|
Medeniyetler Merkezi Doğu Türkistan
İki bin iki yüz yıllık
geçmişi ile Türkistan toprakları, dünyanın en önemli
ve köklü medeniyetlerine ev sahipliği yapmıştır. Batıda
Hazar Denizi ve Ural Dağları'nın güney kısmına, kuzeyde
Sibirya'ya, güneyde İran, Afganistan ve Tibet'e, doğuda
Çin ve Moğolistan'a sınır olan Türkistan, oldukça geniş
bir sahaya sahiptir.
Bugün, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan
ve Türkmenistan'ın dahil olduğu bölge Batı Türkistan
olarak anılmakta, iki asırdır Çin'in esareti altında
bulunan bölge ise Doğu Türkistan olarak adlandırılmaktadır.
Türkistan'ın coğrafi ve stratejik olarak taşıdığı önemi
anlamak için ise, öncelikle bölgenin iki dev gücü olan
Rusya ve Çin'in bu topraklara olan ilgilerini göz önünde
bulundurmak yeterlidir. Coğrafi yapının da sebep olduğu
siyasi oluşumlar neticesinde bugün Batı ve Doğu olarak
ikiye ayrılmış olan Türkistan toprakları üzerinde, Rusya'nın
ve Çin'in çok önemli planları vardır.
Bu iki ülkenin söz konusu bölgeden ne pahasına olursa
olsun vazgeçmeme tutkusunun ardında, bölgenin stratejik
konumunun yanı sıra, sahip olduğu zengin yeraltı rezervleri
de büyük rol oynamaktadır. Batı Türkistan'daki Türk
devletleri Rusya için, Doğu Türkistan ise Çin için kaybedilmemesi
gereken önemli birer hammadde kaynağı niteliğindedir.
Rusya, Bolşevik Devrimi sonrasında, farklı Türk boylarından
farklı devletlerin kurulduğu Batı Türkistan üzerinde
güçlü bir denetim mekanizması oluşturdu. Öncelikle,
bölgenin asırlardır "Türkistan" olarak bilinen ismi
reddedilip, bu topraklar "Sovyet Orta Asyası" olarak
adlandırıldı. Böylece Türklerin sahip oldukları ortak
milli şuurun yok edilmesi hedefleniyordu. Rusya'nın
bu topraklardaki politikasının öncelikli maddesini ise
İslam'ı bu topraklardan silmek oluşturuyordu. Bu dönem
boyunca bir yandan çeşitli yaptırımlarla Türklerin milli
kültürleri yok edilmeye çalışılırken, bir yandan da
camiler, mescidler, dini eğitim veren kurumlar kapatıldı
ve din sosyal hayattan tamamen çıkarıldı. Öte yandan
Kırım Türkleri de bir gecede topluca Sibirya'ya sürüldü,
evlerine ve topraklarına da Ruslar yerleştirildi. Dahası,
Orta Asya milletleri arasında suni etnik çatışmalar
ve kavgalar oluşturuldu. Sovyet rejiminin Türkleri asimile
etmeye yönelik bir diğer uygulaması ise, Kafkas ve Orta
Asya Müslümanları arasında ana dillerinin yanında ikinci
bir dil geliştirmek oldu. Bu nedenle, bugün söz konusu
toplumlar arasında iletişim kurmak için Türkçe değil,
Rusça tercih edilmektedir.
Doğu Türkistan ise, Batı Türkistan'da yaşananlara çok
benzer, ancak çok daha şiddetli bir baskı dönemi yaşadı.
1700'lerin ortalarında Çin istilasına uğrayan Doğu Türkistan,
kısa aralıklarla bağımsızlığını elde etti. Ancak dünya
ve bölge siyasetinde yaşanan değişimler Doğu Türkistan'ın
bağımsızlık özleminin gerçekleşmesine engel oldu. Yaklaşık
10 milyon km2 yüz ölçümüne sahip olan Çin, 2 milyon
km2'lik yüz ölçümü ile dünyanın dev ülkelerinden biri
olan Doğu Türkistan'da uyguladığı baskı ve tecrit politikalarıyla
bir halkı toptan imha etmeye çalıştı.
Aynı Batı Türkistan'da Rusya'nın yaptığı gibi Doğu
Türkistan'da da Çinlilerin ilk icraatı bölgenin adını
değiştirmek oldu. Çin'in ürettiği yeni isim, "Sincan
Uygur Otonom Bölgesi" idi. Daha sonra da tüm emperyalist
devletlerin izlediği politikaların benzerleri birer
birer uygulamaya kondu. Halkın inançlarına, gelenek
ve adetlerine, dini uygulamalarına karşı acımasız bir
savaş yürütüldü, birçok alanda etnik ayrımcılık uygulandı,
bağımsızlık talepleri şiddet yoluyla bastırıldı, savunmasız
insanlar topraklarından sürüldü, sürülenlerin yerine
Çinliler yerleştirildi. Tüm bunların üzerine bir de
vahşiliği ile tanınan "Çin işkenceleri" ve zulmü eklendi.
Dünya kamuoyunda çok az bilinen bu zulmün detaylarına
girmeden önce, Doğu Türkistan'ın tarihi, jeo-stratejik
ve jeo-politik konumu üzerinde durmak gerekir.
