Darwinizm ve Ahlaki Çöküntü
Ahlaki dejenerasyonda sürekli artış; birkaç jenerasyon önce ayıplanan, kötülenen, yasaklanan, onaylanmayan davranışların zaman içinde yavaş yavaş kabul görmeye başlaması, hatta bir süre sonra özenilen, yaygınca uygulanan bir davranış haline gelmesi çoğu insanın fark etmediği ama son derece önemli bir sorundur. Toplum içinde saldırganlığın, sahtekarlığın artması, eşlerin birbirlerini kolayca aldatabilmeleri, hatta kimi zaman her iki tarafın bunu kabul etmesi, boşanmaların artması, yakın zamana kadar ahlaksızlık olarak bilinen yaşam şekillerinin ve davranışların "farklı seçim", "marjinallik" adı altında sözde meşru görülüp yaygınlaşması, homoseksüellik gibi sapkınlıkların kabul görmesi, uyuşturucu ve alkol bağımlılığında ciddi bir artış olması, soygun, dolandırıcılık, yankesicilik gibi olayların sayısının artması, insanların daha kolay cinayet işler hale gelmeleri, suç oranlarının ve suça eğilimin artması, insanların birbirlerine sevgi ve saygılarının kalmaması, dedikodunun yaygınlaşması, ahlaki dejenerasyonun ortaya çıkış şekillerinden sadece birkaçıdır. Özellikle bazı Batılı ülkelerin içinde bulunduğu durum, söz konusu dejenerasyonun ne derece tehlikeli olduğunu açıkça göstermektedir.
Tüm bu olumsuzlukların kökeninde, insanların niçin
var oldukları sorusuna verdikleri yanlış cevaplar yatmaktadır.
İnsan gerçekte, kendisini yoktan yaratmış olan Yüce
Allah'ı tanımak için vardır. İnsanın kalbi, ancak Allah'ı
anarak huzur bulur; Allah "...
Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle
mutmain olur" (Rad Suresi, 28) buyurarak, insanların
yanlış yerlerde aradıkları huzurun tek gerçek kaynağını
bildirmektedir. İnsana dünya üzerinde mutluluk ve huzur
verecek olan yaşam biçimi de, Allah'ın insanlara emrettiği
din ahlakıdır.

Phillip E. Johnson ve kitabı Darwinizm'i Yenmek
|
İşte bu gerçeğin göz ardı edilmesi, ahlaki dejenerasyon
meydana getirmekte, bu da mutsuz, ümitsiz, depresif
insanlar oluşturmaktadır.
Bu ahlaki çürümeyi meydana getiren en büyük etkenlerden biri de, insanı Allah'ın kulu olarak değil, tesadüfen ortaya çıkmış bencil bir hayvan olarak tanımlayan Darwinist ideolojidir. Bu bilim ve akıl dışı iddiaya göre, insanın, hayvanlardan farklı kanunlara ve ahlaki değerlere sahip olması beklenmemelidir. Hayat bir mücadele yeridir ve insan hayatta kalabilmek ve başarılı olabilmek için diğer insanlarla kıyasıya mücadele etmeli, acımasız olmalıdır. Bu ise güzel ahlaka dair özelliklerin hiçe sayılması demektir. California Berkeley Üniversitesi profesörü Phillip E. Johnson, Defeating Darwinism (Darwinizm'i Yenmek) adlı kitabında, 1960'lı yıllardan itibaren, dini inançların zayıflaması ve materyalist dünya görüşünün hakim olmasıyla, toplum hayatında ortaya çıkan olumsuzluklardan şöyle söz etmektedir:
1960'ların İkinci Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi'ni oluşturduğunu
söylemek neredeyse doğru olacaktır; bu bazı insanların
Allah'tan kopup ayrılmalarının bildirgesidir. Bu tür
bir bildirimin arkasından çok daha ileri boyutlarda
ahlaki ve hukuki sorunlar doğması beklenmelidir, gerçekten
de böyle oldu... 159
Michael Denton ise, 20. yüzyıla damgasını vuran belaların Darwinizm göz önünde bulundurulmadan değerlendirilemeyeceğini belirtir ve şöyle der:
Darwinist devrim olmadan yirminci yüzyıl anlaşılamaz. Son
seksen yıl içinde dünyayı etkisi altına alan negatif
sosyal ve politik akımlar, Darwinizm'in entelektüel
yaptırımı olmaksızın gerçekleşemezdi. On dokuzuncu yüzyılda
giderek artan seküler bakış açısının, başlangıçta evrimin
kabulünü kolaylaştırdığını söylerken, günümüzde yirminci
yüzyılın agnostik (bilinemezci) ve şüpheci bakış açısından,
büyük olasılıkla herşeyden çok Darwinizm'in sorumlu
olduğunu hatırlamak yerinde olacaktır. Bir zamanlar
materyalizmin sonucu olan (teori), günümüzde onun dayanak
noktası halini almıştır.160
Bu noktada, Darwinizm'in ahlaki çöküntü ve dejenerasyona zemin hazırlayan iddialarının maddeler halinde incelenmesi yerinde olacaktır.
Darwinizm Ateizme Temel Oluşturur
Darwinizm'in materyalist çevreler tarafından büyük bir kararlılıkla savunulmasının en önemli nedeni, Darwinizm'in ateist yönüdür.

Din ahlakının yaşanmadığı toplumlarda öfke, saldırganlık,
şiddet artar. İnsanlar, şefkat, merhamet, affedicilik,
sabır, hoşgörü gibi Allah'ın emri olan ahlaki
özelliklerden uzaklaşırlar. |
Ateizm, eski çağlardan beri var olmuştur. Ancak Darwinizm
ile birlikte, ateistler asırlardır cevap veremedikleri
"canlılar ve insan nasıl var oldu" sorusuna, sözde bilimsel
bir cevap bulduklarını sandılar. Evrendeki düzen ve
dengenin tesadüflerin sonucu olduğunu ileri sürüyor,
kainatta hiçbir amaç bulunmadığını iddia ediyorlardı.
Oysa bu görüşlerin her biri, 20. yüzyıldaki bilimsel,
siyasi ve toplumsal gelişmelerle yıkıldı. Astronomiden
biyolojiye, psikolojiden toplumsal ahlaka kadar pek
çok farklı alandaki bulgu, tespit ve sonuçlar evrim
teorisinin tezlerini ve ateizmin tüm varsayımlarını
temelinden çökertti.
