| PEYGAMBERİMİZ
(SAV)'İN ÜSTÜN KİŞİLİGİ
ALLAH'IN BİR MUCİZESİDİR
eygamberimiz
Hz. Muhammed (sav) Rabbimiz Katında şerefli ve büyük
makamı olan, mübarek bir insandır. Allah'ın alemlere
üstün kılarak, kendisine itaat edilmesi için gönderdiği
Peygamber Efendimiz (sav) insanların en güveniliri,
dürüstlük örneği olup pek üstün bir ahlakın sahibidir.
O, Allah'ın, takvası, üstün ahlakı, güzel huyuyla bütün
insanlara örnek gösterdiği kutlu elçisidir. İnsanların
mürşididir (ıslah edip yol gösteren). Yaşamı boyunca
şefkatiyle, nezaketiyle, ince düşünceli, anlayışlı,
tevekküllü, kararlı ve sabırlı tutumuyla tüm Müslümanlara
yol göstermiştir. Peygamberimiz (sav) kendisinden sonraki
bütün Müslüman alemine örnek olmuş çok hayırlı bir insandır.

Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz
O'nun gücüne giden, size pek düşkün, mü'minlere
şefkatli ve esirgeyici
olan bir elçi gelmiştir.
(Tevbe Suresi, 128)
|
Hz. Ali'nin torunlarından İbrahim b. Muhammed Peygamberimiz
(sav)'i anlatırken şöyle rivayet etmiştir:
Dedem Hz. Ali, Peygamber Efendimiz
(sav)'i anlatırken Onu şöyle tavsif (vasıflandırırdı)
ederdi:
...O, insanların en cömert gönüllüsü, en doğru
sözlüsü, en mülayim ahlaklısı ve en arkadaş canlısı
idi. Kendilerini ansızın görenler, O'nun heybeti karşısında
çok şiddetli heyecanlanırlar; üstün vasıflarını bilerek
sohbetinde bulunanlar ise, O'nu herşeyden çok severlerdi.
O'nun üstünlüklerini ve güzelliklerini tanıtmaya çalışan
kimse; Ben, gerek ondan önce, gerek ondan sonra, onun
gibi birisini görmedim, demek suretiyle, O'nu tanıtma
hususundaki aczini ve yetersizliğini itiraf ederdi.
Allah'ın salat (Peygamberimiz (sav)'e yapılan dua,
istiğfar, rahmet, namaz) ve selamı O'nun üzerine olsun.16
Peygamberimiz (sav) yaşadığı toplum içinde el-emin
(güvenilir) diye ünlenmiş, dürüstlüğü ve güvenilirliği
üzerinde herkes ittifak etmiştir. Zaten Peygamber Efendimiz
(sav)'in yüzü, her görenin dürüstlüğüne kesin kanaat
getireceği gibi nurlu ve asildi. Vicdanının sesini dinleyerek,
onunla konuşan, onun sohbetine katılan kim olursa olsun
ondaki olağanüstülüğü anlamış, Peygamberliğine dair
pek çok açık delil görmüştür. Aklı ve feraseti, sahip
olduğu yüksek karakteri, kavmindeki müşriklerin bile
aralarındaki anlaşmazlıklarını çözmesi için kendisine
başvurmalarına sebep olmuştur.
Sahabelerin sürekli şahit oldukları Peygamberimiz (sav)'in
sahip olduğu üstün ahlak ve meziyetleri hakkında İbn-i
Sad, İbn-i Asakir Davud b. Husayn'dan şu bilgileri nakletmiştir:
Allah Resulü, halkı arasında
dürüstlük bakımından en üstünü, ahlak yönünden en
güzeli, sosyallik yönünden en mükemmeli, komşuluk
bakımından en cömerdi, yumuşaklık ve emanet bakımından
en ilerisi, sözce en doğrusu, hayaya ve terbiyeye
en çok önem veren olarak büyümüştür. Herkesle gayet
iyi geçinmiştir. Bu sebeple O'na "el-Emin=Son derece
doğru ve güvenilir" demişlerdir.17

Gerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir
vardır. Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak
üzerindesin.
