|
ÖNSÖZ
Elinizdeki kitap, 1993 yılında yayınlanmış olan "Yehova'nın
Oğulları ve Masonlar" isimli kitabımızın bazı ilavelerle
güncellenmiş halidir. Soğuk Savaş'ın henüz sona erdiği
dönemde hazırlanan söz konusu kitap, gerek dönemin gelişmeleri
üzerine yapılan yorumlar gerekse de bu gelişmelerin
tarihi bağlantıları üzerine yapılan değerlendirmeler
ile büyük yankı uyandırmıştı. Bu yönü ile önemli bir
kaynak eser konumunda olan kitap, aynı zamanda dünyanın
en karanlık örgütlenmelerinden biri olan masonluk hakkında
da çok önemli bilgiler içermektedir. Bununla birlikte
masonluk ile radikal Siyonist ideolojiye bağlı bazı Yahudiler
arasındaki ilişkiler de kitapta incelenmektedir.
Bilindiği üzere, Siyonizm 19. yüzyılın ortalarında, yurtları olmayan Yahudilerin vatan sahibi olmasını savunan bir ideoloji olarak ortaya çıkmıştır. Ancak zaman içerisinde pek çok ideolojide olduğu gibi Siyonizm de dejenarasyona uğramış, bu haklı talep, uygulamada şiddet ve teröre başvuran, aşırı güçlerle ittifak eden radikal bir anlayışa dönüşmüştür. Bu nedenle üzerinde durulması, deşifre edilmesi ve karşışında her türlü fikri tedbirin alınması gereken tehlike de radikalizmdir. Yahudilerin atalarının toprakları olan bugünkü İsrail'de diledikleri gibi yaşamaları, ticaretlerinde, ibadetlerinde, insani haklarını kullanmakta özgür olmaları en doğal haklarıdır. Bununla birlikte, aynı topraklar Müslümanlar için de kutsaldır. Ve Müslümanların da bu topraklarda diledikleri gibi yaşamak, varlıklarını devam ettirmek hakları vardır. Bu hak, elbette Hıristiyanlar için de geçerlidir.
Ancak günümüzde, din ahlakına uygun olmayan ideolojilerin etkisi altında kalan bazı kesimler, her iki toplumun da karşılıklı varlık hakkını inkar etmeye kalkışmakta, terör ve şiddete başvurarak bir diğerini bu topraklardan silmeye gayret etmektedir. Bunlardan biri, Yahudilerin vatan sevgisini temel alan Siyonist ideolojiyi çarpıtarak din ahlakına uygun olmayan ırkçı ve acımasız bir ideolojiye dönüştüren radikallerdir. Bu kitapta da eleştirilerin yöneltildiği kesim bunlardır. Söz konusu radikal Siyonistler, samimi ve vicdanlı Yahudiler ve Siyonistler tarafından da ciddi şekilde eleştirilmektedir. Siyonizmin ilk dönemlerinde öne sürülen propagandaların aksine, daha sonra bazı çevreler tarafından şiddet yanlısı bir akıma dönüştürüldüğü, huzur ve güvenliği açıkça tehdit ettiği ve radikal Siyonizmin yalnızca Arapların değil Yahudilerin de büyük kayıplar vermesine neden olduğu yaşanan tarihi tecrübelerle ispat edilmiştir. Temmenimiz, bu kitapta ifade edilen olayların ve uyarıların, tüm radikal unsurlar tarafından dikkate alınması ve bölgede kalıcı barışın tesis edilebilmesi için öncü olmasıdır.
Şunu da belirtmek gerekir ki, Peygamberimiz (sav)'in sünnetinde ve Kuran ahlakında hiçbir yeri olmayan intihar saldırılarını gerçekleştirenler de büyük bir hata içindedirler. Masum sivilleri katletmek İslam ahlakıyla asla bağdaşmaz ve hiçbir samimi Müslüman tarafından da kabul edilemez. Müslümanların haksızlığa ve zulme karşı tepkisi her zaman Kuran'a ve sünnete uygun olmalıdır. Barış ve sevgi dini olan İslam'da şiddetin yeri olmadığı da açıktır.
