|
ATATÜRK'ÜN DİNDAR KİŞİLİĞİ
Vefatından
bu yana Atatürk hakkında pek çok yazı ve eser kaleme
alınmış, konferanslar ve toplantılar düzenlenmiş, çeşitli
yorum ve değerlendirmeler yapılmıştır. Şüphesiz Atatürk;
tarihin şahit olduğu en büyük komutan ve devlet adamlarından
biridir. Bunu tüm dünya kabul etmektedir.
Atatürk'ün saydığımız bu özellikleri, aslında onu tanımak
için yeterli unsurlardır. Ancak Atatürk'ün, bütün bu
üstün özelliklerinin yanı sıra hayatında ve davranışlarında
önemli yer tutan, onun sosyal yönünü ve karakterini
belirleyen İslam ahlakından kaynaklanan pek çok özelliği
bulunmaktadır. Tevazusu, hoşgörüsü, barışçı ve uzlaşmacı
kişiliği, duygusallıktan uzak, akılcı yapısı, ahlak
anlayışı, dinine karşı olan hassasiyeti, kararlılığı,
giyim ve kuşamına, temizlik ve bakımına, sanat ve estetiğe
verdiği önemi bunlar arasında sayabiliriz.
Sadece TBMM'nin açılışı için hazırlattığı bildiri ya
da Balıkesir'de verdiği hutbe bile, tek başına Atatürk'ün
dindar kişiliğini gözler önüne sermek için yeterlidir.
TBMM'nin Açılış Bildirisi
Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920 Cuma günü açılmıştır.
Bu açılışın 21 Nisan 1920'de tüm Türkiye'ye gönderilen
bildirgesi, bildirgeyi kaleme alan Atatürk'ün samimi
dindarlığını açıkça gözler önüne seren tarihi bir belge
niteliğindedir:
1. Allah'ın yardımıyla 23 Nisan Cuma günü,
Cuma namazından sonra Ankara'da Büyük Millet Meclisi
açılacaktır.
2. Vatanın bağımsızlığı, yüksek halifelik
ve saltanat makamının kurtarılması gibi çok önemli vazifeleri
olan Meclisin açılış gününü, Cumaya tesadüf ettirmekten
maksat, o günün kutsallığından faydalanmak ve açılmadan
önce sayın milletvekilleriyle Hacı Bayram Camii'nde
Cuma namazı kılmak, Kuran ve namazın nurlarından faydalanmaktır.
Namazdan sonra Peygamberimiz (sav)'in sakalı ve sancağı
el üstünde olduğu halde Meclis binasına gidilecektir.
Camiden buraya kadar olan merasim için Kolordu Komutanlığı'nca
özel olarak askeri tertibat alınacaktır.
3. O günün kutsallığını güçlendirmek için
bugünden başlayarak valiliklerde, vali beyefendinin
düzenlemesiyle hatim indirilecek, muhayiri şerif okunacaktır.
Hatmin son kısımları Cuma namazından sonra Meclis binası
önünde tamamlanacaktır.
1. Türkiye Büyük Millet
Meclisi binası
|
4. Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde
aynı biçimde bugünden başlanarak muhari ve hatm-i şerif
okutularak Cuma günü ezandan önce selavat verilecek
ve hutbede halife padişahımızın adı söylenirken, padişahımızın
ve topraklarımızın bir an önce kurtuluşu ve mutluluğa
erişmesi için dua edilecektir. Cuma namazı kılındıktan
sonra hatim duası yapılarak yüce halifelik ve saltanat
makamının ve bütün yurdun kurtulması uğrundaki milli
çalışmaların kutsallığı ve milletin her bireyinin kendi
temsilcilerinden oluşan Büyük Millet Meclisi'nin vereceği
vatan görevlerini yerine getirmesine ilişkin vaazlar
verilecektir. Sonunda halife ve padişahımızın, din ve
devletimizin, vatan ve milletimizin kurtuluşu, mutluluğu
ve bağımsızlığı için dua edilecektir.
Atatürk, Türkiye Büyük
Millet Meclisi balkonunda milletvekilleriyle birlikte.
(11 Ocak 1921)
|
Bu dini ve vatani törenin arkasından camilerden
çıkıldıktan sonra bütün yurtta hükümet konaklarına gelinerek
Meclisin açılmasından dolayı kutlama yapılacaktır. Her
tarafta Cuma namazından önce Mevlid-i Şerif okunacaktır.
