DAMLA HANIM: Biricik Hocamız bizlere katıldı, yayınımıza başlıyoruz, inşaAllah. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Efendim, hoş bulduk. Sizler de hoş geldiniz, safa geldiniz, şeref verdiniz.
AYLİN HANIM: Siz şeref verdiniz Hocam.
ADNAN OKAR: Ne konuşuyordunuz ben gelmeden önce?
AYLİN HANIM: Vücuttaki elektrik mucizesini anlatıyorduk Hocam.
ADNAN OKTAR: Vücuttaki elektrik. Evet o garip. Çünkü vücuduna elektrik verildiğinde her yerinde hissediliyor normalde, herhangi bir elektrik verildiğinde. Öyle bir izole edici bir sistem yok, yani yapısında öyle bir şey yok. Ama milyarlarca kablo, trilyonlarca kablo birbirine hiç zarar vermeden, elektriğini bozmadan, elektrik kaçağı olmadan mükemmel tarzda akımı iletiyor. Normalde olmaması lazım, çünkü izole değil, izole değil yani. Diğer sinirlerle iç içe, hepsi birbirine değiyor, her yer birbirine değiyor, fakat hiçbir şey olmuyor. Tabii, hepsi iç içe aynı yerde. Bu üstünden geçip gittikleri bir konu. Aslında bir çok konuyu öyle anlamazdan geliyorlar.
Mesela gözde görme olayı. Kardeşim, tamam göz anlattığınız gibi de, bir de beyinde elektriği gören bir göz daha var, bu gözün sinir sistemi nasıl, bunu anlatın bize? Asıl gören göz o değil mi? Bu gözün gördüğü falan yok. Asıl gören gözle hiç ilgilenmiyor adamlar, görmeyen gözle ilgileniyorlar, görmeyen gözü gören göz olarak anlatıyorlar. Doğru söylemiyorlar, gören gözün sistemini anlatmıyorlar. Bir de kim görüyor, onu da anlatmıyorlar, bu nasıl bir varlık anlatmıyorlar. Onun için her şey anlatılıp geçiyor, anlatılıp geçiyor. ‘Öyle mi, tamam’ diyorlar. Öyle bir şey yok. Hepsini tek tek sorgulamak lazım. İnsanlara kısa bir açıklama yapıp konuyu kapatıyorlar, halbuki alakası olmuyor.
Evet, başka neler var Hocam?
DAMLA HANIM: Hocam, Taksim metroda sergimiz olmuştu, onula ilgili haberi verebilirim. Taksim metrodaki fosil sergimizde dün dördüncü günümüzdü. Sergiye ilgi çok fazla oldu Hocam, maşaAllah. Gün içerisinde verilen konferanslarda, halkımıza evrimin olmadığının delilleri olan fosiller, biomimetik, evrim aldatmacası hakkında detaylı bilgiler verildi. Sergimizi ziyaret eden pek çok evrimci de konferansları dinleyip, fosiller hakkında bilgi alıyorlar Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ondan sonra adamlar geliyorlar milletimizi kendi kafalarına göre kandırmaya çalışıyorlar. Mümkün mü işte? Hiçbir şekilde bir daha ikna edemezler, maşaAllah.
Evet, başka güzel haberler.
DAMLA HANIM: Var Hocam. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, BDP’ye hitap ederek çok güzel bir konuşma yapmış. Şöyle söylüyor: “Bu toprakları kimse bölemez, böldürtmeyiz. Edirne’den Hakkari’ye bir bütündür bu topraklar. Herkes memleketini seviyor, tarihi, toprağı seviyoruz. İşte Selimiye Camii taş yığını değil, onlarda mana var, ruh var. Bu ülkenin iki tapusu var. Birisi ulusal tapu, ortak tapu, yani 1/78 milyonluk tapusu var. Edirne sade Edirnelilerin değil, burada Balkan savaşlarında kanını, canın verenler arasında Elazığlı, Erzincanlı, Vanlı da var. Birde el değiştirmeyen bir tapu var, milletin elinde o tapu. İşte birinci tapu ne kadar sağlam olursa, ikinci tapular da o kadar garantide. Bu toprakları kimse bölemez. Hasan Harakani Hazretleri ruhaniyetiyle bekliyor bu vatanı. Sıradan bir toprakta değiliz, piyangodan çıkmadı. Ter var, yorgunluk var, şehadet var, kan var, şehitlik var, gazilik var” demiş.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah. Bakan coşmuş maşaAllah. Bayağı güzel konuşmuş, ağzına sağlık maşaAllah, elhamdülillah. Güzel maşaAllah, gelişmeler iyi. Tam Müslüman ağzı, bayağı güzel konuşmuş, hakkını da vermiş maşaAllah.
Başka neler var?
DAMLA HANIM: Hocam, Diyanet İşleri Eski Başkanı Sayın Ali Bardakoğlu’nun, sade ibadetlerin önemli görüldüğü, ama İslam ahlakının geri plana atıldığı bir dindarlığın gerçek dindarlık olmadığına dair bir açıklaması olmuş. “Dindarlığın en üst mertebesi ibadetler değil, ihsan mertebesidir. Türkiye’de dindarlığın daha çok ahlakileşmesi ve bilgiye dayanması gerekiyor” demiş. Aydınların şehirli dindarı yetiştirmesi konusunda başarılı olamadığını da ve bu konuya önem vermek gerektiğinin de altını çizmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak, şimdi Mehdiyet’in ana noktasına yaklaşmış, çok güzel bir söz söylemiş. Bir daha söyle o son sözü.
