenginliği vurgular. Bu zenginliği düşünürken bunun çok kudretli,
mülkünün sonu olmayan Allah'ın bir eseri ve tecellisi olduğu,
Rabbimiz'in kullarından dilediğine bu nimetleri verdiği unutulmamalıdır.
Peygamber Efendimiz (sav) bu gerçeği şu sözleriyle hatırlatmıştır:
Sana, arşın altından, cennet hazinelerinden
bir söze delalet edeyim mi? Şöyle dersin: "La havle
vela kuvvete İlla Billah" (Allah'tan başka ne men edecek
ve ne de yapacak bir kuvvet vardır.) O zaman Allah buyurur
ki: "Kulum teslim oldu ve selamet buldu." [Ramuz
el-Ehadis-1, s. 166/3]
Dünyadaki zenginlik tıpkı insanın sahip olduğu diğer herşey
gibi geçici ve sonludur. Bir insan ne kadar zengin olursa
olsun bu varlığı birkaç on yılla sınırlıdır. Bundan daha fazlasına
herşeyden önce insanın kendi ömrü yetmez. Bu yüzden de iman
etmeyen kimselerin dünyada en büyük hedeflerinden birini oluşturan,
onların hırslı bir karaktere bürünmelerine neden olan zenginlik
tutkusu çok kısa sürer. İncil'de de dünya servetinin geçici
olduğu, asıl kalıcı olanın ise cennetteki hazineler olduğu
ve bu nedenle iman edenlerin ahiret için çaba göstermeleri
gerektiği yazılıdır:
Yeryüzünde kendinize hazineler biriktirmeyin. Burada güve
ve pas onları yiyip bitirir, hırsızlar da girip çalarlar.
Bunun yerine kendinize gökte hazineler biriktirin. Orada
ne güve ne pas onları yiyip bitirir, ne de hırsızlar girip
çalar. Hazineniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacak. (Matta,
6. bölüm, 19-21)
Öte yandan söz konusu olan ne kadar büyük bir zenginlik
olsa da gerektiğinde buna bir değer biçebilmek, sonucu rakamlarla
ifade edebilmek mümkündür. Oysa cennet nimetleri paha biçilemez
güzelliğe ve niteliklere sahiptir. Ve Allah'ın razı olduğu
kullarına hesapsız olarak sunulurlar. Allah Kuran'da, "Şüphesiz
bu, Bizim rızkımızdır, bitip tükenmesi de yok."
(Sad Suresi, 54) ayetiyle cennet nimetlerinin bu özelliklerini
bildirmiştir. Başka bir ayette ise Allah, "Kesilip-eksilmeyen
ve yasaklanmayan (meyveler)." (Vakıa Suresi,
33) buyurarak cennetteki yiyeceklerin de aynı özelliğe sahip
olduklarını bildirir. Allah'ın bildirdiği gibi cennet nimetleri
için tükenme, eksilme, kaybolma söz konusu olmaz. Bu nimetler
cennet ehline sürekli olarak verilir. Cennet hazineleri kuşkusuz,
Allah'ın iman eden kullarına cennette sunacağı nimetlerdendir.
Tüm mülkün sahibi Allah, cenneti için seçtiği kullarına bu
hazineleri hesapsızca, sonsuza kadar verecektir.
Cennetteki Mülkün Genişliği:
Mülkün, zenginliğin hesapsızca bol olması cennete has bir
özelliktir. Peygamberimiz (sav) hadislerinde, cennetteki mülkün
çokluğu ile ilgili olarak şöyle buyurmuşlardır:
Ehli cennetin en aşağı dereceli olanının
cennetteki mülkünü temaşası (seyretmesi, gezmesi) iki bin
sene sürer ve bu mülkün en uzak kısmını en yakını gibi görür...
[Ramuz el-Ehadis-1, s. 113/8]
Eğer cennette olan şeylerden bir tırnaklık miktar görünseydi
yer ile gök arasını süse boğardı. Eğer cennet ehlinden bir
adam görünüp bileziklerini gösterseydi, Güneş'in yıldızların
ışıklarını bastırdığı gibi Güneş'in ışığını bastırırdı. [(Tirmizi),
Büyük Hadis Külliyatı-5, s. 409/10096]
Hadiste de dikkat çekildiği gibi cennetteki nimetlerin çok
az bir kısmı bile dünya ölçüleriyle kıyaslandığında çok muazzam
büyüklükleri ifade etmektedir. Yukarıdaki hadislerden birinde
bileziklerin yıldızlardan daha parlak ışıklı oldukları belirtilerek
göz kamaştırıcılığına dikkat çekilirken bir başka hadiste
ise cennet ehlinin takılarının dirseklere kadar olmasına dikkat
çekilerek, yine buradaki bolluk vurgulanmaktadır:
Ehli cennetin ziynetleri, abdest suyunun
eriştiği abdest yerlerini bulur. [Ramuz el-Ehadis-1, s.
247/7]
Kıymetli Taşların ve Madenlerin Bolluğu:
Allah, Kuran'da bildirdiği "Özenle işlenmiş
mücevher tahtlar üzerindedirler." (Vakıa Suresi,
15) ve "Adn Cennetleri (onlarındır); oraya girerler,
orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler..."
(Fatır Suresi, 33) ayetleriyle cennette çeşitli mücevherler
ve kıymetli taşların varlığına dikkat çeker. Cennetle ilgili
olarak Kuran'da ve hadislerde bahsi geçen mücevherler, insanlık
tarihinde hep zenginlik ve ihtişamın sembolü olmuştur. Çok
kıymetli olan bu mücevherler nadir rastlanan güzelliğe sahiptirler.
Elmas, inci, yakut, altın, gümüş gibi ziynetler tüm insanların
ittifakla beğendikleri, bunlarla süslenmiş eşyaları görmekten
zevk aldıkları güzelliklerdir.
Cennet nimeti olarak inciden bahsedilen hadislerden birkaçı
şöyledir:
Cennetliklerin başlarında taçlar vardır.
Taçtaki tek inci, meşrık (Doğu) ile mağrib (Batı) arasını
aydınlatır. [(Tirmizi), Kütüb-i Sitte-14, s. 451/6]
... Kadının boynundaki incilerin bir tanesi
garble (Batı) şark(Doğu) arasını aydınlatır... Başında bulunan
taçların en küçük incisi de yine şarkla garb arasını aydınlatır.
[Ramuz el-Ehadis-1, s. 99/8]
İnci cennetteki nimetlerin nadide değerlerini vurgulamak
açısından önemli bir örnektir. İncinin çıkarılabilmesi için,
tehlikeli denizlerde derinlere çok sayıda dalış yapılması
gerekir. Üstelik çok sayıda toplanan istiridyenin az bir kısmında
bu değerli ziynete rastlanır. Bu küçük taşın güzelliğinin
yanında ona değer katan başka bir özellik de yukarıda anlattığımız
gibi büyük zahmetler sonucunda elde edilmesidir.
