|
Peygamberimizin Deccal'i tarif eden hadislerindeki
tanımlar Kuran'da anlatılan suçlu-günahkar karakteri
ile çok büyük benzerlik göstermektedir. Kuran'da kötü
ahlak özellikleri olarak bildirilen yalancılık, adaletsizlik,
acımasızlık, zalimlik, insanlar arasında bozgunculuk
çıkarmak, şiddet ve karmaşanın yayılması için çaba göstermek,
insanları din ahlakından uzaklaştırmak gibi inkarcıların
gösterdikleri ahlak, Darwinizm'in beslediği ideolojilerin
de en belirgin özelliklerindendir.
Allah'ın Kuran'da, suçlu-günahkarlar olarak dikkat
çektiği kişiler, yeryüzünde anarşi ve terör çıkaranlar,
bunun için çeşitli tuzaklar kuranlar, kötülükten yana
olanlardır. Bu insanlar Allah'ın koyduğu sınırları
tanımayan, din ahlakını yaşamayan, suça ve günah işlemeye
eğilimli insanlardır. "Hiç şüphesiz suçlu-günahkarlar,
bir sapmışlık (dalalet) ve çılgınlık içindedirler" (Kamer
Suresi, 47) ayetinde bildirildiği üzere bu ahlakı
yaşayan insanların uydukları yol sapkındır. Kuran'da
suçlu-günahkarların çeşitli özellikleri anlatılmakta
ve insanlar buna karşı şöyle uyarılmaktadırlar:
Allah'a karşı yalan uydurup iftira
düzenden ve O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim
kimdir? Şüphesiz O, suçlu-günahkarları kurtuluşa erdirmez.
(Yunus Suresi, 17)
Andolsun, sizden önceki nesilleri,
resulleri kendilerine apaçık deliller getirdiği halde,
zulmettikleri ve iman etmeyecek oldukları için yıkıma
uğrattık. İşte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğu
böyle cezalandırırız. (Yunus Suresi, 13)
Kuran'da toplumun huzur ve güvenliğini bozan, insanlar
arasında kargaşa çıkaran ve yeryüzünde kötülüğü yaygınlaştırmak
için tuzak kuranların da suçlu-günahkarlar oldukları
belirtilmektedir. Darwinizm'i kendisine temel alan materyalist
ideolojilerin, komünizm ve faşizm gibi akımların önde
gelen özelliklerinden birisinin de toplum düzenini bozmak
ve anarşi oluşturmak olduğu göz önünde bulundurulursa,
bu sistemi yaşayan ve yayanların Kuran'da anlatılan
suçlu-günahkar kişiliği taşıyan insanlar olduğu anlaşılacaktır.
Bir ayette şöyle bildirilmektedir:
Böylece biz, her ülkenin önde gelenlerini
-orada hileli-düzenler kursunlar diye- oranın suçlu-günahkarları
kıldık. Oysa onlar, hileli-düzeni ancak kendilerine
kurarlar da bunun şuuruna varmazlar. (Enam Suresi, 123)
Ayette de bildirildiği üzere bu kişiler kendi sistemlerini
yaygınlaştırmak ve pekiştirmek için planlar yapacak
ve çeşitli düzenler kuracaklardır. Bu durumda bu karakteri
taşıyan kişilere ve bu sistemi yaygınlaştırmaya çalışanlara
karşı verilecek olan fikri mücadele de son derece önemlidir.
