|
6. BÖLÜM
"ANTİSEMİT"
TERÖR
Theodor Herzl: "Antisemitizm
(Yahudi aleyhtarlığı), bizim isteklerimize
şahane bir yardımcı olacaktır."
Theodor Herzl, The Jewish State,
ss. 57-58
Antisemitizm... Yani Yahudi aleyhtarlığı, ya da düşmanlığı.
Bu fanatik ve şoven ideoloji, neredeyse Yahudilerin
içinde bulunduğu hemen her toplumda bazı kesimler tarafından
savunulur ve kimi zaman da şiddet eylemlerine dönüştürülür.
Yahudi olan herkesten nefret etmek, her Yahudiyi "şer
cephesi" üyesi olarak damgalamak gibi mantık ve vicdan
dışı bir düşüncedir antisemitizm. Siyonist düşüncenin,
İsrail terörünün faturasını her Yahudiye yüklemek, insanları
yalnızca Yahudi bir anneden doğduğu için suçlu saymak,
bu ideolojinin içerdiği temel saplantılardır.
İşin ilginç olan yanı, bu ideolojinin kimler tarafından
ortaya atıldığı ve kimlerin çıkarlarına hizmet ettiğidir.
Olayın bu yönüne bakınca çok şaşırtıcı gerçeklerle karşılaşabiliyoruz.
Antisemitizm savunucularının bazıları, siyonist ideolojinin,
bu düşünceyi savunan Yahudi örgütlerinin ya da İsrail'i
-bu kitapta geniş olarak anlatılan- uygulamalarındaki
yanlışları gören, bunları eleştiren fakat "aşırı" giderek
bunu bir Yahudi düşmanlığına döndürenlerdir. Zamanla
paranoya boyutlarına varan bu bakış açısı, fanatik ve
dar düşünen kişilerin kapıldığı bir "aşırı uç" olarak
ortaya çıkabilmektedir.
Ama burada asıl ilgileneceğimiz konu, antisemitizmin
bilinmeyen tarafı, diğer adıyla "yapay antisemitizm".
Siyonizmin "şahin"lerinin "antisemitizm bizim isteklerimize
şahane bir yardımcı olacaktır" sözüyle ifade ettikleri,
antisemitizmin, "siyonizmin yüksek çıkarları uğruna"
ve genelde de Yahudi halkına rağmen, Yahudi liderler
tarafından körüklendiği, ajite edildiği gerçeğidir.
Kitabın "Faşizm" ve "Komünizm" bölümünde bilinen en
ünlü "antisemit"lerin, Hitler, Mussolini, Franco gibi
faşistlerin ya da Stalin gibi komünistlerin gerçek hikayelerine
göz atmıştık. Bu bölümde de yapay antisemitleri incelemeye
devam edeceğiz.
Siyonizm hakkında Milliyet yazarı Ali Sirmen'in yaptığı
yorum, konuyu kısaca özetlemektedir: "Siyonizm bir tür
antisemitizmdir, bu herkesçe bilinir." 1
Bu noktada akla gelen soru, Yahudi liderlerinin neden
böyle bir uygulamaya gerek duydukları, antisemitizmin
nasıl onlara "şahane bir yardımcı" olabildiğidir. Bunun
Yahudi halkını İsrail'e göç ettirmek, mazlum edebiyatına
destek bulabilmek gibi nedenlerini bu bölümde ele alacağız.
Fakat bundan önce yapay antisemitizmin bir diğer önemli
fonksiyonunu vurgulamakta yarar vardır. Bu fonksiyon
kavram kargaşası yaratarak, siyonist düşünceyi ve bu
düşüncenin uygulamalarını eleştirenleri "antisemit"
damgası ile etkisiz hale getirmek, anti-siyonizm ve
antisemitizm gibi birbirinden çok uzak iki kavramı aynı
gibi göstermektir. Böylece siyonizmi eleştirmeyi "suç"
olarak tanımlayabilmektir. Siyonizm Dosyası adlı kitabın
yazarı Roger Garaudy, bu kavram kargaşası ile yaratılmış
olan ortamı kitabının başında şöyle dile getirir:
"Dokunulmaz" bir meseleyi ele alıyoruz: Siyonizm ve
İsrail Devleti. Bugün Fransa'da Katolik inancı eleştirilebilir.
Marksizm konuşulabilir. Allahsızlık tartışılabilir.
Milliyetçilik ele alınabilir. Sovyetler Birliği'nin
rejimi yerden yere vurulabilir. Birleşik Amerika veya
Güney Afrika'nın yönetim biçimleri suçlanabilir. Yahut
anarşi veya monarşi taraflısı görünülebilir. Bütün bunları
yaparken insan, normal bir tartışma veya çekişmenin
ötesinde hiçbir rizikoya katlanmak zorunda değildir.
Ancak Siyonizm konusu ortaya çıktığında dünya bir anda
değişmektedir. Bu çizgiden sonra düşünen insan, edebiyatı
gerilerde bırakır, "suç ve ceza" alanına girer. Fransa'da
29 Temmuz 1881 tarihli bir yasa, bir insanı, bir etnik
gruba, bir ırka veya belirli bir dine mensup olduğu
için kötülemeyi yasaklamaktadır. Dolayısı ile İsrail
devletinin politikasını veya siyasi siyonizmi konu edinen
bir kişi, mahkeme kapılarında beklemeyi de göze almalıdır.
İsrail devletini temelden tenkit etme -dikkat edilirse
temelden kelimesini kullandım, cinayet sayılabilecek
şu veya bu, tek kalmış olaylar değil- yani siyasi siyonizm
temeli üzerinde kurulmuş bir devletin iç mantığı incelemeye
kalkışmak derhal "Nazilikle" suçlanmanın ve neticede
ölümle tehdit edilmenin en emin yoludur. Bu araştırmanın
yazarı böyle bir olayı bizzat yaşamıştır. Mahkeme takibine
uğramış, "Nazilikle" suçlanmış ve ölüm tehdidi almıştır."
HERZL'İN BULDUĞU "HARİKA
YÖNTEM"
Yirminci yüzyıl başlarında bir Yahudi devleti kurmak
isteyen siyonist önderlerin karşısındaki en önemli engel,
Diaspora Yahudilerinin büyük bölümünün, Filistin topraklarına
göç etmeye ikna edilememesi idi. Bu nedenle iyi bir
"ikna" programı hazırlandı. "Siyonizmin Babası" Theodor
Herzl çok iyi bilmekteydi ki, Yahudileri bulundukları
ülkelerden kaçarak İsrail'e göç etmeye zorlamak için
siyonizmin "Yahudi düşmanlığı" kavramına ihtiyacı vardı.
Bu nedenle, ikna planı bu temel üzerine kurulmalıydı.
Herzl bu planı şöyle dile getiriyordu: "Antisemitizm,
bizim isteklerimize şahane bir yardımcı olacaktır."
Greece, Turkey and Zionizm adlı kitapta bu düşünceler
şöyle anlatılıyordu:
Herzl, "bütün antisemitler bizim en yakın dostlarımızdır"
diyordu. Böylelikle göç kolaylaşacaktı. Herzl 9 Haziran
1895'te günlüğüne ise şöyle not düşüyordu: "Ülkesindeki
Yahudilerin orayı terketmesi için, önce Çar'la görüşeceğim,
sonra Alman Kayzeri'yle, sonra Avusturyalılarla sonra
da Fas'taki Yahudiler için Fransızlarla".2
Herzl'in Yahudileri göç ettirmek için yalnızca diplomatik
temaslarla yetinmediği de bir başka gerçektir. Herzl'e
göre Yahudiler ayrı bir din ve ayrı bir kültür yerine
ayrı bir devlet meydana getirmek amacıyla, içinde bulundukları
diğer uluslardan ayrılmalıdırlar. Bu amaca ulaşmak için
Herzl konuştuğu herkese karşı, Yahudilerin teşkil ettikleri
tehlikeyi anlatmak ve bir an önce çıkıp gitmeleri gerektiğini
izah etmek için en aşırı kelimeleri kullanmaktan çekinmemiştir.
Herzl Almanya Dışişleri Bakanı Von Blow ve II. Guillaume,
Rus İçişleri Bakanı Plehve ve Çar II. Nicola ve en ileri
Yahudi düşmanlarına karşı hep aynı dili kullanmıştır.
1903 Nisanında Yahudilere karşı en korkunç katliamlardan
biri olan Kichinev Katliamı'nın sorumlusu Plehve bunların
arasında en zalim olanıdır. Mayıs ayında Plehve'ye mektup
yazan Herzl, siyonizmin ihtilali önleyici bir antidot
olduğunu ileri sürüyordu. Plehve bu mektuba Ağustos
ayında cevap vererek Herzl'den siyonist hareketin kendisini
desteklediğine dair bir mektup istedi. Plehve bu mektubu
aldı. Mektupta Yahudilerin göç etmesini sağlayacak bir
siyonizm akımının destekleneceği vaat ediliyordu.3
Herzl'in uygulamaya koyduğu bu plan, bu tarihten itibaren
Yahudi liderlerin en sık kullandığı yöntem haline gelecekti.