Dünyada elde etmek için çok fazla zaman, emek ve harcama
gerektiren bu değerli taş ahirette bol miktarlarda bulunacaktır.
Oldukça değerli, ender bulunan bir güzelliğin bol olması,
kuşkusuz insanın ruhunda farklı bir heyecan oluşturacaktır.
Ayrıca ayetlerde bildirilen cennet nimetleri bizim hayalimizin
çok ötesinde güzelliklere sahip olabilirler. Hadislerde de
"doğu ile batı arasını aydınlatacak parlaklıkta bir inci"den
bahsedilirken biz böyle bir bir incinin parlaklığını, çarpıcılığını
tam olarak hayalimizde canlandıramayabiliriz.
CENNET MEKANLARININ GÜZELLİĞİ
Dünyanın en güzel mekanları arasında saraylar, köşkler hep
ilk sıralarda yer alır. Bu mekanların gösterişli güzellikleri
tarif edilirken de hep güzel bir manzaraya sahip olmalarından,
eşyalarının çok değerli olmasından, dekorasyonlarının güzelliğinden,
sütunların, altın yaldızlı tahtların, mobilyaların ihtişamından
bahsedilir.
Allah'ın Kuran'da bildirdiği cennetle ilgili ayetlerde de
insanların hoşlarına giden mekanlardan -köşklerden, saraylardan,
bahçelerden, otağlardan- sıkça bahsedilmektedir. Dünyada sınırlı
sayıda bulunan bu mekanlar, cennette kusursuz ve en görkemli
halleriyle Allah'ın sevdiği kullarının yaşadığı mekanlar olarak
sonsuza kadar var olacaklardır.
Cennet mekanlarındaki zenginlik ve bolluğun tarif edildiği
hadislerden birkaçı şöyledir:
Bir kerpici gümüş, bir kerpici altın,
harcı keskin kokulu misk, döşemesi inci ve yakut, toprağı
ise za'feran olup, oraya giren mutlu olur, umutsuz olmaz,
ebedi olur, ölmez... [Büyük Hadis Külliyatı-5, s. 408/10088]
... Cennetin çakılları inci ve yakuttan,
toprağı da zâferan (safran)dır ... [(Tirmizi); Kütüb-i Sitte-14,
s. 451/6]
Hadislerde cennet mekanlarının her malzemesinin çok değerli
olduğuna dikkat çekilmiş ve çakıl gibi bolca bulunan taş parçalarının
yerine de inci ve yakut olacağı bildirilmiştir.
Cennet Köşkleri:
Dünyadaki güzellikler dünya şartlarında ne kadar mükemmel
olurlarsa olsunlar, yine de kaçınılmaz olarak pek çok kusurları
bulunur. Dolayısıyla dünyadaki en güzel köşk bile cennet köşklerinin
yanında son derece gösterişsiz kalır. Herşeyden evvel zamanın,
dünyada sahip olunan pek çok güzellik üzerinde bozucu ve yıpratıcı
etkisi vardır. Örneğin herhangi bir köşk hiç kullanılmasa
bile, kendi haline bırakıldığında zaman içinde yıpranır. İçindeki
eşyalar eskir, nem ve rutubetin etkisiyle küflenir, çürümeye
yüz tutar. Döşemelerdeki dayanıklılık zamanla azalmaya, kumaşların
renkleri solmaya başlar. Ayrıca eşyaların üzerlerini yoğun
bir toz tabakası kaplar ve etrafı örümcek ağları sarar. Böylece
bu gösterişli mekan zaman içinde yaşanamayacak hale gelir.
Cennet mekanları ise tüm bu eksikliklerden, zamanın yıpratıcı
etkilerinden uzaktırlar. Kuran'da cennet köşklerinden bahsedilirken
bu köşklerin altlarından ırmaklar aktığı, yüksek ve güvenli
yerler oldukları bildirilir:
İman edip salih amellerde bulunanlar;
onları, içinde ebedi kalıcılar olarak, altından ırmaklar
akan cennetin yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz.
(Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir. (Ankebut
Suresi, 58)
Bizim Katımız'da sizi (Bize) yaklaştıracak
olan ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır; ancak iman edip
salih amellerde bulunanlar başka. İşte onlar; onlar için
yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükafaat vardır
ve onlar yüksek köşklerinde güven içindedirler. (Sebe Suresi,
37)
Peygamberimiz (sav)'in bir hadisinde ise cennet köşkleri
şöyle tarif edilir:
Gurfeler (cennet köşkleri) kırmızı yakut,
yeşil zebercet (zümrüt) ve beyaz incidendir. Onlarda hiçbir
kusur ve ayıp yoktur. Cennet ehli bunlara, sizin gökte,
doğu ve batıdaki parlak yıldızlara baktığınız gibi bakarlar...
[Ramuz el-Ehadis-1, s. 225/6]
İncil'de de Allah'ın ahiret yurdunda hazırladığı mekanlardan
şöyle söz edilir:
Biliyoruz ki, içinde yaşadığımız bu dünyasal çadır yıkılırsa,
göklerde Allah'ın bize sağladığı bir konut, elle yapılmamış
ve sonsuza dek kalacak evimiz vardır. (Korintlilere İkinci
Mektubu, 5. bölüm, 1)
Cennet tasvirlerindeki zenginliğe dair tüm detaylar, her
döneme hitap eden, herkesin ittifakla beğeneceği güzelliklerdir.
Zenginlik ve ihtişamın simgesi sayılan yakut, zümrüt, inci
gibi mücevherler herkesin sahip olmak isteyeceği çok değerli
ve nadide taşlardır. Bu yüzden cennet köşklerinin bu taşlardan
yapılmış olması, onların paha biçilmez değerlerini vurgulamak
açısından son derece önemlidir.
Bunlardan kırmızı tonlarında saydam bir taş olan yakut,
yeryüzündeki dört değerli taştan en nadir rastlananıdır. İnci
ise parlak, sedefli rengi, pürüzsüzlüğü ve yuvarlak şekli
ile fevkalade bir estetiğe sahiptir. Büyük zahmetler sonucunda
elde edilen bu küçük parçanın oluşumu da son derece özeldir.
İstiridye içindeki küçük bir kum tanesinin etrafının zaman
içinde kalsiyum karbonatla kaplanması sonucunda böylesine
göz alıcı bir güzellik ortaya çıkmaktadır. Kuşkusuz cennetle
ilgili yapılan bu gibi benzetmeler, tarifler yine dünya koşullarına
göre verilen örneklerdir. Bu, insanların ufkunun genişlemesine,
cenneti düşünmelerine vesile olması açısından gereklidir.
