| 6.
Bölüm
Atatürk'ün İleri Görüşlülüğü
Atatürk'ün en önemli özelliklerinden biri, ileri görüşlülüğüdür.
Başarılı bir komutan ve devlet adamı olarak ileriyi
görme özelliğini kullanan Atatürk, o dönemde pek çok
kişinin farkında olmadığı bazı gerçekleri sezmiş, hedeflerini
ve tedbirlerini bunlara göre oluşturmuştur. "Yolunda
yürüyen bir yolcunun yalnız ufku görmesi kâfi değildir.
Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi lâzımdır"
sözü; onun ileri görüşlü bir lider olma özelliğini layıkıyla
taşıdığının bir göstergesidir. Onun bu özelliği, pek
çok yabancı devlet adamının da takdirini kazanmış, tarih
boyunca, adından övgüyle söz edilmesini sağlamıştır.
ABD eski Başkanı John F. Kennedy'nin, Atatürk için
söylediği şu sözler dikkat çekicidir:
"Atatürk adı insana bu yüzyılın
büyük insanlarından birinin tarihi başarılarını, Türk
Milletine ilham veren önderliğini, modern dünyayı anlayışındaki
ileri görüşlülüğü ve bir askeri önder olarak kudret
ve cesaretini hatırlatmaktadır. Şüphesiz ki, Türkiye
Cumhuriyeti'nin doğuşu ve o zamandan beri Atatürk'ün
ve Türkiye'nin giriştiği derin ve geniş devrimler kadar
bir milletin kendisine olan güvenini daha başarı ile
belirten bir başka örnek gösterilemez." 1
Türk Milleti'nin Kurtuluşunu Sağlayan Önsezi ve Eylemleri
Çanakkale Savaşı'nın sonunda Albay olan Büyük Önder'in,
taarruz gücünü kaybeden düşmanın çekilme niyetinde olduğunu
keşfetmesi, ve bütün cephede son ve kesin taarruzun
yapılmasını istemesi, bu savaşın kazanılmasında çok
önemli bir etkendir. Bu ve bunun gibi pek çok örnek,
Milli Mücadele döneminde, Atatürk'ün ileri görüşlülüğü
ile aldığı kararların hayati önem taşıdığını göstermektedir.
Bu kararlar sayesinde Türk milleti, Atatürk'ün önderliğinde
büyük zaferler kazanmıştır.
Atatürk'ün ileri görüşlülüğü, yalnızca Milli Mücadele
döneminde yaşananlardan değil, mücadelenin öncesinde
ve sonrasında gerçekleşen olaylardan da rahatlıkla anlaşılabilir.
Atatürk, Birinci Dünya Savaşı ile ilgili önsezileriyle,
savaşın aleyhimizde sona ereceğini tahmin etmiş, bu
nedenle Türk topraklarının kurtuluşu için alınacak tedbirleri
düşünmüştür. O dönemde Atatürk, Suriye cephesinde, Yedinci
Ordu Kumandanı'dır. Antep'e gitmekte olan Ali Cenani
Bey'e : "... Teşkilatlanın. Milli bir kuvvet meydana
getirin, kendinizi savunun, ben istediğiniz silahı veririm"
diyerek, alınacak önlemleri belirtmiştir.
Atatürk'ün ileri görüşlülüğünün bir diğer örneği ise,
İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vereceği yönündeki açıklamalarıdır.
Atatürk, 1932 yılında, ünlü Amerikan generali Mac Arthur
ile yaptığı görüşmede; dünyanın, özellikle de Avrupa
devletlerinin her an bir savaşın içine girebileceğini
belirtirken, "Almanlar kendilerini siyasi bir akıma
kaptırırlarsa 1940-1945 yılları arasında savaşırlar.
Bu savaş çok kanlı olur, ancak Amerika müdahele ederse
biter, bu savaşın esas galibi ise Rusya olur" diyerek
görüşünü bildirmiştir.
Söylediklerinin birer birer gerçekleşmiş olması, Atatürk'ün
ne kadar iyi bir lider olduğunun göstergesidir. Çünkü
o, yalnızca kendi ülkesinin değil tüm ülkelerin siyasi
ve askeri durumunu analiz ederek bu sonuçlara ulaşmış;
ileri görüşlü olmanın bir lider ve bir komutan için
ne kadar önemli bir vasıf olduğunu bizlere göstermiştir.
Bu görüşmedeki diğer konuşmalar da dikkat çekicidir:
"... Fransızlar artık güçlü bir
orduyu kurmak yeteneğinden yoksundurlar. İngilizler
bundan böyle adalarının savunmaları için Fransızlara
güvenemezler. İtalyanlar savaşın dışında kalabilecek
olsalar, savaş sonrası barışta önemli bir rol oynayabilirler.