5. Yüce Allah'tan tam başarı dileriz."
Beş maddeden oluşan bu bildirgenin her maddesi Atatürk'ün
samimi, dindar kişiliğinin açık birer ifadesidir.

|
'... Halbuki
Elhamdülillah, hepimiz Müslümanız, hepimiz
dindarız....'
(16 Mart 1923, Adana Türk Ocağı, esnaf ve
sanatkarlarla toplantı)
|
 |
Balıkesir Hutbesi
Atatürk bütün yaşamını
cephelerde mücadele etmekle geçirmiş, Kurtuluş
Savaşı'na tek başına yön vermiş, Türk Ordusunun
başına geçmiş ve büyük bir zafere imza atmış büyük
bir komutandır.
|
Atatürk'ün din konusundaki samimiyetini ve dinine olan
bağlılığını ortaya koyan diğer bir tarihi delil de onun
çıktığı bir yurt gezisi sırasında Balıkesir'de vermiş
olduğu hutbedir. Atatürk, bu hutbeyi, 7 Şubat 1923 tarihinde
Zağanos Paşa Camii'nde vermiştir:
Ey
Millet! Allah birdir. Şanı büyüktür. Allah'ın selameti,
atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz
Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini hakikatleri
tebliğe, memur ve Resul olmuştur. Koyduğu esas kanunlar
cümlemizce malumdur ki, Kuran-ı Azimüşşan'daki ayetlerdir.
İnsanlara feyz ruhunu vermiş olan dinimiz son dindir.
Ekmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, hakikate
uymamış olsaydı, bununla diğer İlahi ve tabii kanunlar
arasında aykırılıklar olması gerekirdi. Çünkü bütün
İlahi kanunları yapan Cenab-ı Hak'tır.
Arkadaşlar!
Cenab-ı Peygamber mesaisinde iki dara yani iki haneye
malik bulunuyordu. Biri kendi hanesi, diğeri Allah'ın
evi idi. Millet işlerini Allah'ın evinde yapardı.
Efendiler...
camiler; ibadet ve itaatle beraber din ve dünya için
neler yapmak gerektiğini düşünmek, yani meşveret için
yapılmıştır. Millet işlerinde her ferdin zihni, başlı
başına faaliyette bulunmak elzemdir.
İşte
bizim burada din ve dünya için, istikbal ve istiklalimiz
için neler düşündüğümüzü meydana koyalım. Ben yalnız
kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Milli emelleri,
milli iradeyi yalnız bir şahsın düşüncesinden değil,
bütün millet fertlerinin arzularının, emellerinin bilinmesi
neticesinden çıkarmak gerekir. Binaenaleyh benden ne
öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı
rica ederim.
...
Efendiler! Hutbe demek halka hitap etmek, yani söz söylemek
demektir. Hutbenin manası budur. Hutbe denildiği zaman
bundan birtakım manalar ve mefhumlar çıkarılmamalıdır.
Hutbeyi irad eden hatiptir. Yani söz söyleyen demektir.
Biliyoruz ki, Hazreti Peygamber zaman-ı saadetlerinde
hutbeyi kendileri verirlerdi.
Gerek
Peygamber Efendimiz gerekse Hulefayı Raşidin'in hutbelerini
okuyacak olursanız görürsünüz ki, gerek peygamberin
gerekse Hulefayı Raşidin'in söylediği şeyler, o günün
meseleleridir. O günün askeri, idari, mali, siyasi ve
içtimai konularıdır.
İslam
ümmeti çoğalıp, İslam memleketleri genişlemeye başlayınca,
Cenab-ı Peygamber ve Hulefayı Raşidin'in hutbeyi her
yerde bizzat kendilerinin irad etmelerine imkan olmadığından
halka söylemek istedikleri şeyleri bildirmeye birtakım
zevatı memur etmişlerdir. Bunlar herhalde ileri gelenlerin
en büyüğü idi.

Atatürk'ün önderliğinde
yürütülen ve büyük bir zaferle neticelenen Kurtuluş
Savaşı'nın kazanılmasında, Türk Milleti'nin inançlı
tavrının çok büyük bir rolü olmuştur. Genç-yaşlı
demeden büyük fedakarlıklar gösteren Türk insanı,
vatanın müdafasına önemli bir katkıda bulunmuştur.
