|
HASİB
Hesap Gören
Ki onlar (o peygamberler) Allah'ın
risaletini tebliğ edenler, O'ndan içleri titreyerek-korkanlar
ve Allah'ın dışında hiç kimseden korkmayanlardır. Hesap
görücü olarak Allah yeter. (Ahzab Suresi, 39)
Allah insanı yaratır ve henüz o anne karnındayken ona
suret verir. Her insanı özenle ve bambaşka bir yaratılışla
dünyaya getirir. Daha hiçbir şeyin şuurunda değilken
onu korur, beslenmesini ve gelişmesini sağlar. Anne
karnında geçen dokuz aylık süre insan için karanlık
bir devredir. Hiç kimse bu dönemi ve dokuz ay içinde
Allah'ın kendisi için nasıl inanılmaz mucizeler gerçekleştirdiğini
bilmez. Fakat Allah, daha insan tek bir hücreyken bile
onun ilk haline şahittir. Çocukluk dönemi de aynı şekildedir.
İnsanın hafızasında çocukluğuyla da ilgili yalnızca
birkaç anı kalır. Ama Allah, o bilmezken bile her an
yanındadır, her yaptığına şahittir.
Allah'ın şahit olduğu yalnızca insanın amel olarak
yaptıkları değil, aynı zamanda içinden geçirdikleridir
de. Çünkü Allah insanın hem içine hem dışına kısaca
ruhuna tam anlamıyla hakimdir. O, nefsini koruyarak
neyi, ne için yaptığını bilmezken Allah onun her hareketini
ne amaçla yaptığını bilir. İnsan gizlenmiş tek bir hücre
halindeyken de, ölmek üzere son nefesini verirken de
Allah onun yaptıklarına şahittir. Dünyada yaşadığı süre
boyunca otururken, konuşurken, yemek yerken, uyurken,
gece gündüz her saniye işlediklerini tüm ayrıntılarıyla
bilir, ağzından çıkan her konuşmayı, her lafı işitir,
aklından geçirdiği her düşünceyi tespit eder. Hiçbir
şey O'ndan gizli kalmaz.
Oysa insan hayatı boyunca yaptığı işleri, söylediği
sözleri unutur. Yıllar geçtikçe zihnindeki anılar bulanıklaşır.
Geçmişte yaşadıklarını saymaya kalksa ancak çok az şey
sayabilir. On yıl önce yaşadığı bir olay kendisine hatırlatılıp
o an ne düşündüğü sorulsa hiçbir şey hatırlayamaz. Sanki
bütün yaşadıkları zihninden silinmiş gibidir, geriye
çok az bir kalıntı kalmıştır. Allah ise bütün insanların
hayatları boyunca yaptıklarını, her saniye kafalarından
neler geçtiğini bilir. Hesap günü herkesin önüne kötülüklerini,
iyiliklerini, salih amellerini ve günahlarını eksiksiz
getirir. Bu yüzden insanın yapması gereken, Allah'ın
kendisine şahit olduğunu asla unutmamasıdır. Allah'ın
Hasib sıfatı ayetlerde şöyle haber verilmektedir:
Bir selamla selamlandığınızda, siz
ondan daha güzeliyle selam verin ya da aynıyla karşılık
verin. Şüphesiz, Allah herşeyin hesabını tam olarak
yapandır. (Nisa Suresi, 86)
Yetimleri, nikaha erişecekleri çağa
kadar deneyin; şayet kendilerinde bir (rüşd) olgunlaşma
gördünüz mü, hemen onlara mallarını verin. Büyüyecekler
diye israf ile çarçabuk yemeyin. Zengin olan iffetli
olmaya çalışsın, yoksul olan da artık maruf (ihtiyaca
ve örfe uygun) bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine
verdiğiniz zaman, onlara karşı şahid bulundurun. Hesap
görücü olarak Allah yeter. (Nisa Suresi, 6)
HAYY
Diri, herşeyi bilen ve herşeye
gücü yeten.
O, Hayy (diri) olandır. O'ndan başka
ilah yoktur; öyleyse dini yalnızca kendisine halis kılanlar
olarak O'na dua edin. Alemlerin Rabbine hamdolsun. (Mümin
Suresi, 65)
İnsan acizdir ve çok az şeye güç yetirebilir. Dünyaya
geldiği andan itibaren hayatının 5-10 senesi yarı şuurlu
olarak geçer. Bu dönem boyunca sürekli bir ilgiye ve
bakıma muhtaçtır. Bundan sonra yaşadığı hayatın ise
büyük bir bölümü kendi bedenine bakmakla, temizlenmekle
geçer. Eğer bu sayılanları yapmak istemese ve ertelese
kısa süre içinde bakılamayacak bir görünüme girer.
Ayrıca insanın bedenen ihtiyaç duyduğu büyük bir eksikliği
daha vardır: Uyku. İnsanın ömrünün neredeyse üçte biri
uykuyla geçer. Ancak ne kadar istemese de, uykuya ayıracağı
zamanlarda başka şeyler yapmayı tercih etse de, buna
bir iki günden fazla dayanması mümkün değildir. Hatta
24 saat uyumayan bir insanın şuurunda bir bulanıklık,
idrakinde bir yavaşlık görülür. Her zaman doğal olarak
yapabildiği şeyleri yapamamaya, karşılaştığı olayları
sağlıklı muhakeme edememeye, hatta konuşma güçlüğü çekmeye,
bildiği şeyleri unutmaya başlar.
Elbette insan ve insan gibi yaratılmış olan diğer
canlılar aciz varlıklardır. Canlı ve cansız tüm kainatın
Yaratıcısı olan Allah ise Hayy'dır. Daima diridir, her
an herşeye hakimdir, herşeyi bilir, herşeye güç yetirir,
O'nu uyku ve uyuklama tutmaz, her türlü acizlikten de
münezzehtir. O, yarattıklarına çeşitli acizlikler vermiş
ve bu eksiklikleri fark ederek yalnızca Kendisi'ne kulluk
etmelerini, herşeyi Kendisi'nden istemelerini emretmiştir.
İnsana düşen de, Allah dilemedikçe hiçbir şeye güç yetiremeyeceğini,
tek bir saniye bile hayatını devam ettiremeyeceğini
bilerek Rabbimiz'e yönelip dönmesidir. Allah'ın Hayy
sıfatının haber verildiği ayetlerden bazıları şunlardır:
Allah... O'ndan başka ilah yoktur.
Diridir, kaimdir. (Al-i İmran Suresi, 2)
Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan
(Allah)a tevekkül et ve O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının
günahlarından O'nun haberdar olması yeter. (Furkan Suresi,
58)
(Artık bütün) Yüzler, diri, kaim olanın
önünde eğik durmuştur ve zulüm yüklenen ise yok olup
gitmiştir. (Taha Suresi, 111)
KABID
Sıkan, daraltan
Allah'a karşılığını çok artırma ile
kat kat artıracağı güzel bir borcu verecek olan kimdir?
Allah, daraltır ve genişletir ve siz O'na döndürüleceksiniz.
(Bakara Suresi, 245)
Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Yaratıcısı
olan Allah, evrendeki herşeyin tek sahibidir. O, tüm
varlıkları yaratmış ve dünyayı da insanın yaşayabileceği
nimetlerle donatmıştır. Kullarının sahip olduğu her
türlü zenginlik Allah'a aittir; mülkün tek sahibi O'dur.
Allah dünyadayken dilediği insanları zengin, dilediğini
de fakir kılar. Ama mal-mülk sahibi olanın da, hiçbir
şeye sahip olmayanın da unutmaması gereken birşey vardır:
Sahip olunan herşeyi veren ve bunların gerçek sahibi
olan Allah'tır.