(Kalem Suresi, 3-4)
|
İbn-i Sad, Rabi b. Hasyem'den de şöyle nakletmiştir:
İslam'dan önce cahiliye devrinde
herkes -anlaşmazlıklarını çözmesi için- Allah Resulü'ne
başvururdu.18

Hacer-i Esved taşı
|
Yakub b. Süfyan ve Beyhaki, İbn-i Şihab'dan şunu naklettiler:
Kureyşliler Kabe'yi yeniden inşa
ettikleri zaman, Hacer-i Esved'i yerine koymak hususunda
ihtilafa düştüler. Her kabile kendisi koymak istedi.
Sonra şöyle dediler: Şu yoldan ilk kim gelirse, onu
aramızda hakem tayin edelim. İlk gelen, o zaman henüz
delikanlı olan Hz. Muhammed (sav) oldu. (Güvenilir siyer
(Peygamberimiz (sav)'in ahlakı ve hayatını anlatan eserler)
kaynaklarına göre yaşı otuz beş idi.) O'nu hakem yaptılar.
O da "Bir yaygı getirin" dedi. Yaygı getirildi. "Şimdi
taşı hep beraber ona koyun" dedi. Taş yaygıya konunca,
"Haydi her kabilenin büyüğü gelsin ve yaygının bir ucundan
tutsun" dedi. Bunun üzerine her kabileden biri gelip
yaygının birer ucundan tuttu. Taşı bu şekilde yerine
götürdüler. O da üste çıkıp onlardan aldığı taşı yerine
yerleştirdi. Büyüdükçe herkesin saygı ve sevgisini çekti.
Doğruluğu ile ün yaptığı için de kendisine "el-Emin=son
derece güvenilir kişi" adını koydular. Bunlar, henüz
kendisine vahiy gelmeden önceydi."19
Peygamberimiz (sav) hayatı boyunca insanlara hidayet
rehberi olmuş, sahabeleri eğitmiş, müşriklerle de sürekli
konuşarak onları doğru yola yöneltmek için mücadele
etmiştir. Peygamberimiz (sav)'in eğitimi sonucunda çöl
ortamında yaşayan, cahiliye ahlakına sahip insanlar,
imanın nuruyla pırıl pırıl, güzel ahlaklı insanlar haline
gelmişlerdir. Bu büyük bir mucizedir. Peygamberimiz
(sav)'in üstün ahlakının yanı sıra hayatında da bu şekilde
pek çok mucizevi özellik tecelli etmiştir. Bu mucizelere
gerek sahabeler gerekse iman etmeyenlerden pek çok kimse
bizzat şahit olmuşlardır. Peygamberimiz (sav)'in her
biri bir diğerinden önemli olan mucizeleri vicdan sahibi
tüm insanlar için hak delil niteliğindedir, iman ve
hidayet vesilesidir.

Ve derlerdi ki: "Biz, ünlenmiş bir şair
için ilahlarımızı terk mi edeceğiz?" Hayır,
o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de
doğrulamıştı.
(Saffat Suresi, 36-37)
|
23 sene fiili olarak mücadele içinde olmasına, zorlu savaşlara
girmesine, karşısında küfrün en azgın ve öfkeli insanları
bulunmasına ve her zaman en ön saflarda mücadele etmesine
rağmen kendisine hiçbir şey olmaması ve öldürülememesi
de Peygamberimiz (sav)'in mucizelerindendir. Çok yiğit
bir insan olan Peygamberimiz (sav)'in olağanüstü kararlılığı
da onunla beraber olan her Müslümanın şevkini artırmıştır.