DAMLA HANIM: Aydınların şehirli dindarı yetiştirmesi konusunda başarılı olamadığını ve bu konuya önem vermek gerektiğinin de altını çizmiş.
ADNAN OKTAR: Bak, şehirli dindarı yetiştirme konusunda ilk atağı, ilk kıvılcımı, ilk anlamlı faaliyeti yapan biziz. Türkiye’de bu konunun adını koyan da biziz. Bizden sonra şehirli dindar imajı her yere yayıldı, bizden sonra olmuştur bu. Diğer cemaatlerde de bu şekilde oldu, diğer topluluklarda da böyle oldu. Aksini de hiç kimse söyleyemez, net ve açık bir gerçektir bu. Şehirli dindarla dünya hakimiyeti olacaktır, İslamın dünya hakimiyeti şehirli dindarla olacaktır. Hayati bir nokta olduğu için Hoca efendi söylemiş, konuşmuş. Bunu hep birlikte göreceğiz, bütün dünya şehirli dindar olacaktır. İslamiyet medeni bir dindir, şehir dinidir, asıl şehirde yaşanır. Şehirlilerin yaşayacağı, kaliteli insanların, aydınların, aklı başında insanların yaşayacağı bir dindir. Fakat tabii cahil insanlar da yaşıyor, ama onlar da bizim kardeşlerimizdir, fakat cahil insanlarla dünya hakimiyeti olmaz, aydınlarla olur, kültürlü entelektüel kesimle olur. O yapıyı, o mantığı dünyaya çivi gibi çaktık. Bilmeyen yok, zaten görüntüde görülüyor. Köylü ruhu vardır, bir de köy ruhu vardır. Onun bir tatlılığı vardır, kendine has bir sevecenliği vardır. Fakat etki gücü çok zayıftır, yani bir nevi bedevi kişiliğin, bedevi yapının yansımasını da bazen bunun içinde görebiliriz, yani gücü yoktur. Ama şehirli ruhunda, kültürlü, entelektüel ruhta vurucu güç çok yüksektir. Ama köyün de erdemi vardır, arifliği vardır, bilgeliği vardır, fakat istenen gücü yoktur. Şehirliliğin istenen gücünü Allah’ın izniyle oluşturuyoruz. Mesela Fethullah Gülen Hocamızın hareketi de bir şehirli harekettir, ama bizden almışlardır bu yöntemi, sitili. Mesela Türkiye Gazetesinin de yeni stili şehirli harekettir. Aslında Nur hareketi de, Risale-i Nur hareketi de şehirli bir harekettir, şehirli kökenli bir harekettir. Fakat tam anlamıyla hakkını veren bizler olduk Allah’a çok şükür, elhamdülillah. Köylerden arifler çıkar, veliler çıkar, ama dünya hakimiyetini sağlayacak insanlar ancak şehirli kültürüyle oluyor, bunu bileceğiz.
Evet. Şimdi kısa bir ara verelim, devam ederiz inşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocamızın güzel sohbetine devam ediyoruz inşaAllah. Hoş geldiniz tekrar Hocam.
ADNAN OKTAR: Efendim, bir şehidin kız kardeşi. Dilek Sunal bir yazı göndermiş. “Sayın Adan Hocam, sizden Allah razı olsun. Şehit ailelerine çok önem veriyorsunuz ve bizlere elinizden, dilinizden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyorsunuz. Allah yar ve yardımcınız olsun inşaAllah. Bekar şehidin bir kız kardeşi olarak, ayrımcılıktan ve kenara itilmişlikten dolayı benim psikolojim bozuldu.” Benin canım. Niye psikolojin bozulacak. Bütün millet olarak yanınızdayız, sen de bizim canımızsın. Bütün millet olarak kardeşimiz olarak görüyoruz. Çok rahat ol, öyle tedirgin olma. “Bekar şehit ailelerine sahip çıkılmayıp, kenara itiyorlar. Sayın Hocam, 2009 yılından beri hükümetin yetkilileri tarafından defalarca açıklama yapılarak, ‘şehit yakınlarına ikinci iş hakkı konusunda çalışma yapıldı’ müjdesi verilmişti. İlk olarak, 01.09.2011 tarihinde ise, Türkiye harp malülleri, gaziler, şehit dul ve yetimleri Bursa şubesini ziyareti sırasında Başbakan yardımcımız Sayın Bülent Arınç, “ikinci evlada iş konusunu bütçeye koyacağız. Şehitlerin boşuna ölmediğini” belirten Bülent Arınç, “şehitlik ve gazilik mertebelerinin ayeti kerimeler ve peygamber hadislerinde de bahsedildiğini” kaydetti. Her şehit haberi geldiğinde dünya başımıza yıkılıyor üzülüyoruz diyen” Niye üzülelim üzülmeyiz, şehitliğe biz seviniriz, niye üzülelim. Yanlışlık var, adamların amacı zaten onu sağlamak, biz neden üzüleceğiz? Çanakkale’de koç yiğitlerimizi şehit verdiğimizde üzüldük mü, Malazgirt’te üzüldük mü, Uhud’ta, Hendek’te üzüldük mü? Üzülmedik. Şehitlikte ibadet sevinci vardır, ibadet hayrı vardır, ibadet sevabı vardır. Dolayısıyla ibadet sevabından dolayı da üzülmeyiz. “Arınç, ‘inşaAllah memleketimiz huzura ve güvenliğe kavuşacak, biz de hükümet olarak şehitlerimizin hatıralarına sahip çıkmak istiyoruz. Eşlerine ve çocukları varsa yokluk çekmesinler diye maaş bağlamaya çalışıyoruz, ikramiye veriyoruz. Belki çocuklardan bir tanesine iş imkanı veriyoruz. Bunları artıracağız, ikinci bir evlada iş imkanı konusunda çalışıyoruz. Önümüzdeki bütçeye bunu koyacağız inşaAllah. Çünkü bu bize bir yük değil, bir görev. Bütün devlet dairelerinde mutlaka gazilerimiz ve onlara bakmakla yükümlü oldukları için imkanlarımız olacak’ şeklinde açıklama yaptı” diyor. Evet, özetle benim can kardeşimin demek istediği, bu va’d henüz gerçekleşmiş değil diyor. “İkinci iş konusunda mağdur olmamıza izin vermeyin” diyor, saygılarımla ellerinizden öperim” diyor. Evet. Başbakanımıza biz bunu yine mektupla bildirelim, ama yine buradan da bildiriyoruz. Dilek Sunal’ın bu dilekçesini Başbakanımıza da gönderelim, ilgili Bakana da gönderelim. Eğer Dilek, bir mahsuru yoksa, Dilek’e de sorun. İfade çünkü kendi ifadesi, gönderelim, takip edelim, gün gün takip edelim.
