|
METARYALİST BATI KÜLTÜRÜ VE BUDİZM
Bugün Budizm'i dünya gündemine getiren en büyük neden,
bu dinin geleneksel coğrafyası olan Uzakdoğu'daki varlığı
değil, Batı dünyasında yapılan propagandadır. Bu propagandanın
başlangıç tarihi 19. yüzyıla kadar uzanmaktadır. 20.
yüzyılın ikinci yarısında ise Budizm giderek ilgi çekmek
ve "orijinal" olmak isteyen insanlar için bir moda haline
gelmeye başlamıştır.
Bu modanın başlangıcı özellikle 1960'lardaki pop kültürüne
dayanır. O yıllarda Batı gençliğinin bir bölümü ve bazı
Batılı entelektüeller, geleneksel Hıristiyan inancını
terk ederek yeni arayışlara girmişler ve bazıları bunu
Uzakdoğu dinlerinde bulmuşlardı. Bu arayışın en önemli
nedenleri ise "aykırı olmak", "düzene karşı çıkmak"
ve bu yolla ilgi toplamaktı. 60'lı yılların pop kültürünü
belirleyen Beatles'in üyelerinden George Harrison, (Budizm'e
benzer bir Uzakdoğu pagan inanışı olan) Hinduizm'i benimsediğini
açıkladığında, Beatles hayranları da bu öğretiye özenmeye
başladı. John Lennon, Across the Universe (Evren Boyunca)
adlı şarkısında Budist "mantra"lar (kutsal ritmler)
kullandı. 60'lı ve 70'li yılların "hippi" gençliğinde,
Budist ezgiler, giysiler ve öylemler çok revaçtaydı.
|

Eğer onlara dua ederseniz,
duanızı işitmezler, işitseler bile size cevap
veremezler. Kıyamet gününde ise, sizin şirk koşmanızı
tanımayacaklardır. (Bunu herşeyden) Haberi olan
Allah gibi sana (hiç kimse) haber veremez. (Fatır
Suresi, 14)
|
Budizm hakkında dikkat çekici olan nokta, bu gibi popüler
kültür araçları ile Batı dünyasına sistemli bir biçimde
empoze edilmesidir. Popüler kültürün en önemli mimarı
olan Hollywood, bu konuda başı çekmektedir. Hollywood'un
genellikle Amerika'nın "liberal" kanadının fikirlerini
yansıttığı, yani çoğunlukla Hıristiyan inancına ve ahlakına
aykırı değerler savunduğu bilinen bir gerçektir. Din
karşıtı teorilerin savunulmasında da Hollywood ön saflardadır.
Örneğin; evrim teorisi, bilimsel içerikli filmlerin
çoğunda izleyicilere güçlü biçimde empoze edilir. Evrim-yaratılış
tartışmasında Hollywood filmleri hemen her zaman Darwinistlerin
yanındadır. (Hollywood'un ünlü Inherit the Wind -Rüzgarı
Miras Al- filmiyle başlayan bir "din aleyhtarı Darwinist
propaganda" geleneği vardır.) Hollywood filmlerinde
İslam'ın kötülenmesine yönelik eğilim ise, son derece
belirgin olan bir başka "strateji"dir.
Ancak Hıristiyanlık ve İslam gibi İlahi dinlere karşı
genellikle olumlu davranmayan Hollywood dünyası, Budizm
konusunda tam aksi bir çizgidedir: Budizm, insancıl,
barış dolu ve cazip bir din olarak resmedilir. Brad
Pitt'in başrolünü oynadığı Seven Years In Tibet (Tibet'te
Yedi Yıl) veya Martin Scorcese'in yönettiği ve Budist
başrahip Dalai Lama'nın yaşamını konu olan Kundun gibi
filmler, Budizm'in geniş kitlelere propagandası rolünü
üstlenmiştir.
