|
ADL
Adil olan, adaleti emreden
Ey iman edenler, adil şahidler olarak,
Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz,
sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya
daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah,
yapmakta olduklarınızdan haberi olandır. (Maide Suresi,
8)
Allah adalet yapanların en hayırlısıdır. O'nun düzeni
tüm kainatı kuşatmıştır. O, adaletini dünyada ve ahirette
kullarına gösterecektir. Herşeyi hakkıyla gören, herşeyin
içini dışını bilen, herşeyden haberdar olan Allah'ın
tüm işleri hikmetli ve adaletlidir.
İnsanların yaşamları boyunca işledikleri tüm fiiller
muhakkak Allah'ın adaletine göre değerlendirilecektir.
Zulüm yapanların zulümlerinin elbette karşılıksız kalmayacağını,
iyi tek bir sözün bile mükafatının verileceğini, Allah
Kuran'da bize haber vermektedir. Tüm bunların adilce
değerlendirileceği yer ahirettir; Allah'ın sonsuz adaletinin
tecelli edeceği yer ahirettir.
Dünya hayatında inkarcıların peygamberlere ve müminlere
çıkardıkları zorluklar, attıkları iftiralar, işledikleri
günahlar elbette karşılıksız kar kalmayacaktır. Müminlerin
cennetteki derecelerini yükselten tüm bu zorluklar,
inkarcıların da cehennemin en alt tabakalarında bulunmalarına
vesile olacaktır. Allah hesap gününde son derece duyarlı
terazilerle hiç kimseyi haksızlığa uğratmayacak, dünyada
onlara verdiği sürenin sonunda sonsuz adaletine uygun
olarak hesabını çok seri olarak görecektir. Şüphesiz
Allah herşeyi bilen ve vaadine en sadık olandır. İnsanlar
dünyada yaptıklarının karşılığını ahirette muhakkak
göreceklerdir. Böylece inkarcılar, içinde yaşadıkları
inkarın, en acı şekilde karşılığını bulacak, Allah'a
imanlarında ve bağlılıklarında kararlı olanlar ise yaptıklarının
karşılığını en güzeliyle muhakkak Allah'tan alacaklardır.
Ayette şöyle buyrulur:
Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah'a
biat etmişlerdir. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir.
Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine
ahdini bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahdine vefa
gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir.
(Fetih Suresi, 10)
Ancak burada üzerinde önemle düşünülmesi gereken bir
nokta vardır. Allah'ın adaletini düşünürken kesinlikle
bir insanın adalet anlayışıyla kıyaslama yapılmamalıdır.
Çünkü inkar eden bir insan isteklerine ve zaaflarına
uyabilir, adaleti gözetirken duygusallığa kapılabilir,
bir konu hakkında yanlış hükümler verebilir ve yapılanları
unutabilir. En önemlisi de karşısındakinin içinden geçirdiklerini
bilmesi mümkün değildir. Allah ise asla yanılmaz ve
asla unutmaz. Her insan için onun her hareketini gözetleyen
ve kaydeden melekler tayin etmiştir. Bu melekler insanların
hem içinden geçeni, hem de tüm eylemlerini yazarlar.
Sonuç olarak Allah insanın ruhuna tamamıyla hakimdir.
En adaletli hüküm verecek olan da Rabbimiz'dir. İsra
Suresi'nin 71. ayetinde, Allah'ın sonsuz adalet sahibi
olduğu şöyle haber verilmektedir:
Her insan-grubunu imamlarıyla çağıracağımız
gün, artık kimin kitabı sağ eline verilirse, onlar kitaplarını
okuyacaklar ve onlar, bir 'hurma çekirdeğindeki iplikçik
kadar' bile haksızlığa uğratılmazlar. (İsra Suresi,
71)
Yapılan tüm kötülüklerin, inananların aleyhine kurulan
örgütlenmelerin, hazırlanan tuzakların karşılığı en
küçük ayrıntısına kadar ahirette verilecektir. Allah
inkarcılara, dünya hayatında aslında yalnızca onların
kötülüklerini artırmaya neden olacak mal, mülk, zenginlik
ve bunun gibi birçok imkan verebilir. Allah ayetlerinde
bunlara aldanılmaması gerektiğini bildirmiştir. Çünkü
kısacık dünya hayatının karının, ahirettekinin yanında
hiçbir anlam ve öneme sahip olmadığı şüphe götürmez
bir gerçektir. Hele sonsuz bir cehennem inkarcılara
gittikçe yaklaşıyorken...
Asıl yurt olan ahirette her nefis yaptıklarını karşısında
hazır bulacaktır. Allah sonsuz adaletinin tecellisini
kullarına, cennetinde ve cehenneminde sonsuza kadar
gösterecektir. Allah en sonunda Kendisi'ne inananlarla
inanmayanların arasını hak ile ayıracaktır.
Allah, sizinle din konusunda savaşmayan,
sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan
ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz.
Çünkü Allah, adalet yapanları sever. (Mümtehine Suresi,
8)
Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline
(sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde
adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size
ne güzel öğüt veriyor!.. Doğrusu Allah, işitendir, görendir.
(Nisa Suresi, 58)
Onlar, yalana kulak tutanlardır, haram
yiyicilerdir. Sana gelirlerse aralarında hükmet veya
onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirecek olursan,
sana hiçbir şeyle kesin olarak zarar veremezler. Aralarında
hükmedersen adaletle hükmet. Şüphesiz, Allah, adaletle
hüküm yürütenleri sever. (Maide Suresi, 42)
De ki: "Rabbimiz (kıyamet günü) bizi
birarada toplayacak, sonra da hak ile aramızı ayıracaktır.
O, (gerçek hükmünü vererek hak ile batılın arasını)
açandır, (herşeyi hakkıyla) bilendir. (Sebe Suresi,
26)
AFÜVV
Affı çok olan
Bir hayrı açıklar ya da gizli tutarsanız
veya bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphesiz Allah, affedicidir,
güç yetirendir. (Nisa Suresi, 149)
İnsan, yapısı gereği hata yapmaya çok müsait bir varlıktır.
Her an, pek çok konuda eksik düşünebilir, yanlış bir
karar verebilir, hatalı bir tavır sergileyebilir. Ancak
insanı yaratan ve ondaki bu eksiklikleri bilen Allah,
yapılan hataları da affedicidir. Allah'ın 'affediciliği'
olmasa hiçbir insanın cennete girmesi mümkün olmazdı.
Nitekim bu gerçeğe Kuran'da açıkça dikkat çekilmiştir:
Eğer Allah, insanları zulümleri nedeniyle
sorguya çekecek olsaydı, onun üstünde (yeryüzünde) canlılardan
hiçbir şey bırakmazdı; ancak onları adı konulmuş bir
süreye kadar ertelemektedir. Onların ecelleri gelince
ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler.
(Nahl Suresi, 61)
Fakat unutmamak gerekir ki, Allah'ın affediciliği samimi
kulları için geçerlidir. O, Kendisi'ne içten yönelip
dönen insanların günahlarını affeder. Önemli olan kişinin
samimi olup, kesin bir kararlılıkla tevbe etmesidir.