Devletimiz bir banka hesabı açsın, bizim haberimiz olsun bundan millet olarak, kolay bir para yatırma şekli. Biz şehitlerimize yardım etmek istiyoruz. Ne kadar şehit var? Mesela 100.000 diyelim şehit ailesi var, 100.000’ine sürekli o para eşit olarak paylaştırılsın, aylık gidip oradan çeksin. Mesela banka hesap etsin, ‘kardeşim senin hesabına düşen bu ay şu kadar. Mesela 100.000 şehit ailesine 100.000 varsa orada, 1000 TL’sini alsın yahut ne kadarsa onun payına düşen onu alsın. Böyle bir sistem olsun. Bizim milletimiz gani gönüllüdür, elimize geçen her parayı veririz, sevine sevine, hoşumuza da gider. Hesap da göz önünde bulunsun, parayı yatıranlar bilgisayarda görünsün, bilgisayarı bastın mı, bütün internete girdin mi görünsün. Mesela falanca şu gün şunu yatırdı. Ama çok kolay olsun, her bankadan yatıracağımız gibi olsun. Hangi bankaya gidersek gidelim, beş dakikalık bir işlemle, kolay bir işlemle hemen onların hesabına geçsin. O paraları, ilgili Müdürlük mü artık Bakanlık mı genel ortalamasını alsın, bu ay şehit ailelerinin payına düşen şu kadar para, geldi mi o parayı alsın. Ne kadarsa ne kadar ama. Mesela bazen farz edelim payına 5 milyar düşebilir, bazen 3 milyar düşebilir, bazen 10 milyar düşer. Neyse onu alsın gitsin. Bayağı da bizim milletimiz acayip sevinerek onlara para verir. Çünkü şakır şakır gözünün önünde. Parayı çektiklerinde de, yani falanca parayı çekti diye, numarasıyla falanca şehit ailesi diye çekenlerin ismini vermesinler, sadece numarası olsun şehit ailelerinin. Şu numaranın şehit ailesi çekti parayı, orada görünsün çekti parayı diye, o kadar. Gayet de kafamız rahat eder, çok da güzel olur. Bunu bir teklif olarak getirelim. Mesela ben şimdi farz edelim sıkıldım, rahtsız oldum, giderim mesela varsa 10 milyarım 5 milyarını veririm sevinçle. Tamam, ihtiyacım olsa bile iktisat ederim, bir yolunu bulurum yani. Çünkü o sevinç bayağı zevkli, bayağı güzel ibadet. Bölücülerin kafasına da bir tokmak. Bayağı güzel olur, hem sahip çıktığımız da görülür. Oluk oluk yatıralım.
AYLİN HANIM: Bereketi de var Hocam.