Allah, dilediği kişinin imkanlarını artırarak şükredip
etmeyeceğini, dilediğinin de imkanlarını daraltarak
nankörlük edip etmeyeceğini dener. Dolayısıyla insanların
sahip olduğu veya olamadığı şeyler kendileri için bir
kazanç değildir. Bunlar sadece geçici dünya hayatını
mı gerçek yurt olan ahireti mi istediklerini denemek
için Allah'ın yarattığı imtihanlardır.
Eğer kişi bu gerçeğin farkına varmaz ve elindeki herşeyi
kendisinin zannedip cimrilik yapar, Allah'ın dilediği
şekilde harcamazsa o zaman Allah elindeki imkanları
daraltabilir. Tam aksi olarak elindeki herşeyin kendisine
Allah'ın rızasını kazanacak şekilde kullanılması için
verildiğini bilen kişilerin de imkanlarını artırır,
dünyada da ahirette de onlara en güzeliyle karşılık
verir. Ayetlerde bu gerçek şöyle haber verilmektedir:
Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar
Allah'tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin. Kendi
nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta
bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri
tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş)
bulanlardır. Eğer Allah'a güzel bir borç verecek olursanız,
onu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar... (Tegabün
Suresi, 16-17)
Ancak elbette ki Allah'ın dünya hayatında insanlar için yarattığı nimetler sadece maddi konularda değildir. Rabbimiz manevi anlamda da insanlara sayısız nimet vermektedir. Allah dilediğinde insanı bu yöndeki eksikliklerle de deneyebilir. Rabbimiz'e olan teslimiyet ve tevekküllerinde kararlılık göstermeleri için Allah böyle bir durum yaratabilir. İnkar edenlere ise Allah, inkarda diretmeleri nedeniyle dünya hayatında böyle bir karşılık verebilir. Bu sebeple insanın kalbinde manevi anlamda bir sıkıntı ya da darlık hissi oluşabilir. Bu, Allah'ın Kabıd isminin bir tecellisidir. Böyle bir durumda insanın düşünmesi gereken, kendisini her türlü sıkıntıdan ve zorluktan kurtaracak olanın yine yalnızca Rabbimiz olduğudur. Allah sıkan ve daraltan olduğu gibi, aynı zamanda da Basıt, yani "açan ve genişleten"dir. Allah, Kendisi'ne samimiyetle yönelen, yardımı yalnızca O'ndan bekleyen ihlas sahibi kullarının kalbine huzur, güven ve genişlik duygusu verir. Onları yardımıyla, sevgisiyle ve rahmetiyle destekler, işlerini kolaylaştırır. Allah Kuran'da kalplerin yalnızca Rabbimiz'e sığınmakla huzur bulacağını şöyle hatırlatmaktadır:
De ki: "Ondan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarmaktadır… (Enam Suresi, 64)
Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur. (Rad Suresi, 28)
KABİL
Kabul eden, icabet eden, bağışlayan
Kullarından tevbeyi kabul eden, kötülükleri
affeden ve işlediklerinizi bilen O'dur. (Şura Suresi,
25)
İnsan son derece aciz bir varlıktır. Yaşaması için
gerekli şartların tümü sağlanmadığı sürece hayatını
sürdürmesi mümkün değildir. Ancak tüm bu acizliğine
rağmen kendini büyük görme, azgınlaşma ve Allah'a karşı
nankörlük etme eğilimi vardır. İnsanın bu özelliği ile
ilgili olarak Kuran'da şöyle bildirilmektedir:
Gerçek şu ki, Biz emanetleri göklere,
yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar
ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü
o, çok zalim, çok cahildir. (Ahzap Suresi, 72)
Gerçekten insan, Rabbine karşı nankördür.
(Adiyat Suresi, 6)
İnsanı yaratan Allah kuşkusuz onun içinde taşıdığı
kötülükleri de bilmektedir. İnsanın her an hata yapabileceği,
nankörlük, cahillik edebileceği O'nun bilgisi dahilindedir.
Ve kuşkusuz O, kullarına karşı son derece şefkatli ve
merhametlidir. Bu merhametinden dolayı da insanlar için
kurtuluş olacak bir yol göstermiştir; tevbe etmek.
Zalim, cahil ve nankör olan insana nefsindeki bu kötülüklerden
korunabilmek ve yaptığı hataları telafi edebilmek için
büyük bir imkan verilmiştir. İnsan her türlü kötülüğü
işlemiş olabilir, her türlü hataya düşebilir, Allah'a
hiç umulmadık şekilde nankörlük etmiş de olabilir. Ancak
eğer samimi, Allah'a içten bağlı ve O'nun azaplandırmasından
içi titreyerek korkup sakınan bir insansa tevbe eder
ve bu şekilde kurtuluş bulur. Zira Allah samimi yapılan
tevbeleri kabul edeceğini, Kendisi'nden korkan kullarının
kötülüklerini affedeceğini vaat etmiştir.
Kuşkusuz Allah'ın 'Kabil' sıfatı insanlar üzerindeki
şefkatinin ve merhametinin açık bir göstergesidir. Allah'ın
hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Dileseydi insanların tüm
bu yaptıklarının hiçbirini kabul etmezdi. Fakat Allah
sonsuz rahmetiyle, insanların bunlara ihtiyaçlarının
olduğunu bilmiş ve samimi bir kalple yapılan tevbeleri
kabul edeceğini haber vermiştir. Allah bağışlayan olduğunu
bir ayette şöyle bildirmektedir:
Onlar bilmiyorlar mı ki, gerçekten
Allah kullarından tevbeleri kabul edecek ve sadakaları
alacak olan O'dur. Şüphesiz, tevbeleri kabul eden, esirgeyen
O'dur. (Tevbe Suresi, 104)
KADİ
Hükmünü yerine getiren, işini
bitiren
Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin)
yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona
yalnızca "OL" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi,
117)
Allah sonsuz kuvvet ve kudret sahibidir. Ayetlerde
de bildirildiği gibi bir şeyin olmasını istediği zaman
ona yalnızca 'OL' der ve dilediği şey hemen gerçekleşir.
Şüphesiz bu, Allah'ın azametinin, kainat üzerindeki
hakimiyetinin apaçık bir tecellisidir.
İnsanlar yeryüzünde birtakım sebep-sonuç ilişkilerine
bağımlı olarak yaşarlar. Örneğin dünya yüzeyinde sabit
durabilmeleri için yer çekimine, gemilerini suda yüzdürebilmeleri
için suyun kaldırma kuvvetine ve daha sayısız sebebe,
kanuna bağımlıdırlar. Oysa Allah bütün bunlardan münezzeh
olandır. Çünkü tüm sebepleri ve bunlardan doğan tüm
sonuçları yaratan O'dur. Allah, herşeyi belirli kanunlar,
sebep-sonuç ilişkileri çerçevesinde yaratmakta ve bu
şekilde insanları denemekte, kimin gerçekten kulluk
edeceğini kimin de başka ilahlar edinerek Kendisini
inkar edeceğini belirlemektedir. Hiç şüphesiz Allah
için sebepsiz yaratmak son derece kolaydır. Nitekim
Kuran'da Allah'ın insanlara gösterdiği mucizelerden
bahsedilmiştir. Örneğin Hz. İsa'nın babasız doğumu bunlara
bir örnektir:
"Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken,
nasıl bir çocuğum olabilir?" dedi. (Fakat) Allah neyi
dilerse yaratır. Bir işin olmasına karar verirse, yalnızca
ona "Ol" der, o da hemen oluverir. (Al-i İmran Suresi,
47)
Ayette de görüldüğü gibi Allah 'OL' dedikten sonra
gerçekleşmeyecek hiçbir olay yoktur. Allah'ın sonsuz
kudret sahibi, tüm kainatın maliki, tüm insanların hakimi
olduğu ayetlerde şöyle haber verilmektedir.