Böylece Herzl antisemitik hareketlerin en hararetli
savunucusu olmuştu.
Herzl, 1895'te kitabını yayınlamadan önce onu eleştirenlerden
biri yüzüne karşı şunları söylüyordu: "Yahudileri korkunç
bir zarara soktunuz." Herzl, buna şöyle cevap vermekten
çekinmiyordu: "Bütün Yahudi düşmanları içinde en büyük
olmaya çalışıyorum... Yahudi düşmanları bizim en ileri
dostlarımız olacaklar... Yahudi düşmanı ülkeler en yakın
müttefiklerimiz arasına girecekler." 4
Fakat Theodor Herzl çok iyi bilmektedir ki, Yahudileri
bulundukları ülkelerden kaçarak İsrail'e göç etmeye
ikna etmek için, Siyasi Siyonizmin "Yahudi düşmanlığı"
kavramına ihtiyacı vardır. Herzl'in bu fikrinin, Siyasi
Siyonizm tarafından, bu günlere, kadar nasıl değişmez
bir temel olarak korunduğunu ilerde göreceğiz...
Bu davranış Yahudileri içlerinde yaşadıkları halkın
yabancısı olarak göstermek, böylece "Yahudi düşmanlığının"
en çok ihtiyacı olduğu malzemeyi ona sunmak ve göçü
hızlandırmak için işkence iddialarına kuvvet kazandırmaktır.
Herzl'in Yahudi düşmanlığının kabarmasından korkmak
bir yana, onu hareketlendirmek için giriştiği çabaların
sırrı buradadır. Bununla birlikte Herzl'e yönelen uyarıların
da ardı arkası kesilmemiştir. Avusturya Parlamentosu
Başkanı, Baron Johann Von Cholemski Herzl'e şunları
yazıyordu: "Eğer eğiliminizin ve propagandanızın emeli
Yahudi düşmanlığını körüklemekse bunda başarılı olacaksınız.
Tamamıyla inandım ki böyle bir propagandanın sonucunda
Yahudi düşmanlığı çığ gibi büyüyecek ve siz ırkınızı
bir katliama doğru sürükleyeceksiniz." 5
Siyonist önderlerin belirlediği bu plan hemen tüm dünyada
uygulamaya konuldu. Böylece Yahudi halkı bu yapay antisemitik
hareketler yardımıyla göçe ikna edilirken, Siyonistler
de hem Filistin'de devlet kurmak için makul bir gerekçe
hazırladılar, hem de yıllarca her fırsatta anlatılan
soykırım ve benzeri masallarla diğer milletler karşısında
kendilerini mazlum göstermeyi başardılar. Herzl ve benzeri
siyonist liderler gerçekten de "ırklarını bir katliama"
sürüklemişlerdi.
Yapay antisemitizmin en çarpıcı örneği kuşkusuz İsrail
Devleti'nin kurulmasından hemen önce Almanya'da uygulanan
"Soykırım" senaryosu oldu. Yahudiler tarafından iktidara
getirilen Hitler'in yarattığı baskı ortamı, isteksiz
Yahudilerin zorunlu olarak Filistin topraklarına göç
etmelerini sağladı. O tarihlerde kurulması planlanan
İsrail devletinin tek sorunu olan nüfus problemi de
böylece halledilmiş oldu. Yıllarca kendilerini mazlum
göstermek için kullandıkları soykırım masalını ortaya
atanlar da bu dönemdeki ortamı kullanan Yahudi liderleriydi.
Siyonizmin kurucuları antisemitizmle çatışmayı istemiyorlar,
tersine Yahudileri yaşadıkları ülkelerden ayırmak gibi
ortak bir arzuyu paylaştıkları için antisemitleri müttefik
olarak görüyorlardı. Adım adım, Yahudi nefreti ve antisemitizmin
değerlerini özümserken, siyonist hareket antisemitleri
destekçi ve koruyucu olarak görmeye başladı.6
Nitekim soykırımda ülkeyi terk etmeyenlerin daha sonra
siyonistler tarafından zorla ülkeyi terketmeye zorlanmaları
da olayın içyüzünü gözler önüne seriyordu.
Almanya'da görevli Amerikan Askeri hükümet bürosu,
Irgun'un Avrupa'daki Yahudiler arasından para fonu toplamak
ve Filistin için orduya asker almak amacıyla pek çok
acımasız taktik uyguladığını belirtiyordu. 1948 yılında
Polonya'dan geldiklerini iddia eden pek çok Yahudi grubu
gerçekte Irgun'un askere almak için yaptığı zorlamalardan
dolayı, Amerikan hattından kaçanlardı. Duppel Toplama
Merkezi'nde Irgun militanları, Filistin'de araplarla
savaşmaya gönüllü olmayanların bir kısmını dövmüş, bir
kısmını ise gitmeyi reddettikleri için ölümle tehdit
etmişti. Bu arada Haganah'ın da Irgun'unkilere benzeyen
şiddet dolu taktikler kullandığı rapor edilmeye başlandı.
Haganah'ın içinde bulunan seçkin ve yarı askeri (paramiliter)
bir grubun, pek çok rapora göre, Yahudileri tehdit ettiği,
onlara dövme ve korkutma hareketleri uyguladığı belirlendi.
Bu çabaların hedefi tabii ki yaşlılar ya da sakatlar
değildi. (İsrail'in ihtiyacı olan) 17 ve 35 yaşındaki
sağlam vücutlu insanlar hedef olarak alınıyordu. Özellikle
kamyon sürücüleri, telsiz operatörleri, tamirciler ve
pilotlar seçiliyordu. Almanya'daki Askeri Hükümet Bürosu
bu seçme işlemini 1948 ortalarında farketmesine rağmen
uygulama Irgun tarafından aylarca evvel başlamıştı.
Korkan pek çok Yahudi kamplardan kaçmaya başladı. Nazi
terörünün Yahudi kurbanları ailelerini ve arkadaşlarını
bu kez siyonist terörü yüzünden terkediyordu.7
Avusturya'nın Yahudi asıllı Devlet Başkanı Kreisky
Hitler'in "misyon"unu şöyle özetliyor:
İsrail Hitler'in politikasının sonucudur. Hitler olmasaydı
Filistin'de bir avuç Yahudi hiçbir zaman devlet kuramayacak
şekilde orada yaşayacaklardı. İsrail'i kuran Hitler'dir.
1948'de kurulan İsrail Devleti ise Vaadedilmiş Topraklar'ın
bir bölümü üzerinde kurulduğunda Siyonistler, Yahudilerin
henüz çok küçük bir bölümünü İsrail'e getirebilmeyi
başarmışlardı. Bunlar da, burada nüfus çokluğunu oluşturan,
genellikle orta halli veya fakir Yahudilerdi. Sonuçta
İsrail Devleti kurulmuştu ve herşeyden çok teknik alanda
yetişmiş Yahudilere ihtiyaç duyuluyordu.
Yahudilerin İsrail'e göçünü kolaylaştırmak için Knesset'te
5 Temmuz 1950'de "Dönüş Yasası" kabul edildi. İki yıl
sonra her Yahudiye İsrail'e sürekli yerleşim için gelme
ve bunun doğal sonucu olarak İsrail yurttaşlığını kazanma
hakkı veren 1952 Yurttaşlık Yasası çıkartılarak, Yahudileri
İsrail'e toplama işlemi yasallaştırıldı. Başbakan David
Ben Gurion, hedeflerini 1949'da şöyle dile getiriyordu:
Bir Yahudi Devleti kurmak rüyamızı gerçekleştirmiş
olmamıza karşın henüz işin başındayız. Yahudi halkının
büyük bir kısmı hala dışarıda. Bugün İsrail'de yalnız
900.000 Yahudi var. Gelecekte bütün Yahudiler İsrail'de
toplanmalıdırlar. Ana ve babaları çocuklarını buraya
getirmeye çağırıyoruz. Yardım etmeyecek olurlarsa gençliği
İsrail'e biz getireceğiz. Ancak umarım buna gerek kalmaz.
Siyonizmin bir numaralı ismi Theodor Herzl tarafından
ortaya konan "zor kullanma metodu" göçe ikna etmede
en etkili ve en yaygın kullanılan metot olmuştu. İsrail
kurulduktan sonra da bu yöntemin uygulanmaya devam edilmesine
karar verildi. Haham Klausner 1948'de Amerikan Yahudi
Konferansı'na sunduğu ünlü raporda bu metodun bundan
sonrada kullanılacağını şu sözleriyle dile getirmişti:
Yahudiler bir grup olarak Filistin'e gitmeye fazla
istekli değillerdir. İnandım ki bu kişileri İsrail'e
gitmeye razı edebilmek için zorlamak gerekir... Bu programı
gerçekleştirebilmek için Yahudi toplumunun politikasını
tersine çevirmesi lüzumludur. Göç edecek kimselere İsrail'de
çok rahat bir hayat vaadetmek yerine onların buradaki
yaşama şekillerini mümkün olan her çareye başvurarak
zorlaştırmak gerekir. Daha ileri bir tarihte Yahudileri
örselemek ve göçe razı etmek için İsrail ordusundan
yararlanılabilir.8
Fakat Yahudi halkı İsrail'e göç konusunda yine isteksiz
davranınca, siyonistler klasik yöntemlerini uygulamaya
geçtiler.