Ama, Musollini' nin ihtirası yüzünden bunu yapamayacaklardır.
Böylece Almanlar, İngiltere ve Rusya dışında bütün Avrupa'yı
işgal edeceklerdir." 2
Genç Cumhuriyet'in Karşılaşacağı
Sorunları Öngörüp Tedbirini Alması
Atatürk, ileri görüşlülüğü ile Türkiye'nin gelecekte
karşılaşabileceği sorunları görmüş, bu konuda Türk Milletine
uyarılarda bulunmuştur. Bunun en güzel örneği, gençliğe
seslendiği sözlerinde gizlidir. O, "Yetişecek çocuklarımıza
ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa
olsun, en evvel, herşeyden önce Türkiye'nin geleceğine,
kendi benliğine düşman olan bütün unsurlarla mücadele
etmenin gerekliliği öğretilmelidir."3 diyerek, bağımsızlığımıza
göz dikenlerle mücadeleye girişmekten çekinmememiz gerektiğini
vurgulamıştır. Atatürk, bu mücadelede, Türk gençliğinin
nelere dikkat etmesi gerektiğini şu sözleriyle açıklamıştır:
"Bir gün İstiklal ve Cumhuriyeti
müdafaa mecburiyetine düşersen vazifeye atılmak için,
içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin.
Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."
3
Atatürk'ün Rusya'nın Geleceğini Tahmin Etmesi
Bilindiği gibi, 1985 yılında Sovyetler Birliği'nde
işbaşına gelen Gorbaçov'un başlattığı Glasnost (açıklık)
ve Perestroika (yeniden yapılanma) politikalarının sonucunda,
70 yıl süren komünist sistem ve dolayısıyla da Sovyetler
Birliği dağıldı. 1991 yılının Aralık ayında Rusya, Ukrayna
ve Beyaz Rusya'nın "Bağımsız Devletler Topluluğu"nu
kurduklarını açıklamalarıyla Sovyetler Birliği tarihe
karışmış oldu.
Kuşkusuz ki, Sovyetler Birliği'nin dağılması 20. yüzyılın
en önemli siyasi olaylarından biriydi. Çünkü Rusya Federasyonuyla
birlikte, Sovyetler Birliği'ni oluşturan 14 Cumhuriyetin
bağımsızlıklarını ilan etmesi, Orta Asya, Kafkasya ve
Doğu Avrupa'daki bölgesel dengeleri de farklı boyutlara
taşıdı. Burada bizleri en çok ilgilendiren nokta, bağımsızlıklarına
kavuşan Cumhuriyetlerden beşinin Türk olması idi. Orta
Asya haritasında yer alan bu Türk devletlerinin, petrol-doğal
gaz gibi yeraltı zenginliklerine sahip olması, Avrasya
adı verilen ve Türkiye'nin de içinde bulunduğu bölgeyi
önemli bir konuma getirdi.
Türkiye'nin, Balkanlar, Kafkasya ve Doğu Akdeniz bölgelerinin
kesişme çizgilerinin tam ortasında, mihver durumunda
olması, Avrupa devletlerinin ve tüm dünyanın dikkatinin
Türkiye üzerinde toplanmasına yol açtı. Bu durumda yapılması
gereken, tüm dünya ülkeleri ile dostane ilişkiler kurmak
ve jeopolitik konumumuzun sonuçlarını lehimize kullanmaktır.
Burada ilginç olan, 1936 yılında, henüz II. Dünya Savaşı
çıkmamış ve Rusya büyük bir güç olmamışken, Atatürk'ün
Çankaya'daki akşam yemeklerinden birinde, Rusya'nın
gelecekteki konumuyla ilgili olarak söylediği şu sözlerdir:
Biraz sabredin…Yurtta Sulh, Cihan'da Sulha sarılın.
Çünkü 60 yıl sonra Rusya 60 parça olacak. Bu nesil Bolşevik
ihtilali yaptı. Kan kussa, kızılcık yedim der. Oğulları
da babalarının istikametinde gider. Ama ondan sonraki
nesil Rusya'yı 60 parçaya böler…"
Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur,
komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız
vardır. Fakat, yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez.
Bugün Rusya'nın elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından
kaçabilirler. Dünya yeni dengeye ulaşabilir. İşte o
zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim, bu dostumuzun
idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz
vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır
olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak
lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri
sağlam tutarak. Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür.