Ancak cennette bu güzellikler çok daha mükemmel olacaktır.
Cennetteki her detay en hoşa gidecek güzelliklerle yaratılmıştır.
Cennet köşkleri ile ilgili olarak Peygamber Efendimiz (sav)
bir başka hadisinde şöyle buyurmaktadır:
Cennette bir köşk vardır. Etrafı burçlar
(hisar, kule), otluk, sulak yerlerle çevrilidir. Beş bin
de kapısı vardır... [Ramuz el-Ehadis-1, s. 125/5]
Söz konusu köşklerin güzelliğine güzellik katan bir diğer
özellik ise bu köşklerin son derece görkemli mekanlar içinde
olmalarıdır. Örneğin yukarıdaki hadiste de tarif edildiği
gibi bazı köşklerin yeşilliklerle çevrili olması ve su kenarında
yer almaları ayrı bir güzelliktir. Bu köşkler deniz sahillerinde,
okyanus kumsallarında, göl kıyılarında, nehir yanlarında,
çağlayan bir şelaleye karşı ve bunlar gibi hayranlık uyandıran
yerlerde kurulmuş olabilirler.
Ayrıca hadislerde cennet köşkleri ile ilgili şöyle bir özelliğe
daha dikkat çekilmektedir:
Cennette öyle köşkler vardır ki, içindeki
dışındakini, dışındaki içindekini görür... [Ramuz el-Ehadis-1,
s. 125/9]
Cennette gurfeler vardır. Dışları içlerinden,
içleri dışlarından görünür. [Kütüb-i Sitte-14, s. 447/2]
Yukarıdaki hadislerden anladığımıza göre cennetteki bazı
köşkler, kişilerin hem içeriyi hem dışarıyı görebilmelerini
mümkün kılan cam veya başka bir saydam malzemeden yaratılmış
olabilirler. Zemin, duvarlar ve tavanın bu şekilde şeffaf
olması ise içinde oturan kişilere ferahlık ve zevk vermesi
açısından çok güzel bir özelliktir.
Bu hadisle işaret edilen, cennette kişilerin hem içeriyi
hem de dışarıyı aynı anda görebilmelerini mümkün kılan ayrı
bir görüş ufkunun varlığı da olabilir. Yani cennette dünyada
yaşadığımızdan farklı boyutlarda bir görüşe sahip olmak da
mümkün olabilir. Çünkü insan kimi zaman bulunduğu yerden başka
bir yerde olanları görmek isteyebilir.
Örneğin gökyüzüne baktığımızda istediğimiz zaman gezegenleri,
yıldızları hiçbir teknolojik alete ihtiyaç duymadan tüm detaylarıyla
görebilmeyi isteriz. Ancak görüntümüz parlak noktalarla sınırlı
kalır. Bir eşyaya baktığımızda bunun atom seviyesindeki görünümünü
de çıplak gözle görmemiz mümkün değildir. Dolayısıyla görüş
alanımız, içinde bulunduğumuz mekanla ve gözümüzün görüş ufku
ile sınırlıdır. İşte cennette gözün görüş keskinliği, isteğe
göre bir bölgeye odaklanıp detayları görebilmesi, duvar benzeri
hiçbir şeyin görüşe engel teşkil etmemesi de söz konusu olabilir.
Çünkü cennette herşey kişinin isteğine göre yaratılmaktadır
ve cennet ehlinin görmek istediği hiçbir şey gözlerinden gizli
kalmayacaktır. Allah bu gerçeği Kuran'da,."...
orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı
herşey var..." (Zuhruf Suresi, 71) ayetiyle
müjdelemektedir.
Yine Peygamberimiz (sav)'in hadislerinden birinde de cennet
köşklerinin hiçbir destek ve dayanak olmaksızın durduklarından
bahsedilmektedir. Kuşkusuz bu durum da benzersiz ve heyecan
verici bir güzelliğe işaret etmektedir:
Bir gün Resulullah, "Cennette öyle
köşkler vardır ki, ne kendisini yukarıya bağlayacak çengelleri
ve ne de altında direkleri vardır" buyurdu. Bunu dinleyen
Ashab, "Ey Allah'ın Resulü, o köşklerin ehli oraya
nasıl girecek?" diye sordu. Resulullah (a.s.m.), "Onlar
kuşlar misali uçarak girecekler" buyurdu. [Dünya Ötesi
Yolculuk, s. 294]
Cennetteki Şehirler:
Cennette "Reyyan" denilen bir
nehir vardır. Üzerinde mercandan bir şehir kurulmuştur.
Onun altın ve gümüşten yetmiş bin kapısı bulunur. İşte bu,
hamil'i Kur'an'a mahsustur. [Ramuz el-Ehadis-2, s. 326/4]
Yukarıdaki hadiste Peygamberimiz (sav)'in dikkat çektiği
altın ve gümüş, ihtişam, zenginlik ve sanatın simgesi olmuş
madenlerdir. Her ikisi de parlak, dayanıklı, kolay şekil alan
ve zor elde edilen metaller olarak tarih boyunca çok önemli
bir yere sahip olmuşlardır. Altın yeryüzünde ton başına 0.004
gram kadar bulunur. Altın madeni ocaklarında ise altın oranı
ton başına 6-12 gram arasında değişir. Dolayısıyla altından
bir kap elde etmek için tonlarca ağırlıktaki kayanın işlemden
geçirilmesi gerekir. Altının gerek zor elde edilmesi gerekse
yeryüzünde diğer madenlere göre daha az oranda bulunması değerini
kat kat artırmaktadır. Parlak, dayanıklı, kolay şekil alan
bu değerli maden insanların zevklerine hitap etmede çok önemli
bir yere sahiptir.
Bu da altının estetik ve sanat değeri son derece yüksek
eserlerin meydana getirilmesinde tercih edilmesini sağlar.
Bize güzel gelen, zengin ve gösterişli olan pek çok şey ya
altındandır ya da altınla süslenmiştir. Ayrıca altın, eşyaların
süslemesinde, ciltçilik, hat, minyatür, tezhip gibi pek çok
sanat alanında da vazgeçilmez bir malzemedir. Bu bakımdan
hadislerde dikkat çekilen mekanlarda bol miktardaki altın
kullanımı da insanların hoşuna giden, değerli bir nimetin
işaretidir. Dünya şartlarında insanlar altını, en fazla külçeler
halinde görürler. Nadiren de birtakım eşya ve aksesuarlara,
belki bir sarayda altınla kaplanmış sütunlara rastlarlar.