İsrail yöneticileri ve yabancı devletlerde bulanan
ajanları hedeflerine ulaşmak amacıyla ihtiyaçları olan
antisemitizm tehdidini canlı tutabilmek için gayret
sarfediyorlardı. Doktor Israel Goldstein bu konuda şunları
yazıyordu: "Daha ne bekliyor Amerikan Yahudileri? Onları
zorla kapı dışarıya edecek bir Hitler mi? Diğer ülkelerin
Yahudilerini göç etmeye zorlayan trajedilerin kendi
başlarına gelmeyeceğini mi zannediyorlar?" 9
Bu programdan kastedilen rahatsız etme yöntemi de yine
yapay antisemitizm hareketleriydi. Bu programların en
yaygın olanı ise, Mossad ve özellikle bu iş için kurulmuş
olan Aliyah Bet tarafından gerçekleştirilen, sinagoglara
ve Yahudilerin topluca bulundukları yerlere saldırı
düzenlemekti. Bu şekilde yaşadıkları ülkede tehlike
içinde olduklarına inandırılan Yahudiler göçe ikna edilmek
isteniyordu. Aliyah Bet, bu görev için özel olarak kurulmuştu.
İsrail'in en güçlü servisi olarak kurulan Aliyah Bet
binlerce Yahudinin Vaadedilmiş Topraklar'a dönmesini
sağladı.
Theodor Herzl'le sistemli bir şekilde uygulamaya konulan
yapay antisemitizm hareketleri hiç kesintiye uğramadan
günümüzde de devam etmektedir. Bugün birçok ülkede Yahudilere
yönelik sistemli hareketlerin altında yine Yahudi ajanlar
ve Yahudi finansörler vardır. Yapay antisemitizmin temel
hedeflerinin başında İsrail'deki Yahudi nüfusunu artırmak
gelir. Bunun yanında, İsrail'in terör yoluyla genişleme
politikasına, "misilleme yapma" bahanesine meşru bir
zemin hazırlamak da önemli hedeflerden birisidir. Ve
klasik mazlum Yahudi imajını vermek, siyonizmi eleştirme
hakkını bu imaja sığınarak ortadan kaldırmak yolunda
çalışmalar yapılır. Bugün yapay antisemitizm uygulanan
ülkelere bir göz atınca bu program daha iyi anlaşılmaktadır.
Ortadoğu'da Yapay ANTİSEMİTİZM
Ortadoğu'daki yapay antisemitik hareketler, özellikle
İsrail'in araplara yönelik terör hareketlerine meşru
zemin hazırlaması bakımından önemlidir. Ortadoğu'daki
bu hareketler İsrail Devleti'nin kuruluşuyla ortaya
çıkmış ve halen devam etmektedir.
Irak'ta, eski Juda Krallığı'nın yıkılmasından sonra
Buhtunnasır tarafından Babil'e sürülen ve 2500 yıldan
bu yana burada yaşayan bir Yahudi topluluk vardır. 1948'de
İsrail Devleti kurulduğu sırada burada 110 bini bulan
bir Yahudi topluluğu yaşamaktaydı. Burada yaşayan Yahudiler
ülkeye sağlamca yerleşmişler ve buradaki halklarla eşit
halklarla yaşamaktadırlar. İsrail kurulunca gözünü bu
Yahudilere dikti. Irak'ta Arap halkla iç içe yaşayan
bu Yahudileri İsrail'e getirmek için İsrail terörizmi
Bağdat'ta 1950'de harekete geçti. Üzerlerine bomba yağdırılmaya
başlayan Iraklı Yahudiler "Ali Baba Operasyonu" adını
taşıyan bir operasyonla İsrail'e göç etmeye başladılar.
Iraklı Yahudilerin isimlerini göçmen listelerine yazdırmada
acele etmediklerini gören İsrail gizli ajanları, onları
göçe zorlamak için tehlikede olduklarını anlatmak maksadıyla
üzerlerine bomba yağdırmaktan çekinmediler. "Ali Baba
Operasyonu" adını taşıyan operasyon böylece başladı.10
Bu kışkırtmaların hikayesi haftalık Ha'olam Hazeh gazetesinde
20 Nisan-1 Haziran 1966 arasında yayınlanmış, Ağustos
1972'de Kokhavi Shemesh tarafından Siyah Panterler gazetesinde
doğrulanmış ve 7 Kasım 1977'de Tel Aviv Büyük Mahkemesi'nin
aracılığı ile gazeteci Baruh Nadel tarafından Mordechai
Ben Porat'a yöneltilen sorulara verilen cevaplarla açıklık
kazanmıştır.
Bağdat'taki Masauda Shemtou Sinagogu'nun bombalanması
olayı da bunlardan biriydi. Savunmasız Yahudi cemaatine
karşı girişilen bombalı saldırının sorumluluğu Irak'a
yükletilmek istendi, fakat olayın arkasında Mossad'ın
olduğu ortaya çıktı.11
Yahudiler sinagogda dua ederken patlayan bomba fazla
zarara yol açmamış, fakat istenilen mesajı kamuoyuna
ulaştırmıştı. Iraklı Yahudiler sinagogu bombalayanların
İsrail ajanları olduğunu duyduklarında kaygıya kapıldılar.
ABD'de yaşayan ve Iraklı bir Yahudi olan Reuben David
bu olayı şöyle yorumluyordu:
Gazetelerde bir havra da dahil olmak üzere Yahudilerin
sık sık gittikleri yerlerin bombalanmasıyla ilgili hikayeler
anlatılıyordu. Bu bombalamaların fazla zarar vermemesi
kuşku çekiciydi... Bombalamaların altında siyonistlerin
olduğu bence çok açıktı. Yapmak istedikleri Yahudileri
korkutmak ve müslümanların kendilerine karşı harekete
geçtiğine inandırmaktı. Bombalamalar Iraklı Yahudiler
üzerinde genel olarak etki yaptı. Yahudilerin evlerinde
ve havralarda büyük miktarda silah ele geçmeye başladı.
Hükümet, Yahudi mağazalarında, kahvelerinde ve havralarında
bulunan çok az zarara neden olan bombaların, Yahudi
konutlarında ve havralarında bulunan cephanelerin aynı
kaynaktan olduğuna ve sorumluluğun da aynı kişilerde
olduğuna karar verdi.12
Benzer bir olay da Fransa'da gerçekleşti. Rue Kopernikke'de
bir sinagoga yapılan bombalı saldırı Kaddafi'nin üzerine
yıkılmak istendi. Ancak bu eylemin de arkasından Mossad
çıktı: SISMI'den sızan bilgiye göre, eski İçişleri Bakanı
ve eski Başbakan Michel Poniatowski, bu olayı Mossad'ın,
Frasa'nın Irak'la olan bağlarını koparmak için yaptığı
konusunda ısrar ediyordu.
Mossad'ın Suriye'yi güç durumda bırakmak için gerçekleştirdiği
bir bombalama olayını ise Fransız eski Başbakanı Jacques
Chirac, yayınlanmaması kaydıyla Washington Times muhabirine
anlatmıştı. Fransa Başbakanı Londra Havaalanı'nda İsrail
Havayolllarına ait El-Al uçağını patlatma girişiminin
ardında Suriye'yi güç durumda bırakmak amacını güden
İsrail istihbarat örgütü Mossad'ın bulunduğunu öne sürüyor
ve bu iddiasına baş şahit olarak da Federal Almanya
Başbakanı Helmut Kohl ile Dışişleri Bakanı Hans Dietrich
Gencher'i gösteriyordu.13
Washington Times gazetesi Chirac'ın bu sözlerini yayınlayarak
bir skandala neden oldu.
"YEREMYA'NIN KUZEY ÜLKESİ"NDEKİ
ANTİSEMİTLER
Sovyetler'de çok sayıda Yahudi yaşadığından İsrail
Devleti'nin kurulması gündeme geldiğinde siyonist önderlerin
gözleri de Sovyet Yahudilerine çevrildi. ABD'den sonra
en çok Yahudi nüfusu Sovyetler'de yaşıyordu. Bu nedenle
kurulacak devletin buradaki Yahudilere ihtiyacı vardı.