Düşmanlarının kalplerine Allah'ın korku salması ve her
koşulda onu iman etmeyenlere karşı galip getirmesi de
Peygamberimiz (sav)'in mucizelerindendir. Allah savaşlarda
melekleriyle ve görünmez ordularla kendisine yardım etmiş,
böylece Hz. Muhammed (sav) kendi ordusundan sayıca çok
daha güçlü olan düşman ordularını darmadağın etmiştir.
Ayetlerde bu mucizevi durum şöyle haber verilir:
Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız
ve onlar da aniden üstünüze çullanıverirlerse, Rabbiniz
size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır.
Allah bunu (yardımı) size ancak bir müjde olsun ve
kalpleriniz bununla tatmin bulsun diye yaptı. 'Yardım
ve zafer' (nusret) ancak üstün ve güçlü, hüküm ve
hikmet sahibi olan Allah'ın Katındandır. (Al-i İmran
Suresi, 125-126)
Peygamberimiz (sav) en mükemmel şekilde İslam dinini
tebliğ etmiş ve bunda çok kararlı davranmıştır; kendisine
büyük eziyetler yapılmasına, din ahlakını anlatmaktan
vazgeçmesi karşılığında kendisine çok fazla imkan sunulmuş
olmasına rağmen teklif edilen herşeyi reddetmiştir.
Allah'ın rızasını, İslam'ın ve Müslümanların menfaatini
daima kararlılıkla üstün tutmuştur. En zorlu gibi gözüken
durumlarda da Allah'ın yardımına kavuşacağını kuvvetle
umut etmiş, Allah'ın, kendisini ve müminleri her zaman
galip getireceğine inanmıştır. Nitekim her zaman Allah'ın
koruması altında olmuş, iman etmeyenlerin azgınlıklarına
ve saldırganlıklarına rağmen hiçbir zarara uğramadan
yaşamıştır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in faziletlerini
Allah, Kuran'da insanlara şöyle bildirmiştir:
Gerçekten senin için kesintisi olmayan
bir ecir vardır. Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak
üzerindesin. (Kalem Suresi, 3-4)
Şüphesiz o (Kur'an), üstün onur sahibi
bir elçinin gerçekten (Allah'tan getirdiği) sözüdür;
(Bu elçi,) Bir güç sahibidir, arşın sahibi Katında
şereflidir. Ona itaat edilir, sonra güvenilirdir.
Sizin sahibiniz bir deli değildir. Andolsun o (peygamber),
onu apaçık bir ufukta görmüştür. O, gayb (haberlerin)e
karşı (söylediklerinden dolayı) suçlanamaz. (Tekvir
Suresi, 19-24)
|
Hiç
şüphesiz o (Kur'an), şerefli bir elçinin kesin
sözüdür. O, bir şairin sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz?
(Hakka Suresi, 40-41)
Bir kahinin de sözü değildir. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz?
Alemlerin Rabbinden bir indirilmedir.
(Hakka Suresi, 42-43) |

Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü
umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın
Resûlü'nde güzel bir örnek vardır.
(Ahzab Suresi, 21)
|
Büyük İslam alimi İmam Gazali, Peygamber Efendimiz
(sav)'in yüksek ahlakını, Tirmizi, Taberani, Buhari,
Müslim, İmam Ahmed, Ebu Davud, İbni Mace gibi büyük
hadis alimlerinden derlediği bilgilerle şöyle anlatmıştır:
Resulullah insanların en mülayim
ahlaklısı, en yiğidi, en adili ve en namuslusu idi.
O, insanların en cömerti idi. Allah'ın kendisine verdiklerinden
hurma, arpa ne olursa olsun yalnız senelik yiyeceğini
ayırırdı, geri kalanını Allah yolunda harcardı. Kendisinde
bulunan bir şey istendiğinde verirdi.
O haya olarak da insanların en mükemmeliydi.
Rabbi için kızar, şahsı için öfkelenmezdi. Kendisi
veya sahabeleri zarar görse bile hakkı uygulardı.
