|
Atatürk'ün Vatan ve Millet Anlayışı
 |
Giriş bölümünde millet kavramının genel bir tanımını
yapmıştık. Söz konusu tanımlama genel olarak kabul görmekle
birlikte, millet kavramı ile kastedileni tam anlamıyla
açıklamakta yeterli değildir. Öncelikle şunu belirtmek
gerekir ki, millet tanımı içinde yer alan özelliklerin
hiçbiri tek başına bir milleti ortaya çıkarmaz. Diğer
bir deyişle, yalnızca dil birliği veya yalnızca köken
birliği ya da yalnızca inanç birliği aynı toprak parçası
üzerinde yaşayan insanların millet olması için yeterli
şart değildir. Bir milleti millet yapan temel koşul,
söz konusu insan topluluğunun ortak bir geçmişe ve ortak
bir gelecek hedefine sahip olmasıdır. Atatürk'ün millet
tanımının özünü de işte bu anlayış oluşturmaktadır.
Atatürk'e göre bir topluluğun millet sayılabilmesi için,
"zengin bir hatıra mirasını elinde bulundurmak, birlikte
yaşama hususunda ortak istekte samimi olmak, sahip olunan
mirasın korunmasını birlikte sürdürebilme konusunda
ortak iradeye haiz olmak, gelecek için aynı programı
gerçekleştirmeyi istemek ve birlikte sevinmiş, birlikte
aynı ümitleri beslemiş olmak" gereklidir. Bu temel koşulun
sağlanması ile birlikte, elbette dil, din, ırk birliği
de önemli destekleyici unsurlardır. Özellikle ana dil,
insanları düşünce, ruh ve kültür açısından birbirine
bağlayan önemli bir öğe olduğu için millet olmanın da
önde gelen şartlarından biridir. Atatürk'e göre, "asıl
olan millettir, ilham ve güç kaynağı milletin kendisidir.
Bir millet için mutluluk olan bir şey, diğer bir millet
için felâket olabilir. Aynı sebepler ve şartlar birini
mutlu ettiği halde, diğerlerini mutsuz kılabilir"; öyle
ise, her millet akıl ve bilim yolu ile yalnız kendi
değerlerini ve çıkarlarını bulmalıdır.
Atatürk için bütün milletlerin tarih sahnesinde ayrı
bir yeri vardır ve o bütün milletlere saygı duyar, ama
Türk Milleti'nin yeri apayrıdır. Atatürk bu çıkarımı,
tarihi bilgilere ve belgelere dayanarak yapmıştır. Tarihe
özel bir ilgisi olduğu bilinen Atatürk, Cumhuriyet'in
ilanından sonra tarih çalışmalarına önem vermiş, bu
çalışmaları milletimizin tarihi bilincinin geliştirilmesi
ve şanlı mirasımızın herkes tarafından öğrenilmesi için
kullanılmasını istemiştir. Özellikle Atatürk döneminde,
tarih alanındaki olağanüstü çalışmalarla Türk'ün geçmişi
aydınlatılmıştır.
Ayrıca Atatürk'e göre bir milleti başka milletlerden
ayıran temel nitelikler vardır. Atatürk, Türk Milleti'nin
özelliklerini çok kapsamlı olarak tespit etmiş ve millet
bilinci tam olarak gelişmemiş olan kişilerin de bu özellikleri
en güzel şekilde kavrayabilecekleri bir ortam hazırlamıştır.
Bir sözünde Atatürk, Türk Milleti'ni şöyle tanımlamıştır:
Türk Milleti milli duyguyu, insani duyguyla yan yana
düşünmekten zevk alır. Vicdanında milli duygunun yanına
insani duygunun şerefli yerini daima muhafaza etmekle
iftihar eder. Çünkü Türk Milleti bilir ki, bugün uygarlığın
yüce yolunda bağımsız ve fakat kendileriyle paralel
olarak yürüdüğü bütün uygar milletlerle karşılıklı insani
ve medeni ilişkide bulunmak elbette gelişmemizin devamı
için gereklidir ve yine malumdur ki; Türk Milleti, her
uygar millet gibi mazinin bütün devirlerinde keşifleriyle,
ihtiralarıyla uygar dünyaya hizmet etmiş insanların,
milletlerin değerini takdir ve hatıralarını saygı ile
muhafaza eder. Türk Milleti, insaniyet aleminin samimi
bir ailesidir.