Radikal Siyonizm, ırkçı, acımasız ve hepsinden önemlisi, ittifak
halinde olduğu masonluk gibi, aslında din dışı bir ideolojidir.
Buna rağmen bazı radikal Siyonistler söylemlerinde sık sık Tevrat'tan
alıntılar yapar ve uyguladıkları vahşetin sözde dini
temeli olduğunu iddia ederler. Oysa Tevrat, Allah'ın
Hz. Musa'ya vahyettiği mübarek bir kitaptır. Allah Kuran'da
"Gerçek şu ki, Biz Tevrat'ı,
içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik..." (Maide
Suresi, 44) şeklinde buyurur. Yine Kuran'da bildirildiği
üzere, Tevrat daha sonra tahrif edilmiş ve içine insan
sözleri sokulmuştur. Bu nedenle bugün elimizdeki Tevrat,
"Muharref Tevrat"tır.
Yine de Muharref Tevrat incelendiğinde, içinde Allah'a
iman, teslimiyet ve şükür, Allah korkusu, Allah sevgisi,
adalet, şefkat, merhamet, zulme ve haksızlığa karşı
koyma gibi hak dinin pek çok unsurunun halen bulunduğu
görülür. Bunun yanında, Muharref Tevrat'ta, tarihte
yaşanmış bazı savaşlar ve bu savaşlardaki kıyımlar da
anlatılmaktadır. Eğer bir kişinin amacı, uygulamak istediği
şiddet, kıyım ve cinayetlere çarpıtarak da olsa bir
dayanak bulmaksa, söz konusu Muharref Tevrat pasajlarını
kendine bir malzeme haline getirebilir. Radikal Siyonizm, gerçekte
faşist bir terör olan kendi terörünü meşrulaştırabilmek
için bu yola başvurmuş ve etkili de olmuştur. Örneğin,
geçmişte yaşanmış bazı savaş ve katliamlarla ilgili
Muharref Tevrat pasajlarını, Filistin'in mazlum halkına
karşı kullanmıştır. Bu, samimiyetsiz bir yorumdur. Dini,
faşist ve ırkçı bir ideolojiye alet etmeye kalkışmaktadır.
Günümüzde İsrail Devleti'nin iç ve dış siyaseti üzerinde
de büyük etkisi olan radikal Siyonist ideoloji, acımasız işgal,
baskı ve katliam politikaları uygulamakta, gerek Ortadoğu'da
gerekse diğer bazı coğrafyalarda insan haklarını açıkça
ihlal etmektedir. Bu nedenledir ki radikal Siyonizmin ırkçı
ve faşizan uygulamaları hem İsrail'de hem de diğer ülkelerde
yaşayan pek çok Yahudi tarafından da şiddetle eleştirilmekte
ve kınanmaktadır. Samimi dindar Yahudiler, bu ideolojiyi
savunan ve uygulayanların gösterdikleri ahlakın, din
ahlakı ile hiçbir ilgisi olmadığını özellikle vurgulamaktadırlar.
Elbette böyle bir durumda tıpkı bu Yahudiler ve adalet
ve vicdan kavramına sahip tüm insanlar gibi, Müslümanlar
da bu haksız zulmü kınayacaklar ve bu zulme sebep olanların
gerçek yüzlerinin açığa çıkması için haklı bir çaba
içinde olacaklardır. İşte bu noktada, hatırda tutulması
gereken diğer bir önemli husus daha vardır; Kuran'a
göre Müslümanların Yahudilere karşı nasıl bir tavır
içinde olmaları gerektiği.
Müslümanların Yahudilere Bakışı
Yahudiler, binlerce yıldır yaşadıkları Filistin'den,
MS 70 yılında, putperest Roma İmparatorluğu tarafından
sürülmüşler ve daha sonraki 19 asır boyunca diasporada,
yani sürgünde yaşamışlardır. Bu dönem boyunca özellikle
Hıristiyan ülkelerde çoğu zaman baskı ve zulüm görmüşler,
defalarca yurtlarından sürülmüş, hatta toplu katliamların
hedefi olmuşlardır. Yahudilerin bu dönemde en çok huzur
ve güven buldukları coğrafya ise İslam toprakları olmuştur.
