| Dinsiz
İnsanların Amaçsızlığı
Onları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları
(boş) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir.
(Hicr Suresi, 3)
|
Günümüzde
bazı insanların en büyük eksikliklerinden biri, ciddi
bir "amaçsızlık" içinde olmalarıdır. Hemen
hemen her insan standart bir yaşam modelini benimser.
Karnını doyurmak, barınabilecek bir ev edinmek, aile
kurmak ve iş sahibi olmak insanların büyük kısmının
elde etmeyi umduğu en yüksek değerlerdir. Bu standart
yaşam modelinde, kişilerin en önemli hedefleri ise terfi
edebilmek, daha fazla para kazanmanın yollarını bulabilmek
ve birkaç çocuk yetiştirebilmektir.
Din ahlakından uzak toplumların büyük bir bölümünün
hayatına hakim olan amaçsızlığı ve boşluğu daha iyi
anlamak amacıyla, insanların bu sayılanların dışında
kalan diğer ilgi alanlarına bakmak faydalı olacaktır.
Bazı insanlar yaşamlarını oldukça dar bir dünya görüşü
üzerine kurmuşlardır. Genellikle günlük hayatlarında
en önem verdikleri konulardan biri takip ettikleri televizyon
dizilerini veya ünlü bir sinema filmini kaçırmamaktır.
Söz konusu kişiler için bunlardan daha büyük bir amaç
ise, sosyal etkinlikler gösteren bir kulüpte görev almak
olabilir.
Başka bir insan grubunun zihinleri ise tamamen işleri
ile meşguldür. Hayatları boyunca iş yerleri ile evleri
arasında gidip gelirler. 20-25 yaşında iş hayatına başlayan
bir insan, yaklaşık 40 sene boyunca aynı işleri yapar;
hep Cuma gününün gelmesini, vergi ayını problemsiz geçirmeyi,
ev kirasını biraraya getirmeyi ve çocuklarının geleceğini
garanti altına almayı hedefler. Bu zaman zarfında ülkesinde
ve dünyada meydana gelen olaylar ise onu pek ilgilendirmez.
Herşeyin sadece ticaretini etkileyecek kısmı ile ilgilenir.
Gelişen her türlü olaya kolaylıkla uyum sağlar ve dünyadaki
gelişmeler üzerinde hiçbir zaman düşünmez. En fazla
bu olayların kendi işini nasıl etkilediği ile ilgili
yakınır ve şikayette bulunur. Veya televizyon programlarında
sabahlara kadar tartışır ama hiçbir sonuç elde edemeden
ve çözüm getirmeden kaldığı yerden hayatına devam eder.
Bazı gençler de aynı amaçsızlık ve boşluk içerisindedirler.
Büyük bir çoğunluğunun, ülkelerini kimlerin yönettiğinden,
ülkeyi yönetenlerin hangi düşünceleri savunduklarından,
bunun ülkenin savunmasından ekonomisine, eğitim sisteminden
adalet sistemine kadar nasıl bir etkisi olabileceğinden
haberleri bile yoktur. Dünyada meydana gelen olayların
ve gelişmelerin büyük bir kısmını bilmezler. Hatta akıllarını
dünya tarihine geçecek kadar önemli olan olayların önemini
dahi fark edemeyecek kadar boş konularla meşgul ederler.
Aralarındaki konuşmalar, bilgisayar oyunları, internette
kurdukları arkadaşlıklar, kız veya erkek arkadaşları,
okulda olan olaylar, nasıl kopya çektikleri, hafta sonu
kimin nereye gittiği ve ne giydiği ya da futbol maçları
gibi konulardan öteye gitmez. Zaman zaman bazı dergilerde
yer alan anket sonuçlarında da görülebileceği gibi,
"En büyük idealiniz nedir?" diye sorulduğunda,
ya bir mankene benzemek istediklerini ya da ünlü bir
grubun gitarcısı gibi gitar çalabilmeyi amaçladıklarını
söylerler.
Amaçsızlıklarından dolayı kendilerini hiçbir konuda
geliştirmeyi düşünmezler. Örneğin daha güzel ve etkileyici
konuşmayı akıllarına dahi getirmezler; çünkü anlatıp
da insanları etkilemeyi düşündükleri tek bir fikirleri
yoktur. Veya hiç kitap okumazlar. Bir fikri ve amacı
olan kişi, hem kendi düşüncelerine hem de karşı düşüncelere
ait kitapları okur, karşı düşünceyi daha iyi tanımayı
ve böylece tüm zayıf yönlerini belirlemeyi hedefler.