TÜRK-İSLAM UYGARLIĞININ BEŞİĞİ:
DOĞU TÜRKİSTAN
Tarihi MÖ 200'lü yıllara (Göktürkler ve Hunlar dönemine)
kadar dayanan Türkistan toprakları, tarihin ilk dönemlerinden
beri Türklerin ana yurdu, bin yıldan beri de İslam toprağıdır.
Tarih boyunca Türkistan adı ile bir devlet veya hanlık
kurulmamış olmasına rağmen, Orta Asya'nın büyük bölümünü
oluşturan söz konusu alan, eski çağlardan beri Türklerin
yerleşim merkezi olduğu için Türkistan olarak adlandırılmıştır.
Özellikle de araştırmacılar tarafından tarihin ilk medeniyet
merkezlerinden biri olduğu belirtilen Doğu Türkistan,
jeo-stratejik konumu itibariyle Batı ve Doğu kültürlerinin
kaynaştığı bir alan olmuştur.
|
İbn-i
Sina (sağda), Kaşgarlı Mahmut (ortada) ve Farabi
( solda) gibi büyük İslam alimleri, Türkistan
topraklarında yetişen değerli isimlerden sadece
birkaçıdır.
|
Tarih boyunca büyük imparatorluklara ev sahipliği yapan
bu topraklar, Halife Abdülmelik Mervan döneminde Türklerin
kendi rızaları ile İslam'ı kabul edişinden sonra İslam
aleminin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Özellikle
Hakan Satuk Buğra'nın İslam'ı kabul etmesinin ardından
751-1216 yılları arasındaki dönem Doğu Türkistan'ın
altın devri olarak bilinir. Medreseleri ve öğretim kurumları
ile ünlenen Türkistan, bu dönem boyunca dünyanın dört
bir yanından gelen öğrencileri misafir etmiş, tarihe
yön veren devlet ve bilim adamları yetiştirmiştir. Bu
bölgeden dünyanın dört bir yanına göç eden Türkler ise
İslam'ı dünyanın çeşitli ülkelerine taşımışlardır.
|
Kutadgu
Bilig ve Atebetü'l Hakayık gibi eserler, Türk-İslam
tarihinin olduğu kadar dünya tarihinin de en önemli
eserleri arasında sayılmaktadır.
|
Bu topraklarda doğan Karahanlılar, Gazneliler, Harzemşahlar,
Selçuklular, Saidiler İslam'ın bayrağı altında devlet
kurup, Türk-İslam uygarlığının en güzel örneklerini
vermiş ve insanlığa büyük hizmetlerde bulunmuşlardır.
Mahmut Gaznevi, Abdülkerim Satuk Buğra, Timur, Selçuk
Bey, Babürşah, Melikşah gibi büyük devlet adamları da
bu topraklarda yetişen değerli isimlerdendir. İmam Buhari,
İmam Tirmizi, İbn-i Sina, Ebunasril Farabi, Fergani,
Zimahşeri, Sekkaki gibi eserleri ile İslam kütüphanelerini
zenginleştiren, dünya bilim adamlarına yol gösteren
bilginler de bu toprakların evlatlarıdır. Ayrıca Divan-ı
Lügat-it Türk'ün yazarı Kaşgarlı Mahmud, Kutadgu Bilig'in
yazarı Yusuf Has Hacib, Atebet'ül Hakayık adlı dev eserin
sahibi Ahmed Yüknek gibi dünya tarihine kültür hazineleri
ile yazılan isimler de Türk-İslam uygarlığının beşiği
olan bu topraklarda yaşamıştır. Burada sadece birkaçına
yer verdiğimiz bu isimler, Doğu Türkistan'ın İslam ve
Türk dünyası için taşıdığı değeri ortaya koymaktadır.
DOĞU TÜRKİSTAN ÇİN TOPRAKLARININ BİR
PARÇASI DEĞİLDİR
Çin'in, Doğu Türkistan halkına karşı
yaptığı insan hakları ihlallerini ve zulmü gizlemek
için uluslararası arenada öne sürdüğü iddialardan biri,
bu bölgenin "Çin topraklarının bir parçası olduğu",
dolayısıyla da Doğu Türkistan'da yaşananların "Çin'in
iç meselesi sayılması gerektiği" iddiasıdır. Oysa tarihi
kaynaklar bu iddiayı yalanlamaktadır. Bunların başında
Çinlilerin, diğer milletlerden kendilerine karşı yönelen
saldırıları engellemek için inşa ettikleri Çin Seddi
gelmektedir. Tarihte ilk defa Çinliler ile bölgede yaşayan
diğer milletler arasındaki resmi sınırı bu set oluşturmuştur.
Ve Doğu Türkistan Çin'in tarihi sınırları olarak kabul
edilen bu setin dışında kalmaktadır.5
Ayrıca, Doğu Türkistan'da bol miktarda bulunan yeşim
taşının adı ile anılan Yeşim Kapısı'nın çeşitli kaynaklarda
Çin'in en batı sınırı olarak kabul edildiği aktarılmaktadır.
Doğu Türkistan'a açılan bu kapının, Çin'in batıdaki
en uç noktası olarak kabul edildiğini dile getiren kaynaklardan
birisi 1939 yılında Şanghay'da basılan New China Atlas
(Yeni Çin Atlası) isimli bir Çin kaynağıdır.6
Öte yandan tarih boyunca Çin Seddi ile Hazar Denizi,
Sibirya ile İran, Afganistan, Pakistan, Keşmir ve Tibet
sınırları arasında kalan bölgenin adı Türkistan olmuştur.
