|
Kuran Yol Göstericidir
Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler
için yol gösterici olan bir kitaptır. (Bakara Suresi,
2)
Kuran, Allah'ın sözüdür. Allah, Kendisini tanıtmak,
insanların yaratılışamacını bildirmek, dünyanın mahiyetini,
imtihanın özelliklerini ve insanlardan neler istediğini
haber vermek, ahireti müjdelemek ve güzel ahlakı tarif
etmek gibi birçok hikmet üzerine Kuran'ı indirmiştir.
Cebrail vasıtasıyla Hz. Muhammed (sav)'e vahyedilen
Kuran, son kitap olması itibariyle, kıyamete kadar geçerli
olacak olan ve insan elinin müdahele edemeyeceği bir
kitaptır. Allah, Kuran'ın korunma altında olduğunu bir
ayette şöyle haber vermektedir:
Hiç şüphesiz, zikri (Kur'an'ı) Biz
indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz.
(Hicr Suresi, 9)
Kuran'ın eşsiz üslubu ve içerdiği üstün hikmet, onun
Allah'ın sözü olduğunun kesin bir delilidir. Bunların
yanısıra, Kuran'ın Allah Katından indirildiğini ispatlayan
pek çok mucizevi özelliği de vardır. Bu özelliklerden
biri, 20. ve 21. yüzyıl teknolojisiyle eriştiğimiz bazı
bilimsel gerçeklerin 1400 yıl önce Kuran'da bildirilmişolmasıdır. Kuran'ın indirildiği dönemde bilimsel olarak
saptanması mümkün olmayan bu bilgiler günümüz insanına
Kuran'ın Allah sözü olduğunu bir kez daha ispatlamıştır.
Kuran'ın bir diğer önemli özelliği ise, (tahrif edilmişTevrat ve İncil'in aksine) içinde hiçbir çelişki bulunmamasıdır
ve bu da Kuran'ın Allah sözü olduğunun bir başka ispatıdır,
Allah bu gerçeği insanlara şöyle hatırlatmaktadır:
Onlar hâlâ Kur'an'ı iyice düşünmüyorlar
mı? Eğer o, Allah'tan başkasının Katından olsaydı, kuşkusuz
içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar)
bulacaklardı. (Nisa Suresi, 82)
Kuran insanlar için yol göstericidir. Aynı zamanda
doğru ile yanlışı birbirinden ayıran mutlak doğru bir
ölçüdür ki, bu nedenle Kuran'ın bir ismi de "Furkan",
yani "ayırt eden"dir:
... Doğruyu yanlıştan ayıran (Furkan)ı
da indirdi. Gerçek şu ki, Allah'ın ayetlerini inkar
edenler için şiddetli bir azab vardır… (Al-i İmran Suresi,
4)
Kuran; insanlara öğüt veren, sonsuz ahiret hayatları
için onları uyaran bir kitaptır:
İşte bu (Kur'an) uyarılıp korkutulsunlar,
gerçekten O'nun yalnızca bir tek İlah olduğunu bilsinler
ve temiz akıl sahipleri iyice öğüt alıp düşünsünler
diye bir bildirip-duyurma (bir belağ)dır. (İbrahim Suresi,
52)
Kuran, Allah'ın indirdiği son ve kıyamete kadar geçerli
olacak tek hak kitaptır. Allah'ın bundan önce indirmişolduğu Tevrat ve İncil de indirildikleri dönemlerde
hak kitap olmalarına rağmen, -önceki sayfalarda da izah
ettiğimiz gibi- sonraları insan eliyle ekleme ve çıkarma
yapılarak değiştirildiği için, şu anda geçerli olma
özelliklerini kaybetmişlerdir. Allah, Kendi Katında
İslam'ı tek geçerli din olarak kabul ettiğini de bir
ayette şöyle bildirmiştir:
Kim İslam'dan başka bir din ararsa
asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de kayba uğrayanlardandır.