Yoksa tevbe edip tekrar tekrar eski hatalarına geri
dönenlerin ve yaptıklarından gerçek bir pişmanlık duymayanların
tevbesinin kabul edilmeyebileceğini Allah bir ayette şöyle
bildirmiştir:
Allah'ın (kabulünü) üzerine aldığı
tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra
hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte Allah, böylelerinin
tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet
sahibi olandır. (Nisa Suresi, 17)
AHİR
Herşeyin yokoluşundan sonra da
var olan
O, Evveldir, Ahirdir, Zahirdir, Batındır.
O, herşeyi bilendir. (Hadid Suresi, 3)
Allah kainatı yokluktan yaratmıştır ve onu en sonunda
yine eski durumuna çevirecek, yok edecektir. Yok olmayacak
hiçbir eşya, ölümsüz olan hiçbir canlı mevcut değildir.
Dünyadaki tüm canlılar doğar ve ölürler, herşeyin bir
ömrü, sayılı günü vardır. Oysa Kuran'da bildirildiği
gibi Allah evveldir, ahirdir yani başlangıcı olmadığı
gibi sonu da yoktur. Herşey yok olduktan sonra baki
kalacak olan da O'dur.
Ömrü ve zamanı yaratan Allah maddeye ait tüm bu özelliklerden
uzaktır. O, öncesi ve sonrası olmayandır. Sonsuzluğun
sahibi, zamanın ve mekanın üstünde olan Allah'tır. Sonuçta
kainat tekrar başlangıç noktasına dönecek, canlı cansız
hiçbir şey kalmayacaktır. Yalnız Allah'ın varlığı baki
kalacaktır. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle bildirir:
(Yer) Üzerindeki herşey yok olucudur;
Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin
yüzü (Kendisi) baki kalacaktır. (Rahman Suresi, 26-27)
AHKAM-ÜL HAKİMİN
Hüküm verenlerin hakimi
Allah hükmedenlerin hakimi değil midir?
(Tin Suresi, 8)
Her işin hükmünü veren, sonuçlandıran Allah'tır. Tüm
olaylar O'nun emriyle, dilemesiyle oluşur ve gelişir.
Allah'ın verdiği hükümlerde mutlaka birçok hikmet gizlidir.
Fakat insanların çoğu, kendi kısıtlı akılları ile değerlendirme
yapar ve dolayısıyla Allah'ın hükümlerini tam olarak
kavrayamazlar. Oysa Allah sonsuz aklın sahibidir. Üstelik
zaman ve mekandan da münezzehtir; bu kavramları yaratan
ve insanların zamana ve mekana tabi olarak yaşamasını
uygun görendir. İnsan hiçbir zaman bir gün sonra, hatta
bir saat sonra neler yaşayacağını bilemez. O ise bir
işe hükmettiği zaman bir gün sonra, yıllar sonra ve
hatta kıyamete kadar o işin neyle sonuçlanacağına da
hakimdir. Dolayısıyla verdiği hüküm her zaman en doğru,
en iyi ve en hikmetli olandır.
Fakat iman etmeyenler bu gerçeğin farkına varamazlar.
Çevrelerinde oluşan her olayın belirli sebeplere bağlı
olarak, tesadüfen oluştuğunu düşünürler. Allah'ın hükmettiği
olaylardaki hikmetleri değerlendiremezler. Meydana gelen
her olayın Allah'ın kontrolünde olduğunu fark edemezler.
Müminler ise Allah'ın verdiği hükümlerin hikmetlerini
kavramaya çalışır ve O'nun daima en iyi ve en hayırlı
hüküm veren olduğunu bilirler. Kuran'da şöyle buyrulmaktadır:
Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü
verinceye kadar sabret. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.
(Yunus Suresi, 109)
Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: "Rabbim,
şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin va'din de
doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin. (Hud Suresi,
45)
ALİM
Herşeyi çok iyi bilen
Doğu da Allah'ındır, batı da. Her nereye
dönerseniz Allah'ın yüzü (kıblesi) orasıdır. Şüphesiz
ki Allah, kuşatandır, bilendir. (Bakara Suresi, 115)
İnsanlar düşünebilecek bir şuura sahip oldukları andan
itibaren bir şeyler öğrenmeye başlarlar. Belli bir yaşa
ulaştıktan sonra da öğrenim görmeye ve bu şekilde sayısız
bilgiler edinmeye devam ederler. Hatta bazı insanlar
belirli bir veya birkaç konu üzerinde uzmanlaşırlar.
Örneğin bir fizik mühendisi, fizik kurallarının tamamını
öğrenebilir veya felsefe üzerine öğrenim görmüş bir
insan, felsefi konulara tam olarak hakim olabilir. Yine
yakın tarih üzerinde uzmanlaşmış bir araştırmacı, yakın
tarih ile ilgili çok isabetli yorumlar yapabilir. Çünkü
bu konu ile ilgili öğrenilebilecek herşeyi biliyordur.
Yukarıda saydıklarımız, 'bilmek' fiilinin insanlar
için geçerli olan kısmıdır elbette. Ancak 'bilmek' fiilinin,
insanların asla tasavvur edemeyeceği, güç yetiremeyeceği
bir boyutu vardır: Allah'ın bilmesi...
Allah göklerin, yerin, bu ikisi arasında olan tüm
canlıların, kainatta işleyen tüm kanunların, her an
meydana gelen tüm olayların bilgisine sahiptir. Çünkü
tümünün Yaratıcısı O'dur. Üstelik Allah'ın 'bilmesi'
sınırsızdır; Allah aynı anda dünya üzerinde doğan ve
ölen insanların kimliklerini, yeryüzündeki her bir ağaçtan
düşen yaprakların sayısını, evrendeki milyarlarca galaksi
içindeki milyarlarca yıldızın her birinin özelliklerini
ve burada sayfalarca saysak da asla bitiremeyeceğimiz
herşeyi bilir. O, yeryüzünde, aynı anda uzayda meydana
gelen her olayı, dünya üzerindeki milyarlarca insanın,
hayvanın, bitkinin hücrelerinde kodlu olan şifreleri
de bilir.
İnsanın unutmaması gereken çok önemli bir sır vardır:
Allah yukarıda sayılan tüm detayların yanında insanın
içini, aklından geçenleri, gizli veya açık işlediği
tüm fiilleri de bilir. İnsan, içinde yaşadığı duyguların,
düşüncelerin, sıkıntıların yalnızca kendi bilgisi dahilinde
olduğunu zanneder; ama bu büyük bir yanılgıdır. Kainatın
her noktasına tam olarak hakim olan Allah, insanın içine
ve dışına da hakimdir. Nitekim Allah'ın bu sonsuz bilgisi
pek çok ayetle bildirilmiştir:
Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye
kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz,
şüphesiz Allah onu bilir. (Al-i İmran Suresi, 92)
Görmedin mi ki, göklerde ve yerde olanlar
ve dizi dizi uçan kuşlar, gerçekten Allah'ı tesbih etmektedir.
Her biri, kendi duasını ve tesbihini şüphesiz bilmiştir.