Çünkü yeryüzünde bozgunculuğun yerini barışın, çatışma
ve anarşinin yerini huzurun ve istikrarın alması, ancak
bozgunculuk yapanların bu faaliyetlerinin engellenmesi
ile mümkündür. Bu da böyle bir girişimde bulunanların
fikri alt yapılarının çürüklüğünün deşifre edilmesi
ve çökertilmesi ile sağlanır. Böyle bir sorumluluğu
ise ancak iman edenler üstlenebilir. Çünkü iman edenlerin
üzerinde Deccaliyetin fitnesinin hiçbir şekilde etkisi
yoktur. Müminler, Allah'ın Kuran'da tarif ettiği suçlu-günahkar
karakterini yaşamaktan veya bu özelliklerin en küçük
bir alametini dahi üzerlerinde taşımaktan şiddetle sakınan
insanlardır. İman edenlerin yeryüzünde bozgunculuğu
önleme sorumluluğunu Allah şöyle bildirmektedir:
Sizden önceki nesillerden onlardan
kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu
önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi?
Zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine
düştüler. Onlar, suçlu-günahkarlardı. (Hud Suresi, 116)
DECCAL KARAKTERİ NEFSİN AZGINLIĞI ÜZERİNE
KURULUDUR

 |
Suçlu-günahkarların en önemli özelliklerinden birisi
kendilerine Kuran ahlakını değil, nefislerinin isteklerini
-kişisel istek ve tutkularını- rehber edinmiş olmalarıdır.
Oysa insanın nefsine uyması büyük bir beladır. İnsanın
nefsine uymaya başlaması öncelikle kendi içinde bir
karmaşa ve başı bozukluk yaşamasına neden olur. İnsanda
vicdanına uymuş olmanın getirdiği rahatlığın ve huzurun
yerini kendine güvensizlik, tedirginlik, endişe ve huzursuzluk
alır.. "... Çünkü gerçekten nefis, -Rabbimin kendisini
esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir..."
(Yusuf Suresi, 53) ayetinde de buyurulduğu gibi
nefis sürekli kötülüğü emreder. İnsana her zaman kıskançlık,
haset, öfke, kin, intikam, sevgisizlik, merhametsizlik,
saygısızlık, sorumsuzluk gibi kötü ahlak özelliklerini
yaşatmak ister. İman eden bir kişi ise, nefsinin değil
vicdanının sesini dinler, iradesini kullanır ve güzel
bir ahlak gösterir. Çünkü Allah Kuran'da insana nefsinin
kötülüklerinden sakınıp korunmayı emretmiştir ve insan
vicdanına uyarak bu emri yerine getirebilir. Yani her
insan neyin kötü olduğunu bildiği gibi, neyin iyi olduğunu
ve kötülükten nasıl korunabileceğini de en iyi şekilde
bilir. Bu gerçek ayetlerde şu şekilde açıklanır:
Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim
verene', sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve
kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).
Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur.
Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran
da elbette yıkıma uğramıştır. (Şems Suresi, 7-10)
Buna rağmen insanların büyük kısmı
vicdanlarının sesini iyice kısıp
duyamaz hale gelir ve kendilerini nefislerinin yönetmesine
izin verir. Vicdanına uyan insanla nefsine uyan
insan arasında ise çok önemli farklılıklar
vardır. Vicdanının sesini dinleyen bir
kişi, kendisini öfkelendirebilecek bir olayla karşılaştığında,
öfkesine hakim olup itidalli davranır. Nefsinin
sesini dinleyen kişi öfkesine kendini kaptırıp
kin ve intikam duyguları ile hareket edebilir.
Aynı şekilde, bir haksızlıkla karşılaşan
kişi vicdanının sesini dinlediğinde,
haksızlığa aynısı ile değil
hak ve adalet ile cevap vermesi gerektiğini bilir.
Nefsine uyan kişi ise kendisine haksızlık
yaptığını düşündüğü kişiye
daha fazlası ile karşılık vermek
ister. Vicdanına uyan kişi merhametli, hoşgörülü,
sabırlı ve fedakar olurken, nefsine uyan kişi
acımasız, zalim, sabırsız ve bencil
olur. Dolayısıyla nefsine uyan kişilerin
çoğunlukta olduğu bir toplumda barıştan,
huzurdan ve güvenlikten bahsetmek mümkün olmaz. Nitekim
Allah ayetinde insanların nefislerine uymaları
durumunda yeryüzünde düzen kalmayacağını
bildirmiştir:
Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına
uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların
içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya uğrardı. Hayır,
Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş
bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar.
