|
GİRİŞ
Dünyanın dört bir yanı saymakla bitirilemeyecek güzelliklerle
doludur. Ancak birçok insan bu güzelliklerin farkında
bile değildir. Kendi dertlerine, sıkıntılarına gömülmüş,
bunların ağırlığından etraflarında olup biten sevinç
duyulacak, keyif alınacak olayları, güzellikleri göremeyecek
hale gelmişlerdir. Kendilerine sorsanız; hayatın "sarp
ve dikenli bir yokuş" olduğundan, kendilerinin de bu
sarp yokuşu aşabilmek için büyük bir "yaşam kavgası"
verdiklerinden bahsederler. Hayatı hep "zorluk ve mücadele
ortamı" gibi ifadelerle tanımlarlar. Verdikleri bu yaşam
kavgasının neden olduğu bıkkınlıktan, yorgunluktan,
bezginlikten söz ederler. "Bıktım artık yaşamaktan",
"Artık hiçbir şeyden zevk alamıyorum" gibi cümleleri
hemen her gün, her sohbetlerinde sarf ederler. Hatta
bu bıkkınlık ve bezginlik sebebiyle kimileri hayatın
hiçbir anlamı kalmadığını söyleyip bu durumdan kurtulmak
için ölmeyi istemekte, intihara kadar varan eylemlerde
bulunmaktadırlar.
Oysa gerçekte dünya hayatı, söz konusu kişilerin tanımladıkları
ve yaşadıkları şekilde olmak zorunda değildir. Elbette
dünya hayatı pek çok eksiklikle, insanlar da pek çok
acizlikle birlikte yaratılmıştır. Ama bu eksiklikler
ve acizliklere karşı koymanın yolu "yaşam kavgası vermek"
değildir. Allah insanlara çözümü Kuran ile bildirmiştir.
Çözüm sadece iman etmektedir. Allah, "Erkek
olsun, kadın olsun, bir mümin olarak kim salih bir amelde
bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız
ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak
veririz." (Nahl Suresi, 97) ayetiyle "iman eden
insanlar için" dünyada "güzel bir hayat" olduğunu bildirmektedir.
Nitekim dünya, eksikliklerin yanı sıra, saymakla bitirilemeyecek
kadar çok nimetle doludur. İman gözüyle bakanlar için
dünya hayatının maddi ve manevi zevkleri bitmek tükenmek
bilmez; her şartta, her ortamda yüzlerce güzellik görülebilir
ve tüm bunlardan derin bir haz alınabilir.
Allah'tan uzak yaşayan insanlar, bu zevklerin pek çoğundan
haberdar dahi değildirler. Çünkü farkına varabildikleri
güzelliklerin ve ellerindeki nimetlerin zevkini, inkar
ruhunun karanlığıyla çoktan tüketmişlerdir. İmandan
uzak yaşamaya devam ettikçe, ömürlerinin geri kalan
kısmını da bu yitirmişlik içerisinde geçireceklerdir.
Hayatlarına her zaman bıkkınlık, bezginlik, boşluk ve
yoksunluk hakim olacaktır. Günler, aylar, yıllar geçecektir,
ama onlar çevrelerinde var olan sayısız güzelliği ya
göremeyecek ya da görseler bile bunlardan gereği gibi
zevk alamayacaklardır. Ve yaşadıkları sıkıntı dünya
hayatıyla da sınırlı kalmayacaktır.
Allah'ın Kuran'da, "İnkar edenler
ateşe sunulacakları gün, (onlara şöyle denir:) 'Siz
dünya hayatınızda bütün güzellikleriniz ve zevklerinizi
tüketip-yok ettiniz, onlarla yaşayıp-zevk sürdünüz.
İşte yeryüzünde haksız yere büyüklenmeniz (istikbarınız)
ve fasıklıkta bulunmanızdan dolayı, bugün alçaltıcı
bir azap ile cezalandırılacaksınız." (Ahkaf Suresi,
20) ayetiyle bildirdiği gibi, dünyada iken zevklerini
tüketip yok ettikleri gibi, ahirette de sonsuza dek
bu zevklerden mahrum kalacaklardır.
Oysa hiçbir insan, ne dünyada ne de ahirette böyle
bir durumda kalmak, böyle bir karşılık almak istemez.
Tam tersine, Allah'ın kendisine dünyada ve ahirette
verdiği imkanları en güzeliyle, en fazla zevki alarak
yaşamak ister. Ve aslında insanların bu isteklerine
ulaşmaları da -Allah'ın dilemesiyle- son derece kolaydır.
Bu kitabın amacı, din ahlakı yaşanmadığında nasıl bir mahrumiyet,
nimet kaybı ve sıkıntılı bir hayat yaşandığını ortaya koymak,
bu insanlara içerisine düştükleri durumu tüm açıklığıyla göstererek,
onları dünyada yaşadıkları nimet kaybından ve ahirette karşılaşacakları
acı sondan kurtarmaya çağırmaktır. Onlara dünya hayatının
çok fazla nimet ve güzellikle dolu olduğunu, tüm bu nimetlerin
hazzını ancak iman ile tadabileceklerini hatırlatarak, tüm
insanları Allah'ın yoluna, Kuran'a teslim olmaya, iman ile
yaşamaya davet etmektir.
|