Allah, onların işlediklerini bilendir. (Nur Suresi,
41)
Güneş de, kendisi için (tesbit edilmiş)
olan bir müstakarra doğru akıp gitmektedir. Bu, üstün
ve güçlü olan, bilen (Allah)ın takdiridir. (Yasin Suresi,
38)
Haberiniz olsun; gerçekten onlar, ondan
gizlenmek için göğüslerini büker (Hak'tan kaçınıp yan
çizer)ler. (Yine) Haberiniz olsun; onlar, örtülerine
büründükleri zaman, O, gizli tuttuklarını da, açığa
vurduklarını da bilir. Çünkü O, sinelerin özünde saklı
duranı bilendir. (Hud Suresi, 5)
Oysa onlar, önceden ellerinin takdim
ettiklerinden dolayı onu (ölümü) hiçbir zaman kesin
olarak dilemiyeceklerdir. Allah, zalimleri bilendir.
(Bakara Suresi, 95)
Onları siz öldürmediniz, ama onları
Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah
attı. Müminleri Kendinden güzel bir imtihanla imtihan
etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.
(Enfal Suresi, 17)
ALİYY
Çok yüce olan
Kendisiyle Allah'ın konuşması, bir
beşer için olacak (şey) değildir; ancak bir vahy ile
ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip kendi
izniyle dilediğine vahyetmesi (durumu) başka. Gerçekten
O, yüce olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (Şura Suresi,
51)
Allah Kuran'da Kendisi'ni bizlere tanıtmıştır: Tüm
alemleri yaratan, kainatın tek hakimi olan Allah Yücedir.
Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların yegane
sahibi O'dur. O'ndan başka ilah yoktur, Allah insanların
şirk koştuklarından çok Yücedir. Tüm mülk Allah'a aittir;
O, herşeye güç yetirendir. O, Yüce makamların da sahibidir.
Allah alemlerden müstağnidir.
'En güzel isimler' Allah'a aittir, Allah sonsuz güzellik ve sonsuz yücelik sahibidir. İnsan Allah'ı ancak Kendisi'nin bildirdiği kadarıyla tanıyabilir, Yüceliğini ancak Kuran ayetleriyle takdir edebilir . Allah, bir ayetinde Kendi yüceliğini şöyle tarif etmiştir:
Allah... O'ndan başka ilah yoktur.
Diridir, kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde
ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun
katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini
ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının
dışında, O'nun ilminden hiçbirşeyi kavrayıp-kuşatamazlar.
O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır.
Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek yücedir, pek
büyüktür. (Bakara Suresi, 255)
ASİM
Koruyan
(Oğlu) Dedi ki: "Ben bir dağa sığınacağım,
o beni sudan korur." Dedi ki: "Bugün Allah'ın emrinden,
esirgeyen olan (Allah)dan başka bir koruyucu yoktur."...
(Hud Suresi, 43)
İnsan acizliği sebebiyle her an, her türlü zorlukla
karşılaşabilir. Örneğin, dünya her an doğal afetlerin
oluşabildiği bir yerdir. Depremler, seller, kasırgalar,
yanardağ patlamaları sık sık karşılaşılan olaylardır.
Veya aynı şekilde kişiyi manen sıkıntıya düşürebilen
de pek çok olay vardır. Ve bu olaylar karşısında unutulmaması
gereken bir gerçek vardır: İnsan ne kadar uğraşırsa
uğraşsın, ne kadar acizliğinden kurtulmaya çalışırsa
çalışsın, Allah'ın dilemesi dışında başına gelecek herhangi
bir şeyden korunamaz. İnsan için tek koruyucu Rahman
olan Allah'tır. Kuran'da bu durum şöyle bildirilmiştir:
De ki: "Sizi karanın ve denizin karanlıklarından
kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve) gizliden gizliye
ona yalvararak dua etmektesiniz: "Andolsun, bizi bundan
kurtarırsan, gerçekten şükredenlerden oluruz." De ki:
"Ondan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarmaktadır.
Sonra siz yine şirk koşmaktasınız." (Enam Suresi, 63-64)
İnsanlar tek başlarına kaldıklarında, ellerindeki maddi
imkanların, yakınlarının onlara hiçbir şeyle yardıma
güç yetiremeyeceğini anladıkları anlarda ya da sağlıklarını
yitirdiklerinde Allah'ı zikreder, O'ndan yardım dilerler.
Ancak O, kendilerini kurtarınca yine nankörlük edip
başlarına gelenleri unuturlar. Dünyada Allah'tan başka
koruyucu bulamayacağını anlamayan, O'nun her türlü yardımına
rağmen nankörlükte ayak direten bu kişiler, ahirette
sonsuz bir azapla karşılaşarak gerçeği göreceklerdir.
Bu kişilerin durumu ayette şöyle haber verilmektedir:
... Çekimser davrananlar ve büyüklenenler,
onları acıklı bir azabla azablandıracaktır ve kendileri
için Allah'tan başka bir (vekil) koruyucu dost ve yardımcı
bulamayacaklardır. (Nisa Suresi, 173)
AZİM
Pek azametli, büyük olan
Göklerde ve yerde olanlar O'nundur.
O, yücedir, büyüktür. (Şura Suresi, 4)
Allah'ın büyüklüğü ve azameti kuşkusuz bir insanın
kavrama sınırının çok üstündedir. Fakat insan yine de
kendi aklının sınırları dahilinde Allah'ın ne kadar
güçlü ve kudretli olduğunu görebilir, anlayabilir. Zira
tüm kainat Allah'ın büyüklüğünü gösteren sayısız örnekle
doludur. İnsanın yalnızca içinde yaşadığı dünyayı biraz
incelemesi dahi, herşeyi yaratan Allah'ın azametini
hissettirecektir.
Tonlarca ağırlıkta bulutları taşıyan gökyüzü, binlerce
metre yükseğe uzanan dağlar, içlerinde milyonlarca çeşit
canlının bulunduğu denizler, çakan şimşek ve onun ardından
gelen gök gürültüsü ve Allah'a boyun eğmiş milyarlarca
canlı... Bunlar ve burada sayılamayan sayısız detay
Allah'ın büyüklüğünün açık delillerindendir.
Bir de dünyanın biraz dışına çıkıp düşünelim. Şöyle
bir örnek, kainatı yaratan sonsuz azamet sahibi Rabbimiz'i
biraz daha derin kavramamıza yardımcı olacaktır:
Evren adını verdiğimiz sınırsız bir mekan içinde yaşıyoruz.
Bugün bilim adamlarının ulaşabildikleri bilgi seviyesine
göre bu evren, içinde milyarlarca galaksiyi barındırıyor.
Peki bu galaksilerin içinde neler var? Yine bilimin
bize bildirdiği, her galaksi içinde milyarlarca yıldız
bulunduğu. Biz de içinde milyarlarca yıldız içeren milyarlarca
galaksiden birinin içinde, Dünya ismi verilen ve saatte
1670 km. hızla hiç durmadan dönen bir gezegen üzerinde
yaşıyoruz. Ve kuşkusuz bu rakamlarla düşünüldüğünde,
kainat içindeki varlığımızın, bir toz zerreciğinin dünya
içindeki varlığı ile dahi kıyaslanamayacak derecede
olduğu anlaşılacaktır.
İşte insan, samimi olarak düşündüğünde dahi milyarlarca
galaksiyi yaratan ve tümünü kontrolü altında tutan Rabbimiz'in
azametini fark edebilir. Rabbimiz tüm kainatı yaratan,
milyarlarca yıldızı barındıran, milyarlarca galaksinin
tümünü kontrolü altında tutan büyük bir gücün sahibidir.