Bu durum İslam tarihinin ilk kaynaklarında, tarihi İran
ve Hint belgelerinde belirtildiği gibi, pek çok batılı
tarihçi de bu konuda hem fikirdir. Bilinen en eski Türkologlardan
Nikita Biçurin, "Hazar Denizi ile Kuh-ı Nur Dağları
arasında bir millet yaşar. Bunlar Türkçe konuşurlar
ve İslam dinine inanırlar. Bu insanlar kendilerini Türk
olarak takdim ederler ve onların ülkesi Türkistan olarak
anılır" şeklindeki sözleriyle bu tarihi gerçeğin altını
çizmiştir.7 Çin'in bölgeyi işgalinin
ardından bu topraklara, "yeni kazanılan yer" anlamını
taşıyan, "Xinjiang" (Sincan) adını koyması ise bu tarihi
gerçeği değiştirmemektedir.
 |
Her
ne kadar komünist Çin yönetimi, Doğu Türkistan'ın
kendi topraklarının bir parçası olduğu iddiasında
bulunsa da, bu toprakların Çin'in doğal
sınırları olarak kabul edilen Çin Seddi'nin
dışında kalıyor olması, bu iddiayı çürüten
etkenlerden biridir.
|
|
MÖ 206 yılından MS 1759 yılına kadar
geçen yaklaşık 2000 yıllık süre içerisinde, Doğu Türkistan
1800 yıldan uzun bir süre bağımsızlığını korumuştur.
Bu tarihler arasında Hun Türk Hakanlığı'na veya Göktürk
Hakanlığı'na bağlı kalınan dönemlerde bile, yerel idare
tam anlamı ile Doğu Türkistan halkının elinde olmuştur.
MS 751'den 1216'ya kadar geçen süre ise Doğu Türkistan'ın
tam anlamı ile bağımsız olduğu bir süreçtir. Tüm bu
dönemler boyunca Çin, tarihi İpek Yolu'nu denetimi altına
alabilmek için zaman zaman Doğu Türkistan'ı işgal etmiştir.
Ancak Çin istilaları hep kısa sürelidir ve Çin hiçbir
işgal döneminde Doğu Türkistan üzerinde tam anlamı ile
bir hakimiyet kuramamıştır. Doğu Türkistan'ın bugüne
kadar geçen yaklaşık 2200 yıllık geçmişinde, Çin'in
istilası altında geçen yılların toplamı (1934 yılında
başlayan ve bugün de devam eden işgal de göz önünde
bulundurulduğu takdirde) 570 yıldan biraz fazladır.8
Doğu Türkistan'ın Çin toprağı olduğu yönündeki iddiayı
geçersiz kılan çok açık demografik gerçekler de vardır.
Doğu Türkistan nüfus yapısı, dili, dini, sahip olduğu
etnik köken, milli ve manevi birikimi açısından da Çin'den
tamamen bağımsız bir yapı sergilemektedir. MÖ 206 ile
MS 220 yılları arasında yaşadığı tahmin edilen, ünlü
Çinli tarihçilerden Pan Ku da bu gerçeği şu sözleri
ile dile getirmektedir:
"Giyim, kuşam, yemek ve dil olarak Uygurlar Orta Krallıktan
tamamen farklıdırlar... Dağlar, ovalar ve büyük çöl
bizi onlardan ayırır."9

Doğu Türkistan topraklarından geçen "İpek Yolu"
tarih boyunca Çin ekonomisinde önemli bir yer
tutmuştur. Günümüzde de Çin'in, Doğu Türkistan
topraklarını hakimiyeti altında bulundurma isteğinin
altında, bu stratejik alanı denetimi altında tutma
isteği yatmaktadır.
|
Bu farklılık tarih boyunca korunmuş, Çin işgali altında
geçen dönemlerde de herhangi bir asimilasyon yaşanmamıştır.
Bugün yaklaşık 17 milyon nüfusu olduğu tahmin edilen
Doğu Türkistan'ın %54'ünü -%47'si Uygur ve %7'si Kazaklar
olmak üzere- Müslüman nüfus oluşturmaktadır. (Çin'in
1997 yılında açıkladığı verilere göre belirlenen bu
oran, uluslararası organizasyonlar tarafından -Çin'in
bu konuda taraflı bir tutum sergilemesinden dolayı-
güvenilir bir bilgi olarak kabul edilmemektedir.) Müslüman
nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan Uygurlar ise ne
dilleri ne etnik kökenleri ne de dinleri açısından Çinlilerle
benzerlik göstermektedir. Uygur alfabesi Arapça harflerden
oluşan bir alfabedir, Uygurların dini İslam'dır ve bu
halk bin yıldan uzun bir süredir Türk-İslam inanç ve
örfünü yaşamaktadır.