ADNAN OKTAR: Hem nasıl, hem nasıl, hem nasıl, sevabı ve bereketi. İçimiz de rahatlar. Çünkü mesela parayı yattığını anında görmemiz şahane yani. Mesela bilgisayara bir gireceğiz, mesela Necmi Tan, şu saatte parayı yatırdı bankaya, o kadar. Falanca kardeşlerimiz de geldiler aldılar. Almayan olursa onu da görürüz, acaba niye almıyor? Hasta mı, rahatsız mı, bir sorunu mu var, inşaAllah? Bir de bazen gönlümüz coşar, orada mesela 1 milyar alacağı varsa 10 milyar da alır, 15 milyar da alır yani. Gayet rahat yaşasınlar onlar kardeşim, biz ondan mutlu oluruz. Şehit ailesi mağdur oldu mu, bunun anlamı çok kötü olur, verdiği mesaj çok kötü olur, Allah vermesin. Bütün millet olarak hepimizi rahatsız edecek bir şey olur bu, çok çok kötü bir şey olur. Makul bir mağdur olma ayrıdır, ama şehit. Çocuk şimdi farz edelim tesisatçı, çocuk ailesine bakıyor, babası yaşlı, annesi yaşlı, tesisatçı. Şehit oldu bu çocuk, para kesildi ailenin, maaş o da yok. Ne olacak? Benim milletim coşar, cayır cayır, değil mi? Acayip hoşumuza gider. Öfkelendikçe onlara, götürür parayı yatırırız, öfkelendikçe yatırırız, inşaAllah, buğz ettikçe yatırırız. Bereket kardeşim. Şimdi biz zekat vermek istemiyor muyuz? Götürürüm oraya veririm, fitre vereceğim, götürür oraya veririm, sadaka vereceğim, götürürüm oraya veririm, kalbim coşar götürür oraya veririm, değil mi? PKK’ya öfkelenirim, götürürüm parayı veririm. Kardeşlerimiz de rahat yaşarlar, onların sevincini de yaşarız. “İçimiz yanıyor,” olur mu, adam o zaman sürekli senin içini yakmak ister. Biz şehit haberinde coşarız. Ama şehidin de hakkını vermek lazım. İnşaAllah bunu yapalım, hükümete bunu bir dilekçeyle sunalım. Hazırlayın resmi dilekçe olarak, bunu yapalım. Çünkü bunu bir vakıf falan yaparsa, bu şaibeli olabilir, dernek falan yaparsa. Yani şaibe derken, dedikoduya yol açabilir. Devlet garantisinde olsun, herkes de görsün, şahane olur.
“Hocam, ben Gazi Şen. Kırşehir’de yaşıyorum. A9 TV Kanalını sürekli izliyorum, takip ediyorum. Ne mübarek olmuş maşaAllah. Hocam, ben sizden bir destek talep ediyorum. Bizim burada, Kırşehir’de kitaplarınızı ve çalışmalarınızı tanıtmak, tüm kardeşlere detaylı bir şekilde anlatmak istiyorum. Bunun için bir bilgisayara ihtiyacım var. Genel tanıtım ve online dağıtım işlerinde sanal ortama verip üzerinde yapmak istiyorum. Siz mübarek Hocam ve ekibiniz, bu işi ülke geneli hatta dünya genelinde çok iyi yapıyorsunuz. Ama bizim Kırşehir’de böyle bir faaliyet yok. Ben de Kırşehir’deki kardeşlerime faydalı olmak adına talep ediyorum. Benim bilgisayar alacak şu an durumum yok, maddi olarak imkanım yok. O yüzden, siz de uygun görürseniz çalışmalarınızı Kırşehir’de paylaşmak istiyorum. Mehdiyet hakkında Kırşehir’de doğru düzgün bilgisi olan yok. 9 yaşında bir oğlum var ellerinizden öper. Nasip olursa inşaAllah eşim de hamile bir oğlum daha olacak. Adını şimdiden Mehdi koydum. Rabbim mübarek etsin. Allah’a layık bir kul, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e layık bir ümmet, sizin gibi mübareklerin yolunda eylesin. Hocam, sizi önderimiz olarak görmekten gurur duyuyorum. Ailece sizi çok ama çok seviyoruz. Herkese elimden geldiğince çalışmalarınızı anlatıyorum. Öncelikle insanlara sizi anlatıyorum, sizi daha iyi tanısınlar diye. Çünkü tanımadan sevemezsiniz. Canım Hocam Allah’a emanet olun. Diğer beraberinizdeki kardeşlerime de selamlar.” Gazi Şen. Telefonunu da vermiş. Şimdi Gazi, benden en az 3000 kişi bilgisayar istedi, nasıl yapacağım kara kara düşünüyorum. Şu elmalı bir firma var ya, onlarla bir anlaşacağım. 3000’i aşmıştır, maşaAllah. Nasılsa diyorlar Hocamız cömert, sevgi dolu. Onu yapacağımız günler de gelecek inşaAllah, Allah’ın izniyle. Tabii ki ben iftihar ederim, çok hoşuma gider. Gazi şöyle yap; şimdi hakikaten maddi durumun yerinde değildir. Ama böyle İslama, Kuran’a gönül vermiş kardeşlerin vardır, onların da maddi durumu yerinde değildir. Yirmi arkadaş bir araya gelin, kahvehane arkadaşı, para katıştırın, ikinci el bir bilgisayarı çok ucuza alabilirler, çok çok ucuza gayet kolay alabilirsiniz. Hocam, bilgisayar beklerken akıl geldi diyeceksin, ama faydalı bir akıl. Sen 3001.sin artık düşün, 3000 küsur şu ana kadar benden bilgisayar isteyen kardeşlerimiz. Alenen nakit isteyenlerin de haddi hesabı yok. ‘Fabrikam batmak üzere,’ işte ‘ev aldım ödeyemiyorum, çekleri senetleri ödeyemiyorum Hocam,’ işte ‘eğer mümkünse 30 milyar gönderin’ yahut ‘60 milyar gönderin’ falan. Keşke şöyle hazine elimde olsa da size bol bol dağıtsam, inşaAllah. Zaman gelecek çok rahat edeceksiniz inşaAllah. Hatta size mal verilecek, siz geri iade etmek isteyeceksiniz. O kadar çok olacak mal. Ama şu an darlık var, devam ediyor ve edecek, eder de yani, inşaAllah. Ama güzel günler de kapıda. Acı günler de var, tatlı günler de var.