Şüphesiz, Allah katında İsa'nın durumu,
Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra
ona "ol" demesiyle o da hemen oluverdi. (Al-i İmran
Suresi, 59)
O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır.
O'nun "ol" dediği gün (herşey) oluverir, O'nun sözü
haktır. Sur'a üfürüldüğü gün, mülk O'nundur. O, gaybı
ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet
sahibi olandır, haberdar olandır. (Enam Suresi, 73)
Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri
yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir. (Yasin
Suresi, 82)
Dirilten ve öldüren O'dur. Bir işin
olmasına hükmetti mi, ona yalnızca: "Ol" der, o da hemen
oluverir. (Mümin Suresi, 68)
KADİM
Önceden yapan, önceden bildiren
(Allah buyurur:) "Benim huzurumda çekişip-durmayın.
Ben size daha önce 'kesin bir uyarı' göndermiştim."
(Kaf Suresi, 28)
Allah sonsuz adalet sahibidir. Kendisi'ne kulluk etmeleri
için yarattığı insanlara elçiler yollamış, elçileri
vasıtasıyla onları uyarıp korkutmuştur. Yine elçilerine
indirdiği hak kitaplarla onlara doğruyu yanlıştan ayıracak
bir anlayış vermiş, yapmaları gereken ibadetleri açıklamış,
hoşnut olacağı ahlakı tarif etmiştir. Ve yine kitaplarında
gaybtan haberler vermiş; ölümün insanları apansız yakalayabileceğini,
tüm kainatın yok olacağını, kıyametin yaklaşarak gelmekte
olduğunu, hesap gününde tüm insanların 'hurma çekirdeğindeki
iplikçik kadar bile haksızlığa uğratılmadan' hesap vereceklerini,
dünyada Kendisi'ne kulluk etmeyenlerin ahirette sonsuz
cehennem azabıyla karşılaşacaklarını bildirmiştir.
Kuşkusuz tüm bu bildirilenler Allah'ın insanları önceden
uyarmasıdır. Nitekim Allah "Hayır;
çünkü o (Kur'an), bir öğüttür. Artık dileyen, onu 'düşünüp-öğüt
alsın." (Abese Suresi, 11-12) ayetleriyle,
insanların Kuran ile öğüt alıp doğru yolu bulabileceklerine
dikkat çekmiştir. Ayrıca Allah diğer ayetlerinde nankörlük
edenlerin uğrayacakları sonu ve geçmiş kavimlerde yaşamış
inkarcıların başlarına gelenleri detaylarıyla tarif
etmiş ve onların bu durumundan kullarının ibret alması
gerektiğini bildirmiştir. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
Yalanlamakta olan nimet (refah ve servet)
sahiplerini sen bana bırak ve onlara az bir süre tanı.
Çünkü Bizim yanımızda bukağılar ve cayır cayır yanan
bir ateş vardır: Boğazı tıkayıp kalan bir yemek ve acı
bir azab vardır. (Öyle) Bir gün ki, yeryüzü ve dağlar
titremeye-tutulur ve dağlar göçüveren bir kum yığını
olur. Şüphesiz size, üzerinize şahid olacak bir elçi
gönderdik; Firavun'a bir elçi gönderdiğimiz gibi. Fakat
Firavun elçiye isyan etti, Biz de onu pek vahim bir
tarzda (azabla) yakalayıverdik. Eğer inkar edecek olursanız,
çocukların saçlarını ağartan bir günde kendinizi nasıl
koruyacaksınız? Bu nedenle gök bile yarılıp-çatlamıştır;
(artık) O'nun va'di gerçekleştirilip-yerine getirilmiştir.
Şüphesiz, bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir
yol bulabilir. (Müzzemmil Suresi, 11-19)
Elbette Allah'ın uyarıp korkutmaları sonucunda yukarıdaki
ayette de bildirildiği gibi 'dileyen Rabbimiz'e bir
yol bulabilir'. Ama tüm bunlara rağmen yüz çevirmekte
olanlar için de acıklı bir azap hak olmuştur. Çünkü
Allah en adil şekilde karşılık verendir.
KADİR
İstediğini istediği gibi yapmaya
gücü yeten
O'nun ayetlerinden biri de, senin gerçekten
yeryüzünü huşu içinde (solmuş, boynu bükülmüş ve kupkuru)
görmendir. Ama Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman,
deprenir ve kabarır. Şüphesiz onu dirilten, ölüleri
de elbette dirilticidir. Çünkü O, herşeye güç yetirendir.
(Fussilet Suresi, 39)
Kuran'ın pek çok ayetinde bildirildiği gibi gerçekleşen
her olay Allah'ın bilgisi dahilindedir ve O'nun "Ol"
demesiyle meydana gelir. Yeryüzünde her yaprağın düşüşü
O'nun izniyledir, yine hiçbir dişi O'nun izni olmadan
gebe kalamaz ve hiçbir canlı O'nun bilgisi dışında doğuramaz.
Kainatta gerçekleşen her olay ancak O'nun dilemesiyle
vuku bulur. O, iman etmeyen bir kavmin yerine hemen
yenisini getirebilecek güçtedir. Dilediğine görülmemiş
bir mülk verir, dilediğinden bütün mülkünü çekip alır.
İman etmeyen bir kavme, azap hiç ummadıkları bir anda
ve hiç ummadıkları bir şekilde gelir. Allah dilerse
yeryüzünün tüm bereketini çekip alır, onu kurutur ve
üzerinde yaşama dair hiçbir iz bırakmaz. Göklerde ve
yerde Allah'ı aciz bırakacak hiçbir kuvvet yoktur. O,
istediğini istediği gibi yapmaya güç yetirendir. Allah'ın
sonsuz güç ve kudreti ayetlerde şöyle bildirilir:
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki,
kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını
görsünler; üstelik onlar kuvvet bakımından kendilerinden
daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakacak
hiçbir şey yoktur. Şüphesiz O, bilendir, güç yetirendir.
(Fatır Suresi, 44)
Artık, doğuların ve batıların Rabbine
yemin ederim; Biz gerçekten güç yetireniz; Onların yerine
kendilerinden daha hayırlılarına getirip-değiştirmeye.
Üstelik Bizim önümüze geçilemez. (Mearic Suresi, 40-41)
Rabbimiz inkar eden bir kavmi azaplandırdığı gibi, mümin kullarına da dilediği rahmeti ulaştırmaya kadirdir. Kuran'da Allah'ın herşeye güç yetiren olduğuna dair pek çok örnek verilmiştir. Allah her zaman iman eden kullarına yardım etmiş, en zor ve kurtuluşun en imkansız göründüğü durumlarda bile Kadir ismini tecelli ettirerek onlara bir çıkış yolu göstermiştir. Hz. İbrahim'i ateş çukurundan, Hz. Yusuf'u bir kuyunun derinliklerinden, Hz. Yunus'u balığın karnındaki karanlıklardan kurtarmıştır. Aynı şekilde Allah, karısı kısır ve kendisi de yaşça ilerlemiş olduğu halde Hz. Zekeriya'ya bir çocuk ihsan ederek, gücünün herşeye yettiğini insanlara göstermiştir. Tarih boyunca Allah tüm elçilerini ve iman edenleri desteklemiş, tevekkül ve sabırlarına karşılık onlara kudretini ve rahmetini bağışlamıştır.
KAFİ
Yeterli, varlığı mevcudatın bütün
ihtiyaçlarına yeten.
Allah, kuluna yeterli değil mi? Seni
O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa,
artık onun için bir yol gösterici yoktur. (Zümer Suresi,
36)
Allah'a kesin bilgiyle iman etmeyen insanlar için yeryüzünde
korku duyacakları pek çok olay ve varlık mevcuttur.