Üstteki resimde Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara'da
askeri bir fabrikada mermi yapan, ninesi ve torunlarıyla
fedakar Türk kadınları görülüyor.
(sağda üstte resim) Kurtuluş Savaşı'nda Cephane
Taşıyan Kadınlar, Halil Dikmen (Ankara Resim ve
Heykel Müzesi, 1933)
 
Vatana, millete hizmet edenleri daima takdir eden
Atatürk, Milli Mücadele'yi destekleyen Amasya
Müftüsü Kamil Efendi ile görüşürken, 22 Kasım
1930
(sağ alt resim) Köyün Geriye Alınması, Sami Yetik
(İstanbul Askeri Müze, 1934)
|
Onlar
cami-i şerifte ve meydanlarda ortaya çıkar, halkı aydınlatmak
ve doğru yolu göstermek için ne söylemek gerekiyorsa
söylerlerdi. Bu tarzın devam edebilmesi için bir şart
lazımdı. O da milletin reisi olan zatın halka doğruları
söylemesi ve halkı aydınlatması; halkı, umumi ahvalden
haberdar etmek son derece ehemmiyetlidir. Çünkü herşey
açık söylendiği zaman halkın dimağı faaliyet halinde
bulunacak, iyi şeyleri yapacak ve milletin zararına
olan şeyleri reddederek, şunun veya bunun arkasından
gitmeyecektir...
Sivas Kongresi sırasında
milli teşkilatlanmaya destek olan Sivas Kadısı
Hasbi ve Erzincanlı Şeyh Fevzi Efendilerle
|
Hutbeden
maksat, halkın aydınlatılması ve doğru yolun gösterilmesidir.
Başka şey değildir. Yüz, iki yüz, hatta bin sene evvelki
hutbeleri okumak, insanları cehl ve gaflet içinde bırakmak
demektir. Hutbeyi okuyanın her halde halkın kullandığı
dili kullanması lazımdır. Geçen sene BMM'de irad ettiğim
bir nutukta demiştim ki: 'Minberler halkın dimağları,
vicdanları için bir feyz menbaı, bir nur menbaı olmuştur.'
Böyle olabilmesi için minberlerde aksedecek sözlerin
bilinmesi ve anlaşılması, fenni ve ilmi hakikatlere
uygun olması lazımdır. Hatiplerin siyasi, içtimai ve
medeni ahvali her gün takip etmeleri zaruridir. Bunlar
bilinmediği takdirde halka yanlış telkinler verilmiş
olur. Binaenaleyh hutbeler tamamen Türkçe ve zamanın
icaplarına uygun olacaktır.15
Atatürk'ün dindarlığının önemli bir göstergesi de;
elbette ki vatanın müdaafası için verdiği mücadelesidir.
Atatürk bütün yaşamını cephelerde mücadele etmekle
geçirmiş, Kurtuluş Savaşı'na tek başına yön vermiş,
Türk Ordusunun başına geçmiş ve büyük bir zafere imza
atmış büyük bir komutandır.
İslam yurdu olan güzel vatanımızın düşmanın eline geçmemesi
için herşeyi göze almış ve yıllarca mücadele etmiştir.
Atatürk'ün önderliğinde yürütülen Kurtuluş Savaşı'nı
büyük bir inançla gerçekleştiren Türk Milleti'nin tavrı,
aşağıdaki Kuran ayetiyle büyük bir uyum içindedir:
Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda
savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı
gidenleri sevmez. (Bakara Suresi, 190)
Atatürk'ün Günlüğünden Bazı Notlar
Mücadelesinde destek ve yardımı her zaman Allah'tan
isteyen Atatürk, her fırsatta Kuran okutup dua etmeye
önem vermiştir. Üstelik bu konuyla ilgili deliller Atatürk'ün
kendi el yazısıyladır. Gençliğinden itibaren günlük
tutma alışkanlığı olan ve bu alışkanlığını Büyük Taarruz
döneminde de sürdüren Atatürk'ün notları, bize onun
samimi inancını gösteren önemli delillerdendir. Aşağıda
Atatürk'ün günlüğünden konumuzla ilgili bazı bölümleri
aktarıyoruz :
Mücadelesinde destek ve
yardımı her zaman Allah'tan isteyen Atatürk, her
fırsatta Kuran okutup dua etmeye önem vermiştir.
