|
GİRİŞ
VİCDAN SAHİBİ İNSANLARA
BİR ÇAĞRI...
İnsan sıkça rastladığı olaylara karşı hemen bir alışkanlık
kazanır. Hatta zaman içinde bu alışkanlık öyle bir hal
alır ki, ilk gördüğünde kendisinde şiddetli bir şaşkınlık
ya da tepki oluşturan olaylar, bir süre sonra rutin
konulara dönüşür.
Dünya üzerinde süren savaşlar ve çatışmalar da böyle
olaylardandır. Bir ülkede bir işgalin, katliamın veya
soykırımın başlaması dünyanın dört bir yanında ilk önce
şiddetli bir tepki oluşturur. Örneğin Bosna'da ilk çatışmaların
başladığı günleri düşünelim, ya da Çeçenistan'ı, Filistin'i...
Yakın zamanda babasının kucağında İsrail askerlerinin
kurşunlarına hedef olan Filistinli çocuğun görüntüsü,
kundaklarında katledilen Çeçen bebekler, Bosna'da büyük
bir soykırıma maruz kalan kadınlar, yaşlılar, gençler...
İnsanlar, bu görüntüleri gördükleri ilk günlerde içlerinde
duydukları tepkiyi, birşeyler yapma isteğini sık sık
dile getirmişlerdir. Ancak ardı arkası kesilmeyen haberler
zaman içinde dikkatlerini çekmez olur. Her gün yeni
kişiler ölür, kadınlar tecavüze uğrar, çocuklar kurşunlara
hedef olur, mayınlara basıp kolunu ya da bacağını kaybeder...
Ancak insanların ilk günlerde verdikleri tepkiler yerini
garip bir duyarsızlığa bırakır. Hatta gazeteleri aldıklarında,
savaş haberlerinden çok hemen yan sütunda yer alan magazin
içerikli bir haber ilgilerini çeker. Çünkü Filistin'de,
Çeçenistan'da, Keşmir'de ya da Doğu Türkistan'da her
gün birkaç kişinin ölmesi, "sıradan bir haber" haline
gelmiştir.
Dahası bu vahşetleri sanki makul birer siyasi gelişme
gibi gösteren bir propaganda da bir taraftan yürürlüktedir.
Bu nedenle birçok insan, Çeçenistan'da devam eden büyük
katliamı Rusya'nın bir iç sorunu, Filistin'de yaşananları
İsrail ile Filistin arasında bir toprak mücadelesi,
Keşmir halkına yönelik devam eden Hint zulmünü ise bölgenin
stratejik konumundan kaynaklanan bir problem olarak
değerlendirmektedir. Diğer pek çok nedenin yanında,
tarihi ve ekonomik nedenlerin de çatışmaların meydana
gelmesinde etkili olduğu doğrudur. Çeçenistan Rusya
için hem ekonomik hem de stratejik açıdan çok önemlidir.
Fanatik Yahudilerin Kudüs'e ve diğer Filistin topraklarına
yönelik işgal niyetleri asırlardan beri süregelmektedir.
Ancak Çeçen halkının komünist Rus yönetiminden gördüğü
baskının, Afrika'daki Müslüman halkların maruz kaldığı
şiddetin, Balkanlar'daki Müslümanların tüm dünyanın
gözleri önünde gördükleri şiddetli baskının ve uygulanan
etnik temizliğin tek nedeni ekonomi ya da iç sorunlar
değildir. Bu insanların temsil ettikleri Müslüman kimlik
-kitabın ilerleyen bölümlerinde de örnekleriyle inceleyeceğimiz
gibi- bu çatışmaların ana nedenlerinden birini oluşturmaktadır.
Bu insanlar Allah'a iman ettikleri, hayatlarını inançlarının
gerektirdiği şekilde geçirmek istedikleri ve çocuklarını
da inançlı kimseler olarak yetiştirmeyi amaçladıkları
için çeşitli baskılara maruz kalmaktadırlar. Güçlü bir
İslam devleti ya da İslam ülkelerinin oluşturduğu güçlü
bir birlik ise pek çok Batılı ülkede büyük bir rahatsızlık
uyandırmakta, pek çoğunun da çıkarlarını tehdit etmektedir.
