| Hinduizm
Putperest Bir Dindir
Haberiniz olsun; şüphesiz
göklerde kim var, yerde kim var tümü Allah'ındır.
Allah'tan başkasına tapanlar bile, şirk koştukları
varlıklara ve güçlere (gerçekte) uymazlar. Onlar
yalnızca bir zanna uyarlar... (Yunus Suresi, 66) |
Hinduizmin kendi içinde birçok farklı türevi olduğu
için, bu batıl inancın öğretilerini kesin hatlarla tespit
etmek, inanışlarını sınıflandırabilmek ve bunun ardından
tüm sapkın yönlerini teker teker ortaya koymak mümkün
değildir. Ancak Hindu dini hakkında bilinen en temel
gerçek, bu dinin insanları putlara tapınmaya teşvik
eden, pagan bir inanç olduğudur.
Hinduların nasıl bir Allah inancına sahip olduklarını
anlamak oldukça zordur. Çünkü her farklı Hindu topluluğunun,
kasabanın, köyün, hatta aynı aile içinde yaşayan bireylerin
dahi birbirlerinden farklı inançları bulunabilmektedir.
Ancak bu din üzerine araştırma yapıldığında Hinduizmin
putperest bir din olduğu sonucuna ulaşılır. Bu gerçeğe
rağmen, Hindular asırlardır süregelen putperest geleneklerini
çok farklı şekillerde yorumlamaktadırlar. Milyonlarca
farklı puta tapmalarına, bu putların cezalandırma ve
mükafatlandırma gibi pek çok sözde üstün güce sahip
olduklarına inanmalarına rağmen, Hindular genelde putperest
olduklarını kabul etmezler. "Brahma" adını verdikleri
"evrensel bir ruha" inandıklarını, diğer putları Brahma'nın
yansımaları olarak gördüklerini, dolayısıyla Hinduizmin
tek tanrılı bir inanç olduğunu söylerler.
Oysa bu, İslam dini ile hiçbir şekilde bağdaşmayan
sapkın bir anlayıştır ve zaten putperestlik de budur.
Üstelik Hinduizmin putperest bir din olduğunu anlamak
için herhangi bir araştırmaya ya da uzun süre gözlemler
yapmaya da gerek yoktur. Hindistan'ın dört bir yanını
saran milyarlarca put bu gerçeği tüm açıklığıyla gözler
önüne sermektedir.
Kuran ayetlerinde de putperestliğin tarifi çok açık
bir şekilde yapılmaktadır. Peygamberimiz Hz. Muhammed
(sav) döneminde de putlara tapan bazı Arap toplulukları,
tüm evrenin yaratıcısı ve hakimi olan Allah'ın varlığına
inanıyor, ancak taptıkları putların Allah'tan başka
güçleri olduklarını sanıyor, kimi zaman da onlara "aracı"
olarak tapınıyorlardı. Hinduizmdeki Brahma inancı ile
bir kısım cahiliye devri Araplarının bu putperest inançları
büyük bir benzerlik göstermektedir. Allah, bu insanların
nasıl bir yanılgı içinde olduklarını Kuran'da şöyle
haber verir:
...O'ndan başka veliler edinenler (şöyle derler:) "Biz,
bunlara bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye
ibadet ediyoruz." Elbette Allah, kendi aralarında hakkında
ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten
Allah, yalancı, kafir olan kimseyi hidayete erdirmez.
(Zümer Suresi, 3)
Nitekim şekil olarak da cahiliye putperestliği ile
Hinduizm oldukça benzerdir. Hindular da sözde ilahlarına
ibadet etmekte, yemekler sunmakta, saygı göstermekte,
onlardan korkmaktadırlar. Hinduizmin pagan bir din olduğu
açıktır ve tüm öğretileri bu açık gerçeği ortaya koymaktadır.
Bir Müslüman için Hinduizmin gerçek tanımını yapmak
oldukça kolaydır. Çünkü iman edenlerin önlerinde hakkı
batıldan ayıran bir rehber bulunmaktadır. Bu rehber
Rabbimiz'in tüm insanlara doğruyu yanlıştan ayıran bir
hidayet rehberi olarak gönderdiği Kuran'dır.
Göklerde ve yerde her ne
varsa O'nundur. Şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı
olmayan (Gani)dır, övülmeye layık olandır. (Hac
Suresi, 64) |
Allah'ı "Bir ve Tek" olarak tanıyan İslam dini, bu
tevhid inancı üzerine kuruludur ve Müslümanlar "La İlahe
İllAllah" (Allah'tan başka ilah yoktur) gerçeğine iman
eden, muvahhid kimselerdir. Rabbimiz insanları yaratma
amacını "Ben, cinleri ve insanları
yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat
Suresi, 56) ayetiyle bizlere haber vermiştir.
Tüm insanlar Allah'a teslim olmak, sadece O'na dua edip
yalnızca O'ndan yardım istemek ve hiçbir şeyi Rabbimiz'e
ortak koşmamakla sorumlu tutulmaktadırlar. Bir ayette
şu şekilde buyurulmaktadır:
De ki: "Ben, dini yalnızca O'na halis
kılarak Allah'a ibadet etmekle emrolundum." (Zümer Suresi,
11)
"Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen
(bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir;
ki insanları bunun üzerine yaratmıştır..." (Rum Suresi,
30) ayetiyle de bizlere bu gerçek hatırlatılmaktadır.
Allah, kainatın ve kainattaki kusursuz düzenin tek sahibidir,
yaratıcısıdır ve tek koruyucusudur. Evreni yoktan var
eden, ona belli bir düzen veren, gökleri, yeri ve en
küçüğünden en büyüğüne kadar tüm canlıları yaratan,
onlara hayat ve rızık verendir. Fatır Suresi'nde şu
şekilde buyurulmaktadır:
(Allah) Geceyi gündüze bağlayıp-katar, gündüzü de geceye
bağlayıp-katar; Güneş'i ve Ay'ı emre amade kılmıştır,
her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedir.