Filmler kadar aktör ve aktrislerin özel yaşamları da
Budizm propagandasında önemli rol oynamaktadır. Şiddet
filmlerinin ünlü yıldızı Steven Seagall, "Tibet Budizm'i
Nyingma Derneği" tarafından, 15. yüzyılda yaşamış bir
"lama"nın reenkarnasyonu ilan edilmiştir. Ünlü aktör
Richard Gere, aktris Uma Thurman'ın babası olan Richard
Thurman ile New York'ta "Tibet Evi" kurmuş ve Budizm'i
savunan kitaplar yazmıştır. Diğer ünlü Budistler arasında;
Tina Turner, Harrison Ford, Oliver Stone, Herbie Hancock,
Courtney Love gibi isimler sayılabilir.
Kuşkusuz özel yaşamları sadece kişileri ilgilendirir
ve insanlar istedikleri inancı seçmekte özgürdürler.
Ayrıca bu kişiler gerçek İslam'ı öğrenmiş olsalar, kalplerinin
hemen ısıncağında da kuşku yoktur. Ancak buraya kadar
özetlediğimiz tablonun gösterdiği önemli bir sonuç vardır:
Budizm, ağırlıklı olarak materyalist bir kültüre sahip
olan Batılılar arasında ilgi görmekte, dahası benimsenip
desteklenmektedir. Materyalist Batı kültürü, kendi maneviyatının
kaynağı olan Yahudi-Hıristiyan kültüründen uzaklaşırken,
Budizm'i onaylamaktadır.
Acaba neden?
Bu soruyu cevaplamak için önce "materyalist Batı kültürü"nün
temel özelliklerini belirlemek gerekir. 18. yüzyılda
temelleri atılan, 19. yüzyılda teorik çerçevesi kurulan
ve 20. yüzyılda da (teorik çerçevesi giderek çürümesine
rağmen) kitleselleşen bu kültür:
- Allah'ın varlığını inkar eder. Evrenin bir
rastlantı eseri olduğuna inanır.
- Canlıların nasıl var olduğu sorusuna getirdiği cevap
"evrim"dir. Darwinizm'in canlılığı açıkladığını sanır.
- İnsanın "bir tür hayvan" olduğunu kabul eder. İnsan
ruhunun varlığını reddeder.
- Ölümden sonra yaşam, diriliş, hesap günü, cennet
ve cehennemin varlığını reddeder.
Materyalist Batı kültürünün, her biri büyük birer yanılgı
olan bu varsayımları, elbette İlahi dinlere aykırıdır.
Ancak ne ilginçtir ki bu yanılgıları aynen paylaşan
bir başka kültür daha vardır: Budizm.
 |
Özellikle
eski tarihlerde yapılan Buda heykelleri devasa
boyutlardadır. Bu heykellerle Buda'ya saygı gösterisinde
bulunulduğuna inanılır. Ancak putları ne kadar
büyük olursa olsun, onları Allah'tan gelecek bir
azaptan hiçbir şekilde koruyamayacaktır.Allah
Araf Suresi'nde müşrik topluluklara şu şekilde
seslenmektedir:
"Kendileri yaratılıp
dururken, hiçbir şeyi yaratamayan şeyleri mi ortak
koşuyorlar? Oysa (bu şirk koştukları güçler ve
nesneler) ne onlara bir yardıma güç yetirebilir,
ne kendi nefislerine yardım etmeğe." (Araf
Suresi, 191-192)
Yanda Budizmin çok yaygın olduğu Laos'taki Buda
heykelleri.