Darwinizm'in kaçınılmaz olarak ateizmle sonuçlandığını birçok evrimci ve materyalist de kabul etmektedir. Bunu ilk kez açık bir şekilde Thomas Huxley ifade etmiş, evrim teorisi tamamen kabul edildiğinde, dine inanılmayacağını söylemişti.
Cornell Üniversitesi'nde tarih profesörü olan William Provine,
aynı zamanda bir evrimcidir. Provine, evrim teorisine
inanan birinin hayat görüşünün dinle tamamen çeliştiğini
açıklar.161
American Association for the Advancement of Atheism (Ateizmin
İlerletilmesi İçin Amerikan Birliği) başkanı Charles
Smith ise, "Evrim Ateizmdir" diyerek aynı gerçeği kabul
eder.162
Berkeley Üniversitesi profesörlerinden Phillip Johnson, evrim teorisinin ateist ve din ahlakına uygun olmayan fikir akımları için taşıdığı önemi şöyle açıklamaktadır:
… Darwinizm'in kabul edilmesi Allah'ın
varlığının inkar edilmesi anlamına geliyordu ve sonuç
olarak Allah'ın vahyine dayalı dinin yerine evrimsel
natüralizme (materyalizme) dayalı sapkın bir inanç oluşturuldu.
Bu sapkın inanç sadece bilimin değil, hükümetlerin,
hukukun ve ahlakın da temel inancını oluşturdu, modernizmin
temel felsefesi sayıldı.163
|
Johnson'ın da belirttiği gibi, Darwinizm'e ve materyalizme körü körüne inanan birçok bilim adamı, kendilerince bilimi, Allah'ı inkar etmenin bir aracı olarak kullanmayı kendilerine en önemli hedef olarak belirlemişlerdir. Oysa bilim, Allah'ın varlığının delillerini insanlara gösteren değerli bir araçtır. Bunun en önemli göstergelerinden biri de, özellikle son yirmi yıl içinde bilim dünyasında, yaratılış gerçeğini savunan bilim adamlarının sayısında büyük artış olmasıdır. Yapılan her araştırma, inceleme ve buluş, elde edilen her yeni bilgi tüm evrende son derece hassas ve bir o kadar da kusursuz bir dengenin varlığını göstermekte, kainatın üstün ve yüce bir Aklın eseri olduğunu ortaya koymaktadır. Bu Akıl, her türlü eksiklikten ve noksanlıktan münezzeh, üstün güç sahibi yüce Allah'tır.
Moleküler biyolog Michael Denton, Darwinizm'in dinsizliği getirdiğini ve insanın kendisine bakış açısında büyük tahribata neden olduğunu ise şöyle açıklar:
Darwinist teori, insanın Allah ile bağını kopardığı ve onu amacı ve sonu olmayan bir evrenin içinde başıboş bıraktığı için etkisi bu derece derinden yıpratıcı olmuştur. Günümüzde, insanların insanlığa bakış açılarını ve evrendeki yerlerini bu derece derinden, olumsuz yönde etkileyen başka bir fikir bulunmamaktadır.
Darwin'in yeni ve devrimci (aynı zamanda akıl ve bilim dışı)
görüşü, dünya üzerindeki yaşamın tüm çeşitliliğinin
-daha önceden inanıldığı gibi Allah'ın yaratmasının
değil- doğal ve gelişigüzel süreçlerin sonucunda meydana
geldiğini ileri sürmektedir. (Allah'ı tenzih ederiz.)
Bu sapkın iddianın kabulü... Batı toplumunun sekülerizasyonunda
kesin bir rol oynamıştır...164

Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler.
Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir.
(Hac Suresi, 74)
|
Toplumların Allah'a olan inançlarının kaybolması veya
zayıflaması, o toplumlar için en büyük manevi yıkımdır.
Allah korkusu olmayan, ölümden sonra gerçek sonsuz hayatlarına
kavuşacaklarını, dünyada yaptıklarına göre cennet veya
cehennem ile karşılık göreceklerini inkar eden insanlar,
son derece tehlikeli, güvenilmez, saldırgan, suça eğilimli,
merhametsiz ve çıkarcı olabilmektedirler. Allah'tan
korkmayan bir insan için hiçbir konuda sınır yoktur.
Yasalar tarafından cezalandırılmayacağını veya bir şekilde
bu tür cezalardan kurtulacağını düşündüğü sürece her
türlü ahlaksızlığı ve kanunsuzluğu yapabilir, toplum
içinde her türlü huzursuzluğa neden olabilir, insanları
dolandırabilir, canlarını yakabilir ve benzeri birçok
zulümde bulunabilir.
Allah korkusu ve Allah sevgisi ise, insanların güzel
ahlakı yaşamalarını, Allah'ın hoşnut olacağı şekilde
davranmalarını sağlar. Bu bir toplumu hem ilerletir,
hem de güçlendirir. Aksi durumda ise çatışmalar, kavgalar,
savaşlar, acımasızlıklar, adaletsizlikler son bulmaz.
Allah, insanlara iyiliği, güzelliği, adaleti, dürüstlüğü ve düzeni emreder. Allah, Kuran'da şöyle buyurmaktadır:
Medyen (toplumuna da) kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik. Şuayb onlara:) Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka İlahınız yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir belge gelmiştir. Ölçüyü ve tartıyı tam tutun, insanların (hakları olan mallarını) eşyasını değerinden düşürüp-eksiltmeyin ve düzene konulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın. Bu sizin için daha hayırlıdır, eğer inanıyorsanız." (Araf Suresi, 85)
O'na iman edenleri tehdit ederek, Allah'ın yolundan alıkoymak için ve onda çarpıklık arayarak (böyle) her yolun (başını) kesip-oturmayın. Hatırlayın ki siz azınlıkta (ve güçsüz) iken O, sizi çoğalttı. Bozgunculuk çıkaranların nasıl bir sona uğradıklarına bir bakın. (Araf Suresi, 86)
Darwinizm İnsanın Başıboş ve Amaçsız Olduğu Yalanını Öne Sürer
Evrimci George Gaylord Simpson'ın aşağıdaki sözleri, Darwinizm'in insan hakkındaki tamamen yanılgılar üzerine kurulu bakış açısınıı en açık şekilde özetlemektedir:

Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı
ve gerçekten Biz'e döndürülüp getirilmeyeceğinizi
mi sanmıştınız?