Allah, üstün sıfatlarını bir ayette şöyle haber vermektedir:
Allah... O'ndan başka ilah yoktur.
Diridir, kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde
ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun
Katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini
ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının
dışında, O'nun ilminden hiçbirşeyi kavrayıp-kuşatamazlar.
O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır.
Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek yücedir, pek
büyüktür. (Bakara Suresi, 255)
AZİZ
Üstün, kuvvetli, güçlü, şerefli,
mağlup edilmesi mümkün olmayan, galip olan
Allah'ı, sakın elçilerine verdiği sözden
dönen sanma. Gerçekten Allah azizdir, intikam sahibidir.
(İbrahim Suresi, 47)
Allah'ın 'Aziz' sıfatı, O'nun hiçbir zaman mağlup edilemeyeceğini,
her zaman galip olanın Kendisi olduğunu ifade eder.
Allah kainatta mutlak kuvvet sahibidir ve O'ndan üstün
hiçbir güç yoktur.
Kainattaki tüm düzeni, insanların sırrını kavramaya
güç yetiremedikleri veya yeni yeni keşfedebildikleri
her türlü kanunu yaratan Allah'tır. Bunun yanı sıra
yeryüzünde bulunan her canlıyı yaratan da O'dur. Allah'ın
kainatta kendini gösteren sonsuz gücü ve kudreti karşısında,
yarattıklarının acizliği ise apaçıktır. Yarattığı tüm
varlıklar ancak O'nun emriyle hareket edebilmekte, yaşamlarını
sürdürebilmekte, belirli bir düzen içinde var olabilmektedirler.
Kuşkusuz bu acizlik yeryüzüne hakim olduğunu zanneden
insan için de geçerlidir. Bir insan ne kadar güçlü,
zengin ve itibar sahibi olsa da, Allah karşısında acizdir,
güçsüzdür. Ne malı, ne parası, ne de ona itibar eden
insanların sayısı, onu Allah'ın azabına karşı koruyamaz.
Ancak Allah'a teslim olan, O'nun emirlerine uygun yaşayan,
rızasını kazanmaya çalışanlar hariç... Allah Kuran'da
her zaman Kendi taraftarlarına üstünlük vereceğini vaat
etmiştir. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
Allah, yazmıştır: "Andolsun, Ben galip
geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük
kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. (Mücadele
Suresi, 21)
Bundan (Kuran'dan) önce (onlar) insanlar
için bir hidayet idiler. Doğruyu yanlıştan ayıran (Furkan)ı
da indirdi. Gerçek şu ki, Allah'ın ayetlerini inkar
edenler için şiddetli bir azab vardır. Allah güçlüdür,
intikam alıcıdır. (Al-i İmran Suresi, 4)
Allah, gerçekten kendisinden başka
ilah olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri
de O'ndan başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler.
Aziz ve Hakim olan O'ndan başka ilah yoktur. (Al-i İmran
Suresi, 18)
Onların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz
'izzet ve gücün' tümü Allah'ındır. O, işitendir, bilendir.
(Yunus Suresi, 65)
BAİS
Gönderen (peygamber), uyandıran,
dirilten
Nasıl oluyor da Allah'ı inkar ediyorsunuz?
Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek,
yine diriltecektir ve sonra O'na döndürüleceksiniz.
(Bakara Suresi, 28)
Şüphesiz yeryüzünde şu ana kadar yaşayan ve bundan
sonra da yaşayacak olan tüm insanlar ölümlüdür. Herkes
bir gün ölür ve mezara konulur. Ancak bu apaçık gerçeğe
rağmen insanların büyük bir çoğunluğu ölümü düşünmezler
ve mezara konulduktan sonra tekrar diriltilecekleri
gerçeğini de görmezden gelirler. Kuran'da bu kişilerin
durumları şöyle haber verilir:
Derler ki: "Biz çukurda iken, gerçekten
biz mi yeniden (diriltilip) döndürüleceğiz? Biz çürüyüp
dağılmış kemikler olduğumuz zaman mı?" (Naziat Suresi,
10-11)
Kuran'da insanların büyük bir yanılgı ile sordukları
bu soruya en açık şekilde cevap verilmiştir:
Kendi yaratılışını unutarak bize bir
örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri
kim diriltecekmiş?" De ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa
eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir." (Yasin Suresi,
78-79)
Yukarıdaki ayetlerde de bildirildiği gibi Allah tüm
insanları ilk defa yaratıp-inşa edendir. Gelmiş geçmiş
tüm insanları birbirlerinden farklı özelliklerle donatmıştır.
Öyle ki, bugün bilindiği gibi her insanın parmak ucuna
kadar birçok özelliği diğer insanlardan farklıdır. Kuşkusuz
onları ilk defa yaratmış olan Allah, ikinci kere ve
hatta sayısız kereler aynı şekilde yaratmaya güç yetirir.
Nitekim Allah bunun delillerini bizlere yeryüzünün diriltilişinde
göstermektedir.
Çevremize baktığımızda her sonbahar tüm doğanın bir
nevi 'ölüm' yaşadığına şahit oluruz. Bu 'ölüm' bütün
bir kış mevsimi boyunca da sürer. Ancak ilkbahar geldiğinde
ağaçların kupkuru olmuş dallarında yeniden rengarenk
çiçeklerin, yemyeşil yaprakların çıktığını görürüz;
tüm doğanın canlanarak yeşillendiğini fark ederiz. Üstelik
bu 'ölümden sonra diriliş' binlerce senedir hiç aksaklık
göstermeden devam eder. İşte insanın ölümünden sonra
dirilişi de Allah için bu derece kolaydır. İnsanın diriltilişi
ile doğanın diriltilişi arasındaki bu benzerliğe Allah
ayetlerinde şöyle dikkat çekmiştir:
O ölüden diriyi çıkarır ve diriden
ölüyü çıkarır, ölümünden sonra da yeri diriltir. İşte
siz de böyle çıkarılacaksınız. (Rum Suresi, 19)
Şimdi Allah'ın rahmetinin eserlerine
bak; ölümünden sonra yeryüzünü nasıl diriltmektedir?
Şüphesiz O, ölüleri de gerçekten diriltecektir. O, herşeye
güç yetirendir. (Rum Suresi, 50)
Allah'ın 'Bais' sıfatının bir başka anlamı da 'peygamber
gönderen'dir. Allah insanlara uyarıcı-korkutucular,
müjde vericiler olarak elçiler göndermiş ve onları doğru
yola davet etmiştir. Elçilerinden kimine insanları karanlıktan
aydınlığa çıkaracak kitaplar vahyetmiştir. Kuşkusuz
bu, Allah'ın insanlara büyük bir lütfudur. Kuran'da
şöyle buyrulmaktadır:
İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler
ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde,
insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda,
aralarında hüküm vermek üzere hak kitaplar indirdi...
(Bakara Suresi, 213)
Andolsun ki Allah, mü'minlere, içlerinde
kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta
bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları
arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan
önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler. (Al-i
İmran Suresi, 164)
BAKİ
Devam eden, fani olmayan
(Yer) Üzerindeki herşey yok olucudur;
Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin yüzü (Kendisi) baki
kalacaktır. (Rahman Suresi, 26-27)
Kainat içinde bulunan tüm varlıkların bir sonu vardır.
