BARIŞ VE GÜVENLİĞİN KAYNAĞI:
İSLAM AHLAKI
... Allah'ın verdiği rızıktan
yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak
karışıklık çıkarmayın.
(Bakara Suresi, 60)
Bir din adına ortaya çıktığını ileri süren insanların
bir kısmı, o dini yanlış anlıyor ve yanlış uyguluyor
olabilirler. O nedenle bu insanlara bakarak o din hakkında
fikir edinmek yanlış olur. Bir dini tanımanın en doğru
yolu, o dinin kutsal kaynağını incelemektir.
|
Teröristlerin
hedeflediği dünyada şiddet, savaş, çatışma, kaos,
korku, endişe, tedirginlik, sıkıntı, üzüntü ve
kavga vardır.
|
İslam'ın kutsal kaynağı Kuran'dır. Kuran ahlakı, sevgi,
şefkat, merhamet, tevazu, fedakarlık, hoşgörü ve barış
kavramlarına dayanmaktadır. Bu ahlakı gerçek anlamda
yaşayan bir Müslüman, son derece kibar, ince düşünceli,
alçakgönüllü, adaletli, güvenilir ve uyumlu bir insan
olur. Etrafına sevgi, saygı, huzur ve yaşama sevinci
verir.
İSLAM BARIŞ DİNİDİR
Terörün en genel anlamı, askeri olmayan hedeflere karşı
siyasi amaçlı şiddet kullanımıdır. Bir diğer ifadeyle
terörün hedefleri tamamen suçsuz olan sivil insanlardır.
Tek suçları, teröristin gözünde "öteki taraf" olmaktır.
Bu nedenle de terör, suçsuz insanlara karşı şiddet uygulanması
anlamına gelir ve bunun hiçbir ahlaki mazereti yoktur.
Bu, Hitler'in veya Stalin'in cinayetleri gibi, "insanlığa
karşı işlenmiş suç"tur.
Kuran Allah'ın insanlara yol gösterici olarak indirdiği
bir kitaptır ve Allah Kuran'da insanlara güzel ahlakı
emretmektedir. Bu ahlakın temelinde ise, sevgi, şefkat,
hoşgörü, adalet ve merhamet gibi kavramlar yer alır.
İslam kelimesi, Arapça'da "barış" kelimesiyle aynı anlama
gelir. İslam, Allah'ın sonsuz merhamet ve şefkatinin
yeryüzünde tecelli ettiği huzur ve barış dolu bir hayatı
insanlara sunmak için indirilmiş bir dindir. Kuran ayetlerinde
insanlar, yeryüzünde merhametin, şefkatin, hoşgörünün
ve barışın yaşanabileceği model olarak İslam ahlakına
çağırılmaktadır. Bakara Suresi'nin 208. ayetinde şöyle
buyurulmaktadır:
Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış
ve güvenliğe (Silm'e, İslam'a) girin ve şeytanın adımlarını
izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.
Ayette görüldüğü gibi Allah, insanların "güvenliği"nin
Kuran ahlakının yaşanmasıyla sağlanabileceğini bildirmektedir.
İslam ahlakının yaşandığı
bir toplumda ise barış, hoşgörü, uzlaşma, affedicilik,
sevgi, şefkat, yardımlaşma, fedakarlık ve neşe
hakimdir.
|
Kuran ahlakına göre bir Müslüman, Müslüman olsun veya
olmasın tüm diğer insanlara karşı iyi ve adaletli davranmakla,
zayıfları ve masumları korumakla ve "yeryüzünde bozgunculuğu
önlemekle" sorumludur. Bozgunculuk, yeryüzünde insanların
güvenlik, barış ve huzurunu ortadan kaldıran her türlü
anarşi ve terör halidir. Bir ayette buyurulduğu gibi,
"Allah, bozgunculuğu sevmez". (Bakara Suresi, 205)
Bir insanın suçsuz yere öldürülmesi ise, en büyük bozgunculuk
örneklerinden biridir. Allah, Kuran'da bu durumu şu
şekilde açıklamaktadır:
... Kim bir nefsi, bir başka nefse
ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın öldürürse,
sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu
(öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları
diriltmiş gibi olur... (Maide Suresi, 32)
Görüldüğü gibi tek bir insanı bile, "bir başka nefse
ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın",
öldüren bir kişi, tüm insanları öldürmüş kadar büyük
bir suç işlemektedir. Bu durumda, teröristlerin işledikleri
cinayet, katliam ve gündemdeki tabiriyle "intihar saldırıları"nın
ne kadar büyük bir suç olduğu açıktır. Allah terörizmin
bu zalim yüzünün ahiretteki karşılığını şöyle bildirir:
Allah bir insanı haksız
yere öldüren kişinin, "sanki tüm insanları öldürmüş"
gibi olacağını Maide Suresi'nin 32. ayetinde bildirmiştir.
Acımasızca tek bir insanı dahi katletmek, Kuran
ahlakı ile taban tabana zıttır.
|
Yol, ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde
haksız yere 'tecavüz ve haksızlıkta bulunanların' aleyhinedir.
İşte bunlara acıklı bir azab vardır. (Şura Suresi, 42)
Tüm bunlar göstermektedir ki, masum insanlara karşı
terör eylemi düzenlemek, İslam'a tamamen aykırı bir
eylemdir ve hiçbir Müslüman böyle bir suç işleyemez.
Aksine, Müslümanlar bu suçları işleyen insanları durdurmakla,
"yeryüzündeki bozgunculuğu" ortadan kaldırmak ve tüm
insanlara huzur ve güven getirmekle sorumludurlar. Müslümanlık
terörle birlikte düşünülemez, aksine terörün engelleyicisi
ve çözümüdür.