(Al-i İmran Suresi, 85)
ALLAH'IN İNDİRDİĞİ
KİTAPLARA ve PEYGAMBERLERİNE İMAN
İlk insan olan Hz. Adem ile birlikte, Allah, tüm toplumlara
Allah'ın ve ahiretin varlığını anlatan, dinini tebliğ
eden elçiler göndermiştir. Bunların bir kısmı, Kuran'da
ismen zikredilmişolan ve kendilerine kitap indirilmişolan peygamberlerdir. Bu peygamberlerin hepsini de Müslümanlar,
hak din peygamberi olarak kabul ederler. Bir Müslümanın
peygamberler arasında hiçbir ayrım yapmadan hepsini
sevmesi ve sayması gerekmektedir. Bir ayette Allah Müslümanlara
tüm peygamberlere aralarında hiçbir ayırım yapmadan
iman etmeyi şöyle emretmiştir:
Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene,
İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene,
Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene
iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz
ve biz O'na teslim olmuşlarız. (Bakara Suresi, 136)
İçinde yaşadığımız dönemde insanların sorumlu olduğu
tek kitap Peygamberimiz Hz. Muhammed'e indirilmişolan
Kuran'dır. Çünkü Kuran'da da haber verildiği üzere,
eski hak din kitapları sonradan insan eliyle, Allah
sözü olmayan eklemeler ve çıkarmalar yapılarak değiştirilmiştir:
Artık vay hallerine; kitabı kendi elleriyle
yazıp, sonra az bir değer karşılığında satmak için “Bu
Allah Katındandır” diyenlere. Artık vay, elleriyle yazdıklarından
dolayı onlara; vay kazanmakta olduklarına. (Bakara Suresi,
79)
Bu nedenle İslam dinini, Allah son hak din olarak göndermiştir.
Allah bir ayette şöyle buyurmaktadır:
... Bugün size dininizi kemale erdirdim,
üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak
İslam'ı seçip-beğendim... (Maide Suresi, 3)
Kuran'da Hz. Muhammed (sav)'in son peygamber olduğu
da şöyle bildirilmiştir:
Muhammed,
sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak
o, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah,
herşeyi bilendir. (Ahzab Suresi, 40)
Dolayısıyla Hz. Muhammed (sav)'in gönderilişinden kıyamete
kadar tüm insanların tabi olması gereken din: Peygamberimiz
(sav)'in çağırdığı hak din olan İslam ve onun kitabı
Kuran'dır.
MELEKLERE İMAN
Melekler, Kuran'da bize bildirildiği üzere, Allah'ın
emirlerini yerine getiren kullarıdır. Allah onlara farklı
vazifeler vermiştir. Vahiy indiren Cebrail ile birlikte,
insanın iki yanında, yaptıklarını yazan melekler; ahirette,
cennette insanları karşılayan melekler ve cehennemin
bekçileri olan melekler; insanın canını alan melekler,
müminlere destekçi olan melekler; elçilere, bulundukları
topluma Allah'ın azabını haber veren melekler, elçilere
çocuk müjdeleyen melekler vardır. Meleklerin, itaatkar,
sürekli Allah'ı takdis eden, yücelten varlıklar oldukları
bir ayette şöyle haber verilir:
Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar
ve melekler Allah'a secde ederler ve onlar büyüklük
taslamazlar. (Nahl Suresi, 49)
Melekler tarih boyunca insanlara Allah'ın mesajlarını
ulaştırmışlardır. Pek çok peygambere ve hatta Hz. Meryem
gibi peygamber olmayan salih insanlara da melekler insan
görünümünde gelmiş, onlara Allah'ın emirlerini ve hikmetlerini
haber vermişlerdir. Bu konudaki bilgileri Allah bize
Kuran'da bildirmiştir. Dolayısıyla meleklere iman, Kuran'a
ve dine imanın bir şartıdır. Bir ayette, meleklere imanın
bir mümin vasfı olduğu şöyle anlatılır:
Elçi, kendisine Rabbinden indirilene
iman etti, mü'minler de. Tümü, Allah'a, meleklerine,
Kitaplarına ve elçilerine inandı. "O'nun elçileri arasında
hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz. İşittik ve itaat
ettik. Rabbimiz bağışlamanı (dileriz). Varışancak Sana'dır"
dediler. (Bakara Suresi, 285)
DÜNYA HAYATININ GEÇİCİLİĞİ
Dünya hayatı, insanlar için bir imtihan yeridir. Allah
dünyada insana çekici gelen çeşitli nimetler yaratmış,
ancak bunların çekiciliğine kapılıp Allah'ı ve dini
unutmamaları için de insanları uyarmıştır. Ayetlerde
dünya hayatındaki süslerin aldatıcı olduğu ve asıl güzelliğin
Allah'ın rızası ve cenneti olduğu şöyle haber verilir:
Şüphesiz Biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri
ona bir süs kıldık; onların hangisinin daha güzel davranışta
bulunduğunu deneyelim diye. (Kehf Suresi, 7)
Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun,
'(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi
aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda
bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği gibi; onun
bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir,
sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş,
sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli
bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza)
vardır. Dünya hayatı, aldanışolan bir metadan başka
bir şey değildir. (Hadid Suresi, 20)
Mümin de dünyadaki nimetlerden faydalanır, ancak inkarcılardan
farklı olarak bu nimetleri hayatının amacı olarak görmez.