Allah Resulü insanların en alçak gönüllüsü, en
beliğ (Açık, düzgün, güzel, sanatlı söz söyleyen)
konuşanı, en güler yüzlüsüydü. Dünya işlerinden hiçbir
şey kendisini endişeye düşürmezdi.
Medine'nin öbür ucundaki hastaları ziyarete gider,
güzel kokudan hoşlanırdı. Fakirlerle oturur, yoksullarla
yerdi. Herkese nezaketle davranırdı, kendisine özür
beyan edenin özrünü kabul ederdi. Latife yapar idi,
ama hakkı söylerdi.
Mübah oyunları gördüğünde men etmezdi, hanımlarıyla
yarış yapardı. Zavallıları yoksulluklarından dolayı
horlamaz, zengine de varlığından dolayı saygı göstermezdi,
onu da bunu da Allah'a eşit olarak çağırırdı. Allah
Teala üstün huyu ve mükemmel siyaseti onda birleştirmişti...
Allah Teala ahlakın bütün güzelliklerini, iyi
yolları, öncekilerin ve sonrakilerin başlarından geçmiş
ve geçecek hadiselerin haberlerini, ahirette kurtuluşa
ve saadete erdirecek hususları, dünyada gıpta edilip
peşinden gidilecek ve gidilmeyecek herşeyi ona öğretmişti.
Allah Teala, onun buyruklarına itaat ve hareketlerinde
kendisinin izinden gitmeye bizleri muvaffak kılsın."20
Peygamber Efendimiz (sav)'in ümmi
oluşundaki mucizeler
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) Tevrat ve İncil'de
de geleceği bildirilen ümmi peygamberdir. Allah Peygamberimiz
(sav)'e Kuran'ı vahyettiğinde kendisinin okuma yazması
yoktu, yani ümmi idi. Hz. Muhammed (sav)'in bu özelliği
kendisinin peygamberliğinin en önemli delillerinden biridir.
İman etmeyenler, Peygamber Efendimiz (sav)'in ümmiliğini
bildikleri halde ona indirilen Kuran'ı kabul etmemişler
ve hak kitabı kendisinin yazdığı iftirasını atmışlardır.
Oysa iman etmeyenler, Peygamberimiz (sav)'i kendisine
elçilik görevi verilmeden önce de tanımakta ve böyle
bir ilme sahip olmadığını zaten çok iyi bilmekteydiler.
Nitekim, Allah "Böylece sana emrimizden
bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmiyordun.
Ancak Biz onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediklerimizi
hidayete erdiririz. Şüphesiz sen, dosdoğru olan bir
yola yöneltip-iletiyorsun." (Şura Suresi, 52)
ayetiyle bu gerçeği haber vermiştir. Bir başka ayette
de şöyle buyurulur:
...Allah, sana Kitabı ve hikmeti
indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. Allah'ın üzerinizdeki
fazlı çok büyüktür. (Nisa Suresi, 113)

Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur
ki, Biz (ona karşı) sana hakkı ve en güzel açıklama
tarzını getirmiş olmayalım.
(Furkan Suresi, 33)
|
Peygamber Efendimiz (sav) Kuran ayetlerini "Allah'tan
aldığı vahiyle" insanlara bildirmiştir. Yaptığı
tebliğlerde hep bu gerçeği dile getirmiş ve onlara kendisinin
peygamberlikten önceki hayatına yıllarca şahitlik ettiklerini
hatırlatmıştır:
De ki: "Eğer Allah dileseydi, onu
size okumazdım ve onu size bildirmezdi. Ben ondan
önce sizin içinizde bir ömür sürdüm. Siz yine de akıl
erdirmeyecek misiniz?" (Yunus Suresi, 16)
Peygamberimiz ümmi olmasına rağmen en mükemmel şekilde
dini tebliğ etmiş, Tevrat ve İncil'in de ilmine vakıf
olmuştur. Yüce Allah'ın Kuran'ı vahyetmesiyle diğer
kutsal kitaplardan ve geçmiş toplumların durumlarından
da bilgiler vermiştir.