Resimde ordularımızın muzafferiyeti için TBMMönünde
Abdullah Azmi Efendi tarafından okunan dua görülüyor.
(28 Mayıs 1922)
|
9 Mart 1922, Perşembe - Sivrihisar
Saat 8'e doğru (akşam) İsmet Paşa geldi. Evvela
yemek. Yemekten sonra 10 Mart için program kararlaştırıldı.
Siyasi durum hakkında... bilgi verdim. Ondan sonra
hafıza Kur'an okuttuk.
10 Mart 1922, Cuma - Aziziye
Saat 5 (akşam) Aziziye, yorgunluk hissettim... Bir
saat kadar uyudum. Sonra vücudumu süngerle sildim. Yeterli
istirahat etmiştim. İsmet, Yakup Şevki ve Selahattin
Paşalar gelmişlerdi. Beraber yemek yedik. Bazı telgraflar
gelmişti, gördüm. Hafıza Kur'an okuttum. Saat
10'da gittiler. Benim notları yazıyorum. Biraz kitap
okuduktan sonra yatacağım. Yarınki planımız üç tümenin
teftişidir.
17 Mart Cuma - Akşehir
Tayyare bölüğünü teftiş. Fazıl Bey ve diğer bir
pilot uçtu. Fransızlardan alınan 14 tayyare Adana'ya
gelmişti... İki tayyare uçurmak istedik. Motorları işletmek
güç oldu. Biri uçabildi.
Karargaha dönüş. Saat 8'e kadar yalnız kaldım. Mustafa
Abdülhalik Bey geldi. Hafıza Kur'an okuttuk.
İsmet Paşa da geldi. Yemekten sonra gittiler.

Ankara Vilayet Konağı
kapısının önünde Nevşehirli Hasan Fehmi Efendi
tarafından yapılan duayı dinlerken (27 Aralık
1919)
TBMM önünde Ramazan Bayramı münasebetiyle ordularımızın
başarısı için yapılan dua ve bayram merasimi (6
Mayıs 1920)
|
20 Mart Pazartesi-Akşehir
Müdafaa-i Hukuk heyeti, İhsan, Fahrettin Paşalar
geldi.
İhsan Paşa (Ali İhsan Sabis) şikayet etti. Haksızdır.
Açık konuştum. Otomobille gezdim. İsmet Paşa'ya gittim.
Beraber bize geldik. Fahrettin (Altay) Paşa ve kurmayını
yemeğe davet etmiştim. Hafıza Kur'an okuttuk.
24 Mart Cuma - Akşehir
Mütareke teklifini Celal Bey bildirdi. Cuma namazında
hafız Ulucami'de mevlüt okudu... Gece yarısından
sonra saat 5'e (sabah) kadar Ankara'da Bakanlar Kurulu
ile görüşme yaptım..."16
Atatürk Çanakkale Savaşı'nın
başarıya ulaşmasının
nedeni olarak Allah'a ve dine olan
bağlılığı göstermektedir
Çanakkale muharebelerinde Atatürk'ün emrinde çarpışan,
daha sonra Atatürk Anafartalar Grup Komutanı olunca
onun yerine 19. Tümen Komutanı olan Albay Şefik Aker,
tarihi bir anısını şöyle anlatır:
8/9 Ağustos (1915) gecesi bana 19. Fırka Komutanlığı'nı
teslim edip Anafartalar Grubu Komutanlığı'na idareye
giderken, Atatürk benim sol yanımda idi. Ağzından çıkan
bir fısıltı dikkatimi çekti. O'nun selamet ve başarı
için Allah'a fısıltı ile niyazda bulunduğunu görmüş
ve anlamıştım. 17
Anafartalar Grubu Komutanı
Atatürk muharebe arkadaşlarıyla.
|
Atatürk'ün bu güzel tavrı, 'Eğer
Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak
yoktur ve eğer sizi 'yapayalnız ve yardımsız' bırakacak
olursa, ondan sonra size yardım edecek kimdir? Öyleyse
müminler yalnızca Allah'a tevekkül etsinler.' (Al-i
İmran Suresi, 160) ayetinde tarif edilen mümin
karakterinin güzel bir örneğidir.