ALLAH BOZGUNCULUĞU LANETLEMİŞTİR
Allah, insanlara kötülük yapmaktan sakınmalarını emretmiş;
zulmü, zorbalığı, öldürmeyi, kan dökmeyi yasaklamıştır.
Allah'ın bu emrine uymayanlar, ayette geçen ifadeyle
"şeytanın adımlarını izleyenler" olarak nitelendirilmiş
ve açıkça Allah'ın haram kıldığı bir tutum içerisine
girmişlerdir. Kuran'da bu konudaki birçok ayetten bazıları
şöyledir:
Allah'a verdikleri sözü, onu
kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar, Allah'ın ulaştırılmasını
emrettiği şeyi kesip-koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk
çıkaranlar; işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun
kötü olanı da onlar içindir. (Rad Suresi, 25)
... Allah'ın verdiği rızıktan
yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak
karışıklık çıkarmayın. (Bakara Suresi, 60)
Düzene konulması (ıslah)ından
sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın; O'na
korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah'ın
rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır. (A'raf Suresi,
56)
Bozgunculukla, masum insanları öldürmekle, isyanla
ve zulümle yeryüzünde başarılı olabileceklerini zanneden
insanlar çok büyük bir yanılgı içindedirler. Çünkü Allah
terör ve şiddet anlamlarını da kapsayan her türlü bozgunculuk
hareketini yasaklamış, bu tür bir eylem içinde olanları
lanetlemiş ve bir ayetinde de
"Şüphesiz Allah, bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez."
(Yunus Suresi, 81) şeklinde buyurmuştur.
Ancak çağımızda dünyanın dört bir köşesinde terör,
soykırım ve katliamlar yaşanmakta, masum insanlar hunharca
öldürülmekte, suni sebeplerle birbirlerine düşman hale
getirilen topluluklar ülkeleri kana bulamaktadır. Birbirlerinden
çok farklı tarihlere, kültürlere ve toplumsal yapılara
sahip olan ülkelerde meydana gelen bu olayların, her
ülkede kendine özgü bazı nedenleri ve kaynakları olabilir.
Ancak asıl nedenin dinin getirdiği sevgi, saygı ve hoşgörüye
dayalı güzel ahlaktan uzaklaşmak olduğu açıktır. Dinsizliğin
bir sonucu olarak, Allah korkusuna sahip olmayan ve
ahirette hesap vereceklerine inanmayan, bu nedenle de
"nasılsa kimseye hesap vermeyeceğim" diye düşünen, her
türlü insafsızlığı, ahlaksızlığı ve vicdansızlığı kolaylıkla
yapabilen kitleler oluşmaktadır.
Bugüne
kadar belki de yüz binlerce insanın hayatına mal
olan terör eylemlerinin görünürde birçok sebebi
olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki asıl sebep,
bu eylemleri gerçekleştiren insanların dinin getirdiği
güzel ahlaktan uzak olmaları ve Allah'tan gereği
gibi korkmamalarıdır.
|
Allah ve din adına ortaya çıkan, ama Allah'ın lanetlediği
suçları işlemek için örgütlenen iki yüzlü insanların
varlığına, Kuran'da da işaret edilmişitir. Bir ayette,
"Allah adına and içerek" peygamberi öldürmek için plan
yapan "dokuzlu bir çete"den şöyle söz edilir:
Şehirde dokuzlu bir çete vardı, yeryüzünde
bozgun çıkarıyorlar ve dirlik-düzenlik bırakmıyorlardı.
Kendi aralarında Allah adına and içerek, dediler ki:
"Gece mutlaka ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim,
sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna biz şahid olmadık
ve gerçekten bizler doğruyu söyleyenleriz, diyelim.
"Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine
karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk. (Neml
Suresi, 48-50)
Bu ayette bildirilen olayın da bize gösterdiği gibi,
bazı insanların "Allah adına" ortaya çıkmaları, hatta
"Allah adına and içmeleri", yani çok "dindar" gibi gözükebilecek
kelimeler kullanmaları, o insanların dine uygun bir
iş yaptıklarını göstermez. Aksine, tamamen Allah'ın
rızasına ve din ahlakına aykırı bir iş de yapıyor olabilirler.
Bu konuda ölçü, yaptıkları işin ne olduğudur. Eğer yaptıkları
iş, ayette bildirildiği gibi "yeryüzünde bozgun çıkarmak
ve dirlik-düzenlik bırakmamak" ise, biliniz ki o kişiler
gerçek dindar olamaz ve amaçları da dine hizmet etmek
değildir.
Allah korkusu olan ve gerçek İslam ahlakını kavramış
bir insanın şiddetten, bozgunculuktan yana çıkması ve
bu tip eylemlerin içinde bulunması kesinlikle mümkün
değildir. Bu nedenle de terörün çözümü gerçek İslam'dır.
Kuran'da bildirilen güzel ahlak anlatıldığında, insanlar
düşmanlığı, savaşı ve kaos ortamlarını kendilerine hedef
edinen gruplardan yana çıkmayacak, onlarla birlik olmayacaklardır.