Peygamberimiz (sav)'in hayatı boyunca daha pek çok
harika olay tecelli etmiştir. İmam Gazali onun ümmi
oluşundaki mucizevi delilleri şöyle anlatmıştır:
Cenab-ı Hak, o, mekteb ve medrese
görmediği, ilimle mümarese (Alışma, alışıklık, yatkınlık)
ve teması olmadığı, kitab mütalea etmediği, ilim için
hiçbir yolculuğa çıkmadığı, yetim, zaif sayıldığı
ve cahil Arapların arasında bulunduğu halde Cenab-ı
Hak bütün bunları kendisine ihsan etmiştir. Acaba
durumu bu iken onun için ahlakların en güzelleri,
edeblerin en yüceleri, mesela (eğer peygamber olmasa...)
sadece fıkıh ilminin maslahatlarının marifeti ((islam
hukukunun bilgisi) nereden ona verildi? Evet, -diğer
ilimler hariç- sadece fıkıh ilminin yararlılıklarının
bilinmesi medresesiz ve mektebsiz, ilim ve ilim erbabıyla
(ehli ile) temas etmeksizin elde edilemez. Eğer ilahi
bir takviye olmasa nereden geliyor?
Üstelik Allah'ın marifeti, Allah'ın meleklerinin
marifeti, kitablarının marifeti ve peygamberliğin
diğer özellikleri, eğer açık vahiy olmazsa, nereden
ona bildirilmiş ve öğretilmiş olabilir? Beşer (insan)
kudreti nereden başlı başına bunları elde edebilir?
Eğer Hazreti Muhammed (sav)'in bu zahiri emirlerden
başka hiçbir mucizesinin olmadığı farzedilse bile,
bu emirlerin onun peygamberliğine delalet (işaret)
etmeleri yeter de artar bile... Hazreti Muhammed'in
alamet ve mucizelerinden öyleleri meydana gelmiştir
ki, hiçbir ehl-i ilim, o meydana gelen mucizenin mucizeliğinde
şek (şüphe, zan) ve şüphe etmez.21
Peygamberimiz (sav)'in ümmi oluşu onun peygamberliğinin
en büyük delillerindendir. Kitap Ehlinin kesin olarak
bildiği gibi Tevrat ve İncil'de geleceği vaat edilen
elçinin okuma yazması yoktu. Ancak iman etmeyenler,
Peygamberimiz (sav)'in Kuran'ı kendisinin yazdığı yalanını
ortaya atıyorlardı. Oysa asıl yalan söyleyenin iman
etmeyenler ve müşrikler olduğu açıktır. Doğru söylemeyen
bir insanın sözlerinde muhakkak bir çelişki olacaktır.
Birbirini tutmayan tarihler, anlatım şekilleri elbette
konuşmalarında ortaya çıkacaktır. Peygamberimiz (sav)
ise yaşadığı toplumun en dürüstü, en itidallisi, en
güzel konuşanı, en hikmetli söze sahip olanı, en bilgili
ve en görgülü insanıdır. Aklı ve ferasetiyle her insanın
hayranlığını ve güvenini kazanacak kadar üstün bir insandır.

Şüphesiz o (Kur'an), üstün onur sahibi bir elçinin
gerçekten (Allah'tan getirdiği) sözüdür;
(Bu elçi,) Bir güç sahibidir, arşın sahibi Katında
şereflidir. (Tekvir Suresi, 19-20)
|
Peygamber Efendimiz (sav) Tevrat ve İncil'i okumadığı
halde bu kitaplardaki hükümleri, anlatılanları bilmekteydi.
Geçmiş toplulukların tarihine de vakıftı. Elbette bu,
Allah'ın vahyi dışında asla mümkün olamayacak bir durumdu.