Bunlara sahip olmayı isteyebilir, ama sadece Allah'a
şükretmek ve O'nun rızası için hayırda kullanmak kastıyla
bir araç olarak görür. Bunların peşinden hırsla gitmez.
Çünkü, dünya nimetlerinin kendi hayatı gibi geçici olduğunu
bilir. Öldükten sonra, malının kendisine hiçbir fayda
sağlamayacağını, hatta onlara kapılıp, dünyevi hırsları
amaç edinip, sadece zevkini çıkarmaya çalıştığında ahiretini
kaybedeceğini bilir. Bir ayette bu önemli sır şöyle
haber verilir:
Kadınlara, oğullara, kantar kantar
yığılmışaltın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara
ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara ‘süslü
ve çekici’ kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır.
Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır. (Al-i
İmran Suresi, 14)
Dünya metaları, imtihan sebebi olması nedeniyle, özellikle
nefse hoşgelecek şekilde çekici olabilir. Dışgörünümündeki
bu çekicilik unsurunu, şeytan, insanı kandırma malzemesi
olarak kullanmaya çalışır. Müminler, hoşlarına gitse
dahi, bunların gerçek mahiyetlerini anlamışinsanlardır.
Tümünün dünyaya ait, geçici nimetler olduklarını ve
bunlarla denendiklerini bildiklerinden, ayrıca bu nimetlerin
asıllarına, sonsuz olarak cennette sahip olmaya talip
oldukları için bunların çekiciliğine aldanıp ahiretlerine
tercih etmezler. Böylece şeytanın oyununa gelmez ve
sonsuz azaptan kurtulurlar. Allah Kuran'da insanları
bu konuda şöyle uyarmaktadır:
Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın
va'di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve
aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak)
aldatmasın. (Fatır Suresi, 5)
İmanı ve dolayısıyla da aklı olmayanlar ise, şeytanın
etkisi altına girmişolduklarından dolayı, bu süs ve
çekiciliğin cazibesine kapılarak dünyanın geçici metalarını
elde etmeyi hayatlarının amacı haline getirirler. Allah,
bu gibilerinin durumunu şöyle tarif etmektedir:
Hayır; siz çarçabuk geçmekte olanı
(dünyayı) seviyorsunuz. Ve ahireti terk edip-bırakıyorsunuz,
(Kıyamet Suresi, 20-21)
İNSAN İMTİHAN OLMAKTADIR
Allah, herşeyi hikmetle yaratmıştır. Evrendeki pek
çok şeyi de insanın hizmetine vermiştir. GüneşSistemi'nden
atmosferdeki oksijen oranına, etinden sütünden faydalandığımız
hayvanlardan suya ve daha nicelerine kadar kainattaki
pek çok varlığın insanın yaşamına hizmet edecek şekilde
yaratıldığı açıkça görülmektedir. Bu gerçek ortadayken,
insan hayatının bir amacı olmadığını düşünmek, büyük
bir cehalet ve akılsızlık olur. Elbette insanın da bir
yaratılışamacı vardır ve Allah bu amacı şöyle açıklar:
… insanları yalnızca Bana ibadet etsinler
diye yarattım. (Zariyat Suresi, 56)
Ancak insanların sadece az bir kısmı bu yaratılışamacını
kavrar ve buna uygun olarak yaşar. Allah dünya üzerindeki
yaşamımızı ise, bu amaca uyup uymadığımızı denemek için
yaratmıştır. Allah'a gönülden kulluk edenlerle O'na
isyan edenler bu dünyada ayrılacaktır. İnsana verilen
