|
BUDİZMİN BATIL İNANIŞLARI
Budizmin batıl inanışları ülkeden ülkeye büyük farklılıklar
göstermektedir. Bunun nedeni bu dinin 2500 yıldır yayıldığı
ülkelerin milli diniyle, gelenekleriyle ve yerleşik
kültürüyle karışmış olmasıdır. Bugün Japonya'da, Çin'de,
Tibet'te, Sri Lanka'da, Vietnam'da ya da Amerika'da
uygulanan Budizm birbirinden çok farklıdır.
Tarihi kaynaklardan öğrendiğimize göre Buda, Budizmin
temel inanışlarını ve ibadetlerini insanlara aktarırken
hep sözlü anlatım yolunu tercih etmiştir. Araştırmacılar
da onun arkasında hiçbir yazılı metin bırakmadığını
belirtmektedirler. Budistler ise, onun vaazlarının 400
yıl kadar sözlü olarak nesilden nesile nakledildiğine
ve sonunda Pali-Kanon adlı bir kitapta toplandığına
inanırlar. Ancak araştırmacıların ortak fikri, bu sözlerin
çok büyük bir bölümünün Buda'ya ait olmadığı, birtakım
ilavelerle zamanla bu hale geldiği yönündedir. Dolayısıyla
yazılı bir metne dayanmayan Budizm, aradan geçen binlerce
yıl boyunca çok büyük değişikliklere uğramış, tahrif
edilmiş, eklemeler ve çıkartmalarla yeniden şekillendirilmiştir.
|

Tibet'te Budist metinlerin
çoğaltılması en önemli ibadetlerden biri haline
gelmiştir. Özellikle rahipler dünyadan tamamen
soyutlanmış şekilde, yalnızca bu işle ilgilenmektedirler.
Bu insanlar ahireti unutmuşlardır ve dünyada da
son derece boş bir amaç üzerine yaşamlarını sürdürmektedirler.
|
Günümüz Budizminin kutsal olarak kabul ettiği kitabın
adı "üç sepet" anlamına gelen Tipitaka'dır. Bu metinler
Pali diliyle yazılmıştır. Tipitaka'nın ne zaman yazıya
geçirildiği ise kesin olarak bilinmemektedir. Ancak
MÖ 1. yüzyılda Seylan'da bugünkü şeklini aldığı ileri
sürülmektedir. Tipitaka metinlerinin bölümleri şu şekildedir:
1- Vinaya Pitaka: Sangha adı verilen bu bölüm
rahip ve rahibelerle ilgili kuralları, bunların nasıl
yerine getirileceğini içerir. İçinde rahip olmayan Budistlerle
ilgili konular da vardır.
2- Sutta Pitaka: Buda'nın fikirlerini açıkladığı
konuşmalarının çoğu bu bölümde bulunur. Bunun için bu
bölüme doktrin (dhamma) sepeti de denir. Bu sözler asırlar
boyunca sözlü olarak nakledilmiş, başka efsanelerle,
batıl inanışlarla içiçe geçmiştir.
3- Abhidhamma Pitaka: Buda'nın vaazlarının yorumları
ve Budizmin felsefesi bu bölümde yer alır.
Günümüz Budist rahipleri bu metinlerin kutsallığına
inanır, ibadetlerini bu kitaplara göre yapar ve tüm
hayatlarını bu kitaplara göre düzenlerler. Bu metinlerde
Buda adeta bir ilah gibi gösterilmiştir. (Allah'ı tenzih
ederiz.) Bu nedenle de günümüz Budistleri Buda heykelleri
önünde secde eder, bu heykellere yiyecekler sunar, onlardan
medet umarlar. Oysa bu, son derece akıl ve mantık dışı
bir uygulamadır. Bu taştan, bronzdan heykellerin kendilerini
duyacağına, yardım edeceğine inanan Budistler çok büyük
bir aldanış içindedirler. Kitabın ilerleyen bölümlerinde
daha detaylı olarak göreceğimiz bu putperest uygulamaların
yanı sıra Budizm, kainatın nasıl var olduğu, dünya üzerindeki
kusursuz sistemlerin nasıl işlediği gibi konuların hiç
üzerinde durmayan, sadece insan üzerinde yoğunlaşan
gizemli bir öğreti halini almıştır.
|
 
(Solda) Tibet'teki kütüphaneler
asırlar boyunca tahrip edilmiştir. Ancak Tibetli
rahiplere ait el yazmaları komşu bölgelerde hala
muhafaza edilmektedir. Tüm bu Budist kaynaklar,
insanları kabus benzeri bir hayata yöneltmektedir.
İnsanların ölüp ineğe veya fareye dönüşeceğini
iddia eden bu iç karartıcı ve sapkın inançlar
insanları korku ve sıkıntı dolu bir hayata mahkum
etmektedir. (Sağda) Budizm'de eski dillerden çeviri
yapan rahipler önemli görülür. Yan sayfadaki çizimde
Buda, bu görevi yerine getiren rahipleri izlerken
tasvir edilmiştir.
|
|

11. yüzyıldan kalan Sanskritçe
metin, Buda'nın hayatından bölümler içermektedir.
Bu metinlerdeki sapkın inançları benimseyenler,
ahiret inançlarını kaybettikleri için ciddi ahlaki
ve psikolojik bozukluklara sahiptirler. Ölümden
sonra fare, maymun, inek gibi canlılara dönüşebileceklerini
düşünen Budistlerin ruhsal sorunlara sahip olmaları
son derece doğaldır.
|
Budizm Ateist Bir Dindir
|

Budizm putperest bir anlayış
üzerine kurulmuş, müşrik bir dindir. Bu anlayışla
yetişen Budist rahipler tüm hayatlarını Buda'ya
ibadetle geçirirler.
|
Budizm, Allah'ın varlığını inkar eden, sadece insanın
bazı ahlaki yönlerden gelişimini ve dünyaya ait ızdıraplarından
kurtulmasını temel alan ateist bir felsefedir. Bu din
hiçbir akılcı ve bilimsel dayanağı bulunmayan birer
dogma olan karma ve reenkarnasyon inancı (insanın dünyaya
sürekli geldiği, bir önceki hayatındaki davranışlara
göre bir sonraki hayatının şekillendiği düşüncesi) üzerine
kurulmuştur. Budist yazıtlarda bir Yaratıcı'nın varlığına,
kainatın, canlıların ve evrenin nasıl ortaya çıktığına
hiçbir şekilde değinilmediği gibi, hiçbir Budist metinde
de, kainatın yoktan nasıl var edildiği, canlılığın nasıl
ortaya çıktığı ve dünya üzerindeki eşsiz yaratılış delillerinin
nasıl var olduğu anlatılmaz. Budistlerin aldanışına
göre bu konuda düşünmek dahi gereksizdir. Budist metinlere
göre hayatta tek önemli olan şey arzuları yok etmek,
ızdıraplardan kurtulmak ve Buda'ya saygı göstermektir.
Dolayısıyla aslında Budizm çok "dar görüşlü" bir inançtır.
İnsanı "nasıl var oldum, evren ve canlılar nasıl ortaya
çıktı" gibi temel sorular üzerinde düşünmekten ve bunları
araştırmaktan uzaklaştırmakta ve sadece mevcut yaşamın
dar kalıpları içine sokmaktadır.
|