Sovyet Yahudilerinin siyonist liderler açısından önemi
sadece nüfusa dayanmıyordu. Sovyet Yahudilerinin Kitab-ı
Mukaddes'te Yeremya'nın kehanetinde kastedilen Yahudiler
olduğu inancı, buradaki Yahudilerle ilgilenilmesinin
temel nedenlerinden biriydi. Sovyetler'deki göçleri
organize eden Yahudi ajansları ve batılı ülkelerdeki
kuruluşlar, bunu Jewish Chronicle muhabirine şöyle açıklıyorlardı:
Kitab-ı Mukaddes'te Yeremya'nın kehaneti var. İsrail'den
geride kalanların Kuzey ülkesinden dışarı çıkarılmasını
buyurur. Yapılan yorumlara göre Kuzey ülkesinin SSCB
olduğu görüşüne varılmıştır.14
Bu nedenle İsrail, bu Yahudileri İsrail'e getirmek
için her türlü kolaylığı sağladı. Fakat Sovyet Yahudileri
istekli olmadığından çok sık olarak "zorla getirme"
yöntemine başvurmak zorunda kalındı. İsrail bu zorla
göç programının uygulanma aşamasında da Amerika Birleşik
Devletleri'nden, bu işi üstlenen kuruluşlardan, Yahudi
ajanslarından, Sovyet Yahudi liderlerinden, yapay antisemitik
gruplardan yararlandı.
Zeev Jabotinsky, Siyonist-Revizyonist hareketi başlatan
ilk liderdi. 1988'de Rusya'da yaşayan Yahudilerin %
90'ı İsrail'e gitmeyi reddetmişti. Likud Hükümeti de
Sovyet Yahudilerini İsrail'e getirmek için kaba kuvvet
kullandı...15
Yahudi diktatör Stalin döneminde Sovyetlerin resmi
politikası haline gelen antisemitizm, bu dönemden günümüze
Sovyet Yahudilerini İsrail'e getirmeyi başardı. Stalin,
İsrail'in ihtiyacı olan Yahudilerin Sovyetlerden göçünü
sağlamak amacıyla Sovyetler'de göstermelik ve abartılı
bir Yahudi düşmanlığı başlattı. Yahudiler üzerinde yoğun
baskılar uyguladı ve binlerce Yahudinin kutsal topraklara
göç etmesini sağlayarak gerçek vatanı İsrail'e çok büyük
hizmetlerde bulundu. Bu politika, Stalin sonrasında
da kısmen yumuşatılarak uzun süre devam etti. Yahudi
diktatör Stalin döneminde başlayan Sovyetler'deki yapay
antisemitizm hareketleri bugün fanatik aşırı sağcı grup
Pamyat tarafından yürütülmektedir.
Bu grup ülkede özellikle Yahudilere karşı olan hareketleriyle
tanınır. Kendilerini Stalin'in takipçisi olarak görüyorlar
ve gerçekte Stalin'den aldıkları yapay antisemitizm
mirasını devam ettiriyorlar. Bir çok Yahudinin İsrail'e
göç etmesini sağlıyorlar. Rusya'da ilk kez komünist
parti dışında bir parti kurmayı başaran Pamyat Lideri
Simirnov Ortaşvili, Yahudilere olan kinini "Buradan
defolup İsrail'inize gidin... Stalin yaşasaydı Rusya'da
bu şekilde kalamazdınız" 16
sözlerle dile getirmişti.
Gerçekten de Pamyat'ın çabaları sonuç verdi ve birçok
Yahudi, Tevrat'taki "Kuzey Ülkesi" Rusya'yı terk edip
İsrail'e gitmeyi seçtiler.
Rus Yahudilerinin korkulu rüyası haline gelmiş olan
bu örgütün özellikle Leningrad'daki Yahudileri tedirgin
ettiği ifade ediliyordu. Pamyat Örgütü'nün resmi bir
parti haline getirilmesiyle daha da ürkütücü bir olasılık
haline dönüştüğünü belirten yakın çevreler, son günlerde
Leningrad'da görülen antisemitik olayların sayısında
bir artış kaydedildiğini de söylüyorlardı. Pamyat Örgütü'nün
yasal bir parti haline dönüşmesiyle Yahudilerin daha
da gerginleştiğini anlatan Yahudi cemaati lideri Dion,
kentte yaşayan 165 bin Yahudinin İsrail'e göç etmek
için sıra beklediklerini vurgulamıştı.17
Peki ya göç etmek için İsrail'i değil de başka bir
ülkeyi seçmek isteyenler ne olacaktı? O zaman bütün
senaryo boşa gitmiş olmaz mıydı? Uluslararası Yahudi
örgütleri bu soruna da çözüm buldular. Sovyet Yahudileri
"yanlış" istikametlere gitmekten alıkondu.
...Dünya Yahudi Kongresi Başkanı Bronfman ile ADM (Archer
Daniels Midland) Başkanı Andrea arasındaki anlaşma çok
açıktı. ADM Buğday Karteli ve diğer ABD buğday kartellerinden
ucuz buğday karşılığında Sovyet Hükümeti, Sovyet Yahudilerinin
İsrail'e toplu halde göçüne izin verecekti. Bronfman-Andreas
Anlaşması'nın bir parçası olarak KGB, ADL ve Bronfman'ın
Dünya Yahudi Kongresi ile işbirliğine girdi. Amaç BM'in
Genel Sekreteri ve Avusturya Başkanı Kurt Waldheim ile
Reagan yönetimi arasındaki diplomatik bağı bozmaktı.
Böylece KGB, ADL, WJC (Dünya Yahudi Kongresi), Waldheim'ın
II. Dünya Savaşı sırasında Nazi savaş suçlusu olduğunu
ilan etti.
Bunun amacı Batı'ya gelebilecek Sovyet Yahudileri için
Avusturya yolunu kapatmaktı. Geçmişte Sovyet Yahudileri
Avusturya'ya gelince politik mülteci vasfını alıyorlardı
ve böylece istedikleri ülkede yerleşebiliyorlardı. Çoğunluk
ya Batı Avrupa'da kalıyordu ya da ABD'ye gidiyorlardı.
Çok azı gönüllü olarak İsrail'e gidiyordu. Avusturya
yolu kapanınca Bronfman ve Gorbaçov Varşova Paktı ülkelerinden
değişik rotalar belirlediler ve Sovyetler Birliğinden
İsrail'e doğrudan uçuşlar düzenlediler. Böylece Sovyet
Yahudileri'nin nerede yaşayacaklarını seçme hakları
kalmayacaktı.18
Pamyat'ın ikna edici programı sayesinde göçe zorlanan
Yahudilerin yolculukları, ABD ve İsrail tarafından desteklenip
kolaylaştırılmaktaydı.
Yahudi ajansı ve Yahudi Dayanışma Birliği (YDB) bir
deneme anlaşması yapmıştı. Anlaşmaya göre Dayanışma
Birliği, Sovyet Yahudilerinin İsrail'de yerleşmelerini
teşvik amacıyla üç yıl içinde 420 milyon dolar toplayacaktı.
Anlaşma, Yahudi Ajansı ve Amerikalı destekçiler arasında
üç gün süren yoğun toplantılar sonucunda açıklandı.
Bu, İsrail için tarihi bir fırsattı ve Amerikan Yahudiliği
elinden geleni yapmaktaydı.19
İsrail'in Sovyet Yahudilerine sunduğu bu kolaylıkların
yanında göçü organize etmek için çeşitli yöntemlerle
çalışan Aliyah Bet örgütünü de Sovyetlerde örgütlemesi,
İsrail'in Sovyet Yahudilerine verdiği önemi açıkça gösteriyordu.
"İsrail bağımsızlığını kazandıktan sonraki dönemde Yahudileri
Rus kontrolünden kurtarmak için uğraştı. Bu sırada göçü
organize etmek için kurulan Aliyah Bet bu iş için görevlendirildi."
Aliyah Bet tarafından yönetilen bu olaylar istenen
etkiyi sağladı. Every Spy a Prince adlı kitapta Aliyah
Bet'in faaliyetleri şöyle anlatılıyor:
Aliyah Bet'in gizli ajanlarına teşekkürler. Kuruluşunun
ilk dört yılında İsrail nüfusunu iki katına çıkardılar...
İstihbarat üyeleri terörist taktikleri kullandıklarını
reddediyorlardı. Fakat buldukları yeni ve orijinal metotlarla
Yahudileri İsrail'e göç ettirecekleri için gurur duyuyorlardı.
Herşeye rağmen onlar yeni kurulan Yahudi devletinin
yaşaması için mücadele veriyorlardı.20
İsrail, yapay antisemitizm programını sadece Mossad
ve Aliyah Bet aracılığıyla değil çeşitli ülkelerde finanse
ettiği grup veya kişiler yoluyla ya da bizzat bu ülkede
yaşayan Yahudi dönmelerini kullanarak uyguluyordu. Bu
programı uygulatmak için seçilenler, genellikle fiziksel
ve ruhsal olarak normal olmayan, fanatik ırkçı yapıdaki
grup ya da kişilerdi.
Le Pen ve "YAHUDİLERİ"
Antisemitizmin Fransa'daki temsilcisi, ırkçı Fransız
Milliyetçi Cephe Partisi lideri Jean-Marie Le Pen'dir.