(Müminun Suresi, 115) |
İnsan, evrende anlama kapasitesine
ve potansiyeline sahip tek varlıktır. Ama bilinçsiz
ve akılsız maddelerin bir ürünüdür. Böylece dünyaya
gelişini kendisi başarmış olan insan, sadece kendisine
karşı sorumludur.165
Klasik Darwinist yalanlarından biri olan bu iddia, toplumsal çöküntünün temelinde yer alan önemli nedenlerden biridir. Darwinistler, insanın dünyaya gelişini kendisinin başardığı yanılgısını öne sürerken tek bir bilimsel delil dahi sunamamakta, ideolojik nedenlerle bu aldatmacayı ayakta tutmaya çalışmaktadırlar. Bu gerçek dışı iddiaya göre, insanın varlığının önceden belirlenmiş hiçbir amacı yoktur. Bu sözde amaçsız varlık, zaten bir gün ölecek ve yok olacaktır. Oysa gerçek böyle değildir. Allah insanı yoktan yaratmıştır. İnsanın yaratılışının belirli bir amacı vardır ve bu amaç Kuran'da bildirilmiştir. Allah insanları Kendisi'ne kulluk etmeleri için yaratmıştır. Her insan dünyada kaderinde belirlenmiş olan süre kadar kalacak ve bu süre bitip öldükten sonra da yeniden diriltilecektir. Ve her insan ahiret gününde, dünyadayken yaptıklarından sorguya çekilecektir. Evrimcilerin tüm güçleri ile bu gerçeği reddetmeye, unutmaya ve unutturmaya çalışmaları da bu gerçeği hiçbir şekilde değiştirmez. Dünyadayken bu hatalarından dönmedikleri müddetçe, Allah'ı ve ahiret gününü inkar edenlerin, insanın amaçsız bir varlık olduğunu öne sürenlerin hesap günü geldiğinde yaşayacakları pişmanlık çok büyük olacaktır. Rabbimiz bu pişmanlığı Kuran'da şöyle haber vermiştir:
Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: "Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimiz'in ayetlerini yalanlamasaydık ve mü'minlerden olsaydık." (Enam Suresi, 27)
İnsanlara amaçsız olduklarının telkininin verilmesi, onları büyük bir bunalıma
ve boşluğa sürüklemektedir. Bu yalana inananlar hayatı
çok anlamsız ve gereksiz görmekte, bu ise büyük bir
manevi çöküntüye neden olmaktır. Günümüzün önde gelen
evrim savunucularından Richard Dawkins'in akıl ve mantık
dışı iddiaları da, söz konusu materyalist bakış açısının
tipik bir örneğidir. Dawkins, insanların birer gen makinası
olduklarını ve varoluşlarının tek amacının bu genleri
bir sonraki nesle aktarmak olduğunu iddia eder. Dawkins'e
göre, ne evrenin ne de insanın varoluşunun başka bir
amacı yoktur. Bu sapkınlığa göre tüm evren ve insanlar
rastlantıların ve kaosun ürünüdürler. Bu batıl inancın
insanları ümitsizliğe ve mutsuzluğa sürükleyeceği çok
açıktır. Ölümle birlikte yok olup gideceğini düşünen
bir insan için dünyadaki hiçbir şeyin bir anlamı kalmaz.
Dostlukların, sevginin, yaptığı iyiliklerin, yaşadıklarının
hiçbir karşılığı ve devamı olmayacağını zanneden bir
insana hiçbir güzellik zevk vermeyecektir.
Bunun da ötesinde, bu çarpık mantık örgüsü nedeniyle
insanlar işledikleri kötülüklerin de karşılığını almayacaklarını
düşüneceklerdir. Bu da insanların bir şekilde örtbas
edebileceklerini düşündükleri ya da cezalandırılmayacağını
sandıkları kötülükleri hiç sakınmadan işlemelerine neden
olacaktır. Yalan söylemekten, ikiyüzlü davranmaktan,
dedikodu yapmaktan, haksız kazanç sağlamaktan, acımasızlıktan,
hırsızlıktan ve hatta cinayet işlemekten dahi sakınmayacak
hale geleceklerdir. Böyle sapkın bir düşünceye kapılmış
olan insanların sayıca arttığı toplumlarda ise düzenden
ve istikrardan söz etmenin mümkün olmayacağı açıktır.
Darwinist telkinlerin insan ruhunun üzerinde yaptığı tahribatın en dikkat çekici örneklerinden biri, Dawkins'in, Unweaving The Rainbow (Gökkuşağını Sökmek) isimli kitabının önsözünde şu sözlerle ifade edilmektedir:
İlk kitabımın yayımcısı, kitabı okuduktan
sonra, verdiği soğuk ve kasvetli mesajdan çok bunaldığını
ve üç gece boyunca uyuyamadığını itiraf etti. Bazıları
da bana sabahları uyanmaya nasıl katlanabildiğimi soruyor.
Uzak bir ülkeden bir öğretmen ise bana sitem dolu bir
mektup gönderdi. Mektubunda, aynı kitabı okuyan bir
öğrencisinin kendisine gözyaşları içinde geldiğini ve
hayatın boş ve amaçsız olduğu düşüncesinin onu olumsuz
yönde etkilediğini yazıyordu. Öğretmen, diğerlerinin
de aynı "hiçlik karamsarlığı"ndan etkilenmemeleri için,
öğrencisine kitabı başkalarına göstermemesini tavsiye
etmiş. 166
Dawkins'in bu itirafında da görüldüğü gibi, Darwinizm'in
insanlara telkin ettiği karamsarlık ve amaçsızlık, toplumlar
için büyük bir tehlikedir. Bu tehlikenin en önemli yönlerinden
biri, insanlara sadece Dawkins'in öne sürdüğü gibi "kasvet
verici gerçeği" sunması değil, aksine "kasvet verici
bir yalan" sunması ve onları "neşe verici gerçekten"
koparmaya çalışmasıdır. Bu neşe, mutluluk ve huzur verici
gerçek, insanın yalnız, başıboş, terk edilmiş, amaçsız
bir varlık olmadığı, kendisini yaratmış olan Allah'ın
belirlediği bir amaca sahip olduğu gerçeğidir.
Allah'ın insanları bir amaç için yarattığını unutan toplumlar ise ahlaki ve manevi çöküntüye uğramaya mahkumdurlar. Uyuşturucu ve alkol bağımlılarının, intihara teşebbüs edenlerin, içine kapanarak adeta "hayata küsenlerin", depresyon, stres gibi psikolojik rahatsızlıkları olan insanların büyük bir kısmı, hayatlarının gerçek amacını bilmeyen insanlardır.