Günümüz Budistleri de
ne kadar çok acı çeker, aç kalır ve sefalet içinde
yaşarlarsa o kadar çabuk "aydınlanacaklarına"
inanırlar. Oysa bu aydınlanma değil, insanın kendisine
zulmetmesidir, insanlıkdışı bir yaşam şeklidir.
Allah bir ayetinde
"...Allah, kullar için zulüm istemez."
(Mümin Suresi, 31) şeklinde
buyurmuştur. Budistlerin bu sapkın uygulamaları
gerçek islam ahlakının tamamen zıttı bir uygulamadır.
|
Budizm Baskıcı ve Köleleştirici
Bir Dindir
Budizmin insanın tüm arzularını yok
etmeye çalışması ise bir başka dar görüşlülüktür. Allah
dünyadaki nimetleri insanların yararlanması, zevk alması
ve karşılığında da Kendisine şükretmesi için yaratmıştır.
Bu nedenle İslam insanlara arzularını köreltmelerini,
kendilerine acı ve ızdırap çektirmelerini emretmez.
Aksine, dünyadaki güzelliklerden (çirkin ve kötü olan
haramdavranışlar dışında) yararlanmalarını, kendilerine
gereksiz yere sınırlama ve baskı yapmamalarını, kendilerine
acı çektirmemelerini emreder. Bu nedenledir ki, Allah
Peygamberimiz (sav)'in vasıflarını sayarken, O'nun insanlar
üzerindeki "zincirleri indirdiğini" haber vermiştir:
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve
İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici
(Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu
(iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor,
temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve
onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor.
Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler
ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa
erenler bunlardır. (Araf Suresi, 157)
Kısacası İslam özgürleştiricidir. İnsanı;
gereksiz örf ve adetlerden, yasaklardan, toplumsal baskılardan,
"başkaları ne der" endişesinden kurtarıp, sadece Allah'ın
rızasını amaçlayan huzurlu bir hayat sürmeye çağırır.
Nitekim Peygamber Efendimiz de birçok hadisinde insanlara,
dini kolaylaştırmayı emretmiştir:
"Sevindirin, nefret ettirmeyin,
kolaylaştırın, zorlaştırmayın." 1
"Kolaylaştırıcılar olarak
gönderildiniz, zorlaştırıcılar olarak gönderilmediniz."
2
Budizm ise insanları puslu manastırlara, acı ve sefalet
dolu bir yaşama iten, köleleştirici bir inançtır. Allah'ın
insanlar için yarattığı nimetleri (güzel yiyecekleri,
temizliği, rahatlığı) garip bir şekilde yasaklamakta,
acı çekmeyi bir erdem olarak kabul edip tüm bağlılarına
acı çekmeyi öğütlemektedir.
Örneğin Budist rahipler için hayat türlü zorluklarla
doludur. Çalışamazlar ve mülk sahibi olamazlar. Günlük
yiyeceklerini, halk arasında ellerinde bir kap ile gezip
dilenerek gidermek zorundadırlar. Hatta bu nedenle Budist
rahiplere halk arasında "bhikkus" (dilenciler) ismi
verilmiştir. Evlilik ve her türlü aile yaşamı da yine
rahiplere yasaktır. Her rahibin sadece tek bir elbisesi
olabilir, bu da kalitesiz sarı kumaştan olmalıdır.
|

"Kendi kendine eziyet"
dini haline gelen Budizmin kurucusu Buda'ya göre,
doğruya ulaşmanın yolu açlık, sefalet ve acıdan
geçer.
|
Bu giysinin yanında başka tek eşyaları da; uyku için
kullanabilecekleri sert bir yatak, saçlarını kazımak
için ustura, iğne, matara ve dilenmek için bir kaptır.
Günde tek bir öğün yemek yerler ve bu da öğleden önce
olmak zorundadır. Öğleden sonra bir ertesi güne kadar
bir şey yemek yasaktır. Yemek genellikle ekmek, pirinç
ve baharattan oluşur. İçecekleri ise, su veya pirinç
sütüdür. Başka yiyecekler "lüks" sayılır ve yasaklanır,
hatta ilaçlar bile yasaktır. Et, balık ve meyve gibi
yiyecekler sadece eğer rahip hasta ise ve o da bir üst
rahibin daveti üzerine yenir. Kısacası Budizm, bir tür
"kendi kendine eziyet" dinidir.
Bu durum Allah'ın Kuran'da yer alan "Şüphesiz
Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar,
kendi nefislerine zulmediyorlar" (Yunus Suresi, 44)
ayetinin de tam bir tecellisini oluşturmaktadır. Oysa
Allah iman edip, Kendisine teslim olanlara hem dünyahayatında
hem de ahirette çok güzel bir hayat vaat etmiştir. Hem
dünya üzerindeki tüm nimetler hem de ahiretteki sonsuz
nimetler onlarındır:
De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı
ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?" De
ki: "Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet
günü ise yalnızca onlarındır." Bilen bir topluluk için
ayetleri böyle birer birer açıklarız. (Araf Suresi,
32)
 |
Resimde,
Buda ve takipçileri ellerinde kaplarla sadaka
kabul ederken görülüyorlar. Günümüzde de bu akıldışı
Budist gelenekler sürmektedir. Budizm sapkınlığına
düşen insanlar, hiçbir ihtiyaçları olmadığı halde,
ellerine bir kap alıp dilenmekte ve son derece
küçük bir duruma düşmektedirler. Budizm insanları
dünyada çalışmak yerine tembelliğe, miskinliğe
yöneltmekte; ilkel şartlarda yaşamaya mahkum etmektedir.
Oysa İslam dini bunun tam tersini emreder. İslam,
insanları dinamizme, fayda sağlayacak işler yapmaya
yönelten hayat dolu bir dindir. Budizmin karanlık
atmosferinin aksine, temizliği, nezaketi, çalışmayı
emreder; bilim ve teknolojide gelişmeyi teşvik
eder.
|
|
 
Rahip olmayan nüfus, sadakalarıyla
rahiplere yardımda bulunur ve bu yolla bir sonraki
yaşamları için kazanç sağladıklarına inanırlar.
Budist rahipler ise sabah erken saatlerde ellerinde
kaplarla sokaklarda yürür ve halktan sadaka kabul
ederler. Ancak ibadet adı altında yaptıkları bu
batıl uygulamalar onlara, Allah'ın dilemesi dışında,
ne dünyada ne de ahirette bir fayda sağlamayacaktır.
|
Budizmin bir diğer karanlık yönü de karamsarlığıdır.
İnananlarına vaat ettiği "Nirvana", tüm dünyaya karamsar
bakan melankolik bir zihniyetin, hayatla olan tüm bağlarını
şizofrenik bir biçimde kesmesinden başka bir şey değildir.
Katolik Ansiklopedisi The Catholic Encyclopedia, Budizm'in
bu özelliğini şöyle açıklamaktadır:
Budizmin bir diğer ölümcül hatası
yanlış pesimizmidir. Sağlıklı ve güçlü bir zihin, (Budizmin)
yaşamı yaşamaya değer görmeyen ve her türlü bilinçli
var oluşu kötü olarak kabul eden yaklaşımına karşı çıkacaktır.
Budizm, doğanın, temel özelliği umut ve neşe olan sesi
tarafından yalanlanmaktadır. Aslında (Budizm) akılcı
yaşamın mükemmelliğine karşı bir tür protestodur. Budizm'in
en büyük tutkusu, tüm canlıları Nirvana adı verilen
bilinçsiz yaşam moduna götürmek ve böylece doğadaki
mükemmelliği yok etmektir. Dolayısıyla Budizm doğaya
karşı suç işlemektedir ve bunun sonucu olarak bireye
karşı da suç işlemektedir. (Budizme göre) tüm meşru
istekler bastırılmalıdır. Her türlü masum dinlence ve
eğlence yasaktır. Müzikten zevk almak yasaktır. Doğa
bilimleri hakkında araştırma yapmak küçümsenir. İnsan
zihni sadece Budist metinleri ezberlemeye ve Budist
metafiziği hakkında çalışmaya odaklanmalıdır. Budizmin
dünya üzerinde gerçekleştirmek istediği ideal, var olan
herşeye karşı kayıtsızlıktır.3
Oysa İslam insanlara kayıtsızlığı değil, tam aksine
canlılığı, neşeyi ve hareketi getirir. İslam terbiyesini
alan bir insan çevresindeki olaylara karşı son derece
duyarlı olur. Dünyayı Budizm'deki gibi yüz çevrilmesi
gereken bir kaos olarak değil, Allah'ın Kuran'da tarif
ettiği güzel ahlakı uygulamak için yaratılmış bir imtihan
alanı olarak görür. Bu nedenledir ki İslam tarihi son
derece adil ve başarılı, halka huzurlu ve mutlu bir
yaşam sağlayan yöneticilerle doludur. Budizm ise sadece
kendi kendilerine acı çektiren, halklarını da kendileri
ile birlikte pasiflik ve dolayısıyla fakirliğe sürükleyen,
hatta karşılaştığı sorunlar karşısında tek çareyi kendini
yakmakta bulan zavallı insanlar üretmektedir. Şeytanın
insana karşı oynadığı büyük oyunlardan biridir bu.
|
 
