| BÖLÜM 1
HAÇLI-TAPINAKÇI ZİHNİYETİ
Tapınakçıların kim olduklarını,
nasıl ortaya çıktıklarını ve gerçek amaçlarını anlamak
için, Haçlı Seferleri'ne kadar uzanmak gerekir; çünkü
Tapınakçı tarikatını kuranlar, Kutsal Toprakları kurtarma
ve koruma bahanesiyle Filistin bölgesine gelip yerleşmiş
Haçlı Şövalyeleri içinde yer alan bir gruptur.
Haçlı Seferleri'nin başladığı dönemde, Avrupa'da karanlık
bir dönem yaşanıyordu. Bir yandan fakirlik, açlık ve
cehalet, küçük krallıklar ve feodal beylikler arasındaki
iktidar mücadeleleri, hiç bitmeyen savaşlar; diğer yandan
kuzeyden gelen barbar akınları Avrupa'yı yaşanmaz bir
yer haline getirmişti. Yeni yeni gelişmeye başlayan
ticaret ve zanaatkarlık, Avrupa'nın ihtiyaçlarını ve
güç arayışını karşılamaya yetmiyordu. Bu karmaşanın
içinde, Katolik Kilisesi, halk arasında büyük bir etkiye
sahip olan misyoner tarikatlar sayesinde Avrupa'nın
en güçlü ve en etkili kurumu haline gelmişti.
Kilise mensupları, aldıkları yoğun eğitimle cahil halkın
ve eğitimsiz asillerin çok üstünde bir bilgiye ve anlayışa
erişmişlerdi. Ne var ki, dönemin en organize gücünün
başına geçen bazı Papalar, bu imkanları kendi amaçları doğrultusunda
en stratejik şekilde kullanmış, kimi zaman kuruluş gayelerinden
uzaklaşarak dünyevi hakimiyete yönelmiş, hatta pek çok Avrupa kralına ve bir süre
sonra da bütün Avrupa kralına ve asiline boyun
eğdirmişlerdi.
Papa II. Urban |
Bu gücün doruk noktasına ulaştığı bir dönemde Papa
II. Urban'ın savaş çağrısı duyuldu: Müslümanların yüzyıllardır
ellerinde tuttuğu Kutsal Topraklar geri alınacaktı...
Papa'nın amacı, görünüşe bakılırsa, Hıristiyanlar açısından
son derece soyluydu: Hıristiyanlığı Kutsal Topraklarda
hakim kılmak! Ancak, Haçlı Seferi'ni başlatan Kilise'nin
bu kararı hiçbir zaman bu amaçla sınırlı kalmadı.
Başta da belirttiğimiz gibi, Avrupa, özellikle de Kilise'nin
hakim olduğu topraklar, büyük bir yokluk ve sefalet
içindeydi. Doğu'dan gelen tüccarlar ise, Müslümanların
sahip oldukları büyük zenginliklerden, adı duyulmamış
yiyeceklerden, çok değerli kumaşlardan ve hazinelerden
bahsediyorlardı. İşte Haçlı Seferleri'nin başlamasında
en büyük etken Doğu'nun bu zenginliğiydi.
O dönemdeki Kilise, tarihin ilk sömürgeleştirme hareketini
başlatırken, Doğu'daki bütün zenginlikleri, dolayısıyla
politik gücü ele geçirmeyi, Avrupa'daki iktidar sahibi
rakiplerine karşı nihai bir zafer kazanmayı planlıyordu.
Bunu yaparken, Hıristiyanlığın temel unsurlarından olan
barışçılığı, mütevaziliği, şiddet karşıtlığını bir tarafa
bırakmış, 1000 yıllık geleneğini terk etmişti.
Haçlı Seferleri'ne katılanların seçiminde de Hıristiyan
dinine aykırı uygulamalar öne çıkmış ve böylece vahşi,
zalim ve cahil Haçlı askeri imajının temelleri atılmıştı.
Kilise, Haçlı Seferi'ne katılımı artırmak uğruna, her
türlü teşvik yöntemini kullanmış, aforoz edilmiş günahkarları
ve mahkumları günahlarının affedileceği vaadiyle orduya
almıştı. Cehalet, orduyu oluşturanların büyük bir kısmının
ortak özelliğiydi. Bu insanlar, Müslümanlık hakkında
cahil oldukları gibi, kendi dinleri hakkında da yeterli
bir bilgiye sahip değillerdi. Savaşa katılmalarındaki
sebep de sanılanın aksine, dini idealler değil, Doğu'nun
ganimetlerinden kendilerine bir pay alabilmekti. Birbirleriyle
savaş halindeki krallar ve soylular, mal varlıklarını
artırmak hayallerine kapılıp kendi ordularıyla bir tür
maceraya atılmışlardı. Birbirlerine rakip olan bu kesim,
bir birlik halinde olmadıklarından çoğu zaman başlarına
buyruk hareket ediyorlardı. Feodal beylerin yanında
köle seviyesinde bulunan vasallar ise özgürlüklerini
kazanmak için savaşa koşmuşlardı. Bu gruplar içinde,
yalnızca Kilise'nin kutsal çağrısı doğrultusunda yola
çıkanların sayısı küçük bir toplulukla sınırlıydı. Bir
kaynakta bu durum şöyle ifade edilmektedir:
Haçlılar, daha ilk savaşlarında
tarihin en büyük katliamlarından birini gerçekleştirdiler.
Tahminen 40 bin kişinin öldürüldüğü bu katliamda
dökülen kan, tarihi anlatımlarda 'diz boyu' şeklinde
tasvir edilmiştir. |
I. Haçlı Seferi'ne katılanlar,
1099 yılında Kudüs'ü ele geçirmeyi başarmış ve
büyük bir katliam gerçekleştirmişlerdir.
|
Fransız şövalyeleri daha fazla
toprak ummuş, İtalyan tacirleri Doğu Avrupa limanlarında
ticareti büyütmeyi hayal etmiş, çok sayıdaki yoksul
insan da sadece gündelik sıkıntı ve zorluklardan kaçabilmek
için bu seferlere katılmıştı.1
Bir ordudan çok, düzensiz, disiplinsiz, kontrolsüz
bir güruh izlenimi veren Haçlılar, kendilerinden bekleneni
yaparak daha ilk savaşlarında tarihin en büyük katliamlarından
birini gerçekleştirdiler: Kudüs'ü ele geçirdikten sonra,
Müslüman ve Yahudilerden oluşan halkın tamamına yakınını
katlettiler. Tahminen 40 bin kişinin öldürüldüğü bu
katliamda dökülen kan, tarihi anlatımlarda 'diz boyu'
şeklinde tasvir edilmiştir.
Kitabımızın konusu olan Tapınak Şövalyeleri tarikatını
kuranlar aslında, diğer pek çok Haçlı topluluğu gibi,
Kilise'nin skolastik eğitiminden geçmiş bilgili, kültürlü
insanlar değillerdi. Bunlar daha çok, macera, ganimet,
şan-şöhret, mevki gibi amaçlarla Haçlılara katılmış
cahil, kaba saba, savaşçı askerlerdi. Nitekim, tarikatın
kuruluşundan kısa bir süre sonra sergilemeye başladıkları
davranışlar, bu kişilerin Hıristiyanlıktan uzak, karanlık
amaçlar peşine düşmüş fakir Fransız soyluları olduklarını
ortaya çıkarmıştı. Fakirlikleri oranında hırslı ve tamahkar
olan bu askerler, bir dizi gelişmenin sonucunda, çok
geçmeden dönemin en büyük ve en tehlikeli güçlerinden
biri haline geleceklerdi. |