Le Pen son yıllarda gittikçe güçlenen ve politikasını
yabancı ve özellikle Yahudi aleyhtarlığı üzerine oturtmuş
bir lider görünümündedir.
Batı basınının sürekli olarak Yahudi aleyhtarlığının
Fransa'daki simgesi olarak gösterdiği Le Pen hakkında
bazı ilginç bilgiler vardır. Bunların başında Yahudi
aleyhtarı görünen Le Pen'in yanında yeralan Yahudiler
gelmektedir. Yerel seçimlerden oldukça güçlü çıkan Le
Pen, yapılan araştırmalarda Fransa'da her üç kişiden
biri tarafından desteklenmektedir. Yabancılara özellikle
Yahudilere olan düşmanlığıyla tanınmasına karşın, ne
gariptir ki Le Pen'in partisinde birçok Yahudi de görev
yapmaktadır. Fransa'da milli cephede bu görevde olmaktan
gurur duyan Yahudiler vardır.21
Le Pen'in gösterdiği başarıyı ve Yahudilerin bu durumdan
duyduğu memnuniyet Şalom gazetesinde şöyle belirtiyordu:
Partide görev alanların yanında birçok Yahudi de Le
Pen'i oylarıyla destekliyor. Le Pen'in bu antisemitik
tutumu özellikle dindar Yahudileri sevindiriyor. Fransız
Yahudisi Le Pen % 20 oy topladığı gün Yahudiler için
Fransa'yı terketme işareti kabul edilebileceği görüşünde
birleşiyorlar. Dimitri Pastanesi'nde toplanan bazı Yahudiler
de Le Pen'e oy verdiklerini ve nedenlerini şöyle açıklıyorlar:
"Le Pen'e oy vereceğiz ki bizi Fransa'dan kovsun, biz
de İsrail'e göç edelim." 22
Le Pen'in partisindeki Yahudilerden bir tanesi de Robert
Hemmerdinger'dir. Hemmerdinger'in kendisiyle yapılan
bir röportajda söyledikleri ise oldukça ilginçtir:
- Size "Le Pen'in Yahudisi" dendiğinde ne hissediyorsunuz?
Size ben yalnız değilim diye cevap veririm. Siz bilmiyorsunuz
ama biz çok fazla sayıdayız.
- Yani kendilerini saklıyorlar?
- ...Montpelier, Valence ve Menton arasına bir çizgi
çizin. Bu bölgede 87 sinagog açıldı ve tekrar Varşova
ve Carpentras'tan sonra en eski sinagog tekrar açıldı.
Ve bu bölge Le Pen'in en çok oy aldığı bölgedir.23
Fransa'da yaşanan bir başka garip antisemit olay da
Yahudi mezarlarının tahrip edildiği "Carpentras Olayı".
Hemmerdinger, aynı röportajda bu ırkçı olay ile ilgili
çok ilginç bilgiler veriyor: "Bu Carpentras olayını
4 tane iyi aileden gelmiş genç yapmıştır. 2 tanesi Yahudi...
İsimlerini polis avukatlar ve savcı biliyor." 24
Fanatik Yahudi aleyhtarı Le Pen, "sahte"lik sinyalleri
vermiyor mu?
ORTADOĞU'NUN KİRALIK KATİLİ Ebu
Nidal
Kasıtlı antisemitik hareketler, İsrail'in kutsal topraklarını
kapsayan Ortadoğu bölgesinde oldukça sık olarak kullanılmaktadır.
İsrail kontrolü altında Ortadoğu'da faaliyet gösteren
sözde İsrail aleyhtarı bazı terör grupları, bu bölgedeki
yapay antisemitizmin temsilcisi durumundadırlar.
Sözde İsrail aleyhtarı bu örgütlerin en büyük işlevi,
İsrail'in bölgedeki eylemlerine meşruiyet kazandırmaktır.
Bu terör örgütlerinin düzenlediği provokasyon niteliğindeki
saldırılar hem İsrail'in "mazlumluğunu" (!) belgelemekte,
hem de İsrail'in ünlü misilleme politikasına fırsat
yaratmaktadır. Bu sahte İsrail düşmanı örgütlerin başında
Ebu Nidal'in El Fetih örgütü gelir.
Ebu Nidal, FKÖ'nün bir kolu olan El-Fetih'in Bağdat
temsilcisi iken 1974'de FKÖ'den ayrılarak 300 kişilik
grubuyla birlikte El Fetih Devrim Konseyini kurmuştur.
Ortadoğu'nun kanlı katili olarak anılan Ebu Nidal, başta
ermeni terör örgütü ASALA olmak üzere IRA, ETA, Kızılordu
Fraksiyonu, Fransa'da "Doğrudan Eylem", Belçika'da ise
"Savaşan Komünist Hücreler" terör örgütleriyle yakın
işbirliği içinde bulunmaktadır. Ebu Nidal yalnızca 1985
yılı içerisinde 90 ölüm, 350 yaralıyla sonuçlanan 33
baskın gerçekleştirmiştir. Bu suikastlardan bazıları
şunlardır: Roma'daki Cafe Paris Restorantı baskını,
Roma ve Viyana Havaalanları baskınları, Atina'da yüzme
havuzu baskını, Kuveyt de restoran baskını, İsrail'in
Londra Büyükelçisi Solomon Argov'un öldürülmesi...25
Ebu Nidal gerçekten söylediği gibi gerçek bir siyonist düşmanı
ve Filistin'in kurtuluşu için çalışan bir insan mı,
yoksa İngiliz gazeteci Patrick Seale'in "Kiralık Silah:
Ebu Nidal" adlı kitabında belirttiği gibi, İsrail için
çalışan, bütün eylemleri Mossad tarafından yönlendirilen
kukla bir lider mi?
Beşir Cemayel'in gizli servisinin şefi Elie Hubeika
şöyle diyor: Mossad tarafından Ebu Nidal'in örgütü içine
sızılmıştı ve halen de bu bağlantı devam etmektedir.
Bu bilgi Avrupa'daki ve Güneydeki birçok gizli servis
kaynaklarından bana ulaştı. Ebu Nidal üyelerinin birçoğu
düzenli olarak İsrail'e giderlerdi...26
Mossad'ın 1976'dan beri Ebu Nidal Grubu'nun içine sızmış
olduğundan yola çıkmalıyız. Ajanları gruba sokma fikri
ilk olarak CIA'dan ve Fas gizli servisinden çıktı. Eminim
CIA'nın Mossad'la özel bir bağlantı içinde olduğunu
biliyorsunuzdur. CIA, Ebu Nidal'in grubuna sızmak için
yapılan planı Mossad'a öğretti.27
Ebu Nidal Mossad tarafından kullanılmaktadır. Ebu Nidal'in
cinayetlerinden sadece Mossad kar sağlamaktadır.28
Ebu Nidal'in İsrail için çalıştığının bir çok kanıtı
mevcuttur. Yaptığı operasyonlar İsrail'in işine yaramaktadır.
Operasyonlardan hemen sonra İsrail, Ebu Nidal'in bu
saldırılarını bahane ederek karşı bir saldırı düzenler.
Böylece İsrail'in istediği meşru zemin Ebu Nidal tarafından
oluşturulmuş olur. Örneğin, 1985'te İsrail'in Lübnan'ı
işgaline sebep olarak, İsrail'in Londra Büyükelçisi
Solomon Argov'un Ebu Nidal tarafından öldürülmesi gösterilmiştir.
Noam Chomsky de, ABD, İsrail ve Filistinliler Kader
Üçgeni adlı kitabında Ebu Nidal'in operasyonlarının
İsrail'e büyük yararlar sağladığı, Filistin Davası'na
ise bir ordunun verebileceği zarardan çok daha fazla
zarar verdiği belirtmektedir. Ayrıca Ebu Nidal, FKÖ
aleyhinde faaliyet göstererek İsrail'in hedef gösterdiği
FKÖ liderlerine yönelik saldırılarda bulunmuştur.
Mossad'ın uzun yıllardan beri Ebu Nidal örgütünün içine
girerek nüfuz kazandığını söylemiştik. FKÖ gizli servisinin
şefi Ebu İyad, Ebu Nidal'in terör hareketleri için belirlediği
hedeflerin çoğunlukla Mossad tarafından seçildiğinden
emin olduğunu söyler... Buna örnek olarak Mossad'ın
seçtiği bir kurbanı açıklar: FKÖ'nün Londra temsilcisi
Said Hammami...29
Mossad, Ebu Nidal'in grubunu tamamen tanıyor olmasına
rağmen Büyükelçi Shlomo Argov'a düzenlenen suikasti
bilerek engellememiştir. Argov'un vurulmasından 24 saat
sonra İsrail, Güney Lübnan'a girer ve ilk olarak 100
Suriye savaş uçağını imha eder.30
Ebu Nidal'in İsrail için çalıştığının diğer bir kanıtı
ise, İsrail'e karşı başlattığı operasyonlarda hiçbir
zaman İsrail'in gerçek liderlerini hedef almamasıdır.