İşte bunları (yaratıp düzene koyan) Allah sizin Rabbinizdir;
mülk O'nundur. O'ndan başka taptıklarınız ise, 'bir
çekirdeğin incecik zarına' bile malik olamazlar. (Fatır
Suresi, 13)
Tüm kainatı üstün bir yaratılışla var eden Rabbimiz,
ilmiyle herşeyi kuşatmıştır. Başka varlıkları Allah'a
ortak koşanlar, cansız putların önünde secde edip saygı
gösterisinde bulunurlarken çok büyük bir günah işlemektedirler.
Çünkü Allah tüm mülkün gerçek sahibidir, övülmeye, itaat
edilmeye ve şükredilmeye gerçek layık olandır. Bir ayette
bu gerçek şu şekilde haber verilmektedir:
De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü
verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini
aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir.
Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin." (Al-i İmran
Suresi, 26)
Canlı cansız tüm varlıkları çepeçevre kuşatmış olan
Rabbimiz, söylediğimiz her sözde, aklımızdan geçen her
düşüncede, yaptığımız her işte bize şahittir. O insanların
içlerinden geçirdiklerinden, gizlice tasarladıklarından
haberdar olan, gizlinin gizlisini bilendir:
Ey insanlar, siz Allah'a
(karşı fakir olan) muhtaçlarsınız; Allah ise,
Ğaniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır, Hamid
(övülmeye layık)tır.
(Fatır Suresi, 15) |
Senin içinde olduğun herhangi bir durum,
onun hakkında Kuran'dan okuduğun herhangi bir şey ve
sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice)
daldığınızda, Biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım.
Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden
uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü
de yoktur ki, apaçık bir Kitap'ta (kayıtlı) olmasın.
(Yunus Suresi, 61)
Yeryüzündeki her varlık Allah'a muhtaçtır. Allah ise;
insanın sahip olduğu her türlü eksiklikten münezzehtir,
hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Allah Kendisi'ne yegane
sığınılan, ihtiyaç duyulandır. Kendisi'nden yardım beklenmesi,
medet umulması gereken de yalnızca O'dur. Allah, ezeli
ve ebedi olan, daima diri olandır:
Allah... O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kâimdir.
O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa
hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun Katında şefaatte
bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini
bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O'nun
ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun Kürsüsü,
bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların
korunması O'na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür.
(Bakara Suresi, 255)
Allah sonsuz güç sahibidir, herşey O'nun bilgisi ve
emri dahilinde hareket eder. Gökten yere kadar bütün
işler Allah'ın emriyle gerçekleşmektedir. Ölümler, doğumlar,
doğa olayları, akla gelebilecek her iş, her olay Allah'ın
emriyle oluşmaktadır. En küçüğünden en büyüğüne kadar
alınan her karar, yapılan her faaliyet Allah'ın izni
iledir. Aynı şekilde vücudunuzdaki trilyonlarca hücrenin
işleyişi, bu hücrelerin her birinin içinde bulunan organellerin
tek tek yerine getirdikleri bütün görevler, bu hücreleri
besleyen sistemler ve daha sayamayacağımız türlü detaylar
Allah'ın kontrolündedir. Bunun yanında, boşlukta dönüp
durmakta olan Dünya'dan, Dünya'nın üzerindeki tek bir
karıncanın beslenmesinden üremesine kadar hayatını devam
ettirmesi için gereken tüm faaliyetlere kadar herşey
yine Allah'ın izniyle gerçekleşir. Rabbimiz "...
O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı
yoktur..." (Hud Suresi, 56) ayetiyle bu gerçeği
bizlere bildirir.
Hiçbir insan ya da varlık Allah'tan bağımsız müstakil
bir güce sahip değildir. Tüm varlıklar Allah'a boyun
eğmiştir. Göklerde ve yerde ne varsa Allah'a teslim
olmuştur ve O'nun kontrolündedir. Hiç kimse Allah'ın
kontrolü ve dilemesi dışında hareket edemez, tek bir
söz dahi söyleyemez. Allah, bütün alemlerin sahibidir.
Tüm kuvvet sadece Allah'ın elindedir. Bu gerçeği unutup
da, ne kendine ne bir başkasına -Allah'ın dilemesi dışında-
en küçük bir yardıma bile güç yetiremeyecek taştan,
topraktan varlıklardan medet ummak, insana hem dünyada
hem de ahirette çok büyük hüsran getirir. Allah Araf
Suresi'nde şöyle buyurmaktadır:
Gökleri ve yeri hak ile
yarattı: O, şirk koştukları şeylerden yücedir.
(Nahl Suresi, 3) |
Kendileri yaratılıp dururken, hiçbir
şeyi yaratamayan şeyleri mi ortak koşuyorlar? Oysa (bu
şirk koştukları güçler ve nesneler) ne onlara bir yardıma
güç yetirebilir, ne kendi nefislerine yardım etmeğe.
Onları hidayete çağırırsanız size uymazlar. Onları çağırırsanız
da, suskun dursanız da size karşı (tutumları) birdir.
Allah'tan başka taptıklarınız sizler gibi kullardır.
Eğer doğru iseniz, hemen onları çağırın da size icabet
etsinler. Onların yürüyecek ayakları var mı? Ya da tutacakları
elleri mi var? Veya görecek gözleri mi var? Yoksa işitecek
kulakları mı var? De ki: "Ortak koştuklarınızı çağırın,
sonra bir düzen (tuzak) kurun da bana göz bile açtırmayın.