İslam dünyasında hiçbir zaman antisemitizm görülmemiş,
Yahudiler (ve Hıristiyanlar) kendi inanç, adet ve hatta
hukuklarına göre herhangi bir baskı ve zulüm görmeden
asırlarca bu topraklarda yaşamışlardır.
Bu hoşgörü ve güven ortamının başlıca nedeni, Kuran
ahlakıdır. Kuran'da Yahudiler ve Hıristiyanlar "Kitap
Ehli" olarak ifade edilir ve Müslümanlar ile Kitap Ehline
dostça bir yaşam sürmeleri tavsiye edilir. Kuran'a göre
Kitap Ehlinin yemeğini yemek ve Kitap Ehlinden hanımlarla
evlenmek Müslümanlara serbest kılınmıştır (Maide Suresi,
5). Bu hükümler, Müslümanlar ile Ehl-i Kitap arasında
nikah sonucu akrabalık bağlarının kurulabileceğini,
iki tarafın birbirlerinin yemek davetlerine icabet edebileceklerini
gösterir ki, bunlar sıcak insani ilişkiler ve huzurlu
bir ortak yaşam kurulmasını sağlayacak esaslardır.
Allah Kuran'da, Müslümanlara, müşrik insanlara (yani
Allah'tan gelen vahye uymayan putperestlere) bile güvenlik
sağlamalarını emreder: "Eğer müşriklerden
biri, senden 'eman (güvenlik) isterse', ona eman ver;
öyle ki Allah'ın sözünü dinlemiş olsun, sonra onu 'güvenlik
içinde olacağı yere ulaştır..." (Tevbe Suresi, 6)
Müşriklere göre Müslümanlara çok daha yakın bir inanç
ve ahlaka sahip olan Kitap Ehline ise, daha da fazla
saygı, hoşgörü ve yardımseverlik göstermek gerekmektedir.
|

Şüphesiz, iman edenler(le) yahudiler, hristiyanlar
ve sabiiler(den kim) Allah'a ve ahiret gününe
iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık
onların Allah katında ecirleri vardır. Onlara
korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.
(Bakara Suresi, 62)
|
Bir başka ayette ise Allah Kitap Ehli dahil tüm gayrimüslimlere,
Müslümanlara düşmanca davranmamaları şartıyla, iyilikle
davranılması gerektiğini şöyle emretmektedir:
Allah, sizinle din konusunda savaşmayan,
sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan
ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz.
Çünkü Allah, adalet yapanları sever... (Mümtehine Suresi,
8)
Dolayısıyla Müslümanlar, kendileriyle aynı toplumda
yaşayan tüm Yahudi ve Hıristiyanlar ile sıcak bir komşuluk
ilişkisi kurmakla yükümlüdürler. Müslümanların çoğunlukta
olduğu bir ülkede ise, Kitap Ehli Müslümanlar üzerine
bir emanettir. Onları huzur ve güven içinde yaşatmak,
her türlü tehlike ve tedirginlikten korumak Müslümanlar
için dini bir görevdir. Yahudilerin tarihte çok defalar
olduğu gibi, sırf inançları veya soyları nedeniyle hedef
alınmaları, medeni haklardan yoksun tutulmaları, isimlerini
açıklamaktan bile endişe edecekleri bir baskı ve korku
içinde yaşamak zorunda bırakılmaları, gettolara, korkunç
toplama kamplarına hapsedilmeleri büyük bir zulümdür.
Bir Müslüman bu gibi zulümleri asla tasvip etmediği
gibi, bunları engellemek için de var gücüyle çalışmalıdır.
Cahil insanlarda "kendine benzemeyene
art niyetle bakmak" gibi yanlış bir düşünce şekli hakimdir.
Bu nedenle başta Ortaçağ Avupası toplumları olmak üzere,
tarihte ve günümüzde Yahudiler hakkında olmadık suçlamalar,
iftiralar, asılsız dedikodular üretilmiştir. Halen de
bazı insanların bilinçaltlarında Yahudilere karşı bu
hurafelerin getirdiği ön yargı ve antipatiler vardır.