Doğu Türkistan'ın Çin'in
bir parçası olduğu iddiasını çürüten unsurlardan
birisi de Uygur Tükleri'nin, dilleri, dinleri,
gelenekleri, yaşam tarzları ve kültürleri ile
Çin halkından tamamen farklı olmalarıdır.
|
Tüm bu tarihi bilgiler, coğrafi ve sosyolojik gerçekler
Doğu Türkistan'ın Çin'in bir parçası değil, aksine Çin'in
tarih boyunca topraklarına katmayı istediği ayrı bir
bölge olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Doğu Türkistan
halkı en zor ve çetin koşullarda dahi Çin idaresini
kabullenmemiş, sık sık bağımsızlık girişimlerinde bulunmuş,
gerektiğinde silahlı mücadeleye de başvurmuştur. Örneğin
Mançu hükümranlığının Doğu Türkistan'ı işgal ettiği
1759'dan 1862 yılına kadar, Müslüman halk 40'dan fazla
defa ayaklanmış ve Çin yönetimine başkaldırmıştır.
Peki, tüm bunlara rağmen Çin'i Doğu Türkistan konusunda
bu kadar ısrarcı kılan nedir? Çin'in yıllardır yaptığı
zulüm ve işkencelere geçmeden önce, bu sorunun cevabına
kısaca değinmek gerekir.
|
DOĞU TÜRKİSTAN'IN BAĞIMSIZLIK DÖNEMLERİ
| Birinci Dönem |
MÖ 206'ya kadar geçen dönem
|
|
İkinci Dönem
|
MÖ 206 -108 Hun Türk Hakanlığı'na Bağlı
Yerel İdare |
| Üçüncü Dönem |
MÖ 86 - 60 Hun Türk Hakanlığı'na Bağlı
Yerel İdare
|
|
Dördüncü Dönem
|
MÖ 10 - MS 73 Hun Türk Hakanlığı'na Bağlı
Yerel İdare |
|
Beşinci Dönem
|
Tam Bağımsızlık
|
|
Altıncı Dönem
|
555 - 639 Göktürk Hakanlığı'na Bağlı Yerel
İdare
|
|
Yedinci Dönem
|
650 - 660 Göktürk Hakanlığı'na Bağlı Yerel
İdare
|
|
Sekizinci Dönem
|
699 - 738 Türgiş Türk Hanlığı'na Bağlı
Yerel İdare
|
|
Dokuzuncu Dönem
|
751 - 1216 Tam Bağımsızlık
|
|
Onuncu Dönem
|
1217 - 1352 Moğol İmparatorluğu'na Bağlı
Yerel İdare
|
|
On Birinci Dönem
|
Tam Bağımsızlık
|
|
On İkinci Dönem
|
1679 - 1752 Kalmuk Devletine Bağlı Yerel
İdare
|
|
On Üçüncü Dönem
|
1756 - 1759 Tam Bağımsızlık.
|
ÇİN'İN DOĞU TÜRKİSTAN'I
İSTİLA ETTİĞİ DÖNEMLER
|
Birinci Dönem
|
MÖ 108 - 86 Sadece Ülkenin Güney Bölgesi
|
|
İkinci Dönem
|
MÖ 60 -10 Sadece Ülkenin Güney Bölgesi
|
|
Üçüncü Dönem
|
MS 74 - 103 Sadece Ülkenin Güney Bölgesi
|
|
Dördüncü Dönem
|
640 - 649 Ülkenin Tamamı
|
|
Beşinci Dönem
|
660 - 699 Ülkenin Tamamı |
|
Altıncı Dönem
|
738 - 751 Ülkenin Tamamı ve Batı Türkistan'ın
Bir Bölümü
|
|
Yedinci Dönem
|
1753 - 1756 Ülkenin Tamamı
|
|
Sekizinci Dönem
|
1759 - 1861 Ülkenin Tamamı
|
|
Dokuzuncu Dönem
|
1879 - 1931 Ülkenin Tamamı
|
| Onuncu Dönem |
1934 - Bugün. |
Tabloda
da görüldüğü gibi Doğu Türkistan'ın yaklaşık 2200
yıllık geçmişinde, Çin'in istilası altında geçen
yılların toplamı yaklaşık 570 yıldır. (Unutulan
Vatan Doğu Türkistan, İsa Yusuf Alptekin, Seha
Neşriyat ve Ticaret AŞ, 1999, s. 90-91)
|
ÇİN, DOĞU TÜRKİSTAN'DAN NEDEN
VAZGEÇMİYOR?
Genel coğrafya bilgisine sahip bir kişi, Çin'in Doğu
Türkistan konusundaki ısrarını anlamakta hiç zorlanmayacaktır.
Bilindiği gibi coğrafi olarak Çin'in Batı ile iletişiminin
arasında iki önemli engel vardır: Birincisi 5000 km
uzunluğundaki dev Taklamakan Çölü, ikincisi de Çin sınırını
boydan boya kaplayan Çin Seddi.
Doğu Türkistan sınırlarındaki
Taklamakan Çölü'ndeki petrol kaynakları dünyanın
en zengin petrol rezervleri arasında yer almaktadır.
|
Doğu Türkistan ise Çin'in, çölün ilerisinde ve setin
arkasında kalan tek toprağıdır ve bu yönüyle Çin'in
Batıya açılan penceresi konumundadır. Coğrafi konumun
siyaset üzerindeki etkisi ve coğrafi olarak avantajlı
bölgelerin stratejik olarak da avantajlı olmaları gerçeği,
Doğu Türkistan'ı Çin için vazgeçilmez hale getirmektedir.