Tüm bu saydıklarımız, altını yalnızca küçük birtakım ziynet
eşyalarında görmeye alışmış olan insanlarda büyük bir hayranlık
oluşturur. Durum böyle olunca som altından inşa edilmiş bir
gökdelenin veya bir köşkün, villanın, yalının hayalini bile
kurmakta zorlanırlar. Bunun gerçek olduğunu düşünmek bile
insanın ruhuna büyük bir heyecan ve zevk verir. Aşağıdaki
hadiste ise cennetteki binaların tuğlalarının altından ve
gümüşten olduğu bildirilmektedir. Bu, zaten çok güzel olan
cennet evlerinin ihtişamını daha da artırmakta, onları daha
görkemli hale getirmektedir:
Cennet binalarının bir tuğlası altın, bir
tuğlası gümüş, harcı misk, çakılı inci ve yakut ve toprağı
da safrandır... [Ramuz el-Ehadis-1, s. 200/6]
Nitekim aşağıdaki hadiste de altın bir direkten bahsedilerek
cennetteki zenginlik ve ihtişam bir başka yönden daha vurgulanmaktadır:
Cennette altından bir direk ve üzerinde
zebercedden (zümrüt cinsinden parlak, yeşil, kıymetli bir
taş) şehirler vardır ki, onlar cennete yıldızlar gibi ışık
verirler... [Ramuz el-Ehadis-1, s. 125/6]
Yukarıdaki hadiste dikkat çekilen bir diğer yön de şehirlerin
yüksekliği olabilir. Kuşkusuz dünya şartlarında yüksek bir
şehir, manzarası ve vereceği ferahlık açısından tercih edilir.
Bu şehirlerin cennetteki mükemmel manzaralar içinde olduğu
düşünülürse, bu mekanların insanın ruhuna ne kadar çok zevk
vereceği daha iyi anlaşılabilir. Hadislerdeki bu mekanlar
–direkler üzerindeki şehirler- Kuran'da bildirilen yüksek
köşklerle ilgili ayetlerle paralellik içindedir:
Ancak Rablerinden korkup-sakınanlar ise;
onlara yüksek köşkler vardır, onların üstünde de yüksek
köşkler bina edilmiştir. Onların altında ırmaklar akmaktadır.
(Bu,) Allah'ın va'didir. Allah, va'dinden dönmez. (Zümer
Suresi, 20)
Şehir hayatını düşündüğümüzde aklımıza öncelikle pek çok
konuda yaşanan sorunlar gelir. Trafik, sağlık, ulaşım, hava
kirliliği, alt yapı, su, elektrik, telefon, güvenlik gibi
daha pek çok konu insanların ömürleri boyunca uğraştıkları
sorunlara dönüşmüştür. Hatta insanların daha rahat, daha düzenli
bir hayat sürmelerini sağlamak ve bu sorunları gidermek için
birçok meslek dalı ortaya çıkmıştır.
Halbuki cennet şehirlerinde böyle bir durum asla söz konusu
olmadığı gibi bu sorunlara sebep olan etkenler de ortadan
kalkmış olacaktır. Ayrıca Allah'ın "... Orada
ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir soğuk görürler."
(İnsan Suresi, 13) ayetinde bildirdiği gibi, cennette
hava insan ruhunun ve bedeninin en zevk alacağı ve en rahat
edeceği ısıda olacaktır. Bu nedenle özel bir ısınma ya da
serinleme sistemine de ihtiyaç duyulmayacaktır. Benzer şekilde
ilerleyen bölümlerde yer vereceğimiz gibi cennette ulaşım
zorluğu da olmayacaktır. En doğrusunu Allah bilir.
Hadiste cennetteki binalardan bahsedilirken bunların harcının
misk, yani çok güzel kokulu bir madde olacağı tarif edilmektedir.
Görüldüğü gibi Allah'ın cennette yarattığı nimetler tüm duyularımıza
da hitap edecek şekilde yaratılmaktadır. Güzel koku insanlar
için çok büyük bir nimettir. Gülün, karanfilin, zambağın,
sümbülün, leylağın, akasya ve çam ağaçlarının kokuları insanlar
için çok büyük birer lütuftur. Bunların yanı sıra birbirinden
farklı kokular da insan ruhunda çok hoşa giden bir etki yaratır.
Cennetteki güzel kokular dünyadakilerle kıyaslanamayacak güzellikte
oldukları gibi insanların hiç ummadıkları ayrıntılarda karşılarına
çıkacaktır. Peygamberimiz (sav)'in hadisinde bildirdiği gibi
binaların harcının misk olması bunun en güzel örneklerinden
biridir. Kuşkusuz harcı misk olan güzel kokulu bir bina, Allah'ın
cennette müminler için hazırladığı güzelliklerinden sadece
bir tanesidir.
Cennet İçindeki Saraylar:
Bir hadiste cennetteki saraylardan şöyle söz edilmektedir:
Cennetin içinde inciden bir saray vardır.
O sarayın içinde kırmızı yakuttan yetmiş konak vardır. Her
konağın içinde yeşil zebercedden (zümrüt cinsinden parlak,
yeşil, kıymetli bir taş) yetmiş ev vardır. Her evin içinde
yetmiş taht, her taht üzerinde de her renkten yetmiş yatak
vardır. Her evin içinde yetmiş sofra, her sofranın üzerinde
de yetmiş çeşit yemek vardır. Keza her evin içinde yetmiş
adet hizmetçi vardır... [Tezkireti'l Kurtubi, s. 323/554]
Bu konuyla ilgili bir başka hadis ise şöyledir:
Muhakkak ki cennet saraylarından bir sarayın
içinde yetmiş menzil (yer, dünya, ev) bulunur. Her menzilde,
içerisine girilmek üzere yetmiş kapı, her kapının da diğerinden
girmekte olan kokudan başka cennet kokularından koku girer...
[Tezkireti'l Kurtubi, s. 323-324/555]
Hadislerde cennet saraylarının en değerli taşlardan yapıldığına,
en güzel ve en rahat edilecek şekilde dekore edildiklerine,
içlerinde nimet bolluğu olduğuna dikkat çekilmektedir. Dünya
hayatına razı olmayan ve bu hayatın geçici süslerine aldanmayan
müminler, ahirette her nimetin aslı, en mükemmeli ve kalıcı
olanı ile nimetlendirilirler. Ahiret yurdunu isteyerek ciddi
bir çaba göstermelerinden dolayı, gerçek zevk ve neşeyi birbirinden
güzel bu cennet mekanlarında sonsuza kadar yaşarlar. Buradaki
ortam her türlü lüksü, ihtişamı, zenginliği içermekle beraber,
cennet ehlinin sürekli Allah'ı andıkları ve O'na gönülden
şükrettikleri asil ve temiz bir ortamdır. Allah bir ayette
cennet ehlinin şükür ve mutluluk içinde olduklarını şöyle
bildirmektedir:
(Onlar da) Dediler ki: "Bize olan
va'dinde sadık kalan ve bizi bu yere mirasçı kılan Allah'a
hamd olsun ki, cennetten dilediğimiz yerde konaklayabiliriz.
(Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir. (Zümer
Suresi, 74)
Cennetteki Otağlar:
Cennet mekanlarıyla ilgili olarak çadırlar da pek çok hadiste
tasvir edilmiştir. Bu hadislerden birkaçı şöyledir:
Muhakkak ki cennette (mümin için) içi boşaltılmış
bir tek inciden bir çadır vardır. Bu çadırın eni altmış
mil (yaklaşık 100 km) mesafe genişliğindedir. Bunun her
köşesinde (mümine mahsus) birtakım ev halkı vardır ki onlar
başkalarını (yani birbirlerini) göremezler. (Ancak) Mümin
onları dolaşıp ziyaret eder. [Tezkireti'l Kurtubi, s. 325/560]
Cennette mü'minin yüksekliği altmış
mil (yaklaşık 100 km) olan bir inci çadırı vardır. [Büyük
Hadis Külliyatı-5, s. 408/10091]
Genişliği de öyle (yani altmış mildir).
Orada mü'minin aileleri bulunacak. Mü'min onları bir bir
dolaşacak... [(Buhari, Müslim ve Tirmizi); Büyük Hadis Külliyatı-5,
s. 408/10092]
Cennet ehlinden derecesi en düşük olanın
seksen bin hizmetçisi vardır. Onun için inciden, zebercedden
(zümrüt benzeri kıymetli bir taş) ve yakuttan bir çadır
kurulur. Bu çadır, Câbiye'den San'a'ya kadar uzanan bir
büyüklüktedir. [(Tirmizi), Büyük Hadis Külliyatı- 5, s.
412/10114]
Herşeyin en mükemmel haliyle yaratıldığı cennette çadırlar
da olabilecek en üst konforla müminlerin zevkine, rahatına,
keyfine uygun şekilde var olacaklardır. Peygamberimiz (sav)'in
bildirdiği gibi değerli cevherlerden yapılan bu çadırlar olağanüstü
bir genişliğe sahiptirler. Hadislerde cennet ehlinden kişilerin,
çok geniş ve yüksek olan inci tanelerinin içinde, aileleri
ve yakınları ile mükemmel bir hayat sürdükleri haber verilmektedir.
Kuşkusuz bu Rabbimiz'in benzersiz yaratma gücünün ve sanatının
bir tecellisidir. Dünya hayatında sayısız eksik, kusur ve
acz içinde yaşayan insanın böylesi bir güzelliği zihninde
canlandırması bile heyecan vericidir. Güzelliğinin ve ihtişamının
yanı sıra zümrüt ve yakuttan yapılmış olan cennet çadırlarının
içinde bir kişiye hizmet edenlerin sayısı da dünyada Allah'ın
rızasını, rahmetini ve cennetini umarak çalışıp yorulan herkes
için büyük bir müjdedir.
Cennetteki Çarşılar:
Çarşılar, pazarlar, insanların ihtiyaçlarını karşılamaları
için önlerine birçok seçenek sunan alışveriş mekanlarıdır.
Bu alışveriş merkezlerinde her yiyecek ve eşya farklı çeşitleriyle,
farklı ambalajlarda yer alır. İnsanlar iyi beslenme, farklı
tatları deneme, şık ve güzel giyinme, işlerini kolaylaştıracağını
düşündükleri araçları satın alma, beğendikleri ve rahat edeceklerini
düşündükleri eşyaları edinme hevesiyle bu yerlere giderler.
İşte insanların dünya şartlarında hoşlarına giden bu nimeti
Allah cennette de en güzeliyle yaratacaktır. Cennetteki çarşılar
sayısız çeşitlilikte nimetle, bolluk sevinci uyandıran görüntüleriyle
cennet ehlinin içlerindeki bu arzuya hitap edecektir. Üstelik
cennette, dünyada bu nimetin beraberinde olan pek çok imkansızlık
da ortadan kalkmış olacaktır. Örneğin dünyada insanlar alış
veriş yerlerini dolaşmaktan zevk almalarına rağmen bundan
yorulurlar. Çoğu insanın buraları rahat rahat dolaşabilecek
kadar geniş bir vakti de yoktur. Bunun dışında alışveriş yapma
imkanına sahip insanların yanı sıra bundan zevk almasına rağmen
dilediğini satın alma imkanına sahip olmayan insanlar da vardır.
İnsanlar fiyatını ödedikleri sürece bu çeşit bolluğu içinden
istedikleri ürünü seçebilirler. Ama eğer bu imkana sahip değillerse
sadece bu mekanları gezmekle yetinmek durumundadırlar. Oysa
Peygamberimiz (sav)'in hadislerde haber verdiğine göre cennet
çarşılarında insanlar istedikleri herşeyden diledikleri kadar
alabileceklerdir. Orada alış veriş söz konusu olmayacak, herkes
her beğendiğine sahip olabilecektir. Bu mekanlardaki nimet
çeşitleri ise insanların daha önce hiç görmedikleri ve hayalini
bile kurmadıkları türden nimetler olacaktır. Allah bol ihsanıyla
herkese tüm beğenip arzuladıklarını verecek kimsenin hiçbirşeyi
eksik olmayacaktır.
Hadislerde bu durumdan şöyle bahsedilir:
Muhakkak cennette bir çarşı vardır
ki melekler orayı ziyaret ederler. Orada gözlerin mislini
görmediği, kulakların duymadığı ve kalplere gelmeyen nimetler
vardır. Canımızın istediği herşey bize getirilir. Fakat
orada satılan ve satın alınan hiçbir şey yoktur. O çarşıda
cennet halkının bazısı diğer bazısı ile karşılaşır. Yüksek
menzil ve mevki sahibi döner de mevki bakımından kendinden
aşağı derece olan kimse ile karşılaşır. Onların içinde herhangi
bir şeyi eksik olan kimse yok ki karşılaştığının üzerine
gördüğü süs elbiselerinden dolayı rahatsız olsun. Sözünün
sonu gelmeden üzerinde daha güzel bir kıyafet bürünür. Şu
muhakkak ki cennette hiçbir kimsenin üzülmesi, kederlenmesi
yoktur. [Tezkireti'l Kurtubi, s. 325-326/563]
Şüphesiz ki cennette bir çarşı vardır. Fakat
orada hiçbir şeyi satın almak ve hiçbir şeyi satmak yoktur.