Bir Müslüman asla böyle bir bakış açısı ve tutum içine
giremez. Allah "Kitap Ehli"nin var olduğunu bize Kuran'da
bildirmiş, hangi konularda yanılgılar içinde olduklarını
açıklamış, ama bununla birlikte onlara karşı iyilik
ve adaletle davranmamızı emretmiştir. Allah bir ayette,
Kitap Ehline karşı şöyle söylememizi emreder: "Bize
ve size indirilene iman ettik; bizim İlahımız da, sizin
İlahınız da birdir ve biz O'na teslim olmuşuz." (Ankebut
Suresi, 46)
Sonuç olarak, Siyonizmin insanlık suçlarının her Müslümanda
bir tepki ve "buğz" uyandırması doğaldır. Ancak bunun
hiçbir zaman adaletsiz bir tepkiye dönüşmemesi gerekir.
Allah bu konuda bizleri uyarır ve "...
Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın.
Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır" şeklinde
(Maide Suresi, 8) buyurur.
Kitap Ehli ve Müslümanlar, birbirlerinin hasmı değil
müttefikidirler. Özellikle dünyada
ateist ve din-düşmanı ideolojilerin mevcut olduğu çağımızda,
aynı şekilde Allah'a inanan ve aynı ahlaki değerleri
savunan Yahudi, Hıristiyan ve Müslümanların iş birliği
yapmaları gerekmektedir. Allah Kuran'da, Müslümanlara,
Kitap Ehli hakkında bir emir vermekte; onları "ortak
bir kelimede birleşmeye" çağırmalarını şöyle bildirmektedir:
De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin
aranızda müşterek bir kelimeye gelin. Allah'tan başkasına
kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım
ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız bir kısmımızı Rabler
edinmeyelim... (Al-i İmran Suresi, 64)
Bizim Yahudilere ve Hıristiyanlara olan çağrımız da
budur: Allah'a iman eden ve O'nun vahyine itaat eden
insanlar olarak, gelin ortak bir "iman" kelimesinde
birleşelim. Hepimiz Yaratıcımız ve Rabbimiz olan Allah'ı
sevelim. O'nun emirlerine uyalım. Ve Allah'ın bizi daha
da doğruya eriştirmesi için dua edelim. Müslümanlar,
Hıristiyanlar ve Yahudiler bu şekilde ortak bir kelimede
birleştiklerinde, birbirlerinin düşmanı değil dostu
olduklarını anladıklarında, asıl zararlı akımların ateizm
ve dinsizlik olduğunu gördüklerinde, dünya çok daha
farklı bir yer olacaktır. Asırlardır süren çatışmalar,
husumetler, korkular, terör eylemleri sona erecek ve
"ortak bir kelime" üzerinde sevgi, saygı ve huzura dayalı
bir "medeniyetler barışı" kurulacaktır.
Tarihi Doğru Algılamak
Bu kitapta ortaya konmak istenen mesajlardan biri,
olayların genelde "resmi ve genel" görüntüsünden farklı
olduğu ve bunların bize anlatılandan daha değişik yönleri
olabileceğidir. Sanırız bu, kitabın çoğu yerinde de
belgelerle ve bilimsel yöntemlerle ispat edildi. Bu
durumda şu soru çıkıyor karşımıza: Dünyayı ve insanı
anlamak için Aydınlanma Çağı'ndan beri temel kaynak
olarak kabul edilen materyalist tarih ve bilim anlayışı
ve bunların üzerine inşa edilen dünya görüşü ne denli
geçerlidir?
Allah Kuran'da bizlere, mikrokosmosdan evrenin oluşumuna,
canlıların ve doğanın dengesinden insan vücuduna kadar
sayısız konuyu 1400 sene öncesinden, bilimin ancak günümüzde
keşfedebildiği biçimiyle haber vermiştir. Aynı şekilde
Allah, Kuran'da geçmişte yaşayan toplumların hayatlarından
örnekler vererek, insan ve toplum psikolojisi ve bazı
sosyolojik gerçekler hakkında da bilgi edinmemizi sağlar.