(Müminun Suresi, 71)
İşte Deccal'in, dini ve manevi değerleri hedef almasının
temel nedenlerinden birisi de budur. Çünkü din ahlakı,
insanların vicdanlarını dinlemelerini ve nefsin kötülüklerinden
korunup sakınmalarını gerektirir. Deccal'in ideolojisi
ise tam aksini savunur. Bu nedenle insanları birbirine
bağlayan, sosyal düzeni sağlayan unsurları -ki bu unsurların
başında din ahlakı ve bu ahlaktan kaynaklanan manevi
değerler gelir- bozar ve insanlar arasında karmaşa ve
çatışmayı teşvik eder. Deccalliyetin insanların nefislerine
uydukları bir düzen üzerine kurulu olduğunu Peygamberimiz
(sav) bir hadisinde ise şu şekilde belirtmiştir:
Fitne-i ahir zaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine
hakim olamaz.6
İslam alimleri bu hadisi yorumlarken, Deccal'in insanları
tutku ve arzularına uymaya davet edeceğini, bunu süslü
göstereceğini belirtmişlerdir. Örneğin Bediüzzaman Said
Nursi bu hadisi açıklarken, "... (insan) nefsine
mağlup olup, o ateşe sarhoşhane bir sürüklenme ile düşer,
yanar... (Deccal) pervane gibi nefisperestleri (nefsine
düşkün olanları) etrafına toplar, sersem eder..." demiştir.
DECCAL YERYÜZÜNDE BOZGUNCULUK ÇIKARIR
Deccal'in sisteminin insanlara en büyük zararı veren
yönü bu sistemin yeryüzünde bozgunculuk çıkarma, huzur
ve düzen bırakmama üzerine kurulu olmasıdır. Deccal'in
temel vasfı bozgunculuk çıkarabilmek için şiddet, terör
ve anarşiyi körüklemesidir. Bozgunculuk çıkarmak çok
geniş bir kavramdır. İnsanların huzurunu kaçıran, güvenlik
ve barış ortamını bozan her unsur bozgunculuktur. İki
ülke arasında hiçbir haklı gerekçesi olmadan yaşanan
savaşlar, bir toplum içerisinde suni nedenlerle meydana
gelen iç çatışmalar, masum ve sivil insanları hedef
alan terörist saldırılar, günlük hayatta karşılaşılan
bireysel şiddet olayları, bozgunculuğun örnekleri arasında
sayılabilir. Bu dönemde, gün geçtikçe sayısı artan ve
yayılan savaşlar, çatışmalar ve şiddet olayları Deccal'in
bozgunculuğunun boyutlarını göstermesi açısından dikkat
çekicidir.
Bozgunculuk Kuran'da dikkat çekilen ve insanların sakınması
gereken tehlikelerden birisidir. Allah insanlara bozgunculuk
çıkarmayı yasaklamış ve bozguncuları sevmediğini bildirmiştir.
İnkarcıların yeryüzünde sürekli bozgunculuk çıkarmaya,
savaş, çatışma ve karmaşa ortamı meydana getirmeye çalışmaları
bir ayette şu şekilde belirtilmektedir:
... Biz de onların arasına kıyamet
gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin salıverdik. Onlar
ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse Allah
onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa çalışırlar.
Allah ise bozguncuları sevmez. (Maide Suresi, 64)
Görüldüğü gibi ayette bu insanların yeryüzünde sürekli
bir savaş çıkarma girişimleri olduğuna dikkat çekilmiştir.