Ama insanın bir fikri olmayınca, elbette mevcut fikirlerin
varlığı onun için bir anlam ifade etmeyecektir. Hatta
bu insanlar, mevcut fikir ve dünya görüşlerinden de
haberdar değildirler. Birçok toplumda kitap ve gazete
okuma oranının son derece düşük olması, ama bunun yanısıra
dedikodu gazetelerinin ve programlarının büyük rağbet
görmesi, bazı insanların boş vakitleri olmasına rağmen
günlerini kendilerine hiçbir şey kazandırmayan dizilerle
ve faydası olmayan televizyon programları ile harcamaları
bu amaçsızlığın ve yozlaşmanın bir sonucudur.
İnsanlık için asıl tehlikeli olan ise, insanların birçoğunun
amaçsızlığının ve dünyadan "bihaber" olmasının
yanısıra, bir fikre ve dünya görüşüne sahip olan insanların
büyük bir kesiminin de "batıl" ve insanlık
için "zararlı" olan fikirleri savunuyor olmalarıdır.
Çünkü bir yanda insanlara zarar verecek düşüncelerin
önderleri ve savunucuları, diğer yanda da yanıbaşındaki
tehlikenin farkına bile varamayacak kadar boş ve "nereye
çeksen gelen" kalabalık bir insan topluluğu bulunmaktadır.
Anarşi ve terör yanlısı, ülkelerine ve milletlerine
zararlı fikirlere sahip kişiler, çevrelerinde örneğin
okul kantinlerinde kendi fikirlerine yandaş toplarken,
amaçsız ve fikirsiz bir genç kantinde oturup boş boş
çevresine bakar yada en fazla kağıt oynar. O anda yanıbaşındaki
bir insanın, son derece tehlikeli fikirlerle zehirlendiğinin,
belki çok kısa bir süre sonra ülkesinin polisine, askerine
ve masum insanlarına silahını çevirecek olan azılı bir
suçlu olacağının farkına bile varmaz. Bunun farkına
varsa bile bu tehlike onun umurunda olmaz. Zaten bu
duruma akılcı bir biçimde müdahale edecek bilinci ve
sorumluluğu da gösteremez.
Allah bir ayetinde bazı insanların içinde bulundukları
bu amaçsızlığa şöyle dikkat çekmektedir:
Onları bırak; yesinler, yararlansınlar
ve onları (boş) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir.
(Hicr Suresi, 3)
Dikkat edilirse, üniversitelerde herhangi yeni bir
uygulama başlatıldığında tepki veren kesim, doğruyu
ve güzel olanı savunmadığı için tepkisiyle çevresine
faydadan çok zarar verir. Diğer kesim ise onları doğru
olana çağıracaklarına, devlete bağlılığı, isyankarlıktan
uzak durmayı öğütleyeceklerine, tepkisiz kalmayı, bu
zararlı fikirlere müdahale etmeyip seyirci kalmayı tercih
ederler. Bu arada diğerleri de kin ve nefretle ortaya
çıkar, sloganlarla, alkışlarla, taş ve sopalarla yürüyerek
insanlara zulmün ve dehşetin başka bir yönünü gösterirler.
Ancak tüm çabaları boşa gider; çünkü bu kişiler Allah'ın
bildirdiği doğruları savunmamakta, aksine Kuran ahlakına
uygun olmayan her türlü davranışı göstermektedirler.
Allah bir ayetinde inkar eden insanların dünyadaki çabalarının
boşa gidişini şöyle bildirir:
Rablerini inkar edenlerin durumu şudur:
Onların yaptıkları, fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle
savurduğu bir kül gibidir. Kazandıklarından hiçbir şeye
güç yetiremezler. İşte uzak bir sapıklık (içinde olmak)
budur. (İbrahim Suresi, 18)
İnsanların bu duruma düşmemeleri için tek çözüm ise,
onların "sadece kendi hayatlarını sürdürebilmek
ve ihtiyaçlarını karşılayabilmek için yaşayan"
insanlar olmamalarını sağlamaktır. Bunun için söz konusu
kişileri, diğer insanlara hizmet etmeyi, sadece kendi
şahsi sorunlarını ya da ülkelerindeki problemleri değil,
tüm dünyadaki sorunları çözmeyi hedefleyen ve bu yolda
çaba gösteren bireyler olmaları yönünde teşvik etmek
gerekmektedir. İnsanlara hedef olarak en doğruyu ve
en güzeli gösteren ise Allah'ın insanlar için seçtiği
ve Kuran'la bildirdiği dindir:
Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen
(bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir;
ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı
için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran
din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler. (Rum Suresi,
30)
İnsanları yaratan Allah, onların en rahat edecekleri,
huzuru ve güveni en fazlasıyla bulabilecekleri dini
de yaratmıştır. Dolayısıyla din dışında hiçbir felsefe
veya fikir akımı, insanlara aradıkları mükemmelliği
ve güzelliği veremez. Bu nedenle hatalı fikirlerin savunuculuğunu
yapan insanlara da, fikirlerinin neden hatalı ve geçersiz
olduğu delilleri ile anlatılmalı ve bunun yerine doğrusu
öğretilmelidir.