İsrail'in gözden çıkardığı kişileri hedef alarak sözde
siyonizm düşmanlığı yapmaktadır. Bu operasyonlar İsrail
güdümlü basın organları tarafından oldukça abartılarak
geniş yankılar uyandırmaktadır.
Ebu Nidal de Ortadoğu'daki birçok lider gibi, örneğin
Nasır, Enver Sedat ve Kral Hüseyin gibi, yapay antisemitizm
görüntüsü altında İsrail için çalışan kukla bir liderdir.
"ÇAKAL" İSRAİL HESABINA
MI ÇALIŞIYOR?
Gerçek adı Ilich Ramirez Sanchez olan Çakal Carlos,
birçok gizli servis tarafından doğum yeri İsrail olarak
verilen bir teröristtir.31
Henüz 14 yaşındayken Carlos Karakas'taki komünist hareketin
başındaydı. 15 yaşındayken KGB tarafından seçildi.32
Üniversiteyi Moskova Patrice-Lumumba Üniversitesi'nde
okudu. Terör uzmanlarının söylediklerine bakılırsa Bu
Üniversite akademik bir eğitim merkezinden çok "Terör
Okulu" veya "Katil Koleji" olarak değerlendiriliyordu.
Buradakiler üçüncü dünya ülkelerinde devrim yapmak için
yetiştirilirlerdi.33
Carlos 1974'de FKÖ liderlerinden Georges Habash'a katıldı.34
Hiç şüphe yok ki İsrail ajanları, FKÖ ve Georges Habash'ın
Halk Cephesi'ne ve diğer bir çok organizasyona nüfuz
etmişlerdi.
1975'te Viyana'da OPEC toplantısına yapılan baskında
Carlos'un da imzası vardı.
Çakal Carlos'un David Yallop'la yaptığı röportajdan
tüm gizli servislerle işbirliği içinde çalıştığı ortaya
çıkmaktadır.
Soru: Batılı gizli servislerde
kaynaklarınız olduğunu söylediniz. Bir kaç tanesini
söyleyebilir misiniz?
Carlos: Fransa, Almanya,
İtalya, ABD ve birçokları...
Soru: Doğu Bloku'ndan
da var mı?
Carlos: D. Almanya, Romanya,
Macaristan, Çekoslovakya ve Yugoslavya.35
Entebbe'den Münih Olimpiyat Köyü Baskını'na, Londra'daki
Siyonist Banka Hapoalim ve Paris'te ki cafelerin bombalanmasından,
El-Al uçağına roketatarla saldırıya kadar birçok İsrail
aleyhtarı gözüken fakat gerçekte İsrail'in büyük menfaatler
elde etmesine yardımcı olmuş eylemlerde Carlos imzası
vardır.
Carlos'un yaptığı tüm eylemler Filistinlilerden çok
İsrail şahinlerine yarıyordu. Mantıksız her terör eylemi
İsrail'deki aşırı sağcılara sınır ihlallerini daha sert
cezalandırmanın yanında, şiddet ve terörü kendilerinin
kullanma hakkını veriyordu.36
Fransa'daki yakalanışından önce, Alman gazeteci David
Yallop'un kendi çabalarıyla bulup Suriye'de görüştüğü
Carlos'un yerinin Mossad ve CIA tarafından yıllarca
bilinmediğini düşünmek saflık olur. Öyleyse Mossad ve
CIA neden Carlos'un eylemlerine göz yumdular? Yoksa
eylemleri planlayan onlar mıydı?..
Yapay ANTİSEMİTLER Her Yerde...
Yapay antisemit hareketlerin siyonistlere sağladığı
tek fayda Yahudileri göç ettirmek değildi kuşkusuz.
Göç konusunun söz konusu olmadığı pek çok durumda da
yapay antisemitizm Yahudi liderler tarafından kullanılıyordu.
Bu ikinci fayda ise propagandaydı. Propagandanın temelinde
de yapay antisemit lider ve grupların taşıdığı karakter
yatıyordu. Bu lider ya da grupların ortak özellikleri,
hepsinin tek kelimeyle ruh hastası görünümünde olmasıydı.
Zalim, saldırgan, şiddet yanlısı yani "psikopat" yapıdaki
bu suçlular "Yahudi düşmanı" olunca, tabii Yahudiler
de haklı konumda oluyorlardı.
Bu sayede gerçekten siyonizmi eleştirme yolu da kapatılmış
oluyordu. Siyonizmin içyüzünü ortaya koymaya kalkanlar,
"fanatik", "ırkçı", "Yahudi aleyhtarı" gibi suçlamalarla
bu "yapay antisemit"lerle özdeşleştiriliyordu. Ve Yahudiler,
bütün psikopatların kendilerine düşman olduğu imajını,
ezilen, öldürülen, sürülen bir millet olarak görünmeyi
bu yapay antisemitler sayesinde sağlıyorlardı. Yahudi
yazar Hannah Arendt, Siyonistlerin antisemitizme olan
bakışını şöyle anatıyor:
Antisemitizm itibardan düşmüştü. Hitler'e teşekkürler,
belki her zaman fakat şu an için, Yahudiler birdenbire
bu kadar popüler olamazdı. Bu günlerde herkes gaz ve
sabun fabrikaları görünce antisemitizmin ne olduğunu
hatırlayacak. Dreyfus olayından beri her yerde hazır
ve nazır bulunan antisemitik hareketler Yahudi felsefesinin
en etkili ideolojik faktörüdür.37
Yapay ANTİSEMİTİZME
Son Örnek: Rus FAŞİSTİ Jirinovski
SSCB'nin dağılmasının ardından kurulan Rusya Federasyonu'nun
en ilginç şahsiyetlerinden biri Vladimir Jirinovski
oldu. Jirinovski'yi bir anda bu denli ünlü yapan şey,
kuşkusuz ki öne sürdüğü "korkunç" teoriler ve iddialı
tehditlerdi. Öyle fanatik, saldırgan ve sivri bir görüntü
çiziyordu ki, insan ister istemez "bu adam gerçekten
de bu kadar deli mi?" diye sormadan edemiyordu. Jiri'nin
bu görüntüsünün ardından dünya medyası, ona anlamlı
bir benzetme yapıverdi hemen: Bu çılgın Rus faşisti,
günümüzün Hitleri'ydi. Düşünce, tavır ve eylemleri aynen
Alman "fikirdaş"ına benziyordu.
"Jiri" bu benzetmeden pek rahatsız olmadı. Tam tersine,
Hitler'e benzemek için ne gerekiyorsa yaptı. Tabi konu
Hitler olunca, gündeme Naziler'in "alamet-i farika"sı
da geliyordu: Antisemitizm, yani Yahudi aleyhtarlığı...
Gerçekten de Rus kabadayısı antisemitizm yapmaktan
geri kalmadı. Yahudiler aleyhine verdi veriştirdi. Yahudi
örgütleri de elbette sessiz kalmadılar, "Jiri"yi protesto
ettiler. Avrupalı Yahudi örgütleri, hükümetlerine başvurarak,
bu "gözüdönmüş faşist"in ülkelerine sokulmamasını rica
ettiler.
Ama ortada garip bir şeyler vardı. Özellikle konuyu
Yahudi yayın organlarından takip edince bazı ilginç
bilgiler ortaya çıkıyordu.
Çünkü ateşli Yahudi aleyhtarı Jirinovski'nin kendisi
de bir Yahudiydi. Hem de oldukça "bilinçli" bir Yahudiydi,
1989'da Rusya'da faaliyet gösteren "Şalom" adlı Yahudi
organizasyonunda "aktif" görev almıştı. Daha da ötesi,
"siyonist"ti: On yıl önce İsrail'e göç etmek için vize
almak istemişti. Ülkesine göçmen olarak yalnızca Yahudileri
kabul eden İsrail de bu isteğine olumlu cevap vermiş,
ancak Jiri, nedendir bilinmez, sonradan Rusya'da kalmaya
karar vermişti....
İngiltereli Yahudilerin yayınladığı haftalık Jewish
Chronicle gazetesi, Jirinovski ile ilgili olarak şu
bilgileri veriyordu:
Rusya'nın ilk demokratik seçimlerinde beklenmeyen bir
başarı gösteren Vladimir Volfovich Jirinovski, kuşkusuz
çelişkilerle dolu bir insandır.
Yahudi kökenli bir politikacı olan Jirinovski, Rus
milliyetçiliğine kaymadan önce, Rusya'daki Yahudi cemaatiyle
de çok iyi ilişkiler içindeydi.
1946'da Yahudi bir babanın oğlu olarak Kazakistan'da
doğan Jirinovski, bir zamanlar bir Yahudi örgütünün
aktif bir üyesiydi. 1989 yılında, Jirinovski, yeni kurulmuş
olan Şalom adlı kültürel Yahudi organizasyonuna üye
oldu. Şalom, tüm Sovyet Yahudilerini tek bir çatı altında
toplamayı amaçlayan bir örgüttü.
