|
GİRİŞ
KABALA'NIN GİZEMİ
İsrailoğuları'nın Mısır'dan çıkışı, dünya tarihinin
önemli dönüm noktalarından biri olarak kabul edilebilir.
Bundan tahminen 3.200 yıl önce gerçekleşmiş olan bu
olay, günümüze kadar uzanan bazı akımların da çıkış
noktasıdır.
Bu konuda bize en güvenilir bilgileri veren kaynak
ise, Allah'ın insanlara yol gösterici olarak indirdiği
son İlahi kitap olan Kuran-ı Kerim'dir.
Kuran'da İsrailoğulları'nın Hz. Musa önderliğinde Mısır'dan
çıkarak Firavun zulmünden kurtulmaları detaylı olarak
anlatılır. Firavun, köle olarak çalıştırdığı İsrailoğulları'nı
serbest bırakmaya yanaşmamış, ancak Allah'ın Hz. Musa'ya
verdiği mucizeler ve Firavun kavmine gönderdiği felaketler
karşısında zayıf düşmüş, İsrailoğulları da bu sayede
toplanıp Mısır'dan bir gecede topluca göçe başlamışlardır.
Ardından Firavun'un saldırısı gelmiş ve Allah Hz. Musa'ya
verdiği mucizelerle İsrailoğulları'nı kurtarmıştır.
İsrailoğulları'nın Mısır'dan çıkışı hakkında Kuran'da
açıklanan önemli gerçeklerden biri ise, İsrailoğuları'nın,
Hz. Musa vesilesiyle Firavun zulmünden kurtarılmış olmalarına
rağmen, Allah'a ve dinine karşı isyankar davranmalarıdır.
İsrailoğulları, Hz. Musa tarafından kendilerine tebliğ
edilen tevhid dinini bir türlü kavrayamamış, sürekli
olarak putperestliğe eğilim göstermişlerdir.
Kuran'da İsrailoğulları'nın bu sapkın anlayışı şöyle
anlatılır:

Kabalizmde herşey gizli
semboller ve işaretlerle anlatılır. Yukarıdaki tablo
da bu gizemli anlatımın bir örneğidir. |
İsrailoğulları'nı denizden geçirdik.
Putları önünde bel büküp eğilmekte olan bir topluluğa
rastladılar. Musa'ya dediler ki: "Ey Musa, onların ilahları
gibi, sen de bize bir ilah yap." O: "siz gerçekten cahillik
etmekte olan bir kavimsiniz" dedi. Onların içinde bulundukları
şey (din) mahvolucudur ve yapmakta oldukları şeyler
de geçersizdir. (Araf Suresi, 138-139)
İsrailoğulları'nın bu sapkın eğilimi Hz. Musa'nın uyarılarına
rağmen devam etmiş ve Hz. Musa'nın kendilerinden ayrılıp
Tur Dağı'na tek başına gitmesi üzerine iyice ortaya
çıkmıştır. Samiri adlı kişi Hz. Musa'nın yokluğundan
yararlanarak ortaya çıkmış, İsrailoğulları'nın putperest
eğilimlerini körükleyerek kavmi, bir buzağı heykeli
yapıp ona tapınmaya ikna etmiştir:
Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça
kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz
size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) söz
(ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize
kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana
verdiğiniz sözden caydınız?"
Dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden
kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının)
süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları
(ateşe) attık, böylece Samiri de attı."
Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli
döküp çıkardı, "İşte, sizin ilahınız ve Musa'nın ilahı
budur; fakat (Musa) unuttu" dediler. (Taha Suresi, 86-88)
Peki acaba neden İsrailoğulları'nda put yapıp ona tapınmak
gibi garip bir eğilim vardır? Bu eğilimin kökeni nedir?
Daha öncesinde böyle bir putperest inanca sahip olmayan
bir toplumun bir anda aniden bir put yapmak ve ona tapınmak
gibi son derece saçma bir eyleme girişmeyeceği açıktır.
Bunu, ancak putperestliği doğal karşılayan, bu saçma
inancı benimsemiş insanlar yapabilir.