tüm imkanlar (bedeni, duyuları, malları…) bu imtihan
içindir. Bir ayette Allah şöyle buyurur:
Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan
bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı
onu işiten ve gören yaptık. (İnsan Suresi, 2)
İnsanın dünyadaki vazifesi, Allah'a ve ahirete iman
etmek, Kuran'da belirtildiği şekilde güzel ahlak sahibi
bir insan olmak, Allah'ın sınırlarını korumak ve O'nun
hoşnutluğunu kazanmaya çalışmaktır. Bunları kimin yapacağını
ise ancak yaşadığımız bu dünya hayatındaki imtihan neticesinde
görebileceğiz. Çünkü Allah insanlardan gerçek ve samimi
bir iman istemektedir. Bu ise kişinin yalnızca "ben
inandım" demesiyle elde edilmişolmaz. İnsan, Allah'a
ve O'nun dinine gerçekten inandığını, şeytanın, kendisini
saptırmak için göstereceği büyük çabalara rağmen doğru
yoldan dönmeyeceğini göstermelidir. Aynı şekilde inkarcılara
uymayacağını, kendi nefsinin tutkularını Allah'ın rızasına
tercih etmeyeceğini de ispatlamalıdır. Bunu ise karşılaştığı
olaylara verdiği tepkilerle ortaya koyacaktır. Allah,
dini kabul eden insanın karşısına sabretmesi gereken
bazı zorluklar çıkaracak, bunlara karşı gösterdiği tavırlarla
onu imtihan edecektir. Bu gerçek, bir Kuran ayetinde
şu şekilde izah edilir:
İnsanlar, (sadece) "İman ettik" diyerek,
sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? (Ankebut Suresi,
2)
Başka bir ayettede, Allah'ın 'iman ettik" diyenleri
sınayacağı şöyle bildirilmektedir:
Yoksa siz, Allah, içinizden cehd edenleri
(çaba harcayanları) belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri
de belirtip-ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?
(Al-i İmran Suresi, 142)
Gerçek bu iken iman eden bir insanın karşılaştığı zorluklara
şaşırması elbette doğru olmaz. Bu zorluklar günlük hayatın
sanki sıradan gibi gözüken problemleri de olabilir,
ilk bakışta büyük bir felaket gibi gözüken olaylar da
olabilir. Mümin tüm bunların hepsine imtihan gözüyle
bakmalı, Allah'a tevekkül etmeli ve O'nun rızasına uygun
olan tavrı göstermelidir. Bir ayette, müminlerin karşılaşacakları
zorluklardan şöyle söz edilir:
Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık
ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle
imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. (Bakara
Suresi, 155)
Sadece zorluklar değil, dünya hayatındaki nimetler
de Allah'ın birer imtihanıdır. Allah verdiği her nimetle
beraber insanın Kendisine şükredici olup olmadığını
dener. Nimetlerin yanında Allah insana hayatı boyunca
üzerinde karar vermesi gereken pek çok olay çıkarır.
Bu olayların hepsinde insan ya Allah rızasına ya da
nefsine uygun bir karar verme alternatifine sahiptir.
Eğer olayın bir imtihan olduğunun farkında olur ve Allah'ın
rızasına uygun kararı verirse imtihanı kazanır. Nefsi
lehinde karar verdiği durumda ise bu hem ahirette kendisini
pişman edecek bir günah olacak, hem de onu dünyada iken
manen rahatsız etmeye ve yıpratmaya başlayacaktır.
