| ÇEÇENİSTAN
TÜM DÜNYANIN GÖZLERİ
ÖNÜNDE YAŞANAN ZULÜM
Sovyetler
Birliği'nin dağılmasından sonra
eski Sovyet coğrafyasındaki pek çok ülkede
çok sıkıntılı bir dönem yaşandı
ve halen de yaşanmaya devam ediyor. Kazakistan'da,
Türkmenistan'da, Azerbaycan'da, Özbekistan'da, Kırgızistan'da
ve Dağıstan'da Rusya'nın yayılmacı
politikasının etkileri asla silinmedi. Sovyet
yönetiminin baskılarından kurtulup, barış
ve huzur dolu bir düzen kurabileceklerine inanan bu
toplumlar, bu kez şekil değiştirmiş
bir Rus baskısıyla karşılaştılar.
Ancak bu ülkelerden özellikle bir tanesi var ki, 400
yıldır bağımsızlığı
uğruna Ruslarla yaptığı mücadeleden
hiçbir şekilde vazgeçmedi ve canı pahasına
direndi. Bu ülke, tarihe cesaretiyle ve bağımsızlığına
düşkünlüğüyle geçen Çeçenistan'dır.
Müslüman Çeçenlerin Ruslar'a karşı sürdürdüğü
büyük mücadelenin başlangıcı 18. yüzyılın
sonlarına dayanır. 1816 yılında
Rus Çarı'nın General Yermalov'u Rus ordusunun
başına geçirmesinin ardından, Kuzey Kafkasya'daki
Çeçen halkı çok büyük bir katliama tabi tutuldu.
Çeçen Müslümanlarının lideri İmam Hamzat'ın
şehit edilmesinin üzerine, Çeçen ordusunun başına
geçen Şeyh Şamil, günümüzde hala kuşaktan
kuşağa anlatılan bağımsızlık
mücadelesini başlattı.
Şeyh Şamil'in orduları 1834 yılından
1859'a kadar, yaklaşık 25 yıl Rus yayılmacılığına
karşı kahramanca direndiler. Ama sonunda Rusya
bölgeye hakim oldu ve bu toprakları bir daha bırakmadı.
İşte bugün Çeçenlerin yürüttüğü bağımsızlık
mücadelesi, Şeyh Şamil'in başlattığı
İslami direnişin devamıdır.
BUGÜNKÜ DURUMA NASIL GELİNDİ?
Komünist Rus yönetiminin Müslüman Çeçen halkına
yönelik olarak yürüttüğü şiddetli baskı
ve zulmün altında -tarihi ve ekonomik nedenler
başta olmak üzere- pek çok neden sayılmaktadır.
Gerçekten de Çeçenistan Rusya için diğer Kafkasya
Cumhuriyetlerine göre çok daha büyük önem taşımaktadır.
Bu bölgede başta petrol ve doğal gaz olmak
üzere, yüksek rezervli doğal kaynaklar bulunmaktadır.
Komünist Rusya, Soğuk Savaş döneminde ihtiyacı
olan tüm hammaddeleri bu ülkeden çok ucuz fiyata alıp,
kendi ihtiyacı için kullanıyordu. Ancak SSCB'nin
dağılmasından sonra kendisi için büyük
bir hammadde kaynağı olan Çeçenistan'ın
ve diğer cumhuriyetlerin birer birer bağımsızlıklarını
ilan etmesi, Rusya'yı da büyük bir çıkmaza
soktu.
Şeyh Şamil'in
orduları Rus güçlerine karşı kahramanca
direnmiş ve günümüzdeki cesur Çeçen direnişinin
de öncüleri olmuşlardır. |
Yukarıda bahsettiğimiz ekonomik etkinin yanı
sıra, Rusya'nın yüzyıllardır devam
eden yayılmacı politikası da, Orta Asya
ve Kafkasya'da yaşanan karışıklıkların
tarihi nedenini oluşturmaktadır. SSCB'nin
dağılmasından sonra kısa süreli
bir bocalama dönemi geçiren Moskova, hemen toparlanmış
ve bağımsızlığını
ilan eden yeni cumhuriyetler üzerinde tekrar hakimiyet
kurmak için çok yönlü girişimlerde bulunmuştur.