Tarih bir köprüdür.Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü
tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını
beklememeliyiz, bizim onlara yaklaşmamız gereklidir.
Rusya bir gün dağılacaktır. O zaman Türkiye onlar için
örnek bir ülke olacaktır." 4
Yakın dönemde yaşanan bu gerçekleri ve Türkiye'nin
21.Yüzyıl'da Avrasya için bir kilit ülke konumunda olacağını
öngörmesi, Atatürk'ün bu üstün özelliğinin bir kanıtıdır.
Atatürk 1933 yılında şu sözleri söylediğinde, bunların
gerçekleşebileceğine kuşkusuz kimse ihtimal vermezdi.
Ancak Büyük Önder kişiliğine yansımış ileri görüşlülüğü
ile, düşüncelerini şöyle dile getirmiştir:
"Doğudan şimdi doğacak olan güneşe
bakınız! Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan
bütün doğu milletlerinin de uyanışını öyle görüyorum.
Bağımsızlığa ve hürriyete kavuşacak daha çok kardeş
millet vardır. Onların yeniden doğuşları şüphesiz ki
ilerlemeye ve refaha yönelmiş olarak vuku bulacaktır.
Bu milletler, bütün güçlüklere ve bütün engellere rağmen,
manileri yenecek ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır"
5
Türk Birliği'nin Korunması
Orta Asya'da, 1990'lardan itibaren ortaya çıkan yeni
tablo, Türkiye'ye çok önemli ve yeni bir stratejik kapı
açtığı gibi, 21. yüzyıl için çok ciddi bir sorumluluğu
da beraberinde getirmektedir. Yetmiş yıl süren baskının
ardından komünizmin çökmesiyle, Orta Asya bozkırlarında
esmeye başlayan bağımsızlık rüzgarları, Türk Dünyası'nı
birlik ve beraberliğe, bir dünya gücü olmaya doğru yönlendirmektedir.
Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'in 28
Eylül 1991'de, İstanbul'da yaptığı konuşma, Türki Cumhuriyetler'in
bu beklentisini ve geleceğe yönelik umutlarını yansıtması
bakımından son derece önemlidir:

Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev |
"Ancak bahar sellerini ne kadar
engellemeye, önüne bentler çekmeye çalışırsanız çalışın,
su yine de kendi yolunu açacaktır. İşte tarih nehri
ile de aynısı olmuş ve 'soğuk savaş' engelini yıkan
tarih, insanlık kanunlarıyla belirlenen esas yatağına
dönmüştür... Halklarımız arasında karşılıklı anlayış
ve güven duygusu oluştu. Dostluk, etkili bir işbirliğinin
en güvenilir garantisidir. Bu durum bizi umutlandırıyor."
6
Türkiye'nin sahip olduğu stratejik miras, 21. yüzyılda,
Türk Milletini lider ülkeler sıralamasında ilk sıralara
yerleştirecek olan son derece köklü ve şanlı bir mirastır.
Tarihsel ve güncel gerçekler, istenilirse ve azmedilirse,
Türk'ün dünya liderliğine ulaşmasının mümkün olduğunu
göstermektedir.
Bu noktadan hareketle, Türk Birliği'ne doğru atılan
bu adımların, Atatürk'ün söylediği şu sözler ile bağdaştığını
görmemek imkansızdır:
"Ben herşeyden önce bir Türk milliyetçisiyim.
Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk Birliğinin bir gün
hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile,
gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım.
Türk Birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi,
yeni fasıllarını Türk Birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu
bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne
aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek,
o zaman görülecek." 7
Tanıklar Mustafa Kemal'i Anlatıyor;
- 1935'te Amerikalı bir gazeteci sorar:
"Savaş çıktığı takdirde Amerika tarafsızlık siyasetini
koruyabilecek mi?
"İmkanı yok, dedi, imkanı yok. Eğer savaş çıkarsa,
Amerika'nın milletler topluluğunda işgal ettiği yüksek
durumu herhalde etkili olacaktır. Coğrafi durumu ne
olursa olsun, milletler birbirlerine birçok bağlarla
bağlıdırlar.
Atatürk dünyadaki milletleri bir apartmanda oturanlar
gibi görüyordu. ABD bu apartmanın en üst lüks katında
oturmaktadır. Eğer apartman oturanların bazıları tarafından
ateşe verilirse, diğerlerinin yangından kurtulma şansı
yoktur. Savaş için de aynı şey olabilir. ABD'nin bundan
uzak kalmasına imkan yoktur."