Onu tanıyanların hepsi bunu biliyorlardı. Peygamberimiz
(sav) daha önce herhangi bir okulda bir eğitim görmediği
halde, sahip olduğu ilim ve anlattıkları bu mübarek
insanın mucizevi yönlerinden sadece bir tanesidir. Allah
Ankebut Suresi'nde şöyle buyurmaktadır:
Bundan önce sen hiç kitap okuyan
değildin ve onu sağ elinle de yazmıyordun. Böyle olsaydı,
batılda olanlar kuşkuya kapılırlardı. (Ankebut Suresi,
48)
Ünlü tefsir ve İslam alimi Celaleyn bu ayeti şöyle
tefsir etmektedir:
Sen bundan, yani Kuran'dan önce
kitap okur değildin. Onu elinle de yazmadın öyle olsaydı,
yani okur-yazar olsaydın, batılı savunanlar, hakkında
şüpheye kapılırlardı, şüphe ederlerdi. Ve, "Tevrat'ta
bize anlatılan Peygamber ümmi olup okuması ve yazması
yoktur" derlerdi.22
Ancak herşey bu kadar açıkken iman etmeyenler, Peygamberimiz
(sav)'e saldırmak için ona türlü iftiralarda bulunmuşlardır.
Peygamberimiz (sav)'in kendileri gibi bir beşer olmasını
öne sürmüş, onu kendilerince doğru söylememekle suçlamışlardır:
Onların kalpleri tutkuyla oyalanmadadır.
Zulmedenler, gizlice fısıldaştılar: "Bu sizin benzeriniz
olan bir beşer değil mi? Öyleyse, göz göre göre büyüye
mi geleceksiniz?" Dedi ki: "Benim Rabbim, gökte ve
yerde söylenen-sözü bilir; O, işitendir, bilendir."
"Hayır" dediler. (Bunlar) Karmakarışık düşlerdir;
hayır, onu kendisi uydurmuştur; hayır o bir şairdir...
(Enbiya Suresi, 3-5)

O (Kur'an), alemler için yalnızca bir zikirdir,
Sizden dosdoğru bir yön (istikamet) tutturmak
dileyenler için.
(Tekvir Suresi, 27-28)
|
Peygamberimiz (sav) Allah'tan yardım isteyen, O'ndan
hidayet talep eden, O'na istiğfar eden, O'nun emrini
yerine getiren bir kişidir. Nitekim kendisi de bu gerçeği
yaptığı tebliğlerde açıkça dile getirmiştir. Allah Kuran'da
şöyle bildirir:
Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler
olarak okunduğunda, Bizimle karşılaşmayı ummayanlar,
derler ki: "Bundan başka bir Kur'an getir veya onu
değiştir." De ki: "Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi
olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir.
Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime
isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından
korkarım." (Yunus Suresi, 15)
Siret Ansiklopedisi'nde Allah'ın Hz. Muhammed
(sav)'e verdiği büyük ilmin onun elçiliğine nasıl delil
olduğu şöyle anlatılmaktadır:
Hz. Muhammed (sav) bir ümmi
idi; okuması, yazması yoktu. Aralarında doğup büyüdüğü
aile fertleri, yakınları ve Mekke'liler, bütün hayatı
boyunca ne bir kitaba el sürdüğünü, ne de elinin kalem
tuttuğunu görmüşlerdi. Durum böyle iken kendisine
vahyolunan ilim deryası Kur'an, başlı başına bir mucizedir.
Zira bu kitapta geçmişteki bütün semavi kitapların
ana konuları, geçmiş peygamberin kıssaları, dinler
ve bunların getirdiği inançlar, eski tarih, medeniyet
ve kültür ile iktisat, siyaset ve ahlak konusundaki
bilgi hazineleri vardı. Halbuki, Hz. Muhammed (sav)
bunlardan tamamıyla habersizdi. Kendisinin, ümmi olmasına
rağmen böyle bir Kitap'la iman etmeyenlerin karşısına
çıkması zaten peygamberliğinin en büyük deliliydi...23
Yahudi alimlerin Peygamberimiz
(sav)'i tanımaları
Kuran'da Kitap Ehli olarak bildirilen Yahudi ve Hıristiyanlar,
bazı tahrif edilmiş inanış ve uygulamalara sahip olmakla
beraber, Allah Katından indirilmiş hak dine uyan kimselerdir.