Bir insan doğar, yaşar ve dünyada sürdürdüğü sınırlı
ömrün sonunda ölür. Bu son, bütün insanlar için kaçınılmazdır.
İnsanlar gibi bitkiler ve hayvanlar aleminin de yokoluşu
kaçınılmazdır. Onlar da doğduktan bir süre sonra birer
birer ölürler. Örneğin bir ağaç yeryüzünde yüzlerce
sene yaşayabilir. Fakat en nihayetinde ölmeye mahkumdur.
Canlı olan herşey hayatını tüketip toprağın altına girecek
ve yok olacaktır.
Aynı şekilde cansız varlıkların da bir sonu vardır.
Zaman, tümü üzerinde yıpratıcı etkisini gösterir. Örneğin,
binlerce yıl önce ihtişam içinde yaşamış kavimlerden
bugün yalnızca yıkıntıların geriye kaldığını görürüz.
Allah Kuran'da, "(Halkı) Zulmediyorken
yıkıma uğrattığımız nice ülkeler vardır ki, şimdi onların
altları üstlerine gelmiş ıpıssız durmakta, kullanılamaz
durumdaki kuyuları (terk edilmiş bulunmakta), yüksek
sarayları (çın çın ötmektedir)" (Hac Suresi, 45)
ayetiyle bu gerçeğe dikkat çekmiştir.
İçinde yaşayan varlıkların bir sonu olduğu gibi kainatın
da bir sonu vardır. Kainattaki tüm gök cisimleri, yıldızlar,
güneşler bir gün enerjilerini tüketip yok olacaklardır.
Veya Allah dilediği başka bir sebeple tüm kainatı yok
edecek, kıyamet günü ile ilgili vaadini gerçekleştirecektir.
Görüldüğü gibi herşey sonludur; kainat da, yaratılmış
tüm varlıklar da...
Allah ise yaratandır. Ve sonsuzluk yalnızca Kendisi'ne
aittir.
Rabbimiz, insanlara Kuran'da şöyle buyurmaktadır:
Size verilen herşey, yalnızca
dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah katında olan
ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de, akıllanmayacak
mısınız? (Kasas Suresi, 60)
BARİ
Yaratan, kusursuzca var eden
O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir
biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir.
En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların
tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Haşr
Suresi, 24)
Yaşadığımız evren ile ilgili herşeyde bir denge ve
ahenge rastlarız. Özellikle bilim alanında yeni gelişmeler
kaydedilip bugüne kadar bilinmeyen pek çok detay ortaya
çıktıkça, bu denge ve ahenk daha da netleşmektedir.
Görünen odur ki, kainat üzerinde var olan her sistem
üstün bir aklın ürünüdür. Bu üstün aklın sahibi,
herşeyi hayranlık uyandırıcı bir düzen içinde var etmiştir.
Kainattaki her cisim, yeryüzünde yaşayan milyarlarca
canlı müthiş bir ahenk içinde varlıklarını sürdürürler.
Doğadaki düzen hiçbir şekilde bozulmaz ve milyonlarca
yıldır son derece istikrarlı bir şekilde devam eder.
Yalnızca dünya üzerindeki yaşamı incelediğimizde bile
hayranlık uyandırıcı pek çok detayla karşılaşırız. Etrafımız,
farkında olduğumuz veya olmadığımız, sayısız yaratılış
delili ile doludur. Örneğin, havadaki gazların karışımı
tüm canlıların yaşamlarını sürdürebilmesi için en elverişli
şekilde oranlanmıştır. İnsanlar ve hayvanlar yaşayabilmek
için oksijen alır ve karbondioksit verirler. Ancak bu
işlem sürekli devam ettiği halde havadaki oksijen miktarı
azalıp, karbondioksit miktarı artarak mevcut dengeyi
bozmaz. Çünkü bu noktada çok ince bir düzen var edilmiştir;
insanların ve hayvanların tersine bitkiler, yaşamlarını
sürdürürken karbondioksit alır ve oksijen verirler.
Dolayısıyla insanların ve hayvanların tükettiği oksijen,
bitkiler vasıtasıyla tekrar üretilir ve dünyadaki denge
korunur.
Kuşkusuz bu örnek dünya üzerinde görebileceğimiz yaratılış
delillerinden yalnızca bir tanesidir. Gerek mikro gerekse
makro alem incelendiğinde bunun gibi sayısız örnekle
karşılaşmak mümkündür. Eğer kainat ve dolayısıyla dünya
üzerindeki canlılık varlığını sürdürebiliyorsa, bu,
üstün akıl sahibi, herşeyin Yaratıcısı olan Rabbimiz'in
'herşeyi birbirine uygun olarak yaratması' ile mümkün
olmaktadır. Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:
Hani Musa, kavmine: "Ey kavmim, gerçekten
siz, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize zulmettiniz.
Hemen, kusursuzca yaratan (gerçek ilah)ınıza tevbe edip
nefislerinizi öldürün: bu, yaratıcınız katında sizin
için daha hayırlıdır" demişti. Bunun üzerine (Allah)
tevbelerinizi kabul etti. Şüphesiz O tevbeleri kabul
edendir, esirgeyendir. (Bakara Suresi, 54)
BASİR
İyi gören
Onlar, üstlerinde dizi dizi kanat açıp
kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahman
(olan Allah')tan başkası (boşlukta) tutmuyor. Şüphesiz
O, herşeyi hakkıyla görendir. (Mülk Suresi, 19)
İnsanın görme kapasitesi kuşkusuz çok sınırlıdır. Çıplak
gözle görebileceği mesafe en fazla birkaç kilometre
ötesidir. Üstelik bu da ancak açık bir havada, yüksek
bir yerden bakıyorsa mümkün olur. Ancak şartlar ne kadar
uygun olsa da görebildiği en uzak yer onun için puslu
bir görüntüden başka bir şey değildir.
İnsan bazı durumlarda -özellikle de yalnız kaldığı
zaman) kendisini de hiç kimsenin göremeyeceğini zanneder.
Gizli bir iş yaparken, saklanırken, etrafında hiç kimse
yoksa görülmediğinden emindir. Bu tarz ortamlarda insanlar
istedikleri herşeyi yapabileceklerini, hiç kimseye karşı
sorumlu tutulamayacaklarını, yaptıkları hataların asla
karşılarına çıkmayacağını sanırlar.
Oysa bu bir yanılgıdır. Çünkü insanın unuttuğu çok
önemli bir gerçek vardır: Allah her an herşeyi tüm detaylarıyla
görendir.
İnsan gözleriyle ancak belli bir alanı görebilirken,
Allah o kişinin bulunduğu odayı, onun dışındaki diğer
odaları, o evin tamamını, o evin içinde bulunduğu şehri,
şehrin içinde bulunduğu ülkeyi, onları içine alan kıtayı,
bütün bunların tamamını kapsayan Dünya'yı, tüm gezegenleri,
uzayı ve onun da ötesindeki boyutları aynı anda görmektedir.
Kuran'da Allah'ın herşeyden haberdar olduğu şöyle bildirilmektedir:
Senin içinde olduğun herhangi bir durum,
onun hakkında Kur'an'dan okuduğun herhangi bir şey ve
sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice)
daldığınızda, biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım.
Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden
uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü
de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın.
(Yunus Suresi, 61)
Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin;
önceden kendiniz için hayır olarak neyi takdim ederseniz,
onu Allah katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı
görendir. (Bakara Suresi, 110)
Allah katında onlar derece derecedir.
Allah yaptıklarını görendir. (Al-i İmran Suresi, 163)
Bizim ayetlerimiz konusunda çarpıtma
yapanlar, Bize gizli kalmazlar. Öyleyse ateşin içine
bırakılan mı daha hayırlıdır yoksa kıyamet günü güvenle
gelen mi? Siz dilediğinizi yapın. Çünkü O yaptıklarınızı
gerçekten görendir. (Fussilet Suresi, 40)
BASIT
Açan, genişleten, bollaştıran
Allah'a karşılığını çok artırma ile
kat kat artıracağı güzel bir borcu verecek olan kimdir?
Allah, daraltır ve genişletir ve siz O'na döndürüleceksiniz.
(Bakara Suresi, 245)
Allah, Kendisi'ne iman eden, kalpten itaat eden kişilere
dünyada maddi ve manevi bolluk, genişlik verir. Onların
önündeki zorlukları açar. İman edenler karşılaştıkları
her türlü zorlukta, sıkıntıda ve hastalıkta yalnızca
Allah'a sığınırlar ve O'nu vekil edinirler. Bunun bir
karşılığı olarak Allah inkar edenlerin işlerini zorlaştırırken,
müminlerin işlerini kolaylaştırır.
Bu konuda Kuran'da verilmiş pek çok örnek vardır. Örneğin
Hz. Musa ve ona tabi olan İsrailoğulları, Firavun'un
zulmü nedeniyle yurtlarından çıkmak zorunda kalmışlardır.
Ancak Firavun peşlerini bırakmamış ve yakalamak için
ordusuyla beraber onları takip etmiştir. Bu kaçış esnasında
Firavun'un ordusu ile deniz arasında kalan İsrailoğulları
'gerçekten yakalandıklarını' sanmışlardır. Fakat Allah
Hz. Musa'nın duasına icabet etmiş, bir mucize göstererek
denizi yarmış ve İsrailoğulları'nı Firavun'un zulmünden
kurtarmıştır. Üstelik bunun ardından Firavun'u ve ordusunu
yok etmiş, onların çıktıkları yerlere İsrailoğulları'nı
mirasçı kılmıştır. Böylece Allah'ın, Kuran'da bildirilen
"Allah yolunda hicret eden, yeryüzünde
barınacak çok yer de bulur, genişlik (ve bolluk) da
Allah'a ve Resûlü'ne hicret etmek üzere evinden çıkan,
sonra kendisine ölüm gelen kişinin ecri şüphesiz Allah'a
düşmüştür. Allah, bağışlayıcıdır, esirgeyicidir." (Nisa
Suresi, 100) ayeti de tecelli etmiştir. Kuşkusuz
Allah'ın vaadi tüm inanan kulları için, her dönemde
geçerli olmuştur ve olacaktır. Bir ayette şöyle haber
verilir:
Şüphesiz senin Rabbin, rızkı
dilediğine -genişletir- yayar ve daraltır. Gerçekten
O, kullarından haberi olandır, görendir. (İsra Suresi,
30)
BATIN
Gizli
O, Evveldir, Ahirdir, Zahirdir, Batındır.
O, herşeyi bilendir. (Hadid Suresi, 3)
Bulunduğunuz odada şöyle bir çevrenize bakın. Gözlerinizle
görebildiğiniz herşeyin 'yapılmış' olduğunu görürsünüz.
Kapı, masanın üzerindeki teyp, duvara asılmış resim,
pencere... Tüm bunların birileri tarafından tasarlanıp,
üretildiğine eminsinizdir. Şimdi de pencereden dışarı
bir bakın. Gördüğünüz manzarada muhtemelen deniz, ağaçlar,
Güneş, gökyüzü, uçan kuşlar, belki bir ada veya bunlara
benzer detaylar olacaktır. Eğer gece ise gökyüzünde
asılı duran yıldızları ve Ay'ı da seyredebilirsiniz.
Peki oturduğunuz odadaki eşyaların yapılmış olduğuna
emin olduğunuza göre, dışarıda gördüğünüz şeylerin de
tasarlandığı kesin değil midir?
Elbette kesindir. Eğer bir duvardaki resmin tesadüfen
oluşup oraya geldiğini iddia edemiyorsanız, Güneş'in,
yıldızların ve Ay'ın da tesadüfen oluşup gökyüzündeki
yerlerini aldığını iddia edemezsiniz. Yerde ve gökte
gördüğünüz herşeyin bir tasarlayıcısı, üreticisi, Yaratıcısı
vardır. Ve herşeyi üstün bir sanatla var eden Rabbimiz,
yarattığı şeylerle Kendini bize tanıtmaktadır.
Pencereden dışarı baktığınızda O'nu göremezsiniz,
çünkü Allah'ın varlığı, gücü ve sanatı yarattığı şeylerle
apaçık görünmesine rağmen, Zatı gizlidir.
İşte Allah'ın yukarıdaki ayette bildirilen 'Batın'
sıfatının anlamı budur. O'nun varlığı ve hakimiyeti
kainattaki her noktada apaçık görülür ancak insan O'nun
Zatını göremez. O'nu (Allah'ın dilemesi dışında) kimse
göremez ama O, her yeri sarıp kuşatmıştır. Aşağıdaki
ayetle bildirildiği gibi:
Gözler O'nu idrak edemez; O ise bütün
gözleri idrak eder. O, latif olandır, haberdar olandır.
(Enam Suresi, 103)
BEDİ
Örneksiz olarak yaratan
Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin)
yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona
yalnızca "OL" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi,
117)
Ne kadar yetenekli, ne kadar zeki olursa olsun bir
insanın keşfedebileceği bir yenilik, düşünebileceği
farklı bir fikir ancak o güne kadar öğrendikleri ve
çevresinde gördükleriyle sınırlıdır. İnsan yeryüzüne
beş duyu ile gelmiştir ve bu duyuların dışında altıncı
bir duyuyu tahayyül etmesi bile mümkün değildir. Üstelik
sahip olduğu duyuları da ancak kısıtlı olarak kullanabilmektedir.
Örneğin belirli bir renk tayfını görebilmekte, belirli
frekanslardaki sesleri duyabilmektedir. Dolayısıyla
yeryüzünde var olmayan bir şeyi düşünmesi, keşfedebilmesi,
akledebilmesi asla mümkün değildir.
Nitekim bugün bilimsel keşiflerin bir kısmını incelediğimizde,
insanların pek çok konuda doğada gördükleri canlıları
ve bunların arasındaki kusursuz sistemleri, kendilerine
örnek aldıklarını görürüz. Örneğin yunusların burun
çıkıntısı, modern büyük gemilerin pruvasına model olmuştur.
