|
Onlar yeryüzünde haksız yere büyüklendiler
ve dediler ki:
"Kuvvet bakımından bizden daha üstünü kimmiş?"
Onlar, gerçekten kendilerini yaratan Allah'ı görmediler
mi?
O, kuvvet bakımından kendilerinden daha üstündür.
(Fussilet Suresi, 15)
|
|
Giriş
Yaşadığımız dünyada küçük ya da büyük her toplumun barış
ve huzurunu tehdit eden önemli bir sorun vardır: Ahlaki
dejenerasyon. Bir başka deyişle, insanların iyi, doğru,
dürüst, bağışlayıcı, adaletli, merhametli, namuslu olmak
gibi ahlaki erdemleri terk etmeleri, "ahlak dışı" olmayı
kendilerine bir yaşam felsefesi haline getirmeleri. Temelinde
bencillik, aç gözlülük, acımasızlık, umursamazlık gibi
hastalıkların yattığı bu sorunun nasıl çözüleceği ise,
21. yüzyılın en önemli meselelerinden birini oluşturmaktadır.
Ahlaki dejenerasyon, başta
gençler olmak üzere tüm toplumu büyük bir çöküntünün
içine itmektedir.
|
Aslında pek çok insan -çözümünü bulamasa da- bu sorunun
varlığının farkındadır. Hemen her ülkede ahlakın önemli
bir kaynağı olarak görülen "aile değerleri" savunulmakta
ve dejenerasyondan en çok etkilenen kesim olan gençleri
korumak amacıyla çeşitli girişimlerde bulunulmaktadır.
Eğitim projeleri, düzenlenen seminerler, bizzat devlet
eliyle ya da çeşitli sivil toplum kuruluşları aracılığıyla
başlatılan kampanyalar, bu ahlaki çöküşün önünü almayı
hedeflemektedir. Ancak bu girişimler çoğu zaman kalıcı
bir sonuç vermemekte, ahlaki çöküş her geçen gün daha
da büyük bir hız kazanmaktadır. Çünkü çözümler yanlış
yerlerde aranmakta, girişimler kısır bir döngü içinde
kalmaktadır.
Bu kısır döngünün en önemli nedeni, ahlaki dejenerasyonla
mücadele etmek adına yola çıkan kişi ya da grupların söz
konusu dejenerasyonu destekleyen ve yönlendiren organize
hareket hakkında gerçekçi bir bilgiye sahip olmamalarıdır.
Ahlaki dejenerasyon çoğu kişi tarafından, toplumun içinde
bulunduğu kötü koşulların sonucunda ortaya çıkan kaçınılmaz
bir olgu olarak kabullenilmektedir. Bu kabul, doğruluk
payı içermekle birlikte dejenerasyonun nedenleri ve çözümleri
ile ilgili net bir tablo ortaya koyamamaktadır. Çünkü
bu yaklaşımla çok önemli bir gerçek göz ardı edilmekte,
toplumsal çöküntü kendi kendine ortaya çıkan bir durum
gibi düşünülmektedir. Oysa, dünyanın pek çok ülkesinde
yaşanan ahlaki dejenerasyon, son derece kapsamlı ve girift
ilişkilerle kurulmuş, karanlık bağlarla birbirine bağlanmış
büyük bir "sosyal sınıf" tarafından bilinçli bir biçimde
desteklenmekte ve yönlendirilmektedir. Tüm propaganda
araçlarını yoğun biçimde kullanan bu sınıf, özellikle
din ahlakının yaşanmadığı, manevi değerlerin zayıf olduğu
toplumlarda etkin olmakta ve hatta devlet kadrolarına
dahi sızabilmektedir. (Kitabın ilerleyen bölümlerinde
göreceğimiz üzere bazı Latin Amerika ülkeleri bu durumun
çarpıcı bir örneğidir.)
Bu büyük sosyal sınıf, birbiriyle çıkar ilişkisi bulunan,
her milletten, her dilden ve her meslekten yüzlerce hatta
binlerce kişiyi bünyesinde barındırmaktadır. Aralarında
kurdukları illegal veya ahlak dışı menfaat ilişkileri,
dini değerlere ve din ahlakına karşı duydukları düşmanlık,
paylaştıkları sapkın felsefe ve yaşam biçimleri bu sınıfın
ortak yönlerini oluşturur. Aslında bu büyük kitleyi dünyanın
dört bir yanına dağılmış bir "klan"a benzetmek mümkündür.