Prof. Fred Hoyle bir evrimci olmasına rağmen, Türlerin Kökeni ile gelen nihilistik (hayatın amaçsız ve insan değerlerinin önemsiz olduğu yanılgısı) felsefenin tehlikesi için şöyle der:
Türlerin Kökeni'nin yayınlanmasının ardından sözde eğitimli
görüşlerin benimsemeyi tercih ettiği nihilist felsefenin
insanlığı otomatik olarak kendini yok etme sürecine
teslim ettiği düşüncesi hiç aklımdan çıkmıyor. O zaman
felaketler için geri sayım başlamıştı.167
Allah her insanı Kendisi'ne kulluk etmesi için yaratmış ve ona Kendi ruhundan üflemiştir. İnsan, cansız maddelerden rastlantılar sonucunda oluşmuş bir varlık değildir. İnsan, Yüce Allah'ın yarattığı, akıl ve vicdan verdiği, türlü nimetler bahşettiği bir varlıktır. Darwinistlerin ve materyalistlerin amaçsız ve başıboş sandıkları insanın aslında çok önemli, çok üstün ve değerli bir amacı vardır: Kendisini yaratan, yoktan var eden, bir hiçken kendisine can ve bilinç veren Yüce Rabbimiz'i hayatının her anında hoşnut etmek, Rabbimiz'in emirlerine büyük bir titizlikle ve şevkle uymak, bunun karşılığında ise Allah'ın rahmetini ve sonsuza kadar sürecek olan cennetini kazanmayı umut etmektir. İnsanın asıl hayatı ölümünden sonra başlayacak olan ahiret hayatıdır. İnsan dünyada, cenneti kazanmak için yaşar.
Allah insanların başıboş olmadıklarını Kuran ayetlerinde şöyle bildirir:
İnsan, 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını mı sanıyor? (Kıyamet Suresi, 36)
Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız? (Müminun Suresi, 115)
Sosyal Darwinizm'in 'İnsan Hayvandır' Yalanı
Darwinizm'e göre, insan bir hayvan türüdür. Bu akıl ve bilim dışı iddiaya kananlar da, insanın tüm özelliklerinin sözde "hayvan ataları"ndan miras kaldığını öne sürerler. Bu ise, bir insanın kendisine ve diğer insanlara bakış açısı üzerinde çok tehlikeli etkiler yapar. İnsan, bir hayvan türü olarak gördüğü diğer insanlara değer vermez, düşüncelerini önemsemez, hayatlarını değersiz görür. Bir insanın ölümünü bir sineğin veya köpeğin ölümünden daha önemli görmez. Bir insanın aç veya muhtaç konumda olması, onu hayvan olarak gören ve hayvanların da zaten çatışma ve rekabet yoluyla geliştiğini düşünen bir insanı rahatsız etmez. Böyle korkunç bir bakış açısı insanların birbirlerine olan sevgi ve saygılarını da tamamen ortadan kaldırır. İşte bu nedenlerdir ki, Darwinizm'in yanılgılarına aldanmış olanların bir kez daha düşünmeleri ve bu aldatmacanın nelere malolabileceğini göz ardı etmemeleri önemlidir.
George Gaylord Simpson, Darwinizm'in insana bakış açısı hakkında şöyle der:
Darwin'in dünyasında, insanın, farklı bir hayvan türü olarak
tanımlanmasının dışında özel hiçbir statüsü yoktur.
Kelimenin tam anlamıyla doğanın bir parçasıdır ve ondan
ayrı değildir. Yaşayan her türlü canlıya -amip, bağırsak
kurdu, pire, deniz yosunu, meşe ağacı veya maymun- ilişki
dereceleri farklı bile olsa, benzerlik göstermektedir.
Karşılaştırmak gerekirse, maymunlar gibi kardeşlere
sahip olmaktansa, bağırsak kurdu gibi kırk iki kuzene
sahip olmak bize daha az empati (duygu paylaşımı) hissettirebilir.168

Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet
etsinler diye yarattım.
(Zariyat Suresi, 56)
|
Oysa bu hem bilim hem de akıl ve mantık dışı bir iddiadır.
İnsanlar ve hayvanlar Allah'ın yarattığı iki farklı
varlıktır. Hayvanlar, hayvani iç güdülerle hareket ederler
ve şuursuzdurlar. İnsan ise muhakeme yeteneği olan,
şuur sahibi bir varlıktır. İnsanın bir tür hayvan olduğunu
iddia edenlerin yapmaya çalıştıkları ise, orman kanunlarını
insan toplumlarına uygulamaya çalışmaktır. Bu ise, insanların
huzur ve refahını sağlayan her türlü güzelliği ortadan
kaldıran korkutucu bir kaosa neden olur.
Darwin de mektuplarından birinde bu çarpık bakış açısını ifade etmiş ve insanın hayvanlardan evrimleşmesi yalanına dayanarak fikirlerinin herhangi bir değeri olup olmayacağını sorgulamıştır. Darwin'in sözleri şöyledir:
Aşağı hayvanlardan gelişmiş olan insan zihninin inandığı
şeylerin, herhangi bir değeri ya da güvenilirliği olup
olmadığı konusunda aklıma her zaman korkunç bir şüphe
gelir. Bir maymunun zihnindeki inançlara -tabi eğer
varsa- hiç kimse güvenir miydi?169
Darwin'in sözleri, evrimcilerin insana bakış açılarının ne kadar dehşet verici olduğunun bir özeti niteliğindedir. Darwin'in bu hezeyanı Batı dünyasının önemli bir kesiminde giderek egemen olmuştur ve günümüzde pek çok ülkede, hatta okullarda okutulan ders kitaplarında dahi, insanlara hayvan oldukları telkini verilmektedir. Örneğin 1994 basımı Biology, Visualizing Life (Biyoloji: Yaşamı Hayal Etmek) adlı ders kitabında şöyle denmektedir:
Siz bir hayvansınız, yer solucanları, dinozorlar, kelebekler
ve deniz yıldızları ile ortak bir mirası paylaşıyorsunuz.170
Bilim ve teoloji konularında üniversitede dersler veren
ve Moral Darwinism: How We Became Hedonists? (Ahlaki
Darwinizm: Nasıl Hazcılar Haline Geldik?) adlı kitabın
yazarı Benjamin Wiker, Darwin'den önce ve sonra insana
bakış açısında nasıl büyük bir sapma olduğunu belirtir.
İnsanlarla hayvanlar arasındaki aşılmaz farklılıkların
göz ardı edilerek, insanların hayvanlarla bir tutulma
yanılgısının nasıl yaygınlaştığını ise şöyle anlatır:
... Geleneksel ahlakın tümü olmasa bile çoğunluğu,
insanların farklı bir tür olduğu varsayımına dayandırılır.