Çanakkale Savaşı sırasında kahraman ordumuzun da manevi
gücüyle ayakta kaldığını gören Atatürk, askerlerimizin
kararlılıklarını şöyle belirtmiştir:
Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor,
en ufak bir fütur (yılgınlık) bile göstermiyor; sarsılmak
yok! Okumak bilenler ellerinde Kuran'ı Kerim, cennete
girmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler, kelime-i şahadet
getirerek yürüyorlar. Bu, Türk askerlerindeki ruh kuvvetini
gösteren, şaşılacak ve övülecek bir misaldir. Emin olmalısınız
ki, Çanakkale Muharebesi'ni kazandıran bu yüksek ruhtur.
18
Bu iman vesilesiyledir ki, Türk Ordusu Çanakkale'de
250 bin şehit vermesine rağmen en ufak bir gerileme
ve sarsılma göstermeden kahramanca mücadele etmiştir.
Çanakkale'de şehit ve gazi olan askerlerimizin bu üstün
ahlakı, aşağıdaki Kuran ayetinin de bir tecellisidir:
Ey iman edenler, bir toplulukla karşı
karşıya geldiğiniz zaman, dayanıklık gösterin ve Allah'ı
çokca zikredin. Ki kurtuluş (felah) bulasınız. (Enfal
Suresi, 45)
Allah'tan başkasından
korkmayan ve şehit olmayı en yüksek mertebe kabul
eden Atamız, aynı duyguları ordumuza da aşılamıştır.
Üstte Büyük Taarruz'a hazırlanan askeri birliklerin
TBMM önündeki geçit töreni görülüyor.
|
Atatürk de, şehadeti ve gaziliği en büyük onur ve en
yüce makam bilen kahraman Türk Ordusuna şu sözlerle
hitap etmiştir:
Türk Ordusu! Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden
daha temiz, daha sağlam askere rast gelinmemiştir. Her
zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir.
Kanaatinle, imanınla, itaatinle hiçbir korkunun yıldırmadığı
demir gibi temiz kalbinle düşmanı sonunda alt eden büyük
gayretin için gönül borcumu ve teşekkürümü söylemeyi
kendime aziz bir borç bilirim. 19
Allah'tan başkasından korkmayan ve şehit olmayı en
yüksek mertebe kabul eden Atamız, aynı duyguları ordumuza
da aşılamıştır. Bir Kuran ayetinde iman edenlerin bu
güzel özelliklerine şöyle dikkat çekilir:
'Onlar, kendilerine insanlar: "Size
karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun"dedikleri
halde imanları artanlar ve: "Allah bize yeter, O ne
güzel vekildir"diyenlerdir.' (Al-i İmran Suresi, 173)

|
Ey iman
edenler, bir toplulukla karşı karşıya geldiğiniz
zaman, dayanıklık gösterin ve Allah'ı çokca
zikredin.
Ki kurtuluş (felah) bulasınız.
(Enfal Suresi, 45)
|
 |
Atatürk'ün
İslam'da Vicdan Özgürlüğü
Konusundaki Yorumu
İslamiyet insanları din ahlakına uymaya çağırır. Kabul
edenin mükafatı veya kabul etmeyenin cezası Allah katındadır.
Müslümanlara bu konuda düşen görev, sadece insanları
Allah yoluna çağırmaktır. Uyup uymamak kişinin kendi
seçimidir. Atatürk'ün bu konuyla ilgili olan şu sözleri,
Kuran ahlakına tamamen uymaktadır:
Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine
uymakta serbesttir. Biz, dine saygı gösteririz. Düşünce
ve tefekküre muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini
millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor,
kasde ve fiile dayanan taassupkar hareketlerden sakınıyoruz.
20

|

İlim
ve fen nerede ise oradan alacağız ve her
millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim
ve fen için kayıt ve şart yoktur.
M. Kemal
Atatürk
|
 |
Atatürk'ün söz konusu laiklik tarifi İslam'ın ruhuna
ve amacına tamamen uygundur. Kuran-ı Kerim'de, bir kimsenin
dini kabul etmesinin kendi kararı olacağı, dini kabul
etmezse bunun için kendisine zorlama yapılamayacağı
şöyle bildirilir:
Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz,
doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık
kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam
bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah,
işitendir, bilendir. (Bakara Suresi, 256)
Bilime Verdiği Önem
Atatürk'ün önem verdiği ve savunduğu kavramların dinimizle
olan uyumunu hemen her alanda görmek mümkündür. Atatürk'ün
bilim konusundaki yaklaşımı bunun bir başka örneğidir.