Hiç şüphesiz, benim velim Kitab'ı indiren Allah'tır
ve O salihlerin koruyuculuğunu (veliliğini) yapıyor.
O'ndan başka taptıklarınız ise size yardıma güç yetiremezler,
kendilerine de. Eğer onları doğru yola çağırırsanız
işitmezler. Onları sana bakar (gibi) görürsün, oysa
onlar görmezler bile. (Araf Suresi, 191-198)
Hinduizmi incelediğimizde son derece sapkın, batıl,
ilkel, akıl ve mantıkla çelişen bir ritüeller dini ile
karşılaşırız. Onlar tüm hayatlarını hayali ilahlarına
cahilce ibadet ederek geçirirler. Hindistan'ın her yerinde
bu Hindu putlarını görmek mümkündür: tapınaklarda, evlerde,
küçük yol üstü ibadet yerlerinde, girintili çıkıntılı
taş yontularda, reklamlarda, takvim yapraklarında, film
afişlerinde, dükkanlarda, mücevher tasarımlarında, biblolarda,
ev süslemelerinde... Kısaca Hinduizmin etkili olduğu
ülkelerde hayatın her alanı bu putlarla çevrilmiştir.
Allah Fatır Suresi'nde böyle kimselerin durumlarını
bizlere şu şekilde haber vermektedir:
Eğer onlara dua ederseniz, duanızı işitmezler, işitseler
bile size cevap veremezler. Kıyamet gününde ise, sizin
şirk koşmanızı tanımayacaklardır. (Bunu herşeyden) Haberi
olan Allah gibi sana (hiç kimse) haber vermez. (Fatır
Suresi, 14)
Hinduların putperest olmadıklarını iddia etmelerinin
nedenlerinden biri ise, bu inancın saçmalığının dünyadaki
hemen her sağduyulu insan tarafından bilindiğinin farkında
olmalarıdır. Tapındıkları putların aslında put olmadığını,
kendilerini "Brahma"ya veya "evrensel ruha" ulaştıracak
aracılar sayıldığını iddia ederken farkına varamadıkları
gerçek ise, bu iddianın zaten tarih boyunca tüm putperestlerin
iddiası oluşudur. Başta da belirttiğimiz gibi, Peygamberimiz
Hz. Muhammed (sav)'in dönemindeki cahiliye devri müşrikleri
de taptıkları putlara kendilerini Allah'a yaklaştırsınlar
diye taptıklarını ileri sürmüşlerdir. Bu sapkın inanca
kapılmalarının nedeni ise - hem cahiliye devri müşriklerinin
hem de Hinduların - atalarından miras kalan öğretilere
körü körüne, sorgulamadan inanmalarıdır. Hz. İbrahim
ile putperest kavmi arasında geçen ve Kuran'da haber
verilen bu konuşma, putperestlerin tarih boyunca süregelen
bu bağnazlığını göstermektedir:
Hinduların hayali ilahları
Brahma'nın bronz heykeli
Siz yalnızca Allah'tan başka
birtakım putlara tapıyor ve birtakım yalanlar
uyduruyorsunuz. Gerçek şu ki, sizin Allah'tan
başka taptıklarınız, size rızık vermeye güç
yetiremezler...
(Ankebut Suresi, 17)
|
Hani, babasına ve kavmine: "Siz neye
kulluk ediyorsunuz?" demişti.
Demişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz,
bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz."
Dedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman
onlar sizi işitiyorlar mı?"
Ya da size bir yararları veya zararları
dokunuyor mu?
"Hayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle
yaparlarken bulduk." (Şuara Suresi, 70-74)
Hinduizmi sempatik gösterme propagandasının öncüleri
sadece Hindular değildir. Kitabın ilerleyen bölümlerinde
daha detaylı olarak inceleyeceğimiz materyalist ve Darwinist
çevreler de bu propagandada önemli bir rol üstlenmektedirler.
Ancak Batı toplumlarında putperestliğe karşı Hıristiyan
geleneğinden gelen doğal bir tepki vardır. Hıristiyanlık
zaman içinde ilk vahyedildiği halinden uzaklaşıp dejenere
olmuşsa da bu gibi temel değerlerini korumuştur. Günümüzde
de Hıristiyan toplumları putperestliği bir çeşit sapkınlık,
Hinduizmi de putperest bir inanç olarak görmektedirler.
Bu nedenle de Hindu inanışlarının Batılı toplumlarda
yerleşmesini hedefleyen çevreler, "evrensel ruh" tanımını
kullanarak bu sapkınlığı putperestlikten uzak bir görüntüyle
kamufle etmeye çalışmaktadırlar. Bu aldatmacanın bozulması
içinse, çözüm Hinduizm'e inanan insanların düşünmeye,
vicdanlarının sesini dinlemeye ve akıllarını kullanmaya
davet edilmeleridir. Allah, Kendisi'nden başka ilahlar
edinerek cahilce sapan insanları vicdanlarıyla hareket
etmeye şöyle davet etmemizi bizlere bildirmiştir: "...De
ki: "Öyleyse, O'nu bırakıp kendilerine bile yarar da,
zarar da sağlamaya güç yetiremeyen birtakım veliler
mi (tanrılar) edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen (a'ma)
ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla
nur eşit olabilir mi?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratması
gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince
birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah, herşeyin yaratıcısıdır
ve O, tektir, kahredici olandır." (Rad Suresi, 16)
Hindular Milyonlarca Puta Taparlar
"İslam ve Budizm" isimli kitabımızda detaylı olarak
incelediğimiz batıl Budist inanışlar, Buda heykellerine
sapkınca tapınmayı, heykellere yiyecekler sunmayı, açlık
ve sefalet içinde Buda'ya kendini adamayı emretmektedir.