Savaş, çatışma, terör, anarşi gibi kan dökme eylemleri
Deccal'in en çok başvurduğu yöntemlerdir. Bir başka
ayette bu Deccali zihniyet şu şekilde belirtilmektedir:
Ki (bunlar) Allah'ın ahdini, onu kesin
olarak onayladıktan sonra bozarlar, Allah'ın kendisiyle
birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler ve yeryüzünde
bozgunculuk çıkarırlar. Kayba uğrayanlar, işte bunlardır.
(Bakara Suresi, 27)
Kuran ahlakı ise insanların barış, huzur ve güvenlik
içinde yaşamalarını öngörür. Kuran'da gösterilen hedef,
her inançtan ve milletten tüm insanların güvenlik içinde
yaşayabilecekleri bir ortam meydana getirebilmektir.
Yeryüzünün düzene girmesi ise ancak din ahlakının yaşanması
ve insanların vicdanlarına göre hareket etmesi ile mümkündür.
Ayette şu şekilde buyurulur:
Düzene konulması (ıslah)ından sonra
yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın; O'na korkarak
ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah'ın rahmeti
iyilik yapanlara pek yakındır. (Araf Suresi, 56)
BOZGUNCULUK İNSANLAR ARASINDA ŞİDDETİN
TEŞVİK EDİLMESİ İLE YAYILIR
Bozguncu ahlakın temelinde, hoşgörü ve sabır yerine
kin ve intikam duyguları vardır. Savaşlar, çatışmalar
ve terör eylemleri ile bozgunculuk çıkaran kişiler,
sabretmeyi, adaletle hükmetmeyi, merhametli ve affedici
olmayı bilmeyen, sorunları uzlaşma ile halletmek yerine
şiddete başvurmayı tercih eden kişilerdir. Aynı şekilde
Deccal'in dininde de insanlar uzlaşmacı değil, tam tersine
çatışmacı bir karakter sergilerler. Bu, kin, öfke ve
düşmanlık duygularını körükleyerek insanları birbirlerine
düşüren bir kültürdür. Nitekim hadislerde Deccal'in
kin, öfke ve şiddetin yaygın olduğu bir dönemde ortaya
çıkacağı ve bu ortamdan istifade edeceği bildirilmiştir.
Bu hadislerden bazıları şu şekildedir:
Deccal dinin güçsüzleştiği, ilmin yetersiz bir hale
geldiği bir anda ortaya çıkar.7
O günler akılların çelindiği günlerdir. İnsanlar birbirlerini
öldürürler. Öyle ki kişi komşusunu, amcaoğlunu, yakınını
öldürür; öldüren niçin öldürdüğünü, öldürülen de niçin
öldürüldüğünü bilmez. 8
Aslında bu özellikler şeytanın karakterinin de temel
özellikleri arasındadır. Şeytan da isyankar, uzlaşmaz,
kindar ve öfkeli bir karaktere sahiptir ve dünyadaki
amacı da insanları bu yönde teşvik etmektir. Bu nedenle
şeytan insanların arasını açıp bozmaya çalışır. Allah
bu tehlikeyi Kuran'da şöyle haber vermektedir:
Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini
söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz
şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır. (İsra Suresi,
53)
Şeytanın etkisi altına giren kimseler,
rahatlıkla hoşgörü gösterip geçebilecekleri olayları
fazlasıyla büyütürler. Hoşlarına gitmeyen, kendi görüşleriyle
uyuşmayan herşeye öfkeyle yaklaşırlar. Öfkelerinin etkisiyle
doğru düşünemez, olayları adil ve objektif bir şekilde
değerlendiremezler. Şeytan bu kimselerin içerisine düştükleri
durumdan istifade eder; doğru düşünemeyen, şuursuzca
hareket etmeye başlayan bu kimseleri suça eğilimli insanlar
haline getirir. Onlara öfkelerini tatmin etmedikleri
sürece huzur bulamayacakları telkinini verir.
