KİTAPLAR  |  FİLMLER  |  SES KASETLERİ  |  MAKALELER  |  ANA SAYFA.

ARAMA


İSRAİL'İN KÜRT KARTI

İSRAİL'İN ORTADOĞU STRATEJİSİ VE
KÜRT DEVLETİ SENARYOLARI


ÖNSÖZ

Türkiye'de "Amerika'nın Kürt Kartı"ndan şimdiye dek çokça söz edildi. ABD'nin Kuzey Irak'taki Kürt hareketini destekleyerek Ortadoğu'da bir Kürt Devleti kurdurmak isteyip istemediği sorusu üzerinde ateşli tartışmalar yapıldı, yüzlerce makale, onlarca kitap yazıldı. Ancak Kürt sorununun siyasi boyutuyla ve özellikle de bir "Kürt Devleti" hedefiyle çok yakından ilgili olan bir başka ülkenin üzerinde yeteri kadar durulmadı. Oysa bu ülke, Ortadoğu'da bir Kürt Devleti kurulmasını isteyen ve kendisine bu yönde bir strateji belirleyen yegane güç olarak, çok daha fazla büyüteç altına alınmalıydı.

Bu kitap, bu önemli açığı gidermekte ve sözkonusu ülkenin, yani İsrail'in Kürt sorunundaki rolünü ve bu rolün nedenini ayrıntılı bir biçimde gözler önüne sermektedir. İsrail'in sözkonusu "Kürt kartı"nı detaylı biçimde görmek ise son derece önemlidir, çünkü "ABD'nin Kürt Kartı" olarak tanımlanan politikaların önemli bir bölümü de gerçekte İsrail'in Kürt kartının birer açılımıdırlar.

Elinizdeki kitap dokuz bölümden oluşmaktadır. İlk üç bölümde, Kürt sorununa hiç girmeden, sadece İsrail'in Ortadoğu stratejisinin bir analizi yapılmaktadır. İlk bölüm, İsrail'in Ortadoğu'daki varlığını neden daimi bir tehdit altında gördüğünü anlatır. İkinci bölüm, İsrail'in bu tehdide karşı neden yegane rasyonel çözüm olan "gerçek barış"ı tercih etmediğini ve edemeyeceğini açıklar. Üçüncü bölümde ise, İsrail'in Ortadoğu'daki varlığını koruyabilmek için düzenlediği ve bazı değişikliklere rağmen onyıllardır ısrarla uyguladığı "beka stratejisi" ortaya konmaktadır.

Dördüncü bölüm, İsrail'in 1961-75 yılları arasında Kuzey Irak'ta gelişen Kürt isyanını neden ve nasıl desteklediğini ortaya çıkarmaktadır. Beşinci bölüm ise, Kürt sorununu etkileyen en önemli denklemlerden biri olan Tahran-Bağdat ilişkilerini ve bu ilişkilerin içinde İsrail'in koruduğu özel yeri incelemekte, bu arada ünlü Irangate skandalının gerçek hikayesini gözler önüne sermektedir.

Altıncı bölümde ABD ile Irak arasındaki Körfez Savaşı'nın bilinmeyen tablosu ortaya konmakta ve tablonun İsrail'le ve onun Kürtlerle ilgili hesaplarıyla olan bağlantısı sergilenmektedir. Yedinci bölümün konusu, İsrail'in Kürt kartının "ABD'nin Kürt Kartı"na nasıl etki ettiği sorusu ya da bir başka deyişle Washington'daki İsrail lobisinin Kürt sorunuyla olan ilişkisidir.

Türkiye'nin Ortadoğu politikasının masaya yatırıldığı sekizinci bölüm, İsrail'in—son yıllarda sistemli bir biçimde yürütülen propaganda kampanyalarında verilen izlenimin aksine—Türkiye için neden stratejik bir ortak olamayacağını anlatmakta, dahası İsrail'in Türkiye'ye empoze ettiği stratejik aldanmaları gözler önüne sermektedir. Son bölümde ise, Kürt sorunuyla her zaman için yakından ilgili olan su sorunu ele alınmış, İsrail'in su politikasının bölgeye ve Türkiye'ye getirdiği ve getireceği zararlar açıklanmıştır.