(Bkz. İslam ve Budizm, Harun Yahya, Aralık 2002, Araştırma
Yayıncılık) Hinduizm'de ise bu putların sayısı 300-350
milyona kadar çıkmaktadır. Çünkü her yönüyle batıl bir
öğreti olan Hinduizme göre her Hindu kendi putunu yapabilir,
istediği canlı ya da cansız varlığa sapkınca tapabilir.
Her üç Hinduya ortalama bir tane put düşmesi bu dinin
ne kadar büyük bir hurafe olduğunu en açık şekilde ortaya
koymaktadır.
Brahma, Vishnu ve Shiva
Hinduların en çok değer verdikleri üç sözde ilahlarıdır.
Putperest Hindu inanışlarına göre bu üç hayali
ilahın çeşitli özellikleri ve kabiliyetleri vardır.
Oysa akıl ve sağduyu sahibi bir insanın taştan,
tahtadan yapılmış heykelleri güç ve kudret sahibi
bir varlık zannetmesi, onlardan medet umması mümkün
değildir. |
Hindular insan, hayvan, bitki, mekan ve olaylar gibi
milyonlarca farklı varlığı veya olguyu put edinebilirler.
Her kasaba kendi uydurma ilahına sahiptir. Her kasabanın
ya da köyün girişinde yılan, maymun ve daha farklı putların
temsil edildiği heykellere rastlanır. Her Hindu evinin
de kendi putları vardır. Hatta aynı aile içinde dahi
her bireyin farklı putlara secde ettiği görülmektedir.
Sabahları putlarını şarkılarla ve ışık oyunlarıyla uyandırdıklarını
düşünür, onları temizler, onlara çiçekler, yemekler,
sütler sunarlar. Allah putperest kavimlerin bu büyük
aldanışlarını ve kendilerine ilah edindikleri varlıkların
hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerini "Onların
yürüyecek ayakları var mı? Ya da tutacakları elleri
mi var? Veya görecek gözleri mi var? Yoksa işitecek
kulakları mı var?.." (A'raf Suresi, 195) ayetiyle
bizlere haber vermektedir.

Hindular Ganeşa adını verdikleri putlarına her
fırsatta sapkınca saygı gösterilerinde bulunurlar.
Akıl ve mantıkla çelişen bu garip ritüeller onlara
hem dünyada hem de ahirette büyük bir kayıp getirecektir.
|
Hindular putlarına bu şekilde tapınırlarken, çok büyük
bir sapkınlık içinde olduklarını, yaptıklarının akıl
ve mantıkla çeliştiğini düşünmez, her hareketlerini
bir ibadet olarak görürler. Oysa onların tahtadan, taştan
putlara ya da sözde ilahlarına tapmaları, Allah'ın vahyine
dayalı tüm dinlerde şiddetle yasaklanan çok büyük bir
günahtır. Allah'ın dışında canlı ya da cansız başka
varlıklara tapanlar Kuran'da müşrikler, yani Allah'a
şirk koşanlar, olarak tarif edilir. Şirk Allah'ın dışındaki
varlıklara, Allah ile eşit ya da Allah'tan daha fazla
değer vermek demektir. Yani şirk koşan kişi sevgisini,
ilgisini Allah'tan ziyade bu varlığa yöneltir, Allah'tan
başka ilahlar edinir. Bazı müşrikler Allah'ın varlığını
açıkça inkar ederlerken, bazıları Allah'la birlikte
kendi sözde ilahlarına da tapmaktadırlar. Kuran'da şirk
konusuyla ilgili pek çok ayet bulunmaktadır ve Allah
şirk koşanları affetmeyeceğini bildirmektedir. Bu ayetlerden
bazıları şu şekildedir:
Gerçekten, Allah, Kendisi'ne şirk koşulmasını
bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar.
Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla
iftira etmiş olur. (Nisa Suresi, 48)
…Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim,
sizin de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Çünkü O,
Kendisi'ne ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır,
onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur.
(Maide Suresi, 72)
Hiç şüphesiz, Allah, Kendisi'ne şirk
koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan)
dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa elbette
o uzak bir sapıklıkla sapmıştır. (Nisa Suresi, 116)
Bir ayette ise Hz. Lokman'ın oğluna şu şekilde bir
öğüt verdiği haber verilmektedir:
…Ey oğlum, Allah'a şirk koşma. Şüphesiz şirk, gerçekten
büyük bir zulümdür." (Lokman Suresi, 13)
Hindular için putlara yiyecek
sunmak çok önemli bir ritüeldir. Tüm Hindular
bir taşa yemek sunmanın ne kadar büyük bir saçmalık
olduğunu düşünmeksizin, atalarından aldıkları
bu batıl gelenekleri şuursuzca devam ettirirler.
|
Hindu inanışlarındaki sapkın ritüeller, tek tek tarif
edilemeyecek kadar detaylı ve karmaşıktır. Hindu yazıtlarında
her bir put ile ilgili ayrı bölümler, efsaneler, özel
ritüeller, kurban törenleri vardır. Söz konusu efsanelerde
putların her birinin kendi aile hayatları, düşmanları,
zaafları, hırsları, insanüstü güçleri, cezalandırma
yöntemleri vardır. Ayrıca bu putların dokundukları,
üzerine binip yolculuk yaptıkları, birarada bulundukları
canlı - cansız her varlık da Hindular tarafından cahilce
kutsal görülürler. Günlük yaşam da bu putlar arasında
bölüştürülmüştür. Hindular bu putların varlığına da,
onların tüm bu özelliklere sahip olduklarına da tam
anlamıyla inanırlar. Hinduların en çok değer verdikleri
putlar ise üç tanedir. Bunlar Brahma, Vishnu, Shiva'dır.