Oysa İsrailoğulları, ataları olan Hz. İbrahim'den itibaren
hep tek İlaha iman etmiş bir kavimdir. "İsrailoğulları"
ifadesi, Hz. İbrahim'in torunu olan Hz. Yakub'un oğullarını
ve onlardan gelen Yahudi soyunu ifade eder. İsrailoğulları,
ataları Hz. İbrahim, Hz. İshak ve Hz. Yakup'tan tek
Allah'a iman etmeye dayalı tevhid inancını miras almış
ve korumuşlardır. Hz. Yusuf'la beraber Mısır'a girmişler,
burada uzun zaman yaşamışlar, ama Mısır'ın putperest
dinine rağmen tevhid inancını muhafaza etmişlerdir.
Hz. Musa kendilerine geldiğinde de, İsrailoğulları'nın
tek Allah'a iman eden bir kavim oldukları Kuran'daki
kıssalardan anlaşılmaktadır.
Peki bu durumda İsrailoğulları'nın, hem de Hz. Musa
tarafından kendilerine gösterilen pek çok mucizenin
ardından, bir anda kolayca putperestliğe eğilim göstermelerinin
nedeni ne olabilir?
Bunun tek açıklaması, İsrailoğulları'nın, her ne kadar
tevhid dini üzerine yaşayan bir toplum olsalar da, çevrelerindeki
putperest kavimlerden etkilenmeleri, Allah'ın kendileri
için seçtiği din yerine putperestliğe özenmeleridir.
Konuyu tarihsel kayıtların eşliğinde incelediğimizde,
İsrailoğulları'nı etkileyen putperest kültürün, uzun
devirler içinde yaşadıkları Eski Mısır olduğunu görürüz.
Bizi bu sonuca götüren önemli bir gösterge, Hz. Musa
Tur Dağı'nda iken İsrailoğulları'nın saparak tapındıkları
"böğüren buzağı heykeli"nin, aslında Mısır'daki Hathor
ve Aphis adlı putların bir taklidi oluşudur. Hıristiyan
araştırmacı Richard Rives, "Too Long in the Sun" (Güneş
Altında Uzun Süre) adlı kitabında şöyle yazar:
"Mısır'ın boğa ve inek putları, yani Hathor ve Aphis,
güneşe tapınmanın sembolleriydiler. Bu putlara tapınılması,
Mısır'ın güneşe tapınma konusundaki uzun tarihinin sadece
bir parçasını oluşturuyordu. Sina Dağı'ndaki (İsrailoğulları'nın
tapındığı) altın buzağı ise, orada kutlanan bayramın
güneşe tapınmayla ilgili olduğunu gösterir.".
Mısır'ın putperest dininin İsrailoğulları üzerindeki
etkisi pek çok değişik aşamada ortaya çıkmıştır. Başta
da belirttiğimiz gibi, putperest bir kavimle karşılaştıklarında
hemen bu sapkın inanca eğilim göstermiş ve ayette haber
verildiği üzere, "Ey Musa, onların
ilahları gibi, sen de bize bir ilah yap" demişlerdir.
(Araf Suresi, 138-139) Hz. Musa'ya karşı söyledikleri,
"Ey Musa, biz Allah'ı apaçık görünceye kadar sana inanmayız"
(Bakara Suresi, 55) şeklindeki söz de, Mısır'ın
putperest dininde olduğu gibi "gözle görülen", yani
maddi varlıklara (putlara) tapmak istediklerini göstermektedir.
İsrailoğulları'nın burada özetlediğimiz Eski Mısır
kaynaklı putperest eğilimi son derece önemlidir ve bize
Tevrat'ın tahrifi ve Kabala'nın kökenleri konusunda
önemli bir bakış açısı sunmaktadır. Bu iki konuyu yakından
incelediğimizde, her ikisinin de kaynağında Eski Mısır'ın
putperest ve materyalist dininin izlerini görürüz.
Eski Mısır'dan Kabala'ya
MÖ 1000 yılına ait bir plaka.