Kuran ahlakının anlatılması, hem amaçsız ve başıboş
insanların hem de yanlış fikirlerin peşine körü körüne
takılmış olanların, dünyanın bir amaç uğruna yaratıldığını
görüp anlamaları açısından son derece önemlidir. Allah
Kuran'da "…insanları yalnızca
Bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat Suresi,
56) ayetiyle insanların yaratılış amacını bildirmiştir.
Her insan bir gün mutlaka ölecektir. Gerçek ve sonsuz
hayatı öldükten sonra başlayacaktır. Bu dünyada yaşadığı
hayatın amacı ise, gerçek hayatında Allah'ın hoşnut
olduğu ve cennetinde ağırladığı bir insan olabilmek
için çalışmaktır. Her insanın dünya hayatındaki tavrı,
idealleri ve inancı ahiretteki sonsuz hayatının cennette
mi yoksa cehennemde mi geçeceğini belirleyecektir. Bu
nedenle bazı insanların umursuzca, boş ve değersiz işlerle
oyalanmaları, bunlarla ömürlerini tüketmeleri, sanki
bu dünyada bulunmalarının bir amacı yokmuş gibi davranmaları,
bu insanların acilen uyarılmaları ve içinde bulundukları
gafletten uyandırılmaları gerektiğini göstermektedir.
Dünyadaki amacının Allah'ın hoşnutluğunu, rahmetini
ve cennetini kazanmak olduğunun bilincinde olan bir
insan ise çevresinde olup biten hiçbir olaya karşı duyarsız
ve kayıtsız kalamaz. Her olayın Allah'ın rızasını kazanmak
için bir fırsat olduğunu bilir ve her zaman bunun bilincinde
hareket eder. Çevresinde ve tüm dünyada gördüğü bozukluklar
veya zulüm vicdanını rahatsız eder. Örneğin zorluk içinde
yaşamlarını sürdüren, kışın soğuğunda sokaklarda yaşamak
mecburiyetinde olan, ailesiz her çocuğun sorumluluğunu
üzerinde hisseder. Allah'ın "Öyleyse,
sakın yetimi üzüp-kahretme. İsteyip-dileneni azarlayıp-çıkışma."
(Duha Suresi, 9-10) ayetlerinde
bildirdiği gibi, onlara güzellikle davranır. Onların
içinde bulundukları durumdan kurtulabilmeleri için çaba
harcar, çözüm arar. Ancak sadece kendisinin veya çevresindeki
birkaç kişinin güzel ahlaklı davranmasıyla bu durumdaki
çocukların kurtulamayacağını bilir. Bu nedenle tüm insanların
Kuran ahlakını yaşamaları için çaba harcar.
Amaçsızlığın Neden Olduğu Bencillik
Ancak namaz kılanlar hariç; ki onlar, namazlarında
süreklidirler. Ve onların mallarında belirli
bir hak vardır: Yoksul ve yoksun olan(lar)için.
Onlar, din gününü tasdik etmektedirler. Rablerinin
azabına karşı (daimi)
bir korku duymaktadırlar.
(Mearic Suresi, 22-27)
|
İnsanların amaçsızlıkları, bencil, umursuz, sadece
kendi çıkarlarını düşünen, olaylara karşı duyarsız ve
tepkisiz insanlar ve dolayısıyla toplumlar oluşmasına
neden olmaktadır. Tek amacı hayatını devam ettirebilmek
olan bir insan, çevresinde olup biten olaylar arasından
sadece kendi hayatına yönelik olanları algılar ve yalnızca
onların üzerinde durur. Örneğin ticaret yaptığı ülkede
iç savaş çıktığını öğrendiğinde tek kaygısı oradan kazanacağı
paranın akıbetinin ne olacağıdır. Ama hiçbir zaman o
ülkede katledilen insanları, zulme uğrayarak öldürülen
bebekleri, insanların yaşadıkları korku ve çile dolu
hayatı düşünmez. Bunları aklına dahi getirmez. Sadece
kendi parasının derdine düşer, o insanlara herhangi
bir şekilde yardımcı olmayı planlamaz. İşte bu, bazı
insanların makul karşıladığı, zaten böyle olması gerektiğini
düşündükleri bencillik ve umursuzluk örneklerinden sadece
bir tanesidir.