Brahma'nın sözde var etme özelliğine sahip olduğuna
inanılır. Vishnu'nun koruyucu, Shiva'nın ise yok edici
olduğuna inanılır. Hinduizm daha bunlar gibi milyonlarca
batıl inanış üzerine kuruludur. Ancak çocuk masallarında
rastlanabilecek garip hikayeler, insanlara bir din olarak
sunulur. Oysa İslam dini Allah'ın vahyine, Rabbimiz'in
"Batıl, ona önünden de, ardından da gelemez. (Çünkü
Kur'an,) Hüküm ve hikmet sahibi, çok övülen (Allah)tan
indirilmedir. (Fussilet Suresi, 42) ayetiyle
tarif ettiği Kuran'a dayalıdır. Rabbimiz Bakara Suresi'nde
şu şekilde buyurmaktadır:
... İnsanlar için hidayet olan
ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran
apaçık belgeleri (kapsayan) Kuran... (Bakara Suresi,
185)
Allah'a iman eden bir insan tüm hayatını Rabbimiz'in
razı olacağı gibi geçirir, Kuran ayetlerinde bildirilen
hükümlere titizlikle uyar. Mümin derin Allah korkusu
ve Allah sevgisi, samimi imanı ve güçlü vicdanı ile
tanınır. Hayatının her anında vicdanının sesini dinlediği
için doğru ile yanlışı birbirinden ayırabilir, feraset
ve basiret sahibidir, akıllıdır. Kuran ahlakından uzaklaşıp,
atalarından gördükleri geleneklere uymanın insanı ne
kadar büyük bir kayba uğrattığının farkındadır. Bu üstün
vasıflardan yoksun olan müşriklerin içinde bulundukları
durum ise ayetlerde şu şekilde haber verilmektedir:
"Siz yalnızca Allah'tan başka birtakım
putlara tapıyor ve birtakım yalanlar uyduruyorsunuz.
Gerçek şu ki, sizin Allah'tan başka taptıklarınız, size
rızık vermeye güç yetiremezler; öyleyse rızkı Allah'ın
Katında arayın, O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Siz
O'na döndürüleceksiniz." (Ankebut Suresi, 17)
De ki: " Allah'ın dışında (tanrı diye) öne sürdüklerinizi
çağırın. Onların göklerde ve yerde bir zerre ağırlığınca
bile (hiçbir şeye) güçleri yetmez; onların bu ikisinde
hiçbir ortaklığı olmadığı gibi, O'nun bunlardan hiçbir
destekçi olanı da yoktur. (Sebe Suresi, 22)
Tüm müşrikler gibi Hindular da tapındıkları putların
Allah'tan bağımsız, müstakil güçlere sahip oldukları
yanılgısına düşerler. Önünde secde ettikleri taştan,
tahtadan heykellerin kendilerini duyduklarını, işledikleri
günahların farkında olduklarını zannederler. Bu heykellerin
insanlara zarar verebileceğine, onları lanetleyebileceğine
inanırlar. Oysa bu düşünceleriyle hem Allah'a şirk koşarak
çok büyük bir günah işlemekte, hem de akıl ve mantıkla
çelişen çok büyük bir çıkmaza girmektedirler. Rabbimiz
müşrikleri bu büyük çıkmazdan kurtulmaya şöyle davet
etmektedir:
Allah; sizi yarattı, sonra size rızık
verdi, sonra sizi öldürmekte, daha sonra sizi diriltmektedir.
Ortaklarınızdan bunlardan herhangi birini yapacak var
mı? O, şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir. (Rum
Suresi, 40)
Allah Kuran'da İsrailoğullarının
buzağıyı tanrı edindiklerini bildirir. Hinduların
da ineği sözde bir ilah olarak kabul etmeleri
son derece dikkat çekicidir. |
Hinduların sapkın ritüelleri
saymakla bitmeyecek kadar fazladır. Örneğin Hindular,
tapınaklarının içinde yer alan ikonalara çok büyük bir
saygı gösterirler. Saygın bir konuk gibi bu cansız heykellere
hizmet eder, sevgi sunar, ilgi gösterirler. Yıkanmaları
ve içmeleri için su, giysi, çiçekler, tütsü ve daha
pek çok farklı şey sunarlar. Bu putlar her gün sanki
bir canlı uyandırılıyor gibi özenle uyandırılır, giydirilir,
Hindular tarafından ziyaret edilirler; kendilerine ibadet
edilir ve daha sonra istirahate terk edilirler. Hindu
bayramlarında topluca putlara hediyeler, sunular verilerek,
oruç tutularak, ilahiler söyleyerek hiçbir gücü olmayan
anlamsız eşyalara karşı şuursuzca bağlılıklarını kanıtlamaya
çalışırlar.5 Hiçbir Hindu tüm
bunların ne derece saçma ve küçük düşürücü olduğunu
fark etmez. Bir taşı ya da tahtayı uyandırmaya kalkmanın,
onu giydirme ya da onunla konuşmanın ne kadar büyük
bir akılsızlık ve saçmalık olduğunu kavrayamaz. Ancak
şizofreni hastalarında görülen türde bir hezeyan sergilediklerinin
bilincine varamaz. Rabbimiz putperestlerin bu sapkın
inançlarını bizlere şu şekilde bildirmektedir:

İneklere tapınmanın ne kadar büyük bir akli, ahlaki
ve ruhi bozukluk olduğu açıktır. Koskoca bir ulusun
21. yüzyılda böylesine akıldışı bir inanca sahip
olması insanı hayrete düşüren bir durumdur. |
(İbrahim) Dedi ki: "Peki, dua ettiğiniz
zaman onlar sizi işitiyorlar mı? Ya da size bir yararları
veya zararları dokunuyor mu?" "Hayır" dediler. "Biz
atalarımızı böyle yaparlarken bulduk." (Şuara Suresi,
72-74)
Hinduizmin
sapkın inanışlarına göre inekler, maymunlar, bazı kuş
türleri, bazı ayı türleri, geyikler, filler, bazı timsah
türleri, kedigiller, fareler, baykuşlar, kargalar, köpekler
de sözde kutsaldırlar6 ve tüm
bu hayvanlara da hayali ilahlarına gösterdikleri saygıyı
gösterirler. Örneğin Rajputana Tapınağı'ndaki farelere
kimse dokunmaz; bu farelere dokunmak çok büyük bir günah
olarak görülür.7Kendisine en çok
saygı gösterilen hayvan ise hiç şüphesiz inektir. Yolda
bir inekle karşılaşan ya da bir inek resmi gören Hindular
üstün güçlere sahip, "tüm insanlığın anası" ve herşeyiyle
kutsal bir sözde ilahla karşılaştıklarını düşünür ve
bu ineğe saygı gösterisinde bulunmaya başlarlar.