İsrail'in Kürt Kartı, umarız ki, Türkiye'de son yıllarda bilinçli olarak üretilen İsrail imajının aşılmasında rol oynayacaktır. İsrail'i "Ortadoğu'nun yegane demokrasisi", "uluslararası terörün en büyük engeli", "bölgedeki istikrarın kaynağı" gibi aldatıcı sıfatlarla tanımlayan ve Türkiye'yi İsrail'in eksenine oturmaya zorlayan bu imaj, gerçeklerle hiç bir şekilde uyuşmamaktadır çünkü. Bölgede bir Kürt Devleti kurulmasını kendi toprak bütünlüğü için büyük bir tehdit olarak gören—ve bu değerlendirmede haklı olan—Türkiye'nin, bölgede bir Kürt Devleti kurulması fikrinin en kadim ve istikrarlı destekçisi olan İsrail'le stratejik ortak haline gelmeye çalışmasının ne denli irrasyonel bir seçim olduğu, kitabın ilerleyen sayfalarında açıklıkla gösterilmektedir.

Son olarak belirtmek gerekir ki, bu kitapta Kürt sorununun sadece siyasi yönü ele alınmış ve sorunun uluslararası ilişkilerdeki rolü incelenmiştir. Ancak kuşkusuz sorunun kendisi sadece siyasetle sınırlı değildir, ekonomik, kültürel, sosyolojik ve dini yönleri de vardır. Sorunun çözümü için uygulanacak her türlü program, bu farklı yönleri bir arada düşünmek durumundadır.

 

YAHUDİLİK VE SİYONİZM HAKKINDA ÖNEMLİ BİR AÇIKLAMA


Kitabın ilerleyen bölümlerinde, bazı Yahudilerin, batıl birtakım geleneklerin veya radikal Siyonist ideolojinin etkisi altında kalarak, gerçekleştirdikleri faaliyetlere ve geleceğe dair çeşitli planlarına yer verilmektedir. Bu batıl görüşlerden etkilenen kişiler zaman zaman İsrail derin devleti içine de sızmakta, hatta kimi zaman İsrail'in iç ve dış politikasında yönlendirici rol üstlenebilmektedirler. Ancak bu kitapta bulunan bilgiler nedeniyle çeşitli yanlış anlamalar olmasını engellemek için, bazı konulara açıklık getirmekte de fayda vardır.

İlk olarak belirtilmesi gereken husus, burada yer alan bilgilerin tüm Yahudileri kapsayan konular olmadığıdır. Yahudilerin büyük çoğunluğu söz konusu faaliyetlerden, bu faaliyetlerin arka planlarından ve asıl hedeften haberdar olmadığı gibi, çok büyük bir çoğunluğu da bu uygulamalara karşı çıktıklarını sık sık ifade etmektedirler. Dolayısıyla, kitabın ilerleyen bölümlerinde eleştirilen, hiçbir şekilde Yahudi toplumunun geneli değildir.

Eleştirilen husus, Kitabı Mukaddes'e birtakım yanlış anlamlar yükleyerek şiddeti ve acımasızlığı sözde makulleştirmeye çalışan batıl gelenekler ve bu geleneklere dayanarak, diğer insanları ikinci sınıf olarak gören, onları haksızlık ve zulme uğratmayı normal karşılayan fundamentalist dünya görüşüdür. Bunun yanı sıra, sosyal Darwinist ve işgalci bir ideoloji olan radikal Siyonizm'dir. Bilindiği üzere, Siyonizm 19. yüzyılın ortalarında, yurtları olmayan Yahudilerin vatan sahibi olmasını savunan bir ideoloji olarak ortaya çıkmıştır. Ancak zaman içerisinde pek çok ideolojide olduğu gibi Siyonizm de dejenarasyona uğramış, bu haklı talep, uygulamada şiddet ve teröre başvuran, aşırı güçlerle ittifak eden radikal bir anlayışa dönüşmüştür. Bu nedenle üzerinde durulması, deşifre edilmesi ve karşışında her türlü fikri tedbirin alınması gereken tehlike de radikalizmdir.

Samimi olarak iman eden Yahudiler ve Müslümanların birbirleriyle olan ilişkileriyse, hoşgörü, saygı ve merhamet çerçevesinde olmalıdır. Zira bu, Kuran-ı Kerim'de Allah'ın Müslümanlara bildirdiği bir ahlak ve tavırdır.