Çünkü Allah Kuran'da insanları bozgunculuktan men etmiştir:
"O, iş başına geçti mi (ya da sırtını
çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya,
ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise,
bozgunculuğu sevmez. Ona: "Allah'tan kork" denildiğinde,
büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine
cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o." (Bakara Suresi,
205-206)
Bu ayetlerden de anlaşılacağı gibi, Allah'tan korkan
bir insanın devletine, milletine, insanlığa en küçük
zarar dokunduracak bir harekete dahi göz yumması söz
konusu değildir. Allah'a ve ahiret gününe inanmayan
bir insan ise kimseye hesap vermeyeceğini zannederek
her türlü kötülüğü kolaylıkla yapabilir.
İşte günümüzde de devam eden bu büyük terör belasından
kurtulmak için öncelikle yapılması gereken, dinsizliğin
ve din adına ortaya atılan çarpık anlayışların eğitim
yoluyla ortadan kaldırılması ve insanlara Allah korkusunun
ve gerçek Kuran ahlakının öğretilmesidir.
|
İMAN EDENLERİN
ÜZERİNE DÜŞEN SORUMLULUK
Dünya üzerinde olup bitenler kendilerine
dokunmadığı sürece rahatsız olmayan kişiler, dinin
insanlara kazandırdığı fedakarlık, kardeşlik,
dostluk, dürüstlük ve hizmet anlayışından yoksun
kimselerdir. Hayatları boyunca sadece imkanlarını
tüketerek, insanlığın karşı karşıya olduğu tehlikelerden
habersiz bir şekilde kendi nefislerini tatmine
çalışırlar. Oysa Allah Kuran'da etrafına daima
hayır getiren, çevresindeki olaylara karşı ilgili
olan, insanları doğru yola çağıran bir ahlakı
makbul olarak göstermiştir. Bir ayette çevresine
hiçbir faydası dokunmayan kişiler ile, daima hayır
üzerinde hareket eden insanlar arasındaki fark
şöyle bir kıyasla açıklanmıştır:
"Allah şu örneği verdi: İki kişi;
bunlardan birisi dilsiz, hiçbir şeye gücü yetmez
ve herşeyiyle efendisinin üstünde (bir yük), o,
onu hangi yöne gönderse bir hayır getirmez; şimdi
bu, adaletle emreden ve dosdoğru yol üzerinde
bulunanla eşit olabilir mi?" (Nahl Suresi, 76)
Ayette de belirtildiği gibi "dosdoğru
yol üzerinde bulunan", dinine bağlı, Allah'tan
korkup sakınan, manevi değerlere önem veren, vatanına
milletine ve insanlığa hizmet şevki içinde olan
bir kişinin, bulunduğu topluma büyük yararlar
getireceği kesindir. Bu yüzden insanların gerçek
dini öğrenmeleri ve Kuran'ın gösterdiği güzel
ahlakı yaşamaları son derece önemlidir. Bu üstün
ahlakı yaşayan insanları Allah bir ayetinde şöyle
tanımlamıştır:
"Onlar ki, yeryüzünde kendilerini
yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru
namazı kılarlar, zekatı verirler, ma'rufu (güzel
olanı) emrederler, münkerden (çirkinden) sakındırırlar.
Bütün işlerin sonu Allah'a aittir." (Hac Suresi,
41)
|
ALLAH İYİLİKTE BULUNMAYI EMRETMİŞTİR
Müslüman Allah'ın emirlerine uyan, Kuran ahlakını titizlikle
uygulamaya çalışan, dünyayı güzelleştiren, imar eden,
barışı ve huzuru hakim kılan insandır. Amacı insanlara
güzellikte, iyilikte ve hayırda bulunmaktır. Kasas Suresi'nde
şu şekilde bildirilir:
"... Allah'ın sana ihsan ettiği gibi,
sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama.
Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez." (Kasas Suresi,
77)
Sivil halkı ve özellikle
de çocukları hiç tereddüt etmeden hedef alanlar
şunu düşünmelidirler: Bu çocukların suçu nedir?
Bu masum insanlara zulmetmek, Allah katında hesabı
verilemeyecek bir davranış olabilir.
|
İslam dinine giren bir insanın amacı Allah'ın rızasını,
rahmetini ve cennetini kazanmaktır. Bunun için de çok
ciddi bir çaba içinde olması, Allah'ın razı olacağı
ahlakı dünya hayatındayken kazanması gerekmektedir.
Bu ahlakın en belirgin özellikleri ise merhamet, şefkat,
adalet, dürüstlük, affedicilik, tevazu, hoşgörü, fedakarlık
ve sabırdır. Mümin, insanlara güzellikle davranacak,
hayırlarda yarışacak, iyilikte ve fedakarlıkta bulunacaktır.
Allah ayetlerde şu şekilde buyurmaktadır:
Biz, gökleri, yeri ve her ikisinin
arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla)
yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir;
öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran. (Hicr
Suresi, 85)
... Anne-babaya, yakın akrabaya,
yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya,
yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin
malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü, Allah,
her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. (Nisa Suresi,
36)
... İyilik ve takva konusunda
yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve
Allah'tan korkup-sakının. Gerçekten Allah (ceza ile)
sonuçlandırması pek şiddetli olandır. (Maide Suresi,
2)
İslam ahlakının insanlara
kazandırdığı en önemli özellikler sevgi, merhamet,
yardımlaşma, fedakarlık, hoşgörü ve affediciliktir.
Bu ahlakın gerçek anlamda yaşandığı bir toplumda
terörün, şiddetin ve çatışmanın zemin bulması
mümkün değildir.
|
Ayetlerde de belirtildiği gibi Allah iman edenlerden
insanlara güzellikle davranmalarını, iyilik konusunda
birbirleriyle yardımlaşmalarını, bozgunculuktan uzak
durmalarını istemektedir. İyilikte bulunanları "...
