|
ÖNSÖZ
İsrail'in,
dünya, özellikle de Ortadoğu siyaseti üzerinde oynadığı
yönlendirici rolün ele alındığı bu kitabı okurken, bazı
hususların göz önünde bulundurulması son derece önemlidir.
İsrail devletinin, iç ve dış politikasını yönlendiren
ana unsur Siyonist ideolojidir. Bilindiği üzere, Siyonizm
19. yüzyılın ortalarında, yurtları olmayan Yahudilerin
vatan sahibi olmasını savunan bir ideoloji olarak ortaya
çıkmıştır. Ancak zaman içerisinde pek çok ideolojide
olduğu gibi Siyonizm de dejenarasyona uğramış, bu haklı
talep, uygulamada şiddet ve teröre başvuran, aşırı güçlerle
ittifak eden radikal bir anlayışa dönüşmüştür.
Kitabın ilerleyen bölümlerinde, bazı Yahudilerin, batıl
birtakım geleneklerin veya radikal Siyonist ideolojinin
etkisi altında kalarak, gerçekleştirdikleri faaliyetlere
ve geleceğe dair çeşitli planlarına yer verilmektedir.
Bu batıl görüşlerden etkilenen kişiler zaman zaman İsrail
derin devleti içine de sızmakta, hatta kimi zaman İsrail'in
iç ve dış politikasında yönlendirici rol üstlenebilmektedirler.
Ancak bu kitapta bulunan bilgiler nedeniyle çeşitli
yanlış anlamalar olmasını engellemek için, bazı konulara
açıklık getirmekte de fayda vardır.
İlk olarak belirtilmesi gereken husus, burada yer alan
bilgilerin tüm Yahudileri kapsayan konular olmadığıdır.
Yahudilerin büyük çoğunluğu söz konusu faaliyetlerden,
bu faaliyetlerin arka planlarından ve asıl hedeften
haberdar olmadığı gibi, çok büyük bir çoğunluğu da bu
uygulamalara karşı çıktıklarını sık sık ifade etmektedirler.
Dolayısıyla, kitabın ilerleyen bölümlerinde eleştirilen,
hiçbir şekilde Yahudi toplumunun geneli değildir.
Eleştirilen husus, Kitabı Mukaddes'e birtakım yanlış
anlamlar yükleyerek şiddeti ve acımasızlığı sözde makulleştirmeye
çalışan batıl gelenekler ve bu geleneklere dayanarak,
diğer insanları ikinci sınıf olarak gören, onları haksızlık
ve zulme uğratmayı normal karşılayan fundamentalist
dünya görüşüdür, sosyal Darwinist ve işgalci bir ideoloji
olan radikal Siyonizm'dir. Bu nedenle üzerinde durulması,
deşifre edilmesi ve karşışında her türlü fikri tedbirin
alınması gereken tehlike de radikalizmdir.
Samimi olarak iman eden Yahudiler ve Müslümanların
birbirleriyle olan ilişkileriyse, hoşgörü, saygı ve
merhamet çerçevesinde olmalıdır. Zira bu, Kuran-ı Kerim'de
Allah'ın Müslümanlara bildirdiği bir ahlak ve tavırdır.
Kuran Ahlakına Göre Müslümanların Yahudilere Tavrı
Allah Kuran'da Yahudiler ve Hıristiyanları, Kitap
Ehli olarak bildirmiş ve Müslümanların Kitap Ehli'ne
karşı tutumlarının nasıl olması gerektiğini detaylı
olarak açıklamıştır. Kitap Ehli, temeli Allah'ın vahyine
dayanan ahlaki kıstaslara, haram ve helal kavramlarına
sahiptir. Kuran ahlakına ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine
göre Müslümanların, Yahudilerden ve Hıristiyanlardan
iman edenlere sevgi, şefkat, hoşgörü ve saygıyla yaklaşmaları
gerekir. Müslümanların Yahudilere ve Hıristiyanlara
çağrısı ise Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
"Bize ve size indirilene iman ettik; bizim İlahımız
da, sizin İlahınız da birdir ve biz O'na teslim olmuşuz."
(Ankebut Suresi, 46)
Bu çağrı, Müslümanların Kitap Ehli'ne bakış açısını
açık ve net bir şekilde ortaya koymaktadır: Hepimiz
bir olan Allah'a iman etmekte, Rabbimiz'in göndermiş
olduğu elçileri sevmekte ve saymakta, Allah'ın koyduğu
sınırlara uymakta, kutsal kitaplarımızda bildirilen
ahlakı yaşamaktayız. Dolayısıyla da, birbirimize anlayış,
merhamet, sevgi ve saygıyla yaklaşmakla yükümlüyüz.
Hepimiz Aynı Peygamberleri Seviyor ve Sayıyoruz
Müslümanlar gönderilmiş tüm peygamberlere iman ederler.
Rabbimiz'in geçmişteki peygamberlere göndermiş olduğu
kitaplara inanırlar. Bir ayette bu gerçek şöyle bildirilmiştir:
De ki: "Biz Allah'a, bize indirilene, İbrahim,
İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilene, Musa'ya,
İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere iman
ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayrılık gözetmeyiz.
Ve biz O'na teslim olmuşlarız." (Al-i İmran Suresi,
84)
Hz. Adem, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yusuf,
Hz. Harun, Hz. Davud, Hz. Süleyman, Hz. Yahya, Hz. İsa
ve Hz. Musa Yahudiler ve Hıristiyanlar için ne kadar
önemli ise, Müslümanlar için de o kadar önemlidir.