Tarihe şanlı zaferleri
ile geçen IV. Murat ve Osmanlı Ordusu, Bağdat
önlerinde.
|
Atamızın da vurguladığı gibi, Türk Milleti, millet
olmanın öneminin ve gerekliliklerinin bilincindedir.
Bununla birlikte Atatürk'e göre, her millet kendi yetenekleri,
kültürü ve imkânları çerçevesinde bir yapı ortaya koyar
ve bu yapıyı diğer milletlere kabul ettirmekle, diğer
milletlerle birarada, huzur ve güven çerçevesinde bir
yaşam oluşturmakla sorumludur. Milletin, varlığını devam
ettirmek için sahip olması gereken özelliklerin savunulması
ve korunması da "milliyetçilik" olarak tanımlanır. Atatürk
milliyetçiliğinde ise, gerçek bir Türk milliyetçisinin
temel amacı, Türk'ün her alanda yükselmesinin sağlanmasıdır.
Bunun için de Türk milliyetçisi, çağdaşlaşma yolunda
hiçbir engel tanımayacak, gelişmiş devletlerin seviyesine
ulaşırken kendi özünden ve değerlerinden asla uzaklaşmayacak,
bununla birlikte onlarla bir uyum içinde olacak ve tüm
özellikleri ile insanlığa örnek teşkil edecektir. Türk
milliyetçiliğinin temeli, örfünden ve adetlerinden hiçbir
şey kaybetmemesi, manevi değerlerini korumasıdır. Çünkü
Atatürk'e göre gerçek millet sevgisi böyle bir milliyetçilik
anlayışı gerektirir ve başarıya da ancak böyle bir anlayışla
ulaşılabilir.
Atatürk'ün Türk milliyetçiliği üzerinde bu kadar çok
durmasının tarihi sebepleri vardır. Türklerin dünya
tarihine ve uygarlıklara yaptığı üstün hizmetler bilinmektedir.
Türk Milleti dünya tarihine damgasını vurmuş bir millettir.
Unutulmaz zaferler kazanmış, tarihe kahramanlık destanları
yazdırmış, üç kıtada köklü devletler kurmuş, asırlar
boyunca dinleri, dilleri, ırkları farklı olan milletlere
hükümdarlık etmiş, hepsini adalet ve hoşgörü ile yönetmiş,
ayak bastığı yerlere medeniyet götürmüş, ahlakı ile
dünya milletlerine örnek olmuştur. Türk'ün kahramanlıkları,
kabiliyetleri ve üstün ahlakı tarihe geçmiştir. Atamızın
"Türk Milleti'nin karakteri yüksektir" sözüyle de işaret
ettiği gibi, Türk Milleti'nin ahlaki özellikleri ve
yüksek seciyesi diğer tüm milletlerden dikkat çekici
şekilde üstündür. Pek çok tarihçi ve sosyolog da bu
konuda hemfikirdir.
Atatürk'ün anlayışına göre, böyle üstün meziyetlere
ve hasletlere sahip bir milletin vatanı da kutsaldır.
Vatan sevgisi, milliyetçiliğin önde gelen öğelerindendir
ve Türk milliyetçisi gerçek bir vatanseverdir. Atatürk
Türk Milleti'nin vatanını şöyle tanımlamaktadır:
Vatanımız, Türk Milleti'nin eski ve yüksek tarihi ve
topraklarının derinliklerinde varlıklarını sürdüren
eserleri ile bugünkü yurttur. Vatan hiçbir kayıt ve
şart altında ayrılık kabul etmez ve bütündür.