Radarların çalışma prensibi yarasaların ses dalgaları
yayarak çalışan algılama sistemi ile aynıdır. Bunlar
gibi daha pek çok örnek de verilebilir. (Bakınız Harun
Yahya, Düşünen
İnsanlar İçin, İstanbul: Global Yayıncılık)
Oysa Allah'ın ilmi sınırsızdır. İnsanın çevresinde
görebildiği ve göremediği herşeyi Allah örneksiz olarak
yaratmıştır. Kainatın, galaksilerin, gezegenlerin, canlıların,
hatta tek bir hücrenin olmadığı bir zamanda Allah'ın
dilemesi ve 'OL' demesiyle, atomlardan, moleküllerden,
hücrelerden, canlılardan, gezegenlerden, yıldızlardan,
galaksilerden oluşan kusursuz bir sistem oluşturmuştur.
İnsanların binlerce sene sonra keşfedebildikleri mikro
dünyadan, ancak 20. yüzyılda haberdar olunan gök cisimlerine
kadar herşey Allah'ın tasarladığı sistemlerdir ve O'nun
belirlediği kanunlara tabidir. Allah hiçbir örnek yokken
evreni ve içindeki her ayrıntıyı meydana getirmiştir.
Allah'ın herşeyi yaratan olduğu ayetlerde şöyle haber
verilmektedir:
De ki: "Rabbim adaletle davranmayı
emretti. Her mescid yanında (secde yerinde) yüzlerinizi
(O'na) doğrultun ve dini yalnız kendisine has kılarak
O'na dua edin. "Başlangıçta sizi yarattığı" gibi döneceksiniz."
(Araf Suresi, 29)
Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin
yaratandır. O'nun nasıl bir çocuğu olabilir? O'nun bir
eşi (zevcesi) yoktur. O, herşeyi yaratmıştır. O, herşeyi
bilendir. (Enam Suresi, 101)
BERR
Kullarına karşı iyiliği çok olan
"Şüphesiz, biz bundan önce O'na dua
(kulluk) ederdik. Gerçekten O, iyiliği bol, esirgemesi
çok olanın ta kendisidir." (Tur Suresi, 28)
Allah insanı yaratmış ve onu, yaşaması için her yönden
elverişli olan bir mekana yerleştirmiştir. Bu mekanda
var olan herşeyi de insan için özel yaratmış ve onun
hizmetine vermiştir. Nahl Suresi'nde Allah insanlara
sunduğu nimetlerin bir kısmını şöyle haber vermektedir:
İnsanı bir damla sudan yarattı, buna
rağmen o, apaçık bir düşmandır. Ve hayvanları da yarattı;
sizin için onlarda ısınma ve yararlar vardır ve onlardan
yemektesiniz. Akşamları getirir, sabahları götürürken
onlarda sizin için bir güzellik vardır. Kendisine ulaşmadan
canlarınızın yarısının telef olacağı şehirlere onlar,
ağırlıklarınızı taşımaktadırlar. Şüphesiz sizin Rabbiniz
şefkatli ve merhametlidir. Onlara binmeniz ve süs için
atları, katırları ve merkebleri (yarattı). Ve daha sizlerin
bilmediğiniz neleri yaratmaktadır? Yolu doğrultmak Allah'a
aittir, kimi (yollar) ise eğridir. Eğer o dileseydi,
sizin tümünüzü elbette hidayete erdirirdi. Sizin için
gökten su indiren O'dur; içecek ondan, ağaç ondandır
(ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız. Onunla sizin
için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin
her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen
bir topluluk için ayetler vardır. Geceyi, gündüzü, Güneş'i
ve Ay'ı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O'nun emriyle
emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen
bir topluluk için ayetler vardır. Yerde sizin için üretip-türettiği
çeşitli renklerdekileri de (faydanıza verdi). Şüphesiz
bunda, öğüt alıp düşünen bir topluluk için ayetler vardır.
Denizi de sizin emrinize veren O'dur, ondan taze et
yemektesiniz ve giyiminizde ondan süs-eşyaları çıkarmaktasınız.
Gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun.
(Bütün bunlar) O'nun fazlından aramanız ve şükretmeniz
içindir. Sizi sarsıntıya uğratır diye yerde sarsılmaz
dağlar bıraktı, ırmaklar ve yollar da (kıldı). Umulur
ki doğru yolu bulursunuz. Ve (başka) işaretler de (yarattı);
onlar yıldız(lar)la da doğru yolu bulabilirler. (Nahl
Suresi, 4-16)
Kuşkusuz yukarıda sayılan nimetlerin tek bir tanesi
bile insanın kendi imkanlarıyla elde edebileceği, oluşturabileceği,
sahip olabileceği şeyler değildir. Bunların tümü Allah'ın
insana lütuf olarak sunduğu güzelliklerdir. Yukarıda
arka arkaya sıralanan nimetler Allah'ın kullarına karşı
'iyiliğinin çok' olduğunun apaçık delilleridir.
Peki bunca iyilik karşısında insana düşen nedir?
Allah yukarıdaki ayetlerin devamında kullarına verdiği
nimetlerin karşılığında öğüt alıp düşünmelerini ve Kendisi'ne
kulluk etmelerini şöyle bildirmektedir:
Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir?
Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz? Eğer Allah'ın nimetini
saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak
bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
(Nahl Suresi, 17-18)
CAMİ
İstediğini, istediği zaman, istediği
yerde toplayan
"Rabbimiz, kendisinde şüphe olmayan
bir günde insanları gerçekten Sen toplayacaksın. Doğrusu
Allah, va'dinden cayıp-dönmez." (Al-i İmran Suresi,
9)
Dağınık şeylerin biraraya toplanması demek olan 'cem'
kelimesi, Allah'ın tüm evrendeki sistemler üzerindeki
hakimiyetini gösteren sıfatını ifade eder. Evreni ve
içindekileri yaratan Allah, canlı ve cansız tüm varlıklara
dilediğini yaptırma, istediği yerde ve istediği şekilde
toplama kudretine sahiptir. Kuran'da Allah dünyada müminleri
biraraya toplayacağını şöyle vaat etmiştir.
Herkesin (her toplumun) yüzünü çevirdiği
bir yön vardır. Öyleyse hayırlarda yarışınız. Her nerede
olursanız, Allah sizleri biraraya getirecektir. Şüphesiz
Allah, herşeye güç yetirendir. (Bakara Suresi, 148)
Ancak gerçek toplanma günü kıyametle gerçekleşecektir.
Kendisinden şüphe olmayan kıyamet gününde, Allah'ın
bütün kulları O'nun huzurunda toplanacaklardır. Dünyada
Kendisi'ni ve elçilerini yalanlayan kişilerin inkarlarını
ve bu inkarlarından kaynaklanan bütün eylemlerini bilen
Allah, elçileriyle tüm insanlığa haber verdiği büyük
hesap gününde, gelmiş geçmiş tüm toplumları biraraya
toplayacaktır. Sur'a üfürüldüğü gün suçlu günahkarların
tümü biraraya getirilecekler ve yaptıklarından topluca
hesaba çekileceklerdir. İnkar edenler yine topluca,
yüzükoyun cehenneme sürülecek, layık oldukları karşılığı
yine yandaşlarıyla beraber topluca göreceklerdir.