Eski Mısır öğretilerinin Yahudi gelenekleri kadar
masonik öğretiler üzerinde de büyük etkisi vardır.
Masonluğun en önemli sembolerinden olan 'göz' sembolü,
Mısır yapıtlarında da sıkça kullanılmaktadır. |
İsrailoğulları henüz Hz. Musa hayatta iken dahi Eski
Mısır'da gördükleri putların benzerlerini yapıp onlara
tapınmaya başlamışken, Hz. Musa'nın vefatının ardından
daha ileri sapmalara kaymaları zor olmamıştır. Kuşkusuz
tüm Yahudiler için aynı şey söylenemez, ama aralarından
bazıları Mısır'ın putperest kültürünü yaşatmış, dahası
bu kültürün temelini oluşturan Mısır rahiplerinin (Firavun
büyücülerinin) öğretilerini sürdürmüş, bu öğretileri
Yahudiliğin içine sokarak onu tahrif etmişlerdir.
Eski Mısır'dan Yahudiliğe devrolunan öğreti, Kabala'dır. Kabala da, aynı Mısır rahiplerinin sistemi gibi, ezoterik
(gizemli) bir öğreti olarak yayılmış ve yine Mısır rahipleri
gibi temelde büyü ile ilgilenmiştir. Ünlü Yahudi araştırmacı
Shimon Halevi, "Kabala, Tradition of Hidden Knowledge"
(Kabala, Gizli İlmin Geleneği) adlı kitabında Kabala'yı
şöyle tanımlamaktadır:
"Pratikte Kabala, kötülüklerle ilgilenmenin yolu ve
semboller yoluyla psikolojik dünya üzerinde güç kazanmanın
tehlikeli bir sanatı ve büyüye dayalı bir formudur."
Kabala'nın en önemli özelliği, büyü ile yakından ilgili
olmasıdır. Kabala'yı tanıtan en tanınmış kitaplardan
biri "Die Kabala" (Von Papus) da, Kabala-büyü ilişkisini
şöyle vurgular:
"Kabala'nın teorisi, büyünün genel teorisine bağlanır."
Kabala'nın dikkat çekici bir yönü ise, Tevrat'taki
yaratılış anlatımından çok farklı bir anlatım içermesi,
Eski Mısır'ın maddenin sürekliliğine dayalı materyalist
görüşünü korumasıdır. Türk masonlarından Murat Özgen
Ayfer bu konuda şunları yazmaktadır:
"Tevrat'ın ortaya çıkışından çok daha eski bir tarihte
oluşturulmuş bulunduğunu göstermektedir. Kabala'nın
en önemli bölümü, evrenin oluşturulmasına ilişkin kuramıdır.
Bu kuram, teist dinlerde benimsenen yaratılıştan pek
farklıdır. Kabala'ya göre, yaratılışın başlangıcında,
"daireler" ya da "yörüngeler" anlamına gelen ve SEFİROT
olarak anılan, hem özdeksel (maddi) hem de tinsel (manevi)
nitelikli oluşumlar doğmuştur. Bunların toplam sayısı
32'dir; ilk onu Güneş Sistemi'ni, diğerleri ise uzaydaki
öteki yıldız kümelerini temsil ederler. Kabala'nın bu
özelliği, eski astrolojik inanç sistemleriyle yakın
bir bağlantısının bulunduğunu ortaya koyar... Böylece
Kabala, Yahudi dininden bir haylice uzaklaşır; Doğu'nun
eski gizemci inanç sistemleriyle... çok daha bağdaşır."
(Masonluk Nedir ve Nasıldır?, Murat Özgen Ayfer, İstanbul,
1992, s. 298-299)
Eski Mısır'ın materyalist, büyüye dayalı ezoterik öğretilerini
devralan Yahudiler, Tevrat'ın bu konudaki yasaklamalarını
tamamen göz ardı ederek, diğer putperest kavimlerin
büyü ritüellerini de benimsemişler ve böylece Kabala
Yahudiliğin içinde ama Tevrat'a muhalif bir mistik öğreti
olarak gelişmiştir. İngiliz yazar Nesta H. Webster "Ancient
Secret Tradition" (Antik Gizli Gelenek) adlı makalesinde,
bu konuyu şöyle açıklar:
"Büyücülük,
bildiğimiz kadarıyla, Filistin'in İsrailoğulları tarafından
işgal edilmesinden önce, Kenanlılar tarafından uygulanıyordu.