Atatürk, "İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve
her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen
için kayıt ve şart yoktur"derken 21,
aslında Peygamberimiz (sav)'in asırlar öncesinde söylediği
"ilim Çin'de bile olsa alınız" buyruğuyla tamamen paralel
bir prensip ortaya koymuştur.
Atatürk, dünya çapında
yabancı bilim adamlarının katıldığı milletlerarası
toplantılara katılırdı. Yukarıda bu şahsiyetlerle
bir sohbet sırasında görülüyor. Karşısındaki hanım,
manevi kızlarından Prof. Dr. Afet İnan, yanındaki
de onun hocası İsviçreli Tarih Profesörü Eugene
Piccard'dır.
|
İslam'da bilime verilen önem Kuran'da açıkça belirtilmektedir.
Kuran ayetlerinde Allah; insanları düşünmeye, incelemeye
ve araştırmaya çağırır. Bir ayette şöyle buyrulur:
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında,
gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı
şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı
ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda,
her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde,
gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip
çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler
vardır. (Bakara Suresi, 164)
Gerek gökyüzü, gerek yeryüzü, gerekse bu ikisi arasında
yaşayan canlılara baktığımızda her birinin kendilerini
var eden Yaratıcı'nın varlığını tasdik ettiğini görürüz.
Evreni ve içindeki tüm varlıkları incelemenin ve Allah'ın
yaratmasındaki sanatı keşfedip insanlığa açıklamanın
yolu "bilim"dir. Dolayısıyla İslam Dini, bilimi Allah'ın
yaratışındaki detaylara ulaşmada bir yol olarak benimser
ve bu nedenle bilimi teşvik eder. Atatürk'ün bilime
verdiği önem, bu manada anlaşılmalıdır.
Atatürk'ün Kuran Ahlakına Uygun Kişiliği
Atatürk'ü,
askeri dehasının ve devlet adamı vasfının yanısıra insan
olarak da ön plana çıkartan birçok önemli özelliği vardır.
Bu özellikler incelendiğinde ise; Atatürk'ün ahlakının
Kuran ahlakına pek çok yönüyle mutabık olduğunu rahatlıkla
görebiliriz. Atatürk'ün yakın arkadaşı, TBMM'nin Gaziantep
vekili Kılıç Ali Paşa, Atatürk'ün müşfik, anlayışlı
ve kibar kişiliğini şöyle özetlemiştir:
Atatürk, çok müşfik, çok ince, çok vefakar bir adamdı.
Vefasızlara, vefasızlıklara karşı son derece gücenir
ve üzüntü duyardı. Yakınlarının, sevdiklerinin hususi,
hatta ailevi dertlerini dinler, adeta bir baba şefkatiyle
onlara çareler arar, onları teselli ederdi. İnsan onun
huzuruna çıkarak dertlerini döktükten sonra rahatlar,
kalbi huzur dolarak büyük bir ferahlık içinde yanından
çıkardı. 22
İnsanları sabırla dinleyip,
sorunlarının çözümüne yardımcı olması ve karşılık
beklemeden iyilikte bulunması Atatürk'ün Kuran
ahlakına uygun kişiliğinin birer yansımasıdır.
Resimde Atatürk, bir seyahati esnasında yaşlı
bir hanımın derdini dinlerken görülüyor.
|
Atatürk; çok sabırlı bir adamdı. Bazen sofrasında,
kendisiyle davetlileri arasında, mebuslarla, arkadaşlarıyla
mücadele şekline dökülen öyle münakaşalar olurdu ki,
onun müsade ve müsamahasından cüret alınarak gösterilen
taşkınlıklara sabır ve tahammül gösterebilmek için,
ancak ve ancak Mustafa Kemal olmak lazımdı. Bu sabır
ve tahammül ona mahsus, ona yakışan bir meziyetti. 23
Atatürk'ün hassasiyetle üzerinde durduğu sabır, Allah'ın
uygulamamızı istediği önemli mümin özelliklerindendir.
Sabretmenin önemi pek çok Kuran ayetiyle bize bildirilmektedir.
Atatürk'ün diğer bazı ahlaki özellikleri ise konuyla
ilgili bir eserde şöyle anlatılır:
Atatürk iki yüzlü, riyakar, dalkavuk insanlardan hoşlanmazdı.