Aslında Rusya'nın şu an bu cumhuriyetler
üzerinde oynadığı oyunlar, Boris Yeltsin'in
1993 yılında yaptığı bir konuşmayla
ilk sinyallerini vermiştir. Yeltsin yaptığı
bir açıklamada, "yitirdiği mevzileri yeniden
ele geçirerek Rusya'nın süper güç niteliğini
yeniden kazanacağını" ifade etmiştir.6
Yani Rusya bu ülkelerin bağımsızlıklarını
ilan etmelerini, özgürlüklerine kavuşup, kendi
ayakları üzerinde duracak hale gelmelerini kabul
edememekte, bu bölgeleri "yeniden ele geçirilmesi gereken
mevziler" olarak görmektedir.
Öte yandan, Müslüman cumhuriyetlerin bir bölümü bağımsızlığını
kazanamamış ve Rusya Federasyonu toprakları
içinde kalmıştır. Rusya'nın bu ülkeler
üzerindeki baskısı elbette çok daha büyüktür.
Ancak bunlardan biri olan Çeçenistan, Rus baskısının
en çok hedefi olan ve bu nedenle de çok büyük zulümlere
maruz kalan ülkedir.
RUS YÖNETİMİNİN EN BÜYÜK KORKUSU
Son 10 yıldır dünyanın gündeminde olan
Çeçenistan, 16 bin kilometrekarelik yüzölçümü ile aslında
çok küçük bir ülkedir. Şu an Rusya Federasyonu
içerisinde Çeçenistan ile aynı durumda olan 19
özerk cumhuriyet daha bulunmaktadır. Bu cumhuriyetler
Rusya'nın genel topraklarının %28'i kadar
bir yüzölçümüne sahiptir. Moskova, bu cumhuriyetler
üzerinde hala çok büyük bir etkiye sahiptir ve bu etkinin
hiçbir şekilde zarar görmesini istememektedir.
Çeçenistan'ı kaybetmesi ise Rusya'nın bu ülkeler
üzerinde nüfuzunun kırılması ve bağımsızlığa
düşkün Çeçen halkının diğer ülkelere
bir örnek teşkil etmesiyle sonuçlanacaktır.
Zira toplam nüfusları ancak Rus Ordusu'nun asker
sayısına ulaşabilen Çeçenlerin, 16 milyon
kilometrekarelik Rusya'yı hezimete uğratması,
diğer özerk cumhuriyetlerde de bağımsızlık
mücadelesinin fitilini ateşleyebilir. Çünkü Rusya
Federasyonu içindeki cumhuriyetlerin en önemli özelliklerinden
biri, birbirleriyle çok büyük bir etkileşim içinde
olmaları ve bir ülkede yaşanan değişikliğin
hemen diğer ülkeleri etki altına almasıdır.
Tüm bunlardan başka, Çeçenistan'ı Rusya
için önemli kılan ana bir unsur daha vardır.
Moskova'nın asıl korkusu -aynı Bosna
ve Kosova örneğinde de olduğu gibi- hemen
yanıbaşında kurulacak bir Müslüman devletin
varlığıdır. Yıllar boyunca
Kafkas halklarının dini kimliklerini yok etmek
için mücadele veren, onlara şiddetli baskılar
uygulayan, camilerini yıkan, ibadet etmelerini
engelleyen, dini eğitimi yasaklayan komünist Rus
yönetiminin, Çeçenistan'a karşı yürüttüğü
insanlık dışı savaşın
altında yatan en önemli neden budur.
Çeçen halkı dinine bağlılığıyla
tanınan, özgürce dinlerini yaşayabilmek için
mücadele etme konusunda kararlı olan ve diğer
Müslüman Kafkas devletleri üzerinde etki uyandıran
bir İslami kimliğe sahiptir. İmam Mansur'un
1780'li yıllarda başlattığı,
tüm Kafkaslar'ı tek bir çatı altında
toplamayı hedefleyen "Birleşik Kafkasya" fikri,
Ruslar'ın korkulu rüyasıdır. Çünkü bu
birliğin en önemli özelliği İslami kimliği
olacaktır ve bu kimlik Moskova'nın çıkarlarını
ciddi bir şekilde tehdit etmektedir.
İşte bu korkular, Ruslar'ın "Çeçensiz
bir Çeçenistan" özlemini doğurmaktadır. Rusya,
Çeçenleri tek bir kişi kalmadan yok ederek, olası
bir İslam birliğini engellemeyi ve eski topraklarını
tekrar kendi etkisi altına almayı hedeflemektedir.