(Solda) Saygon yönetiminin
bazı uygulamalarına tepki olarak kendini yakan
bir Budist rahip görülmektedir. Yalnızca bu örnek
bile Budizmin insanları nasıl karanlık bir ruh
haline, acı dolu bir hayata, sapkın bir inanca
yönelttiğini görmek için yeterlidir. (Solda) Budistler
günlerini iç karartıcı ortamlarda, dünyada da
ahirette de fayda sağlama-yacak boş işlerle geçirmektedirler.
Oysa İslam dini insanlara dünyada da ahirette
de huzur, güzellik, ferahlık sunmakta; her türlü
zorluğu ve insan fıtratına aykırı uygulamaları
yasaklamaktadır.
|
Budizm Pagan Bir Dindir
Budizm pagan bir dindir, yani putperesttir. Bugün Budizmin
farklı ekollere ayrıldığı ve Buda'ya tapınmanın sadece
bazı ekollere has olduğu söylenir. Ancak, Buda'nın şaşmaz
bir yol gösterici olarak kabul edilmesi bile -ki bu
tüm Budist ekollere hakim bir yanılgıdır- bu dinin Buda'yı
putlaştırdığını göstermektedir.
Tarihi kaynaklara göre Buda'nın ölümünden bir süre
sonra Budist rahipler tarafından "Buda'yı kutsallaştırma"
girişimleri başlatıldı. Her yere onun heykelleri yapıldı
ve Nirvana'nın onun vücudunda şekillendiği yönünde çarpık
bir inanç güç kazandı. Budist rahiplerin Buda'ya yönelik
aşırı saygı anlayışları, bir süre sonra Buda'ya tapınma
halini aldı. Budizmin güçlü olduğu ülkelerin dört bir
yanı Buda'nın dev boyutlardaki heykelleriyle donatıldı.
Günümüzde de Asya'dan Amerika'ya pek çok ülkede Buda
heykelleriyle, üzerinde Buda'nın gözlerinin resmedildiği
tapınaklara rastlamak mümkündür. Daha önce de belirtildiği
gibi bu gözlerle insanlara, Buda'nın her yeri gördüğü
ve insanı sürekli izlediği mesajı verilmekte, insanların
hayatlarının her dakikasını Buda'yı düşünerek geçirmeleri
fikri aşılanmaktadır. Binlerce yıl önce ölmüş olan bir
insanın hala kendisine inananları gördüğünü, koruduğunu,
yakarışlarını işittiğini düşünmenin ne denli dayanaksız
bir inanç olduğu ise ortadadır. Budistlerin kavramaktan
aciz oldukları asıl gerçek ise tüm insanlar gibi Buda'yı
da yaratanın alemlerin Rabbi olan Allah olduğudur. Allah
gizlinin gizlisini bilen, herşeyi sarıp kuşatandır.
|

Bazı tapınakların üstüne
resmedilmiş gözler, Buda'nın sözde herşeyi gören
gözlerini temsil etmektedir. Budizmin yaygın olarak
kabul edildiği ülkelerde bu gibi tapınaklara,
Buda heykellerine ve gözlerine çok sık rastlanır.
Bu uygulama Budizmin Buda'yı nasıl bir put haline
getirdiğini tüm açıklığıyla gözler önüne sermektedir.
|
...Eğer şirk koşacak olursan, şüphesiz amellerin
boşa çıkacak ve elbette sen, hüsrana uğrayanlardan
olacaksın.
(Zümer Suresi, 65)
|
Budizm ve Karma İnancı
|

Karma inancına göre fakirler,
sakatlar ve hastalar bir önceki yaşamlarında yaptıkları
kötülükler nedeniyle böyle bir yaşam sürmektedirler.
Dolayısıyla bu yaşamı haketmişlerdir. Karma inancının
yaygın olduğu toplumlardaki adaletsiz sistem de
bu çarpık anlayışın bir ürünüdür.
|
Karma öğretisi, yapılan her türlü eylemin tepkilerinin
er ya da geç yapan kişiye geri döneceğini ve bunun sözde
"bir sonraki yaşamını" etkileyeceğini varsayar. Bu batıl
inanışa göre insan dünyaya sürekli yeniden gelmektedir
ve bir sonraki yaşamında bir önceki yaşamında yaptıklarının
sonucunu alacaktır. Allah'ın varlığını inkar eden Budizm'e
göre de herşeyi idare eden yegane kuvvet karmadır.
Sanskritçe bir kelime olan karma, "hareket, fiil" anlamına
gelmektedir ve bir "sebep-sonuç kanunu" olarak gösterilmektedir.
Karma inancını savunanlara göre, bir insan geçmişte
ne yapmışsa, gelecekte onu görecektir. Geçmiş insanın
bir önceki hayatı, gelecek ise ölümden sonra başlayacağı
iddia edilen yeni hayatıdır. Buna göre bugün fakir olan
bir insanın bir önceki hayatında kötülükler yaptığına
ve bunun karşılığını bu hayatında fakirlikle aldığına
inanılır. Bu batıl inanış kötü bir insanın bir sonraki
yaşamında bitki ya da hayvan olabileceği gibi iddialara
dahi yer vermektedir.
Karma inancının zararlı sonuçlarından biri, insanların
acizlik, fakirlik ve zayıflıklarını, onların ahlaki
kötülüklerinden kaynaklanan bir ceza gibi göstermesidir.
Karma inancına göre eğer bir insan fakir veya sakat
ise, bunun nedeni önceki yaşamında yaptığı kötülüklerdir
ve dolayısıyla böyle olmayı hak etmiştir. Bu batıl inanç,
Hindistan'da asırlar boyunca "kast sistemi" olarak bilinen
son derece adaletsiz bir toplum yapısının egemen olmasının
da en önemli nedenidir.
(Budizmin gerçekte Hinduizmden doğduğu, Karmanın da
Hinduizm'den geldiği unutulmamalıdır.) Karma inancı
yüzünden fakir, hasta, sakat insanlar hor görülmüş ve
kast sistemi içinde ezilmişlerdir. Sistemin tepesinde
olan zenginler ve yönetici sınıf ise, bu imtiyazlarını
doğal bir hak olarak görmüşlerdir.
Oysa İslam'da insanların zayıflıkları bir suç değil,
Allah'ın verdiği bir imtihan olarak kabul edilir ve
dahası diğer insanların ihtiyaç içindeki bu kimselere
yardım etmeleri çok önemli bir görev olarak emredilir.
Bu nedenledir ki İslam -ve İslam ile aynı İlahi kaynaktan
gelen ancak daha sonradan tahrif edilen Hıristiyanlık
ve Yahudilik- çok güçlü bir sosyal adalet kavramına
sahiptir. Budizm ve Hinduizm gibi Karma inançları ise,
tam aksine sosyal adaletin karşısında büyük bir engeldir.
|