Mısır, Hindistan ve Yunanistan da kendi kahinlerine
ve büyücülerine sahipti. Musa Yasası'nda (Tevrat'ta)
büyücülük aleyhinde yapılmış lanetlemelere karşı, Yahudiler,
bu uyarıları göz ardı ederek, bu öğretiye kendilerini
bulaştırdılar ve sahip oldukları kutsal geleneği, diğer
ırklardan aldıkları büyüsel düşüncelerle karıştırdılar.
Aynı zamanda Yahudi Kabalası'nın spekülatif yönü, Perslerin
büyücülüğünden, neo-Platonizm'den ve yeni Pisagorculuk'tan
etkilendi. Dolayısıyla, Kabala karşıtlarının, Kabala'nın
saf bir Yahudi kökenden gelmediği şeklindeki itirazlarının
haklı temeli vardır." (Ancient Secret Tradition, Secret
Societies And Subversive Movements, Nesta Webster, Boswell
Publishing Co., Ltd., London, 1924)
Kuran'da bu konuya işaret eden bir ayet bulunmaktadır.
Allah, İsrailoğulları'nın, kendi dinlerinin dışındaki
kaynaklardan şeytani büyü öğretileri öğrendiklerini
şöyle haber vermektedir:
Ve onlar, Süleyman'ın mülkü (nübüvveti)
hakkında şeytanların anlattıklarına uydular. Süleyman
inkâr etmedi, ancak şeytanlar inkâr etti. Onlar, insanlara
sihri ve Babil'deki iki meleğe Harut'a ve Marut'a indirileni
öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: "Biz, yalnızca bir fitneyiz,
sakın inkâr etme" demedikçe hiç kimseye öğretmezlerdi.
Fakat onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı.
Oysa onunla Allah'ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar
veremezlerdi. Buna rağmen kendilerine zarar verecek
ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı. Andolsun
onlar, bunu satın alanın, ahiretten hiçbir payı olmadığını
bildiler; kendi nefislerini karşılığında sattıkları
şey ne kötü; bir bilselerdi. (Bakara Suresi, 102)
Ayette bazı Yahudilerin, ahirette kayba uğrayacaklarını
bilmelerine rağmen, büyü öğrendikleri ve uyguladıkları
haber verilmektedir. Yine ayetteki ifadeyle, söz konusu
Yahudiler, bu şekilde Allah'ın kendilerine indirdiği
şeriattan sapmış ve putperestlerin kültürüne (büyü öğretilerine)
özenerek "kendi nefislerini satmış", yani imandan vazgeçmişlerdir.
Bu ayette haber verilen gerçek, Yahudi tarihindeki
önemli bir mücadelenin de ana hatlarını göstermektedir.
Bu mücadele, Allah'ın Yahudilere gönderdiği peygamberler
ve bu peygamberlere itaat eden mümin Yahudiler ile,
Allah'ın emirlerine isyan eden, çevrelerindeki putperest
kavimlere özenerek Allah'ın şeriatı yerine onların inanç
ve kültürlerine eğilim gösteren sapkın Yahudiler arasındadır.
İşin ilginç yanı, bu mücadaleye bazı Yahudi olmayan
kimselerin de katılmasıdır. Kabala ve ona dayalı pagan
öğretiler, sadece Yahudiler içinde değil, Yahudi olmayanlar
arasında da yankı bulmuştur.
Bu Yahudi olmayan Kabala hayranlarının örgütü ise,
masonluktur.