Hemen her gün dünyanın dört bir köşesinde Kuran ahlakının
yaşanmamasından kaynaklanan karışıklıklara ve dinsizliğin
meydana getirdiği zulüm ortamından dolayı zarara uğrayan,
dayanılması güç zorluklar yaşayan insanların hayatlarına
gazetelerde veya televizyonlarda şahit oluruz. Örneğin
Filistin'de, Endonezya'da, Kosova'da, Çeçenistan'da
veya dünyanın herhangi başka bir yerinde bir avuç toprak
için yerlerde sürüklenen, çocuklarının gözü önünde tekmelenen
insanlar, ellerinde taşlarla kendilerini savunmaya çalışan
küçük çocuklar herkesin bildiği görüntülerdir. Ancak
bazı insanlar bütün bu manzaraları görüp rahat rahat
uyuyabilmekte, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın"
mantığıyla hareket edebilmektedir. Bu insanlar "büyük"
düşünmeye, "üstün" bir ahlaka ve "güçlü"
bir vicdana göre yaşamaya alışmadıkları için böyle bir
umursamazlığı doğal karşılayabilmektedirler.
 |
Asla
akıldan çıkarılmamalıdır ki, bugün dünyanın dört
bir yanında yaşanan zulümler, haksızlıklar, zorbalıklar
ve işkenceler, vicdan sahibi her insanın çözüm
araması gereken konulardır. Ancak zulme rıza gösteren
bir insan, bunları görmezlikten gelebilir. |
Oysa buradaki vicdan körelmesini görebilmek için insanın
kendisini zulme uğrayan bir kimsenin yerine koyması
yeterli olacaktır. Örneğin bu insan, suçsuz insanların
katledildiği, eşinin, çocuklarının, kardeşlerinin, anne
babasının zulme uğradığı, açlıktan ve dayanılmaz bir
yoksulluktan dolayı zorlukla ayakta durabildiği, hasta
çocuğunu tedavi ettirebilecek parasının ve imkanının
olmadığı veya sebepsiz yere evinden ve yurdundan çıkarıldığı
bir ortamda yaşıyor olsa… Ve karşısında böyle bir ortamda
bulunmayan ama kazanacağı paranın derdine düşmüş, "Bu
insanları ben mi kurtaracağım?" diyerek duyarsızlaşmış
bir insan görse ne düşünür? Bu insanın ne kadar vicdansız,
umursuz ve insaniyetsiz olduğunu fark etmez mi?
Oysa ki halden anlamak ve vicdanlı davranmak için bir
insanın kendisinin zulüm görmesi şart değildir. Kişinin
bu insanların içinde bulunduğu durumu görmesi ve gördüklerini
Kuran ahlakına göre değerlendirmesi yeterlidir. Ama
insanlar Kuran ahlakından uzaklaştıkça, bu vicdan duyarlılığından
da uzaklaşmış olurlar. Allah dinden uzak insanların
bu bencil, duyarsız ve katı tutumlarını ayetlerinde
şöyle bildirir:
Gerçekten, insan, 'bencil ve haris' olarak yaratıldı.