Allah, Kuran-ı Kerim'in diğer İlahi kitapları doğrulayıcı
son hak kitap olarak indirildiğini bildirmiştir:
Yanınızda olan (Tevrat)ı, doğrulayıcı
olarak indirdiğime (Kur'an'a) iman edin; onu inkar
edenlerin ilki siz olmayın ve ayetlerimizi az bir
değer karşılığında değişmeyin. Ve yalnızca Benden
korkun. (Bakara Suresi, 41)
Kuran'ın diğer ayetlerinde ise, İsrailoğulları'ndan
birtakım bilgin kimselerin Kuran'ı bildikleri haber
verilmiştir:
Ve hiç şüphesiz, o (Kur'an), geçmişlerin
kitaplarında da vardır. İsrailoğulları bilginlerinin
onu bilmesi onlar için bir delil (ayet) değil mi?
(Şuara Suresi, 196-197)
Ünlü tefsir alimlerinden İmam Said Havva, el-Esas fi't-Tefsiri'nde
Şuara Suresi'nin bu ayetlerini şöyle tefsir etmektedir:
"Şüphesiz ki o" Kur'an-ı Kerim,
"daha öncekilerin kitaplarında da vardır." Yani önceki
kitaplarda kendisinden söz edilmekte, veya onun ihtiva
ettiği (içerdiği) manalar, önceki ümmetlerin peygamberlerinden
nakledegeldikleri ve Yüce Allah'ın asıl şeklini indirdiği
kitaplarında da bulunmaktadır. Semavi kitaplarda görüldüğü
gibi.
... İsrailoğulları'nın insaflı ve adil alimleri,
bu Kur'an-ı Kerim'in muhtevası içerisinde Tevrat'ın,
Zebur'un ve İncil'in yer aldığını, onda bulunan her
hususun Allah'tan gelmiş bir hak olduğunu, önceki
kitapların müjdelediği kitabın ve son peygamberin
bu olduğunu bilirler."24
Tevrat'ta
geleceği bildirilen ümmi peygamberin özelliklerini bilen
Yahudi alimler ve onların yanı sıra Hıristiyanlar -her
ne kadar içlerinde bu açık gerçeği kabul etmemekte direnenler
olsa da-, Hz. Muhammed (sav)'i hemen tanımışlardır.
Kuran'da da Kitap Ehlinin Peygamberimiz (sav)'i çocuklarını
tanır gibi tanıyacakları, içlerinden bazılarının buna
rağmen inkar edecekleri ve ona inanmayanların hüsrana
uğrayacakları bildirilmektedir:
Kendilerine kitap verdiklerimiz,
onu (peygamberi), çocuklarını tanır gibi tanırlar.
Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde
gerçeği gizlerler. (Bakara Suresi 146)
Bizim kendilerine Kitap verdiklerimiz,
onu, çocuklarını tanır gibi tanırlar. Kendilerini
hüsrana uğratanlar; işte onlar inanmayanlardır. (Enam
Suresi, 20)
Allah Bakara Suresi'nde İsrailloğulları'nı uyarmış,
onlara Kuran'a iman etmelerini, hak olanı bildikleri
halde bu gerçeği gizlememelerini emretmiştir:
Ey İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi hatırlayın
ve ahdime bağlı kalın, ki Ben de ahdinize bağlı kalayım.
Ve yalnızca Benden korkun.
Yanınızda olan (Tevrat)ı, doğrulayıcı olarak indirdiğime
(Kur'an'a) iman edin; onu inkar edenlerin ilki siz olmayın
ve ayetlerimizi az bir değer karşılığında değişmeyin.