|
Budizm'in Huxley Tarafından Keşfedilişi
Budizm ateist bir dindir; Allah'ın varlığını kabul
etmez. Ahireti, cennet ve cehennemi kabul etmez. İnsanın
hayvanlardan farklı bir ruhu olmadığını varsayar ve
dahası Karma inancı çerçevesinde doğada sürekli bir
dönüşüm olduğuna inanır. Budizm'e göre bir balık "sonraki
yaşamında" bir memeli olarak dünyaya gelebilir, bir
insan "sonraki yaşamında" bir solucan olabilir. Türler
arasında "geçişlilik" öngören ve insanı da hayvanlar
arasında gören bu anlayış, Darwin'in evrim teorisiyle
önemli bir paralellik taşımaktadır. Bir araştırmacı,
Budizm'in evrimle olan bu ilişkisini şöyle tarif eder:
Aslında Budist felsefe, evrimin gerçekleşmiş
olmasını gerekli kılar çünkü herşeyi dönüşken varlıklar
olarak görmekte, sürekli olarak yoktan var olduğunu,
bir süre varlığını sürdürdüğünü ve sonra kaybolduğunu
savunmaktadır. Türlerin değişmeden sabit kalması, Budist
ontoloji ile uyumlu olmayacaktır.6
|

Thomas H. Huxley'in karikatürü
|
İşte bu nedenle Darwinistler 19. yüzyıldan bu yana
Budizm'e sempati duymuşlar ve bu dini desteklemişlerdir.
Budizm'e yönelik Darwinist hayranlığı ifade eden ilk
kişi, Darwinizm'in doğuşunda, Darwin'in kendisinden
sonra belki de en büyük rolü üstlenmiş olan kişiydi:
Thomas H. Huxley. Huxley, Darwin, teorisini ortaya attıktan
sonra onun en ateşli savunucusu olarak sahneye çıktı
ve bu nedenle o dönemde "Darwin'in çoban köpeği" (Darwin's
Bulldog) olarak isimlendirilmişti. Yaratılışı savunan
din veya bilim adamlarıyla yaptığı tartışmalar, Darwinizm'i
savunan ateşli yazı ve nutukları, Huxley'i 19. yüzyılın
en ünlü Darwinisti olarak tarihe geçirdi.
Huxley'nin pek bilinmeyen bir özelliği ise, Budizm'e
olan hayranlığıydı. Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi
İlahi dinlerin temsilcileri ile mücadele eden Huxley,
Budizm'i, oluşturmak istediği seküler Batı medeniyetine
uygun bir inanç olarak görüyordu. Philosophy East and
West dergisinde yayınlanan "Buddhism in Huxley's Evolution
and Ethics" (Huxley'in 'Evrim ve Ahlak'ında Budizm)
başlıklı makalede bu konu işlenmektedir. Makalede Huxley'nin
Evolution and Ethics (Evrim ve Ahlak) adlı kitabından
Budizm hakkındaki şu tanımı aktarılmaktadır:
(Budizm) Batılı anlamda Tanrı tanımayan
bir sistemdir; insanın bir ruhu olduğunu kabul etmez;
ölümsüzlüğe inanmanın bir yanılgı olduğunu savunur hatta
bunu ummayı günah sayar; duaya ve kurban ibadetine yer
vermez; insanların kurtuluş için sadece kendi yaptıklarına
güvenmesini ister... yine de Eski Dünya'nın kayda değer
bir bölümünde harika bir hızla yayılmış, yabancı inançlarla
karışsa bile insanlığın küçümsenemez bir kısmının hakim
inancı olmuştur.7
Görüldüğü gibi Huxley Budizm'e hayrandır ve bunun tek
nedeni Budizm'in aynen Huxley ve diğer Darwinistler
gibi Allah inancına sahip olmamasıdır.
"Buddhism in Huxley's Evolution and Ethics" makalesinin
yazarı olan Hawai Üniversitesi öğretim üyesi Vijitha
Rajapakse'ye göre, Huxley'nin Budizm'e olan hayranlığında,
Budizm ile Eski Yunan'ın pagan ve ateist düşünürleri
arasında gördüğü paralellik de rol oynamıştır:
Huxley'in Budist düşünceyi Batılı
fikirlerle ilişkilendirme konusundaki açık eğilimi...
onun argümanının başka boyutlarında da örneklendirilmektedir.