Bu nedenle Çin, işgal ettiği Doğu Türkistan topraklarından
çekilmek ve burada bağımsız bir devlet kurulmasına izin
vermek yerine, baskı ve şiddetle yerli halka işgali
kabul ettirmeye çalışmaktadır. Bir yandan da haber alma
ve iletişim özgürlüğü de dahil olmak üzere her türlü
özgürlüğü ortadan kaldırıp, Doğu Türkistan'ı kapalı
bir kutu haline getirerek, bölgeyi mümkün olduğunca
dünya gündeminden uzak tutmaktadır.
Doğu Türkistan'ın tüm
yer altı kaynakları Çin tarafından sömürülmektedir.
Bu kaynaklardan elde edilen gelirden Müslüman
halk kesinlikle faydalanamamaktadır.
|
Çin'in en batı noktasını oluşturan bu topraklar, Soğuk
Savaş döneminde Çin tarafından, Sovyet tehdidine karşı
tampon bölge olarak kullanılmıştır. Bu yönüyle Çin'in
söz konusu topraklar için atacağı her türlü adım, hem
kendisinin hem de bölge ülkelerinin güvenliğini ve istikrarını
doğrudan ilgilendirmektedir. Şu anki konumuyla Rusya,
Çin için artık ciddi bir tehlike teşkil etmiyorsa da,
Çin, "Halkın Kurtuluş Ordusu" (PLA) olarak adlandırılan
silahlı kuvvetlerine bağlı kara ve hava kuvvetlerini
bölgede tutmakta ve nükleer füzelerinin büyük kısmını
da burada muhafaza etmektedir. Elbette PLA birliklerinin
Doğu Türkistan'da varlığını devam ettirmesinin diğer
bir önemli nedeni de, Müslüman halkı gerektiği gibi
kontrol altında tutabilmektir.
Ancak Çin'in Doğu Türkistan'a olan ilgisini sırf jeo-stratejik
kaygılarla açıklamak mümkün değildir. Bu bölge aynı
zamanda zengin yeraltı kaynaklarına sahiptir ve toprakları
da çok verimlidir. 21. yüzyılın Kuveyt'i olarak da anılan
Doğu Türkistan, petrol, doğal gaz, uranyum, kömür, altın
ve gümüş madenlerinin bolluğu ile dikkat çekmektedir
ve bu yönü ile Çin'in en önemli hammadde kaynaklarından
biridir. Yetkililer tarafından, 2005 yılında Doğu Türkistan'ın
petrol ve doğal gaz üretiminde Çin'in ikinci önemli
merkezi haline geleceği bildirilmektedir. Özellikle
Doğu Türkistan'ın orta bölgesinde yer alan Tarım Havzası'nın
geniş petrol rezervlerine sahip olduğu düşünülmekte
ve bu yönde araştırmalar devam etmektedir. Bu özelliğinden
dolayı "Umut Denizi" olarak adlandırılan Tarım Havzası'nın
10.7 milyar ton petrol kapasitesi olduğu tahmin edilmektedir.10
Jeologların şu ana kadar yaptıkları araştırmalar ise
300 milyon ton petrol ve 220 milyar metre küp doğal
gaz kapasitesi olan 13 yatak ortaya çıkarmıştır.11
|
Doğu
Türkistan'ın altın, petrol gibi madenleri, Çin'e
transfer edilmekte ve bu doğal kaynakların kullanımı
her yönüyle komünist Çin yönetiminin denetimi
altında tutulmaktadır.
|
Çin'in Doğu Türkistan'a enerji konusundaki bağımlılığı
Tarım Havzası'ndaki petrol kaynakları ile de sınırlı
değildir. Çin sanayisi için hayati önem taşıyan, Orta
Asya Türk Devletlerinden gelecek herhangi bir boru hattının
doğal güzergahı Doğu Türkistan olacaktır.
Radikal, 24.4.01
|
Böyle bir taşıma sisteminin Çin için sağlıklı ve güvenilir
olmasının en garantili yolu ise Doğu Türkistan'ın kendi
denetimi altında bulunmasıdır.
Zengin doğal gaz, kömür ve bakır yatakları da bu bölgeyi
Çin ekonomisi için vazgeçilmez kılmaktadır. Kızıl Çin
topraklarında çıkarılan 148 çeşit madenin 118 çeşidi
Doğu Türkistan topraklarında yer almaktadır. Bu da Çin'in
toplam maden ocaklarının %85'ini oluşturur. Bunların
arasında kalitesi ve yüksek kalori değeri ile ünlü olan
kömürün ayrı bir yeri vardır. Çin'in toplam kömür rezervinin
yarısını oluşturan Doğu Türkistan kömür madenlerinin
rezervi 2 trilyon ton olarak hesaplanmaktadır. 2000
yılı sonlarında yapılan bir araştırma ise Çin'in en
zengin bakır yataklarının Doğu Türkistan'da olduğunu
ortaya çıkarmıştır. Çin'in diğer bölgelerinin bakır
açısından zayıf olduğu ve Çin'deki tüm bakır yataklarının
ülkenin ihtiyacının yarısını bile karşılayamadığı bilinmektedir.