Atatürk şu sözleri ilave etti;
" Bundan başka, Amerika büyük
ve kuvvetli ve dünyanın her yerinde ilişiği olan bir
devlet olduğundan, kendisinin siyaset ve ekonomi yönünden
ikinci basamaktaki bir duruma düşmesine hiçbir zaman
izin veremez." 8
Başarılı olan bir öğrenciye verilecek ödül üzerine,
Atatürk, "Bu öğrenci takdir edilmelidir!" demişti.
Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey:
- Bir takdirname verelim Paşam.
- Takdirname neyi ifade eder?
- Avrupa'ya gönderelim.
Atatürk:
- Reşit Galip Bey, artık Avrupa
çökmüştür. Onu yepyeni bir ruh ve zihniyetin hakim olduğu
Amerika'ya göndereceksiniz! 9
Havacılık, Modern Ziraat Gibi Konuların Gerekliliğini
Önceden Tespit Etmesi
Atatürk, uçakların henüz savaşlarda kullanılmasının
bile mümkün olmadığı günlerde, Fransa'da Abidin Daver'e
uçaklarla ilgili olarak şunları söylemiştir:
"Tayyareler gün gelecek savaşlarda
önemli roller oynayacaktır." 10
Bu söz, Abidin Daver'in hiç aklına yatmamıştı. Çünkü
bu sözün söylendiği 1900'lü yıllarda, uçakların savaşta
kullanılması akıllara bile gelmiyordu.
1930'larda da, havacılığa önem ve değer verilmesi gerektiğini
düşünerek, "İstikbal Göklerdedir" diyen Büyük
Atatürk, havacılığın bir spor dalı olarak benimsenmesi
ve Türk gençleri arasında yaygınlaşmasını yürekten arzulamıştır.
Atatürk, "Türk Kuşu"nun kuruluş çalışmalarındaki gibi,
havacılıkla ilgili diğer girişimlerde de verdiği direktiflerle
başrolü oynamıştır. Dahası, havacılığı, büyük bir ilgiyle
ve yürekten destekleyen Atatürk, manevi kızı Sabiha
Gökçen'i de bu konuda teşvik etmiştir. Sabiha Gökçen,
hem sivil hem de askeri havacılık alanında, uluslararası
bir üne ve değere sahip bir havacımız olmuştur.
Dönemin Ekonomik Şartlarını İyi
Tespit Ederek Geleceğe Yönelik Tedbirler Alması
Tam bağımsızlık için gerekli olan kural, milli egemenliğin
sağlanmasıdır. Atatürk'e göre bu hedefler, yalnızca
kağıt üzerindeki prensiplerle, kanun maddeleriyle ve
hırslarla, arzularla elde edilemez. Bu hedefleri tam
olarak gerçekleştirebilmek için en kuvvetli temellerden
biri ekonomidir.
Atatürk'e göre siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük
olursa olsunlar, ekonomik zaferler ile taçlandırılamazlarsa
elde edilen zaferler kalıcı olamaz; kısa zamanda sönerler.
Bu nedenle, parlak zaferlerimizin sağladığı ve sağlamaya
devam edeceği faydalı sonuçlardan yararlanabilmek için
ekonomimizin, ekonomik egemenliğimizin oluşturulması,
güçlendirilmesi ve genişletilmesi gerekir. Bu nedenle
Atatürk daha önce bahsettiğimiz gibi, ekonomi alanında
kalıcı birçok devrim yapmış ve bunları hiç vakit kaybetmeden
uygulamaya koymuştur.

Afet İnan'la birlikte Yeşilköy'de askeri uçakları
incelerken |
Atatürk, bir konuşmasında, ekonominin bir ülkenin yönetimi
için ne kadar önemli olduğunu şu sözleriyle vurguluyordu:
"Ekonomi demek herşey demektir.
Yaşamak için, mutlu olmak için, insanın varlığı için
ne gerekiyorsa bunların hepsi demektir." 11
Kemal Atatürk, ekonomik başarılara imza atmanın yolunun,
genç kuşakların en iyi şekilde yetiştirilmesinden geçtiğini
de şu sözleriyle dile getirmiştir:
"Bu durumda, çocuklarımızı buna
uygun şekilde eğitmeliyiz, onlara buna uygun ilim ve
irfan vermeliyiz ki, ticaret dünyasında, tarımda, sanatta
ve bütün sahalarda verimli, etkili bir çalışma içinde
olsunlar. .... Eğitim programımızın, gerek ilköğretimde,
gerek ortaöğrenimde verilecek tüm bilgileri bu anlayışa
uygun olmalıdır." 12
Atatürk'ün ekonomiye bakışını ve milli endüstrileşme
adımlarını kendi öz kaynaklarımızla başlatmamız gerektiğini
örneklendiren bir diğer girişim de, Sümerbank (1933)
ve Etibank'ın (1935) kuruluş kanunlarına, devlete ait
sermayenin ileride halka satılacağına ilişkin bir hüküm
konulmasıdır. Atatürk'ün, sınai mülkiyetin halka yayılmasını
istediğinin en belirgin göstergesi de, İş Bankası'nın
halka sunulan hisselerinden satın almasıdır.