Kuran'da en çok üzerinde durulan toplumlardan birisi
ise, İsrailoğulları yani Yahudi toplumudur. Özellikle
Hz. Musa'nın hayatının anlatıldığı kıssalarda, İsrailoğulları'nın
yaşadığı olaylar, bu olaylar karşısında gösterdikleri
tepkiler ve bu toplum içinde yer alan bazı kimselerin
tavır ve ahlak bozuklukları anlatılmıştır. İsrailoğulları
arasında Allah'ın sınırlarını tanımamaya yatkın, kendilerini
tüm diğer toplumlardan üstün gören, bu nedenle de diğer
insanları sömürmekte ve onlara eziyet etmekte bir sakınca
görmeyen kimselerin olduğu Kuran'da bize bildirilen
bir gerçektir.
Bununla birlikte, Allah Kuran'da yeryüzünde "şer"rin
temsilcisi olan organize bir gücün de var olduğunu ve
var olacağını da bildirmiştir. Özellikle Müslümanlara
karşı düşmanca tavır alan bu "organize güç odakları",
çoğu zaman "kavmin önde gelenleri", olarak ifade edilen
elitler arasında yer almaktadır, ki bu tanım masonluk
ve benzeri örgütlere çok uymaktadır. (En doğrusunu Allah
bilir.) Bu konudaki ayetlerden bazıları şöyledir:
Böylece Biz, her ülkenin önde gelenlerini,
orada hileli düzenler kursunlar diye, oranın suçlu günahkarları
kıldık. Oysa onlar, hileli düzeni ancak kendilerine
kurarlar da bunun şuuruna varmazlar. (En'am Suresi,
123)
... Kötülüğü örgütleyip düzenleyenler
ise; onlar için şiddetli bir azab vardır... (Fatır Suresi,
10)
Doğrusu onlar hileli bir düzen planlayıp-kuruyorlar.
(Tarık Suresi, 15)
Ayrıca Kuran'da Enfal Suresi'nin 18., Rad Suresi'nin
33., Rad Suresi'nin 42., İbrahim Suresi'nin 46., Neml
Suresi'nin 50., Sebe Suresi'nin 33., Tur Suresi'nin
42., Nuh Suresi'nin 22., Tarık Suresi'nin 15. ayetinde
ve daha pek çok ayette "hileli düzen kurucuları"ndan
bahsedilmektedir.
İşte bu kitapta amaçlanan, bu ayetlerle bildirilen
gerçeklerin, örnekleriyle ve delilleriyle ortaya konmasıdır.
Unutulmamalıdır ki, Kuran'da bildirilen haberler, tüm
zamanlar ve mekanlar için geçerlidir. Allah Kuran'da
bildirdiği kıssalar ile bizlere huzurlu ve güvenli bir
hayat için alınması gereken tedbirleri, kimlerin böyle
bir dünya düzeninin karşısında yer aldığını, bu kişilerin
karakteristik özelliklerini ve ne gibi yollara başvurabileceklerini
bildirmiştir. Buna rağmen, bu gerçek İslam'ı tanımayanlar
ve Kuran hakkında eksik bilgiye sahip olanlar tarafından
tam anlamıyla anlaşılamaz. Bu kişilerin Kuran hakkındaki
yanlış zanları ise bir ayette şu şekilde belirtilmiştir:
Ona ayetlerimiz okunduğu zaman: 'Geçmişlerin
masallarıdır' dedi. Asla, hayır; onların kazanmakta
oldukları kalpleri üzerinde pas tutmuştur. Hayır; gerçekten
onlar, Rablerinden perdelenerek yoksun tutulmuşlardır.