SAVUNMASIZ ÇEÇEN HALKININ BİTMEK BİLMEYEN
MÜCADELESİ
Rusya, özellikle 1990'lı yılların başından
itibaren Çeçenistan'da çok büyük entrikalara imza attı.
Sarsılmaz bir birlik içinde olan Çeçenleri silahla
yok edemeyeceğini düşündüğü için, onları,
içlerinden çökertme yoluna başvurdu ve bunun için
çeşitli yollar denedi. Seçimlere müdahale ederek
kargaşa çıkarmaya çalışmaktan vaatlerle
devlet adamlarını satın almaya, adam
kaçırma ve terör hadiselerinden Rus yanlısı
olan din adamlarını kullanarak dini ayrılıklar
oluşturmaya, ayrıca ekonomik ve siyasi baskılara
kadar türlü yöntemlerle Çeçenistan'da kaos çıkarmaya,
halktaki güçlü birliği bozmaya çalıştı.
Ancak bu girişimlerinden beklediği başarıyı
elde edemedi.
Tüm bu hukuksuzluklara ve insanlık dışı
uygulamalara rağmen, dünyanın olan bitenlere
göz yumması ve hiçbir şekilde müdahalede bulunmaması
Rusya'yı daha da cesaretlendirdi ve zulmüne devam
etmesine fırsat tanıdı.
Rusya'nın Çeçenistan'ı 1991 yılındaki
fiili işgali, merhum Cahar Dudayev tarafından
bertaraf edildi. Bunun ardından 1994 Kasımı'ndaki
ciddi tacizler, aynı yılın 11 Aralık'ında
fiili bir savaşa dönüştü. 100.000'in üzerinde
Çeçen bu savaşta hayatını kaybederken,
on binlerce insan yurdundan göç etmek zorunda kaldı.
Kullanılması yasak olan kimyasal silahlarla
insanlar bir tür soykırıma tabi tutuldu. Üstelik
Rusya, Çeçenistan'ı dünya kamuoyuna "iç meselesi"
olarak lanse ettiği için, dış dünyadan
ciddi bir tepki görmedi. Çeçen halkına yardım
eli uzatan çıkmadı.
Ancak tüm bu zorluklara rağmen Çeçenler hiçbir
şekilde yılmadılar. Kendi toprakları
için herşeyleriyle mücadele eden bu cesur halk
karşısında güç gösteremeyen Ruslar, 1996'nın
Ağustos ayında yenilgiyi kabullenmek durumunda
kaldılar.
Çeçenistan'ın
Ruslar karşısında elde ettiği bu
müthiş başarı ve hiçbir zorluk karşısında
yılmayan bağımsızlık mücadeleleri
diğer cumhuriyetleri de çok derinden etkiledi.
1998 yılında Çeçenistan'ın başkenti
Grozni'de Kuzey Kafkas halklarının öncülüğünde
"Kuzey Kafkasya Halkları Şurası" toplandı.
Bu buluşma sonrasında Kuzey Kafkasya halkları
arasında çatışma çıkmaması
ve olası bir Rus saldırısına karşı
birbirlerine destek konusunda tüm katılımcı
ülkelerce fikir birliğine varıldı. İşte
bu birlik, Rusya'nın yıllardır içinde
yaşattığı büyük korkunun yavaş
yavaş hayata geçirilmesi demekti. Eğer bu
birliğin gelişmesine izin verirse, yıllardan
beri korktuğu İslam birliği oluşacaktı.
Bu nedenle Rus yönetimi Çeçen halkına yönelik ikinci
bir katliam emri verdi. Tüm dünyanın gözleri önünde
gerçekleşen bu savaşta savunmasız insanlara
karşı insanlık dışı işkenceler
uygulandı, tüm vahşet sahneleri dünyanın
gözü önünde gerçekleşti. Ancak yaşanan vahşete
hep "Rusya'nın iç meselesi" olarak bakıldı.