Gerçekte Allah dünya hayatındaki olayları zaten imtihan
kastıyla yaratmaktadır. Gafil insanların "tesadüf" veya
"aksilik" diye nitelendirdikleri olaylar, aslında kaderlerinde
sonsuz hikmetle yaratılır. Allah Kuran'da buna örnek
olarak, Yahudilerin bir imtihanından bahseder; Yahudilerin
cumartesi günü işyapmaları yasaklanmış, ama avlamak
istedikleri balıklar da kendilerine hep o gün gelmiştir:
Bir de onlara deniz kıyısındaki şehri(n
uğradığı sonucu) sor. Hani onlar cumartesi (yasağını
çiğneyerek) haddi aşmışlardı. 'Cumartesi günü işyapma
yasağına uyduklarında', balıkları onlara açıktan akın
akın geliyor, 'cumartesi günü işyapma yasağına uymadıklarında'
ise, gelmiyorlardı. İşte Biz, fıska sapmaları dolayısıyla
onları böyle imtihan ediyorduk. (Araf Suresi, 163)
Burada söz konusu Yahudilerin çoğu, balıkların "tesadüfen"
cumartesi günleri şehirlerine akın ettiklerini sanmışolabilir, oysa bu Allah'ın yarattığı özel bir imtihandır.
Aynen bunun gibi bizim yaşadığımız her olayda bir İlahi
hikmet ve imtihan vardır. Mümine düşen, bu gerçeği her
zaman akılda tutmak ve daima Allah'ın rızasına uygun
davranışlar göstererek dünya imtihanını kazanmaya çalışmaktır.
ÖLÜM BİR SON DEĞİLDİR
Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi,
şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz
Bize döndürüleceksiniz. (Enbiya Suresi, 35)
Ölüm, insanın bu dünyadaki hayatı içinde yaşayacağına
emin olduğu çok önemli bir gerçektir. Bir saat, hatta
bir dakika sonra yaşayacağımızı bilemediğimiz gibi,
neler yaşayacağımızdan da emin değilizdir. Hayatımızı,
emin olmadığımız, akıbetini bilmediğimiz olaylara göre
yönlendirmemizin ne kadar hatalı olacağı da ortadadır.
Emin olduğumuz tek şey ölümü yaşayacağımızdır. Yaşamımızı
bu kesin gerçeğe göre ayarlamamız gerektiği, sadece
bu düşünüldüğünde anlaşılmaktadır.
Ölüm de insanın imtihanının bir parçasıdır. Allah,
Kuran'da hayatı ve ölümü insanı imtihan etmek için yarattığını
şöyle bildirmiştir:
O, amel (davranışve eylem) bakımından
hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için
ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır,
çok bağışlayandır. (Mülk Suresi, 2)
Ölüm sadece dünya hayatının, dolayısıyla imtihanın
sonudur. Aynı zamanda, sonsuz olan ahiret hayatının
da başlangıcıdır. İman edenler bu nedenle ölümden korkmazlar.
Hayatlarını Allah'ın hoşnutluğunu gözeterek, ahirete
yönelik salih amellerle geçirdikleri için Allah'ın vadettiği
cenneti umarak ölümü güzel karşılarlar.
İman etmeyenler ise, ölümü bir yokoluşzannettikleri
için ölümden çok korkarlar ve düşüncesi bile onlara
ızdırap verir. Bu nedenle ölümü hiç düşünmek, hatta
akıllarına bile getirmek istemezler ve ölümden kaçarlar.
Oysa bu boşuna bir çabadır. Hiç kimse Allah'ın kendisine
takdir ettiği ölüm saatinden kaçamaz. Bir ayette bu
gerçek şöyle vurgulanmaktadır:
Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur;
yüksekçe yerlerde tahkim edilmişşatolarda olsanız bile...
(Nisa Suresi, 78)
Ölümü düşünmemek, gerçekten kaçmaktır. Ölüm er-geç
insanı yakalayacağına göre, ölümü düşünerek hareket
etmek ise akılcı davranmaktır. Müminler bu akılcılıkla
yaşarlar. Ölüm gelene kadar salih davranışlarda bulunurlar.