... Allah'tan başkasına
tapanlar bile, şirk koştukları varlıklara ve güçlere
(gerçekte) uymazlar. Onlar yalnızca zanna uyarlar...
(Yunus Suresi, 66)
|
Karma'nın temeli reenkarnasyon inancıdır. Yani insanların
aynı ruh ile sürekli olarak farklı bedenlerle dünyaya
yeniden geldiği düşüncesidir. Karma bu inanca bir de
"her hayatın bir sonrakini etkilediği" varsayımını eklemiştir.
Ancak bu inanç, tek bir soru ile yıkılmaya mahkumdur:
İddia edilen bu karma süreci nasıl işleyecektir? Budizm
Allah'ın varlığını kabul etmez. Peki o zaman kim insanları
bir önceki hayatlarına göre yargılayıp, buna göre yeni
bir bedenle dünyaya gönderecektir? Bu soru cevapsızdır.
Budistler bunun bir tabiat kanunu gibi "kendiliğinden"
işlediğine inanırlar. Oysa tabiat kanunlarını yaratan
da Allah'tır. İnsanların yaşamları boyunca yaptıkları
işleri gözlemleyecek, bunların hesabını tutacak, sonra
onları ölümlerinin ardından bu hesaba göre yargılayacak,
bu yargıya göre onlara yeni bir yaşam biçimi belirleyecek,
onları bu yeni yaşam biçimi uyarınca yeniden yaratacak
ve bu senaryoyu dünya üzerindeki milyarlarca insan (ve
hayvan) üzerinde kusursuzca yürütebilecek bir "doğa
kanunu" yoktur. Ortada böyle bir doğa kanunu olmadığına
göre, böyle bir süreç de elbette var olamaz.
Reenkarnasyon inancının hiçbir akılcı dayanağı olmamasına
rağmen dünyanın dört bir yanında bu kadar taraftarı
bulunmasının ana nedeni ise dine inanmayan, ahiretin
varlığını inkar eden ve ölümden korkan insanların, reenkarnasyonu,
bu korkularını yenmek için bir çıkış yolu olarak görmeleridir.
Çünkü reenkarnasyon inancının temelinde de -Karmada
olduğu gibi- ölümden korkmamak gerektiği ve insanın
yeniden doğuşlarla arzularına ulaşabileceği yönünde
gerçek dışı bir avuntu yatmaktadır.
Reenkarnasyon bir doğa kanunu gibi kendiliğinden gerçekleşemeyeceğine
göre, bunun ancak doğaüstü bir yaratılışla sağlanabileceği
açıktır. Ancak Kuran'a baktığımızda reenkarnasyonun
bir hurafe olduğunu görürüz; Allah'ın insanlara yol
gösterici olarak indirdiği Kitap, reenkarnasyonu açıkça
yalanlamaktadır.
İslam'a Göre Reenkarnasyon
Bir Müslümanın
her konuda olduğu gibi Karma felsefesine bakış açısı
da Allah'ın Kuran'da tarif ettiği şekilde olmalıdır.
Kuran'da ölümün ve dirilişin bir kez olduğu bildirilmektedir.
Her insan dünyada sadece tek bir hayat yaşar, bu hayatından
sonra ölür. Rabbimiz "...Elbette
sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle
karşılaşıp buluşacaktır. Sonra gaybı da müşahede edilebileni
de bilen Allah'a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı
haber verecektir." (Cuma Suresi, 8)
şeklinde buyurmaktadır. İnsan ölümünden sonra tekrar
diriltilerek, dünyada tüm yapıp ettiklerine göre sonsuza
kadar cennette veya cehennemde kalmayı hak eder. Yani
insanın bir dünya hayatı, bir de sonsuza kadar yaşayacağı
ahiret hayatı vardır. İnsanların öldükten sonra dünya
hayatına geri dönemeyeceklerini Allah Kuran'da çok açık
olarak bildirmektedir:
Yıkıma uğrattığımız bir ülkeye (tekrar
dünya hayatı) imkansız (haram)dır; hiç şüphesiz onlar,(dünyaya)
bir daha geri dönmeyecekler. (Enbiya Suresi, 95)
Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği
zaman, der ki: "Rabbim, beni geri çevirin. Ki, geride
bıraktığım (dünya)da salih amellerde bulunayım." Asla,
gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir.
Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne
kadar bir engel (berzah) vardır. (Mü'minun Suresi, 99-100)
Yukarıdaki ayetlerde
de görüldüğü gibi, insanların bir bölümü ölüm ile karşılaşınca,
tekrar dirilme ümidi içinde olacaklardır. Ancak, kendilerine
bunun kesinlikle mümkün olmadığı o an açıklanacaktır.
Allah bir başka ayetinde insanların ölümü ve diriltilmesi
ile ilgili şunları bildirir:
Nasıl oluyor da Allah'ı inkar ediyorsunuz?
Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek,
yine diriltecektir ve sonra O'na döndürüleceksiniz.
(Bakara Suresi, 28)
Biz onlardan önce nice insan nesillerini yıkıma
uğrattık; (şimdiyse) onlardan hiçbirini hissediyor
veya onların fısıltılarını duyuyor musun?
(Meryem Suresi , 98)
|
Allah insanın başlangıçta
ölü olduğunu bildirir. Yani insanın yaratılışının temeli
toprak, su, çamur gibi cansız maddelerdir. Daha sonra
Allah bu cansız yığına "bir düzen içinde biçim
verip" (İnfitar Suresi, 7) onu diriltir.
Bu dirilişten belli bir süre sonra insan, yaşamı sona
erince tekrar öldürülür ve toprağa geri döner, çürüyüp-ufalanıp
toz haline gelir. Bu da insanın ikinci defa ölü haline
geçişidir. Geriye ise son kez diriltilmesi kalmıştır.
Bu da ahiretteki dirilmesidir. Her insan ahirette diriltilecek
ve bir daha geri dönüşün mümkün olmadığını anlayarak,
dünyada yaptığı herşeyin hesabını verecektir. Allah
ayetlerde insanın dünyaya geldikten sonra tek bir ölümden
başka ölüm tatmayacağını şöyle bildirir:
Orda, ilk ölümün dışında başka ölüm
tatmazlar. Ve (Allah da) onları cehennem azabından korumuştur.
Senin Rabbinden, bir fazl ve (lütuf) olarak. İşte büyük
'mutluluk ve kurtuluş' budur. (Duhan Suresi, 56-57)
|