Kimi insanlardan gelebilecek zararlardan korkar, kimi
doğa olaylarından, kimi elindeki mallarınyok olmasından,
kimi sevdiği bir yakınını kaybetmekten...
Oysa Allah kesin bilgiyle iman eden insanlara Kuran'da
şöyle buyurmaktadır:
"Eğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız
(Allah), göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların
Rabbidir. O'ndan başka ilah yoktur; diriltir ve öldürür.
Sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da Rabbidir."
(Duhan Suresi, 7-8)
Ayetlerde de bildirildiği gibi göklerde ve yerde tek
ilah Allah'tır. Müminler bilirler ki, O'ndan başka hiçbir
varlık kendilerine bir zarar vermeye veya bir yarar
sağlamaya güç yetiremez. Eğer bir zorlukla karşılaşırlarsa
Allah'a yönelip dönerler ve O'nun kendilerine yardım
edeceğini, dualarına icabet edeceğini bilirler. Ve asla
Allah'tan başkasından bir yardım, bir fayda ummazlar.
Çünkü yeryüzünde tek güç sahibi olan O'dur ve hiçbir
varlığın O'nun dilemesi dışında bir zarar verme veya
fayda getirme kabiliyeti yoktur.
Dolayısıyla gerçekten iman eden bir insan için Allah,
yardım dilenecek, korkulacak tek makamdır. Nitekim yukarıdaki
ayetlerde haber verilen, 'Allah kuluna yeterli değil
mi?' şeklindeki sorudan sonraki ayetler şöyle devam
eder:
Allah, kimi hidayete erdirirse, onun
için bir saptırıcı yoktur. Allah, intikam sahibi, güçlü
ve üstün olan değil midir?.. De ki: "Gördünüz mü-haber
verin; Allah'tan başka taptıklarınız, eğer Allah bana
bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını kaldırabilirler
mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini
tutup-önleyebilecekler mi" De ki: "Allah, bana yeter...
(Zümer Suresi, 37-38)
KAHHAR
Kahreden, herşeye, her istediğini yapacak surette galip
ve hakim olan
Yerin başka bir yere, göklerin de (başka
göklere) dönüştürüldüğü gün, onlar tek olan, kahhar
olan Allah'ın huzuruna çıka(rıla)caklardır. (İbrahim
Suresi, 48)
Allah insanlardan nasıl sıkıntıyı giderme gücüne ve
onların kalplerine ferahlık vermeye kadirse, onları
büyük bir azapla kahretmeye de kadirdir. Kuran'da Allah'ın
Kendi Katından gönderdiği azaplarla helak olmuş kavimlerden
örnekler verilir. Bu insanlar hak din ahlakından yüz çevirdikleri
ve Allah'a baş kaldırdıkları için sabah vakti, hiç şuurunda
değillerken, üzerlerinde dolaşan büyük bir felaketle
yok edilmişlerdir. Allah inkar eden toplulukların üzerine
evlerini yerinden söken kasırgalar göndermiş, üzerlerine
balçıktan taşlar yağdırmıştır. Uyardığı insanların üzerine
onların içinde oturdukları şehirleri yerle bir eden
sağanaklar isabet ettirmiştir. Toprağın altını üstüne
getiren depremleri üstlerine göndermiş, tek bir çığlıkla
hepsini yerin dibine geçirmiştir. Açıkça görüldüğü gibi
Allah'ın bir insanı kahretmesi hiçbir şeyle kıyaslanamaz.
Fakat bütün bu sayılanlar Allah'ın dünya hayatında
insanlara tattırdığı acılardır. Ve onları yaptıklarından
dolayı dünyada yaşarken kahretmesidir. Ama asıl olan,
insanın cehennemde görülmemiş bir azapla kahredilmesidir.
Allah'ın sonsuz rahmetine karşılık O'nun kadrini takdir
edemeyen ve nankörlük eden insanlar ahirette cehennem
azabıyla karşılaşacaklardır. Dünyada işledikleri suçların
tam karşılığı ahirette kendilerine verilecektir.
Allah onları cehennemin en dar yerine attığında, inkarcılara
daha önce hiç karşılaşmadıkları bir acı tattırır; cehennem
ateşiyle yanan derilerini yenileriyle değiştirir ve
onların üzerine ateşten duvarlar örer. Öyle ki insanın
dünyada çektiği acılar cehennemde karşılaştıklarının
yanında çok hafif kalır. Nitekim Kuran'da cehenneme
giren insanların Allah'ın kendilerini öldürmesi ve azaptan
kurtarması için yalvardıkları haber verilir.
Allah dünya hayatında Kendisi'nden yüz çevirenleri
cehennemde sonsuz gücüyle kahredecektir. Allah'ın kesin
olarak gerçekleşecek olan bu vaadi ayetlerde şöyle haber
verilir:
O, kulları üzerinde kahredici olandır.
O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır.
(Enam Suresi, 18)
De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?"
De ki: "Allah'tır." De ki: "Öyleyse, O'nu bırakıp kendilerine
bile yarar da, zarar da sağlamaya güç yetiremeyen birtakım
veliler mi (tanrılar) edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen
(a'ma) ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi?
Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?" Yoksa Allah'a,
O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu
yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki:
"Allah, herşeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici
olandır." (Rad Suresi, 16)
O gün, orta yere çıkarlar. Onlardan
hiçbir şey Allah'a karşı gizli kalmaz. (Allah sorar:)
"Bugün mülk kimindir? Bir olan, Kahhar olan Allah'ındır."
(Mümin Suresi, 16)
Allah "kahredici" sıfatını inkarda diretip, ahirete kadar iman etmemekte kararlı davranan kimselere yöneltmektedir. Yoksa Allah tüm kullarına karşı sonsuz affedici, sonsuz merhametli ve esirgeyici olandır. Samimi tevbe edildiğinde Allah kullarının tüm günahlarını bağışlamaktadır. İman eden kullarına dünyada ve ahirette yardım etmekte, onları rahmetiyle, huzur ve güven duygularıyla desteklemektedir. Allah Kuran'da samimi kullarına azap edici olmadığını ve müminler üzerindeki ihsanını şöyle bildirmektedir:
Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah azabınızla ne yapsın? Allah şükrün karşılığını verendir, bilendir. (Nisa Suresi, 147)
KAİM
İdare edip ayakta tutan
Allah... O'ndan başka ilah yoktur.
Diridir, kaimdir. (Al-i İmran Suresi, 2)
Bazı insanlar kainattaki kusursuz sistemin bir kez
var edildiğini ve bundan sonra da işleyişine kendi kendine
devam ettiğini düşünürler. Bu çarpık inanç sürekli dile
getirilmese de insanların bilinçaltlarında hakim olan
genel kanı budur. Kendilerini Allah'a karşı sorumlu
hissetmek istemeyen, Allah'ın kendilerinden istediklerini
yerine getirmeyi kabullenmeyen insanlar arasında bu
düşünce, bir nevi kaçış yoludur. Böyle düşündüklerinde
Rabbimiz'e karşı olan sorumluluklarının azalacağı gibi
yanlış bir fikre kapılırlar.
Ancak varlığın temelinde o kadar ince ve hassas detaylarla
bezenmiş kanunlar, sebepler vardır ki, her an üstün
bir gücün kontrolü olmadan bunların işleyişini sürdürmesi
mümkün değildir. Gören, duyan ve görüp duyduklarından
basiretle sonuç çıkarabilen insanlar bu büyük gerçeği
hemen fark ederler. Nitekim Fatır Suresi'nin 41. ayetinde
Allah gökleri ve yeri Kendisi'nin tuttuğunu şöyle bildirir:
Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval
bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun,
eğer zeval bulacak olurlarsa, kendisinden sonra artık
kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim'dir, bağışlayandır.