İnekler sapkın Hindu inançlarına
göre yer, gök ve atmosferin anası sayılmaktadır. Bu
nedenle de inekler ve öküzler caddelerde, alışveriş
merkezlerinde veya diledikleri her yerde serbestçe dolaşabilirler.
İnek etinin yenmesi yasaktır, öldürülmeleri de kanunla
yasaklanmıştır. İneklerin dışkıları Hindularca kutsal
ve aynı zamanda da çok faydalı olarak görülür. Çok sayıda
hastalığı tedavi ettiğine ve adetlere göre insan ruhunu
arındırdığına inandıklarından dolayı kutsal görülmekte,
içilmekte ve yenmektedir.8 İneklere
tapınmanın - hem de bu denli iğrenç ritüeller uygulamanın
- ne kadar büyük bir akli, ahlaki ve ruhi bozukluk olduğu
açıktır. Eğitimli, üniversite mezunu, belli bir entelektüel
seviyeye ulaşmış Hinduların dahi bu sapkın gelenekten
asla ödün vermemesi ise, Hinduizmin insanlar üzerindeki
büyük etkisini tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır. Hindu
gelenekleriyle akılları örtülmüş olan bu insanlar neyi
niçin yaptıklarının dahi farkında değildirler, analiz
yeteneklerini ve doğruyu yanlıştan ayırt edebilme özelliklerini
tamamen kaybetmişlerdir. Ve hiç düşünmedikleri bir gerçek
daha vardır: Tüm putları biraraya gelseler dahi Allah'tan
gelecek bir azaptan onları "hiç kimse ya da hiçbir varlık,
hiçbir şekilde" koruyamayacaktır. Allah Araf Suresi'nde
müşriklere şu şekilde haber vermektedir.
Resimdeki kadın ağaca
oyulan Venugopalaswamy Tapınağında, putları Krishna'ya
sapkınca ibadet ediyor. Batıl Hindu inanışlarında
bu ağaçlar da sözde kutsaldırlar. İslam dini ise
müşrik toplulukların tüm bu sapkın anlayışlarını
reddeder ve kainatın tek sahibi, Rahman ve Rahim
olan Rabbimiz'e kulluk etmeyi emreder.
|
Kendileri yaratılıp dururken, hiçbir
şeyi yaratamayan şeyleri mi ortak koşuyorlar? Oysa (bu
şirk koştukları güçler ve nesneler) ne onlara bir yardıma
güç yetirebilir, ne kendi nefislerine yardım etmeye.
(Araf Suresi, 191-192)
İneğin Hindularca sözde bir ilah olarak görülmesi oldukça
dikkat çekicidir. Çünkü Rabbimiz Kuran'da özellikle
buzağıyı tanrı edinenlere birçok ayetle dikkat çekmekte
ve "Şüphesiz, buzağıyı (tanrı)
edinenlere Rablerinden bir gazab ve dünya hayatında
bir zillet yetişecektir. İşte Biz, 'yalan düzüp-uyduranları'
böyle cezalandırırız." (Araf Suresi, 152) şeklinde
buyurmaktadır. Ayetlerde Hz. Musa'nın yanlarından ayrılmasının
ardından İsrailoğullarının da buzağıyı put edindikleri
ve ona tapındıkları haber verilmektedir. Ayetlerde şu
şekilde buyurulmaktadır:
Hani Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Ama sonra
siz, onun arkasından buzağıyı (tanrı) edinmiş ve (böylece)
zalimler olmuştunuz. (Bakara Suresi, 51)
Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli
döküp çıkardı "İşte sizin ve ilahınız, Musa'nın ilahı
budur; fakat (Musa) unuttu" dediler. Onun kendilerine
bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya
fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı? (Taha
Suresi, 88-89)
Andolsun, Musa size apaçık belgelerle
geldi. Sonra siz onun arkasından buzağıyı (tanrı) edindiniz.