|
Yukarıdaki ayetler, ölümün sadece bir kez
olduğunun görülmesi açısından son derece açık ve kesindir.
Bazı insanlar her ne kadar ölüm ve ahiret korkularını
yenmek ve kendilerini teselli etmek için Karma ya da
reenkarnasyon gibi batıl inançları kabul etmek isteseler
de, gerçek olan, öldükten sonra bir daha dünyaya gelmeyecekleridir.
Her insan sadece bir kez ölecektir ve bu ölümünden sonra,
Allah'ın takdir ettiği şekilde sonsuza kadar yaşayacağı
ahiret hayatı başlayacaktır. Allah her insanı dünyada
yaptığı iyilik veya kötülüklere göre, cennetle ödüllendirecek
veya cehennemle cezalandıracaktır. Allah, sonsuz adalet
sahibi, sonsuz merhametli ve şefkatli olandır, herkese
yaptığının karşılığını eksiksiz olarak verendir. Ölümden
veya cehenneme gitme ihtimalinden korkarak, batıl inançlarda
teselli aramak ise, hiç şüphesiz insana çok daha büyük
bir yıkım getirir. Akıl ve vicdan sahibi bir insan,
bu yönde bir korkusu varsa, cehennem azabından kurtulup
cenneti umabilmek için samimi bir kalple Allah'a yönelmeli
ve insanlar için hidayet rehberi olan Kuran'a uymalıdır.
İnsan hiç unutmamalıdır ki, ne genç, ne yaşlı, ne güzel,
ne de zengin olmaları bugüne kadar yaşayan hiçbir insanı
ölümden koruyamamıştır. Bu nedenle hiçbir insan ölüm
gerçeğini göz ardı etmemelidir. Çünkü o göz ardı etse
de etmese de bu kaçınılmaz gerçek mutlaka yaşanacaktır.
O, ölüm sarhoşluğu, bir gerçek olarak
gelip de, (insana) "İşte bu, senin yan çizip-kaçmakta
olduğun şeydir" (denildiği zaman da). (Kaf Suresi, 19)
Siz bu satırları okurken de ölümün yakınlığını aklınızdan
geçiriyor olabilirsiniz. Ancak belki de elinizdeki kitabı
bitiremeden ölüm sizi bulacaktır. Belki de ölüm size
diğer insanlardan çok daha yakındır. Bunun için mutlaka
bir sebep olması, bir hastalık, kaza ya da yaşlılıkla
karşılaşmanız da gerekmeyecektir. Çünkü Allah ölüm vakti
gelen kişiye ölüm meleklerini gönderecek ve bu kişinin
canını alacaktır. O halde insan bu büyük gerçeği asla
aklından çıkarmamalı, ölüme hazırlık yapmayı asla ertelememelidir.
Münafikun Suresi'ndeki "... Allah,
kendi eceli gelmiş bulunan hiçbir kimseyi kesinlikle
ertelemez..." (Münafikun Suresi, 11) hükmüyle
Allah Kuran'da ölümün ertelenmeyeceğini ve ölüm ile
karşılaşan birinin pişmanlığını bize bildirmiştir:
Sizden birinize ölüm gelip de: "Rabbim,
beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen ben
de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam" demezden
önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin.
Oysa Allah, kendi eceli gelmiş bulunan hiçbir kimseyi
kesinlikle ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
(Münafikun Suresi, 10-11)
Budizm'in Sapkın Ahiret İnancı
Karma inancının bir sonucu olarak Budizm'de ahiret,
cennet ve cehennem inancı da yer almamaktadır. Bu, Allah'ın
Kuran'da bildirdikleri ile çelişen, batıl ve sapkın
bir inançtır. Bu inanca göre daha önce de belirttiğimiz
gibi, bir insan her ölümünden sonra tekrar dünyaya gelir
ve bu dönüşüm sürekli devam eder. Budizm'de ahiret inancının
olmadığını Sanskrit ve Karşılaştırmalı Filoloji Profesörü
E. Washburn Hopkins, The Religions of India (Hindistan
Dinleri) isimli kitabında şöyle açıklamaktadır:
Buda'nın kurmuş olduğu sistemin mantığı,
onu, bu dünyada mutlu olmamış kimselerin mutlu olabileceği
başka bir alemin varlığını kesin inkara götürmüştür.
O, sadece öteki dünyayı inkar eden görüşünde ısrar etmekle
kalmamış, bunun ötesinde öğrencilerini ve araştırmacılarını,
kişinin ölümden sonraki kaderini araştırmaktan ve bu
konuda soru sormaktan alıkoymak için her yolu denemiştir.
Buda, Nirvana'ya ulaşmanın varlığın yok oluşuna yol
açtığına inanmış ve hiçbir zaman ölümsüz bir varlık
fikrini benimsememiştir. Onun ısrarla üzerinde durduğu
husus, herkesin karma ve yeniden doğuş doktrinlerini
tam anlamıyla kabul ederek, mümkün olduğu kadar çabuk,
içinde bulunduğu sıkıntılı doğum-ölüm çemberinden bir
an önce kurtulmaya gayret göstermesidir.4
Bazı Budist kaynaklarda ise ölüm sonrası hayatla ilgili
olarak şu bilgilerin verildiği görülmektedir:
Yeniden doğum, ister cennette ister
cehennemin muhtelif katmanlarından birinde gerçekleşmiş
olsun, söz konusu bu mekanlardaki varoluşlar aynen yeryüzündekiler
gibi geçicidir, ebedi değildir. Ferdin bu mekanlardaki
kalış süresi, Hinduizm'de olduğu gibi, onun yeryüzünde
iken yaptığı iyilik ve kötülüğün miktarına bağlıdır.
Belirlenen sürenin tamamlanmasından sonra yeniden yeryüzüne
dönülecektir. Cennet ve cehennem ferdin yeryüzündeki
fiillerinin karşılığını gördüğü geçici varoluş katmanlarından
başka bir şey değildir.5
 |
Batıl
Budist inançlara göre, kainatın ve insanların
varoluşu da, ölüm ve yeniden doğum da başıboştur.
Bu akıldışı iddiaya inanan insanlar büyük bir
ruhi dengesizliğe sahip olurlar. Dünyada herşeyin
başıboş olduğunu sanmanın korkusu, tedirginliği
ve huzursuzluğu içinde yaşarlar. Oysa İslam dini
kainatta meydana gelen her olayın Yüce Allah'ın
bilgisi ve kontrolünde olduğunu öğretir. Bu gerçeği
kavrayan insanlar her an Allah'a güvenip dayanmanın,
tevekkülün huzurunu ve sevincini yaşarlar.
|
Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve (eğlence
türünden) 'tutkulu bir oyalanmadır'. Gerçekten
ahiret yurdu ise, asıl hayat odur...
(Ankebut Suresi , 98)
|
Görüldüğü gibi, Budist öğretilere göre insanların yaptıklarının
karşılığını bulduğu bir tür cennet ve cehennem inancı
vardır. Ancak, hak bir dine ait olmadığı için bu inançta
birçok çelişki ve mantıksızlık bulunmaktadır. Herşeyden
önce, Allah'ın Kuran'da bildirdiğinin aksine, Budizm'de
cennet ve cehennem sonsuz değil, geçicidir.
Bu inanışın en mantıksız yönlerinden biri ise, dünya
üzerindeki mevcut tüm sistemlerin daha önce de belirttiğimiz
gibi kendiliğinden işlediğine inanılmasıdır. Budizme
göre kainatın ve insanların varoluşu gibi, ölüm ve yeniden
doğum döngüsü de başıboştur. Bu inançta dünya hayatını,
cennet ve cehennemi yaratan, insanlara yaptıklarının
karşılığını veren bir Yaratıcının varlığı kabul edilmez.
Oysa bu, son derece mantıksız ve kabul edilmesi imkansız
bir iddiadır. Cennet ve cehennem gibi mükafat ve ceza
verilecek mekanların varlığını kabul etmek, ancak bu
mekanların nasıl varedildiğini, cezayı ve mükafatı kimin
vereceğini, adaletin nasıl sağlanacağını açıklamamak
çok büyük bir mantık bozukluğudur.. Dahası Karma felsefesinde
bunlar iddia edilirken, cennet ve cehennemin bir Yaratıcı
olmadan nasıl oluştuğuna getirilebilen hiçbir açıklama
bulunmamaktadır. Sadece nesilden nesile aktarılan ve
hiçbir zaman da akılcı bir biçimde anlatılmayan ve sorgulanmayan
bir batıl inanıştır bu. Zaten Budizm'in kainatın varoluşuna,
evrenin işleyişine, canlılardaki kusursuz yaratılışın
kökenine dair hiçbir akılcı açıklaması yoktur. Bu nedenle
de Budizm hiçbir bir akli dayanağı bulunmayan, sadece
efsanevi hikayelerle ayakta tutulmaya çalışılan bir
mistik akım olmaktan öteye gidememektedir.
... Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz
batıl yok olucudur.
(İsra Suresi, 81)
|
Ahirette İnsanları Bekleyen Gerçek
Dünya hayatına ve ahiret inancına dair gerçekleri öğrenebileceğimiz
yegane kaynak alemlere bir öğüt olarak indirilen Kuran
ve Peygamber Efendimiz (sav)'in sünnetidir.
Allah Kuran'da dünya hayatının tüm insanlar için geçici
bir deneme, ahiretin ise sonsuz yurt olduğunu bildirir.
Her insan yaklaşık 60 yıllık dünya hayatı boyunca tüm
yaptıklarının karşılığını cennette veya cehennemde alacaktır.
Bu gerçeği Allah Kuran'da şöyle haber verir:
Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir
oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta olanlar
için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de
akıl erdirmeyecek misiniz? (Enam Suresi, 32)
Allah'a teslim olan, O'nun indirdiği hidayet rehberine
ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uyan bir insan kıyamet
gününe, ahirette tüm yapıp ettiklerinin hesabını vereceğine,
dünya hayatında yaptıklarının karşılığını sonsuza kadar
cennette ya da cehennemde alacağına gönülden iman eder.
Çünkü gerçek budur. Allah bunu insanlara indirdiği kitaplar
ve gönderdiği peygamberler ile bildirmiştir. Budizm
ise tek bir insanın kendi kendine oluşturduğu bir felsefe
ve onun üzerine bina edilen yine insan yapımı öğretilerden
oluşur. Allah'tan geleni, insana ait bir felsefeyle
değiştirmek, kuşkusuz büyük bir yanılgıdır. Kulaktan
dolma bilgilerle, bir özenti nedeniyle, hayran oldukları
pop yıldızının veya sinema sanatçısının Budist mesajlarından
etkilenerek ya da bir moda gereği Budizmi yol edinenlerin,
bu gerçeği düşünmeleri ve yanılgılarından sıyrılmaları
gerekmektedir. Çünkü Allah, ahireti yalanlayanların
durumlarını Kuran'da şöyle bildirir:
Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı
yalanlayanlar, onların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar
yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı?
(Araf Suresi, 147)
...İnkar edip ayetlerimizi ve ahirete
kavuşmayı yalanlayanlar ise; artık onlar da azab için
hazır bulundurulurlar. (Rum Suresi, 16)
Yukarıdaki ayetlerde haber verilen bu azap, ölüm anıyla
birlikte başlayacaktır. Dünya hayatları boyunca ne kadar
büyük bir yanılgı içinde olduklarını anlayan insanlar
telafisi olmayan bir pişmanlık yaşayarak şöyle diyeceklerdir:
Ateşin üstünde durdurulduklarında onları
bir görsen; derler ki: "Keşke (dünyaya bir daha) geri
çevrilseydik de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık
ve mü'minlerden olsaydık." (Enam Suresi, 27)
Suçlu-günahkarları, Rableri huzurunda
başları öne eğilmiş olarak: "Rabbimiz, gördük ve işittik;
şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir, salih
bir amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle
inananlarız" (diye yalvaracakları zamanı) bir görsen.
(Secde Suresi, 12)
Ancak onlar ne kadar yalvarıp yakarsalar, bağışlanma
dileseler de artık dönüşü olmayan ve azapla dolu bir
hayata başlamış olacaklardır. Onların tevbeleri kabul
edilmeyecek, dünyaya dönme istekleri ise asla yerine
getirilmeyecektir. Dünyada defalarca uyarıldıkları halde
iman etmeyen inkarcılar, Allah'a şirk koşanlar, taştan,
tahtadan heykellerin önünde secde edenler, sadece insanlara
gösteriş yapmak ya da ilgi çekmek için boş felsefelerin
peşinde gidenler ve Allah'tan gereği gibi korkup sakınmayanlar
ölüm melekleri ile karşılaştıkları andan itibaren sürekli
bir aşağılanma içine gireceklerdir. Canlarının sırtlarına
ve böğürlerine vurularak alınması, perçemlerinden tutulup
yerde sürüklenmeleri, cehennemin içine atılmaları ahirethayatındaki
aşağılanmanın bir başlangıcı olacaktır. Allah onların
konuşmalarına izin vermeyecek, seslerinin bir hırıltıdan
öteye çıkması mümkün olmayacaktır. (Taha Suresi, 108)
|
 