Tarihin geçmiş dönemlerinde ve halen bazı Afrika toplumlarında
tek bir toteme bağlı olan büyük insan gruplarını tanımlamak
için kullanılan bu kavram, modern toplumlardaki ahlaki
çöküşün öncülüğünü yapan bu kitleyi de çok iyi tanımlamaktadır.
...Bu, suçlu-günahkarlara,
kurdukları hileli-düzenleri nedeniyle şiddetli
bir azab ve Allah katında bir küçüklük isabet
edecektir. (Enam Suresi, 124)
|
Klan, sözlüklerde "aralarında
ya tek yanlı akrabalık bulunan ya da mutlaka biyolojik
anlamda bir kandaşlık bulunmamakla birlikte, gruplarının
simgesi olarak kabul edilen tek bir toteme bağlı kişiler
grubu" olarak tanımlanır. Özellikle Afrika kıtasındaki
kabilelerin büyük çoğunluğu klanlar halinde yaşarlar.
Ünlü antropolog ve sosyolog L. H. Morgan, Ancient Society
(Eski Toplum) isimli eserinde "Klan yaşamının örneğini,
kavga ve kan davalarında, toprağın klanlar tarafından
paylaşılmasında ve ortaklaşa işletilmesinde, klan üyelerinin
ve şeflerinin birbirlerine karşı bağlılıklarında buluyoruz."1
der. Yapılan araştırmalar her klanın kendine özgü kuralları
ve yasakları olduğunu ortaya koymaktadır. Fransız tarihçi
Georges Dumézil totemler ve klanlar üzerine yazdığı bir
makalesinde, her klanın diğer klanlar tarafından bilinmeyen
özel yasaklara sahip olduğunu, bazıları için kutsal görülenlerin
diğerleri tarafından değersiz görüldüğünü yazmaktadır.2
Klanın en önemli özelliği ise üyelerinin
birbirlerine olan bağlılıklarıdır. Klan üyeleri ayrı yerlerde
yaşasalar bile, birbirlerine çok güçlü bağlarla bağlıdırlar.
Birlik ruhuna sahiptirler, aralarında sağlam bir dayanışma
vardır. Birbirlerini her şart altında mutlaka korur ve
savunurlar. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, bu, çıkar
ilişkisine dayalı bir dayanışmadır. Klanın korunmasının
önemi ise çeşitli kaynaklarda şu şekilde tarif edilir:
... Ana öğe kişi değil, klan/kabiledir. Toprak, yiyecek,
ticaret, tabu, hukuk, su kaynağı, av alanı vs. de temel
öğe klan/kabiledir... Kabilenin başında büyük adam (Big
Man) vardır. Bu, kabilenin tecrübeli kişisi, en iyi avcısı,
en iyi savaşçısıdır... Sözü dinlenir, saygı duyulur, ancak
kabile kararlarını kabile üyeleri ortaklaşa verirler...
Dıştan gelen bir düşmana karşı klanlar çabuk birleşip
topyekün karşı koyarlar...3
"Kara klan" kavramını seçmemizin
amacı da, günümüzde dünya üzerindeki ahlaki dejenerasyonu
organize eden ve adeta bir ağ gibi tüm ülkelerde uzantıları
bulunan bir sosyal yapıyı tanımlamaktır. Bu yapı kendisini
son derece modern gibi gösterse de, gerçekte tarihteki
totemist klanlara benzer bir yapılanma göstermektedir.
Dünya üzerindeki uyuşturucu trafiğini yöneten, fuhuş şebekelerini
kontrol eden, ahlaksızlığın reklamını yapan bu kara klan,
her türlü kirli işin, pisliğin, sapkınlığın arkasında
yer almaktadır. Bu klanın üyeleri, medyadaki uzantıları
sayesinde kendilerini halka farklı şekilde tanıtmakta,
güvenlik birimlerindeki bazı uzantıları sayesinde bir
tür dokunulmazlık elde etmekte, adli kadrolardaki uzantılarıyla
hukuku kendi lehlerinde kullanmayı başarmaktadırlar. Üstelik
kendilerine düşman olarak gördüklerine karşı güçlü bir
birlik oluşturmaktadırlar. Klanın en büyük düşmanı ise,
bu karanlık işler ağını ortadan kaldırmak isteyen, güzel
ahlakın, sevginin ve barışın dünya üzerinde hakim olması
için çaba sarf eden ve insanları bu yönde bilinçlendirmek
için tüm varlığıyla fikri mücadele yürüten iman sahipleridir.