Hiç kimsenin gammazlık etmesine, yahut birbiri aleyhinde
dedikodu yapmasına ve bu kabil bayağılıklara müsamaha
etmezdi. Böyle bir hal vukua geldiği takdirde, ilk fırsatta
o iki insanı yüzleştirirdi. 24
Kuran ayetlerini incelediğimizde müminlerin şefkat,
merhamet, ince düşünce, vefa, sabır, dürüstlük, hoşgörülü
olma ve arkadan konuşmama gibi birçok güzel özelliğe
sahip olduklarını görürüz. Bu konularla ilgili ayetlerden
bazılarında şöyle buyrulmaktadır:
Güzel
bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan
daha hayırlıdır. Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır,
yumuşak davranandır. (Bakara Suresi, 263)
İnsanlara yanağını çevirip (büyüklenme)
ve böbürlenmiş olarak yeryüzünde yürüme. Çünkü Allah,
büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. (Lokman Suresi,
18)
Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı
ve temizlik (de verdik). O, çok takva sahibi biriydi.
(Meryem Suresi, 13)
... Öfkelerini yenenler ve insanlar
(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. Allah,
iyilik yapanları sever. (Al-i İmran Suresi, 134)
Yine Atatürk'ün hayatını anlatan kaynaklarda aktarıldığı
üzere, "Atatürk, sofrasında dedikodu mevzularının konuşulmasına
da asla müsaade etmezdi."25 Atatürk'ün
bu tavrı da, Allah'ın insanlardan istediği Kuran ahlakına
uygun bir davranış tarzıdır. Bir ayette şöyle buyrulur:
Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın
(arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin
etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah'tan
korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir,
çok esirgeyendir. (Hucurat Suresi, 11-12)
Sofra, Atatürk'ün karar
ve düşüncelerinin bir nevi mihrak noktası, müdavimlerinin
ise adeta feyz kaynağı idi. Bu nedenle Atatürk'ün
sofrasında daima konuklar bulunur, devlet ve kültür
sorunları tartışılırdı.
|
Atatürk gerek ailesinden gerekse yetiştiği okullardan
Osmanlı kültürünü öğrenmiş ve bu kültürün örnek özelliklerini
üzerinde taşımış bir kişiydi. Kendini yetiştirmeye çok
önem veren, sürekli okuyan, yeni fikirlere açık, nezih
bir kişiliğe sahip olan Atatürk, giyimine dikkat eden,
kuvvetli ve zinde bir insandı. Bulunduğu mekanların
düzen ve tertibi konusunda da titizlik gösterirdi. Sofra,
Atatürk'ün karar ve düşüncelerinin bir nevi mihrak noktası,
müdavimlerinin ise adeta feyz kaynağı idi. Atatürk'ün
manevi kızı Sabiha Gökçen, Atatürk'ün sofrasını şöyle
anlatır:
Şu bilinmelidir ki, Gazi Paşa'nın sofrası asla bir
işret alemi yeri, bir vakit geçirme, bir zaman öldürme
yeri değildi. O, bu sofrayı adeta bir okul haline sokmuştu.
Dünya sorunlarının, yurt sorunlarının, ilmin, felsefenin,
sanatın, insanlık idealinin ve uygar Türk Ulusu'nun
geleceğinin sabahlara kadar tartışıldığı bir okuldu
bu sofra... Aydınlıklarla, iyi niyetlerle dolu bir sofra.
26
Boş konuşmalardan hiç hoşlanmayan Atatürk, diğer insanların
da bu konuya titizlik göstermelerine dikkat ederdi.
Bu özelliğin de Kuran'da belirtilen bir mümin vasfı
olması dikkat çekicidir. Boş konuşmalar -hiçbir amaca
yönelik olmayan, insanları düşünceden, akıldan uzaklaştıran
sözler- karşısında müminlerin gösterdikleri asil tavır,
Kuran'da şöyle tarif edilir:
... Boş ve yararsız sözle karşılaştıkları
zaman onurlu olarak geçenlerdir. (Furkan Suresi, 72)
 
Nezih bir kişiliğe sahip
olan Atatürk, giyimine dikkat eden, kuvvetli ve
zinde bir insandı.
Atatürk , kendini yetiştirmeye çok önem veren,
sürekli okuyan ve yeni fikirlere daima açık bir
kişiliğe sahipti.
|
|