(Fatır Suresi, 41)
Yukarıdaki ayette de görüldüğü gibi kainatı Allah yaratmıştır ve her an denetimi altında tutmaktadır. Yaşamın sürmesi, evrendeki hassas dengelerin, olağanüstü inceliklerle yaratılmış sistemlerin devam etmesi de Allah'ın kontrolüyle mümkündür. O'nun dilemesi dışında hiçbir şey varlığını sürdüremez. Allah'ın yoktan var ettiği evren yine O'nun 'Kaim' sıfatı ile ayakta durmaktadır. Bu gerçeği haber veren ayetler şöyledir:
Allah... O'ndan başka ilah yoktur.
Diridir, kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde
ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun
katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini
ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının
dışında, O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar.
O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır.
Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek Yücedir, pek
büyüktür. (Bakara Suresi, 255)
(Artık bütün) Yüzler, diri, kaim olanın
önünde eğik durmuştur ve zulüm yüklenen ise yok olup
gitmiştir. (Taha Suresi, 111)
KARİB
Yakın olan
Kullarım Beni sana soracak olursa,
muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği
zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar
da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler.
Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. (Bakara
Suresi, 186)
Allah'ı gereği gibi tanımayanlar ve Kuran ayetlerinden
uzak yaşayanlar, Allah'ın varlığı hakkında çok puslu,
gerçekten yetersiz bilgi ve düşüncelere sahiptirler.
Bu kimselere sorulduğu zaman "yeri ve gökleri yaratan
Allah'tır" derler. Fakat insanı en ince ayrıntısına
kadar planlayıp, en güzel surette yaratan Allah'ın göklerde
olduğunu ve kendilerinden çok uzakta bulunduğunu zannederler.
Halbuki Allah Katından gönderdiği ayetlerle Kendisi'ni
kullarına tanıtır. İnsana ne kadar yakın olduğunu Kaf
Suresi'nin 16. ayetinde şöyle bildirir:
Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin
ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona
şahdamarından daha yakınız. (Kaf Suresi, 16)
Öyle ki "iki kişi konuşurken üçüncüsü Allah'tır,
üç kişi konuşurken dördüncüsü Allah'tır." Bir insan
fısıldasa da Allah onu duyar, yerinden kıpırdasa bile
onu görür. Allah kişinin içinden geçen her düşünceyi
bilir. O uyurken de, yürürken de, konuşurken de Allah
yanındadır. O bütün bunları yaparken Allah'ı yanında
göremez, fakat Allah onu görür.
... Öyleyse O'ndan bağışlanma dileyin,
sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz benim Rabbim, yakın
olandır, (duaları) kabul edendir." (Hud Suresi, 61)
De ki: "Eğer ben sapacak olsam, artık
kendi nefsim aleyhine sapmış olurum; eğer hidayeti bulacak
olsam, bu da Rabbimin bana vahyetmekte olduğu (Kur'an)
sayesindedir. Şüphesiz O, işitendir, yakın olandır."
(Sebe Suresi, 50)
KASİM
Kısımlandıran, rızıkları, nimetleri
adalet,hikmet ve rahmet içinde taksim edip herkese nasibini
veren
Senin Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar?
Dünya hayatında maişetlerini aralarında Biz paylaştırdık
ve onlardan bir bölümü (diğer) bir bölümünü 'teshir
etmesi için, bir bölümünü bir bölümü üzerinde derecelerle
yükselttik. Rabbinin rahmeti; toplayıp-yığdıklarından
daha hayırlıdır. (Zuhruf Suresi, 32)
Amazon'da yüzlerce sene dimdik duran ağaçlar, kuzey
kutbunda her tarafı buzlarla çevrili bir adada yaşayan
penguen sürüsü, çölde 30 senedir hiç kıpırdamadan duran
bir kaktüs, yağmur ormanlarında taşıdıkları yapraklardan
ürettikleri mantarla beslenen karıncalar ve bunlar gibi
milyonlarca yıldır yaşamlarını sürdüren canlılar ordusu...
Yukarıda sayılan ve sayılamayan canlıların hepsi yaşamak
için beslenmeye muhtaçtır. Kimi kesinlikle suya ihtiyaç
duyarken, kimi senelerce hiç su istemez, birisi sıcağı
severken diğeri sıcakta yaşayamaz. Üstelik hepsinin
birarada yaşaması için bunlar gibi birçok şartın aynı
anda oluşması gerekir. Tüm bu canlıları yaratan Allah,
her birinin ihtiyaçlarını ayrı ayrı düzenlemiştir.
100 senedir ormanın içinde duran ağacı ve burada ismi
anılan veya anılmayan tüm canlıları beslemekte ve korumaktadır.
Üstelik hepsini aynı topraktan rızıklandırır. Toprağın
içindeki tüm mineralleri, gökten indirdiği yağmuru canlılar
arasında eşit paylaştırır.
Allah yarattığı herşeyin ihtiyacını karşılaması ve
rahmetini yarattığı canlılar arasında paylaştırmasıyla
sonsuz şefkatini, merhametini gösterir. Elbette bu canlılar
arasında insan da vardır. Allah insanın yaşayabilmesi
için çeşit çeşit nimet var etmiş, ihtiyacı olan herşeyi
kendisine vermiştir. Nitekim bu önemli gerçeğe Kuran'da
şöyle dikkat çekilmektedir:
Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer
Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye
güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir,
pek nankördür. (İbrahim Suresi, 34)
KAVİ
Pek güçlü olan
Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin
gidiş tarzı gibi Allah'ın ayetlerini inkar ettiler de,
Allah da onları günahlarından dolayı yakalayıverdi.
Şüphesiz, Allah, en büyük kuvvet sahibidir, sonuçlandırması
pek şiddetlidir. (Enfal Suresi, 52)
Tarih boyunca Allah çeşitli kavimlere elçiler göndermiş,
onlar vasıtasıyla insanlara uymaları gereken doğru yolu
bildirmiştir. Gönderilen elçiler de tek ilahın Allah
olduğunu, yalnızca Allah'tan korkup sakınmak ve O'nun
emirlerini yerine getirmek gerektiğini kavimlerine tebliğ
etmişlerdir. Ancak "Çünkü
gerçekten onlar, Resulleri kendilerine apaçık belgeler
getirirdi; fakat onlar inkar ederlerdi. Bu yüzden Allah,
onları (azabla) yakalayıverdi. Şüphesiz O, kuvvetli
olandır, cezalandırması şiddetlidir." (Mümin Suresi,
22) ayetinde bildirildiği üzere, kavimlerin çoğu
inkara sapmış, elçileri yalanlamış ve Allah'ın azabını
hak etmişlerdir.
Her dönemde Allah'ın gönderdiği elçileri inkar eden,
onlara mümkün olduğu kadar zorluk çıkaran, sıkıntı vermeye
çalışan inkarcılar, Allah'ın azabını görünceye kadar
bu tutumlarından vazgeçmemişlerdir. Onlar, yeryüzünde
iktidar, güç ve servet sahibi olduklarını düşündükleri
için kendilerini haklı görmüş, büyüklenmekten vazgeçmemişlerdir.
Oysa unuttukları çok önemli bir gerçek vardır: Allah,
en büyük güç sahibi olandır.