Doğu Türkistan'daki bakır madenleri, Çin'in gözünde
Doğu Türkistan'ı daha da değerli hale getirmektedir.12
Tüm bu madenlerin yanısıra Doğu Türkistan'ın Çin'in
en büyük pamuk üretim merkezlerinden biri olması bölgenin
Çin için taşıdığı önemin bir diğer nedenidir. Çin tekstilinin
hammaddesini oluşturan pamuk üretimini, Müslüman Uygur
halka emanet etmek istemeyen Kızıl Çin yönetimi, Doğu
Türkistan'ı denetim altında tutabilmek için sürekli
yeni stratejiler geliştirmektedir. Kitabın ilerleyen
bölümlerinde detayları ile ele alacağımız bu stratejilerin
amacı Doğu Türkistan'ın gelişmesini sağlamak değil,
Çin ekonomisinin temel taşlarından biri olan bu bölgeyi
tam anlamı ile Pekin'e bağlı hale getirebilmektir.
KIZIL ÇİN'İN İSLAM KORKUSU
Önceki bölümde Doğu Türkistan'ın Çin açısından stratejik
ve ekonomik olarak çok büyük bir öneme sahip olduğunun
üzerinde durduk. Ancak Doğu Türkistan'da dindar Müslümanların
sık sık göz altına alınmaları, dinlerini gerektiği gibi
yaşamalarına izin verilmemesi ve din adamlarına uygulanan
baskı, bu şiddet politikasının çok daha derin bir nedeni
olduğunu akıllara getirmektedir. Herşeyden önce bu,
Kızıl Çin'in Doğu Türkistan'daki İslami varlıktan büyük
endişe duyduğu anlamına gelmektedir.
Çin'de İslam dinine ve Müslümanlara yönelik saldırıların
kökeni eski dönemlere dayansa da, bunun sistemli bir
zulüm ve hatta soykırım politikasına dönüşmesi komünist
rejimin kurulmasıyla başladı. 1949'da Mao'nun Çin Halk
Cumhuriyeti'ni kurması ile birlikte, öncelikli hedef
her türlü İslami unsur oldu. Camilerin, mescidlerin,
medreselerin ve dini eğitim veren kurumların kapatılması
ile başlayan din düşmanlığı, açık bırakılan ibadethanelere
Mao'nun resimlerinin asılması ve Müslümanların bu resme
saygı göstermeye zorlanmaları ile iyice doruğa tırmandı.
Bu dönemde 29 bin cami kapatıldı.13
Bundan sonraki aşama ise özellikle din adamlarının,
mesnetsiz iddialara ve düzmece suçlamalara dayanılarak
gözaltına alınmaları oldu. Bu kişilerin bir kısmı hemen
idam edilirken, 54 binden fazla din adamı da bir ömür
boyu Çin toplama kamplarında, son derece ağır koşullarda
zorunlu işçi olarak çalıştırıldı.14
|
Mao'nun
iktidara gelişi ile birlikte Doğu Türkistan halkına
yönelik baskılar sistemli bir soykırıma dönüştü.
Mao, Müslüman halka zorla da olsa komünist ideolojiyi
benimsetmek istiyordu. İlk olarak camiler ve mescidler
de dahil olmak üzere Doğu Türkistan'ın dört bir
yanı Mao'nun resimleri ile kaplandı.
|
Bu dönem boyunca din adamlarına fiziksel
işkencelerin yanı sıra, manevi işkenceler de yapıldı.
Örneğin din adamları meydanlara toplandı, Mao'nun sözde
"ilah" olduğunu kabul ettiklerini ikrara zorlandılar.
Halktan ölülerini yakmaları gibi İslam anlayışının dışında
uygulamalar yapmaları istendi. Kapatılan camiler ise
askeri kışla, depo veya sinema, tiyatro gibi eğlence
yerleri olarak kullanıldı. Cuma ve teravih namazları
da dahil olmak üzere her türlü toplu ibadet yasaklandı,
geride kalan birkaç camide ibadetlerini yerine getirmeye
devam eden Müslümanlara ağır vergiler kondu. Bu camilerin
onarım ve bakımı için kullanılacak bağışlara ve din
adamlarının her türlü mal varlıklarına komünist yönetim
tarafından el konuldu. Kuran öğrenmek ve öğretmek tamamen
yasaklandı. Dini eserler evlerden toplandı. Arapça metinler,
pek çok tarihi el yazması kitap da dahil olmak üzere
yakıldı.15
Bugün de Çin'in Doğu Türkistan Müslümanlarına karşı
uyguladığı baskı en yoğun olarak dini alanda hissedilmektedir.
Din düşmanlığı, tüm komünist rejimlerde olduğu gibi
Kızıl Çin'in de resmi ideolojisinin bir parçasıdır.
Nitekim Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi'nin Mart
1982 tarihinde ülke çapında parti komitelerine göndermiş
olduğu "Sosyalist Dönemde Dini Problemlerle İlgili Ana
Tutumunuz" adlı gizli bildiri bunu açıkça ifade etmektedir:
|
Komünist
rejimin din düşmanlığının önemli göstergelerinden
biri de, bu rejimin başlangıcından itibaren pek
çok cami ve mescidin yıkılması, bir çoğunun da
kapatılarak depo haline getirilmesidir. Yanda,
Hoten'de harabeye dönmüş tarihi bir cami görülmektedir.