Bir insanın milli duygu bilinci içinde kendi topraklarına
sahip olması kadar güzel bir duygu yoktur. Kendi toprağına
sahip olma duygusu milliyetçilik ilkesinin zorunlu bir
sonucudur. Mustafa Kemal de bu duyguya tüm insanlara
örnek olacak bir şekilde sahip olmuş ve bunu eylemlerinin
yanında şu sözleriyle de ifade etmiştir:
Milletler işgal ettikleri arazinin gerçek sahibi olmakla
beraber, beşeriyetin vekilleri olarak da o arazide bulunurlar.
O arazinin
servetinden kendileri istifade ederler ve dolayısıyla
bütün beşeriyeti de yararlandırmakla yükümlüdürler.
Bu yasaya göre bundan aciz olan milletler bağımsız olarak
yaşamak hakkına layık değildirler.
Avrupalıların "Hasta Adam" diye nitelediği bir milleti
ayağa kaldıran Büyük Kurtarıcı Atatürk, içindeki coşkun
vatan sevgisi ile her zaman Türk Milleti'nin bağımsızlığını
hedefleyerek ülkeyi önce askeri, sonra da sosyal ve
ekonomik alanlarda zaferden zafere taşımıştır. "Yurt
toprağı, sana herşey feda olsun. Kutlu olan sensin.
Hepimiz senin için fedaiyiz. Fakat sen, Türk Milleti'ni
ebedi hayatta yaşatmak için feyizli kalacaksın." sözleri
de Atatürk'ün örnek vatan sevgisinin belki de en güzel,
en anlamlı ifadesidir.
Büyük Önder vatanın kendisi için ne anlama geldiğini
ve hayatını vatanı uğrunda harcamaktan şeref duyduğunu
ise şöyle belirtmektedir:
Benim ihtiraslarım var, hem de pek büyükleri; fakat
bu ihtiraslar, yüksek mevkiler işgal etmek veya büyük
paralar elde etmek gibi maddî emellerin tatminiyle ilgili
bulunmuyor. Ben bu ihtiraslarımın gerçekleşmesini, vatanıma
büyük faydaları dokunacak, bana da gerektiği gibi yapılmış
bir vazifenin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir
fikrin başarısında arıyorum. Bütün hayatımın ilkesi,
bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son
nefesime kadar da onu koruyacağım.
Atatürk Milliyetçiliği
Atatürk Türk Milleti'ni, "Türkiye Cumhuriyetini kuran
Türk halkına, Türk Milleti denir" sözleri ile tanımlamıştır.
Atatürk'e göre, Türk halkı birbiriyle kaynaşmış, müşterek
bir geçmişe ve kültüre sahip, milli ülküler için gelecekte
birlikte yaşama arzusunda olan bir topluluk olarak,
Türk Milleti'ni oluşturur. Atatürk milliyetçiliğinde
kendisini Türk sayan ve Türk Milleti'ne mesup olmanın
şeref ve bilincine sahip herkes Türk'tür. Bu bilinç,
Türk Milleti'ni milli dava için çalışmaya iten en önemli
güçtür.
Türk eli büyüktür. Her yeri dolduran Türk'tür ve her
yeri aydınlatan Türk'ün yüzüdür. Diyarbakırlı, Vanlı,
Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı
hep bir milletin evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır.
Bu damarlar birbirini tanısın. Bu dediğim şey olduğu
zaman, başka bir alem görülecek ve dünyaya hayret verecektir.
Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacaktır.
 |
Atatürk milliyetçiliği, başka milletlerin milli kültürlerine
ve bağımsızlıklarına saygılıdır. Atatürk'ün, "Bize milliyetçi
derler; biz öyle milliyetçileriz ki, bizimle iş birliği
yapan bütün milletlere saygı gösteririz" sözleri ile,
milliyetçilik anlayışının nezaketini ve barışseverliğini
ortaya koymuştur. Bu barışsever politika, "Yurtta sulh,
cihanda sulh" sözleri ile biçimlenmiştir. Bununla birlikte,
Atatürk milliyetçiliğinde ana hedef, Türk Milleti'nin,
kendine yakışır şekilde, onurlu ve şerefli bir millet
olarak varlığını devam ettirmesidir. Bunun için öncelikli
şart bağımsızlıktır; bundan sonra yapılması gereken
ise, dünya milletleri arasında, onlarla eşit haklara
sahip bir konuma gelmek ve hatta diğer milletlerin liderliğini
üstlenebilmektir. Bu milliyetçilik bugünkü vatanımızın
sınırlarıyla çizilen, yeni topraklara sahip olma hevesinden
arınmış, fakat bağımsız ve özgür yaşamaya kesin azimli,
dünya milletlerini bir aile sayan, her milletin haklarına
saygılı, kendi haklarını ve haysiyetini korumakta kararlı,
diğer bir deyişle "insani bir Türk milliyetçiliği"dir.
Türk milliyetçiliği, ilerleme ve gelişme yolunda ve
milletlerarası ilişkilerde bütün çağdaş milletlerle
aynı çizgide ve onlarla uyum içinde yürümekle birlikte,
Türk toplumunun özel karakterlerini ve başlı başına
bağımsız kimliğini saklı tutmaktır.
Bu milliyetçilikte Türk Milleti'nin bağımsızlığı uğruna
göze alınamayacak bir fedakarlık yoktur. Çünkü milliyet
duygusu, bir toplumda bireylerin kendilerini bütüne
bağlı ve onun bir unsuru olarak görmeleri ve o milletin
bekası için varlıklarını ortaya koymaya hazır olmalarıdır.
Büyük Önder hiçbir zaman ırkçılık temeline dayanan bir
milliyetçiliği savunmamış, daima hars milliyetçiliğinin,
yani kültür milliyetçiliğinin taraftarı olmuştur. Ortak
tarih ve kültüre sahip olan insanımızı milli bir şuur
altında birleştirmeye çalışmıştır. Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin
de ancak bu şekilde güçlenebileceğini belirterek, "Biz
doğrudan doğruya milliyetperveriz; Cumhuriyetimizin
mesnedi Türk camiasıdır. Bu camianın efradı ne kadar
Türk harsıyla dolu olursa, o camiaya istinat eden Cumhuriyet
de kuvvetli olur" demiştir. Atatürk, Türk milliyetçiliğinin
temeline oturtmaya çalıştığı milli ahlakı ise şöyle
tanımlamıştır:
Gerçekten de, ahlakiyet özel fertlerden ayrı ve bunların
üstünde, ancak toplumsal, milli olabilir. Milletin toplumsal
düzen ve sükunu, hal ve gelecekte refahı, mutluluğu,
selameti ve dokunulmazlığı, uygarlıkta ilerlemesi, yükselmesi
için insanlardan her konuda bilgi, gayret, nefsin feragatini,
gerektiği zaman seve seve nefsinin fedasını talep eden
milli ahlaktır. Mükemmel bir millete milli ahlakın gerekleri
o millet fertleri tarafından adeta muhakeme edilmeksizin
vicdani, duygusal bir nedenle yapılır. En büyük milli
duygu, milli heyecan işte budur. Millet analarının,
millet babalarının, millet öğretmenlerinin ve millet
büyüklerinin evde, mektepte, orduda, fabrikada, her
yerde ve her işte millet çocuklarına, milletin her ferdine
bıkmaksızın ve mütemadiyen verecekleri milli terbiyenin
amacı, işte bu yüksek milli duyguyu sağlamlaştırmak
olmalıdır. Ahlakın milli, toplumsal olduğunu söylemek
ve maşeri vicdanın bir ifadesidir demek, aynı zamanda
ahlakın kutsal sıfatını da tanımaktır.
Çanakkale Savaşı sırasında
ileri siperlerde görev yapan Atatürk
|
|