Bu önemli gerçeği kavrayamayan inkarcılar, asla erişemeyecekleri
bir büyüklük hevesi içerisinde olmuşlardır. Allah'ın
dilediğinde tek bir fırtınayla tüm mallarını yok edebileceğini,
şiddetli bir yağmurla ekinlerini helak edebileceğini,
bir mikropla tüm yakınlarını öldürebileceğini ve daha
bunun gibi ellerindeki gücü, serveti yok edebilecek
sayısız sebebi göz ardı etmişlerdir. Sonuç olarak yeryüzünde
de, ölümden sonra ahirette de Allah'ın azabı ile yüz
yüze gelmişlerdir. Allah inkarcılarla ilgili olarak Kuran'da şöyle buyurmaktadır:
İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını
'eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı
sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah'a olan
sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları
zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın olduğunu
ve Allah'ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu
bir bilselerdi. (Bakara Suresi, 165)
Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir
edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir.
(Hac Suresi, 74)
Allah, inkar edenleri kin ve öfkeleriyle
geri çevirdi, onlar hiçbir hayra varamadılar. Savaşta
Allah (yardımcı ve zafer nasib edici olarak) mü'minlere
yetti. Allah çok güçlüdür, üstün ve galib olandır. (Ahzab
Suresi, 25)
Allah, Kendisi'nin üstün ahlakını, yüceliğini ve büyüklüğünü gereği gibi takdir edebilen kullarına karşı ise sonsuz rahmet sahibi olandır. Kuran'da müminlerin Allah'ın rahmetiyle müjdelendikleri şöyle bildirilmektedir:
İman edenler ve salih amellerde bulunanlar da, Rableri onları imanları dolayısıyla altından ırmaklar akan, nimetlerle donatılmış cennetlere yöneltip-iletir (hidayet eder). Oradaki duaları: "Allah'ım, Sen ne Yücesin"dir ve oradaki dirlik temennileri: "Selam"dır; dualarının sonu da: "Gerçekten, hamd alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." (Yunus Suresi, 9-10)
KEBİR
Pek büyük
O, gaybı da, müşahede edileni de bilendir.
Pek büyüktür, Yücedir. (Rad Suresi, 9)
Allah evrendeki tüm canlıları kontrolü altında tutandır;
toprağın içine atılan binlerce tohumun ne zaman filizleneceğini,
bir kuyrukluyıldızın dünyanın kaç kilometre uzağından
geçeceğini, hangi canlının ne zaman doğacağını ve ne
zaman öleceğini, atomun çekirdeğinin etrafında durmaksızın
dönen elektronların yörüngelerini ve burada sayarak
bitiremeyeceğimiz herşeyi bilir. Allah sonsuz büyüklüğü
ile yeryüzünde yaşayan tüm insanların aklından geçen
düşüncelere, hepsinin bilinçaltına, yaptıkları işlerindeki
niyetlerine de hakimdir.
Allah hepsinin kaderini en ince ayrıntısına kadar belirler.
Gaybın bilgisi yalnızca Kendisi'ne aittir. Allah'ın
sonsuz aklı, ilmi, bilgisi, affediliciliği, merhameti
ve azabı insanın kavrayışının çok üzerindedir. Allah
dilediği herşeye güç yetirir.
Hiç kimse O'nun kararlarına en ufak bir müdahalede
bulunmaya güç yetiremez. Allah, kainattaki herhangi
bir canlı için bir zarar dileyecek olsa onu kaldırabilecek
yoktur, bir rahmet dilediğinde de O'nun rahmetini engelleyebilecek
olan yoktur.
İnsanın yapması gereken ise, ancak ve ancak böylesine
büyük bir gücün karşısında saygı dolu bir korku ile
secde etmek, herşeyin hakimi olan Rabbimiz'e sığınıp
kendisine merhamet etmesini istemektir. Çünkü Allah
merhamet etmediği sürece insanın kurtuluş bulması mümkün
değildir. Allah'ın büyüklüğü ve O'ndan başka ilah olmadığı
ayetlerde şöyle haber verilmektedir:
İşte böyle; çünkü Allah, hakkın ta
kendisidir. O'nun dışında, onların taptıkları ise, şüphesiz
batılın ta kendisidir. Gerçekten Allah, Yücedir, büyüktür.
(Hac Suresi, 62)
İşte-böyle; şüphesiz Allah, O, Hak
olandır ve şüphesiz O'nun dışında taptıkları (tanrılar)
ise, batıldır. Şüphesiz Allah, Yücedir, büyüktür. (Lokman
Suresi, 30)
KERİM
Keremi bol, cömert olan
... Kim şükrederse, artık o kendisi
için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim
Rabbim Gani (hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır,
Kerim olandır. (Neml Suresi, 40)
Evreni en ince ayrıntısına kadar Allah yaratmış ve
Kendi sıfatlarıyla şekillendirmiştir. Var olan herşey,
O'ndandır. Tüm güzellikler, incelikler O'nun aklının
tecellileridir. Diğer tüm varlıklar gibi insanlar da
O'nun dilemesi ile yeryüzüne gelirler. Anne karnında
bir çiğnem et parçası olan insan doğar, büyür, güzel
bir yüze sahip olur ve böylece Allah'ın sanatını yansıtır.
Nitekim ayetlerde insanın üstünlüğü şöyle bildirilmiştir:
Ey insan, 'üstün kerem sahibi' olan Rabbine karşı seni
aldatıp-yanıltan nedir? Ki O, seni yarattı, 'sana bir
düzen içinde biçim verdi' ve seni bir itidal üzere kıldı.
Dilediği bir surette seni tertib etti. (İnfitar Suresi,
6-8)
Ancak bazı insanlar düşünebilme yeteneğine sahip oldukları
halde, böyle mükemmel düzenlenmiş bir dünyaya nasıl
geldiklerini, çevrelerindeki sayısız nimetin kim tarafından
verildiğini düşünmezler. Kuran'da bu insanlar için şöyle
denilmektedir:
Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha
kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan
(dehr) bir süre (hin) gelip-geçti. Şüphesiz Biz insanı,
karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz.
Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. Biz ona yolu
gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.
(İnsan Suresi, 1-3)
Kendisine verilmiş olan yeteneğini kullanan ve görüp akleden bir insan ise; kim tarafından yaratıldığını, kendi başına elde etmeye asla güç yetiremeyeceği sayısız nimeti kimin verdiğini, algılama, düşünebilme, akledebilme kabiliyetlerine nasıl sahip olduğunu düşünür. Bunları düşünen insanın karşısına çıkan gerçek tektir: İnsanı var eden ve asla güç yetiremeyeceği üstün nimetleri ona bağışlayan, son derece cömert olan Allah'tır ve Rabbimiz Kuran'da insanlara şöyle buyurmaktadır:
Yaratan Rabbin adıyla oku.
O, insanı bir alak'tan yarattı.
Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir;
Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir.
İnsana bilmediğini öğretti.
Hayır; gerçekten insan, azar.
Kendini müstağni gördüğünden.
Şüphesiz, dönüş yalnızca Rabbinedir.
(Alak Suresi, 1-8)
Yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü gibi kendisini yaratan
'en büyük kerem sahibi' Allah'a karşı insana düşen görev
şükretmektir. Allah insana sayısız nimetler vermiş ve
karşılık olarak da yalnızca Kendisine kulluk edilmesini,
büyüklenilmemesini istemiştir. Bu Allah'ın samimi kullarının
üzerinde taşıdığı ahlaktır. Onlar da dünyada gösterdikleri
bu faziletli tavırlarının karşılığını ahirette daha
üstünüyle alacaklardır.
KUDDÜS
Hatadan, gafletten ve her türlü
eksiklikten çok uzak, pek temiz.
Göklerde ve yerde olanların tümü, Melik,
Kuddüs, Aziz, Hakim olan Allah'ı tesbih eder. (Cuma
Suresi, 1)
Allah yeryüzünde, gökyüzünde, uzayın derinliklerinde,
toprağın altında bulunan herşeyin, kısacası mikro ve
makro alemlerdeki herşeyin tek Yaratıcısı'dır. İnsanın
gözünü çevirip etrafına baktığında görebildiği ve çıplak
gözle göremediği her yerde bulunan düzen, kanunlar,
istikrarlı gidişat tamamen Allah'a aittir. "Şüphesiz
Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti
altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa,
Kendisi'nden sonra artık kimse onları tutamaz..."