Kim bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı vardır..."
ayetiyle müjdelemekte, kötülükte bulunanları ise "...
kim bir kötülükle gelirse, onun mislinden başkasıyla
cezalandırılmaz ve onlar haksızlığa uğratılmazlar."
(Enam Suresi, 160) şeklinde uyarmaktadır.
Allah kitabında insanlara kendini, "sinelerin özünde
olanı bilen" olarak tanıtmış ve "her türlü kötülükten
sakınmaları" gerektiğini bildirmiştir. Bu durumda "Allah'a
teslim olan" anlamına gelen "Müslüman" sıfatını taşıyan
bir insanın terörü ortadan kaldırmak için mücadele eden
bir insan olacağı aşikardır.
Müslüman, çevresinde yaşananlara tepkisiz kalmaz ve
asla "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" mantığında
düşünmez. Çünkü O, Allah'a teslim olmuştur, O'nun yolundadır
ve iyiliğin temsilcisidir. O halde uygulanan zulme ve
teröre karşı duyarsız kalamaz. Hiçbir suç işlememiş
masum insanları katleden terörün, gerçekte en büyük
düşmanı Müslümandır. İslam dini, terörün her türlüsüne
karşıdır ve daha en başından yani düşünce safhasında
terörü engeller. Daima insanlar arasında barış ve adaletin
hüküm sürmesini emreder ve insanları fitneden, kargaşadan
ve bozgunculuktan sakındırır.
KURAN AHLAKI ADALETİ GEREKTİRİR
Allah'ın Kuran'da tarif ettiği gerçek adalet insanlar
arasında hiçbir ayrım yapmadan adaletle hükmetmeyi,
insanların hakkını korumayı, zulme asla rıza göstermemeyi,
zalime karşı mazlumdan yana tavır almayı emretmektedir.
Bu adalet, olayları çok yönlü değerlendirmeyi, ön yargısız
düşünmeyi, tarafsızlığı, dürüstlüğü, hoşgörüyü, merhameti
ve şefkati gerektirir. Örneğin olayları itidalli değerlendiremeyen,
heyecanına ve hislerine kapılan bir insan sağlıklı karar
veremeyecek, bu duygularının etkisinde kalacaktır. Oysa
adaletle hükmeden bir kişi tüm kişisel duygu ve düşüncelerini
bir tarafa bırakmayı, her şart ve durumda doğrulardan
yana olmayı, dürüstlükten ve doğruluktan asla taviz
vermemeyi Kuran ahlakı ölçüsünde kendine yol edinir.
Kişi, öyle bir ahlaka sahip olmalıdır ki, kendi çıkarlarından
önce karşı tarafı düşünmeli, kendisine bir zarar gelecek
olsa dahi, eğer hak karşı taraftan yanaysa, adil olabilmelidir.
Allah Nisa Suresi'nin 48. ayetinde "insanlar arasında
hükmedildiğinde adaletle hükmedilmesini" emreder. Bir
başka ayetinde ise, adaletin insanın kendisinin ve yakınlarının
aleyhine bile olsa uygulanmasını buyurur:
Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız
ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler
olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun,
ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır.
Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın.
Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz,
şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (Nisa
Suresi, 135)
Allah'tan korkup sakınan ve ahiret gününde hesaba çekileceğini
bilen bir kişi Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için adaletle
hükmeder. Bilir ki, Allah tüm yapıp ettikleriyle, söylediği
her sözle ve aklından geçen her düşünceyle onu ahiret
gününde sorguya çekecek ve bunlarla eksiksiz bir şekilde
karşılık görecektir. Kuran'da adaletin eksiksiz olarak
tarifi yapılmış, iman edenlere karşılaşacakları olaylar
karşısındaki tutumları ve adaletin nasıl uygulanacağı
bildirilmiştir. Bu iman edenler için çok büyük bir kolaylık
ve Allah'tan bir rahmettir. Bu nedenle de iman edenler
hem Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak, hem de huzurlu,
güvenli ve barış içinde bir hayat yaşayabilmek için
insanlar arasında eksiksiz bir şekilde adaleti uygulamakla
sorumludur.
Allah'ın Kuran'da emrettiği adalet, dil, din, ırk ve
etnik köken gözetilmeden, tüm insanlar arasında eşit
olarak uygulanan bir adalettir. Kuran'daki adalet yer,
zaman ve kişilere göre değişmez. Günümüzde dünyanın
dört bir yanında insanlar ırkları ya da tenlerinin rengi
nedeniyle zalimce ve adaletsiz muamelelerle karşılaşmaktadırlar.
Oysa Kuran ahlakında farklı halkların ve kabilelerin
yaratılmasının hikmetlerinden biri, insanların "birbirleriyle
tanışmaları" olarak bildirilir. Hepsi de Allah'ın kulu
olan farklı milletler veya kabileler, birbirleriyle
tanışmalı, yani birbirlerinin farklı kültürlerini, dillerini,
örflerini, yeteneklerini öğrenmelidir. Farklı ırk ve
milletlerin bulunmasının bir amacı, çatışma ve savaş
değil, kültürel bir zenginliktir. Bu çeşitlilik Allah'ın
yaratışındaki bir güzelliktir. Bir insanın daha uzun
boylu, birinin kısa boylu olması, bir kişinin teninin
beyaz diğerinin sarı renk olması bu kişiye herhangi
bir üstünlük getirmediği gibi, bir eksiklik olarak da
nitelendirilemez. Bunların her biri Allah'ın takdir
etmesiyle ve çok büyük hikmetlerle yaratılmıştır. Ancak
bu farklılıkların Allah katında hiçbir önemi yoktur.