İşte siz (böyle) zalimlersiniz. Hani sizden misak almış
ve Tur'u üstünüze yükseltmiştik (ve): "Size verdiğimize
(Kitaba) sımsıkı sarılın ve dinleyin" (demiştik). Demişlerdi
ki: "Dinledik ve baş kaldırdık." İnkârları yüzünden
buzağı (tutkusu) kalplerine sindirilmişti. De ki: "İnanıyorsanız,
inancınız size ne kötü şey emrediyor?" (Bakara Suresi,
92-93)
(Tura gitmesinin) Ardından Musa'nın
kavmi süs eşyalarından böğürmesi olan bir buzağı heykelini
(tapılacak ilah) edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını
ve onları bir yola da yöneltip-iletmediğini (hidayete
erdirmediğini) görmediler mi? Onu (tanrı) edindiler,
de zulmedenler oldular. (Araf Suresi, 148)
Şüphesiz, buzağıyı (tanrı) edinenlere
Rablerinden bir gazab ve dünya hayatında bir zillet
yetişecektir. İşte Biz, 'yalan düzüp-uyduranları' böyle
cezalandırırız. (Araf Suresi, 152)
Demişlerdi ki: "Musa bize geri gelinceye
kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten
kesinlikle ayrılmayacağız." (Taha Suresi, 91)
Ayetlerde de görüldüğü gibi İsrailoğulları buzağıya
"tutkuyla" bağlanmış, Hz. Harun ise onları bu sapkınlıktan
vazgeçmeleri için birçok kez uyarmıştır. Taha Suresi'nde
Hz. Harun'un kavmine yaptığı şu uyarısı haber verilir:
"Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye
düşürüldünüz (denendiniz). Sizin asıl Rabbiniz Rahman
(olan Allah)dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat
edin" demişti. (Taha Suresi, 90)
Hz. Musa kavmine geri geldiğinde onları buzağıya taparken
bulur:
Hani Musa, kavmine: "Ey kavmim, gerçekten siz buzağıyı
(tanrı) edinmekle kendinize zulmettiniz. Hemen, kusursuzca
yaratan (gerçek ilah)ınıza tevbe edip nefislerinizi
öldürün: bu, Yaratıcınız Katında sizin için daha hayırlıdır"
demişti. Bunun üzerine (Allah) tevbelerinizi kabul etti.
Şüphesiz O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir. (Bakara
Suresi, 54)
İneğe tapan Hindularla, buzağıyı ilah edinen Hz. Musa
devrindeki İsrailoğulları arasındaki benzerlik çok dikkat
çekicidir. Onlar da başka bir hayvanı ya da başka bir
nesneyi değil, Kuran'da birçok ayetle dikkat çekilen
ineği Allah'a ortak koşmuş ve çok büyük bir günaha girmişlerdir.
Ancak Hz. Musa devrindeki İsrailoğulları bu yaptıklarının
çok büyük bir hata olduğunu fark etmiş ve Rabbimiz de
onların tevbelerini kabul etmiştir. Hindular da bir
an önce içinde bulundukları bu sapkınlığın farkına varmalı,
samimiyetle tevbe edip, Bir ve Tek olan Allah'a gönülden
teslim olmalıdırlar. Umulur ki Rabbimiz tevbelerini
kabul edecek ve onları hidayete yöneltecektir. Bakara
Suresi'nde şu şekilde buyurulmaktadır:
Ancak tevbe edenler, (kendilerini ve
başkalarını) düzeltenler ve (indirileni) açıklayanlar(a
gelince); artık onların tevbelerini kabul ederim. Ben,
tevbeleri kabul edenim, esirgeyenim. Şüphesiz, inkar
edip kafir olarak ölenler, Allah'ın, meleklerin ve bütün
insanların laneti bunların üzerinedir. Onda süresiz
kalacaklardır, onlardan azap hafifletilmez ve onlar
gözetilmezler. (Bakara Suresi, 160-162)
|
Putperest Hindular
taştan heykelleri önce yıkar, sonra yüzlerine
makyaj yapar, ardından da çiçeklerle süslerler.
Bu sapkın ritüel Hindistan'ın dört bir yanında
sürekli uygulanır. Oysa onlar kendilerini ibadet
edip iyi bir iş yapmakta zannederlerken, gerçekte
çok büyük bir aldanış içindedirler. Çünkü Allah
Kendisi'ne şirk koşan müşrikleri sonsuz cehennem
azabıyla uyarmaktadır.
Dola Purnima
Festivali sırasında sözde ilahları Krishna'nın
heykelini taşıyan Hindu gençler, bu göreve seçilmeyi
büyük bir şeref olarak görürler. Oysa taştan bir
putun, kendisine inananları gördüğünü, koruduğunu,
dualarını işittiğini ve saygı gösterilerini değerlendirdiğini
düşünmenin ne kadar büyük bir sapkınlık olduğu
açıktır.
|
Hinduizmde putlar insan ve hayvanlarla da sınırlı kalmamaktadır.
İnsanın gün içinde karşılaşabileceği hemen her nesne
büyük bir sapkınlıkla kutsallaştırılmış ve kendisine
ibadet edilir hale getirilmiştir. Örneğin Allah'ın izniyle
biraraya gelip çağlayarak akan nehirler, O'nun yüce
takdiri ile tohumu yere düşüp büyüyen ağaçlar, Rabbimiz'in
sarsılmadan sabit durmasına izin verdiği dağlar Hindularca
kutsal olarak görülmektedir. Oysa Rabbimiz'in Kuran
ayetlerinde bildirdiği gibi tüm bu varlıklar Allah'a
secde etmektedirler:
Görmedin mi ki, gerçekten, göklerde
ve yerde olanlar, Güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar,
hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah'a secde etmektedirler...
(Hac Suresi, 18)


Milyonlarca farklı
puta cahilce ibadet eden Hindular, Himalayaları
da, Ganj Nehri'ni de kutsal kabul ederler. Allah'ı
unutup, taşa, toprağa, suya ibadet eden bu insanlar
-söz konusu batıl inanışlarından vazgeçmedikleri
sürece- kendilerini çok büyük bir azaba sürüklemektedirler.