Bunları daha iyi anlamak için, bazı Latin Amerika ülkelerinin
içine düştüğü durumun hatırlanmasında fayda vardır. Bu
ülkelerde yaşanan yolsuzluklar ve toplumsal çöküntü, aslında
söz konusu klanın faaliyetlerinin birer neticesidir. Aynı
ülkelerde dikkat çeken bir diğer durum da; samimi Hıristiyanların
ve klanın zulümlerine karşı koyan, masum halkın yanında
yer alan Kilise'nin sürekli baskı altında tutulmaya çalışılmalarıdır.
Bu da kara klanın din ahlakını yaşayan insanlara karşı
aldığı tavrın önemli göstergelerinden biridir.
Bu kitabı okurken unutulmaması gereken bir diğer önemli
bilgi de, kara klanın yakın tarihlerde ortaya çıkmış bir
yapı olmadığıdır. Kötülüğü örgütleyen, insanları inkara
ve dejenerasyona yönlendiren, yeryüzünde karışıklık ve
anarşi çıkaran, huzuru ve güvenliği bozan klan tipi bir
örgütlenme ve birlikler her dönemde var olmuştur ve kıyamete
kadar da var olacaktır. İyi ile kötünün fikri mücadelesi
tarih boyunca süregelmiştir. Allah'ın dinini ve güzel
ahlakı anlatan her iman sahibinin karşısında benzer bir
güruh yer almış, iman edenleri etkisiz hale getirmek,
güzel ahlakın yayılmasını önlemek için mücadele yürütmüştür.
Bu, Allah'ın Kuran'da bizlere bildirdiği bir gerçektir.
Kuran'da "inkarcıların önde gelenleri" olarak tarif edilen
kimselerle klanın beynini oluşturan kişilere işaret ediliyor
olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.) Allah, Enam Suresi'nde
"Böylece Biz, her ülkenin önde gelenlerini -orada hileli-
düzenler kursunlar diye- oranın suçlu-günahkarları kıldık.
Oysa onlar, hileli-düzeni ancak kendilerine kurarlar da
bunun şuuruna varmazlar." (Enam Suresi, 123) şeklinde
buyurmaktadır. Onları biraraya getiren gücü ise Allah,
"… Gerçekten şeytanlar, sizinle
mücadele etmeleri için kendi dostlarına gizli-çağrılarda
bulunurlar..." (Enam Suresi, 121) ayetiyle bildirmiştir.
Kara klanı biraraya getiren, iman edenlere karşı örgütleyen,
onların stratejilerini tayin edip belirleyen şeytandır.
Şeytan ve ona uyanlar ise sonunda mutlaka hüsrana uğrayacaklardır.
Allah Kuran'da şöyle bildirmiştir:
İnkar edenlere de ki: "Yakında
yenilgiye uğratılacaksınız ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz."
Ne kötü yataktır o. (Al-i İmran Suresi, 12)
De ki: "Kim sapıklık içindeyse,
Rahman (olan Allah), ona süre tanıdıkça tanır;
kendilerine va'dedileni -ya azabı veya kıyamet
saatini- gördükleri zaman artık kimin yeri (makam,
mevki) daha kötü, kimin askeri-gücü daha zayıfmış,
öğreneceklerdir. (Meryem Suresi, 75)
Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini
kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin.
(Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış
ahşap-kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından
dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar...
(Münafikun Suresi, 4) |
|
| |
1. L.H. Morgan, Ancient
Society, Londra, 1877, s. 357-360
2. Georges Dumézil, Les survivances de Totémisme
dans le monde indo-européen, Revue d'histoire des Religions
28 (1898)
3. http://www.araf.net/dergi/sayi08/html/csoy963.shtml
|
|