Ortadoğu karışacak söyleyeyim, bayağı bir olaylar olacak, ülkelerin şekli şemaili değişecek. Mehdiyet’e direnen her ülke batacak, her ülke. Mehdi (a.s.)’a direnen her ülke batacak, İsa Mesih (a.s.)’a direnen her ülke batacak. Hep beraber göreceğiz. Bu sözümü bir yere yazın, görün. Böyle oldu ve olacak, bundan sonra da olacak. Mesela bak, Kaddafi Mehdiyet’e en ciddi direnen, en kararlı direnen deccal kafalı birisiydi, asla söz dinlemiyordu. Kendisini Mehdi gibi görüyordu, enaniyetten kudurmuş vaziyetteydi, asla üstüne bir güç kabul etmiyordu. Bak Allah alaşağı etti, rezil rüsvay ederek alaşağı etti. Aynı şekilde Irak’ta Saddam da acayip enaniyetli, azgın, deccal kafalıydı, o da kendini Mehdi gibi görüyordu, en üstün kendisinin olduğunu düşünüyordu ve hiçbir şekilde İttihad-ı İslam’a da yanaşmıyordu, Türk-İslam Birliği’ne zaten şiddetle karşıydı. Aynı şekilde bu deli de öyle, şiddetle karşıydı. Mısır’ın kargası da öyle, bak Allah onu tepetaklak onu yerle bir etti ve havalarda sürükledi Allah. Şimdi kafesin içine girdi karga gibi. O da Mehdiyet’e şiddetle tavır alanlardandı, şiddetle. İttihad-ı İslam’ı şiddetle istemeyenlerdendi, Allah onu da alaşağı etti. Suudi Arabistan var şimdi, Suudi hükümeti. Hepsi değil, içlerinde Mehdiyet’e gönül verenler var, ben biliyorum. Ama orası da yıkılacak, oradaki rejim de yıkılacak. İran sahte Mehdi inancında olduğu için, İran da bölünecek. Mehdiyet’e her direnen parçalanır, ama Mehdiyetten yana tavır alırsa, yani ondan yana tavrını koyarsa bereket bolluk bulur.
Mesela Türkiye’deki bereketin nedeni, hükümetin bereketinin nedeni Mehdi’ce tavır almalarındandır, tam Mehdiyet’e uygun hareket etmelerindendir. Barışı, sevgiyi, demokrasiyi savunmaları, İttihad-ı İslam’ı alenen savunmaları, Türk-İslam Birliği’ni alenen savunmaları, herkesin dindar olmasını alenen savunmaları aleni bir Mehdiyet hareketidir, çok aleni, çok nettir Mehdiyet hareketi. O yüzden de Allah muazzam bir bereket, muazzam bir güç veriyor. Bak, şimdi netleşmiş, % 53 gibiydi, şu an % 54 hükümetin gücü. Gittikçe de artacaktır, sırf Mehdiyet bereketiyledir. Eğer Mehdiyet’e tavır almış olsaydı, hükümet yerle bir olurdu söyleyeyim, anında çökerdi.
Mesela iddia edilen Ergenekon terör örgütü Mehdiyet’e karşı kurulmuş bir deccal komitesidir. Allah yerle bir etti. Acayip güçlüydüler, tepmez devrilmez bir imparatorluk gibi görünüyorlardı. Allah rezil rüsvay ederek, aşağılayarak yerle bir etti ve daha da yerle bir olacaklar. Fakat yargı içerisindeki yapılanmaları çok arsız, kene gibi, çok enaniyetli ve çok pişkince devam ediyor. Yargı içerisindeki yapılanmalarındaki sebep hakim dokunulmazlığı. Değerli hakimlerimiz çoğunluk, ama aralarında karaktersiz, haysiyetsiz, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne elemanlık yapan adamlar var, çok az, ama varlar. Kilit noktalara bazen gelebiliyor bu adamlar. Büyük bir cesaret ve kararlılıkla üstlerine gidilmesi gerekiyor, hiç bekletmeden. Hakim dokunulmazlığının zırhını bunların üstünden kaldırmak lazım. Hakim dokunulmazlığının zırhı, bir tek bu camiada muazzam bir hareket kabiliyeti sağladı. Hükümeti zamanında çok zor duruma getirmeye kalktılar, iddia edilen Ergenekon terör örgütü yargı içerisindeki elemanlarıyla. Büyük komplolar, büyük oyunlar hazırlamaya kalktılar. Niye bu kadar pervasızlar, niye bu kadar arsızlar? Sebebi dokunulmazlık, yargı dokunulmazlığı. Sayıları çok az, ama her yerde oluyor, ordunun içinde de çakal çıkıyor, mahkemelerde hakimlerin içinden de çıkabiliyor, halkın içinden de çıkabiliyor her yerden çıkıyor. Poliste de çıkabilir. Ama dokunulmazlık zırhıyla bunların korunması, bu tiplerin korunması çok tehlikeli olur. İyi hakimi dokunulmazlık zırhı korusun, ama karaktersizi korumasın, ona bir sistem ayarlansın, bir plan hazırlansın, bir yöntem hazırlansın, anında röntgeni çıkarılsın. Çünkü bu adamlar bundan çok istifade ediyorlar. Acayip arsız ve acayip pişkinler, kaşarlar. Görüyorsunuz, gördünüz. Üç tane de olsa, beş tane de olsa, yirmi tane de olsa çok büyük bir beladır, çok büyük bir tehlikedir. Etkileri çok fazla oluyor. Onun için gereken önlemi hükümet en akılcı şekilde alacak diye düşünüyorum, inşaAllah.