İman eden bir insan tek üstünlüğün takva ile, yani Allah
korkusu ve Allah'a imandaki üstünlükle olduğunu çok
iyi bilir. Allah, Hucurat Suresi'nde bu gerçeği şu şekilde
bildirir:
Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir
erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız
için sizi halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz, Allah
katında sizin en üstün olanınız, (ırk ya da soyca değil)
takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir,
haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)
Ayette de bildirildiği gibi, insanlar arasındaki köken
farklılıklarının hiçbir önemi yoktur. Allah'ın tavsiye
ettiği adalet anlayışı, hiçbir ayrım yapmadan her insana
karşı eşit, hoşgörülü ve barış içinde bir tavır göstermeyi
gerektirir.
BİR TOPLULUĞA KARŞI DUYULAN KİNİNİZ
MÜMİNİ ADALETTEN ALIKOYMAZ
Bir insanın adil karar vermesini, sağduyulu düşünmesini
ve akılcı davranmasını engelleyebilecek etkenlerden
biri, karşısındaki kişiye ya da topluluğa olan kızgınlığı,
kinidir. Bu, günümüz cahiliye toplumlarında oldukça
yaygın bir bakış açısıdır. İnsanlar kendilerine muhalif
gördükleri kişilere karşı her türlü adaletsizliği, ahlaksızlığı
kolaylıkla yapabilirler. Bu kişinin üzerine işlemediği
suçları atar, masum olduğunu bilseler dahi bu kişi aleyhinde
şahitlik yapabilirler. Ellerinde bu kişinin suçsuzluğunu
kanıtlayacak delil olsa bile ortaya çıkarmazlar. Hatta
bu kişinin başına büyük bir bela gelmesi, haksızlıklarla
karşılaşması ya da zulüm görmesi söz konusu kişilerde
büyük bir sevinç uyandırır. En büyük tedirginlikleri
ise adaletin üstün gelmesi ve bu kişinin suçsuzluğunun
ortaya çıkmasıdır.
İşte bu nedenle de cahiliye toplumunda insanların birbirlerine
güvenmeleri çok zordur. Herkes bir an sonra karşısındaki
kişiden kötülük göreceği endişesiyle yaşar. Birbirlerine
karşı güvenlerini kaybetmelerinin sonucunda ise yardımlaşma,
hoşgörü, şefkat, merhamet, kardeşlik gibi insani özelliklerini
zamanla yitirir, birbirlerinden nefret eder hale gelirler.
|
Eğer Rabbin
dileseydi, yeryüzündekilerin tümü, topluca iman
ederdi. Öyleyse, onlar mümin
oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın?
(Yunus
Suresi, 99)
|
Oysa iman eden bir kişinin bir topluluğa ya da kişiye
karşı hissettiği duygular, onun aldığı kararlara kesinlikle
etki etmez. Karşısındaki kişi ne kadar kötü ahlaklı
olursa olsun, ne kadar düşmanca bir tutum içinde olursa
olsun, bir karar vermesi gerektiğinde tüm bu duygularını
bir kenara bırakıp, adaletle davranır, adaletle karar
verir, adaleti tavsiye eder. O kişiye karşı hissettikleri
aklının ve vicdanının önüne geçemez. Vicdanı ona her
zaman Allah'ın emir ve tavsiyelerine uymayı, güzel ahlaktan
asla taviz vermemeyi söylemektedir. Çünkü bu, Allah'ın
iman edenlere Kuran'da bildirdiği bir emridir. Maide
Suresi'nde şu şekilde bildirilir:
Ey iman edenler, adil şahidler olarak,
Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz,
sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya
daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah,
yapmakta olduklarınızdan haberi olandır. (Maide Suresi,
8)
Ayette de bildirildiği gibi Kuran ahlakı adil bir tavır
gerektirmektedir. İman eden bir kişi de, ancak Allah'ın
rızasını aradığı zaman Allah katında bir hoşnutluk kazanacağını
bilir. Ayrıca güzel ahlakına şahit olan her insan bu
kişiye güvenir, yanında rahat eder, her türlü sorumluluğu
ve görevi gönül rahatlığı ile kendisine verebilir. Böyle
kişiler, düşmanları tarafından dahi saygı ile karşılanır.
Hatta onların bu tavrı, inkar eden birçok insana örnek
olarak iman etmelerine vesile olabilir.
İSLAM, DÜŞÜNCE HÜRRİYETİNİ SAVUNUR
İnsanların fikir, düşünce ve yaşam özgürlüğünü açıkça
sağlayan ve güvence altına alan bir din olan İslam,
insanlar arasında gerginliği, anlaşmazlığı, birbirlerinin
hakkında olumsuz konuşmayı ve hatta olumsuz düşünceyi
(zan) dahi engelleyen ve yasaklayan emirler getirmiştir.
İslam terör ve şiddet eylemlerine kesinlikle karşı olduğu
gibi, insanların üzerinde fikri olarak dahi en ufak
bir baskı kurulmasını yasaklamıştır:
"Dinde zorlama (ve baskı) yoktur.
Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır."
(Bakara Suresi, 256)
"Artık sen, öğüt verip-hatırlat.
Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın. Onlara
'zor ve baskı' kullanacak değilsin." (Gaşiye Suresi,
21, 22)
İnsanların bir dine inanmaya veya o dinin ibadetlerini
uygulamaya zorlanması, İslam'ın özüne ve ruhuna aykıdır.