Kuran Ahlakına Göre Müslümanların Yahudilere Tavrı

Allah Kuran'da Yahudiler ve Hıristiyanları, Kitap Ehli olarak bildirmiş ve Müslümanların Kitap Ehli'ne karşı tutumlarının nasıl olması gerektiğini detaylı olarak açıklamıştır. Kitap Ehli, temeli Allah'ın vahyine dayanan ahlaki kıstaslara, haram ve helal kavramlarına sahiptir. Kuran ahlakına ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine göre Müslümanların, Yahudilerden ve Hıristiyanlardan iman edenlere sevgi, şefkat, hoşgörü ve saygıyla yaklaşmaları gerekir. Müslümanların Yahudilere ve Hıristiyanlara çağrısı ise Kuran'da şöyle bildirilmiştir:

"Bize ve size indirilene iman ettik; bizim İlahımız da, sizin İlahınız da birdir ve biz O'na teslim olmuşuz." (Ankebut Suresi, 46)

Bu çağrı, Müslümanların Kitap Ehli'ne bakış açısını açık ve net bir şekilde ortaya koymaktadır: Hepimiz bir olan Allah'a iman etmekte, Rabbimiz'in göndermiş olduğu elçileri sevmekte ve saymakta, Allah'ın koyduğu sınırlara uymakta, kutsal kitaplarımızda bildirilen ahlakı yaşamaktayız. Dolayısıyla da, birbirimize anlayış, merhamet, sevgi ve saygıyla yaklaşmakla yükümlüyüz.

Hepimiz Aynı Peygamberleri Seviyor ve Sayıyoruz

Müslümanlar gönderilmiş tüm peygamberlere iman ederler. Rabbimiz'in geçmişteki peygamberlere göndermiş olduğu kitaplara inanırlar. Bir ayette bu gerçek şöyle bildirilmiştir:

De ki: "Biz Allah'a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayrılık gözetmeyiz. Ve biz O'na teslim olmuşlarız." (Al-i İmran Suresi, 84)

Hz. Adem, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yusuf, Hz. Harun, Hz. Davud, Hz. Süleyman, Hz. Yahya, Hz. İsa ve Hz. Musa Yahudiler ve Hıristiyanlar için ne kadar önemli ise, Müslümanlar için de o kadar önemlidir.

Yahudilerin bizim de Peygamberimiz olan Hz. Musa’ya saygı duymaları, binlerce yıldır ona sımsıkı bağlı olmaları, samimi Müslümanlar için çok değerlidir. Aynı şekilde Hıristiyanların Hz. İsa’ya duydukları büyük sevgi, içten bağlılık da Müslümanlar için çok önemlidir. Hz. Yakub’a, Hz. İshak’a, Hz. İsmail’e, Hz. İbrahim’e, Hz. Lut’a, Hz. Eyüb’e, Hz. Musa’ya, Hz. İsa’ya, Hz. Yahya’ya saygı ve sevgi duyan insanlar, doğal olarak Müslümanların sevgi ve muhabbet duyacağı, anlayış ve şefkatle yaklaşacağı insanlardır. Bunun aksi kesinlikle mümkün değildir.

Allah samimi olarak iman eden Kitap Ehli'nin ahlakını Kuran-ı Kerim'de şu şekilde bildirmektedir:

Onların hepsi bir değildir. Kitap Ehli'nden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta durup Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar. Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır. (Al-i İmran Suresi, 113-114)

Salih Müslümanlara düşen de, bu güzel ahlakı yaşayan insanları şefkat ve merhametle kucaklamak, saygı ve anlayış göstermektir. Dolayısıyla, bir kez daha hatırlatmak gerekir ki, Müslümanların Yahudilere bakış açısı Kuran'da bildirilen ve Peygamber Efendimiz (sav)'in de uyguladığı bu ahlak üzerinedir. Gerçek din ahlakına uygun olmayan radikal Siyonizmin veya birtakım batıl geleneklerin yanlışlarının ortaya konuluyor olması, hatalı uygulamaların eleştirilmesi, bu gerçeği değiştirmez.


 
   
    

© 2008 Harun Yahya. www.harunyahya.org
Bu sitede yayınlanan tüm materyali, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalayabilir ve çoğaltabilirsiniz.