KURAN'DA
PEYGAMBER DUALARI
Kuran'da bahsi geçen peygamberlerin her biri,
belli özellikleri ile dikkati çeken kavimlere gönderilmişlerdir.
Bu kavimler, daha önce kendilerine gelen elçileri yalanlamış,
azgınlaşmış ve aşırılığa gitgide daha fazla yönelmiş topluluklardı.
Peygamberlerin görevi ise dini tanımayan veya tanıdığı halde
inkara yönelen bu topluluklara hak dini tanıtmak, onları Allah'a
çağırmak ve ahirete yöneltmekti.
Bu ise son derece zor bir işti. Tek başına bir
insan, insanların çoğunun kendisine karşı çıkıp tepki göstereceğini
bile bile, o ana kadar hiç duyulmamış veya duyulduğu halde
kabul edilmemiş hak dini insanlara tanıtmak üzere görevlendiriliyordu.
Üstelik bu görev, sahip olduklarını ve hatta hayatını tehlikeye
sokuyordu. İnsanlar, sırf Allah'a çağırdığı için kendisinden
nefret edebilir, hatta kendisini öldürmeye yeltenebilirlerdi.
Kendisine eziyet edebilir, inanmış gibi görünüp hainlik yapabilirlerdi.
Peygamberin çevresindeki hiç kimse, hatta ailesi bile kendisine
inanmayabilirdi. Sorumluluğu ise Allah'a karşıydı. Bu, mutlaka
yerine getirilmesi gereken, kapsamı ve önemi oldukça büyük
olan bir sorumluluktu. İnsanların dini öğrenip öğrenmemeleri
ve öğrendikleri ile cenneti hak edip etmemeleri peygamberin
üzerindeki bir yükümlülük değildi. Onun tek vazifesi dini
tebliğ etmekti.
Bu, dünya üzerinde tanıyıp bildiğimiz hiçbir
şeye benzemez. Tek başına bir insanın büyük bir topluluğa
karşı bu göreve başlaması, oldukça zorlu bir iştir.
Ancak elbette durum, dışarıdan bakanlar için
böyledir, aslında, herşeyin üzerinde hakim olan Allah'ın gücüdür.
Böyle bir durumda da inkarcıların sayısı ya da gücü önemli
bir faktör olmaz. Peygamberlerin her biri bu gerçeği çok iyi
bilerek hareket etmişler, üzerlerindeki bu sorumluluğu Allah'a
olan güvenleri ile tam anlamıyla yerine getirmişlerdir. Allah
peygamberlerin bu üstün özelliklerini ayetlerinde övmektedir.
Kuran'da bildirildiği gibi Allah'ın yardımı her zaman inananlardan
yanadır ve Allah peygamberlerini insanların zulümlerinden
korumaktadır. Kuran'da, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in hicret
sırasında yaşadığı bir tehlikeden söz edilirken bu gerçek
şöyle açıklanmıştır:
Siz O'na (Peygambere) yardım etmezseniz, Allah
O'na yardım etmiştir. Hani kafirler ikiden biri olarak O'nu
(Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına
şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir."
Böylece Allah O'na 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti,
O'nu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkar edenlerin
de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın
kelimesi, yüce olandır. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve
hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 40)
Peygamberler, Kuran'da Allah'a karşı her şartta
korudukları içli yakınlıkları ile örnek gösterilmişlerdir:
Andolsun sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü
umanlar ve Allah'ı çokca zikredenler için Allah'ın Resulünde
güzel örnekler vardır. (Ahzab Suresi, 21)
İstekleri katıksızca Allah'tandır. Kendilerine
peygamberlik görevinin verilmesinden itibaren tek çabaları
verilen bu görevi yerine getirmek ve kavimlerini Allah'a çağırmak
olmuştur. İstekleri de elbette ki amaçları ile doğru orantılı
olmuştur. İçli, katıksız, yakın ve samimi duanın örneklerini
işte bu nedenle peygamberlerde oldukça net bir biçimde görebiliriz.
Bu nedenle kitabın bundan sonraki kısmında Kuran'da
öğretilen peygamber dualarını inceleyeceğiz.
Hz. Nuh'un Duaları
Kuran'da, yıllar boyunca, örnek bir kararlılıkla
kavmini tevhid dinine çağıran Hz. Nuh'un sabrından övgü ile
bahsedilir. Hz. Nuh kendisine ve yanındaki müminlere düşmanlık
gösteren kavmine karşı kararlılıkla mücadele etmiştir. Hz.
Nuh'un içinde bulunduğu her türlü durumda Allah'a yönelmesi,
O'nun yardımını umarak samimiyetle dua etmesi ise müminler
için büyük bir örnektir. Hz. Nuh içinde bulunduğu durumu Allah'a
söylemiş ve şöyle dua etmiştir:
Sonunda Rabbine dua etti: "Gerçekten ben, yenik
düşmüş durumdayım. Artık Sen (bu kafir toplumdan) intikam
al." (Kamer Suresi, 10)
Başka bir surede Hz. Nuh'un Allah'a duası şu
şekilde haber verilir:
Nuh: "Rabbim, yeryüzünde kafirlerden yurt edinen
hiç kimseyi bırakma." dedi. "Çünkü Sen onları bırakacak olursan,
Senin kullarını şaşırtıp-saptırırlar ve onlar, kötülükte sınırı
aşan (facir'den) kafirden başkasını doğurmazlar. Rabbim, beni,
annemi, babamı, mü'min olarak evime gireni, iman eden erkekleri
ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlere yıkımdan başkasını
arttırma." (Nuh Suresi, 26-28)
Allah, Hz. Nuh'un bu duasını kabul etmiş ve ileride
kopacak olan Tufan'a hazırlık yapmasını emretmiştir. Hz. Nuh
yakında herhangi bir deniz veya göl olmamasına rağmen Allah'ın
emri üzerine büyük bir gemi yapmaya başlamıştır. Geminin yapımı
sırasında kavmi ise kendisi ile alay etmeye devam etmiştir.