Bu nedenle, cinayetin yasaklanması insan doğası açısından
tanımlanmaktadır. Öldürmeyin! Neyi öldürmeyin? Aphidleri
mi (küçük bir böcek türü)? Karınca yiyenleri mi? Orangutanları
mı? Hayır, başka bir masum insanı öldürmeyin. Ancak
Darwinizm'le birlikte, insanoğlu ve diğer hayvanlar
arasındaki tür ayrımı tamamen bulanıklaşır. Artık çizilmesi
gereken ahlaki bir çizgi yoktur, çünkü türlerin çizgisi
silinmiştir.

Richard Dawkins'in Blind Watchmaker (Kör Saatçi)
adlı kitabı
|
Richard Dawkins ve Peter Singer gibi Darwinistler bu
sapkınlığı tüm detaylarıyla itiraf etmekte ve propagandasını
yapmaktadırlar. Dawkins, Blind Watchmaker (Kör Saatçi)
adlı kitabında şunları söylemektedir:
Kendimizi evrimsel yelpazede yer
alan bir hayvan olarak gördüğümüzde, artık ahlakımızın
ya tüm canlılar için geçerli olduğunu kabul etmeliyiz
ya da ahlakımızın herhangi bir temeli olduğunu reddetmeliyiz.
Genellikle Darwinistler, her ikisi için de tutarsız
bir durum sunarlar. Bazı hayvanların insanlar ile aynı
ahlaki düzeyde olduklarını düşünürler. Bazı açılardan
ise insanoğlunu herhangi bir hayvan olarak ele alırlar.
Bir taraftan, hayvan hakları için mücadele eder, diğer
bir taraftan ise deforme olmuş, yaşlı ve güçsüz insanoğlunun,
evcil hayvanlara gösterdiğimiz şefkatin "dışında tutulması"
gerektiğini iddia ederler.171
Görüldüğü gibi evrim teorisini insanı bir tür hayvan olarak sunmak istemesinin ana nedenlerinden biri, tüm ahlaki değerlerin ortadan kalktığı bir dünya özlemidir. Eğer insan, Darwinizm'in iddia ettiği gibi bir hayvan türü ise, ki bu hiçbir şekilde doğru değildir, o zaman ahlaki hiçbir değerin hatta ahlak kavramının dahi insanlar için bir önemi kalmamaktadır. Bunun bir topluma vereceği zararın boyutları ise tahmin edilenin ötesinde olabilir. İşte bu nedenle, tüm insanlık Darwinizm'e ve bu bilim sahtekarlığının aldatmacalarına karşı son derece dikkatli olmalıdır.
Darwinizm, sözde insanların hayvanlardan farksız olduklarını öne sürdüğünde, bunu sadece fiziksel ve biyolojik anlamda iddia etmemekte, insan ve hayvan davranışlarının da birbirinden farksız olduğunu kabul ettirmeye çalışmaktadır. Bu durumda insana sözde hayvan atalarından miras kaldığı iddia edilen şiddet, saldırganlık, bencillik, acımasız rekabet, tecavüz, homoseksüellik gibi kötü özellik ve davranışlar, insan için adeta "doğal davranışlar" statüsüne getirilmektedir. Örneğin evrimci bilim adamı J. P. Darlington şöyle demektedir:
Birinci nokta; bencillik ve şiddet
doğuştandır, en uzak atalarımızdan bize miras kalmıştır.
O zaman şiddet insanlar için doğaldır; evrimin bir ürünüdür.172
Sosyal Darwinist felsefe
nedeniyle mağdur halkın yaşadıklarına bir örnek.
Günümüzde yaşanan terör olayları da Darwinist
ahlakın bir sonucudur. Ruh sahibi insanları hayvanlarla
eş tutan Darwinizm, insanlığa kan, acı ve gözyaşından
başka bir şey getirmemiştir. |
Bu durumda insanların her türlü suçu işlemesi normal karşılanmakta, suç işlemek mazur görülmekte, hatta çoğu zaman cezalandırılmaması gerektiği iddia edilmektedir. Gould, Ever Since Darwin (Darwin'den Bu Yana) adlı kitabında, kriminoloji uzmanı İtalyan profesör Cesare Lombroso ile başlayan bu görüş için şöyle der:
Suçluluğa ilişkin biyolojik kuramlar
pek yeni sayılmazdı, ama Cesare Lombroso (İtalyan bir
hekim) bu tartışmaya yepyeni, evrimsel bir yön verdi.
Doğuştan suçlular sadece zihinsel dengesi bozuk ya da
hasta değillerdi; daha önceki bir evrimsel aşamaya geri
düşmüş, sözcüğün tam anlamıyla soya çekmişlerdi. İlkel
ve maymunsu atalarımızın kalıtsal özellikleri genetik
repertuarımızda korunur. Bazı bireyler normalden çok
fazla atasal özelliğe sahip olarak doğar. Davranışları
geçmişin bazı yabanıl toplumları için uygun olsa bile,
bugün bu davranışlara suç diyoruz. Doğuştan suçluya
acıyabiliriz çünkü kendine hakim olamaz. 173
Lombroso'nun fikrini açıklayan evrimci Gould'un ifadelerinde
açıkça görüldüğü gibi, suç işlemek tamamen insanın iradesi
dışında olan, insanlara sözde hayvan atalarından miras
bir davranış gibi kabul edilmektedir. Oysa bu gerçek
dışı bir iddiadır. Allah her insanı, kendisine sürekli
kötülüğü emreden nefsi ve o kötülükten korunup sakınmasını,
iyilikte bulunmasını emreden vicdanı ile birlikte yaratmıştır.
Ayetlerde şöyle buyurulmuştur:
Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene', sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır. (Şems Suresi, 7-10)
Dolayısıyla her insan, yaptığı hareketin iyi mi kötü
mü, davranışının güzel mi çirkin mi olduğunun bilincindedir.
Ve her insan kötü olandan sakınmak, iyi olanı yapmakla
sorumludur. İyilikte bulunan insanlar güzel tavırlarının
karşılığını en güzel şekilde alacakları gibi, kötülükte
bulunanlar da yaptıkları kötülüğün cezasını mutlaka
çekeceklerdir. Her türlü suçu ve ahlaksızlığı meşru
gösteren evrim teorisi ise, insanları hem dünyada hem
de ahirette büyük bir felaketin içine sürüklemektedir.
Şüphesiz Allah,
adaleti, ihsanı, yakınlara vermeyi emreder; çirkin
utanmazlıklardan, kötülüklerden ve zorbalıklardan
sakındırır. Size öğüt vermektedir, umulur ki öğüt
alıp-düşünürsünüz.