Ancak erkekler ve kadınlar suret ve şekilleri vardır. Binaenaleyh
orada hangi kılığı istediğinde ona girecektir. [Tezkireti'l
Kurtubi, s. 326/564]
Hadiste ayrı bir nimet olarak erkek ve kadın suretlerinin
varlığından da bahsedilmektedir. Dilediği zaman dilediği surette
olabilmek, böylece birbirinden çok farklı güzel görünümlere
sahip olabilmek pek çok kimsenin dünyada hayalini kurduğu
bir fikirdir. Her insanın sağlıklı ve kusursuz bir yüz ve
fizik güzelliğine sahip olma özlemi vardır. Saç rengi, göz
rengi, yüz hatları, cilt rengi, boyu, yapısı gibi daha pek
çok fiziksel özellik insanlara doğuştan verilmiştir. Dünyada
tek çeşit güzellikten duyulan monotonluk hissinin cennette
olmaması, güzelliğin kişinin istediği kadar, istediği şekilde
değişebilmesi de insan ruhuna zevk verecek ayrı bir nimettir.
Bir başka hadiste ise cennetteki çarşılarda müminlerin oturacakları
güzel kokulu, rahat yerler bulunduğu, cennet ehlinin buralarda
tanışıp sohbet ettikleri, kısaca insanın hoşuna gidecek bir
sosyal yaşamın varlığına dikkat çekilir:
Muhakkak cennette öyle çarşılar var ki orada alışveriş yoktur.
Fakat cennet ahalisi oraya vardığı zaman taze ve parlak inci
ve misk toprak üzerine yaslanarak otururlar. Dünyada oldukları
gibi o cennetlerde tanışırlar. Dünyada nasıl olduklarını ve
Rablerine ibadetlerinin nasıl olduğunu, geceleri nasıl ihya
ettiklerini, gündüzleri nasıl oruç tuttuklarını, dünyanın
zenginliği ile fakirliğinin nasıl olduğunu, ölümün nasıl olduğunu
ve ... nasıl cennet ahalisinden olduklarını konuşup müzakere
(ve sohbet) ederler. [Tezkireti'l Kurtubi, s. 326/565]
CENNETTEKİ YİYECEKLER
Cennette insanların nefislerinin hoşuna gidecek, canlarının
istediği ve arzuladıkları son derece lezzetli pek çok yiyecek
olduğu Kuran'da ve Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde bildirilir.
Özellikle dünyada da makbul yiyecekler arasında olan et ve
meyvenin her çeşidi cennet ehline bol bol sunulacaktır. Allah
ayetlerinde cennet ehline yapılan bu ikramların güzelliğini
şöyle haber verir:
Arzulayıp-seçecekleri meyveler,
Canlarının çektiği kuş eti. (Vakıa Suresi, 20-21)
Yaptıklarına bir karşılık olmak üzere
(onlara sunulur); (Vakıa Suresi, 24)
Hem Kuran ayetlerinde hem de hadislerde cennet ehline sunulan
bazı nimetlerin dünyadakilerle benzer olduğuna dikkat çekilmektedir.
Allah bu gerçeği bir ayette şöyle bildirmektedir:
(Ey Muhammed) iman edip salih amellerde
bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar
akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden
her yedirildiğinde: "Bu daha önce de rızıklandığımızdır"
derler. Bu, onlara, (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur.
Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz
kalacaklardır. (Bakara Suresi, 25)
Cennet nimeti olarak sunulan yiyeceklerin her biri hem estetik
güzelliğe sahiptirler hem de son derece lezzetli yiyeceklerdir.
Bunlardan özellikle meyveler görünüşleri, renkleri, kokuları
ve kendilerine has tatları ile birbirlerinden güzeldirler.
Örneğin çilek pek çok kişinin severek yediği, kokusundan
ve lezzetinden çok hoşlandığı bir meyvedir. Fakat tüm güzelliğine
rağmen çilek çok yendiği takdirde kimi bünyelerde alerjik
tepkilere yol açabilir. Bu, dünya hayatına has bir eksikliktir.
Dünyada tüm nimetler gibi meyvelerin de pek çok açıdan kusurlu
yanları vardır. Yetiştirilmelerinden başlayarak, satın alınmalarına,
yıkanmalarına, ayıklanmalarına kadar pek çok zahmetli aşamadan
geçerler. Verilen tüm emeklere rağmen kimi zaman çürür, kimi
zaman da tatları eksik olur. Kısacası insanlar bir şeyler
yerken aslında pek çok eksikliğin, zorluğun da üstesinden
gelmeye çalışırlar. Dünya hayatına mahsus olarak yiyeceklerin
hepsi belli bir kusur ile yaratılarak insanların bu nimetlerin
asıllarına özlem duymalarına sebep olurlar. Üstelik ne kadar
sevilen bir yiyecek olursa olsun sürekli yendiği takdirde
bu yiyecekten alınan zevk ilk baştaki kadar yoğun olmaz.
Cennetteki yiyecek ve meyveler ise cennet ehlinin önüne
kusursuz ve zahmetsiz olarak gelirler. Allah Kuran'da "(Meyvelerin)
Gölgeleri onlara pek yakın ve devşirilmeleri kolaylaştırıldıkça
kolaylaştırılmış." (İnsan Suresi, 14) ayetiyle
bu meyvelere ulaşmanın son derece kolay olduğunu bildirmiştir.
Cennette dalından koparılan bu meyveler toz, kir olmaksızın
tertemizdir ve lezzetleri de mükemmeldir. Başka ayetlerde
de Allah cennet meyveleri ile ilgili olarak şöyle buyurur:
İşte, yaptıklarınız dolayısıyla mirasçı
kılındığınız cennet budur. Orda sizin için birçok meyveler
vardır; onlardan yiyeceksiniz. (Zuhruf Suresi, 72-73)
Peygamberimiz (sav) ise bir hadiste cennete girecek müminlere
"Onu meyveleri aşağıya sarkan yüksek cennete
koyun!" denildiğinden bahsetmektedir. [Büyük
Hadis Külliyatı-5, s. 413/10120]
Cennette yemek ihtiyaçtan değil, Allah'tan bir nimet ve
ikram olarak zevk için yenmektedir. Orada iman edenler acıkma,
susama gibi dünyaya dair acizliklerden arındırılmışlardır.
Muharref İncil'de de cennete layık olan kişilerden bahsedilirken,
"Artık acıkmayacak, artık susamayacaklar..." ifadesi yer almaktadır. (Yuhanna'ya Gelen Esinleme, 7.
bölüm, 16)
Cennet nimetlerinin ayet ve hadislerde vurgulanan bir diğer
özelliği de çok bereketli olmalarıdır. Allah ahiret yurdu
için, orada rızkın hesapsızca olduğunu ve tükenmenin söz konusu
olmadığını Sad Suresi'ndeki ayetlerde şöyle bildirmektedir:
İşte hesap günü size va'dedilen budur.