Bazı manken kızlar çok yıpranmış oluyorlar, çok çok yıpranmış oluyorlar. Sigara çok içiyorlar bazen keratalar. Gece hayatı, içki falan yıpranıyorlar. Hayret ediyorum genç kızlara. Su gibisin kerata, nasıl kıyıyorsun kendine? Güzelim ipek gibi saçları var. Ne olur o saçlar dumandan bilmem neyden. Kuzu ciğeri gibi körpecik ciğerin var, ne olur o dumanla. Bak bizim çocuklardan hiç kimse sigara içmez. İçiyorlardı sigara, kaç yıllarıydı o zaman? 89 falan. Bir kere bizim çocukların evine gittim, içeri bir girdim, sanki böyle dumanlı dağın tepesindeyiz, her yer duman. Böyle sis arasından geçiyorum, hepsi sigara içmiş. Bu ne hal falan dedim? Bırakın dedim bu laneti, bırakın dedim. MaşaAllah, bir ağabeyi sevmek, bir kardeşi sevmek bu kadar olur. Mesela 10 yıllık tiryaki, 5 yıllık, 3 yıllık tiryaki; o gün tamamı bıraktı, herkes birden bıraktı. Mesela normalde kampanyalar yapılıyor, değil mi? Sigara bırakma kampanyası, işte bilmem ne, bize telefon edin, işte size gazoz içireceğiz, ilaç vereceğiz, geçecek bilmem ne. Öyle değil, bir sözümle bitti maşaAllah, bir sözümle. Hem de tiryaki, günde bir paket, bir buçuk paket, iki paket içenler vardı. Ben o yönlerini bilmiyordum, öyle sigaracı olduklarını, benim yanımda içmiyorlardı çünkü. Bu nedir? Adamları göremiyorum dumandan böyle. O gün dedim, hepiniz Allah rızası için şu mereti bırakın. Hepsi birden bıraktılar. Allahualem kim bilir ne hale geleceklerdi. Bak şimdi hepsi kız olsun, erkek olsun çakı gibiler, maşaAllah.
Enaniyet kadında çok kötü oluyor, bayağı kötü bir şey. Tevekkülsüzlük ne ızdırap veriyor çocuklara, bakıyorum ne acılar çekiyor genç kızlar. Hep böyle fosur fosur sigara içmelerinin nedeni sıkıntı. Benim canlarım, yazık ben görüyorum bazen, nasıl ızdırapla sigara çekiyor, dumanını. Sinirlenmiş mesela, böyle sinir basmış, sıkıntı. Bir sigarayı bitiriyor, öbürünü onun ateşiyle yakıyor bu sefer, sıkıntısı geçmiyor, sigara içtikçe daha da sıkıntı geliyor. Yazık günah, hırıl hırıl göğüsleri ötüyor çocukların. Yok bir şey olmaz diyor. Bakıyor bazen yaşlı kişilere, 60, 70, 80 yaşında sigara içiyor, onlara bir şey olmuyor gibi görünce onlar da devam ediyor. Halbuki yeni nesil daha dayanıksızlar ve çok tehlikeli bir şey sigara olayı. Pencereyi açıp havalandırıyor falan, dumanı saf olarak ciğere çekmek ne demek. O ipek gibi saçları bambaşka bir şey oluyor, ciltleri bozuluyor, gözlerinin feri gidiyor. Dudakları bozuluyor, mesela dudakları kalınlaşıyor, çatlıyor falan bir şeyler oluyor. Gencecik, mesela 20 yaşında genç kızın dudağı öyle mi olur? Kabuklanmış, çatlamış falan bir acayip şekil almış böyle, eli yüzü buruş buruş oluyor, elleri sapsarı. Çok erken çöküyorlar, damarlar falan ortaya çıkıyor böyle. 30 yaşında falan çok yaşlı görünüm alıyorlar, acayip yaşlı görünüm alıyorlar. Bu eziyeti durdurmak için tabii hükümetin iyi çalışmaları var. Ama bence sigara konusu öyle iyi vurgulanmıyor, sanki hafif, orta bir şeymiş gibi. Çok büyük bir felakettir sigara, milli felakettir sigara. Yasaklandı, daha çok içiyor çocuklar, daha havalı zannediyorlar onu. Bu sefer sokağa çıkıyor, bahçeye fosur fosur. Genç kızlar, çocuklar, liseli çocuklar hep ellerinde sigara görüyorum, bir çoğunda yaygın, büyük bir felakettir. Sigara aleyhtarı kampanyayı kat kat artırmak lazım. Yani hükümette, vakıflar, dernekler, şahıslar, her yerde.
Şeyh Nazım Hocamın sağlık durumunu takip edin, bana haberi gelsin sürekli. Seyit Salih Özcan ağabeyimiz, ondan da sürekli haberimiz olsun. Bütün ağabeyler hakkında, aslında şöyle bir defter gibi bir şey hazırlayın, oradan takip edelim, inşaAllah.
Efendim. “Hocam, ismini Ahmet Adnan koyduğunuz çocuğum doğdu” diyor, maşaAllah. “İnşaAllah resmini gönderdim. Allah’a emanet olun.” diyor.