(Nahl Suresi, 90) |
İnsan hayvan değildir. İnsan, Allah'ın kendisine ruhundan üflediği, akla, iradeye, vicdana, sağduyuya, doğruyu yanlıştan ayırma anlayışına sahip, düşünebilen, karar verebilen, yargılayabilen, ceza ve mükafat verebilen, yaşadıklarından ders çıkarabilen, Allah'ın imtihan ettiği bir varlıktır. Bu özelliklerin hiçbiri diğer canlılarda bulunmamaktadır ve bulunamaz da. Çünkü bunlar insanın fiziksel yapısı ile, genleri ile ilgili özellikleri değildir. Tüm bunlar insanın ruhuna ait özelliklerdir.
Öyleyse, ruh ve akıl sahibi olan insan bu gerçeği hissetmeli, ona göre onurlu, iradeli ve vicdanına uygun bir yaşam sürmelidir.
"Hayat Mücadelesi" Yalanının
Getirdiği Kötü Ahlak
Daha önce de belirttiğimiz gibi Darwinizm'in en temel yanılgılarından biri, "hayat mücadelesi" ve "güçlü olanın hayatta kalması" ifadeleriyle özetlenen iddiadır. Evrimcilerin gerçek dışı iddialarına göre, hayat, insan dahil tüm canlılar için bir mücadele, kavga ve rekabet yeridir. Böyle bir dünyada sevgi, saygı, iş birliği, fedakarlık gibi güzel ahlak özelliklerine yer yoktur.
Charles Darwin, İnsanın Türeyişi adlı kitabında insanın bugünkü konumuna mücadele
ile geldiği ve ilerlemek için mücadeleye devam etmesinin
şart olduğu, hiçbir kanun ile bu ilerlemenin durdurulmaması
gerektiği yalanını öne sürmüştür:

| |
Toplam Suç Oranı |
| |
Gençlerin Suç Oranı |
| |
Şiddet İçeren Şuçlar |
|
Yandaki grafikte, 30
yıl içinde işlenen suç oranlarındaki büyük artış
görülmektedir. Toplumlar din ahlakından uzaklaştıkça,
ahlaki çöküntü ve suç işleme oranı da artmaktadır. |
İnsanoğlu, diğer tüm hayvanlar gibi, günümüzdeki yüksek durumuna şüphesiz ki hızlı üremesinin sonucunda yaşam mücadelesi vererek gelmiştir ve eğer daha yükseğe doğru ilerleyecekse, zorlu bir mücadelenin içinde yer alması gerekmektedir.
Aksi takdirde, kısa süre içinde uyuşukluğa kapılacak ve daha
yüksek yeteneklere sahip olan insanlar bu savaşta yeterince
başarılı olamayacaklardır. Bundan dolayı, doğal artma
oranımız hiçbir yöntem ile yok edilmemelidir. Bu bizi
çeşitli kötülüklere yönlendirse de. Tüm insanlar için
açık rekabet olmalıdır.174
Darwinizm'in getirdiği karanlık dünyada önemli olan, bir insanın hayatı boyunca kıyasıya bir mücadele içinde olmasıdır. Oysa bu ne bilimsel geçerliliği olan ne de akla ve mantığa uygun olan bir iddiadır. Bu tehlikeli telkinlerin uygulamaya geçirilmesiyle meydana gelecek ortamda dürüstlük, kahramanlık, fedakarlık, sadakat yerine; sahtekarlık, egoistlik, yalancılık, vefasızlık gibi özellikler geçerli olacaktır ve ancak bu kötü özelliklere sahip olanlar kazanacaktır. Darwinizm'in bu çarpık dünya ve ahlak anlayışının dayandırıldığı temeller evrimciler tarafından satır aralarında sık sık dile getirilmekte ve insanlara telkin edilmektedir.
Örneğin Yale Üniversitesi'nden biyoloji doktoru Lorraine Lee Larison Cudmore, "The Center of Life" (Hayatın Merkezi) adlı bir makalesinde evrimci hayat görüşünde merhamet ve acımaya yer olmadığını açıkça itiraf etmektedir:
Evrim, sert ve kaçınılmazdır. Merhamete
veya dürüst bir mücadeleye yer yoktur. Çok fazla organizma
doğar, bu yüzden de, bunların birçoğunun ölmesi gerekecektir.
Önemli olan, ayrılan bir sonraki kişiden daha çok sizin
genlerinizi taşıyan çocuk bırakıp bırakmadığınızdır.175

İnsanları bir hayvan
türü olarak gören Darwinist anlayışa göre, insanların
hiçbir değeri yoktur. Sosyal Darwinist mantıkta,
acı çeken, zorluk ve korku içinde olan insanların
kurtarılması için hiçbir şey yapılmaz. Bu insanlar
yardımsız ve korumasız bırakılırlar. İslam ahlakında
ise, her mümin diğer insanların huzuru, güvenliği
ve refahı için çaba göstermekle sorumludur. |
Kitabın diğer bölümlerinde incelenen ırkçılık, vahşi kapitalizm, öjeni gibi sosyal Darwinizm'in güçlendirdiği sapkın ve tehlikeli düşünce ve uygulamaların hepsi, Darwinizm'in hayatta kalma mücadelesi ve güçlü olan yaşar yanılgılarının birer sonucudurlar. Oysa hayat bir mücadele yeri değildir. İnsanın tek mücadelesi kendi nefsiyle ve diğer kötülüklerle olmalıdır. İnsan kendi kişiliğindeki ve çevresindeki kötülüklerle mücadele ederek hem kendinde hem de insanlar arasında sevgi, merhamet, şefkat, barış, güven, saygı, sadakat, neşe, huzur gibi güzellikleri hakim etmeye çalışmalıdır. Allah'ın hoşnut olduğu ve insanlar için seçtiği din ahlakı da bunu gerektirmektedir.
Sosyal Darwinizm İnsan Hayatına Değer Vermez
Darwinizm'in "hayat mücadelesi" dogması ve insanların birer hayvan oldukları yalanı, uygulamaya konulduğunda, insan hayatı değersizleşir. Herhangi bir sebeple insan öldürmek, bir insanı açlığa, ölüme terk etmek, savaş çıkarmak, katliam yapmak, terör eylemi gerçekleştirmek, akıl hastası, özürlü olduğu veya başka bir ırktan olduğu için insanları yok etmek, "makul" ve kolay hale gelir.
Bu sapkın mantığa uyarak insan hayatına değer vermeyenlerden
biri, Amerikalı sosyal Darwinist profesör E. A. Ross'tur.