Kuran'da Hz. Adem'in oğulları arasında yaşanan olayı
anlatan kıssa, şeytanın telkini ile hareket eden bir
kimsenin nasıl kontrolsüz ve saldırgan bir karakter
sergileyebileceğine önemli bir örnektir:
Onlara Adem'in iki oğlunun gerçek olan
haberini oku: Onlar (Allah'a) yaklaştıracak birer kurban
sunmuşlardı. Onlardan birininki kabul edilmiş, diğerininki
kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen) Demişti
ki: "Seni mutlaka öldüreceğim." (Öbürü de:) "Allah,
ancak korkup-sakınanlardan kabul eder. Eğer beni öldürmek
için elini bana uzatacak olursan, ben seni öldürmek
için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben, alemlerin
Rabbi olan Allah'tan korkarım. Şüphesiz kendi günahını
ve benim günahımı yüklenmeni ve böylelikle ateşin halkından
olmanı isterim. Zulmedenlerin cezası budur." Sonunda
nefsi ona kardeşini öldürmeyi tahrik edip zevkli göstererek)
kolaylaştırdı; böylece onu öldürdü, bu yüzden hüsrana
uğrayanlardan oldu. (Maide (Suresi, 27-30)
Ayetlerde de görüldüğü gibi şeytanın telkini ile nefsine
uyan kardeş, öfke ve kıskançlık ile hareket etmiş ve
bu duyguları onu cinayet işlemeye kadar vardırmıştır.
Mümin ahlakı gösteren diğer kardeş ise, karşı tarafın
saldırgan tutumu ve haksız tavırları karşısında dahi
itidalini kaybetmemiş, güzel bir ahlak göstermiştir.
Aynı şekilde Allah'ın kendisine verdiği nimetler nedeni
ile Hz. Yusuf'a karşı kıskançlık ve öfke duyan kardeşleri
de onu öldürmeye kalkışmışlar, Hz. Yusuf ise yaşadığı
çeşitli olaylardan sonra kardeşleri ile tekrar karşılaştığında
onlara hoşgörü göstermiş ve onları affetmiştir. Bu,
Allah'ın iman edenlere emrettiği üstün ahlakın bir gereğidir.
Ayette müslümanların güzel ahlakı şöyle tarif edilmiştir:
Onlar, bollukta da, darlıkta da infak
edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan
bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları
sever. (Al-i İmran Suresi, 134)
DECCAL İNSANLARI AŞIRILIĞA YÖNLENDİRİR
Deccal'in yeryüzünde bozgunculuk ve karışıklık çıkarmak
için kullandığı bir başka yöntem de insanları aşırılığa,
yani fanatizme teşvik etmesidir. Bu sistemde insanlar,
inançları, fikirleri ya da idealleri uğrunda aşırılığa
gitmelerinin meşru olduğuna inandırılırlar. Uzlaşma
ve diyalog ile ulaşılabilecek sonuçları, ancak şiddete
başvurarak elde edebilecekleri fikrine kapılırlar. Basit
bir kıskançlık, yersiz bir öfke, vahşi cinayetlerle,
acımasız saldırılarla neticelenebilir. Çünkü aşırı insan
itidalden, sağduyudan ve akılcılıktan uzaklaşır. Mantıklı
kararlar veremez, muhakemesini kaybeder. Sadece duyguları
ile hareket eder. Tepkilerine ve üslubuna öfke ve hiddet
hakim olur. Böylece şiddetin her türlüsünü hiç sorgulamadan
ve vicdani rahatsızlık duymadan gerçekleştirebilecek
tehlikeli gruplar ve bireyler ortaya çıkar.