Şalom'un yöneticilerinden Dr. Mikhail Chlenov, Jewish
Chronicle'a konuyla ilgili olarak şunları söyledi: "Bay
Jirinovski, Şalom'un Yönetim Kurulu'nda görev almıştı.
Ayrıca örgütün legal danışmanıydı. Doğrusu üstüne aldığı
görevleri ciddiyetle yerine getirirdi."
Jirinovski, Aralık 1991'de Şalom'dan ayrılarak kendi
Liberal Demokratik Parti'sini kurdu.38
Aynı gazete, Jirinovski'nin İsrail'e yerleşme izni
alma öyküsünü de bir sonraki sayısında şöyle anlatıyordu:
Rusya'daki yeni aşırı milliyetçi lider Vladimir Jirinovski,
İsrail'e göç için on yıl önce girişimde bulundu. Jewish
Chronicle, Bay Jirinovski'nin 1983 yılında İsrail'e
yerleşmek için izin talebinden bulunduğunu ve bu izni
elde ettiğini öğrendi. O zaman Rusya'da İsrail elçiliği
bulunmadığından, Jirinovski, yerleşme izni için Hollanda
Büyükelçiliği içinde faaliyet gösteren İsrail konsolosluk
birimine başvurmuş. İsrail hükümetinin eski bir üyesi,
"bay Jirinovski, İsrail'e yerleşme izni için başvurmuş,
bu izni almış, fakat hiç kullanmamış" diyerek bilgiyi
doğruladı. Moskovalı Yahudi kaynakları, Jirinovski'nin
İsrail'e göç imkanlarının kesilmesi tehlikesine karşılık
vize almış olabileceğini bildiriyorlar.
Bu arada, geçen hafta Jewish Chronicle'da yayınlanan
Bay Jirinovski'nin Şalom üyeliği ile ilgili haberin
yankıları sürüyor. Şalom üyeleri, o zamanlar Jirinovski'nin
davalarının ısrarlı bir destekçisi olduğunu söylüyorlar.
Şalom'un kurucularından biri, "bay Jirinovski bize çok
yakındı" diyor.39
Eskinin aktif siyonisti, birden bire antisemit kesilivermişti...
Ne dersiniz, sizce Jirinovski'nin Hitlercilik oyununda
bir gariplik yok mu?
Bunun cevabını bulmak için Rus kabadayısının yaptığı
icraatlara bir göz atmak gereklidir. Özellikle de kafa
karıştırıcı çelişkiler sergilediği Yahudilik ve İsrail
konusundaki icraatlarına.
Jirinovski'nin seçimlerde elde ettiği sürpriz başarı
ve hemen ardından Yahudileri hedef alan fanatik antisemitizminin
ardından, Rus Yahudileri arasında büyük bir tedirginlik
başladı. Amerika'dan sonra diasporadaki en büyük Yahudi
nüfusunu oluşturan cemaatin üyeleri, Rusya'nın kendileri
için pek emin bir gelecek vaad etmediğini düşünmeye
başladılar. Bunun bir sonucu olarak da Rus Yahudileri
arasında hızlı bir İsrail'e göç etme yarışı başladı.
17 Aralık tarihli Jewish Chronicle, Rus Yahudilerinin
Jirinovski nedeniyle İsrail'e göçü hızlandırdıklarını
ve "görünüşe bakılırsa" daha da hızlandıracaklarını
detaylarıyla anlatıyordu. Çoğu Yahudinin çoktan "eşyalarını
toplamaya başladığı"nı bildiriyordu.
Jirinovski'nin başlattığı antisemitizm nedeniyle Rus
Yahudilerinin İsrail'e göçe yönelmesi, dünya medyasında
da konu oldu. Bizdeki haftalık Pazar Postası gazetesinde
bile konuyla ilgili bilgiler verildi. Pazar Postası'nın
verdiği haberde ilginç olan, İsrail'in "bu göç dalgası
nedeniyle endişe duyduğu" şeklindeki açıklamasıydı:
...İsrail de bu konudaki kaygısını dile getiriyordu.
Faşist gelişmelerin, özellikle Rusya'da kalmış Yahudilerin
kutsal topraklara doğru bir toplu göç hareketi başlatmaları
olasılığı, İsrailli yöneticileri iyiden iyiye telaşlandırmıştı.
Hatta yeni bir Musevi göçüne hazırlıksız yakalanmamak
için çalışmalar başlatıldığını öne süren çevreler vardı...40
Ama ortada garip bir şeyler vardı: İsrail'in "Sovyet
Yahudilerinin topraklarımıza göç etmesinden endişeliyiz"
şeklindeki bu açıklaması, çok ilginç bir çelişki oluşturuyordu.
Çünkü, İsrail, önceki sayfalarda incelediğimiz gibi,
zaten yıllardır bu göçün oluşması için çalışıyordu.
Göç, İsrail'in "endişe" etmesi değil, sevinçle karşılaması
gereken bir gelişmeydi. Çünkü Yeremya'nın Kutsal Kitap'taki
kehaneti ve stratejik nedenler dolayısıyla büyük önem
taşıyan Rus Yahudileri, gördüğümüz gibi, İsrail'e göç
etmeye pek niyetli değildiler uzun süredir.
İşte Rus kabadayısı tam bu anda İsrail'in imdadına
yetişti. Bir zamanlar kendisinin de yerleşmek istediği
anavatanına, Rusyalı soydaşlarını yollamaya başladı.
İsrail'in aslında "arayıp da bulamadığı" göç hakkında
"endişeli" olduğu şeklindeki açıklamaları da, anlaşılan
görüntüyü kurtarmak içindi. Yeremya'nın kehaneti, zorla
da olsa gerçekleştirilecekti....
Görünen o ki, Jiri, "siyonist" olmaktan hiç vazgeçmemiş,
ama "taktik icabı" görüntü değiştirmişti. Uyguladığı
"taktik" ise, yeni bir yöntem değildi, yüzyılın başından
beri siyonizmin önderleri tarafından ustalıkla kullanılan
"yapay antisemitizm"in bir örneğiydi.
TÜRKİYE'DE ANTİSEMİT PROVAKASYONLARIN
GEÇMİŞİ
Cumhuriyet kurulduktan sonra yapay antisemitizm oluşturma
görevini, basını ellerinde bulunduran Yahudi dönmesi
gazeteciler üstlendiler. Gazetelerde sık sık Türkiye'deki
Yahudiler aleyhine yazılar yayınlayarak Yahudileri tedirgin
etme, kendi aleyhlerinde bir hareket olduğuna inandırma
çabalarına giriştiler. Basın küçük haberleri abartarak
ve özellikle dinsel ayrılıklara dikkat çekecek şekilde
haberler yayınlayarak amaçlanan antisemitik havanın
oluşmasını ve Yahudiler arasında istenilen gerginliğin
meydana gelmesini sağlamıştır.
Dönemin basını da şovenist ve antisemitik havanın oluşmasında
çok önemli bir konuma sahiptir. Küçük olayları abartarak
ve özellikle Yahudileri tedirgin edecek şekilde veren,
dönemin basınının habercilik anlayışından örnekler:
- "İki Yahudi ticarethanesi sahibi, Milli Koruma Mahkemesi'ne
verildi." 41
- "Anadolulu tüccarın şikayetiyle intikar suçundan
4 Yahudi tevkif edildi." 42
- "İki Yahudi çocuğu, Hava Kurumu için toplanan rozet
paralarını çaldılar." 43
- "Bir Yahudi firması mahkemeye verildi." 44
Bu ve bunun gibi haberlerde ana amaç, halk arasında
suni bir antisemitizm oluşturarak Yahudileri tedirgin
etmekti. Haber örneklerinde dikkati çeken nokta, azınlıklara
mensup vatandaşların, yasadışı olaylarda, etnik kökenleri
ön plana çıkarılarak olumsuzlanmasıdır.
Basın daha sonraki yıllarda da, özellikle Varlık Vergisi'nin
oluşum aşamasında bu propaganda yöntemini daha da hızlandırarak
devam ettirdi. 1939'da, Başbakan olan mason Refik Saydam
da antisemitik hareketleri sistemleştirerek, devletin
de Yahudiler aleyhinde faaliyete geçtiğine inandırma
yönünde önemli çalışmalarda bulundu.45
Özellikle Nazi Almanyası'nın prestijinin arttığı dönemlerde
azınlıklar sorununun ortaya konuş biçimi dikkat çekicidir.
Bu dönemde antisemitik eğilimler güçlenmiş ve bu eğilimin
bir göstergesi olarak 1942'de Başbakan Refik Saydam'ın
emri ile Anadolu ajansında çalışan 26 musevi personelin
işine son verilmiştir. Daha da önemlisi, Yahudiler ilk
kez kovuşturmaya uğramışlardır.46
RESMİ ANTİSEMİTİZM: VARLIK VERGİSİ
Türkiye'deki yapay antisemitizm uygulamalarının en
önemlisi Varlık Vergisi Kanunu'dur.