Konunun bir başka yönü ise, insanların çok büyük bir
bölümünün bu ülkelerde yaşananlar hakkında hiç bilgi
sahibi olmamaları, hatta birçok ülkenin adını dahi bilmemeleridir.
Sudan'da, Cezayir'de, Endonezya'da, Patani'de, Burma'da,
Cibuti'de, Tunus'ta yaşayan Müslümanların karşı karşıya
bulundukları zorlukların, baskıların, her gün bir yenisi
gerçekleşen şiddet eylemlerinin, açlığın ve sefaletin
farkında dahi olmayan bir insanın durumu çok daha düşündürücüdür.
Çünkü bu kişinin, varlıklarından haberdar olmadığı iman
sahibi kişilere yardım elini uzatması elbette mümkün
olmayacaktır. Bir kesim ise yapılan zulüm ve haksızlıkların
farkındadır. Ancak bu kişilere yardım edebileceğini,
zulmün engellenmesi için çaba sarf edebileceğini aklına
dahi getirmez. Üstelik hiçbir şey yapamayacağı konusunda
kendisini o kadar inandırmıştır ki, ne okuduğu haberler
ne de gördüğü görüntüler vicdanında en ufak bir etki
oluşturmaz.
Oysa iman eden bir insan, her duyduğundan ve her gördüğünden
sorumludur. Allah Kuran'da Müslümanlara şöyle seslenmektedir:
Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve:
"Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize
katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından
bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan
zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (Nisa Suresi,
75)
Allah'ın ayetteki emrini tutan iman ve vicdan sahibi
kişilerin olan bitenlere gözlerini kapamaları, onları
görmezlikten gelmeleri mümkün değildir. Bir Müslümanın
dünya üzerinde böylesine şiddetli bir zulüm devam ederken,
rahat yatağında kayıtsızca uyuması, boş işlerle oyalanması,
yalnızca kendi eğlencesini ve çıkarlarını düşünmesi
imkansızdır. Çünkü iman eden bir kişi haksız savaşların,
katliamların, zulmün, açlığın, ahlaki dejenerasyonun,
kısaca dünya üzerindeki tüm sorunların temel çözüm yolunun
Kuran ahlakının insanlar arasında yaygınlaşması olduğunu
bilmektedir. Bu bilgi ona çok büyük bir sorumluluk yüklemiştir;
dünyaya İslam dinini ve dinin getirdiği güzellikleri
anlatmak, Kuran ahlakını yaymak ve dinsizliğe karşı
fikri bir mücadele yürütmek...
Bu şerefli sorumluluğa sahip çıkan kişiler, dünya üzerinde
zulüm gören tüm insanları Kuran'ın rehberliğinde aydınlığa
çıkaracaklardır:
… Size Allah'tan bir nur ve apaçık
bir Kitap geldi. Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş
yollarına ulaştırır ve onları kendi izniyle karanlıklardan
nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir.
(Maide Suresi, 15-16)
Bu kitap yazılırken amaçlanan da, dünyanın dört bir
yanındaki mazlum Müslümanların durumlarını tüm açıklığıyla
ortaya koymak ve vicdanlı insanları bu gerçeği düşünüp
çözüm yolları aramaya davet etmektir. İçinde bulunduğumuz
devir, gaflete kapılmaya, sessiz kalmaya, umursuz davranmaya,
dünya hayatının kısa yararının peşine düşmeye, nefsani
tartışma ve çekişmelerle vakit öldürmeye uygun bir devir
değildir. Milyonlarca Müslüman bu kadar büyük bir zulüm
altındayken İslam için bir çaba içerisinde olmamak,
çok büyük bir vicdansızlık olur. Ve kuşkusuz insanı
ahirette büyük bir vebal altında bırakır.
|