Allah Kendisi'ne iman edenleri ise tüm yaptıklarına
bir karşılık olmak üzere cennette de -dünyada olduğu
gibi- hep birlikte ağırlayacaktır. Allah takva sahiplerini
de önderleriyle birlikte bir heyet halinde huzuruna
getirecektir. Onlar nurları önlerinde ve yanlarında
olacak şekilde, Allah'ın izni ve rahmetiyle topluca
cennete gireceklerdir. Kendisi'ni inkar eden insanları
ise, dünyada da birbirlerine arka çıkıp örgütlendikleri
gibi, cehennemde de hep birarada tutacak, birbirleriyle
çekişip durmalarına izin verecektir. Zulmedenlerin eşleri
ve taptıkları hep birarada olacaklar, yaptıklarının
karşılıklarını cehennemin dar bir köşesinde hep beraber
göreceklerdir. Çok güvendikleri eşleri ve dostlarıyla
birlikte cehenneme sürülmenin azabını yaşayacaklardır.
Allah dünyada şeytana uyan insanları ahirette biraraya
toplayarak cehenneme süreceğini aşağıdaki ayetiyle bildirmiştir:
O, size Kitapta: "Allah'ın ayetlerinin
inkar edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde,
onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla
oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye indirdi.
Doğrusu Allah, münafıkların ve kafirlerin tümünü cehennemde
toplayacak olandır. (Nisa Suresi, 140)
CEBBAR
Dilediğini zorla yaptırmaya muktedir
olan
O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur.
Melik'tir; Kuddus'tur; Selam'dır; Mü'min'dir; Müheymin'dir;
Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allah, (müşriklerin)
şirk koştuklarından çok yücedir. (Haşr Suresi, 23)
Allah'a karşı büyüklenmenin, O'na teslim olmamanın
altında, insanın kendisini Allah'tan bağımsız bir varlık
olarak görüp, sahip olduğu bazı özelliklerin kendinden
kaynaklandığını zannetmesi, dolayısıyla kendine bir
"benlik" vermesi yatar. Halbuki bu, son derece
çarpık bir mantıktır. İnsan biraz durup düşünse, bu
dünyaya kendi iradesiyle gelmediğini, hayatının ne zaman
son bulacağını bilmediğini, sahip olduğu fiziksel özelliklerin
kendi seçimiyle kendisine verilmediğini rahatlıkla görebilir.
Kendi bedeni de dahil olmak üzere sahip olduğu herşeyin
geçici olduğunu ve sonunda yok olacağını anlar. Tüm
bunlar insanın tümüyle aciz olduğunun, hiçbir şeyin
gerçekte kendisine ait ve kendi kontrolü dahilinde olmadığının
açık delilleridir. Eğer biraz daha düşünürse, bu delillerin
sayısız olduğunu görebilir.
Bütün bu gerçekler karşısında insanın, kendisini yaratan
Rabbimize karşı büyüklenmeye kalkmasının ne kadar akılsızca
bir tavır olacağı ortadadır.
Oysa insanın Allah'ın büyüklüğünü, herşeyi yoktan var
ettiğini, insanların sahip oldukları bütün imkan ve
özellikleri verenin Allah olduğunu, dilediği anda da
hepsini geri alabileceğini, tüm canlıların ölümlü olduğunu,
tek baki kalacak olanın Allah olduğunu kabul edip, gerçek
sahibine teslim olması gerekir. Çünkü Allah, Kendisi'ne
karşı haksız yere büyüklenen, aczini bilmeyen ve yüz
çeviren herkese dilediği zaman zorla boyun eğdirmeye
güç yetirendir.
Kuran'da sahip olduğu şeylerden dolayı kibirlenen ve
sonunda da Allah'ın Cebbar sıfatıyla acizliklerini gören
ve hatalarını ikrar eden bahçe sahiplerinin durumu ibret
olarak anlatılmıştır. Ertesi gün bahçelerini erkenden
devşireceklerine dair and içen bahçe sahiplerinin başlarına
gelenler şöyle bildirilmiştir:
... Uyuyorlarken, Rabbin tarafından
dolaşıp gelen bir bela onun üstünü sarıp-kuşatıverdi.
Sonunda (bahçe) kökünden kuruyup-kapkara kesildi. (Kalem
Suresi, 19-20)
Ama onu görünce: "Muhakkak biz (gideceğimiz
yeri) şaşırmışız" dediler.
"Hayır, biz (herşeyden ve bütün servetimizden)
yoksun bırakıldık."
(İçlerinde) Mutedil olan biri dedi
ki: "Ben size dememiş miydim? (Allah'ı) Tesbih edip
yüceltmeniz gerekmez miydi?"
Dediler ki: "Rabbimiz seni tesbih eder,
yüceltiriz; gerçekten bizler zalim imişiz."
Şimdi birbirlerine karşı kendilerini
kınamaya başladılar.
"Yazıklar bize, gerçekten bizler azgınmışız"
dediler.
"Belki Rabbimiz, onun yerine daha hayırlısını
verir; şüphesiz biz, yalnızca Rabbimize rağbet eden
kimseleriz."
İşte azab böyledir. Ahiret azabı ise,
muhakkak çok daha büyüktür; bir bilseler. (Kalem Suresi,
26-33)
DA'İ
Çağıran
Ey iman edenler, size hayat verecek
şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah'a ve Resûlü'ne icabet
edin. Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına
girer ve siz gerçekten O'na götürülüp toplanacaksınız.
(Enfal Suresi, 24)
İnsan her zaman en iyi düşünenin, hayatı ile ilgili
en isabetli kararları alanın kendisi olduğunu zanneder.
Kendine göre belirlediği bazı kurallar vardır; eğer
o kurallar çerçevesinde bir hayat sürdürürse kendisi
için 'en iyi olanı' yapmış olacağını düşünür. Oysa bu,
birçok insanın içinde yaşadığı ciddi bir yanılgıdır.
İnsanı Allah yaratmıştır ve ona şahdamarından daha
yakındır. Kişi kimi zaman kendisi ile ilgili birçok
konuyu bilemeyebilir; ama o, kendisiyle ilgili bilgilerden
habersizken Allah bunların tümünü bilir. Çünkü onun
içine, dışına, düşüncelerine, bilinç altına tamamen
hakimdir. Hatta insan bir an sonra neyle karşılaşacağını
bilmez veya geçmişte karşılaştığı bazı olayları unutabilir.
Ama Allah unutmaz ve yanılmaz. İnsanın geçmişte yaşadığı
ve gelecekte yaşayacağı her olaya da hakimdir. Bu yüzden
insan için 'en hayırlı' olanı bilen ancak onu yaratan
ve yaşam sürdüğü her anın bilgisine sahip olan Allah'tır.
Nitekim Kuran'da, "... Olur ki
hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve
olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah
bilir de siz bilmezsiniz." (Bakara Suresi, 216)
ayetiyle bu gerçeğe açıkça dikkat çekilmiştir.
Bu yüzden insanın yapması gereken Allah'ın kendisine
bildirdiği, davet ettiği hak yola yani 'kendisine hayat
verecek şeylere' uymaktır. Allah bu doğruluk yolunu
Peygamberimiz (sav)'e vahyettiği Kuran vasıtasıyla insanlara
bildirmiştir. Herkesin yaşamı boyunca neler yapması
gerektiği, nasıl bir hayat sürdürmesi gerektiği, nasıl
davranırsa kurtuluşa ereceği Allah'ın ayetleriyle birer
birer bildirilmiştir. |