Masonluğun Felsefesi Kabala
Masonluk felsefesi üzerinde de Kabala'nın etkisi yoğun
olarak görülür. Bu konu masonik dergi ve kitaplarda
üstü kapalı olarak anlatılır. Örneğin Amerikan masonluğunun
yayın organı New Age dergisi, Kabala ile masonluk arasındaki
bağlantıyı şöyle dile getiriyor:
"Kabala, bilinç altının kapılarını açan ve ruhu saran
manevi değerlerinin dışarı çıkmasını sağlayan anahtardır.
Masonluk, onu insanın yaşamı anlaması için gerekli görür."
(New Age, sf.31)

Masonluk felsefesi Kabala
ile doğrudan ilişkilidir. Solda Kabalistik bir
şeytan figürü olan Lucifer'i sembolize eden resim
görülmektedir. Yukarıdaki sefirot şeması ise, masonlukta
da kullanılan önemli sırlardan biridir. |
"Masonlar ana düşüncelerini ve belirgin sembollerini
Kabala'dan almışlardır. Amblemlerin pek çoğu da Kabala
kaynaklıdır. Örneğin; Jakin ve Boaz sütunları Kabalist
bir eser olan Chearé Ora'dan alınmıştır. Masonluğun,
Kabala'nın felsefesiyle olan çok büyük benzerliği çok
yerde belirtilmiştir." (La Kabbala, Henri Seronya)
|

Yahudiler tarafından kutsal
olarak kabul edilen Süleyman Tapınağı'nın masonlukta
da çok özel bir yeri vardır. Yanda görülen tapınak
şemasındaki sembollerin hemen tamamına mason localarında
da sıkça rastlanır.
|
Türk mason kaynakları da bu bağlantıyı aynı çarpıcılıkta
işlerler:
"Görüyoruz ki, Kitab-ı Mukaddes'in haricinde Yahudiliğin
gizli bir ananesi, bir geleneği (Tradition Orale-Kabbala)
vardır. Ve yalnız buna vakıf olanlar, Kitab-ı Mukaddes'in
hakiki manasını anlayabilirler. Biz de bu gelenek (Kabala)
etrafında teessüs eden (kurulan), yüksek felsefeyi hülasa
etmeye çalışıyoruz." (Selamet Mahfili, 4. Konferans,
sf.48)
Fakat bu sır çok az masonun bildiği gerçektir. Masonluğa
yeni giren birisini derece derece eğiten masonlar, Kabalist
felsefeyi ona yavaş bir şekilde aşılarlar. 33 derece
içinde giderek yükselen mason, öğrendiği felsefenin
Kabala olduğunu çok sonraları öğrenir. Masonların deyimiyle
"ışık, uykulu gözlere yavaş yavaş verilir."
Bir masonun özelikle 27. dereceyi aşabilmesi için tüm
inançlarını ve dünya görüşünü masonluk prensiplerine
uydurmaya kesin olarak karar vermiş olması gerekmektedir.
Çünkü bu dereceden sonra masonluk bambaşka bir şekle
bürünür. Bundan sonra mason, gizli bir eğitime alınır.
Hayatın, Kabala'da yer alan mistik şifre sistemleriyle
yorumu yapılır. Her türlü kavram yerini tamamen Kabala
esaslı sembol ve simgelere bırakmıştır. Kabala'nın en
belirgin özelliği olan büyü, bu aşamada devreye girer.
Masonlukta Büyü
Kabala'yı felsefelerinin temeli edinen masonlar, elbette
büyü ile ilgilenmektedirler. Ancak çok üst dereceli
masonların bildiği ve katıldığı büyü ayinleri masonlukta
büyük önem taşır:
"İnisyatik ve hermetik gelenek içinde yer alan masonluğun
geniş manadaki büyücülükle bir yakınlığı vardır." (Tarihte
ve Günümüzde Masonluk, Paul Naudon, sf.186)
|

Kara büyü ve mistisizm
masonluğun ayrılmaz bir parçasıdır. Masonlukta
kullanılan üçgen ve ters üçgen, beş köşeli yıldız
gibi sembollerin kullanıldığı yandaki tablo, masonik
kaynaklarda önemli bir yer tutar. Masonluk, yeryüzünü
karanlık güçlerin idare ettiği gibi sapkın bir
inanışa sahiptir ve bu karanlık güçlerle bağlantıya
geçebilmek masonlar için önemli bir idealdir.
|
Çırak, Kalfa, Usta isimli mason yayınında, masonik
yemin töreni şöyle anlatılır:
"Tören üç kısımdan oluşur: Yakarma, söz verme, lanetleme.