Budizm'in gayrı-İlahi pozisyonunu Heraklitus'un bakış
açısına benzetmiş ve dahası "Stoacılıkla Budizm arasında"
pek çok paralelliğe işaret etmiştir.8
|

David Hume
|
Rajapakse, sadece Huxley'in değil, 19. yüzyılın diğer
bazı ateistlerinin (veya agnostiklerinin) de Budizm'e
büyük hayranlık duyduklarını not etmektedir. Bu devirde
Budizm ile materyalist Batı felsefesi arasında kurulan
bir paralellik de, David Hume'un fikirleri konusundadır.
18. yüzyılda yaşamış olan İskoç düşünür Hume, ateist
ve din karşıtı bir felsefecidir. Rajapakse; "İlginçtir
ki, Budizm ve Hume felsefesi arasındaki paralellikler,
Budizm hakkındaki yorum yapan ilk yorumcular tarafından
bile doğru bir şekilde not edilmiştir" der ve şöyle
devam eder:
Örneğin Rhys Davids belirtir ki "dıştan
gelen bir ruha sahip olmama düşüncesi, daimi ve değişmez
bir acı çekme fikri gibi açılardan, bizden sadece iki
yüzyıl önce yaşamış olan Hume'dan iki bin dört yüz yıl
önce aynı pozisyonu almıştır." 9
Rajapakse'nin belirttiği gibi, Victoria dönemi İngilteresi'nde
(yani 19. yüzyılda) daha pek çok düşünür Budizm'e ilgi
duymuştur ve bunun nedeni de, Budizm'i, o devrin yükselen
felsefeleri olan ateizm ve Darwinizm'e uygun bulmalarıdır.
Aynı nedenle Budizm'e sıcak bakan bir diğer ateist
ise, ünlü Alman düşünür Friedrich Nietzsche'dir.
Nietzsche'nin Budizm Sempatisi
|

19. yüzyılın koyu ateistlerinden
Friedrich Nietzshce
|
19. yüzyılın koyu ateistlerinden
biri de Nietzsche idi. Hıristiyanlığa karşı koyu bir
nefret besleyen, buna karşın putperest kültürünü ve
putperest ahlakını savunan Nietzsche, savunduğu görüşlerle
20. yüzyıl faşizminin ve özellikle de Nazizm'in fikri
öncüsü oldu. Nietzsche, Hıristiyanlığa; şefkat, merhamet,
tevazu, tevekkül gibi erdemleri savunduğu için savaş
açıyor ve dolayısıyla aslında İslam ve gerçek Yahudiliğin
temel ahlaki prensiplerine de karşı çıkıyordu. İlahi
dinlere olan bu nefreti, kuşkusuz sadece bu dinlerin
ahlaki prensiplerinden değil, bundan da önemlisi, Nietzsche'nin
fanatik ateizminden de kaynaklanıyordu. Amerikalı edebiyatçı
Jason DeBoer, Nietzsche hakkındaki makalesinde "ateizm,
Nietzsche'nin fikirlerinin çok önemli bir parçasıdır"
der ve şunları ekler: "O tarafsız bir eleştirmen değildi;
Hıristiyanlığa karşı nefretle yanıp tutuşuyordu ve ateistik
yazıları büyük bir kinle doluydu."10
Ancak, tahmin edilebileceği gibi,
Nietzsche'nin nefreti sadece İlahi dinlere karşıydı,
pagan dinlere değil. Aksine, paganizmi övüyor ve yüceltiyordu.
Özellikle de Budizm'i... Jason DeBoer'in ifadesiyle
"ilginçtir ki, tarihteki en militan ateistlerden biri
olmasına karşın, Nietzsche tamamen din karşıtı değildi...