Ve yalnızca Benden korkun.
Hakkı batıl ile örtmeyin ve hakkı
gizlemeyin. (Kaldı ki) siz (gerçeği) biliyorsunuz.
(Bakara Suresi, 40-42)
İsrailoğulları'na verilen nimetlerden ve onların Allah'a
verdikleri ahidlerden, ümmi olan Peygamberimiz (sav)'in
haberinin olması hiç şüphesiz Rabbimiz'in kendisine
bunları bildirmesiyle mümkündür. Hz. Muhammed (sav)
bu ayetleri onlara okuduğunda Yahudi ilim sahipleri
de Peygamber Efendimiz (sav)'in geleceği beklenen kutlu
elçi olduğunu görmüşlerdir. Peygamberimiz (sav)'in Allah'ın
elçisi olduğuna ve doğruyu söylediğine Kitap Ehli de
şahit olmuştur. O her özelliğiyle, yaşantısıyla ve ahlakıyla
Allah'ın Tevrat ve İncil'de de geleceğini haber verdiği
kutlu elçisidir. Kuran-ı Kerim'in bir ayetinde şöyle
buyrulmaktadır:
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta
ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber
getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara
marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor,
temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor
ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri
indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar,
yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler;
işte kurtuluşa erenler bunlardır. (Araf Suresi, 157)
Bu ayeti ünlü İslam alimi Ömer Nasuhi Bilmen şöyle
tefsir etmektedir:
Bu ayeti kerime, dünyada ve
ahirette de güzelliklere, sevaplara nail olacak kimselerin
en güzide vasıflara haiz (sahip) olan Hatem-ul Enbiya
(Peygamberlerin sonuncusu) Hazretlerine tabi olan
zatlardan ibaret olduğunu şöylece bildirmektedir:
(O kimseler ki,) Kendisine vahy-i İlahi ile kitab
verilmiş olan (Resul'e, nebiyyi-ummi (ümmi olan nebi)
olana) hiçbir kimseden birşey okuyup yazmamış olduğu
halde mahza (yalnızca) ilham-ı İlahi ile kendisine
evvelin ve ahirin ilimleri münkeşif (meydana çıkma,
açılma) bulunan Hz. Muhammed Aleyhisselam'a (tabi
olurlar) onun ümmetinden olmak şerefini kazanırlar.
(O nebi ki) O Peygamber-i Alişan ki, (şan ve şerefi
yüksek olan) -onu yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de-
ismiyle, evsafı (vasıflarıyla) ile yazılmış bulurlar.
bir vecihle (suretle) ki, onun o kitaplarda ismi ve
evsafı yazılmış zattan ibaret olduğunda bir şüphe
bulunamaz. Zaten o kitaplarda böyle yazılı olmasaydı
Hazreti Muhammed Aleyhisselam bunu iddia ederek kendisinin
tekzib edilmesine sebebiyet verir miydi? O öyle bir
Peygamber-i Alişan'dır ki (Onlara) o imana davet ettiği
kavimlere, bütün beşeriyete (maruf ile emreder) Allah
Teala'nın emirlerine tazim edilmesini (hürmet edilmesini),
güzel itikat ve ahlak ile ittisafı (özellik kazanma),
mahlukata (varlıklara) şefkat gösterilmesini emir
ve tavsiyede bulunur. (Ve onları münkerden nehy eyler)…25
Görüldüğü gibi, Peygamberimiz (sav)'in geleceğinin
ve özelliklerinin Kitap Ehlinin kitaplarında bildirilmiş
olması da alemlere üstün kılınmış bu mübarek zatın mucizelerinden
bir diğeridir. Gördüklerini vicdanlarıyla değerlendiren
sağduyulu, iman sahibi Kitap Ehli de bu apaçık gerçeği
teyid etmişlerdir. |