Bu olay Kuran'da şöyle haber verilir:
Gemiyi yapıyordu. Kavminin ileri gelenleri kendisine
her uğradığında O'nunla alay ediyordu. O: "Eğer bizimle alay
ederseniz, alay ettiğiniz gibi biz de sizlerle alay edeceğiz"
dedi. (Hud Suresi, 38)
Ancak Hz. Nuh kavminin tüm baskısına rağmen,
Allah'ın emri gereği gemiyi hazırlamaktadır. Ve sonunda Allah'ın
vaadi gelir ve tufan patlak verir:
Biz de 'bardaktan boşanırcasına akan' bir su
ile göğün kapılarını açtık. Yeri de 'coşkun kaynaklar' halinde
fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı (hükmümüzü
gerçekleştirmek üzere) birleşti. Ve onu da tahtalar ve çiviler(le
inşa edilmiş gemi) üzerinde taşıdık. (Kamer Suresi, 11-13)
Tufan sırasında boğulanlardan birisi de Hz. Nuh'un
oğludur. Hz. Nuh tufandan önce oğlunu gemiye çağırır ancak
oğlu babasının bu çağrısını kabul etmez. (Hud Suresi, 43)
Kuran'da Hz. Nuh'un, oğlunun ölümü üzerine Allah'a şu şekilde
seslendiği haber verilmektedir:
Nuh Rabbine seslendi: Dedi ki: "Rabbim, şüphesiz
benim oğlum ailemdendir ve Senin va'din de doğrusu haktır.
Sen hakimler hakimisin." Dedi ki: "Ey Nuh, kesinlikle o senin
ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş (yapmıştır).
Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten
ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum." (Hud
Suresi, 45-46)
Hz. Nuh kavminin helak edilmesi için dua ederken
"mümin olarak evine girenlerin" korunmasını istemiştir. Oysa
Nuh'un oğlu iman etmemiştir. Kuran'da Hz. Nuh'un Allah'a kendisini
affetmesi için şöyle dua ettiği bildirilir:
Dedi ki: "Rabbim, bilgim olmayan şeyi Senden
istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni
esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum." (Hud Suresi,
47)
Hz. İbrahim'in Duaları
Günümüzde milyonlarca insanın hac görevini yerine
getirmek için ziyaret ettiği Kabe'yi inşa eden Hz. İbrahim,
Kuran'da, "tek başına bir ümmet" olarak tanıtılmaktadır. O
ve oğlu Hz. İsmail, bundan binlerce yıl önce, Allah'ın vahyi
doğrultusunda insanların toplanacakları ve O'nu zikredecekleri,
yılın belirli zamanlarında oraya hacca gelecekleri bir ev
inşa etmişlerdir. Bu evin Kuran'daki adı Kabe'dir. İkisi bunu
bir ibadet olarak yapmış, ve sonrasında şöyle dua etmişlerdir:
İbrahim, İsmail'le birlikte Evin (Ka'be'nin)
sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti): "Rabbimiz
bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin".
(Bakara Suresi, 127)
Kabe'nin inşa edildiği yer zamanla gelişecek
ve bugün Mekke olarak isimlendirdiğimiz şehir halini alacaktır.
Hz. İbrahim burası için Allah'a şöyle dua etmiştir:
Hani İbrahim: "Rabbim, bu şehri bir güvenlik
yeri kıl ve halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları
ürünlerle rızıklandır" demişti de (Allah: "Sadece inananları
değil) inkâr edeni de az bir süre yararlandırır, sonra onu
ateşin azabına uğratırım; ne kötü bir dönüştür o"demişti.
(Bakara Suresi, 126)
Hz. İbrahim ve oğlu İsmail dualarında sadece
kendi yaşadıkları dönem için değil, kendilerinden sonra gelecek
olan kuşaklar için de bazı isteklerde bulunmuşlardır:
Rabbimiz, ikimizi Sana teslim olmuş (Müslümanlar)
kıl ve soyumuzdan Sana teslim olmuş (Müslüman) bir ümmet (ver).
Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi
kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin.
Rabbimiz, içlerinden onlara bir elçi gönder, onlara ayetlerini
okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz,
Sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin. (Bakara
Suresi, 128-129)
Hz. İbrahim'in bir başka duasında, Allah'a yakınlaşma
yolları aradığı şöyle haber verilmektedir:
Hani İbrahim: "Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini
göster" demişti. (Allah ona:) "İnanmıyor musun?" deyince,
"Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması için" dedi.
"Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır, sonra onları
(parçalayıp) her bir parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra
da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah,
üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (Bakara
Suresi, 260)
Ayetten de açıkça anlaşıldığı gibi İbrahim Peygamberin
Allah'tan ölüleri nasıl dirilttiğini göstermesini istemesi,
inancındaki bir zayıflıktan dolayı değildi. Aksine iman etmişti,
ama iman ettiği gerçeği tam anlamıyla kavramak istiyordu.
O, son derece samimi ve içten bir biçimde Allah'ın bir mucizesine
tanık olmayı istemiş, Allah bu samimi duaya icabet etmişti.
Hz. İbrahim'in babası bir putperestti. O, babasına
dini tebliğ etmiş ancak babası iman etmeyi kabul etmemişti.
İbrahim Peygamber ise babası için Allah'tan bağışlanma dilemişti:
(İbrahim:) "Selam üzerine olsun, senin için Rabbimden
bağışlanma dileyeceğim, çünkü, O, bana pek lütufkardır" dedi.
Sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum
ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua etmekle mutsuz
olmayacağım." (Meryem Suresi, 47-48)
Hz. İbrahim'in, babası bir mümin olmadığı halde
onun için Allah'a dua etmesinin gerçek nedeni de Kuran ayetlerinde
şöyle haber verilmektedir:
Kendilerine onların gerçekten çılgın ateşin arkadaşları
oldukları açıklandıktan sonra -yakınları dahi olsa- müşrikler
için bağışlanma dilemeleri Peygambere ve iman edenlere yaraşmaz.
İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği
bir söz dolayısıyla idi. Kendisine, onun gerçekten Allah'a
düşman olduğu açıklanınca ondan uzaklaştı. Doğrusu İbrahim,
çok duygulu, yumuşak huyluydu. (Tevbe Suresi, 113-114)
Bugün milyonlarca insanın ziyaret ettiği Mescid-i
Haram'a yani Kabe'ye ilk yerleşen Hz. İbrahim, duasının devamında
oğulları İsmail, İshak ve tüm müminler için şu isteklerde
bulunmuştu:
Rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını
Beyt-i Haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim;
Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım), böylelikle
Sen, insanların bir kısmının kalblerini onlara ilgi duyar
kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler.
Rabbimiz, şüphesiz Sen, bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa
vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'a
gizli kalmaz. Hamd, Allah'a aittir ki, O, bana ihtiyarlığa
rağmen İsmail'i ve İshak'ı armağan etti. Şüphesiz Rabbim,
gerçekten duayı işitendir. Rabbim, beni namazı(nda) sürekli
kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul buyur. Rabbimiz,
hesabın yapılacağı gün, beni, anne-babamı ve mü'minleri bağışla.
(İbrahim Suresi, 37-41)
Görüldüğü gibi Hz. İbrahim duasında hem Allah'ın
sıfatlarını saymakta, hem de O'na şükretmektedir. O'ndan istediği
şeyler de, kendisini O'na yakınlaştıracak, ahirette bağışlanmasına
vesile olacak isteklerdir.
Hz. Lut'un Duaları
Kuran'da "hüküm ve ilim" verilen peygamber olarak
bahsedilen Hz. Lut, Nuh Peygamber gibi kavmine uzun yıllar
boyunca hak dini tebliğ etmiştir. Ancak Allah'ın sınırlarını
çiğneyerek eşcinsel ilişkilerde bulunan kavminin Hz. Lut'a
cevabı hep olumsuz olmuştur:
Hani Lut da kavmine şöyle demişti: "Sizden önce
alemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayasız-çirkinliği mi yapıyorsunuz?
Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz.
Doğrusu siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz. Kavminin
cevabı: "Yurdunuzdan sürüp çıkarın bunları, çünkü bunlar çokça
temizlenen insanlarmış!" demekten başka olmadı. (A'raf Suresi,
80-82)
Lut Kavmi, Allah'ın elçisini tanımamakla kalmayıp,
ona karşı açıkça meydan okumuştu. Hz. Lut ise kavmini uzun
bir zaman tevhid dinine çağırdı, herhangi bir olumlu cevap
alamayınca Allah'a şöyle dua etti:
Dedi ki: "Rabbim, fesat çıkaran (bu) kavme karşı
bana yardım et." (Ankebut Suresi, 30)
Hz. Lut'un duasını Allah kabul etti ve Allah'ın
elçisine başkaldıran Lut Kavmi helak oldu:
Şüphesiz Biz, fasıklık yapmalarından dolayı,
bu ülke halkının üstüne gökten iğrenç bir azab indireceğiz.
Andolsun, Biz akledebilecek bir kavim için orada apaçık bir
ayet bırakmışızdır. (Ankebut Suresi, 34-35)
Bu örnekte gördüğümüz gibi dua, sadece insanların
iyiliği, dünya ve ahiret saadeti için olmayabilir. Allah'ın
sınırlarını çiğneyen, müminlere zulmeden toplulukların helakı
için birçok peygamber dua etmiştir. Hz. Lut'un duası da buna
bir örnektir.
Hz. Eyüp'ün Duaları
Kuran'da dört yerde Hz. Eyüp'ten bahsedilir ve
onun sabrı müminlere örnek olarak gösterilir. Allah'tan vahiy
alan seçilmiş bir kul olan Hz. Eyüp (Nisa Suresi, 163), ciddi
bir hastalığa yakalanarak sıkıntı çekmiştir. Ancak içinde
bulunduğu her türlü ağır şartta daima sabrı ve Allah'a olan
güveni ile öne çıkmıştır. Allah onun bu vasfını tüm müminlere
örnek olarak gösterir:
... Gerçekten, Biz onu sabredici bulduk. O, ne
güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah'a) yönelip-dönen biriydi.
(Sa'd Suresi, 44)
Hz. Eyüp yakalandığı hastalığın yanısıra bir
de şeytanın olumsuz telkini ile karşı karşıya kalmıştı. Ancak
Hz. Eyüp bu sıkıntısını samimi olarak Allah'a açmış ve O'ndan
yardım dileyerek dua etmiştir:
Kulumuz Eyyub'u da hatırla. Hani o: "Herhalde
şeytan, bana kahredici bir acı ve azab dokundurdu" diye Rabbine
seslenmişti. (Sad Suresi, 41)
Bir başka ayette, Hz. Eyüp'ün içli duasından
şöyle söz edilir:
Eyüp de; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: "Şüphesiz
bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin
en merhametli olanısın." (Enbiya Suresi, 83)
Allah elbette bu salih kulunun duasına icabet
etmiştir. Allah'ın Hz. Eyüb'e verdiği cevap ayetlerde şöyle
aktarılır:
Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden
o derdi giderdik; ona Katımız'dan bir rahmet ve ibadet edenler
için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir
katını daha verdik. (Enbiya Suresi, 84)
Allah insanları çok farklı şekillerde imtihan
etmektedir. Allah'ın salih kullarından biri olan Hz. Eyüp
de şiddetli bir sıkıntı ile denenmiştir. Benzer sıkıntılar,
yine dünyadaki imtihan ortamı içinde başka müminlerin başına
da gelebilir. Dolayısıyla bu tür bir durumda kalan bir mümin,
Hz. Eyüp örneğinde olduğu gibi, imtihanın şekli ve süresi
ne olursa olsun Allah'ın insana taşıyamayacağı yükü yüklemeyeceğinin
bilincinde olmalıdır.
Hz. Yusuf'un Duaları
Hz. Yusuf kıssası, dua konusunda müminler için
güzel örneklerle doludur. Hz. Yusuf, karşılaştığı her türlü
sıkıntıya karşı tevekküllü ve teslimiyetli davranmasıyla,
Allah'a olan sadakatiyle, sağlam bir imanın tüm alametlerini
göstermiştir.