|
İnsanlık tarihinde din sonunda yok olacaktır... Çin'deki
bütün dini teşkilatlar önce parti ve hükümetin liderliğine
boyun eğecektir... Dini okulların esas gayesi, parti
yönetimini ve sosyalist sistemi destekleyen profesyonel
din görevlileri yetiştirmektir... Bu din görevlileri
partinin din politikasına sadık olmak zorundadır. Din
kuruluşlarımızın esas gayesi ülkemizin siyasi tesirini
yaymada önemli roller oynamaktır.16
Kızıl Çin idaresinin söz konusu bildirideki bu kararlara
titizlikle uyduğu, ABD'de 1 Eylül 1986'da Kuzey Amerika
İslam Derneği'nin 5. Kurultayına katılan Çin Halk Cumhuriyeti
İslam Cemiyeti Üyesi Ali Jing Jiang'ın konuşmasından
anlaşılmaktadır:

Yeni Asya
1.2.01
|
Türkiye, 29.6.97
|
Tarih Medeniyet
|
|
Çin'de 18 yaşından küçüklere dini
eğitim gerek evde gerekse okulda kanunen yasaktır. İslam
ülkelerinin baskısı neticesinde bazı dini okullar açılmışsa
da buralarda İslamiyetten çok Marksizm, Leninizm ve
Maocu fikirler okutulmaktadır. Bu din okullarında görevli
öğretmenlerin hepsi komünist ve ateisttir. Gençler dini
bilgiden mahrum olarak büyütülmektedirler. Diğer okullarda
ise din sanki unutulması gereken veya Çin halkının alt
tabakalarındaki insanlar tarafından benimsenmiş iptidai
bir inançmış gibi öğretilmektedir. Bu durum gençleri
dini inançtan hızla uzaklaştırmaya başlamıştır. Hükümet,
Müslümanların faaliyetlerini çok sıkı kontrol etmektedir.
Çin'deki İslam cemiyetinde görev yapanların çoğu komünisttir...
Komünistler, İslamiyeti, İslam ülkeleriyle olan ilişkisini
geliştirebilmek için bir araç olarak kullanmaktadır.17

Çin, Doğu Türkistan Müslümanlarına
yönelik baskının dozunu sürekli artırmaktadır.
Müslüman gençler, din adamları, aydınlar, hatta
çocuklar dahi anlamsız gerekçelerle gözaltına
alınıp tutuklanmakta, çoğu zaman ailelerinin haberi
olmadan idam edilmektedir.
|
Burada hemen belirtmek gerekir ki, Çin Komünist Partisi'nin
kullandığı din aleyhtarı söylem, yeni bir iddia değil,
asırlardır inkarcılar tarafından kullanılan klasik bir
alay ve iftira üslubudur. Kuran'da Hz. Nuh'a karşı çıkan
inkarcıların da, "... Biz seni
yalnızca bizim gibi bir beşerden başkası görmüyoruz;
sana, sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan başkasının
uyduğunu görmüyoruz..." (Hud Suresi, 27) diyerek,
dindarları küçümsemeye çalıştıkları bildirilmiştir.
Allah inkarcıların kendilerini akıllı sanmalarından
bir diğer ayette şöyle söz eder:
Ve kendilerine: "İnsanların iman ettiği
gibi siz de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllıların
iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki,
gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler.
(Bakara Suresi, 13)
Çin Komünist Partisi'nin, dindarlığı, "Çin halkının
alt tabakalarındaki insanlar tarafından benimsenmiş
iptidai bir inanç" gibi göstermek çabası da, aynı "düşük
akıllılığın" bir devamıdır.
Komünist Parti bir yandan bu gibi propaganda yöntemleri
kullanırken, bir yandan da Müslümanlar üzerindeki baskıları
sıkılaştırmaktadır. 1990'larda gerçekleşen bağımsızlık
girişimlerinin (Baren ayaklanması, İl ayaklanması) ardından
Müslümanlara yönelik baskı daha da arttı. Bu ayaklanmaların
tüm Doğu Türkistan sathına yayılması ve resmi görevlerde
bulunan Türklerin de bağımsızlık hareketine destek vermesi
Kızıl Çin'i fazlasıyla rahatsız etti. Ve bu hareketi
destekleyen Müslümanlara karşı acımasız bir kampanya
daha başladı. Yüz binlerce insan tutuklandı, binlercesi
idam edilirken on binlercesi de çalışma kamplarına gönderildi.
Bu dönemde Müslümanlara karşı uygulanan baskıyı, bölgeye
girip bir dizi gizli röportaj yapma imkanı bulan nadir
gazetecilerden Micheal Winchester, Inside Story China:
Beijing vs. Islam (Hikayenin İçinden: Pekin İslam'a
Karşı) adlı makalesinde şöyle aktarıyordu:
 
Yaşadıkları her türlü
zorluğa, uğradıkları çeşitli işkencelere rağmen
Doğu Türkistan halkı dinini yaşamakta ve ibadetlerini
yerine getirmekte büyük bir sebat göstermektedir.
|
O günden beri resmi kaydı olmayan camiler kapatıldı,
camilerin dışına konulan hoparlörler kaldırıldı, çocuklar
ve gençler için Kuran dersleri kaldırıldı, dışarıdan
gelen dini bağışlara yasak konuldu, hacca gitmek isteyenlere
yaş sınırlaması getirildi, dini yayınların büyük çoğunluğu
yasaklandı, Komünist Parti üyeleri camiye gitmeleri
durumunda işlerinden atıldı.18
Micheal Winchester'ın görüştüğü ve gerçek ismini vermekten
kaçınan bir Türkistanlı, devlet dairesinde çalıştığı
için asla camiye gidemediğini ve eğer camiye gittiği
görülürse işten atılacağını söylüyordu. Bu nedenle evde
gizli gizli namaz kılıyordu. Bunun nedeni ise Çin'in
özellikle 1980'lerden sonra dozunu artırdığı İslam düşmanlığı
idi. 1997 yılında Doğu Türkistan Resmi Gazetesi Xinjiang
Daily'de parti üyelerinin dine bakış açılarının nasıl
olması gerektiği şöyle ifade edilmekteydi:
Dine samimi olarak inanan ve fikirlerini değiştirmemekte
ısrar eden parti üyelerine tabi tutulacakları eğitimden
sonra, hatalarını değiştirmeleri için süre verilecektir.