Çünkü Allah Kuran'da bunu emretmiştir:
Ve yakîn (ölüm) sana gelinceye kadar
Rabbine ibadet et. (Hicr Suresi, 99)
Ölümü düşünmek insanı güçlü ve iradeli kılar. Nefsinin,
dünyanın aldatıcı zevklerine kanarak kendisini yanlışdavranışlara sürüklemesini engeller. İnsana, dünyadaki
geçici ve salih olmayan tavırlara kapılmayacak iradeyi
sağlar. Bu nedenle müminin sık sık ölümü düşünmesi,
kendi dahil tüm insanların yakında bir gün öleceğini
tefekkür etmesi ve dünyaya bu şuurla bakması gerekir.
Ölümle ilgili Kuran'da haber verilen bir diğer gerçek,
ölüm anında yaşanan olaylardır. Ölmekte olan bir kişiyi
görenler, onun sadece biyolojik ölümünü seyrederler.
Oysa gerçekte ölen kişi yeni bir boyuta geçer ve ölüm
melekleriyle karşılaşır. Eğer inkarcı bir kişiyse ölüm
ona büyük acılar verir ve ölüm melekleri canını azap
vererek alırlar. Aşağıdaki ayetlerde, inkarcıların ölüm
anındaki bu azabı anlatılmaktadır:
... Sen bu zalimleri, ölümün 'şiddetli
sarsıntıları' sırasında meleklerin ellerini uzatarak
onlara: "Canlarınızı çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız
olanı söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek
(yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azabla karşılık
göreceksiniz" (dediklerinde) bir görsen... (Enam Suresi,
93)
Öyleyse melekler, yüzlerine ve arkalarına
vura vura canlarını aldıkları zaman nasıl olacak? İşte
böyle; çünkü gerçekten onlar, Allah'ı gazablandıran
şeye uydular ve O'nu razı edecek şeyleri çirkin karşıladılar;
bundan dolayı (Allah,) amellerini boşa çıkardı. (Muhammed
Suresi, 27-28)
Ölüm, mümin için büyük bir mutluluk ve neşenin başlangıcıdır.
Ruhu en derinden acıyla sökülen kafirin aksine müminin
ruhu, "yumuşacık çekip alanlar"
tarafından (Naziat Suresi, 2) adeta uykuda ruhun acı
olmadan bedenden ayrılıp farklı bir boyuta geçmesi gibi
(Zümer Suresi, 42) alınır. Ayetlerde iman edenler için
şöyle buyrulmaktadır:
Adn cennetleri; ona girerler, onun
altından ırmaklar akar, içinde onların her diledikleri
şey vardır. İşte Allah, takva sahiplerini böyle ödüllendirir.
Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: "Selam
size" derler. "Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete
girin." (Nahl Suresi, 31-32)
AHİRETE İMAN
Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun
ve tutkulu bir oyalanmadır'. Gerçekten ahiret yurdu
ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi. (Ankebut Suresi,
64)
İnsanın dünyadaki imtihanının sonunda ya mükafat ya
da ceza vardır. İyi davranışlarda bulunanlar, Allah'a
iman edenler, Allah'ın hoşnutluğunu kazanarak sonsuz
cennetle ödüllendirilirler; kötü olanlar, Allah'ı inkar
edenler ve Allah'ın koyduğu sınırları çiğneyenler ise
sonsuz azabı yaşayacakları cehenneme müstahak olurlar.
İnsan için yok olmak diye birşey yoktur. Sonsuz hayat
yaratıldığımız andan itibaren başlamışdurumdadır. Şu
anda sonsuz yaşamın içindeyiz. Denenme süremizin sonunda,
ölüm dediğimiz geçişanından sonra, yeni bir inşa ile
sonsuzluğun içinde yaşamaya devam edeceğiz. İnsanın
bu yaşamının azapla mı, nimetler içinde mi geçeceği
ise, dünya hayatında, Allah'ın sözü olan Kuran'a bağlılığı
ile, Allah'ın hoşnutluğunu gözetmesine bağlıdır. Bütün
bu sistem, kainat, dünya, insan ve insana yönelik yaratılan
herşeyin sebebi, sonsuz yaşam olan ahirete yöneliktir.