Yakarma: Masonik ilahlara ve şeytani kuvvetlere, yemin
garantisi olarak çağırıda bulunur. Söz verme: şeytana
verilen yeminin konusudur. Lanetleme: yeminin tutulmaması
halinde uygulanacak ölüm cezasıdır." (Çırak, Kalfa,
Usta, sf.40)
Masonlukta şeytan karanlığı aydınlatan bir güç olarak
tasvir edilir:
"Şeytanın feneri ulaşacağın yerdeki karanlığı aydınlatır."
(Mason Dergisi, s.29, sf.23)
Masonluk, Kabala'nın prensipleri doğrultusunda, kara
ayin denilen törenleri, felsefesinin en önemli unsurlarından
saymaktadır."Masonluğun bazı kolları evreni etkilemek
için büyücülüğün icrasını kendilerine amaç edinmişlerdir."
(Tarihte ve Günümüzde Masonluk, Paul Naudon, sf.186)
Masonik kaynaklarda anlatıldığına göre, masonlukta
33. dereceye gelecek kişide aranılan en önemli özelliklerden
biri, medyumluğa olan yatkınlığıdır. 7 yılda bir, 7.
ayın 7. gününde 7 büyük locadan 7 medyum üstadın katılımıyla
toplantılar yapılır.
Masonluğun bilenen sembollerinin haricinde, sadece
büyü törenlerine has tütsü, cam küre gibi malzemeler
toplantının dekorunda yer alır. Masanın üzerine bir
keçi kafatası konur. 7 kollu şamdanın 7 mumu yakıldıktan
sonra seans başlar. Kabala'daki büyülü kelimeler dakikalarca
tekrarlanır. Tören sırasında kimse konuşmaz, birbirine
bakmaz dikkat dağıtacak en ufak bir hareket yapılmaz.
Bu ayinler masonların dış dünyadan en çok gizlemeye
çalıştıkları sırlarından birisidir. Düşük dereceli masonlardan
hiçbirisinin bu ayinlerden haberi olmaz.
Şeytana tapınma ayinlerinin bir masona açıklanması
için, masonların deyimiyle masonik ilkelerle, iyice
yoğrulmuş olması gerekir. Ancak yeterli "olgunluğa"
geldiğinde kendisine bu sır verilir.

Kabalistler trans halinde
ayin yaparken |
 
Kara
büyüde kullanılan sefirot |
Masonların locada
dizilişi |
Yahudi Büyücü
Eliphas Levi tarafından çizilmiş olan
şeytan tasviri. Şeytan'ın kucağında ünlü
Yahudi sembolü "sütuna sarılı yılan" ve
başında beş köşeli yıldız. |
Masonluk Kabala'daki sembollerin
birçoğunu aynen almıştır. Bunların içinde
en önemlisi Sefirot denilen şifresel grafiktir.
Kabalist felsefenin şematik özeti olan bu
çizim, hem mason hem de kara büyü kaynaklarında
geçer. Sefirot ayrıca locada oturuş şeklini
belirler. Masonların loca dizilişi, bu modele
göre uygulanmaktadır.
|
|
|
Masonik felsefeye göre
evrenin gizemi; dairenin ortasında yer alan dünya
'gerçek locayı' simgeliyor. Dairenin çevresinde
yer alan diğer sembollerin her biri ise, masonik
felsefede sırlarla dolu anlamlar taşıyorlar.
|
|

Aşağıda yer alan figür, simyacıların
önemli çalışmalarından biri. Orta Çağ'da bir tür
büyü olarak kabul edilen simyanın, gelişim merkezinin
mason locaları olduğu bilinmektedir. Figür üzerinde
yer alan çeşitli masonik semboller de bu ilişkinin
göstergelerinden biridir.