Ross'un çarpık iddialarına göre, "Hıristiyanlığın ortaya
attığı toplumsal yardımlaşma ve hayırseverlik kültü,
gerizekalıların ve aptalların üremelerine ve çoğalmalarına
yarayan koruyucu bir kalkanın gelişmesine" neden olmuştur.
Ve yine Ross'a göre, "Devlet, sakatları, örneğin sağır
dilsizleri koruma altına almakta, sonra da bunlar üreyerek
sakat bir ırk oluşturmakta"dır. Tüm bunlara sözde doğal
evrimsel gelişmeyi engelledikleri için karşı çıkan Ross'a
göre, "dünyayı düzeltmenin yegane yolu, tüm aptalları,
beceriksizleri ve sakatları" kendi hallerine bırakarak,
doğal seleksiyon süreci içinde ayıklanmalarını beklemektir.176
Bunun ne kadar acımasız bir düşünce olduğu açıkça ortadadır. İnsan vicdan sahibi bir varlıktır ve vicdanı zayıfları, düşkünleri, fakirleri, muhtaçları korumasını emreder. Aksi takdirde, eğer insan "insan gibi düşünme" yeteneğini yitirirse, bu kez gerçekten hayvandan daha aşağı bir konuma gelir. Çünkü hayvanlar arasında dahi büyük bir dayanışma ve yardımlaşma vardır. (Detaylı bilgi için bkz. Canlılarda Fedakarlık ve Akılcı Davranışlar, Harun Yahya, Araştırma Yayıncılık)
Ross, insana değer vermeyen tek sosyal Darwinist değildir.
Onun dehşet verici düşüncelerine sahip çıkan pek çok
Darwinist bulunmaktadır. Örneğin Princeton Üniversitesi'nde
biyoetik profesörü olan evrimsel psikolog Peter Singer,
ciddi fiziksel sakatlığı olan insanların yaşama değer
görülmemeleri gerektiğini söyleyecek kadar ileri gitmiştir.
Bu zalimliğini de şu acımasız sözleri ile ifade etmiştir:
"Eğer ciddi şekilde sakat bir insan çocuğunu insan olmayan
bir hayvanla örneğin köpek veya domuzla kıyaslarsak...
insan olmayanın her zaman daha üstün özellikleri olduğunu
görürüz... Sadece insan çocuğun Homo sapiens türüne
ait olması gerçeği, bu çocuğun bir domuzdan veya köpekten
daha farklı muamele görmesine neden olur. Ancak türün
bir üyesi olmak tek başına ahlakla ilgili değildir."177
Singer, Darwinist vahşette daha da ileri gitmiş ve zihinsel özürlülerin yiyecek amaçlı veya bilimsel deneyler için öldürülebileceğini söylemiştir. Şüphesiz bu çok iğrenç bir vahşettir. Ancak Darwinist mantıkta bu tarz iğrençlikler ve vahşet dahi savunulabilmektedir. Singer'ın sözleri şöyledir:
Zihinsel özürlülerin yaşam hakları yoktur ve bu yüzden- insan
etine yönelik bir istek geliştirmemiz gerekirse- yiyecek
için ya da bilimsel deney amaçlı olarak öldürülebilirler.178
Right To Die Society (Ölme Hakkı Cemiyeti) eski başkanı Joseph Fletcher da, zihinsel özürlüler için benzer iddialarda bulunmaktadır:
En düşük düzeyde zekaya ya da zihinsel yeteneğe sahip olmayan
kişiler, kaç organı çalışırsa çalışsın, her ne kadar
yaşam fonksiyonları otomatik olarak yerine gelirse gelsin,
insan değildirler... Zeka özürlülerin herhangi bir sorumlulukları
yoktur, hiç olmamıştır ve olmayacaktır. Bu, zeka özürlü
kişilerin insan olmadığı anlamına gelir.179
Yeni doğan bebeklerin öldürülmesi ise, insan hayatına değer vermeyen Darwinizm'in makul gördüğü acımasız, vahşi uygulamalardan bir diğeridir. Darwinizm, eğer yeni doğan bebeğe bakmak o anne baba için güçlük ise, onları hayat mücadelesinde geriletecekse, evrimsel açıdan bu bebeğin öldürülmesinin gerekli olduğunu ileri sürebilecek kadar vicdansızca bir düşünceyi savunmaktadır. Örneğin Darwin, yeni doğan bebeklerin öldürülmesinin hayvanlarda sıkça görüldüğünü ve bunun nüfus kontrolünde önemli bir faktör olduğunu iddia etmiştir. Evrimci Barbara Burke, Science dergisindeki bir yazısında bu konu hakkında şöyle der:
Bazı hayvan türleri içerisinde, çocuk öldürme doğal bir davranış
olarak görülür. Bu, insanlar için de, primat atalarımızdan
kalma bir özellik olarak doğal görülebilir mi?... Charles
Darwin, İnsanın Türeyişi adlı kitabında, yeni doğan
bebeklerin öldürülmesinin, insan tarihi boyunca, nüfus
artışının önlenmesi için kullanılan tüm yöntemlerin
arasında muhtemelen en önemlisi olduğunu yazmıştır.180

Yol, ancak
insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere 'tecavüz
ve haksızlıkta bulunanların' aleyhinedir. İşte
bunlara acıklı bir azap vardır.
(Şura Suresi, 42) |
Haeckel gibi Darwinistler ise, öjeni bölümünde de incelendiği gibi intiharı teşvik etmişler, hayatın dayanılmaz olduğunu düşünenlerin, intihar ederek hayatlarını sona erdirme hakkına sahip olduklarını iddia etmişlerdir. Ancak Allah, insanlara canlarına kıymayı haram kılmıştır.
Öjeni, ötenazi ve ırkçılık gibi bölümlerde de incelediğimiz tüm bu vahşi uygulama ve inançlar, Darwinizm'in insan hayatına hiç önem vermeyen bir ideoloji olduğunu gösteren örneklerdir. Ve bilimsel hiçbir değeri olmayan hezeyanlar üzerine inşa edilmiştir.
Oysa her insanın hayatı büyük bir önem taşır. Kuran ahlakında insanlar birbirlerini çok değerli ve önemli görürler ve birbirleri için fedakarlıklarda bulunurlar. Bir mümin, kendi ihtiyacı olsa dahi, yemeğini diğerine verir:
Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. (İnsan Suresi, 8)
Müslümanlar yoksulları ve yetimleri korumakla, onların
mallarını adaletle onlara vermekle, yolda kalmışlara
yardım etmekle, zayıf bırakılmış kadınları, erkekleri,
çocukları ve yaşlıları korumakla yükümlüdürler. Allah,
örneğin, bir ayetinde anne babaya "öf" bile denmemesini
emretmiş (İsra Suresi, 23) ve bütün insanlara birbirlerine
sözün en güzelini söylemelerini buyurmuştur. (İsra Suresi,
53) Bir başka ayette ise Allah
"... Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki
bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse,
sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu
(öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları
diriltmiş gibi olur..." (Maide Suresi, 32) buyurmaktadır.