Allah, insanı bir amaçla yarattığını, bu dünyadaki kısa
yaşamından sonra da ahirette Kendisine hesap vereceğini
şöyle bildirmektedir:
Bizim, sizi boşbir amaç uğruna yarattığımızı
ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi
sanmıştınız? (Müminun Suresi, 115)
Allah'ın, ortalama altmışveya yetmişsene gibi, sonsuzluğun
yanında bir 'an'dan farksız olan kısacık dünya hayatına
karşılık sonsuz yaşamı vaat etmesi, çok büyük bir nimettir.
İman ve Allah'ın hoşnutluğunu aramak gibi, insanın
yaratılışına en uygun, en çok huzur içinde yaşayabileceği
yapıya sahip olmanın karşılığında, Allah'ın sonsuz iyi
bir yaşam olan cenneti vermesi O'nun lütfundandır:
İman edip salih amellerde bulunanlar;
onları, içinde ebedi kalıcılar olarak, altından ırmaklar
akan cennetin yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz.
Salih amellerde bulunanların ecri ne güzeldir. (Ankebut
Suresi, 58)
Ahiret hayatı, Allah'ın sonsuz nimetlerinin sergilenmesi
yanında, O'nun sonsuz adaletinin tecelli etmesi bakımından
da önemlidir. İnsanların dünyada yaptıkları herşeyin
karşılığının verildiği yer, adaletin eksiksiz olarak
uygulandığı, merhametin de misliyle tecelli ettiği yer,
ahiret olacaktır. Bir ayette, ahirette tecelli edecek
olan bu mutlak adalet şöyle ifade edilir:
... De ki: "Dünyanın metaı azdır, ahiret
ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma
çekirdeğindeki ip-ince bir iplik kadar' bile haksızlığa
uğratılmayacaksınız... (Nisa Suresi, 77)
Gördüğümüz herşeyi yaratmaya kadir olduğuna şahit olduğumuz
Allah, elbette ki ahireti yaratmaya kadirdir:
Gökleri ve yeri yaratan, onların bir
benzerini yaratmaya kadir değil mi? Elbette (öyledir);
O, yaratandır, bilendir. (Yasin Suresi, 81)
KIYAMETE İMAN
Gerçek şu ki, kıyamet-saati yaklaşarak
gelmektedir, onda şüphe yoktur. Gerçekten Allah kabirlerde
olanları diriltecektir. (Hac Suresi, 7)
Kıyamet günü, Allah'ın kainat için takdir ettiği ömrün
bittiği gündür. O gün insanların imtihanı sona erecek
ve imtihan yeri olan dünyayı, herşeyle birlikte, Allah
darmadağın edip yok edecektir. Bu, Allah'ın Kuran'da
vadettiği bir sondur. Kainatın fiziksel ömrünün biteceği,
bilim adamlarının da gözlem ve tespitler sonucunda kanaatine
vardıkları ve beklenti halinde oldukları bilimsel bir
gerçek halini almıştır.
Kuran'da kıyameti tasvir eden bazı ayetler şöyledir:
Artık Sur'a tek bir üfürülüşle üfürüleceği.
Yeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp
kaldırılacağı, ardından tek bir çarpma ile birbirlerine
çarpılıp parça parça olacağı zaman.
İşte o gün, vakıa (bir gerçek olan
kıyamet) artık vuku bulmuş(gerçekleşmiş)tur.
Gök yarılıp-çatlamıştır; artık o gün,
'sarkmış-za'fa uğramıştır. (Hakka Suresi, 13-16)
Kıyamet günü, ölmüşolan tüm insanları Allah diriltecektir:
Sonra siz gerçekten kıyamet günü diriltileceksiniz.