|
|
 
Kabalistlere ait bu şifreli
çizimlerden yanda görülen tablonun Hz. Süleyman'ın
mühürü olduğuna inanılır.
|
|
 
Kabalizmde, doğruya ulaşmanın yollarını gösterdiğine
inanılan haritalar.
|
Işık saçan üçgenle birlikte
ay ve güneş, mason localarının duvarlarını süsleyen
sembollerden bazıları.
|
Solda Büyücü Hermes'in,
ünlü Mısır bilimcisi Belzoni tarafından bulunmuş
eski Mısır Mason önlüklü figürü.Sağda Masonluğun
mistik öğretilerinden, toprağın altından ve suyun
içinden cin ve şeytanların çağrılmasını temsil eden
tablo. |
Dereceler içinde giderek yükselen mason, Allah inancını,
ahlaki değerlerini yitirecektir.
Sonuçta ulaşacağı en önemli sırlardan birisi, kara
büyü ayinleridir.
Masonluğun felsefesinin temelini de bu sır oluşturmaktadır.
Bu gücün hak dine olan nefret ve düşmanlığının kökeninde
de bu gerçek yatmaktadır.
Bu kitapta masonluk örgütünün hem yanılgılarla dolu
karanlık felsefesini inceleyecek hem de masonların dünyadaki
bazı faaliyetlerini gün ışığına çıkaracağız.
Adalet ve Sağduyunun Önemi
Hatırlatılması gereken önemli bir gerçek, masonluk
konusundaki eleştirilerin, bu örgütün felsefesine yönelik
olduğudur. Kuşkusuz masonluk çatısı altında da pek çok
iyiniyetli ve dürüst insan bulunabilir. Dine inanan
masonlar da vardır. Meseleyi bir tür siyah-beyaz basitliği
içinde görmek yerine, serinkanlı ve objektif bir biçimde
değerlendirmek gerekir.
Aynı prensip, bu kitapta masonlukla birlikte inceleyeceğimiz
uluslararası Siyonizm konusunda da gözetilmelidir. Yahudiler,
Allah'ın bir dönem seçtiği, alemlere üstün kıldığı bir
millettir. Tarih boyunca pek çok baskı, zulüm ve soykırıma
uğramalarına rağmen inançlarını ve kimliklerini hiç
yitirmemişlerdir. Bu takdir edilmesi gereken bir özelliktir.
Dahası, Hıristiyanlarla birlikte "Kitap Ehli"dirler
ve dolayısıyla Müslümanlarla pek çok ortak inancı ve
değeri paylaşmaktadırlar. Ancak Yahudilik içinde, Kabala
ve benzeri pagan (putperest) unsurlardan etkilenen dejenere
bir eğilim de, Hz. Musa zamanından bugüne kadar varlığını
korumuştur. Öte yandan din-dışı ve Sosyal Darwinist
bir ideoloji olan Siyonizm de Yahudileri ırkçı ve saldırgan
bir anlayışa sürüklemiştir. Bu anlayışın yıkıcı etkilerini,
İsrail'in 50 yılı aşkın bir süredir Ortadoğu'da uyguladığı
devlet teröründe görmek mümkündür.
Kitapta bu nedenle, masonluk ile ilginç bir iş birliği
içinde olan uluslararası Siyonizmin faaliyetlerini de
ele alacağız. Ancak adalet ve sağduyu prensipleri ışığında
hep hatırlanması gereken gerçek, Siyonist ideolojinin
hataları ve haksızlıkları nedeniyle tüm bir Yahudi ulusunun
veya birey olarak Yahudilerin eleştirilmesinin son derece
yanlış olacağıdır. Özellikle de Siyonizme ve İsrail
radikalizmine hiçbir zaman itibar etmemiş olan Türkiye'deki
Musevi vatandaşlarımızın, Siyonizme yönelik eleştirilerden
ayrı tutulması gerektiği açıktır.
|