(Mutaffifin Suresi, 13-15)
Bu kavrayış eksikliğinin en önemli nedenlerinden birisi,
söz konusu kişilerin Allah'ı gereği gibi takdir edememeleri
ve kader gerçeğini bilmemeleridir. Geçmişte yaşanan
ve geleceğe dair her olay yalnızca Allah'ın takdir ettiği
kader ile gerçekleşmektedir. Tarih boyunca yaşamış ve
gelecekte yaşayacak olan tüm toplumları, bütün eylemleri,
kültürel değerleri, düşünceleri, tepkileri, kuruluş
ve yıkılış tarihleri ile birlikte yaratan Allah'tır.
Dolayısıyla, Allah bize Kuran'da geçmiş toplumlardan
örnekler verirken, benzer durumların günümüzde veya
gelecekte de yaşanabileceğini bildirmekte, bu muhtemel
durumlar karşısında en akılcı ve en uygun tepkinin ne
olduğunu göstermektedir.
'Antisemitizm', 'anti-Siyonizm'?...
Yukarıda sözünü ettiğimiz "İsrailoğulları" faktörünü
incelerken çok önemli bir kavram kargaşasının üzerinde
biraz durmak, antisemitizm (Yahudi aleyhtarlığı) ve
anti-Siyonizm (Siyonizm karşıtlığı) arasındaki büyük
farkı belirlemek zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.
Antisemitizmi, "iyi olsun kötü olsun, Yahudilere ait
olan ve Yahudilerin ürettiği herşeye karşı olmak" şeklinde
tanımlayabiliriz. Hiçbir temele dayanmayan bir genellemeyi
yansıtan bu görüş, yaşlı-genç, dindar-dinsiz, masum-suçlu
ayrımı yapmadan tüm Yahudileri "düşman" olarak kabul
eder.
Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi, Müslümanlar
için önemli olan Allah'ın Kuran'da bu konuda bize ne
emrettiğidir. Allah Kuran'da, ne Yahudilere ne de başka
bir topluma karşı, yalnızca ırkı nedeniyle düşmanca
veya öfkeli bir tutum sergilenmesini kesin olarak yasaklamıştır.
İnsanları Allah katında üstün kılan özellikleri, ne
ırkları ne de dünya hayatındaki konumlarıdır. Allah
katında üstünlük yalnızca takvaya göredir. Bununla birlikte
Müslümanların bir topluma karşı buğz etmeleri ancak,
o toplumun mazlum insanlara açıkça zulmettiği, acımasızca
baskı uyguladığı durumlar için geçerli olabilir. Ki
böyle bir durumda vicdan sahibi her insan, haksızlığa
karşı hakkın ve doğrunun yanında yer almakla yükümlüdür.
Üstelik Müslümanlar, böyle bir kızgınlık duysalar bile,
bu kişilere karşı da adil davranmakla ve onları en güzel
üslupla doğruya ve güzele davet etmekle sorumludurlar.
Dolayısıyla bu kitapta amacımız, Siyonizmin aldatmacalarına
kapılmış Yahudilere, "biz üstün bir ırkız" gibi bir
yanılgıya kapılarak, kendilerini diğer insanlardan ayırma
yanlışına düştüklerini göstermek, onları bu ırkçı ideolojiden
vazgeçmeye davet etmek, bu sapkın inanışın neden olduğu
zararları, döktüğü kanların bilançosunu ortaya koymak
olacaktır.