Çünkü İslam'da samimi iman, özgür irade ve vicdani bir
kabul ile mümkündür. Elbette Müslümanlar birbirlerini
Kuran'da anlatılan ahlaki vasıfların uygulanması için
uyarabilir, teşvik edebilirler. Kuran ahlakının, en
güzel sözle insanlara anlatılması, tüm iman edenlerin
üzerine yükletilen bir sorumluluktur. İman edenler "...
Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır..." (Nahl
Suresi, 125) ayeti doğrultusunda dinin güzelliklerini
anlatır, ancak "Onların hidayete ermesi, senin üzerinde
(bir yükümlülük) değildir. Ancak Allah, dilediğini hidayete
erdirir." (Bakara Suresi, 272) ayetinin de bilincinde
davranırlar. Asla zorlama yapmaz, insanlar üzerinde
maddi ya da manevi baskı uygulamazlar. Ya da dünyevi
bir imtiyaz tanınarak, kişiyi dini uygulamaya yönlendirmezler.
Tebliğlerine karşılık olumsuz bir cevap aldıklarında
Müslümanların verdikleri cevap "Sizin dininiz size,
benim dinim bana." (Kafirun Suresi, 6) şeklindedir.
İçinde yaşadığımız dünyada Hıristiyan, Yahudi, Budist,
Hindu, ateist, deist, putperest gibi çok farklı inançlara
sahip insan toplulukları bulunmaktadır. İşte böyle bir
dünyada yaşayan Müslümanlar, karşılarındaki insanın
inancı ne olursa olsun hoşgörülü olmakla, affetmekle,
adil ve insancıl davranmakla yükümlüdürler. İman edenlere
yükletilen sorumluluk Allah'ın dinine güzellikle, barışla
ve hoşgörüyle davet etmektir. Bu doğruları uygulayıp
uygulamama, iman edip etmeme kararı karşı tarafa aittir.
Bir kişiyi iman etmeye zorlamak, bazı şeyleri zorla
kabul ettirmeye çalışmak Kuran ahlakına aykırı bir tavırdır.
Nitekim Allah Kuran'da iman edenlere şu hatırlatmada
bulunmuştur:
Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin
tümü, topluca iman ederdi. Öyleyse, onlar mü'min oluncaya
kadar insanları sen mi zorlayacaksın? (Yunus Suresi,
99)
Biz onların neler söylediklerini
daha iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin;
şu halde, Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur'an
ile öğüt ver. (Kaf Suresi, 45)
İnsanların ibadet yapmaya zorlandıkları bir toplum
modeli İslam'a tamamen aykırıdır. Çünkü inanç ve ibadet,
sadece Allah'a yönelik ve kişinin kendi seçimiyle olduğunda
bir değer taşır. Eğer bir sistem insanları inanca ve
ibadete zorlayacak olursa, bu durumda insanlar o sistemden
korktukları için dindar olurlar. Din açısından makbul
olan ise, vicdanların tamamen serbest bırakıldığı bir
ortamda Allah rızası için dinin yaşanmasıdır.
İslam tarihi tüm dinlere saygı gösteren ve düşünce
özgürlüğünü kendi eliyle tesis eden Müslüman yöneticilerin
hoşgörülü uygulamalarıyla doludur. Örneğin Hindistan
hükümeti hizmetinde çalışan bir İngiliz misyoneri Thomas
Arnold İslam'ın özgürlükçü özelliğini şu şekilde tarif
eder:
... Ne gayrimüslimleri düzensiz bir şekil altında Müslüman
olmaya zorlamak teşebbüslerine dair, ne de Hıristiyanlığı
ortadan kaldırmak için mezalim yapıldığı hakkında, hiçbir
şey işitilmemiştir. Eğer halifeler bu iki şık ihtidadan
birisinin takibine izin vermiş olsalardı, Ferdinand
ve İzabella'nın İspanya'dan İslamiyeti söküp attıkları
ve 14. Louis'nin Fransa'da protestanlığı bir cinayet
nedeni saydırdığı ve Yahudilerin 350 yıl süreyle İngiltere
içine sokulmadıkları kadar bir kolaylıkla da Hıristiyanlığı
ülkelerinden söküp atabilirlerdi. Asya'daki Doğu Kilisesi,
Hıristiyanlık dünyasının diğer bütün bölgeleri ile müşterek
dini faaliyetten yüz çevirmiş bulunduğundan, kendisini
dinsiz topluluklardan sayan Hıristiyan dünyasının adı
geçen kısımlarına yardım için hiçbir teşebbüs de yapılamazdı.
Böylece günümüze kadar Doğu kiliselerinin fiilen varlıklarını
sürdürmeleri, Muhammed'i takip eden yönetimlerin Hıristiyanlar
karşısında müsamahalı bir idare tarzı gösterdiklerinin
kuvvetli delillerindendir.1
ALLAH MASUM İNSANLARIN ÖLDÜRÜLMESİNİ
HARAM KILMIŞTIR
Bir insanı suçsuz yere öldürmek, Kuran'a göre en büyük
günahlardan biridir:
... Kim bir nefsi, bir başka
nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın
(haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş
gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse,
bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun, elçilerimiz
onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından
onlardan birçoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır. (Maide
Suresi, 32)
Ve onlar, Allah ile beraber başka
bir ilah'a tapmazlar. Allah'ın haram kıldığı canı haksız
yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa
'ağır bir ceza ile' karşılaşır. (Furkan Suresi, 68)
Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi, masum insanları
haksız yere öldüren kişiler büyük bir azapla tehdit
edilmişlerdir. Allah tek bir kişiyi öldürmenin, tüm
insanları öldürmek kadar ağır bir suç olduğunu haber
vermiştir. Allah'ın sınırlarını koruyan bir insanın
değil binlerce masum insanı katletmek, tek bir insana
bile zarar verme ihtimali yoktur. Dünyada adaletten
kaçarak cezadan kurtulacağını sananlar, öldükten sonra,
ahirette Allah'ın huzurunda verecekleri hesaptan asla
kaçamayacaklardır. İşte bu nedenle ölümlerinin ardından
Allah‘a hesap vereceklerini bilen müminler Allah'ın
sınırlarını korumakta büyük bir titizlik gösterirler.