Bakayım, acayip şeker, acayip şeker. Bu bizim Ahmet Adnan’ımız. Ama acayip de yakışıklı, kıyafet şahane gitmiş. Kral gibi, görünüşe bak sen, maşaAllah. Bayağı da yakışıklı olmuş. İyi, Allah uzun ömür versin, sağlık, sıhhat, afiyet versin. Ahmet Adnan’ı Allah inşaAllah Mehdi (a.s.)’a talebe kılsın, İsa Mesih (a.s.)’a talebe kılsın inşaAllah, maşaAllah.
“Hocam, zamanı gelmedi mi? Sizin muhteşem müziklerinizle biraz coşsak keşke” diyor. “Hocam, tam mailimi yazıyordum ki, İsrail ile canlı bağlantı olacağını söylediniz. Hocam, sizi yormak istemeyiz tabii, ama bakın bu İsrail bağlantısını saymayız. Yani o bağlantı kadar süreyi lütfen ama lütfen yayına ekleyelim inşaAllah. Giderken bunu da hesaba katarsanız çok seviniriz inşaAllah” diyor. Bir saatse bir saat ilave yani, inşaAllah. “Ama tabii ki siz daha iyi bilirsiniz” diyor. İngiltere’den bir kardeşimiz yazmış, maşaAllah.
Ender Mertcan. Ender, “çok güzel program yapıyorsunuz Hocam” diyor, “Allah ilminizi artırsın inşaAllah” diyor, inşaAllah.
“Adım Oktay. TV Kanalınızı ve yayınlamış olduğunuz kitapları daha yeni takip etmeye başladım. Evrim teorisini destekleyen, kendini ilme adamış, güya değerli bilim adamları var. Ama evrim teorisine karşı sağlıklı çalışma yapan sadece siz ve ekibiniz var. Neden ülkemizde bir çok kişinin imanını zedeleyen ve insanlarımızı türlü türlü vesveseye düşüren bu teoriye karşı İlahiyatçılarımız bir şey yapmıyor?” diyor. İlahiyatçıların epey bir bölümü, yani bayağı bir bölümü evrim teorisini destekliyor, Darwinistleri destekliyorlar. “Hep beraber” diyor, “aynı fikirdeyiz biz de zaten” diyor.
Abdülaziz Bayındır, tombul dedi ya ona, “bak tam ittifak halindeyiz” diyor, “yukarıda da konuştuk” diyor, “aynı fikirleri savunuyoruz” diyor. O da çok mutlu, böyle onun tarafından destek görmek, kabul edilmekten böyle onur duymuş bir hali var. Orada İlahiyat öğrencileri de vardı, onlara da anlattılar, onlara da makulmüş gibi anlattılar. Biz olmasak ortalığı birbirine katacaklardı. Yani bütün Türkiye’yi Darwinist, materyalist yapmaya kalkmışlardı. Allah korudu, maşaAllah. Dindar bilinen bazı kanallarda bile evrim propagandası yapıldı. Gece gündüz uyararak kısmen durdurabildik. Bir tanesini durduramıyoruz, adamlar gece gündüz Darwinist propaganda yapıyorlar.
“Hocam, Allah ömrünüze ömür katsın, sağlık ve afiyet versin, damarlarınızı ve etinizi nurlandırsın sevgili Hocam” diyor, maşaAllah. Ne güzel dua bu, maşaAllah.
“Dua ve himmetinize muhtacız sevgili Hocam. Pehlivan talebeniz Hüsamettin Koşar.” MaşaAllah.
“İslam büyüklerini tanıtmanız çok güzel Hocam” diyor, “İttihad-ı İslam davasını savunmanız çok güzel, Darwinistlerle mücadeleniz çok güzel. Yaratılış gayesini anlatmanız çok güzel” diyor.
Piyasada bir çok hoca efendi, bir çok kişi, “her yeri Mehdi’ler doldurdu,” işte, “bir çok sahte Mehdi var” falan. Hiçbir mahsuru yok, bilakis çok faydası var. Çünkü onlar Mehdiyet’i sürekli gündemde tutarlar. Yani sahte Mehdi’lerin tedirgin edici bir yönü yok, Mehdiyet’i sürekli duyuruyorlar insanlara, duyulmasını sağlıyorlar. Gerçi yarım, eksik biliyor, mesela hadisleri anlatmıyorlar, kendi kafalarına göre, işte “rüyaya yat beni görürsün” diyor, işte, “bana vahiy geldi” diyor. Bir başkası işte, “bende alametler var, ben Mehdi’yim, konu bitti” diyor. Ama her halükarda bunlar etrafına müthiş bir enerjiyle Mehdiyet’i anlatıyorlar. O sonunda Mehdiyet’e fayda sağlar, yani deccal bile Mehdi (a.s.)’a hizmet eder, istese de istemese de. Çünkü “Kuran doğru değil” diyor, o zaman adam merak ediyor, “ne demek istedi bu” diyor, açıyor, Mehdiyet’ten cevabını alır. Ama hiç ses olmazsa adam uyur, bir insan uyuyabilir. Ama bir insan onu illet etti mi, acayip bir fikir ortaya atımı onun cevabını arayacaktır. Heyecanla gerçeğini arar bulur o zaman. Efendim, o yüzden hepsinde hayır var.