Ne var ki geçmişte olduğu gibi günümüzde de Siyonizmin
acımasız ve vahşi uygulamalarını eleştiren pek çok insan,
çoğu zaman antisemit olmakla suçlanmaktadır. Öyle ki,
kendileri de İsrail vatandaşı veya Yahudi olmalarına
rağmen, Siyonizmi eleştiren kimseler ihanetle itham
edilmektedirler. Aslında antisemitizm ile anti-Siyonizmi
aynı şeyler gibi göstermek "Siyonist" Yahudilerin önemli
bir taktiğidir. Dünyaca ünlü dil bilimci, Yahudi fakat
"anti-Siyonist" yazar Noam Chomsky, "antisemitizm" ile
"anti-Siyonizm"in eş tutularak eleştirilerin nasıl susturulduğunu
şöyle anlatmaktadır:
"Antisemitizm suçlamalarına başvurulması,
İsrail'e yönelik eleştirileri susturmak için çok sık
kullanılan ve çoğunlukla da etkili bir yöntemdir. İşçi
Partili saygın İsrailli diplomat Abba Eban bile 'Yahudi
olmayan dünya ile diyaloglarımızda ana görevlerden biri
anti-Siyonizm ile antisemitizm arasında hiçbir ayrım
olmadığını göstermektir' diye yazabilmektedir." (Kader
Üçgeni, Noam Chomsky, sf. 41)
Uluslararası Yahudi organizasyonu B'nai B'rith de (yine
aynı taktik gereği) antisemitizmin anti-Siyonizmle aynı
anlama geldiğini iddia etmektedir:
"B'nai B'rith bugün antisemitizmin anti-Siyonizmle
aynı anlama geldiğini varsaymaktadır. Dolayısıyla İsrail'in
eleştirilmesi antisemitizmin yeni bir biçimi olarak
görülmektedir." (Kader Üçgeni, Noam Chomsky, sf. 41)
Bizim amacımız da Siyonizmin yanılgılarını ve çarpıklıklarını
gösterebilmek, samimi Yahudilerin kendilerine verilmiş
olan yanlış telkinlere aldanmadan, İslam'ı ve Müslümanları
en doğru şekilde değerlendirmelerini sağlayabilmektir.
Bu çağrı İslam ahlakının hoşgörüsü altında asırlardır
birarada yaşadığımız Yahudi vatandaşlarımıza yapılmaktadır.
İsrail'in işlediği insanlık suçlarının, ülkemizdeki
Musevi vatandaşlarımız veya dünyanın herhangi bir yerindeki
Musevi cemaati ile hiçbir şekilde ilişkilendirilemeyeceği
herkes tarafından çok iyi bilinmelidir. Müslümanlar,
kendileriyle pek çok yönden ortak bir inancı ve ahlak
anlayışını savunan Musevilere kuşkusuz saygıyla ve dosktça
yaklaşmakla yükümlüdürler. Eleştirilmesi gereken Yahudi
inancı, Yahudi gelenekleri, Yahudi kültürü değil, bu
inancı ve kültürü dejenere ederek saldırgan bir siyasi
ideoloji haline getirmek isteyen ırkçı Siyonist ideolojidir.
Komplo Teorileri Üzerine...
Üzerinde durulması gereken bir diğer konu da "komplo
teorileri"dir. Bu kitapla benzer konuları ele alan yayınlarda,
Siyonizmin, İsrail'in, ABD'nin herhangi bir "manipülasyon"u,
olaylar üzerindeki herhangi bir yönlendirmesi ortaya
konduğunda, kimi çevreler hemen, "komplo teorileri üretmekle
bir yere varılamayacağını, hayali düşmanlar oluşturmamak
gerektiğini" bildirmektedirler. Olayların ardında bazı
güç odaklarının bulunabileceğini düşünmek, bunların
var olup olmadığına dair araştırma yapmak, "bilim dışı"
bir saplantı, hatta bir tür "paranoya" olarak değerlendirilmektedir.
Gerçekten de tüm dünyayı bir "komplolar sergisi" olarak
değerlendirmek doğru değildir. Ayrıca şimdiye dek, Türkiye
dahil sayısız ülkede, Siyonizm ve masonluk konularında
tamamen "hayal ürünü" olarak nitelendirilebilecek şeyler
yazıldığını görmemek de mümkün değildir. Hiçbir gerçekçi
kaynağa dayanmadan, yalnızca fanatik, antisemit duygularla
yazılan bu tür kitaplar, aslında daha çok karşı olduklarını
ilan ettikleri çevrelerin işine yaramaktadır. Okumakta
olduğunuz bu kitapta yer alan anlatımlar ise, tamamen
bilimsel yöntemlerle, derinlemesine yapılan araştırmalar
sonucunda ortaya kondu.