Hz. Yusuf'a ve babası Hz. Yakup'a isabet eden
sıkıntılar, küçük yaştaki Hz. Yusuf'un kıskanç kardeşleri
tarafından kuyuya atılıp bir kurt tarafından yenmiş gibi gösterilmesiyle
başlar. Ancak Hz. Yakup, çok sevdiği oğlunun başına gelen
bu olay karşısında Allah'a olan teslimiyetini korur:
Ve üzerine yalandan kan (sürülmüş) ola gömleğini
getirdiler. "Hayır" dedi. Nefsiniz, sizi yanıltıp (böyle)
bir işe sürüklemiş. Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır.
Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza karşı yardım istenecek olan
Allah'tır." (Yusuf Suresi, 18)
Ayetten de anlaşılacağı gibi oğlunun kanlı gömleği
ile karşılaşan Hz. Yakup, gerçek bir mümin tavrı göstererek
yapacağı en doğru davranışın "sabır, tevekkül ve dua" olacağını
söyler. Nitekim kuyuya atılarak ölüme terk edilen Hz. Yusuf,
bir mucize eseri yoldan geçen bir kervan tarafından bulunur.
Onu bulan kafile, onu para karşılığında satmaya karar verir
ve yanlarına alır.
Bunun ardından köle olarak önde gelen bir Mısırlıya
satılan Hz. Yusuf'a, ergenlik çağına geldiğinde Allah
"ilim ve hikmet" (Yusuf Suresi, 22) verir.
O'nu satın alan Mısırlının karısı, ayette bildirildiğine
göre ondan murad almak ister. Bunu kabul etmeyen Hz. Yusuf'u
hapse attırmakla tehdit eder. Bunun üzerine Hz. Yusuf şöyle
dua eder:
(Yusuf) Dedi ki:"Rabbim, zindan, bunların beni
kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Kurdukları
düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir,
(böylece) cahillerden olurum. (Yusuf Suresi, 33)
Ayette görüldüğü gibi Hz. Yusuf, duasında içinde
bulunduğu durumu samimi olarak itiraf etmiştir. Bunun ardından
hapse atılan Hz. Yusuf, zindanda yanındakilere tebliğe başlar:
"Ey zindan arkadaşlarım, birbirinden ayrı (bir
sürü) Rabler mi daha hayırlıdır, yoksa kahhar (kahredici)
olan bir tek Allah mı? Sizin Allah'tan başka taptıklarınız,
Allah'ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği, sizin
ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir.
Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, Kendisi'nden başkasına kulluk
etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak
insanların çoğu bilmezler." (Yusuf Suresi, 39-40)
Yıllar boyu orada kaldıktan sonra, Mısırlı'nın
karısının da Hz. Yusuf'un masum olduğunu söylemesi üzerine
Hz. Yusuf zindandan çıkarılır. (Yusuf Sursi, 51-54)e
Tüm bu sıkıntıların ardından Hz. Yusuf'un duası
kabul edilir ve kuyuya atılma ile başlayan olaylar, ülkenin
iktidarında söz sahibi olmasıyla devam eder:
İşte böylece Biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkan
(iktidar) verdik. Öyle ki, orada (Mısır'da) dilediği yerde
konakladı... (Yusuf Suresi, 56)
Böylece iktidar sahibi olan Hz. Yusuf, kendisini
zindandan çıkararak hazinenin başına geçiren Allah'a şükreder
ve dünyada Müslüman olarak ölmek ve ahirette de salihlerle
birlikte olmak için dua eder:
Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu
yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi)
öğrettin. Göklerin ve yerin Yaratıcısı, dünyada ve ahirette
benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver
ve beni salihlerin arasına kat. (Yusuf Suresi, 101)
Hz. Şuayb'ın Duaları
Medyen ve Eyke halkına peygamber olarak gönderilen
Hz. Şuayb, Allah'ın sınırlarını çiğneyen kavmini imana davet
etmişti. (Araf Suresi, 85)
Medyen halkının Hz. Şuayb'a cevabı Nuh ve Lut
kavimlerinin cevaplarından farklı olmadı. Hz. Şuayb'ın söylediklerini
kabul etmeyen kavim, onu ve diğer müminleri yaşadıkları topraklardan
sürgün etmekle tehdit etti:
Kavminin önde gelenlerinden büyüklük taslayanlar
(müstekbirler) dediler ki: "Ey Şuayb, seni ve seninle birlikte
iman edenleri ya ülkemizden sürüp-çıkaracağız veya mutlaka
bizim dinimize geri döneceksiniz..." (Araf Suresi, 88)
Hz. Şuayb ise, Medyen halkının duyarsızlığı ve
tehditkar tavrı üzerine Allah'a tevekkül ederek O'na dua etti:
Allah bizi ondan kurtardıktan sonra, bizim tekrar
sizin dininize dönmemiz Allah'a karşı yalan yere iftira düzmemiz
olur. Rabbimiz olan Allah'ın dilemesi dışında, ona geri dönmemiz
bizim için olacak iş değildir. Rabbimiz, ilim bakımından herşeyi
kuşatmıştır. Biz Allah'a tevekkül ettik. 'Rabbimiz, bizimle
kavmimiz arasında 'Sen hak ile hüküm ver,' Sen 'hüküm verenlerin'
en hayırlısısın. (A'raf Suresi, 89)
Sonunda Lut ve Nuh kavminin başına gelenler Medyen
halkının da başına geldi. Hz. Şuayb'ın duası üzerine Allah
hükmünü verdi ve Allah'ın elçisini tanımayan kavim helak edildi:
Bunun üzerine onları dayanılmaz bir sarsıntı
tuttu da, kendi yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar.
Şuayb'ı yalanlayanlar, sanki orda 'hiç refah içinde yaşamamışlar'
gibi oldular: Şuayb'ı yalanlayanlar, asıl büyük hüsrana uğradılar.