Şüphesiz bu, Bizim rızkımızdır, bitip tükenmesi de yok.
(Sad Suresi, 53-54)
İncil'de de yiyeceklerin tükenmeyeceğine işaret eden bir
bilgi şöyle yer alır:
Geçici olan yiyecek için değil, sonsuz
yaşam boyunca kalan yiyecek için çalışın... (Yuhanna, 6.
bölüm, 27)
Meyvelerin Bolluğu:
Meyveler vücudu zehirli etkilerden temizleyen, hastalıklara
karşı vücuda direnç veren, vitamin ve mineral bakımından çok
zengin, insana ferahlık veren, sağlık ve güzellik kazandıran
tertemiz yiyeceklerdir. Bu cennet nimeti ile ilgili olarak
bir hadisinde Peygamberimiz (sav) şöyle buyurur:
Sidretü'l-Münteha ağacının meyvesinden
her bir meyve yarılınca içinden yetmiş iki renk ve çeşit
yemek çıkar ki orada öbürüne benzeyen hiçbir renk ve çeşit
yoktur. [Tezkireti'l Kurtubi, s. 312/517]
Peygamberimiz (sav) bu hadisinde cennetteki meyvelerin renklerine
ve çeşitliliklerine dikkat çekmiştir. Nimetlerin bu şekilde
birbirlerinden farklı olmaları insanların çok hoşlarına gidecek
bir güzelliktir. Bir şeyin hep aynı şekilde, aynı kokuda,
lezzette ya da renkte olmasındansa her seferinde ilk defa
görülüyormuş gibi heyecan uyandıracak şekilde değişikliklerle
yaratılması çok büyük bir sürprizdir. Aynı zamanda bu, Allah'ın
sonsuz yaratma gücünün ve sanatının delillerinden sadece bir
tanesidir. Bu çeşitlilik cennette sınırsız olabilir. Cennetteki
meyvelerin çeşitliliğine dikkat çekilen bir başka hadis ise
şöyledir:
Cennet ehlinin en aşağı derecede olanının
baş ucunda 10.000 hizmetçi, her hizmetçinin elinde farklı
renkte altın ve gümüşten iki sahan ve içlerinde ayrı ayrı
meyveler vardır. En son yediğini de ilk iştiha (açlıktan
gelen istek, haz) ile yer... [Ramuz el-Ehadis-1, s. 71/5]
Hadisten anlaşıldığı gibi cennetteki nimetler cennet ehlinin
en zevk alacakları şekilde kendilerine sunulacaktır. Kendilerine
hizmet amacıyla yaratılmış ve bu hizmeti zevkle ve özenle
yapan hizmetkarların altın ve gümüş kaplarda sundukları çeşit
çeşit meyveler cennet ehline Allah'tan bir ağırlamadır. Allah
bir ayette:
... Orada nefislerinizin arzuladığı herşey
sizindir ve istediğiniz herşey de sizindir. Çok bağışlayan,
çok esirgeyen (Allah)tan bir ağırlanma olarak. (Fussilet
Suresi, 31-32)
Bunun yanı sıra Peygamberimiz (sav) cennette bir meyve dalından
koparıldığında bu meyvenin yerinde bir eksilme olmadığını,
yerine yenisinin geldiğini haber vermiştir:
... Cennetin meyvesindan koparınca, yerine
yenisi biter. [Ramuz el-Ehadis-1,
s. 98/9]
Başka bir rivayette Peygamberimiz (sav)'in şu sözlerine
yer verilmektedir:
Bir köylü Arap, "Ey Allah'ın
Resulü cennetin içinde meyve var mıdır?" diye sordu.
Resulullah:
"Evet Tuba denilen bir ağaç vardır"
buyurdu. O zat:
"Ya Resulullah bizim arazimizdeki
hangi ağaç ona benzer?" dedi.
Resulullah:
"Senin arazindeki ağaçlardan
hiçbir şey ona benzemez. Fakat sen hiç Şam'a geldin mi?
Çünkü orada ceviz denilen bir ağaç var ki bir gövde üzerine
biterek yukarısı -yani dalları- yayılır. İşte bu ağaç Tuba
ağacına benzer" buyurdu. O zat:
"Ya Resulullah, o ağacın dip
gövdesinin kalınlığı ne kadardır?" dedi. Allah'ın Resulü:
"Senin ev halkının develerinden
beş yaşına basan genç bir deve yola çıksa dibini dolaşıp
kuşatamaz da nihayet ihtiyarlığından boynu kırılır"
buyurdu. Köylü Arap:
"Cennette üzüm var mı?"
diye tekrar sordu. Resulullah:
"Evet vardır" buyurdu. O
zat:
"O üzümün salkımının büyüklüğü
ne kadardır?" dedi. Resul-i Ekrem:
"Alaca karganın hiç durmadan
bir aylık uçup gideceği mesafe kadar" buyurdu. O zat:
"O üzümün taneleri(nin büyüklüğü)
ne kadardır?" dedi. Allah'ın Resulü:
"Büyük kova gibidir" buyurdu.
O zat:
"Ey Allah'ın Resulu, o üzüm tanesi
beni ve ev halkımı muhakkak doyurur" dedi. Resulullah:
"Evet seni ve ev halkını ve akrabanın
ekserisini doyurur… Cennetin hurması ağacın dibinden dallarına
doğru intizamlı bir şekilde yığılıp istif edilmiştir. Meyveleri
büyük testiler misalidir. Ne zaman bir meyve koparılsa yerine
başkası gelir. Cennetin suyu çukur olmayan yerlerden akar.
Cennet üzümünün her bir salkımı on iki arşındır."
[Tezkireti'l Kurtubi, s. 312-313/518]
Cennet meyveleri düşünülürken, dünyadakilerle sınırlı düşünülmemelidir.
Peygamber Efendimiz (sav)'in yukarıdaki hadisinde yalnız birkaç
meyvenin farklı yaratılışı örnek olarak verilmiştir. Ancak
cennet istenen herşeyin en güzel şekliyle var olacağı, aklımıza
gelmeyen fakat çok hoşumuza gidecek daha pek çok nimeti içinde
barındıran bir mekandır.