 |
Bunun yanı sıra şunu da vurgulamak gerek; biz bu kitapta
olayları incelerken söz konusu olayların sosyolojik,
kültürel boyutlarının varlığını yok saymadık. Örneğin
"Güneydoğu sorunu"nu incelerken, olayın kültürel, ekonomik,
sosyolojik yönleri olduğunu görmezden gelmedik. Ama
bu kitabın konusu gereği, "politik" boyutunu inceledik,
olayda rolü kesinlikle azımsanamayacak olan "dış güçler
faktörü"ne yeni bir bakış açısı kazandırmaya, "İsrail
faktörü"nü de gündeme getirmeye çalıştık. Sorunun çözümü
ise elbette "dış güçler" faktörünü doğru tespit etmekten
ve bunun yanında bölge halkının devlete bağlılığını
pekiştirecek pek çok kültürel, ekonomik hamle gerçekleştirmekle
mümkün olabilecektir.
Siyaset bilimciler bilir ki, politikada hiçbir şey
hesapsız olmaz. Politik bir eylem yapmak aslında son
derece kolaydır. Önemli olan doğru şartlarda, doğru
zamanda, doğru "manivela"nın kullanılmasıdır. Örneğin,
gerekli sosyolojik ve ekonomik şartlar oluştuktan sonra,
hedefe uygun birkaç provokasyonla savaş çıkarmak çok
kolaydır. Eğer siyasette yalnız "görünen"le yetinirsek,
İran-Irak Savaşı'nın Şatt-ül Arap meselesinden çıktığına
ya da dünyanın pek çok köşesinde yaşanan çatışmaların
"demokrasi aşkı" uğruna yaşandığına inanmamız gerekir.
Oysa dünya siyaseti sistemsiz gelişmez, bu başlı başına
bir bilim dalıdır. Pek çok strateji kuruluşu dünyayı
yönlendirmek için vardır. Bunların belirlediği stratejilerin
olaylardaki rolünü göz ardı etmek, objektiflik veya
bilimsellik değil neredeyse bir tür "saflık" olacaktır.
Ancak yanlış bir tür "komplo teorisi" mantığı da geliştirmek gerekir. Tüm olayları yaratanın Allah olduğu gerçeğini unutup, olayların birtakım sahte ilahlar tarafından kontrol edildiğini zannetmekte son derece yanlış bir bakış açısıdır. Allah evreni ve evrendeki tüm varlıkları belirlenmiş
bir kader ile yaratmıştır. Ve insan doğruya ancak bu
gerçeği kavradığında ulaşır.
Gerçekte ise Siyonizm, masonluk ve benzeri "güç odakları"ndan
söz ederken, bu güç odaklarının gücünün, Allah'ın tayin
ettiği kader ile belirlenmiş bir güçten ibaret olduğunun
bilinmesi gerekir. Allah'ın Kuran'da bize bildirdiği
gibi, "hayır ve şerrin hepsi Allah'ın emri ile" gerçekleşmektedir.
Allah bu konuda ayetlerde şu şekilde buyurmaktadr:
Böylece Biz, her ülkenin önde gelenlerini,
orada hileli düzenler kursunlar diye, oranın suçlu günahkarları
kıldık. Oysa onlar, hileli düzeni ancak kendilerine
kurarlar da bunun şuuruna varmazlar. (Enam Suresi, 123)
Biz, bir ülkeyi helak etmek istediğimiz
zaman, onun 'varlık ve güç sahibi önde gelenlerine'
emrederiz, böylelikle onlar onda bozgunculuk çıkarırlar...
(İsra Suresi, 16)
Ayetlerde belirtilen "kıldık" ya da "emrederiz" ifadeleri,
hileli düzenleri -ya da komploları- yapanlar olacağını,
fakat bunların İlahi kaderin dışında olmadığını bildirmektedir.
Bu nedenle bazı "önde gelenlerin", "hileli düzenler"
kurduğunu tespit etmek onların değil, asıl Rabbimizin
iradesinin hakimiyetini açıkça göstermektedir.
Dileğimiz, Allah'ın "Onlar sözü
dinlerler ve en güzeline uyarlar." (Zümer Suresi, 18)
ayetiyle bildirdiği gibi, önyargısız bir
ortamda, her sözün dinlenmesi ve en güzelinin kabul
edilmesidir.
|