Yahudilerin bizim de Peygamberimiz olan Hz. Musa’ya
saygı duymaları, binlerce yıldır ona sımsıkı bağlı olmaları
samimi Müslümanlar için çok değerlidir. Aynı şekilde
Hıristiyanların Hz. İsa’ya duydukları büyük sevgi, içten
bağlılık da Müslümanlar için çok önemlidir. Hz. Yakub’a,
Hz. İshak’a, Hz. İsmail’e, Hz. İbrahim’e, Hz. Lut’a,
Hz. Eyüb’e, Hz. Musa’ya, Hz. İsa’ya, Hz. Yahya’ya saygı
ve sevgi duyan insanlar, doğal olarak Müslümanların
sevgi ve muhabbet duyacağı, anlayış ve şefkatle yaklaşacağı
insanlardır. Bunun aksi kesinlikle mümkün değildir.
Allah samimi olarak iman eden Kitap Ehli'nin ahlakını
Kuran-ı Kerim'de şu şekilde bildirmektedir:
Onların hepsi bir değildir. Kitap Ehli'nden bir topluluk
vardır ki, gece vaktinde ayakta durup Allah'ın ayetlerini
okuyarak secdeye kapanırlar. Bunlar, Allah'a ve ahiret
gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan
sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih
olanlardandır. (Al-i İmran Suresi, 113-114)
Salih Müslümanlara düşen de, bu güzel ahlakı yaşayan
insanları şefkat ve merhametle kucaklamak, saygı ve
anlayış göstermektir. Dolayısıyla, bir kez daha hatırlatmak
gerekir ki, Müslümanların Yahudilere bakış açısı Kuran'da
bildirilen ve Peygamber Efendimiz (sav)'in de uyguladığı
bu ahlak üzerinedir. Gerçek din ahlakına uygun olmayan
radikal Siyonizmin veya birtakım batıl geleneklerin
yanlışlarının ortaya konuluyor olması, hatalı uygulamaların
eleştirilmesi, bu gerçeği değiştirmez.
Radikal Siyonizm ve İsrail’in dünya egemenliği
Radikal Siyonizm, Filistin'de bir Yahudi devleti kurmak
uğruna, bu topraklarda yaşayan tüm Yahudi-olmayan insanları
şiddet ve terör yoluyla yurtlarından etmek ve hatta
gerekirse katliama uğratmayı hedefler. Irkçı, şoven
ve işgalci bir ideolojidir. Din dışı, ırkçı ve saldırgan
bir ideoloji olan Siyonizm, kimi zaman sahte bir dindarlık
kisvesine de bürünerek, ortaya atıldığı günden bu yana
Yahudi ve Hıristiyan dünyasından pek çok kişiyi etkisi
altına almıştır. Özellikle İsrail devletinin kurucu
kadrosunda yer alan bazı ırkçı Siyonistler, bu ideolojiyi
İsrail devletinin neredeyse resmi ideolojisi haline
getirmişler ve bu ideolojinin etkisinin nesiller boyunca
devam etmesini sağlamışlardır. Ancak bugün gerek barış
yanlısı İsrail vatandaşları, gerekse dünyanın diğer
ülkelerinde yaşayan Yahudilerin önemli bir kısmı Siyonizme
karşı çıkmakta, Siyonist uygulamaları şiddetle eleştirmektedirler.
Bunun temelinde, Siyonizmin ilk dönemlerinde öne sürülen
propagandaların aksine, şiddet yanlısı olduğunun, huzur
ve güvenliği açıkça tehdit ettiğinin ve yalnızca Arapların
değil Yahudilerin de büyük kayıplar vermesine neden
olduğunun yaşanan tecrübelerle ispat edilmiş olması
vardır. Tarih, Siyonist ideolojiden vazgeçilmediği müddetçe,
Yahudilerin –dolayısıyla da komşularının ve bölgenin-
barışa kavuşamayacağını göstermektedir.
Siyonizmin gerçek yüzünü görenler ve asıl amacını
anlayanlar, tehlikenin boyutlarını daha iyi kavramaktadırlar.
Bilgi eksikliği ya da yanlış yönlendirmeler nedeniyle,
Siyonizmin etkisine kapılanlar ise bilerek veya bilmeyerek
çok tehlikeli bir oyunun parçası haline gelmektedirler.
Bu nedenle Ortadoğu'ya barış gelmesi için yapılması
gereken işlerin başında, Siyonizmi tüm yönleri ile deşifre
etmek, bu ırkçı ideolojinin etkisi altına girenleri
yanılgılarından kurtarmaya gayret etmek ve bu yönde
yoğun kültürel çalışmalar yapmak gelmektedir. Samimi
olarak iman eden Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanların
ittifakı ile yürütülecek bu çalışmalar kısa süre içinde
netice verecektir. Siyonist propagandaların etkisi altında
kalanlara, büyük bir yanlışın içinde olduklarının gösterilmesi
ve doğru yola davet edilmeleri, yeryüzünde barışın hakim
olmasını isteyen herkesin sorumluluğudur.
İlerleyen sayfalarda Siyonizmin İsrail'in politikalarındaki
etkisini ve Siyonist uygulamaların neticelerini okuyacaksınız.
Bu kitapta yer alan bilgiler, bir yandan Siyonizmin
gerçek hedeflerini gözler önüne sermekte bir yandan
da Siyonizmden etkilenen Yahudi ve Hıristiyanlara çağrıda
bulunmaktadır. Temennimiz bu çağrıların yerini bulması
ve hem İsrail devletinin hem de bu devletin uygulamalarına
göz yumup destek olanların, Siyonizm denen faşizan,
Sosyal Darwinist, işgalci ideolojiden bir an önce kurtularak
gerçeği görmeleridir. Çünkü ancak o zaman, dünya barışının
önündeki büyük bir engel kaldırılacak, şiddete destek
verenler barışın savunucusu haline gelebileceklerdir.
|