(Araf Suresi, 91-92)
Hz. Süleyman'ın Duaları
Hz. Süleyman'ın önemli özelliklerinden biri,
büyük bir güç ve iktidara sahip olmasıydı. Ona birçok üstün
yetenekler de verilmişti. Hz. Süleyman'a verilen bu üstün
yetenekler arasında cinleri yönetmek, hatta hayvanlarla konuşmak
da bulunuyordu. Hz. Süleyman'ın hayvanların konuşmalarını
anlaması Kuran ayetlerinde şöyle haber verilir:
Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: "Ey
insanlar, bize kuşların konuşma-dili öğretildi ve bize herşeyden
(bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, apaçık bir üstünlüktür."(Neml
Suresi, 16)
Kendisine verilen üstünlüklerden dolayı Allah'a
şükreden Hz. Süleyman'ın duası ise şöyledir:
"... Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete
şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham
et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat." (Neml Suresi,
19)
Allah Hz. Süleyman'a bazı özel yeteneklerin dışında
büyük maddi imkanlar da sunmuştu. Hz. Süleyman da bu zenginliklere
karşı O'na hep şükretmiş ve şöyle dua etmişti:
Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye
nasib olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz Sen, karşılıksız
armağan edensin. (Sad Suresi, 35)
Daha önceki bölümlerde dua konularının sadece
şahsi ve dünyevi istekler olmaması gerektiği üzerinde durmuştuk.
Hz. Süleyman'ın "hiç kimseye nasip olmayan bir mülk" istemesi
de dünyevi bir istek değil, aslında ahirete yönelik bir istektir.
Nitekim onun "... gerçekten ben mal
sevgisini Allah'ı zikretmekten dolayı tercih ettim..." (Sad
Suresi, 32) dediği ayetlerde bildirilmektedir.
Eğer bir insan elinde bulunan maddi imkanları
Allah rızası için kullanıyor ve bu imkanlar onu Allah'a yakınlaştırıyor,
Allah'ı anmasına vesile oluyorsa, onun dünya nimetlerini istemesi
konusunda sıkıntı duymasına gerek yoktur. Çünkü artık bu nimetler
onu ahirete yakınlaştıracak birer vesile haline gelmiştir.
Hz. Zekeriya'nın Duaları
Kuran'ın üç ayrı suresinde Hz. Zekeriya'nın dualarından
bahsedilir. Yaşı ilerlemiş olan Hz. Zekeriya, kendi ardından
kavmi içinde imanı ayakta tutması için Allah'tan bir varis
istemiştir. Kendisi çocuk sahibi olmak için oldukça yaşlı,
karısı ise kısır olduğu için varisi yoktur ve Allah'a duada
bulunmuştur:
Hani o, Rabbine gizlice seslendiği zaman; Demişti
ki: "Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık
aleviyle tutuştu; ben sana dua etmekle mutsuz olmadım. Doğrusu
ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim
karım da bir kısır (kadın)dır. Artık bana Kendi Katından bir
yardımcı armağan et. Bana mirasçı olsun. Yakup oğullarına
da mirasçı olsun. Rabbim, onu razı olunan kıl." (Meryem Suresi,
3-6)
Orada Zekeriya Rabbine dua etti: "Rabbim, bana
Katından tertemiz bir soy armağan et. Doğrusu Sen, duaları
işitensin" dedi. (Al-i İmran Suresi, 38)
Zekeriya da; hani Rabbine çağrıda bulunmuştu:
"Rabbim, beni yalnız başıma bırakma, Sen mirasçıların en hayırlısısın."
(Enbiya Suresi, 89)
Ayette Hz. Zekeriya'nın Allah'a gizlice seslendiği
bildirilmektedir. Bu, samimiyetin en büyük göstergelerinden
biridir. Nitekim Allah, Kendisi'ne bu tür bir samimiyet içinde
çağrıda bulunan Hz. Zekeriya'nın duasını kabul etmiştir:
Onun duasına icabet ettik, kendisine Yahya'yı
armağan ettik, eşini de doğurmaya elverişli kıldık. Gerçekten
onlar hayırlarda yarışırlardı, umarak ve korkarak Bize dua
ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi. (Enbiya Suresi,
90)
(Allah buyurdu:) "Ey Zekeriya, şüphesiz Biz
seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; Biz bundan
önce ona hiçbir adaş kılmamışız." (Meryem Suresi, 7)
O mihrapta namaz kılarken, melekler ona seslendi:
"Allah, sana Yahya'yı müjdeler. O, Allah'tan olan bir kelimeyi
(İsa'yı) doğrulayan, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamberdir."
(Al-i İmran Suresi, 39)
Ayetlerin devamında bildirildiğine göre, Hz.
Zekeriya Allah'ın duasına karşılık ileri yaşına rağmen kendisine
bir erkek evlat bağışlamasına şaşırır. Kendisine müjdeyi ileten
melek ise O'na Allah'ın kudretini hatırlatır:
Dedi ki: "Rabbim, karım kısır (bir kadın) iken,
benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım."
(Ona gelen melek:) "İşte böyle" dedi. "Rabbin dedi ki: - Bu
Benim için kolaydır, daha önce sen hiçbir şey değil iken,
seni yaratmıştım." (Meryem Suresi, 8-9)
Önceki bölümlerde Allah'ın samimi kullarının
dualarına onlar için en hayırlı olacak şekilde icabet ettiğini
belirtmiştik. Ve Allah'ın içten çağrıda bulunan inananların
tek dostu ve yardımcısı olduğunu da bildirmiştik. Allah, çocuk
sahibi olması imkansız gibi görünen Hz. Zekeriya'ya da, samimi
duasına icabet ederek salih bir oğul armağan etmiştir.
Hz. Yunus'un Duaları
Kuran'da, Hz. Yunus'tan şöyle söz edilir:
Şüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi.
Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı. Böylece kur'aya katılmıştı
da, kaybedenlerden olmuştu. Derken onu balık yutmuştu, oysa
o kınanmıştı. (Saffat Suresi, 139-142)
Hz. Yunus peygamber olarak gönderildiği kavmini
terk etmişti. Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi, binmiş
olduğu gemide yolcular arasında kura çekilmiş ve kura sonucunda
onun denize atılmasına karar verilmişti. Yine Kuran'da bildirildiğine
göre, denize atılan Hz. Yunus, dev bir balık tarafından yutulmuştur.