ALLAH MÜMİNLERE, ŞEFKATLİ VE MERHAMETLİ
OLMALARINI EMREDER
Bir
ayette Müslüman ahlakı şöyle anlatılmaktadır:
"Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine
tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden
olmak. İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır." (Beled Suresi,
17-18)
Allah'ın, ahiret günü kurtuluşa erenlerden
olmaları, rahmetine ve cennetine kavuşabilmeleri için
kullarına indirdiği ahlakın en önemli özelliklerinden
biri ayette görüldüğü gibi "merhameti birbirlerine tavsiye
edenlerden olmak"tır.
Gerçek merhametin kaynağı Allah sevgisidir. Kişinin
Allah'a olan sevgisi, O'nun yarattığı varlıklara karşı
kalbinde bir sıcaklık hissetmesine neden olur. Allah'ı
seven insan, O'nun yarattıklarına karşı doğrudan bir
muhabbet ve yakınlık hisseder. Kendisini ve tüm insanları
yaratan Rabbimize karşı duyduğu bu güçlü sevgi ve bağlılıktan
dolayı, Kuran'da emredildiği doğrultuda insanlara karşı
güzel ahlaklı davranır. Bu güzel ahlakı yaşaması sayesinde
gerçek merhamet ortaya çıkar. Ayetlerde bu sevgi dolu,
şefkatli ve fedakar ahlak modeli şu şekilde tarif edilir:
Sizden, faziletli ve varlıklı
olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret
edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler
ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez
misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nur Suresi,
22)
Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi)
hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret
edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı
içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde
bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine
tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından'
korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır.
(Haşr Suresi, 9)
|
İSLAM
AHLAKI TÜM İNSANLAR İÇİN BARIŞ, HUZUR, SEVGİ VE
NEŞE DOLU BİR YAŞAMI HEDEFLERKEN...

|
… (Hicret edenleri) barındıranlar
ve yardım edenler, işte gerçek mü'min olanlar bunlardır.
Onlar için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.
(Enfal Suresi, 74)
… Yolda kalmışa ve sağ ellerinizin
malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü, Allah,
her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. (Nisa Suresi,
36)
Sadakalar -Allah'tan bir farz
olarak- yalnızca fakirler, düşkünler, (zekat) işinde
görevli olanlar, kalbleri ısındırılacaklar, köleler,
borçlular, Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar)
içindir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
(Tevbe Suresi, 60)
|
...TERÖRİZM
ŞİDDETİN, KORKUNUN, ENDİŞENİN, HÜZNÜN VE KAOSUN
HAKİM OLDUĞU BİR TOPLUM ÖZLEMİNDEDİR.

|
Müminlerin ayetlerde tarif edilen bu güzel ahlakı Allah'a
olan derin sevgilerinden kaynaklanmaktadır. Bu bağlılıklarından
dolayı da Allah'ın emrettiği Kuran ahlakını titizlikle
uygularlar. Müminler, gösterdikleri merhametten, yaptıkları
yardımdan dolayı kimseyi minnet altında bırakmaya kalkışmaz
ve bir teşekkür kadar bile karşılık ummazlar. Onların
asıl hedefledikleri, yaşadıkları güzel ahlakla Allah'ın
rızasını kazanabilmektir. Çünkü onlar, ahiret günü bu
ahlaklarından dolayı sorguya çekileceklerini bilirler.
Kuran'da, Allah'ın bu hükümlerini bile bile yerine getirmemenin
sonucunun cehennem olduğu birçok ayetle bildirilmiştir:
"Sizi şu cehenneme sürükleyip-iten
nedir?"
Onlar: "Biz namaz kılanlardan
değildik" dediler.
"Yoksula yedirmezdik." (Müddessir
Suresi, 42-44)
(Allah buyruk verir:) "Onu tutuklayın,
hemen bağlayın." "Sonra çılgın alevlerin içine atın."
"Daha sonra onu, uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincire
vurup gönderin." "Çünkü, o, büyük olan Allah'a iman
etmiyordu." "Yoksula yemek vermeye destekçi olmazdı."
(Hakka Suresi, 30-34)
Allah ahirette alınan bu karşılığın bir sebebinin,
kişilerin dini yalanlamaları ve bunun sonucu olarak
yoksulları doyurma konusunda birbirlerini teşvik etmemeleri
olduğunu bazı ayetlerinde de şöyle bildirmiştir:
Dini yalanlayanı gördün mü? İşte
yetimi itip-kakan;
Yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen
odur. (Ma'un Suresi, 1-3)
Yoksula yedirmek için birbirinizi
teşvik etmiyorsunuz. (Fecr Suresi, 18)
|

İslam ahlakı yoksulu, yetimi ve ihtiyaç içinde
olanı korumayı, yardımlaşmayı ve iyilikte bulunmayı
emreder.
|
Ayetlerde de görüldüğü gibi Kuran'da tarif edilen Müslüman
son derece şefkatli ve merhametli bir yapıya sahiptir.