|
Cehennem, Allah'a karşı büyüklenen, ahirete, yeniden
dirilişe inanmayan ve Rabbimizin gönderdiği uyarıcılara
itaat etmeyen, güzel ahlaktan uzak bir hayat süren tüm
inkarcıların son bulacakları yer olacaktır. Cehennem
ehli "Elleri boyunlarına bağlı
olarak..." (Furkan Suresi, 13) ateşin sıkışık
yerine atılacak, dumanlı bir gölge içinde konaklayacaklardır.
Ateşin uğultulu homurtusunu sürekli işitecekler, kemikleri
çatırdatan inlemeler ile muhatap olacaklardır. Özellikle
azabın sürekli olması ve cehennem ehlinin tüm yakarışlarına
rağmen, onlardan kesinlikle hafifletilmeyecek olması
tarifsiz bir sıkıntı vesilesi olacaktır. Çünkü Allah
cehennem azabını "Kapıları kilitlenmiş
bir ateş..." (Beled Suresi, 20) olarak bildirmektedir.
Cehennemdekiler fiziksel olarak da korkunç bir görüntüye
bürüneceklerdir. Yüzleri kapkara, korkudan ve dehşetten
dolayı zillet içinde olacaktır. Hücreleri kavururcasına
güçlü olan ateşte derileri yanacak ve Allah'ın
"...Derileri yanıp döküldükçe, azabı tadmaları için
onları başka derilerle değiştireceğiz..." (Nisa Suresi,
56) ayetinde bildirdiği gibi derileri tekrar
tekrar yenilenecektir. Demir kamçılarla kamçılanıp "...uzunluğu
yetmiş arşın olan bir zincire..." (Hakka Suresi, 32)
vurulacaklardır. Alınları, böğürleri ve sırtları kızgın
ateşte dağlanacak, başlarından aşağı kaynar sular dökülecektir.
Elbiseleri ve yatakları ateşten ve katrandan olacak,
demir halkalarla bağlanacaklardır.
Cehennem ehline sunulacak olan yiyeceklerin ve içeceklerin
korkunçluğu da ayetlerde açıklanmıştır. Allah "İrin
ve kan karışımından başka bir yemek yoktur." (Hakka
Suresi, 36) ayetinde dünyada insanların çok azını
dahi görmeye veya kokusunu duymaya dayanamadıkları kan
ve irinin (iltihaplı yaradan akan sıvının) cehennem
ehlinin sürekli yiyeceği olacağını haber vermektedir.
Dünya hayatında Allah'ı unutup, kendi tutkularının ardından
gitmelerinin bir karşılığı olarak girdikleri cehennemde
irinli, kaynar sudan içirilecek, parçalanan boğazlarından
hiçbir şey geçmeyeceği için yutkunmaya çabalayacak,
ama yutkunamayacaklardır. Allah günahkar cehennem ehline
yedirilecek diğer yiyeceklerin de zehirli olan darı
dikeni ve zakkum ağacı olduğunu ayetlerde şöyle bildirmiştir:
Doğrusu, o zakkum ağacı; günahkar olanın
yemeğidir. Pota gibi; karınlarda kaynar-durur; kaynar-suyun
kaynaması gibi. (Duhan Suresi, 43-46)
Allah'a inanan ve O'na gönülden kulluk eden insanlar
ise böyle bir duruma düşmeyecek, kolay bir hesap ile
sorguya çekilip, korkuya, hüzne ve pişmanlığa kapılmadan
cennete sevk edileceklerdir. O gün müminlerin yüzlerinin
ışıl ışıl parlayacağını Allah ayetlerde haber vermiştir.
Onlar dünya hayatları boyunca batıl felsefelerin peşine
takılmadan Allah'ı hak Kitabı'nda bildirdiği şekilde
razı etmeye yönelik yaşamalarının, Allah'tan korkup,
O'nun azabından sakınmalarının karşılığını sonsuza dek
cennette alacaklardır. Allah Kuran'da bu durumu şöyle
haber vermiştir:
İnkar edenler, cehenneme bölük bölük
sevk edildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları
açıldı ve onlara (cehennemin) bekçileri dedi ki: "Size
Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı
(söyleyip) sizi uyaran elçiler gelmedi mi?" Onlar: "Evet."
dediler. Ancak azab kelimesi kafirlerin üzerine hak
oldu. Dediler ki: "İçinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin
kapılarından (içeri) girin. Büyüklüğe kapılanların konaklama
yeri ne kötüdür." Rablerinden korkup-sakınanlar da,
cennete bölük bölük sevk edildiler. Sonunda oraya geldikleri
zaman, kapıları açıldı ve onlara (cennetin) bekçileri
dedi ki: "Selam üzerinizde olsun, hoş ve temiz geldiniz.
Ebedi kalıcılar olarak ona girin." (Zümer Suresi, 71-73)
Her nefis ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü elbette
ecirleriniz
eksiksizce ödenecektir.
(Al-i İmran Suresi, 185)
|
Öyleyse tüm insanların Allah'ın
"Gerçek şu ki, kıyamet saati yaklaşarak gelmektedir..."
(Hac Suresi, 7) şeklindeki haberini sürekli düşünmeleri,
sorgulama günü yaklaşırken yapılan hatırlatmaları mutlaka
dikkate almaları gerekmektedir. Çünkü o gün iyilikte
bulunanlar, yaptıkları iyiliklerin karşılığını eksiksiz
olarak bulurlarken; kötülükte bulunanlar ise yaptıkları
kötülükler ile aralarında uzak bir mesafe olmasını isteyeceklerdir.
İnsanlar yapayalnız ve tek başlarına Allah'ın huzuruna
çıkacak ve en ufak bir haksızlığa uğratılmadan aralarında
adaletle hüküm verilecektir:
İnsanları sorgulama (zamanı) yaklaştı,
kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar. Rablerinden
kendilerine yeni bir hatırlatma gelmeyiversin, bunu
mutlaka oyun konusu yaparak dinliyorlar. (Enbiya Suresi,
1-2)
Budizm ve benzeri insan yapımı felsefeler ise, insanları
en büyük gerçek olan Allah'ın varlığından ve O'na kulluk
görevinden uzaklaştıran birer yanılgıdır. Budizm yapay
ve gerçekte birçok yönden insan fıtratına da son derece
aykırı olan bir ahlak anlayışı ile, insanların dinsizliğin
getirdiği vicdan azabından kısmen de olsa sıyrılmalarını
sağlamakta ve böylece sahte bir "maneviyat" kaynağı
olarak işlev görmektedir. Budizm'e inananlar, kendilerine
acı çektirerek, bedensel ihtiyaçlarını yanıtsız bırakarak,
manevi bir başarı elde ettikleri zannına kapılmakta
ve böylece avunmaktadırlar. Bir türlü fark edemedikleri
gerçek şudur: İnsanın bilmesi gereken en temel hakikat,
Allah'ın kulu olduğudur. Yapılan herhangi bir iş, ancak
Allah'ın rızası gözetilerek, O'na kulluk etme bilinciyle
yapıldığında değer taşır. İnsanın nefsinin istek ve
arzularını dizginlemesi de, Allah rızası için (ve Allah'ın
dilediği ölçüde) yapıldığında değer taşıyan bir çabadır.
Allah, Kendi rızası gözetilmeden sürdürülen bu gibi
çabaların sahipleri için "Çalışmış,
boşuna yorulmuştur" (Gaşiye Suresi, 3) buyurmaktadır.
Budizm'e Göre Dünya Hayatı
Daha önce de belirttiğimiz gibi Karma inancında insanlar,
birbirini takip eden yeni yaşamlardan oluşan hayat çemberinin
hiç bitmediğine ve her ölümden sonra mutlaka tekrar
dirileceklerine inandıkları için, önlerinde sayısız
imkan olduğunu sanmaktadırlar. Dolayısıyla bir insan
herhangi bir kötülük yapmaya kalktığında, "bir sonraki
hayatımda daha kötü bir hayatla yaşasam bile, bunu sonraki
hayatımda telafi edebilirim" diye düşünebilmektedir.
Böyle çürük temeller üzerine kurulu bir anlayışın insanları
kötülüklerden alıkoyması ise mümkün değildir. Çünkü
dünya hayatına bağlılık insanların büyük bir bölümünün
önemli bir zaafıdır. Reenkarnasyon gibi batıl bir fikre
inanmalarının en önemli sebebi de, bu bağlılıkları ve
dünya hayatından hiçbir şekilde vazgeçememeleridir.
İnsanların davranışlarını köklü bir şekilde düzelterek,
güzel ahlakı yaşamaları ise, ancak bu dünya hayatının
gerçek anlamını kavramalarıyla mümkün olur.
Dünya hayatının gerçek yönünü bilen bir insan, kendisini
ve tüm evreni var eden, onu koruyan ve esirgeyen Rabbimize
kulluk için yaratıldığını, her yaptığından, her konuşmasından
ve düşüncesinden Allah'a karşı sorumlu olduğunu ve ölümünden
sonra O'na hesap vereceğini bilir. Dünya hayatının yaratılış
sebebini Rabbimiz Mülk Suresi'nde şöyle bildirir:
O, amel (davranış ve eylem) bakımından
hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için
ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır,
çok bağışlayandır. (Mülk Suresi, 2)
Ayette de görüldüğü gibi Allah insanları denemek için
yaşamı yaratmış ve onları dünyaya geçici olarak yerleştirmiştir.
Burada karşımıza çıkan olaylarla bizi sınamakta; iman
edenlerle inkarcıların ortaya çıkması, inananların kötülüklerden
arınması ve cennet ahlakına ulaşması için hayatı devam
ettirmektedir. Yani dünya sadece Allah'ın hoşnutluğunu
kazanabilmemiz için bir sınanma, bir eğitim yeridir.
Allah insanları Kendisine kulluk etmeleri için yarattığını
ise şöyle bildirmektedir:
Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri
yaratan Rabbinize kulluk edin ki sakınasınız. (Bakara
Suresi, 21)
Allah, insanlara korumaları gereken sınırları, hoşnut
olacağı ve olmayacağı davranışları açıkça bildirmiştir.
Buna göre insan, dünyada gösterdiği tavırlarla ebedi
hayatında ceza görecek veya mükafata kavuşacaktır. Bu
durumda yaşadığımız her saniye, bizleri ya cennete veya
cehenneme yaklaştırmaktadır. Allah bu gerçeği kullarına
pek çok ayette hatırlatır ve o güne karşı onları uyarır:
Ey iman edenler, Allah'tan korkun.
Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah'tan
korkun. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
(Haşr Suresi, 18)
Allah'ın azaplandırmasından korku duyan müminler, yalnızca
O'na kulluk eder, O'nun emirlerine kayıtsız şartsız
uyar, kötülüklerden sakınarak Rabbimizi hoşnut edecek
davranışlarda bulunurlar. Bir insanın gerçek anlamda
üstün bir ahlaka sahip olmasının, çıkarları ile çatışsa
dahi güzel ahlaktan taviz vermemesinin tek yolu, Allah'a
karşı güçlü bir sevgi ve bağlılığı olması, O'ndan korkup
sakınması ve O'na kullukta kararlı olmasıdır. Aksi takdirde,
her insanın kendine ait birtakım güzel ahlak özellikleri
olabilir; ancak bunlar ya sayılıdır, ya kısa sürelidir
veya bazı koşullara bağlıdır. Budizm'de de insanlara
bazı güzel davranışlar tavsiye edilmektedir. Ancak bunların
Allah katında bir değeri olmayabilir. Kendisini yoktan
var eden Allah'ın apaçık varlığını göz ardı ederek,
O'na karşı nankör olan bir insanın, çevresindeki insanlara
bazı iyilikler yapmasının ne değeri olabilir? İnsanın
yaptığı işlerin değer taşıyabilmesi için Allah'a iman
etmesi, yaptığı herşeyi O'nun rızası için yapması, O'nun
kadrini gereği gibi takdir etmesi ve Allah'tan korkup
sakınması gerekir. İşte bu nedenle müminlerin güzel
ahlakları, romantik eğilimlere dayanmaz. İbadetleri
Allah'ın ayetlerde de buyurduğu gibi sürekli ve kesintisizdir:
Allah, hidayet bulanlara hidayeti artırır.
Sürekli olan salih davranışlar, Rabbinin katında sevap
bakımından daha hayırlı, varılacak sonuç bakımından
da daha hayırlıdır (Meryem Suresi, 76)
Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur, itaat-kulluk da
(din de) sürekli olarak O'nundur. Böyleyken Allah'tan
başkasından mı korkup-sakınıyorsunuz? (Nahl Suresi,
52)
Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak
kendisini Allah'a teslim ederse, artık onun
Rabbi katında ecri vardır...
(Bakara Suresi, 112)
|
Mal ve çocuklar, dünya hayatının çekici-süsüdür;
sürekli olan 'salih davranışlar' ise, Rabbinin katında
sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından
da daha hayırlıdır. (Kehf Suresi, 46)
İnsanlar dünya hayatının geçici ve
aldatıcı süslerine tutkuyla bağlanmaktan sakınmalıdır.
Çünkü ahirette insanların zenginlikleri, güzellikleri
ve dünya hayatında sahip oldukları onlara fayda sağlamayacaktır.
Toprağa konacak olan bedenleri çürüyecek, malları zamanla
yok olacaktır. O insanlar da diğer insanlar gibi sorguya
çekilmek için Rabbimizin huzuruna çıkacaktır. Üstelik
dünya hayatı çok kısadır. Şu an 30 yaşında olan bir
insana bu yaşına kadar neler yaşadığını sorsanız, "herşey
çok hızlı geçti" diyecektir. İşte bu insan ortalama
olarak bunun gibi bir 30 yıl daha yaşayacaktır. Ve sonra
yaşamı bitecektir.
Allah dünyada yaşanan bu sürenin kısalığına pek çok
ayette dikkat çekmiş, insanların ahirette bunu açıkça
itiraf edeceklerini bildirmiştir:
Gündüzün bir saatinden başka sanki
hiç ömür sürmemişler gibi onları biraraya toplayacağımız
gün... (Yunus Suresi, 45)
Kıyamet-saatinin kopacağı gün, suçlu-günahkarlar,
tek bir saatin dışında (dünya hayatı) yaşamadıklarına
and içerler. İşte onlar böyle çevriliyorlardı. (Rum
Suresi, 55)
Öyleyse insanın kısa dünya hayatının geçici
süslerine aldanıp, sonsuz ahiret hayatını göz ardı etmesi
çok büyük akılsızlık olacaktır. Çünkü insanın Allah'a
hesap vereceği gün kesin bir gerçektir. Allah Yunus
Suresi'nde şu şekilde buyurur:
Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, dünya
hayatına razı olanlar ve bununla tatmin olanlar ve Bizim
ayetlerimizden habersiz olanlar; işte bunların, kazandıkları
dolayısıyla barınma yerleri ateştir. (Yunus Suresi,
7-8)
Dünya hayatına kanmayan, Allah'ın rızasını ve sonsuz
ahiret hayatını tercih edenlere ise Rabbimiz şu şekilde
müjde verir:
Kim ahiret ekinini isterse Biz ona
kendi ekininde artırmalar yaparız. Kim dünya ekinini
isterse ona da ondan veririz; ancak onun ahirette bir
nasibi yoktur. (Şura Suresi, 20)
Allah dünyada da insanlara nimetlerini
vermesine karşın, ayetlerinde sürekli olarak ahiretin
nimetlerini istemeyi öğütler. Çünkü onlar daha hayırlı
ve daha süreklidirler. (Taha Suresi, 131)
|
 