(Fatır Suresi, 41) ayetiyle bildirildiği gibi
var olan tüm sistemin düzenleyicisi ve koruyucusu O'dur.
Allah'ın son derece aciz olarak yarattığı insanlar
hata yapar, unutur, yanılır, gaflete düşerler. Aynı
zamanda hem bedeni, hem ruhi yönden son derece eksiklik
ve acz içindedirler. Ömürleri boyunca bedenlerine bakmak,
yaşayabilmek için ona sürekli ihtimam göstermek zorundadırlar.
Bedenlerini biraz fazla çalıştırsalar, birkaç gün uykusuz,
bir gün susuz bıraksalar son derece aciz bir duruma
düşmüş olurlar. Ancak herşeyin Yaratıcısı ve 'en güzel
isimlerin sahibi' olan Allah elbette tüm eksikliklerden
münezzehtir. Allah'ın sonsuz gücü, Yüceliği, aklı ve
sınırsız ilmi Kuran'da insanlara bildirilmiştir. Bir
ayette Allah şöyle buyurmaktadır:
Allah... O'ndan başka ilah yoktur.
Diridir, kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde
ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun
katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini
ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının
dışında, O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar.
O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır.
Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek Yücedir, pek
büyüktür. (Bakara Suresi, 255)
LATİF
Lütuf sahibi, lütfedici olan
Allah, kullarına karşı lütuf sahibidir;
dilediğini rızıklandırır. O, kuvvetlidir, azizdir. (Şura
Suresi, 19)
Daha önce de belirttiğimiz gibi dünya üzerinde iki
tür insan yaşar: Allah'a teslim olanlar ve O'nu inkar
edenler. Allah çok sayıda insan yaratmış ancak bunlardan
çok az bir kısmını Kendisi'ne teslim olanlardan kılmıştır.
Kuran'da pek çok ayette insanların çoğunun iman sahibi
olmayacağından, doğru yola ulaşamayacağından bahsedilmiştir.
Bu insanlar şeytanın yoluna tabi oldukları, Allah'ı
unuttukları, 'vicdanları kabul ettiği halde' inkar ettikleri
için cehennem ehli olmayı hak etmişlerdir.
Allah'a teslim olan, O'nun rızası için yaşayan insanlar
ise dünyada ve ahirette hoşnutluk içinde bir yaşam sürerler.
Kuşkusuz insanların elçilerle, kitaplarla uyarılmaları
ve böylece doğru yolu bulma imkanına sahip olmaları
Allah'ın lütuflarından biridir. Kuran'da Allah'ın müminlere
olan lütfu şöyle bildirilmiştir:
Andolsun ki Allah, mü'minlere, içlerinde
kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta
bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları
arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan
önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler. (Al-i
İmran Suresi, 164)
Latif olan Allah mümin kullarına her türlü zor durumda
yardım ederek de lütfunu gösterir. Kuran'da geçmiş kavimlerden
bildirilen kıssalarda Allah'ın samimi kullarına destekçi
olması, onlara lütufta bulunması ile ilgili çeşitli
örnekler verilmiştir. Örneğin Allah Hz. Musa'nın kavmini
Firavun'un zulmünden kurtarmış ve onları yeryüzüne mirasçı
kılmıştır. Bu gerçek ayetlerde şöyle bildirilir:
Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da)
büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp
bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek
çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu.
Çünkü o, bozgunculardandı. Biz ise, yeryüzünde güçten
düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak
ve mirasçılar kılmak istiyoruz. (Kasas Suresi, 4-5)
Allah iman edenlerin dünyada tek dostu ve velisi olduğu
gibi ahirette de onlara yardım edecek, kötülüklerini
iyiliklere çevirecek ve onlara lütufta bulunacaktır.
Nitekim müminlerin cennetteki ifadeleri bu gerçeği şöyle
bildirir:
Dediler ki: "Biz doğrusu daha önce,
ailemiz (yakın akrabalarımız) içinde endişe edip-korkardık.
Şimdi Allah, bize lütufta bulundu ve 'hücrelere kadar
işleyen kavurucu' azabdan korudu. Şüphesiz, biz bundan
önce O'na dua (kulluk) ederdik. Gerçekten O, iyiliği
bol, esirgemesi çok olanın ta kendisidir." (Tur Suresi,
26-28)
O, yarattığını bilmez mi? O, Latif'tir;
Habir'dir. (Mülk Suresi, 14)
Gözler O'nu idrak edemez; O ise bütün
gözleri idrak eder. O, latif olandır, haberdar olandır.
(Enam Suresi, 103)
Görmedin mi, Allah, gökten su indirdi,
böylece yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz Allah,
lütfedicidir, herşeyden haberdardır. (Hac Suresi, 63)
"Ey oğlum, (yaptığın iş) gerçekten
bir hardal tanesi ağırlığında olsa da, (bu,) ister bir
kaya parçasından ya da göklerde veya yer(in derinliklerinde)
de bulunsa bile, Allah onu getirir (açığa çıkarır).
Şüphesiz Allah, latif olandır, (herşeyden) haberdardır."
(Lokman Suresi, 16)
MAKİR
Tuzak kuran
Hani o inkar edenler, seni tutuklamak
ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı.
Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen
(bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına
karşılık verenlerin) hayırlısıdır. (Enfal Suresi, 30)
Tarih boyunca hak dine karşı hileli düzenler kuran
inkarcılar, kendi bencil tutkuları için -iktidar hırsları,
kişisel çıkarları gibi- insanları din ahlakından uzaklaştırmaya
çalışmış ve onları ahirette "...
siz gece ve gündüz hileli düzenler (kurup) bizim Allah'ı
inkar etmemizi ve O'na eşler koşmamızı bize emrediyordunuz."
(Sebe Suresi, 33) diyecekleri bir konuma sokmuşlardır.
Ancak burada göz önünde bulundurulması gereken son derece
önemli bir nokta vardır; Allah bir ayetinde şöyle bildirir:
Onlardan öncekiler de hileli düzenler
kurmuşlardı; fakat düzen kuruculuğun tümü Allah'a aittir...
(Rad Suresi, 42)
Yukarıdaki ayette belirtildiği gibi, düzen kuruculuğun
tümü Allah'a aittir; bu nedenle inkarcıların kurdukları
düzene karşılık olarak en büyük düzeni kuran yine Allah'tır.
Allah, İbrahim Suresi 46. ayette inkarcıların müminlere
karşı tuzak kurma konusunda, içinde bulundukları çıkmaz
duruma şöyle dikkat çekmiştir:
Gerçek şu ki, onlar hileli düzenler
kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerinden oynatacak
da olsa, Allah katında onlara hazırlanmış düzen vardır.
(İbrahim Suresi, 46)
Ayetlerde de görüldüğü
gibi, müminlere karşı kurulan hileli düzenlere karşılık
olarak, Allah Katında mutlaka rahmani, yani müminleri
korumaya yönelik bir karşı düzen vardır. Ve bu, Allah'a
göre çok kolaydır Allah elçilerini ve müminleri hedef
alan tuzakların tamamını boşa çıkarır ve tuzaklarını,
daha kurma aşamasındalarken inkarcıların kendi başlarına
geçirir. Çünkü "... düzen kurmada (karşılık
vermede) Allah daha hızlıdır..." (Yunus Suresi,
21)
Kuşkusuz Allah her olayı hayırla yaratmaktadır. Allah inkarcıların tüm bu çabalarıyla iman edenleri denemeden geçirmektedir. Yarattığı olaylardaki hayır ve güzellikleri görebilen kullarına yardımını ulaştırmakta ve tüm bunları onların lehlerine çevirmektedir.