Bu ahlaka sahip bir insan, elbette masum insanlara yönelik
bir vahşet eylemi olan teröre rıza göstermez. Gerçekte
teröristlerin karakter yapısı ile Kuran ahlakı taban
tabana zıttır. Terörist, dünyaya kin ve nefretle bakan,
öldürmek, yakıp-yıkmak, kan dökmek isteyen acımasız
bir insandır.
Kuran'ın getirdiği güzel ahlakla yetişen bir Müslüman
ise, herkese İslam'ın öngördüğü sevgiyle yaklaşır; her
türlü fikre karşı saygılıdır; olaylar karşısında her
zaman uzlaştırıcı, gerilimi azaltan, kucaklayıcı, itidalli
davranışlar sergiler. Böyle insanların oluşturdukları
toplumlarda ise, bugün en modern devletler arasında
gösterilen ülkelerden daha gelişmiş bir medeniyet, yüksek
bir toplumsal ahlak, neşe, huzur, adalet, güvenlik,
bolluk ve bereket hakim olacaktır.
ALLAH HOŞGÖRÜYLE VE AFFEDİCİLİĞİ
EMRETMİŞTİR
Kuran-ı Kerim'in Araf Suresi'nin 199. ayetindeki "Sen
af yolunu benimse" sözleriyle ifade edilen "affedicilik
ve hoşgörü" kavramı, İslam dininin temel kaidelerinden
birini oluşturur.
İslam tarihine bakıldığında, Müslümanların Kuran ahlakının
bu önemli özelliğini sosyal yaşama nasıl geçirdikleri
çok açık bir şekilde görülür. Kitabın ilerleyen bölümlerinde
de üzerinde duracağımız gibi Müslümanlar ulaştıkları
her noktada, hür ve hoşgörülü bir ortam oluşturmuştur.
Din, dil ve kültür bakımından birbirine taban tabana
zıt olan halkların aynı çatı altında barış ve huzur
içerisinde yaşamalarını sağlamış, kendisine tabi olanlara
barış ve huzur vermiştir. Büyük bir coğrafyaya yayılmış
olan Osmanlı İmparatorluğu'nun varlığını yüzyıllarca
devam ettirebilmesindeki en önemli nedenlerden biri,
İslam'ın getirdiği hoşgörü ve anlayış ortamının yaşanması
olmuştur. Asırlardır hoşgörülü ve şefkatli yapılarıyla
tanınmış olan Müslümanlar, her zaman dönemlerinin en
merhametli ve en adil kişileri olmuşlardır. Bu çok uluslu
yapı içerisindeki tüm etnik gruplar, mensubu oldukları
dinleri özgürce yaşamışlar, hatta kendi dinlerinin hukukuna
göre yaşama hakkına sahip olmuşlardır.
|

İslam ahlakının
yaşandığı toplumlarda kiliseler, camiler ve sinagoglar
biraradır. Darülaceze'de 3 İlahi dinin ibadet
yerinin birarada bulunduğu bu görüntü, İslam ahlakının
getirdiği hoşgörünün, adaletin ve barışçı yaklaşımın
bir sonucudur.
|
Gerçek anlamda Müslümanlara mahsus olan hoşgörü, ancak
Kuran'ın emrettiği doğrultuda uygulandığında tüm dünyaya
barış ve esenlik getirir. Nitekim Kuran'da "İyilikle
kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel bir tarzda (kötülüğü)
uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında
düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost (un) oluvermiştir."
(Fussilet Suresi, 34) ayeti ile bu özelliğe dikkat çekilmiştir.
Allah ayetlerde affetmenin hep bir üstünlük olduğunu
belirtmiş ve "Kötülüğün karşılığı, onun misli (benzeri)
olan kötülüktür. Ama kim affeder ve ıslah ederse artık
onun ecri Allah'a aittir. Gerçekten O, zalimleri sevmez."
(Şura Suresi, 40) ayetiyle bu ahlaka sahip kişileri
büyük bir ecirle müjdelemiştir. Bir diğer ayette ise
iman edenler, "Onlar, bollukta da, darlıkta da infak
edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan
bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları
sever." (Al-i İmran Suresi, 134) şeklinde tarif edilmişlerdir.
Allah Kuran'da karşıdaki insan haksızlık yapsa dahi
affetmenin hayırlı olduğunu da bildirmiştir. Bu konudaki
bir ayet şöyledir:
... İçlerinden birazı dışında, onlardan
sürekli ihanet görür durursun. Yine de onları affet,
aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever.
(Maide Suresi, 13)
Tüm bunlar, İslam'ın insanlara öğütlediği ahlak özelliklerinin,
dünyaya barış, huzur ve adalet getirecek erdemler olduğunu
göstermektedir. Şu an dünya gündeminde olan ve adına
"terör" denen barbarlık ise, Kuran ahlakından tamamen
uzak, cahil ve bağnaz insanların, dinle gerçekte hiçbir
ilgisi olmayan canilerin eseridir. İşledikleri vahşetleri
hangisi olursa olsun din kisvesi altında yürütmeye çalışan
bu kişi ve gruplara karşı uygulanacak kültürel çözüm,
gerçek İslam ahlakının insanlara öğretilmesidir. Başka
bir deyişle, İslam dini ve Kuran ahlakı, terörizmin
ve teröristlerin destekleyicisi değil, yeryüzünü terörizm
belasından kurtaracak çaredir.
|