(Müminun Suresi, 16)
Allah, dirilttiği tüm insanları o gün biraraya toplayacaktır:
Allah; O'ndan başka İlah yoktur. Kendisinde
hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde sizleri muhakkak
toplayacaktır. Allah'tan daha doğru sözlü kimdir? (Nisa
Suresi, 87)
Kıyamet günü, hepimizin teker teker Allah'ın huzuruna
çıkacağı ve dünyada yaptığımız herşeyin ortaya konacağı
zamandır:
Siz o gün arz olunursunuz; sizden yana
hiçbir gizli (şey), gizli kalmaz. (Hakka Suresi, 18)
O gün, herkes yaptığının karşılığını tam olarak alacak,
Allah'ın sonsuz adaleti tecelli edecektir:
Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı
teraziler koyarız da artık, hiçbir nefis hiçbir şeyle
haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona
(teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak Biz yeteriz.
(Enbiya Suresi, 47)
Kıyamet günü, Allah'ın; kainatın, dünyanın ve herşeyin
biyolojik sonunu getireceği zamandır. O an tüm fizik
kanunlarını o kanunları koyan Allah işlemez hale getirecek
ve afet tabir ettiğimiz olayların kat kat üstünde gelişen
bir dizi felaketler zinciri başlayacaktır.
Şu anda üzerinde yaşadığımız dünya, zaten çok hassas
dengelerle varlığını devam ettirmektedir. Dünya'nın
Güneş'e olan açısı ve uzaklığı tam olması gereken düzeyde
ayarlanmış, yerçekimi sabitlenmiş, gökyüzünde dünyayı
çarpıp yok etmesi çok muhtemel göktaşlarından korumak
için, atmosfere adeta kalkan gibi koruyucu bir tavan
yapılmışve bunun gibi daha başka hassas kanunlar yaratılmıştır.
Tüm bunları yaratan, henüz insan dünyada yok iken tüm
bu dengeleri insanın yaşamına uygun olarak düzenleyen,
alemlerin Rabbi olan Allah'tır. Allah'ın kainatı her
an kudreti altında tuttuğu şöyle haber verilmektedir:
Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval
bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun,
eğer zeval bulacak olurlarsa, Kendisinden sonra artık
kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim'dir, bağışlayandır.
(Fatır Suresi, 41)
Allah'ın, bu hassas dengelerin işleyişini bozduğu an,
herşey yok olmaya gidecektir. İşte o an, Allah'ın vadettiği
kıyamet günüdür.
Kıyamet günü Allah'ın meydana getireceklerini görüp
yaşayan insanlar, olayların dehşetinden şoka girecektir:
Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının, çünkü kıyamet
saatinin sarsıntısı büyük bir şeydir.
Onu gördüğünüz gün, her emzikli kendi
emzirdiğini unutup geçecek ve her gebe kendi yükünü
düşürecektir. İnsanları da sarhoşolmuşgörürsün, oysa
onlar sarhoşdeğillerdir. Ancak Allah'ın azabı pek şiddetlidir.
(Hac Suresi, 1-2)
Eğer inkâr edecek olursanız, çocukların
saçlarını ağartan bir günde kendinizi nasıl koruyacaksınız?
(Müzemmil Suresi, 17)
Kıyamet günü başka nelerin olacağını Allah bize Kuran'da
şöyle bildirmiştir:
Güneş, köreltildiği zaman,
Yıldızlar, bulanıklaşıp-döküldüğü zaman,
Dağlar, yürütüldüğü zaman,
Gebe develer, kendi başına terk edildiği
zaman,
Vahşi-hayvanlar, toplandığı zaman,
Denizler, tutuşturulduğu zaman,
Nefisler, birleştiği zaman,
Ve 'diri diri toprağa gömülen kızcağıza'
sorulduğu zaman:
"Hangi suçtan dolayı öldürüldü?"
Sahifeler (amel defterleri) açıldığı
zaman,
Gök, sıyrılıp-yüzüldüğü zaman,
Cehennem ateşi çılgınca kızıştırıldığı
zaman,
Cennet de yakınlaştırıldığı zaman,
(Artık her) Nefis, neyi hazırladığını
bilip-öğrenmiştir. (Tekvir Suresi, 1-14)
|