Balığın karnında iken pişmanlık duyan Hz. Yunus,
Allah'a şöyle dua etmiştir:
Senden başka ilah yoktur, Sen Yücesin, gerçekten
ben zulmedenlerden oldum. (Enbiya Suresi, 87)
Allah ise Hz. Yunus'un samimi duasına karşılık
onu mucizevi bir biçimde kurtarmıştır:
Bunun üzerine duasına icabet ettik ve onu üzüntüden
kurtardık. İşte Biz, iman edenleri böyle kurtarırız. (Enbiya
Suresi, 88)
Hz. Yunus'u Allah daha sonra da itaatli bir kavmin
başına geçirmiştir:
"Onu yüzbin veya (sayısı) daha da artan (bir
topluluk)a (Peygamber olarak) gönderdik. Sonunda ona iman
ettiler, Biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık." (Saffat
Suresi, 147-148)
Daha önceki bölümlerde Allah'ın bir duayı kabul
ederken bunu belli sebeplere bağladığını, ancak dilerse sebepsiz
de istenilen şeyi gerçekleştirebileceğini ve bunun göklerin
ve yerin Rabbi olan Allah için son derece kolay olduğunu söylemiştik.
Allah Hz. Yunus'un duasını kabul ederken de her türlü zor
görünen şartı ortadan kaldırmış ve Hz. Yunus'u balığın karnından
kurtarmıştır. Bu, insanın hiçbir zaman Allah'ın rahmetinden
umut kesmemesi ve hep O'na dua etmesi gerektiğinin çarpıcı
delillerinden biridir. İnsan Rabbimize içten yöneldiği müddetçe,
kesin bir karşılık görecektir.
Hz. İsa'nın Duaları
Kuran'da, Hz. İsa'dan söz edilirken şöyle denir:
"... Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada
ve ahirette 'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın
kılınanlardandır.." (Al-i İmran Suresi, 45)
Kuran'da havarilerinin Hz. İsa'dan Allah'a dua
etmesini ve gökten bir sofra talep indirilmesini istedikleri
haber verilir. "Sofra" anlamına gelen Maide Suresi'nde anlatılan
bu olay şöyledir:
Havariler: "Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten
bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi. O da: "Eğer inanmışlarsanız
Allah'tan korkup-sakının" demişti. (Bu sefer Havariler:) "Ondan
yemek istiyoruz, kalplerimiz tatmin olsun, senin de gerçekten
bize doğru söylediğini bilelim ve buna şahidlerden olalım"
demişlerdi. (Maide Suresi, 112-113)
Havarilerin bu isteklerinin altında olağanüstü
bir olay görmek isteği yatıyordu. Hz. İsa, bu mucize isteğinin
yersiz olduğunu belirtmesine rağmen, havariler gökten sofra
inerse kalplerinin daha da tatmin olacağını söyleyerek ısrar
ettiler. Hz. İsa ise, havarilerin bu istekleri üzerine Allah'a
dua ederken, Kuran'daki birçok dua örneğinde olduğu gibi Allah'ı
sıfatlarıyla andı. Kuran'da, Hz. İsa'nın bu duasından şöyle
söz edilir:
Meryem oğlu İsa: "Allah'ım, Rabbimiz, bize gökten
bir sofra indir, öncemiz ve sonramız için bir bayram ve Senden
de bir belge olsun. Bizi rızıklandır, Sen rızık vericilerin
en hayırlısısın" demişti. (Maide Suresi, 114)
Allah Hz. İsa'nın duasını kabul etti ve şöyle
buyurdu:
Allah demişti ki: "Şüphesiz ben bunu size indireceğim.
Artık bundan sonra sizden kim inkâr ederse, ben onu gerçekten
alemlerden hiç kimseyi azablandırmayacağım bir azabla azablandıracağım."
(Maide Suresi, 115)
Hz. İsa'nın Maide Suresi'ndeki ikinci duası ise,
havarilerin korunup gözetlenmesi ve bağışlanması konusundaydı:
Allah: "Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni
ve anneni Allah'ı bırakarak iki ilah edinin, diye sen mi söyledin?"
dediğinde (İsa şöyle dedi); "Seni tenzih ederim, hakkım olmayan
bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka
Sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sende
olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sensin
Sen."
"Ben onlara bana emrettiklerinin dışında
hiçbir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) 'Benim de Rabbim, sizin
de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' Onların içinde kaldığım
sürece, ben onların üzerinde bir şahidim. Benim (dünya) hayatıma
son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici Sendin. Sen herşeyin
üzerine şahid olansın." Eğer onları azablandırırsan, şüphesiz
onlar Senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan, şüphesiz
aziz olan, hakim olan Sensin Sen." (Maide Suresi, 116-118)
Kuran'da Hz. Muhammed (sav)'in Duaları
Kuran'da "Şüphesiz sen,
pek büyük bir ahlak üzerindesin" (Kalem Suresi, 4)
ayetiyle tanıtılan son peygamber Hz. Muhammed (sav), gecenin
bir bölümünü dua, zikir ve ibadetle geçiriyordu. Bir ayette
bundan şöyle söz edilir:
Gerçekten Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden
biraz eksiğinde, yarısında ve üçte birinde kalktığını bilir;
seninle birlikte olanlardan bir topluluğun da. Geceyi ve gündüzü
Allah takdir eder. Sizin bunu sayamayacağınızı bildi, böylece
tevbenizi kabul etti... (Müzemmil Suresi, 20)
Kuran'da Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in
müminlere karşı ne kadar düşkün ve şefkatli olduğu anlatılır
ve onlar için bağışlanma dilemesi emredilir:
Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak
davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden
dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma
dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen
artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri
sever. (Al-i İmran Suresi, 159)
Kuran'da daha birçok ayette kutlu Peygamberimiz
(sav)'in dualarından bahsedilmektedir. Dualarda Allah'ı sıfatları
ile birlikte anmanın en güzel örneklerini Peygamberimiz Hz.
Muhammed'in dualarında görebiliriz. Bunlardan bir tanesi şöyledir:
De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine
mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini
aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir.
Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin." (Al-i İmran Suresi,
26)
Tüm peygamberler gibi Hz. Muhammed (sav) de gönderildiği
kavmin ileri gelenleri tarafından tehdit edilmiş ve zaman
zaman şeytanın olumsuz telkinleri ile karşı karşıya kalmıştır.
Böyle durumlarda Peygamberimiz (sav) Allah'a üzerindeki sıkıntıyı
kaldırması için şöyle yalvarmıştır:
Ve de ki: "Rabbim şeytanın kışkırtmalarından
sana sığınırım. Ve onların benim yanımda bulunmalarından da
Sana sığınırım Rabbim." (Müminun Suresi, 97-98)
Müminun Suresi'nin son ayetinde ise Peygamberimiz
(sav)'in bir duası şöyle aktarılır:
Ve de ki: "Rabbim bağışla ve merhamet et, Sen
merhamet edenlerin en hayırlısısın." (Müminun Suresi, 118)
Hz. Musa'nın Duaları
İsrailoğulları'na elçi olarak gönderilen Hz.
Musa, Firavun'un zulmünden kurtulması için, henüz bebek iken
annesine gelen vahy üzerine bir nehre bırakılmıştı. Firavun
ve ailesi nehirde buldukları Hz. Musa'yı evlat edindiler.
(Kasas Suresi, 7-8) Hz. Musa'ya Firavun'un sarayında ergenlik
çağına geldiğinde diğer peygamberler gibi Allah'tan "ilim
ve hikmet" verildi. (Kasas Suresi, 14)
Kuran'da Hz. Musa'nın Allah'a yönelerek dua etmesine
neden olan bir olay şöyle anlatılır:
(Musa) Halkının haberi olmadığı bir zamanda şehre
girdi, orda kavga etmekte olan iki adam buldu; bu kendi taraftarlarından,
şu da düşmanlarından. Derken taraftarlarından olan, düşmanlarından
olana karşı ondan yardım istedi. Bunun üzerine ona bir yumruk
attı ve işini bitiriverdi. (Sonra da:) "Bu şeytanın işindendir;
o, gerçekten açıkça saptırıcı bir düşmandır" dedi. (Kasas
Suresi, 15)
Ayette anlatılan olay sonucunda Hz. Musa Allah'tan
bağışlanma diledi ve bir daha suçlu ve günahkarlara destek
olmayacağına dair Allah'a söz verdi:
Dedi ki: "Rabbim, gerçekten, ben kendi nefsime
zulmettim, artık beni bağışla." Böylece (Allah) onu bağışladı.
Şüphesiz. O, bağışlayandır, esirgeyendir. Dedi ki: "Rabbim,
bana verdiğin nimetler adına, artık suçlu günahkarlara destekçi
olmayacağım." (Kasas Suresi, 16-17)
Söz konusu olayın duyulması üzerine, bulunduğu
şehrin önde gelenleri Hz. Musa'yı yakalayarak öldürmeyi planladılar.
Bunu öğrenince Hz. Musa yine Allah'a dua etti:
Böylece oradan korku içinde (çevreyi) gözetleyerek
çıkıp gitti: "Rabbim, zalimler topluluğundan beni kurtar"
dedi. (Kasas Suresi, 21)
Hz. Musa'nın duası kabul edildi ve Allah'ın yönlendirmesiyle
Firavun'un şehrinden ayrılarak daha güvenli bir yere gitmek
üzere yola koyuldu. Bu sırada da sürekli Allah'a yönelmiş,
hep O'na dua etmişti:
Medyen'e doğru yöneldiğinde de: "Umarım Rabbim,
beni doğru bir yola yöneltip iletir" dedi. Medyen suyuna vardığı
zaman, su almakta olan bir insan topluluğu buldu. Onların
gerisinde de (hayvanları su başına götürmekten çekinen) iki
kadın buldu. Dedi ki: "Bu durumunuz ne?" "Çobanlar sürülerini
sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız; babamız, yaşı ilerlemiş
bir ihtiyardır." dediler. Hemencecik onların sürülerini suladı,
sonra yine gölgeye çekilerek dedi ki: "Rabbim, doğrusu bana
indirdiğin her hayra muhtacım." Çok geçmeden, o iki (kadın)dan
biri, (utana utana) yürüyerek ona geldi. "Babam, bizim için
sürüleri sulamana karşılık sana mükafaat vermek üzere seni
davet etmektedir." dedi. Bunun üzerine ona gelip de olup bitenleri
anlatınca o: "Korkma" dedi. "Zalimler topluluğundan kurtulmuş
oldun." (Kasas Suresi, 22-25)
Bu olayların ardından Hz. Musa Medyen'de yerleşti.
Ardından geçen 8-10 yıldan sonra ailesiyle birlikte Medyen'den
ayrıldı. Yolda Tuva Vadisi denilen yere geldiğinde ilk vahyi
alacaktı. Allah ona Firavun'a gitmesini ve kendisine dini
tebliğ etmesini emretti. Hz. Musa'nın Kasas Suresi'nde Allah'a
bu konuda şöyle dua ettiği bildirilir:
Dedi ki: "Rabbim, gerçekten onlardan bir kişi
öldürdüm, beni öldürmelerinden korkuyorum. Ve kardeşim Harun;
dil bakımından o benden daha düzgün konuşmaktadır, onu da
benimle birlikte bir yardımcı olarak gönder, beni doğrulasın.
Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum." (Kasas Suresi,
33-34)
Kuran'da bildirildiğine göre Hz. Musa içinde
duyduğu heyecanın tebliğ görevini yerine getirmesine engel
olmasından çekinmişti. Bunun için de Allah'a dua etti:
Dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç. Bana işimi
kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz; ki söyleyeceklerimi kavrasınlar.
Ailemden bana bir yardımcı kıl, kardeşim Harun'u. Onunla arkamı
kuvvetlendir. Onu işimde ortak kıl, Böylece Seni çok tesbih
edelim. Ve Seni çok zikredelim. Şüphesiz Sen bizi görüyorsun."