Diğer bazı dinlerin pek çok özelliğine saygı ve hayranlık
duymuştu; bunlar paganizm ve hatta Budizm'di." 11
İngiliz akademisyen David R. Loy ise, Nietzsche
hakkında yazdığı bir makalede aynı konuda şunları belirtir:
Nietzsche ve Budizm'i karşılaştırmak
neredeyse klasik bir iş haline gelmiştir ve bunun iyi
bir gerekçesi vardır: Aralarında derin bir uyum görünmektedir.
Morrison'un belirttiği gibi, pek çok ortak öğe paylaşmaktadırlar:
Her ikisi de Tanrısız bir evrende insanın merkeziliğini
vurgulamakta ve hiçbiri varlık sorununun çözümü için
getirdikleri çözümlerde dış bir varlığa dayanmamaktadır...
Her ikisi de insanı daima değişen ve çok çeşitli olan
psikofiziksel güçlerin akışı olarak görmekte ve bu akışta
otonom ve değişmeyen bir varlığa (yani ruha) yer vermemektedir.12
Nietzsche'nin Budizm ile paylaştığı bu fikirler kuşkusuz
büyük birer yanılgıdır. Bu yanılgıların çıkış nedeni
ise, insanın kibiri ve cehaletinden başka bir şey değildir.
Evreni ve doğayı akıl ve vicdan gözüyle inceleyen insan
Allah'ın varlığının apaçık delillerini görecektir.
Aynı gerçek çağımızdaki bilimsel bulgular tarafından
da ortaya konmaktadır. Nietzsche gibi ateistlerin ortaya
attığı "Tanrısız evren" fikri Big Bang ve
İnsani İlke (Anthropic Principle) gibi bilimsel bulgularla
yıkılmış, bilim Allah'ın evreni yarattığına ve olağanüstü
bir dengeyle düzenlediğine dair açık kanıtlar ortaya
koymuştur. (Ateizmin Çöküşü hakkında detaylı bilgi
için bkz. İslam'ın Yükselişi, Harun Yahya) Darwin'in
evrim teorisinin geçersizliğini ve doğadaki canlılarda
mükemmel bir düzen olduğunu gösteren deliller, yaratılışın
doğruluğunu kanıtlamaktadır. Freud, Marx, Durkheim
gibi 19. yüzyıl ateist düşünürlerinin fikirleri de
yine bilimsel bulgular veya sosyal sonuçlarla birer
birer yıkılmıştır.
Budizm: Materyalist Kültüre Sahte
Maneviyat
Ateizmin söz konusu bilimsel çöküşü, bugün Batı dünyasında
Budizm'in neden körüklendiği sorusuyla da yakından ilgilidir.
Ateist ve materyalist Batı kültürünün mimarları, teorilerinin
çöküşte olduğunu görmekte, buna karşılık İlahi dinlere
yönelişin artan ivmesini engellemek için, çözümü Budizm
gibi pagan inançların körüklenmesinde bulmaktadırlar.
Bir başka deyişle, Budizm -ve ona benzer diğer pagan
Uzakdoğu inançları- materyalizme sahte bir "maneviyat"
takviyesidir.
|

Budizm ve benzeri putperest
inançlar, materyalist Batı dünyası tarafından
da destek görmektedir. Materyalizmin ve ateizmin
hızla çöktüğü günümüzde insanların hak dine yönelmelerini
önleyebilmek için, Budizm başta olmak üzere pek
çok batıl inanışın propogandası yapılmaktadır.Bu
içi boş öğretilerin gerçek yüzlerini anlamak içinse
sadece biraz düşünmek, bunları akıl ve mantık
süzgecinden geçirmek yeterli olacaktır.