Çeçenlerle Ruslar arasındaki
bu ikinci büyük savaş Ruslar'ın 1999 yılının
ilk aylarında Dağıstan'daki bazı
köyleri kuşatarak bombardımana tutmasıyla
başladı. Toplam 1.500 kişilik nüfusu
olan bu köyler kendilerine bir önder olarak gördükleri
Çeçenistan'dan yardım istediler. Ruslar'a karşı
yaptığı cesur mücadele ile bir kahraman
haline gelen Çeçen gazisi Şamil Basayev, 1999 yılının
yaz aylarında kendilerinden yardım isteyen
Dağıstan halkına yardıma başladı.
Bombardıman altında kalan köylerden sadece
iki kişi kurtuldu. Bu köylerde çok büyük bir katliam
yaşanmış ve masum insanlar sebepsiz yere
vahşice öldürülmüştü. İşte Rusya
ile Çeçenistan arasındaki yeni savaş bu şekilde
başladı.
Rus kuvvetleri 2 Ekim 1999 tarihinde girdikleri Çeçenistan
topraklarında önlerine çıkan herkesi, kadın,
çocuk ya da yaşlı demeden acımasızca
katletmeye ve sivil hedefleri bombalamaya başladılar.
Kimyasal bombaların, scud ve napalm füzelerinin
kullanıldığı bombalamalar sırasında
da, özellikle hastaneleri, doğum evlerini, çarşıları,
mülteci konvoylarını hedef olarak seçtiler.
Rusların
sivil halka yönelik yaptığı vahşi
saldırılardan biri de birçok Çeçen köyünün
kullandığı Argun Nehri'ne zehir katmak
oldu. Zehirli sudan içen kadın ve çocuklardan büyük
çoğunluğu ölürken, yüzlercesinde de kalıcı
etkiler oluştu. İki yıl içinde Çeçenistan,
nüfusunun dörtte üçünü kaybetti. Bir kısmıysa
sığındıkları komşu ülkelerde
çok zor koşullarda hayatlarını devam
ettirmeye çalışıyorlar. Rusya'nın
planı 2000 yılının Kasım ayına
kadar kendileriyle mücadele eden tüm Çeçen savaşçıları
yok etmekti. Ancak bu planları gerçekleşmedi
ve kahraman Çeçen halkı özgürlüğü için mücadeleye
devam etti.
Komünist dönemin zihniyetini aynen sürdüren Rus yönetiminin
Çeçen halkına yaptığı bu katliamın
bir benzeri, Firavun'un yaptığı katliamdır.
Firavun da kendi döneminde savunmasız, zayıf
bırakılmış kişileri (o dönemde
İsrailoğullarını) hedef almış,
onları vahşice katletmiştir. Ayetlerde
Firavun'un zulmü şu şekilde haber verilir:


Rus yönetiminin savunmasız
Çeçen halkına karşı yürüttüğü
büyük soykırım bazı yabancı
yayınlarda da yer aldı. Ancak Batılı
ülkelerin yaptıkları kınama bildirileri
yayınlamaktan öteye gitmedi.
|
Hani Musa kavmine şöyle demişti:
"Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın;
hani O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı,
onlar sizi en dayanılmaz işkencelere uğratıyor,
kadınlarınızı sağ bırakıp
erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı.
Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir sınav vardır."
"Rabbiniz şöyle buyurmuştu: "Andolsun, eğer
şükrederseniz gerçekten size arttırırım
ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz,
benim azabım pek şiddetlidir." (İbrahim
Suresi, 6-7)
Gerçek
şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da)
büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım
fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan
bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını
boğazlayıp kadınlarını diri
bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı.
(Kasas Suresi, 4)
Rus yönetiminin yaptığı da bu zulmün
bir benzeridir. Çünkü çocukları katleden, hamile
kadınların karınlarını deşen,
yaşlıları tankların altında
ezen, doğum evlerini bombalayan ve daha pek çok
vahşete imza atan bu zulmün sorumluları, her
türlü ahlaki duyarlılıktan, insani duygulardan,
merhametten, şefkatten, sevgiden, acıma duygusundan
uzaktırlar. Üstelik bu kişilerin büyük bir
bölümü yaptıkları vahşetin nedenini dahi
bilmemekte, ancak dinsizliğin getirdiği karanlık
ruh hali nedeniyle her türlü kötülüğü kolaylıkla
yapabilmektedir.