(Sağda) Budist eserlerde
meditasyon, huzura ulaşmanın ve günlük sıkıntılardan
uzaklaşmanın en kolay yolu olarak gösterilir.
Oysa bu büyük bir aldatmaca ve göz boyamadır.
Meditasyon yaptıkları süre boyunca dünya hayatına
dair sıkıntılarını unutan insanlar, meditasyon
bittiğinde aynı sıkıntılarla karşı karşıya kalırlar.
Üstelik bu sıkıntıları unutmaya çalışmak, belki
insanda geçici bir rahatlama sağlayabilir, ama
onları yok etmez, geçici beyin uyuşturmanın faydası
olmaz. Gerçek huzur ve mutluluğa ulaşmanın tek
yolu Allah'a bir ve tek olarak iman etmek, O'nun
yazdığı kadere teslim olmaktır. Allah dilemedikçe
tek bir yaprağın dahi düşmeyeceğini bilen bir
mümin için başına gelen herşey bir denemedir.
İnsan 50-60 yıllık hayatı boyunca tüm yaptıkları
ve yaşadıklarıyla denenmektedir. Sonsuz ahiret
hayatında ise bunların karşılığını en adaletli
şekilde alacaktır. (Solda) Bangkok'daki Wat Po
Tapınağında bulunan Buda heykeli.
|
De ki: "Sizin şirk koştuklarınızdan hakka
ulaştırabilecek var mı?" De ki: "Hakka
ulaştıracak Allah'tır. Öyleyse hakka ulaştıran
mı uyulmaya daha hak sahiptir, yoksa doğru yola
ulaştırılmadıkça kendisi hidayete ulaşamayan
mı?...
(Yunus Suresi, 35)
|
|