MALİK-İ YEVMİD-DİN
Din gününün sahibi
Din gününün
malikidir. (Fatiha Suresi, 3)
İnsanların öldükten sonra dirilecekleri, biraraya gelerek
hesap verecekleri gün, din günüdür. O gün insanın başkalarıyla,
hatta kendi annesi, babası, eşi ve çocuklarıyla bile
ilgilenmeye ne hali, ne fırsatı vardır. Din gününün
şiddeti ve olağanüstü korkusu, herkesi kendi derdine
düşürür. Allah o diriliş gününü diğer adıyla din gününü
Kuran'da şöyle tarif etmektedir:
Din gününü sana bildiren şey nedir?
Ve yine din gününü sana bildiren şey nedir? Hiçbir nefsin
bir başka nefse herhangi bir şeyle güç yetiremeyeceği
gündür; o gün emir yalnızca Allah'ındır. (İnfitar Suresi,
17-19)
O gün dünya hayatında kişinin en çok değer verdiği
şeylerin Allah'ın azabı karşısında hiçbir öneminin olmadığı
görülür. Artık insanlar arasındaki dünyevi yakınlıkların,
soy bağlarının hiçbir anlamı kalmamıştır. Tek değer,
kişinin imanıdır. Hiç kimse kimseye yardım edemez. İçinde
bulunduğu bu zor durumdan onu ancak Allah kurtarabilir.
O da yine Allah'ın dilemesine bağlıdır.
Kişi din gününün tek sahibi olan Allah'ın huzurunda
ilk yaratıldığında olduğu gibi yalnızdır. Dünyadaki
yaşamı süresince her yaptığı, her düşündüğü din gününde
gözler önüne serilir. En ufak bir ayrıntı dahi unutulmaz.
Allah azamet ve şanına yaraşır bir ortam var eder ve
yarattığı kullarından hesap sorar. Ancak, kimi dilerse
rahmetiyle kurtarır.
İnkarcıların kahredici bir pişmanlığa sürüklendiği
bu günde müminler ise sevinçli ve coşkuludurlar. "...
O gün Allah, peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri
küçük düşürmeyecektir..." (Tahrim Suresi, 8).
Çünkü Allah Kuran'da, "elçilerine ve iman edenlere,
hem dünya hayatında hem de şahitlerin (şahitlik için)
duracakları gün yardım edeceğini" vaat etmiştir.
İşte o günün sahibi yalnız Allah'tır ve emir O'nundur.
Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır.
İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan
ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp
duruyorlar.
Derler ki: "Eyvahlar bize; bu, din
günüdür."
"Bu, sizin yalanladığınız (mü'mini
kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür." (Saffat
Suresi, 19-21)
O gün, yalanlamakta olanların vay haline.
Ki onlar, din gününü yalanlamaktadırlar.
Oysa onu, 'sınır tanımaz, saldırgan',
günahkar olandan başkası yalanlamaz. (Mutaffifin Suresi,
10-12)
MALİK-ÜL MÜLK
Mülkün ebedi sahibi
De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım,
dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın,
dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır
Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin."
(Al-i İmran Suresi, 26)
Şu an bulunduğunuz yerden etrafınıza baktığınızda gördüğünüz
herşeyin sahibi vardır. Oturduğunuz koltuk atomlardan
oluşmaktadır. Bu atomların her birinin Yaratıcısı Allah'tır.
Saksıda duran çiçek, Rabbimiz'in ona sağladığı imkanlarla
(güneş, su vs.) büyümektedir. Pencereden görünen deniz
ve içindeki tüm canlılar Allah dilediği için orada bulunmaktadır.
Ve hatta kendi bedeniniz de sizden tamamen bağımsız
olarak sizi var eden Allah'ın kontrolündedir. Tüm uzuvlarınız,
damarlarınız, sinir sisteminiz, hücrelerinizin her biri
Rabbimiz'in ilminin ve üstün aklının eserleridir. Bu
sayılanların hiçbiri sizin sahip olmayı düşünüp tasarladığınız,
sonra da var ettiğiniz şeyler değildir.
Siz dünyaya gözünüzü açtığınızda hem kendi bedeninizdeki
kusursuz sistemle, hem de içinde bulunduğunuz dünyayla
ve hatta tüm evrenle karşılaştınız. Ancak bundan önce
bunların hiçbirine sahip değildiniz ve bundan sonra
da kendi iradenizle bunlara sahip olmanız mümkün değildir.
Elbette bu gerçek tüm insanlar için geçerlidir. O halde
herşeyin mülkü, herşeyin Yaratıcısı ve sahibi olan Allah'a
aittir.
Bu açık gerçeğe rağmen insan bunları görmezden gelir
ve Allah'ın apaçık varlığını göz ardı ederek elindeki
herşeyin kendisine ait olduğu zannına kapılır. Tüm acizliğine
rağmen kendini üstün görme yanılgısı içinde olan insan
büyüklenir ve inkara kalkışır. Fakat bu inkar yalnızca
kendisine zarar verir; çünkü Hz. Musa'nın söylediği
gibi; "... Eğer siz ve yeryüzündekilerin
tümü inkar edecek olsanız bile şüphesiz Allah hiçbir
şeye muhtaç değildir, övülmüştür." (İbrahim Suresi,
8)
MECİD
Şanı büyük ve yüksek
Arşın sahibidir; Mecid (pek Yüce)dir.
(Büruc Suresi, 15)
Allah'ın şanı tüm kainatta kendini apaçık delillerle
göstermektedir. O'nun şanının Yüceliğini tanımayan hiçbir
insan yoktur. O'nu inkar edenler, "inanmıyoruz"
diyenler bile O'nun yarattıklarına şahit oldukları için
aslında gücünü ve şanını tanıyıp bilirler. Ancak içlerindeki
büyüklenme arzusu sebebiyle inkar ederler.
Allah'ın kainatta yarattığı muhteşem güzellikler de,
kusursuz sistemler de O'nun şanına yaraşır şekildedir.
Gökyüzünde tonlarca ağırlığında su taşıyan bulutlar,
milyonlarca ışık yılı uzaklıkta bulunan yıldızlar, büyük
bir gürültüyle ve inanılmaz bir güçle akan şelaleler,
uçsuz bucaksız genişlikteki okyanuslar, zirvesi karlarla
kaplı olan binlerce metre yükseklikteki dağlar, içinde
birbirinden değişik renkte ve seste sayısız canlı türleri
barındıran ormanlar, Allah'ın yarattığı güzelliklerden
yalnızca birkaç tanesidir.
Birkaç saniyede bir şehri yerle bir eden deprem, bir
anda patlayarak binlerce derecelik ısıdaki lavlarını
boşaltan bir volkan, herşeyi önüne katıp götüren sel,
düştüğü anda isabet ettiği yere ölüm getiren yıldırım,
herşeyi yıkıp geçen bir tayfun yalnızca Allah'ın gücünün
göstergelerindendir. Allah hepsini şanına yaraşır şekilde
yaratmıştır.
Sayılanlar ve burada daha sayılamayan milyonlarca örnek
yalnızca Allah'ın şanının büyüklüğünün evrendeki delillerindendir.
Allah ayetlerde şöyle buyurmaktadır:
"Elbette, Rabbimizin şanı Yücedir.
O, ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk." (Cin Suresi,
3)
Dediler ki: "Allah'ın emrine mi şaşıyorsun?
Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir,
ey ev halkı şüphesiz O, övülmeye layık olandır, Mecid'tir."
(Hud Suresi, 73) |