Partiden ayrılmaya ikna edilecekler ya da durumun ciddiyetine
göre partiden ihraç edileceklerdir. Son yıllarda 98
dine inanan parti üyesi bu muameleyle karşılaşmıştır.19

Çin Komünist Partisi Kuran
eğitimini yasaklamıştır.
|
Doğu Türkistan'da, ibadet ettiği veya Kuran öğrendiği
fark edilen kişiler -özellikle 18 yaşından küçükse-
mutlaka cezalandırılmaktadır. Çünkü komünist Çin kanunlarına
göre 18 yaşından küçük çocukların Kuran öğrenmeleri
kesinlikle yasaktır. Örneğin 1999 yılında 12 yaşındaki
beş çocuk Kuran okumayı öğrendikleri için tutuklanmıştır.
Çocuklardan birisi polis merkezinden kaçınca, ailesi
polis tarafından göz altına alınıp işkenceye uğramış
ve çocukları gelinceye kadar kendilerinin serbest bırakılmayacağı
söylenmiştir.20 Bu olay, Doğu Türkistan'da
sıkça rastlanan örneklerden sadece bir tanesidir. Sadece
dinlerini yaşadıkları ya da yaşamak isteyen insanlara
İslamı öğrettikleri için binlerce insan tutuklanmış
ve işkence görmüştür. Göz altına alınan din adamlarının
suçlandıkları konular ise çok dikkat çekicidir. Örneğin
28 Ekim 1999'da göz altına alınan ve ağır para cezasına
çarptırılıp görevinden alınan Hotan'daki Oybağ Camisi'nin
İmamı Mehmet Ali'nin suçu, dini, Komünist Parti'nin
dikte ettirdiği şekilde öğretmemektir. İmam Mehmet Ali'nin
suç duyurusunda işlediği "suçlar" şu şekilde sıralanmıştır:
Görevi boyunca İmam Mehmet Ali, Komünist Parti'nin
kurallarını öğrenmemiş, öğretmemiş ve uygulamamıştır.
Din İşleri Başkanlığı'nın talimatlarını görür gibi yapmış,
ancak Başkanlığın organize ettiği çalışmalara ve eğitsel
faaliyetlere katılmamıştır... Kimliği belirsiz kişilerin
camide kalmasına izin vermiştir...21
Benzer gerekçelerle Hotan genelinde tutuklanan diğer
altı imamın, "komünist öğretileri öğretmemek" dışında
suç listelerine eklenen diğer maddeler de, Kızıl Çin'in
Müslümanlar üzerindeki baskısını göstermesi açısından
oldukça çarpıcıdır:
Dualarının sonunda "Allah Müslümanları ateistlerin
baskılarından korusun" demişlerdir. Komşu bölgelerden
ibadet etmek için camiye gelen kişileri geri çevirmemişlerdir.
Cuma namazları ve vaazları için tanınan 20 dakikalık
süreyi aşmışlardır. Dini eğitim almak için gelen insanların
varlığından hükümeti haberdar etmemişlerdir.22
|
MAO'NUN
DİN DÜŞMANLIĞI

Mao da diğer komünist
diktatörler gibi kendince bir ilahlık iddiasında
bulunmuş ve posterlerinde bu çarpık inancı
ön plana çıkarmıştır.
|
Diğer tüm komünist diktatörler
gibi Mao da, hem Allah'ı inkar etmiş hem de halkını
Allah'a inanmaktan alıkoymaya çalışmıştır. Allah'a
inanan, dinini yaşamak isteyen ve inançlarını
korumaya çalışanlara ise akıl almaz işkenceler
yaptırmış, dinlerinden dönmeleri için her türlü
zulmü uygulatmıştır. Mao'nun bir diğer yönü ise
kendisini Çin halkına adeta ilah gibi göstermesidir.
İnkarcı diktatörlerin bu ortak
yönü, Kuran'da da bildirilmiştir. Ayetlerde Firavun'un
halkına "... Ey önde gelenler,
sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum..."
(Kasas Suresi, 38) şeklinde seslendiği
bildirilir. Ancak kibirlenen ve kendilerini bir
ilah gibi gören bu inkarcıların
acı sonu da Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
"Biz, İsrailoğullarını
denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla
ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak
düzeye erişince (Firavun): İsrailoğullarının kendisine
inandığı (ilahtan) başka ilah olmadığına inandım
ve ben de Müslümanlardanım dedi. Şimdi, öyle mi?
Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk
çıkaranlardandın. Bugün ise, senden sonrakilere
bir ayet olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız.
Gerçekten insanlardan çoğu, bizim ayetlerimizden
habersizdirler." (Yunus Suresi, 90- 92)
|
|