1939'lu yıllarda başlayan antisemitik hareketler 1942'de
basın tarafından daha da körüklenir hale geldi. Yahudi
dönmesi A. Emin Yalman, Zekeriya Sertel, mason Hüseyin
Cahit Yalçın, ardarda yazdıkları makalelerle Yahudiler
aleyhine göstermelik ateşli bir kampanya başlattılar.
Yazılarında etnik kökenlerine dikkat çekilerek, bunların
haksız kazanç sağladıkları, piyasayı dolandırdıkları,
halka ticaret imkanı sağlamadıkları konularına değinildi
ve "piyasayı bu gibilerden temizleyin" imajı verildi.
19 Ocak 1943
Cumhuriyet
|
23 Ocak 1943
Tan
|
23 Ocak 1943
Cumhuriyet
|
23 Ocak 1943
Cumhuriyet
|
Varlık Vergisi'nin Türk Yahudi toplumu üzerindeki etkileri
kalıcı olmuştur. En başta 1948'de İsrail'in kurulmasıyla
özellikle orta sınıftan ve yoksul Yahudilerin Türkiye'yi
hızla terketmesine yol açar. 1927'de 80 bin küsur olan
Yahudi nüfusunun 30 bini, sadece 1948-1949 yılları arasında
Türkiye'yi terkeder.47
Zekeriya Sertel "Haksız Kazançlar Kanunu Niçin Çıkarılmıyor?",
"Devlet Yeni Gelir Kaynaklarını Nerede Aramalı?" ve
"Varlık Vergisi" adlı makaleleriyle, Ahmet Emin Yalman
ise, "Yeni Vatandaşlık Ruhuna Hazırlık", "Ya Hep Ya
Hiç", "Tüccardan Polis" vb. makaleleriyle azınlıklar
aleyhinde, halkı kışkırtıp Varlık Vergisi'nin ana hatlarını
çizdiler.
Ahmet Emin Yalman'ın Varlık Vergisi'nin oluşum ve uygulanış
aşamalarını uygulandığı biçimiyle önerdiği ve daha önemlisi
azınlıkların hedeflenmesi için bir an önce girişimde
bulunulmasını istediği görülmektedir.48
Dönme basının ana hatlarını oluşturduğu ve özellikle
azınlıklara karşı uygulanmasını istediği Varlık Vergisi,
12 Kasım 1942'de Başbakan Şükrü Saraçoğlu tarafından
kabul edilerek yürürlüğe konmuştur.
Bu program daha önce de siyonist önderlerin Filistin'de
duydukları Yahudi ihtiyacını karşılamak için üyelerinin
çoğunluğu Yahudi ve masonlardan oluşan ve toplantılarını
mason localarında yapan İttihat ve Terakki tarafından
da kullanılmıştı. Abdülhamit'in Filistin'e Yahudiler
için uyguladığı göç yasağını kaldıran İttihat ve Terakki,
İstanbul'daki Yahudi tüccarları yine aynı yöntemle göçe
ikna etmişti. İttihat ve Terakki'nin ana hedeflerinden
biri de ticaretin millileştirilmesiydi. Ticarete aracılık
eden Rum, Ermeni ve Yahudilerin görünen rollerini Türk
tüccarlara vermekti.49
Yahudi kontrolündeki bu örgütün kullandığı metodla,
Varlık Vergisi'nin gösterdiği bu benzerlik, şüphesiz
oldukça ilgi çekicidir.
Basın ana amacını bir kez daha ortaya koymuş ve henüz
kanun yürürlüğe girmeden böyle bir kanunun çıkacağını
ve bu kanunun azınlıkları hedeflediğini vurgulayarak
azınlıklar arasında gergin bir hava oluşturmuştur.
Varlık Vergisi kanunu çıktıktan sonra, henüz kanun
metni yayınlanmadan önce Türkiye'de yaşayan azınlıklarda
bir tedirginlik oluşmuştur. Kanunun kendilerine karşı
olduğunu bilmektedirler. Kanunu kabul ve imza eden hükümetteki
Yahudi ve masonlar şöyle sayılabilir:
Hasan Ali Yücel (mason)
Ali Fuat Cebesoy (mason)
Behçet Uz (mason)
Hakkı Ülkümen (Yahudi Dönmesi)
İzzet Akosman (Yahudi Dönmesi)
Fuat Sirmen (Yahudi Dönmesi)
|
VARLIK
VERGİSİ'NİN ATEŞLİ SAVUNUCUSU:
YAHUDİ DÖNMESİ AHMET EMİN YALMAN
Selanik'te bir yahudi ailesinin
oğlu olarak dünyaya geldi. İlkokulu yahudi çocuklarının
eğitim gördüğü "Selanik Alliance Israelite" de
okudu.
1917'de halkı Osmanlı İmparatorluğu'na
karşı ayaklandırmaktan dolayı İstiklal Mahkemesi'nde
yargılanmıştır. Basın eğitimi için gittiği Avusturya'da
ileri gelen yahudi gazeteci ve yazarlardan eğitim
almış ve ilk masonik bağlantılarını da bu yıllarda
kurmuştur.
İstanbul'a döndüğünde İkdam
Gazetesi'nde yahudi dönmesi Cavit Bey, Adnan Adıvar
ve aynı zamanda mason olan Hüseyin Cahit Yalçın'dan
gazetecilik dersleri almaya devam etmiştir. Buradan
ayrılınca Tanin gazetesine geçerek burada Yahudi
Dönmesi Zekeriya Sertel'le çalıştı. 1923'te yine
bir yahudi dönmesi olan Enis Tahsin Til ile Vatan
gazetesini kurdu. Tüm yaşamı boyunca siyonistlerle
çok yakın bir ilişki içinde bulunmuştur. "Mütareke
yıllarında Doğu illerinin Ermenilere verilmesi
fikrini savunmuş ve ülkenin Amerikan mandası altına
verilmesi için mücadele etmiştir." (Mütareke Yıllarından
Vesikalar, A. Emin Yalman'ın Mütareke Yıllarında
Yazdıkları, 1945)
Varlık Vergisi'nin amacı ise
Harp yıllarında azınlıklar tarafından elde edilen
haksız kazançları engellemek ve bu kazançlarla
elde edilen gelirlere el koymak olarak açıklandı.
Her ilin en yüksek memurunun başkanlığında kurulan
komisyonlarca belirlenen azınlıklar ve özellikle
Yahudi Vergi Mükellefleri olağanüstü vergilere
tabi tutuldular ve vergilerini ödemeyeceklerin
çalışma kamplarına gönderileceği duyuruldu. Bu
komisyonların uygulamaları tamamen keyfiyete dayanmaktaydı.
Nitekim İstanbul Komisyonun Başkanı mason Lütfi
Kırdar, buradaki azınlıklara olağanüstü vergiler
koyarak onları göçe ikna etmeyi başarmıştı. Gayri
müslimlere uygulanacak verginin oranını özel bir
komisyon tespit edecekti. Bu komisyon özellikle
Yahudi mükellefler için bütün olanaklarının çok
ötesinde vergiler tespit ettiler.50
Gerçekten de ödenmesi pek mümkün
olmayan ve ödemek için sadece 15 gün mühlet verilen
vergiler, istenilen hedefe çok kısa bir sürede
ulaştı. Gerek vergilerin uygulanışı sırasında,
gerekse uygulama kalktıktan sonra çok miktarda
Yahudi ülkeden göç etti. Vergisini ödemeyenlerden
bir kısmı da (çoğunluğu "işe yaramayan" yaşlı
insanlar) korku ve panik yaratmak maksadıyla kamplara
gönderildi. Nazi kamplarını hatırlatan bu kamplar
istenilen korkuyu çok kısa sürede sağladı.
Varlık Vergisi'nin uygulanışı
sırasında kesin sonuç almak maksadıyla oldukça
ileri gidilmiş, hatta bir kısım siyonistler uygulanan
bu vergileri az bile bulmuşlardır. Çünkü antisemitik
hava ne kadar güçlü olursa, istenilen başarı o
derece çabuk gerçekleşecekti.
Ferit Melen şöyle diyordu:
"Dönme bir müfettiş arkadaşımız, Suat Başar, uygulanan
vergi oranlarını doğru hatta az bile bulmuştur."
51
16 ay sonra uygulamadan kaldırılan
Varlık Vergisi'nin, Kanun Kararnamesinde belirtilen
devlete yeni bir gelir sağlamak, para arzını azaltmak,
aşırı kazancı engellemek vb. hedefleri başarıya
ulaşmamış ve çoğu vergi mükellefleri vergisini
ödemeden uygulamaya son verilmiştir. Fakat Varlık
Vergisi asıl amacına ulaşmış ve Yahudileri göçe
"ikna" etmeyi başarmıştır. Varlık Vergisi genelde
girişimcilerin özelde ise gayrimüslim girişimcilerin
yatırım eğilimlerini olumsuz yönde etkilemiş,
azınlıkların ülke dışına yatırım yapmasına ve
göçüne yol açmıştır.52
|
|