Oysa Kuran ahlakı insanları, aşırılığa kaçmaktan ve
haddi aşmaktan sakındırır. Allah bir ayetinde insanlara,
hevalarına kapılarak işlerinde aşırılığa gidenlere itaat
etmemelerini bildirmekte ve iman edenleri Deccal'in
bu tuzağına karşı uyarmaktadır:
... Kalbini bizi zikretmekten gaflete
düşürdüğümüz, kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)'
uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme. (Kehf Suresi,
28)
Aşırılık insanı Kuran ahlakından uzaklaştırır. Müminlerin
en önemli özelliklerinden birisi ise koşullar ne olursa
olsun itidalli ve dengeli olmaları, mütevazı, ılımlı
ve hoşgörülü tavırlarından vazgeçmemeleridir. İman edenlerin
sorumluluğu insanlara iyiliği emretmek ve onları kötülüklerden
sakındırmaktır. Bu ise insanlara din ahlakını anlatarak
ve din dışı sistemler ile fikri alanda mücadele ederek
yerine getirilecek bir sorumluluktur. Mümin bu sorumluluğunu
yerine getirirken kendi görevinin sadece doğruları anlatmak
ve insanlara yol göstermek olduğunu bilir. İman etmeleri
için insanları zorlamak gibi bir yükümlülüğü yoktur.
Allah, iman edenlere, "dinde zorlama yoktur" (Bakara
Suresi, 256) hükmüyle de buyurduğu üzere, insanları
zorlamamaları gerektiğini bildirmiştir. İnsanlara hidayet
verecek olan, yani onların iman etmesini sağlayacak
olan Allah'tır. İman edenler ise sadece bu hidayete
vesile olabilmek için çaba gösterirler:
Onların hidayete ermesi, senin üzerinde
(bir yükümlülük) değildir. Ancak Allah, dilediğini hidayete
erdirir... (Bakara Suresi, 272)
DECCAL'E UYANLARIN ORTAK ÖZELLİĞİ:ŞEYTANİ
MANTIKLA HAREKET ETME
Onun (Deccal'in) yanında iki nehir bulunacaktır.
Göz birini bembeyaz bir su, diğerini kaynayan bir
ateş olarak görecek, fakat içeri girenler bunun tam
tersi olduğunu bulacak. 9
Onun (Deccal'in) fitnelerinden birisi de yanında
cennet ve cehennemin bulunuşu olacaktır. Onun cenneti
cehennem, cehennemi ise cennettir. 10
Yukarıdaki hadisler, Deccal'in insanlara iyiyi kötü,
kötüyü iyi gösterdiğini anlatan rivayetlerden ikisidir.
Bu, şeytanın da özelliklerinden biridir. Şeytan da,
tıpkı Deccal'in insanları anarşi ve teröre davet ederken
yaptığı gibi, insanların ancak kendisine uyduklarında
kurtuluşa ereceklerini ve kendisinin doğru bir yol üzerinde
olduğunu iddia eder. İnsanları dinsizliğe ve inkarcı
bir ahlaka çağırırken onların iyiliğini istediği yalanını
öne sürer:
De ki: "Bize yararı ve zararı olmayan
Allah'tan başka şeylere mi tapalım? Allah bizi hidayete
erdirdikten sonra, şeytanların ayartarak yerde şaşkınca
bıraktıkları, arkadaşlarının da: "Doğru yola, bize gel"
diye kendisini çağırdığı kimse gibi topuklarımız üzerinde
gerisin geri mi döndürülelim?" De ki: "Hiç şüphesiz
Allah'ın yolu, asıl yoldur. Ve biz alemlerin Rabbine
(kendimizi) teslim etmekle emrolunduk." (Enam Suresi,
71)
Aynı şekilde şeytana uyan insanların da iyilikten başka
bir şey istemediklerini iddia etmeleri bir ayette şu
şekilde belirtilmiştir:
Öyleyse, nasıl olur da, kendi ellerinin
sundukları sonucu, onlara bir musibet isabet eder, sonra
sana gelerek: "Kuşkusuz, biz iyilikten ve uzlaştırmaktan
başka bir şey istemedik" diye Allah'a yemin ederler?