(Taha Suresi, 25-35)
Hz. Musa'nın bu samimi duasına karşılık Allah
onu ve kardeşini özel bir koruma altına aldığını şöyle bildirmiştir:
(Allah) Dedi ki: "Pazunu kardeşinle pekiştirip
güçlendireceğiz; sizin ikinize de öyle bir 'güç ve yetki'
vereceğiz ki, ayetlerimiz sayesinde size erişemeyecekler.
Siz ve size uyanlar galip olanlarsınız." (Kasas Suresi, 35)
Hz. Musa'nın Firavun'a göstermiş olduğu mucizeler,
Firavun'un yanındaki bazı kişilerin iman etmesine vesile olurken,
Firavun ve kavminin büyük kısmı Allah'a karşı büyüklenmekte
ısrar ediyorlardı. Bunun üzerine Hz. Musa'nın Allah'a şöyle
dua ettiği Kuran'da bildirilir:
Musa dedi ki: "Rabbimiz, şüphesiz Sen, Firavun'a
ve önde gelen çevresine dünya hayatında bir çekicilik (güç,
ihtişam) ve mallar verdin. Rabbimiz, Senin yolundan saptırmaları
için (mi?) Rabbimiz, mallarını yerin dibine geçir ve onların
kalblerinin üzerini şiddetle bağla; onlar acı azabı görecekleri
zamana kadar iman etmeyecekler." Allah, Hz. Musa'nın duasına
şöyle karşılık verdi: "İkinizin duası kabul olundu. Öyleyse
dosdoğru yolda devam edin ve bilgisizlerin yoluna uymayın."
(Yunus Suresi, 88-89)
Hz. Musa'nın yukarıdaki duasının ardından Firavun
ve tüm inkarcı çevresi helak edilmiş ve İsrailoğulları Mısır'dan
ayrılmışlardır. Mısır'dan çıkmalarından bir süre sonra, Hz.
Musa kardeşi Hz. Harun'u yerine bırakarak, kırk günlüğüne
Tur Dağı'na çıktı. Burada kendisine vahyin gelmesini bekledi.
(A'raf Suresi, 142) Vahy gelince de Allah'a şöyle dua etti:
"... Rabbim, bana göster, Seni göreyim"... (A'raf
Suresi, 143)
Allah, Hz. Musa'nın bu isteğine şöyle karşılık
verdi:
... (Allah:) "Beni asla göremezsin, ama şu dağa
bak; eğer o yerinde karar kılabilirse, sen de Beni göreceksin."
Rabbi dağa tecelli edince, onu paramparça etti. Musa bayılarak
yere düştü. Kendine geldiğinde: "Sen ne Yücesin (Rabbim).
Sana tevbe ettim ve ben iman edenlerin ilkiyim" dedi. "Ey
Musa" dedi. "Sana verdiğim risaletimle ve seninle konuşmamla
seni insanlar üzerinde seçkin kıldım. Sana verdiklerimi al
ve şükredenlerden ol." (Araf Suresi, 143-144)
Hz. Musa Tur Dağı'na giderken kavminden sorumlu
olarak kardeşi Hz. Harun'u bırakmıştı. Ancak kavmi Hz. Musa'nın
gidişi ile birlikte gevşeklik göstererek Mısır'daki putperest
inanışlara dönüş yaptılar. Kendilerine bir buzağı heykeli
yaptılar ve ona tapındılar. Hz. Musa kavminin buzağıya tapması
üzerine aralarından müminleri ayırarak Allah'ın daha önceden
vahyettiği buluşma yerine doğru yola çıktı. Ancak buluşma
yerine gelmeden bunları da ayetin ifadesiyle "dayanılmaz bir
sarsıntı" tutunca, Allah'tan kendisi ve yanındaki müminler
için bağışlanma diledi:
... Dedi ki: "Rabbim, eğer dileseydin, onları
ve beni daha önceden helâk ederdin. (Şimdi) İçimizdeki beyinsizlerin
yaptıklarından dolayı bizi helak edecek misin? O da Senin
denemenden başkası değildir. Onunla Sen dilediğini saptırır,
dilediğini hidayete erdirirsin. Bizim velimiz Sensin. Öyleyse
bizi bağışla, bizi esirge; Sen bağışlayanların en hayırlısısın."
Bize bu dünyada da, ahirette de iyilik yaz, şüphesiz ki biz
Sana yöneldik. Dedi ki: "Azabımı dilediğime isabet ettiririm,
rahmetim ise herşeyi kuşatmıştır; onu korkup-sakınanlara,
zekatı verenlere ve Bizim ayetlerimize iman edenlere yazacağım."
(A'raf Suresi, 155-156)
Kuran'da Hz. Musa ile ilgili olarak anlatılanlara
baktığımızda, Hz. Musa'nın dualarında en çok dikkat çeken
noktalardan birinin, onun içten samimiyeti ve açıksözlülüğü
olduğunu görürüz. Allah'a samimi bir biçimde dua etmiş ve
O'ndan yardım dilemiştir. Allah, Hz. Musa'yı zamanla ve olaylarla
eğiterek büyük güç sahibi bir peygamber haline getirmiştir.
Yani, önceden de vurguladığımız gibi, duanın
en önemli şartlarından biri samimiyetle ve içtenlikle yapılmasıdır.
İnsanı bu noktada yanıltabilecek engellerden biri, Allah'a
karşı utanarak O'na bazı günah ya da kusurları itiraf etmeme
eğilimidir. Bazı insanlar bu eğilimin etkisiyle Allah'a dua
ederken çok "resmi" bir ruh hali içinde olurlar ve belki utanma
duygusundan belki de kibirlerinden dolayı Allah'a herşeylerini
açmazlar. Oysa Allah bizim her türlü kusurumuzu, yaptığımız,
hatta aklımızdan geçen her türlü yanlış ve anormal fiil ya
da düşünceyi zaten bilmektir.
O halde yapılması gereken şey,
açıksözlülükle ve samimiyetle Allah'a yönelip her sırrımızı
O'na açmaktır. Allah'a karşı duyulması gereken içli korku,
Allah ile kulu arasına "resmiyet" sokacak bir engel değil,
kulunu Allah'a teslimiyetli ve samimi bir biçimde yakınlaştıracak
bir teşviktir.
|