ÇEÇEN MÜLTECİLERİN DURUMU
Çeşitli insan hakları örgütlerinin Rus katliamından
kaçan Çeçen mültecilerin durumuyla ilgili yaptığı
incelemeler, insan hakları ihlallerinin çok büyük
boyutlarda olduğunu göstermektedir. Savaştan
kaçan Çeçenlerin iki yüz elli bini İnguşetya'da,
diğerleri de komşu bölgelerde bulunmaktadır.
Kilometrelerce yolu yürüyerek katetmeye çalışan
Çeçenler bir yandan da açlıkla, susuzlukla ve salgın
hastalıklarla mücadele etmektedirler. Şiddetli
soğuk ve kar yağışı altında
kadını, çocuğu, yaşlısı,
genci ile göç etmeye zorlanan insanlar, terk edilmiş
tren vagonlarında, sığındıkları
kasabaların ahırlarında 2-3 aile ile
birlikte çok zor şartlarda yaşam mücadelesi
vermektedirler.
Örneğin bugün Çeçenistan'ın kuzeyindeki
Znamenskoye mülteci kampına sığınan
Çeçenler, kışlık giyecek bulamadıkları
için çocuklarını okullarına gönderememektedir.
Buraya sığınanların neredeyse yarısı
şartların kötülüğü ve şiddetli soğuğun
etkisiyle hasta olmaktadır.7
Haftalarca sıcak yemek yiyemeyen ve bünyeleri bu
ağır şartlara dayanamayan Çeçen mülteciler
arasında verem, hepatit gibi hastalıklar hızla
yayılmış, ölümler artmıştır.8
En şaşırtıcı olan ise, insan
hakları konusunda öncülük yaptığını
iddia eden Batılı devletlerin, bu insanlara
bir yardım eli uzatmamalarıdır. Dünya,
Rus katliamından kaçan yüz binlerce Çeçenin yaşadığı
bu büyük zulmü ısrarla görmezlikten gelmektedir.
Bölge ülkelerinden yapılan yardımlarda sürekli
kısıtlamalar yapılmakta, şiddetli
kış koşullarıyla, susuzlukla, açlıkla
mücadele eden bu insanlar tek bir dilim ekmek bulmakta
dahi zorluk çekmektedirler. Mültecilerin içinde bulunduğu
bu durumun aciliyetle çözümlenmesi gerektiği açıktır.
Ancak çözüm nasıl bulunabilir? Rusya'nın
zulmünü kim durduracaktır?
Çözüm, kitabın başında da belirttiğimiz
gibi, Kuran ahlakının insanlar arasında
yaygın olarak yaşanmaya başlaması
ile bulunabilir. Allah'tan korkan, O'nun Kuran'da bildirdiği
adalet anlayışına sahip, daima haklının
yanında olan, mazlum insanları kollayan, cesur
insanların bu uygulamalara izin vermeyeceği
açıktır. İman eden bir insan her zaman
fakirlere, ihtiyaç içinde olanlara, yurtlarından
sürülenlere yardımcı olur, onlar için her
türlü fedakarlıkta bulunur. Peygamberimiz döneminde
yurtlarından sürülenlere ya da hicret edenlere
karşı, iman edenlerin gösterdikleri fedakar
ve hoşgörülü davranışlar ayetlerde şu
şekilde haber verilir:
(Bundan başka bu mallar) Hicret
eden fakirleredir ki, onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf
ve ihsan) arayıp, Allah'a ve O'nun Resûlü'ne yardım
ederlerken yurtlarından ve mallarından sürülüp-çıkarılmışlardır.
İşte bunlar, sadık olanlar bunlardır.
Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp
imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret
edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı
içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde
bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini)
öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin "cimri ve
bencil tutkularından" korunmuşsa, işte
onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr
Suresi, 8-9)
İnsanlar arasında bu üstün ahlakın
yaygınlaşması, elbette dinin tebliğ
edilmesiyle mümkündür. Bu nedenle akıl ve vicdan
sahibi insanların öncelikle yapması gereken,
Kuran ahlakını tüm dünyaya anlatmanın
en güzel yollarını bulmak ve bunları
uygulamaktır. Allah, dinine yardım edene,
mutlaka yardım edeceğini vaat etmiştir:
Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Allah'tır"
demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından
sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer
Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi
(yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar,
kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin
çokça anıldığı mescidler, muhakkak
yıkılır giderdi. Allah kendi (dini)ne
yardım edenlere kesin olarak yardım eder.
Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır.
(Hac Suresi, 40) |