(Nisa Suresi, 62)
Deccal'i sistemde insanların kötüyü iyi görmelerine
verilebilecek en çarpıcı örneklerden biri şiddetin,
çatışmaların ve kavgaların olağan karşılanmaya başlanmasıdır.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi insanlar, isteklerini
elde etmenin en etkili yolunun şiddete başvurmaları
olduğuna kendilerini ve çevrelerini inandırmışlardır.
Masum insanları katleder, hiçbir suçu olmayan insanlara
zarar verirken bunları kendilerince hak bir mücadele
için yaptıklarını düşünürler. Terör örgütlerinin üyeleri
ile ya da dünyanın çeşitli bölgelerinde savaş ve çatışmalara
neden olan insanlardan biri ile görüşüldüğünde, hepsi
şiddete başvurmakta sözde ne kadar haklı olduklarını
anlatacaklardır. Oysa bu büyük bir yanılgı ve zalimliktir.
Masum ve savunmasız insanlara karşı şiddete başvuran
hiçbir mücadele haklı değildir.
Bu yanılgının temelinde ise söz konusu kişilerin şeytana
ve onun bir uzantısı olan Deccal'e uyuyor olmaları,
diğer bir deyişle şeytanın mantığı ile hareket ediyor
olmaları vardır. Oysa herşeyin Yaratıcısı olan Allah
insanlara, şeytanın yolunu izlememelerini emretmiştir.
Allah bu emrini ayetlerinde şu şekilde bildirmektedir:
Ey insanlar, yeryüzünde olan şeyleri
helal ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin.
Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır. (Bakara
Suresi, 168)
Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır,
öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi grubunu,
ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmaya çağırır.
(Fatır Suresi, 6)
Rabbimizin tüm bu emirlerine rağmen şeytanın mantığı
ile hareket eden bir kişinin aklı ve kalbi kapanır.
Akılda ve kalpte meydana gelen bu kapanma inkar edenlerin
ve din ahlakını yaşamayanların genel bir özelliğidir.
Kuran'da gözleri olduğu halde gerçekleri göremeyen,
kulakları olduğu halde duymayan kişilere dikkat çekilmiş,
Allah'ın bu kişilerin kalplerini de mühürlediği şöyle
bildirilir:
Şüphesiz, inkar edenleri uyarsan da,
uyarmasan da, onlar için farketmez; inanmazlar. Allah,
onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin
üzerinde perdeler vardır. Ve büyük azab onlaradır. (Bakara
Suresi, 6-7)
Andolsun, biz bu Kur'an'da insanlar
için her örneği gösterdik. Şüphesiz, sen onlara bir
ayetle geldiğin zaman, o inkar edenler, mutlaka: "Siz
ancak muptil olanlardan başkası değilsiniz" derler.
İşte Allah, bilmeyenlerin kalblerini böyle mühürler.
(Rum Suresi, 58-59)
Kuran'da, "... Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar,
gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla
işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar.
İşte bunlar gafil olanlardır." (Araf Suresi, 179)
ayetiyle de belirtildiği gibi insanın görme ve işitme
duyusunun çalışmaması, kalbin ölü hale gelmesine işaret
etmektedir. Böyle bir şuur kapanıklığı, Deccal'in sistemine
uyanların, vicdanlarını tamamen terk etmiş, doğruyu
yanlıştan ayırt edecek bir anlayışa sahip olmayan, zalim
kimseler olduklarını göstermektedir. Böyle bir insan
bir olayın kendisine ve çevresine vereceği zararlara
önem vermez ve rahatlıkla insanlara zulmedebilir. Deccal'in
yalanlarına kapılır ve iyiyi kötü, kötüyü iyi olarak
görmeye başlar. Böyle insanların durumu Kuran'da şu
şekilde belirtilmektedir:
Bizim ayetlerimizi yalan sayanlar karanlıklar
içinde sağırdırlar, dilsizdirler. Allah, kimi dilerse
onu şaşırtıp-saptırır, kimi dilerse de onu dosdoğru
yol üzerinde kılar. (Enam Suresi, 39)
Allah, şeytanla işbirliği içinde olan ve yeryüzünde
de şeytanın mantığını yaşatmaya çalışan bu zalim insanların,
ahirette alacağı karşılığı şöyle haber verir:
(Şeytan) Onlara vaadler ediyor, onları
en olmadık kuruntulara düşürüyor. Oysa şeytan, onlara
bir aldanıştan başka bir şey va'detmez. Onların barınma
yerleri cehennemdir, ondan kaçacak bir yer bulamayacaklardır.