Bugün meditasyon ve yoga
gibi mistik akımlar Batılı toplumlarda rağbet
görmektedir. Oysa doğru yolu, iç huzurunu, vicdani
rahatlığı ve mutluluğu elde etmenin yolu, böyle
geçici beyin uyuşturma yöntemleri değil, Allah'a
samimi bir kalple iman etmek, O'na gönülden teslim
olmak ve tüm hayatını Allah'ın razı olacağı şekilde
geçirmektir.
|
|
 
Budist tapınaklarının
çevresinde dört bir yana açılarak asılmış ipler
üzerinde yüzlerce dua bayrağı görmek mümkündür.
Budistlerin batıl inanışlarına göre bu bayraklar
üzerinde yazılı olan dualar, rüzgarla etrafa taşınmakta
ve böylece daha çok sevap kazanılmaktadır. Bu
da diğer Budist inanışlar gibi batıl bir hurafedir.
Çünkü Allah'ın varlığını inkar eden Budistler
bu duaları kime ve niçin ettiklerini dahi açıklamaktan
uzaktırlar. Oysa Allah Kuran'da, sadece bir ve
tek İlah olan Rabbimize yapılan duaların kabul
olacağını tüm insanlara hatırlatmıştır.
|
Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak
ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği
zaman dua edenin duasına cevap veririm....
(Bakara Suresi, 186)
|
|
 
(Solda) Budistler atalarından
kalan gelenekleri eksiksizce uygular ve günlerini
tapınakların etrafında dualar okuyarak, dua silindirleri
çevirerek geçirirler. Ancak yaptıklarını bir kurtuluş
yolu olarak gören Budistler gerçekte çok büyük
bir aldanış içindedirler. Çünkü önünde secde ettikleri,
tütsüler yakıp dilekte bulundukları taştan, tahtadan
heykellerin onların dualarına cevap vermeleri,
çağrılarını duymaları mümkün değildir. (Sağda)
Budizmin sapkın inanışlarından biri de, Buda adına
yapılan mekanlarda düzenlenen garip törenlerdir.
Oysa bu heykeller, insanlara ne bir yarar ne de
bir zarar vermeye güç yetirebilirler.İnsan yapımı
bu heykellerden medet ummak kuşkusuz akıl dışıdır.
Ne var ki Budist öğretilerle beyni yıkanmış olan
insanlar, bu kadar açık olan bu mantıksızlığı
dahi farkedemeyecek konuma gelmişlerdir.
|
Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Kıyamet-saatinin
kopacağı gün, (işte) o gün, batılda olanlar
hüsrana uğrayacaklardır...
(Casiye Suresi, 27)
|
|
 
Budizmin batıl inanışları
ve törenleri insanları hastalıklı bir ruh haline
iter. Bilimden, teknolojiden, sanattan, estetikten
kısaca medeniyetten uzak bir yaşam süren Budistler,
yaktıkları mum ve kandillerle ibadet ettiklerini
sanırlar. Oysa bu, büyük bir aladnıştan ibarettir.
|
|
 
Batıl Budist ritüellerine
göre, resimdeki boncuklar kutsal kabul edilir.
Budistler, Buda'ya yaptıkları dualarında (ki bu
dualar onlara asla birşey kazandırmayacaktır)
milyonlara varan tekrarlar yaparlar. Allah'ı unutup,
O'nun yarattığı aciz bir kuldan medet uman bu
topluluk -sapkın inanışlarından vazgeçmedikleri
sürece- kendilerini çok büyük bir azaba sürüklemektedirler.
|
|

"Biz
atalarımızı bunlara tapıyor bulduk" dediler.
Dedi ki: "Andolsun, siz ve atalarınız apaçık
bir sapıklık içindesiniz."
(Enbiya Suresi, 53-54)
|
|

Budistler, Buda'nın
heykelinin karşısında garip ritüeller gerçekleştirirler.
Bunlardan biri de yere yatılarak yapılan bir saygı
gösterisidir. Bir tapınağa girildiğinde ilk yapılan
hareket Buda heykelinin önünde eğilmek ve yüzü
yere sürmektir. İslam ise müşrik toplulukların
bu sapkın anlayışlarını reddeder ve kainatın tek
sahibi, Rahman ve Rahim olan Rabbimize kulluk
etmeyi emreder. Alah ayetlerinde şu şekilde buyurur:
"Sen Rabbini
hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol. Ve
yakin sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et."
(Hicr Suresi, 98-99)
|
|

Teleskopik trompet olarak
tanımlanan radong, Budist ritüellerde çok önemli
bir yer tutar. 4.5 metre uzunluğundaki bu çalgı
Budist ayinler sırasında kullanılır. Budist ayinler
sırasında kullanılır. Adeta bir törenler, ayinler
ve ritüeller dini haline gelmiş olan Budizm, bu
gibi avuntularla insanları hem dünya hayatında
hem de ahirette çok büyük bir kayba uğramaktadır.
|
| 
Rahiplerin Budist halktan
farklı olarak uyması gereken çok fazla kural vardır.
Bunların en başında, öğle yemeğinden sonra ertesi
güne kadar hiçbir şey yememek, kesintisiz her
akşam meditasyon yapmak gibi uygulamalar gelmektedir.
Bunların tümü hak dinde yeri olmayan ve hiçbir
fayda getirmeyen, insanın fıtratına da aykırı
garip ritüellerdir. Oysa Allah kullarına daima
kolay olanı emreder. Rabbimiz ayetlerinde şöyle
buyurur:
"Fakat kim verir
ve korkup-sakınırsa, Ve en güzel olanı doğrularsa,
Biz de onu kolay olan için başarılı kılacağız.
(Leyl Suresi, 5-7)"
|
|
 
Binlerce batıl kuraldan
ve törenden oluşan, ahiret inancını tamamen göz
ardı eden Budizm, bu sapkınlığa kapılanlarda büyük
tahribat meydana getirmektedir. Budistlerin tüm
batıl uygulamalarının yanısıra samimiyetsizliklerinin
önemli bir göstergesi de uyguladıkları adaletsizliktir.
Budizmin yaygın olduğu ülkelerde, halk büyük bir
yokluk ve sıkıntı çekerken, Buda adında inşa edilen
putperest tapınaklar için büyük masraflar yapılmaktadır.
Budizmin ahiret inancını reddeden sapkın görüşleri,
insanları ahlaki ve ruhi çöküntüye sürüklemekte,
bu da kişilerin dış dünyadan tamamen kopuk, başkaları
için adalet anlayışında olmayacak bir halde yaşamalarına
neden olmaktadır. Böyle karanlık ve kasvetli bir
ruh haline sahip kişilerin, toplumun sorunlarına
akılcı çözümler üretemeyeceği, onları aydınlığa
ulaştıramayacağı ise açıktır.
|
|
Günümüzde
Budizm bazı çevreler tarafından güzel ahlakın,
yardımlaşmanın ve fedakarlığın yolu olarak görülür.
Oysa Budist ülkelerde halkın yaşadıkları, bu propogandanın
büyük bir aldatmaca olduğunu ortaya koymaktadır.Nepal'de,
Tibet'te, Kamboçya'da ve diğer Budist ülkelerdeki
halkın sefalet içinde yaşıyor olması, böyle bir
yardımlaşma ve fedakarlığın uygulanmadığını açıkça
göstermektedir. Nepal, Budizm'in en güçlü olduğu
ülkelerin başında gelmektedir. Ancak Nepal halkı
çok büyük bir fakirlik içindedir. Örneğin Nepal'in
Himalaya eteklerindeki Mustang bölgesinde insanlar
çamurdan yapılmış, izbe, toprak evlerde yaşamaktadırlar.
|
|