Kuran'da cennet meyvelerinden bahsedilen ayetlerden birkaçı
şöyledir:
Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları),
üst üste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları, (Vakıa Suresi,
28-29)
İçlerinde (her türden) meyve, eşsiz-hurma
ve eşsiz-nar vardır. (Rahman Suresi, 68)
Ve (daha) birçok meyveler arasında, kesilip-eksilmeyen
ve yasaklanmayan (meyveler). (Vakıa Suresi, 32-33)
İşte onlar; onlar için bilinen bir rızık
vardır. Çeşitli-meyveler. Onlar ikram görenlerdir. Nimetlerle
donatılmış (naim) cennetlerde. (Saffat Suresi, 41-43)
Cennetteki Yiyeceklerden Örnekler:
Hurma:
Bir hadiste hurma ile ilgili olarak şöyle rivayet edilmiştir:
Bir kişi, "Ya Resulullah cennetin
içinde hurma var mıdır? Çünkü ben hurmayı seviyorum"
diye sordu. Resulullah:
"Evet vardır. ... cennet hurmalarının
altından dalları vardır. Budaklarının başları altındandır.
Altından budakları vardır. Alemlerden herhangi bir kimsenin
görmekte olduğu elbiselerin en güzeli gibi yaprakları vardır.
Altından hurma salkımları vardır. Hurma salkımlarının çöpü
de altındandır. Altından hurma tanesinin dibinde yapışık
pul gibi şeyler vardır. Büyük küpler gibi meyveler var ki
(onlar) köpükten yumuşak, baldan tatlıdır." [Tezkireti'l
Kurtubi, s. 315/522]
Hurmanın tarif edildiği bir başka hadis
de şöyledir:
Cennetteki hurma ağacının dalları kırmızı
altındır. Sapları yeşil zümrüttür. Yaprakları ipek gibidir.
Meyvesi kule gibi iri taneli, kaymaktan yumuşak ve çekirdeksizdir.
[Ramuz el-Ehadis-2, s. 451/4]
Dikkat edilecek olursa cennetteki her detay bizim tanıdığımız,
bildiğimiz en gözalıcı ve kıymetli şeylerle kıyas edilerek
görünümleri ve lezzetleri ile ne kadar değerli birer nimet
oldukları vurgulanmaktadır. Örneğin cennetteki hurma ağacının
dalları altına, yaprakları çok güzel ve değerli bir kumaş
olan ipeğe benzetilmiştir.
Cennetteki hurma tanelerinin büyüklüğüne dikkat çekilen
bir başka hadis ise şöyledir:
Cennette hurma ağaçlarının dalları yeşil
zümrüttür. Budakları kırmızı altındır. Yaprakları cennet
ahalisi için giyecek kıyafetleridir. Onun bir kısmı kısa
(iç) elbiseleri, bir kısmı da içi astarlı dış elbiseleridir.
Cennet hurmasının meyvesi büyük testiler ve kovalar gibidir.
Sütten daha beyaz, baldan tatlı, köpükten yumuşaktır. İçinde
de çekirdek yoktur. [Tezkireti'l Kurtubi, s. 314]
Yukarıdaki hadiste mücevherlerle tarif edilen hurmanın,
görünümün yanı sıra lezzetinin de Allah'ın dilemesiyle çok
mükemmel olacağı vurgulanmaktadır.
İncir:
Bir rivayete göre Peygamber Efendimiz (sav) incirle ilgili
şunları bildirmiştir:
Peygamber Efendimiz (sav) bir tabak incir
hediye edilip ondan yedi ve sahabelerine: "Bundan yeyiniz.
Eğer ben bir meyvenin cennetten indiğini söylersem işte
cennetten inen meyve bu incirdir." buyurdu. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret
ve Ahirzaman Alametleri, s. 313)
İncir Kuran'da ismi geçen ve dikkat çekilen meyvelerden
biridir. (Tin Suresi, 1) Meyveler arasında en yüksek mineral
kaynaklarından biri olan incir, enerji veren bir yiyecek olması
bakımından da özel bir yere sahiptir.
Karpuz:
Peygamberimiz (sav)'in bir hadisinde karpuz hakkında şöyle
söylediği rivayet edilmiştir:
Karpuzdan faydalanınız ve ona ta'zim (saygı)
ediniz. Çünkü onun suyu cennetten, tadı da cennet tadındandır...
karpuz cennet (meyvelerin)dendir. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve
Ahirzaman Alametleri, s. 313)
... Allah, onlardan razı oldu, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.
(Maide Suresi, 119) |
Muz:
Hadislerde geçen bir cennet meyvesi de muzdur:
Dünyada cennet meyvesine benzeyen şey ancak
muzdur. Çünkü Allah Teala (cennetin yemişi hakkında), "Onun
yemişleri devamlıdır", buyurmuştur. Sen ise muzu, yaz
ve kış senenin her mevsiminde bulabilmektesin. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret
ve Ahirzaman Alametleri, s. 312-313)
Nitekim cennet tasvirlerinin yapıldığı ayetlerde, Allah
bu meyveden şöyle bahsetmektedir:
Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları). Üst üste dizili
meyveleri sarkmış muz ağaçları. Yayılıp-uzanmış gölgeler.
Durmaksızın akan su(lar). Ve (daha) birçok meyveler arasında.
Kesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler). (Vakıa Suresi,
28-33)
Muz kendine has aromasıyla, benzersiz lezzeti ve sayısız
faydasıyla pek çok kişinin sevdiği bir nimettir. Fakat kuşkusuz
cennetteki muz da diğer tüm nimetler gibi, dünyadakinden çok
daha kusursuz, çok daha lezzetli ve güzel kokulu olacaktır.
En doğrusunu Allah bilir.
Et:
Ayet ve hadislerde meyve dışında bahsi geçen nimetlerden
biri de ettir. Allah bir ayetinde "Onlara, istek
duyup-arzuladıkları meyvelerden ve etten bol bol verdik."
(Tur Suresi, 22) buyurarak etin bir cennet nimeti
olduğunu haber vermektedir.
Peygamberimiz (sav) de bir hadiste et hakkında şöyle buyurmuştur:
Cennet halkının ekmek katığının en faziletlisi,
en nefisi ettir. Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.
[Tezkireti'l Kurtubi, s. 363/654]
Kuran'da ve hadislerde özellikle dikkat çekilen et çeşidi
ise kuş etidir. Kuran'da "canlarının çektiği
kuş eti" ayetiyle haber verilen (Vakıa Suresi,
21) kuş eti bir hadiste şöyle vurgulanmıştır:
Cennette senin canın kuş isteyecek. Hemen
kızartılmış olarak önüne getirilip konacaktır. [Büyük Hadis
Külliyatı-5, s. 414/10123]
Et türleri arasında Kuran'da bahsi geçenlerden özellikle
"bıldırcın eti" makbul bir yiyecektir. Bu nimet
cennette bolca bulunacak, Müslümanlara en güzel şekilde sunulacaktır.
(En doğrusunu Allah bilir.) |