(Nisa Suresi, 120-121)
DECCAL'İN KURDUĞU TUZAKLAR DA ALLAH'IN
KONTROLÜNDEDİR
Peygamberimiz (sav) hadislerinde Deccal'in tuzaklarının
büyüklüğüne dikkat çekmiş ve bizi bu tuzaklara karşı
uyarmıştır. Gerçekten de Deccaliyetin fitnesi, samimi
iman edenler hariç, neredeyse tüm insanları içine alabilecek
büyüklüktedir. Bugün dünya genelinde yaşanan ahlaki
dejenarasyon ve kaos ortamının etraflıca düşünülmesi,
bu fitnenin boyutunun daha iyi kavranmasını sağlayacaktır.
Hangi ülkeden, hangi milletten, hangi ırktan olursa
olsun insanlar bu bozulmaya ve fitneye bizzat şahitlik
etmektedirler.
Ancak bu noktada unutulmaması gereken çok önemli bir
husus vardır. Kuran'da pek çok ayette iman etmeyenlerin
kurdukları tüm tuzakların gerçek sahibinin Allah olduğu
bildirilmiştir. Allah insanları denemek, salih olanları
ortaya çıkarmak, onları eğitmek, inkarcıların da küfrünü
göstermek ve daha pek çok hikmet gereğince, şeytanın
yeryüzündeki faaliyetlerini ve dolayısıyla Deccaliyeti
de kader içinde yaratmıştır. Ancak Deccaliyet mutlak
mağlup olacak şekilde yaratılmıştır. Dolayısıyla inkar
edenlerin tuzakları, Allah'ın izni ile, hiçbir zaman
başarıya ulaşamayacak tuzaklardır. Bir ayette bu sır
şöyle haber verilir:
Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler
kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden
oynatacak da olsa, Allah katında onlara hazırlanmış
düzen (kötü bir karşılık) vardır. (İbrahim Suresi, 46)
Tarih boyunca inkar eden ve insanları inkara sürüklemek
isteyenler çeşitli tuzaklar kurmuşlardır. Ancak kurulan
tüm tuzaklar, Allah'ın kanununun bir neticesi olarak,
bozulmuş ve kendi sahibine dönmüştür. Bu, Allah'ın değişmez
bir kanunudur. Bir ayette şu şekilde bildirilmektedir:
... Onlara bir uyarıcı-korkutucu geldiğinde
(bu,) nefretlerinden başkasını artırmadı. (Hem de)
Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp
düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden
başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin
sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah'ın
sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve
sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de
bulamazsın. (Fatır Suresi, 42-43)
Aynı son, Deccal'in kurduğu tuzaklar ve doğrudan Deccal'in
fikir sistemi için de geçerlidir. Bu sistem de insanları
Allah'ın yolundan alıkoyabilmek için kurulmuş özel bir
tuzaktır. Kurulan tuzaklar ne kadar büyük, oluşturulan
plan ne kadar kapsamlı ve etkili olursa olsun hepsi
Allah'ın kontrolü altındadır. Deccal de, onun kurduğu
tuzaklar da yalnızca Allah'ın dilemesi ile vardır.
"Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz" (İnsan Suresi,
30) ayetiyle de buyurulduğu gibi, Allah dilemedikçe
hiç kimse bir şey dileyemeyeceği gibi, ne bir tuzak
kurmaya ne de bu tuzağı hayata geçirmeye güç yetirebilir.
|