Kendisine bir şer (kötülük) dokunduğu zaman feryadı
basar. Ona bir hayır dokunduğunda engelleyici olur (veya
cimrilik eder). (Mearic Suresi, 19-21)
Allah Mearic Suresi'ndeki bu ayetlerin devamında ise
"bencil" ve "haris" olmayan, muhtaç
insanları gözeten kişilerin var olduğunu da bildirmekte
ve bu insanları şöyle tanımlamaktadır:
Ancak namaz kılanlar hariç; ki onlar, namazlarında
süreklidirler. Ve onların mallarında belirli bir hak
vardır: Yoksul ve yoksun olan(lar)için. Onlar, din gününü
tasdik etmektedirler. Rablerinin azabına karşı (daimi)
bir korku duymaktadırlar. (Mearic Suresi, 22-27)
Allah'ın ayetlerde de bildirdiği gibi, Allah'tan korkup
sakınan insanlar, zavallı insanların sorumluluğunu üzerlerine
alırlar. Çünkü Allah dünya hayatında insanlara doğru
ve yanlış olmak üzere iki yol göstermiştir. Allah Kuran'da
bu gerçeği şöyle bildirir:
Biz ona 'iki yol-iki amaç' gösterdik. Ancak o, sarp
yokuşa göğüs germedi. Sarp yokuşun ne olduğunu sana
öğreten nedir? Bir boynu çözmek (bir köleye özgürlük
vermek)tir; ya da açlık gününde doyurmaktır, yakın olan
bir yetimi, veya sürünen bir yoksulu. Sonra iman edenlerden,
sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine
tavsiye edenlerden olmak. İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır
(Ashab-ı Meymene). Ayetlerimizi inkar edenler ise, sol
yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meş'eme). "Kapıları
kilitlenmiş" bir ateş onların üzerinedir. (Beled
Suresi, 10-20)
Yukarıdaki ayetlerde doğru olarak gösterilen yol son
derece açıktır. Dolayısıyla Allah'ın hoşnutluğunu, rahmetini
ve cennetini kazanmayı amaç edinen vicdanlı bir insanın
dünyada süregelen zulüm ortamlarına ya da zavallı ve
muhtaç insanlara karşı duyarsız kalması, bu insanların
akıbetlerini düşünmemesi mümkün değildir.
Vicdan sahibi her insan unutmamalıdır ki, bugün dünyanın
dört bir yanında anarşi, zulüm ve zorbalık milyonlarca
insanın sefalet ve dehşet içinde yaşamalarına neden
olmaktadır. "Onların sefaletinden başkaları mesul,
benim bunda ne sorumluluğum olabilir ki" demek
vicdan sahibi bir insana yakışmaz. Allah elbette ki
güç yetirebilen, eli ayağı tutan her kişiye ahirette
bu zavallı insanların hesabını soracaktır. Meydanı,
bu insanlara zulmedilmesine zemin hazırlayan fikir akımlarına
bırakan, nasılsa kendisine bir zarar vermiyor diye insanlığı
yok etmeyi amaçlayan ideolojiler ile mücadele etmeyen
her insan, kabul etsin veya etmesin, zulmedenlerle aynı
cephede yer alıyor demektir. Din ahlakı yaşanmadığı
sürece, sorumsuz ve başıboş olduğunu zanneden, kimseye
hesap vermek zorunda olmadığını düşünen, sadece kendi
çıkarlarını korumanın ve hayatta kalmanın hesabı içinde
olan insanların oluşturduğu bir toplum modeli hakim
olacaktır.
...Bir boynu çözmek (bir köleye özgürlük vermek)tir;
ya da açlık gününde doyurmaktır, yakın olan
bir yetimi, veya sürünen bir yoksulu. Sonra
iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye
edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden
olmak...
(Beled Suresi, 13-17)
|
Nitekim, dinsizliğin temelini oluşturan materyalist
felsefe ve materyalizme "sözde" bilimsel destek
sağlayan evrim teorisinin temelinde, manevi değerlerden
tamamen yoksun, hiç kimseye hesap vermek zorunda olmayan,
sorumsuz ve başıboş bir insan modeli oluşturma emeli
vardır. Evrim teorisine göre insan tesadüflerin oluşturduğu,
maymundan türemiş, gelişmiş bir hayvandır. İnsana böylesine
ilkel gözle bakan bir inançta, diğer insanlar için fedakarlık
yapılması, acı çeken bir insanın kurtarılması, ona şefkat
ve merhamet duyulması beklenemez. Dahası evrim teorisine
göre hayat sadece güçlülerin yaşama hakkı elde ettiği
bir mücadele yeridir, zavallı ve zayıf olan yok olmaya
mahkumdur. Dünya üzerindeki insanlar yıllardır okullardan,
televizyon ve gazetelerden, çevrelerindeki insanlardan
bu telkini almaktadırlar. Bu telkini ortadan kaldırmanın,
insanlar arasında şefkat, merhamet, yardımlaşma ve dayanışma
duygularını yerleştirmenin tek yolu, insanlara Kuran
ahlakını tebliğ etmek ve dinsizliğin dünyada ve ahirette
getireceği kayıpları anlatmaktır. Bu, her Müslümanın
üzerine düşen önemli bir sorumluluktur. Böyle büyük
ve şerefli bir sorumluluğu üstlenenlere Allah güzel
bir sonuç vaat etmiştir:
Allah, içinizden iman edenlere ve salih
amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan
öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları
da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri
için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik
kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra
güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet
ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan
sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi,
55)
|