|
Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar
ve melekler Allah'a secde ederler ve onlar büyüklük
taslamazlar. (Nahl Suresi, 49)
Bu sapkın düşünce Hinduları
dağlar, nehirler hakkında akıl dışı efsaneler üretmeye
götürmektedir. Bu efsanelere göre dağların, nehirlerin
ruhları ve yaşamları vardır. Haktan sapılarak kendilerince
kutsallaştırdıkları nehirlerin en ünlüsü ise Ganj'dır,
sözde kutsal dağların başında ise Himalayalar gelmektedir.9
Hindulara göre ateş putu Agni, Güneş putu Surya, okyanus
putu Varuna, rüzgar putu Vayu, mimari putu Vişkarma,
ölüm putu ise Yama'dır. Sadece bu inançlar dahi Hinduizmin
ne kadar akıl dışı ve uydurma bir hurafeler yığını olduğunu
ortaya koymak için yeterlidir. Çünkü normal akıl seviyesine
sahip hiçbir insanın bir nehirin karşı konulamaz güçlerinin
olduğunu düşünmesi mümkün değildir. Bunlar ancak batıl
safsatalarla tüm düşünce yolları tıkanmış, kavrayışı
ortadan kalkmış ve akli yeteneklerini yitirmiş bir insanın
inanabileceği şeylerdir. Oysa günümüzde yaklaşık 1 milyar
kişi körü körüne bu sapkın dinin peşinden gidebilmektedir.
|
Hindu inanışları
insanların "Ganj Nehri'nin sularının tüm günahları
temizlediği" gibi akıl ve mantık dışı bir efsaneye
inanmalarını emreder
Geçmiş putperest
topluluklar gibi Hindular da sapkınca Güneş'e
tapınmış ve bunun için tapınaklar inşa etmişlerdir.(Yanda)
Orissa Bölgesi'ndeki Konarak Tapınağı.
|
Bugün Hindistan'da Güneş'e
tapma da hala sürmektedir. En önem verilen Güneş tapınağı
da Orissa Bölgesi'ndeki Konarak Tapınağı'dır. 10
Güneş'e tapınma Hindular ile geçmişteki putperest toplumlar
arasındaki bir diğer benzerliktir. Bu aldanış, tarihin
en eski dönemlerinden beri süregelmektedir. Güneş'in
kendilerine ısı ve ışık sağladığını gören insanlar varlıklarını
bu gök cismine borçlu oldukları zannına kapılmışlar
ve Güneş'e kendi düşük akıllarınca ilahlık vermişlerdir.
Bu sapkın inanç, tarihte pek çok toplumu Allah'ın hak
dininden uzak tutmuştur. Kuran'da bu durum bizlere haber
verilmekte ve Hz. Süleyman devrinde yaşayan Sebe Halkı'nın
Güneş'e taptığı şöyle anlatılmaktadır:
Onu ve kavmini, Allah'ı bırakıp da
Güneş'e secde etmektelerken buldum, şeytan onlara yaptıklarını
süslemiştir, böylece onları (doğru) yoldan alıkoymuştur;
bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar. Ki onlar, göklerde
ve yerde saklı olanı ortaya çıkaran ve sizin gizlediklerinizi
ve açığa vurduklarınızı bilen Allah'a secde etmesinler
diye. (Neml Suresi, 24-25)
|
Göklerin ve yerin
mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde
ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen
vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir. (Furkan
Suresi, 2)
Gece,
gündüz, güneş ve ay O'nun ayetlerindendir. Siz
güneşe de, aya da secde etmeyin. Alah'a secde
edin, ki bunları Kendisi yaratmıştır..
(Fussilet Suresi, 37)
|
Dikkat edilirse, insanların Güneş'e tapmaları, tam
bir cehaletin ve akılsızlığın sonucudur. Güneş'in dünyaya
ısı ve ışık ulaştırdığı doğrudur, ancak bunun için şükredilmesi
gereken, Güneş'i yaratmış olan Allah'tır. Güneş, hiçbir
şuuru olmayan bir hidrojen-helyum yığınıdır ve bir zamanlar
yok iken Rabbimiz onu yoktan yaratmıştır. Gelecekte
bir gün de yakıtı tükenecek ve sönüp gidecektir. Belki
bundan önce Rabbimiz onu yok edecektir. Allah, Güneş'i
de, tüm diğer gök cisimlerini de yoktan yaratmıştır
ve dolayısıyla tüm bu varlıklar nedeniyle övülüp yüceltilmesi
gereken Allah'tır. Bir ayette bu gerçek şöyle açıklanır:
Gece, gündüz, Güneş ve Ay O'nun ayetlerindendir. Siz
Güneş'e de, Ay'a da secde etmeyin. Allah'a secde edin,
ki bunları Kendisi yaratmıştır. Eğer O'na ibadet edecekseniz.
(Fussilet Suresi, 37)
Allah'ı unutup, tüm hayatlarını hiçbir şeye gücü olmayan
taştan heykellere ibadet ederek geçiren, batıl bir hayat
sürerek büyük bir kayıp içinde yaşayan bu insanların
asıl kayba uğrayacakları yer ise hiç şüphesiz sonsuz
ahiret yurdu olacaktır. Onlar dünya hayatını putlarını
memnun etmek uğruna heba ederlerken, yeniden dünyaya
gelip hiç ölmeyecekleri yalanına sarılırlar. Ancak bu
sarıldıkları yalanların içi boş bir aldanış olduğunu
ölümleriyle birlikte anlayacaklardır. Rabbimiz bu gerçeği
Ankebut Suresi'nde şu şekilde haber vermektedir:
(İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten, Allah'ı bırakıp
dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları
(ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi
inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz.
Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız
yoktur." (Ankebut Suresi, 25)
Peygamberimiz Hz. Muhammed
(sav) de bir hadislerinde müşrikler için "Herhangi bir
şeyi Allah'a ortak kılarak ölen kimse ateşe girer"11
şeklinde buyurmuş ve imanlarına şirk katmayan muvahhid
kullarına ise şu güzel müjdeyi vermiştir:
"Her kim
ki, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmadan, tam bir ihlas
ile O'nun birliğine inanmak, O'na ibadet etmek, namazı
dosdoğru kılmak ve zekatı (gereği gibi) vermek hali
üzerinde dünyadan ayrılırsa, Allah (Teala) kendisinden
razı iken ölmüş olur."12
|