Ekonomi alanında, ilk olarak üzerinde durmamız gereken
konu, I. İktisat Kongresi'nin, daha Lozan Antlaşması
sonuçlanmadan yapılmış olmasıdır. İzmir'de, 17 Şubat
1923'te toplanan İktisat Kongresi'nin açılış konuşmasında,
Atatürk, Osmanlı devletinin çöküşüne neden olan ekonomi
anlayışını ve kapitülasyonların gelişimini örnekleri
ile anlatmış, şu konular üzerinde önemle durmuştur;
"Siyasî ve askerî zaferler ne
kadar büyük olursa olsunlar, ekonomik başarılarla taçlandırılamazlarsa
elde edilen zaferler kalıcı olamaz ve az zamanda söner."
.... Bir devlet ki, vatandaşlarına koyduğu bir vergiyi
yabancılara koyamaz; bir devlet ki gümrükleri için resmi
işlemleri ve diğer işlemleri yapma hakkından yasaklanır,
bir devlet ki yabancılar üzerinde yargı yetkisinden
yoksundur, o devlete bağımsız denemez .... Osmanlı ülkesi
yabancıların sömürgesinden başka bir şey değildi."
13
"...Zannedilmesin ki, yabancı
sermayeye düşmanız, hayır bizim ülkemiz geniştir. Çok
emeğe ve sermayeye ihtiyacımız var. Kanunlarımıza uymak
kaydıyla yabancı sermayeye gereken güvenceyi vermeye
her zaman hazırız. Yabancı sermaye bizim emeğimize eklensin
ve bizim ile onlar için faydalı sonuçlar versin. Fakat
eskisi gibi değil." 14
Atatürk, bu konuşma ile kurulması planlanan yeni Türk
Devletinin izleyeceği ekonomi politikasını belirlemiştir.
Atatürk'ün ekonomi politikamızın ana prensibi olarak
gördüğü en önemli konulardan biri de, köylünün çalışmasının
sonuçlarını kendi yararına en yüksek düzeye çıkarması
olarak belirlemiştir. Bu nedenle, hem çiftçinin çalışmasını
ve verimini arttıracak bilgilendirmenin, araç ve teknik
aletlerin tamamlanması, hem de bu çalışmalardan doğacak
sonuçla en fazla faydayı sağlayacak ekonomik tedbirlerin
alınması için çalışmak gerekliydi. Yolların ve modern
taşıma araçlarının bulunmaması, yapılan değişikliklerin
çiftçinin aleyhine olması ve uygulamaya konulan kanunların
çiftçiyi korumaması gibi engellerin ortadan kaldırılması
şarttı. Bu konuyla ilgili olarak Atatürk şunları söylemiştir:
"Eğer milletimizin çoğunluğu çiftçi olmasaydı,
biz bugün dünya yüzünde bulunmayacaktık.
Milletimiz çiftçidir. Milletin çiftçilikteki emeklerini
asrî, iktisadî tedbirlerle azamî haddine çıkarmalıyız.
Köylünün çalışmalarının netice ve semeresini kendi menfaati
lehine azamî haddine yükseltmek, iktisadî siyasetimizin
temel taşıdır.
Onun için, bir yandan çiftçinin emeğini artıracak
ve semereli kılacak bilgi, vasıta ve fennî aletlerin
kullanma ve yapılmasına, öte yandan onun çalışmalarının
neticelerinden azamî derecede faydalanmasını temin edecek
iktisadî tedbirlerin alınmasına çalışmak lâzımdır.
Millî ekonominin temeli ziraattir. Bunun içindir
ki, ziraatte kalkınmaya büyük önem vermekteyiz. Köylere
kadar yayılacak programlı ve pratik çalışmalar, bu maksada
erişmeyi kolaylaştıracaktır.
Efendiler! Milletimiz çiftçidir.
Milletin çiftçilikteki çalışmasını yeni ekonomik tedbirlerle
son hadde eriştirmeliyiz. Köylünün çalışmasının neticeleri
ve verimleri kendi menfaati lehine son hadde çıkarmak
ekonomik siyasetimizin temel ruhudur.15
|