Herkesin birbirini ruh ve akıl sahibi, değerli, önemli
insanlar olarak gördüğü bir toplumun barış, huzur, güvenlik,
sevgi ve saygı ile dolacağı açık bir gerçektir.
‘Doğal Seleksiyon Uygulayacağız’ Diyerek Yapılan Katliam
20 Nisan 1999 tarihinde ABD'nin Colorado eyaletinde Columbine Lisesi'nin iki öğrencisi, 18 yaşındaki Eric Harris ve 17 yaşındaki Dylan Klebold, okullarına silahlı ve bombalı saldırıda bulundular; 12 öğrenciyi ve 1 öğretmeni 30 dakika içinde öldürdükten sonra intihar ettiler.
Olaydan hemen sonra iki saldırgan öğrencinin evlerinde yapılan araştırmalarda çok ilginç belge ve bilgilere ulaşıldı. İkisi de bu saldırıyı en az bir yıl öncesinden planlamışlardı. Denver'daki Westword adlı bir internet gazetesinde yayınlanan 26 Nisan 1998 girişli yazılarından birinde Eric Harris, kendisinin ve Klebold'un okulda "doğal seleksiyon uygulayacaklarını" yazıyordu:
Nisan (1999 yılının) ayı içinde bir gün ben ve V (arkadaşı Klebold'u yazılarında Vodka takma adıyla isimlendiriyor) intikam alacağız ve doğal seleksiyonu birkaç aşama daha yukarıya çekeceğiz. Şu silahları kullanacağız; gürültülü cırcır böceği silahı, WD40 tenekelerine yapıştırılmış gürültülü cırcır böcekleri, şarapnel yüklü boru bombaları, alev bombaları, klor gazı bombaları ve sis bombaları ile dolu bir terörist çantası.1
Bunların yanı sıra saldırı anında Harris'in üzerindeki t-shirt'ün üzerinde "DOĞAL SELEKSİYON" yazıyordu.2
Harris ve Klebold'un yazdıklarından anlaşıldığına göre, bu saldırı Columbine Lisesi'ndeki "daha aşağı" gördükleri öğretmenlere ve öğrencilere yönelik bir intikam saldırısıydı.3
Yazılarının çoğunda Eric sürekli olarak doğal seleksiyon ve üstünlük hislerinden söz ediyordu. Bu saldırı için önceden hazırladıkları üç video çekiminde ise ikisi de kendilerinin nasıl diğerlerine göre "daha evrimleşmiş" olduklarından ve "insanlığın üstünde" olmanın nasıl bir duygu olduğundan söz ediyorlardı.4

"Doğal
Seleksiyon yapacağız" diyerek arkadaşlarını
katleden bu çocuklar, günlüklerine kendilerinin
daha çok evrimleştiklerini ve bu yüzden diğerlerinden
daha üstün olduklarını yazmışlardı. |
Gerçekten de bunları yazdıktan tam bir yıl sonra, Harris ve Klebold bahsettiklerine benzer silahlarla birlikte Columbine Lisesi'ne girdiler ve öğrencileri öldürmeye başladılar. Her ikisi de okulda Hitler'e olan hayranlıkları ile tanınıyor, t-shirtlerinin üzerinde swastika amblemleri (gamalı haç) yer alıyordu. Ayrıca saldırıyı gerçekleştirdikleri gün Hitler'in 110. doğum günüydü.
Burada sözü edilen çocuklar, o güne kadar bu tür bir saldırı eyleminde bulunacakları tahmin edilmeyen, sıradan gibi görünen, iyi ailelere mensup iki lise öğrencisidir. Ayrıca günlüklerinden anlaşıldığı üzere bu kişiler aileleri ile iyi geçinmekte, onlarla hiçbir sorunları bulunmamaktadır.
Bu gençleri böyle psikopatça bir saldırı düzenlemeye iten, karakterlerindeki saldırgan, anormal yapıyı, aldıkları eğitimle destekleyebilmiş olmalarıdır. Kendilerini dışladıklarını düşünen arkadaşları ile sorunlarını çözmek için, okulda öğrendikleri "doğal seleksiyon" kavramına başvurmuşlardır. Hayatın kıyasıya bir mücadele yeri olduğu, hayatta kalmak için savaşmak gerektiği, güçlülerin zayıfları ezdiği, insan hayatının bir değeri olmadığı, insanın hayvandan farksız olduğu gibi gerçek dışı telkinlerle "eğitilen" insanların bu tür eylemler yapmaları ve bunu doğal seleksiyona bağlamaları şaşırtıcı olmayan bir sonuçtur.
Aldıkları eğitim neticesinde elde ettikleri hayat görüşü, Darwinizm'in insanlara empoze ettiği hayat görüşüdür. Ders kitaplarında ve sınıflarında doğal seleksiyonu, acımasız rekabeti öğrenen ve bunu hayatta kalmanın tek yolu zannedenler, kin, nefret, acımasızlık, düşmanlık, insanları korkutma gibi ahlak ve akıl dışı hislerini makul görebilmektedirler. Ve buna bağlı olarak benzer eylemlerde bulunabilmektedirler.
"Doğal seleksiyon" gibi dogmalar yerine, Kuran ahlakının öğrettiği değerlerle eğitildiklerinde ise, gençler -ve tüm toplum- nefret, kin, çatışma, kavga yerine, affedici olmayı, sevgi ve şefkat duymayı, dost olmayı, barışçılığı, huzuru kendilerine hedef edineceklerdir. Ahlaki dejenerasyonun çözümü, dejenerasyona neden olan felsefeyi fikren ortadan kaldırmak ve yerine Kuran'ın emrettiği ahlaki değerleri yerleştirmektir.
1. CNN, "Columbine Killer Envisioned
Crashing Plane in NYC, 6 Aralık 2001, http://edition.cnn.com/2001/US/12/05/columbine.diary/
2. Denver Rocky Mountain News, 25 Haziran 1999,
s. 4A, 14A
3. Antonio Mendoza, "High School Armageddon",
http://www.mayhem.net/Crime/columbine.html
4. Antonio Mendoza, High School Armageddon, http://www.mayhem.net/Crime/columbine.html |
|