|
Peki materyalist Batı kültürü buna
neden ihtiyaç duymaktadır? Batı dünyasının iki bin yıllık
fikri gelişimini (ve dejenerasyonunu) inceleyen İngiliz
yazarlar Michael Baigent, Richard Leigh, Henry Lincoln,
Batı dünyasının 20. yüzyılda bir "anlam krizi" içine
düştüğünü belirtirler. Bir diğer deyişle, Batılı toplumlara
empoze edilen materyalist felsefe ve yaşam biçimi, insanları
Allah'ın varlığı ve O'na ibadet gerçeğinden kopararak,
hayatlarını anlamsız hale getirmiştir. Baigent, Leigh
ve Lincoln'ün deyişiyle "hayat herhangi bir anlamdan
ve belirleyicilikten tümüyle kopmuş ve hiçbir somut
hedefe matuf olmayan tesadüfi bir olgu haline gelmiştir".13
Bu anlam krizine, bir taraftan da materyalist teorilerin
bilimsel düzeydeki çöküşünün eklenmesi, insanların İlahi
dinlere -özellikle de İslamiyet'e- yeniden yönelmelerine
yol açmıştır. Bu nedenledir ki bugün Hıristiyan, İslam
ve Yahudi dünyasında din yükseliştedir; dine inananların
ve dini uygulayanların oranı giderek artmakta, dini
kavram ve değerler toplum hayatında çok daha fazla yer
almaktadır.
Budizm ve benzeri pagan inançlar, işte bu yükselişin
önünü kesmek, dinsizliğin "anlam krizi" içinde bocalayan
insanlara sahte bir kurtuluş ve çıkış yolu sunmak için
körüklenmektedir. Budizm, Taoizm, Hinduizm, bunların
Hare Krişna gibi versiyonları, tüm bu pagan öğretileri
birleştiren "New Age" gibi akımlar, "uzaylılar"dan geldiğine
inanılan sözde kutsal mesajlar üzerine yoğunlaşan "UFO
dinleri"... Tüm bunlar ateist ve materyalist dogmadan
kopmak istemeyen, buna rağmen kendilerine bir tür "maneviyat"
arayan insanların kapıldıkları boş öğretilerdir. Bunun
yanısıra hiçbir temele dayanmayan boş bir özenti, dikkat
çekme arzusu da Budizmi seçen insanların kararlarında
çok büyük bir etkendir.
Bu öğretilerin boş olduğunu anlamak içinse sadece biraz
düşünmek, onları akıl ve mantık süzgecinden geçirmek
yeterlidir. Uzakdoğu inançlarının temeli olan Karma
ve reenkarnasyon, daha önce de ayrıntılı olarak incelediğimiz
gibi, hiçbir akılcı dayanağı olmayan birer batıl inançtır.
(Detaylı bilgi için bkz. İslam ve Karma Felsefesi, Harun
Yahya) Bu dinler, Allah'ın varlığına inanmazken, dolayısıyla
insanları yargılayacak İlahi bir makam tanımazken, her
insanın yaptıklarının karşılığını alacağına, "bir sonraki
hayatının" buna göre belirleneceğine nasıl inanabilirler?
Kim bunu belirleyecektir? "Uzaylılar"a tapınanlar da
yine son derece saçmabir inanç içindedirler. Varlıkları
tümüyle hayali olan "UFO"lar üzerine nasıl bir hayat
felsefesi inşa edilebilir? Kaldı ki, eğer "uzaylılar"
var olsalar bile, bu varlıkların insanlara doğru yolu
göstereceklerinin garantisi nedir? Ayrıca unutmamak
gerekir ki, uzaylılar var olsalar, mutlaka onların da
"yaratılmış" olmaları gereklidir.
Bu gibi batıl inançlara kapılanlar, gerçek
Yaratıcıları olan Allah'ın "Sizleri
Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz?" (Vakıa
Suresi, 57) ayeti üzerinde düşünmeli, ve yine
Rabbimizin Kuran'da emrettiği gibi, O'nun yoluna uymalıdırlar:
Bu benim dosdoğru olan yolumdur. Şu
halde ona uyun. Sizi O'nun yolundan ayıracak (başka)
yollara uymayın. Bununla size tavsiye etti, umulur ki
korkup-sakınırsınız. (Enam Suresi, 153)
|