Mesela bak, Suriye’ye karşı Türkiye’nin elleri kolları bağlı, gece gündüz adamlar katliam yapıyorlar, Suriye gençliği de ayakta. Fakat Suriye gençliğinin ne istediğini gidin sorun bakayım; söylemiyorlar İttihad-ı İslam olduğunu. “Esad rejimi gitsin,” tamam gitsin, yerine ne gelsin? Onu da söylemiyorlar. Sadece “yıkılsın” diyor, yıkılsın gitsin, doğru. Yerine geleceği söylesene, ne istediğini söylesene.
Mısır’da mesela, o Tahrir Meydanı bilmem ne falan diyorlar Tahrirci kardeşlerimiz, tamam hükümeti yıktınız, güzel, ne istiyorsunuz? Hiç, istediği hiçbir şey yok, “rahat olmak istiyoruz” diyorlar. Allah sana rahatlık vermez, yan gelip yatacak. Öyle bir şey yok. Bol para olsun, bol yiyecek olsun, gezip tozup yan gelip yatalım. Olmaz. İttihad-ı İslam istiyorsan yollar sonuna kadar açılır, Allah’a hizmet etmek istiyorsan yollar sonuna kadar açılır. Öbür türlü canın bağrın yanar, feci şekilde canları yanar, hiç kurtarırı yok.
Suriye’de de adını koysunlar, ne istediklerini söylesinler, bak o zaman ne oluyor. Mesela, “Ya Rabbi bize Mehdi (a.s.)’ı gönder, İsa Mesih (a.s.)’ı gönder, İttihad-ı İslam’ı bize nasip et” desinler, rejim anında yıkılır, Suriye’deki rejim anında yıkılır. Bak ben size anahtar kelimeyi söylüyorum; “Ya Rabbi bize İttihad-ı İslam’ı ver” desinler, sokağa çıksınlar bunu söylesinler. Pankartlara bakıyorum, işte Türkiye’de baktım pankartlara, işte İsrail Büyük Elçiliği önünde gösteri yapıyor kardeşlerimiz, işte, “Suriye’deki zulme son” işte, “hepimiz bu akan kanlardan sorumluyuz” ona benzer. Ama tek kelime İttihad-ı İslam’ı istiyorum yok, Türk-İslam Birliği’ni istiyoruz tek kelime yok, Allah Müslümanları birleştirsin tek kelime yok, Ya Rabbi bize Mehdi (a.s.)’ı nasip et tek kelime yok. Sadece “Suriye’deki zulme son.” Zulüm bitti diyelim, sonra ne olacak? Rahat edecekler. Allah rahatlık vermez. Allah bizi yan gelip yatalım diye göndermedi, dünyaya biz imtihana geldik.
Filistin’e soruyoruz, ne istiyorsunuz diyoruz? “Filistin kurtulsun, bunu istiyoruz” diyorlar. İslam alemi? “O ayrı mesele” diyor, “onlar da artık kendi başının çaresine baksınlar” diyor, ama “bütün dünya, Müslümanlar toplansınlar bizi kurtarsınlar” diyor, Filistin’i kurtarsınlar. Yani amacınız ne? İşte “Filistin’in kurtuluşu” diyor, “özgür olmak, rahat olmak istiyoruz” diyor, yani “ekonomik refah olsun, rahat güzel yaşayalım” diyor. Yok, sana Allah rahatlık vermez. İttihad-ı İslam’ı istiyorsan tamam. Sen buraya eğlenmeye gelmedin, burası çocuk oyuncağı değil dünya, burası imtihan yeri. Allah diyor: “Eğer eğlenme yeri olsaydı Ben onu şanıma uygun yapardım” diyor, eğlenmeye gönderdim demiyor ki Allah. Bu kadar detay, sonsuz sayıdaki detay bir avuç insan eğlensin diye yapılmadı. Bunu kavramakta zorluk çekiyorlar. O yüzden bir kör dövüşü oluyor. Suudi Arabistan da durumu muhafazanın peşinde. Olmaz, Suudi hükümeti de yıkılacak, hepsi yıkılır. Mehdiyet’e tavır alan herkes yıkılacak, ben söyleyeyim. Şeyh Nazım Hocamız saydı öyle geçenlerde, şu yıkılacak, bu yıkılacak diye. İnsanlar, ne diyor acaba falan dediler bir kısmı. İşte dediği bu, “Mehdiyet’e direnen kim varsa yıkılacak,” bunu demek istiyor, doğru söylüyor.
Canım Hocam benim. Şeyhimizin, Şeyh Nazım Hocamızın yeni bir videosu varmış. Dünya tatlısından bir dinleyelim bakalım.
VTR- Şeyh Nazım Hazretleri: Kıyamet günü yaklaştı, Allah’tan isteyin, bir an önce Mehdi (a.s.)’ı başa geçirmesi için dua edin diyor.
ADNAN OKTAR: Çok şeker, bak Müslüman böyle olur. Her şeyiyle örnek şeyh Nazım hocam. İttihat-ı İslam istiyor, Mehdi’yi istiyor, İsa Mesih’e kavuşmayı istiyor, bayağı samimi, dürüst Müslüman böyle olur. Mütevazı, mazlum, saygılı, sevecen, neşeli, enaniyet yok, kibir yok, değil mi? Dünya tatlısı, maşaAllah. Yatakta bile hastalanmış, acayip şeker, orada da habire tebliğ yapıyor maşaAllah coşkuyla.
ADNAN OKTAR: Yalnız şeyhimizin yanına Allah rızası için, kardeşlerimiz grip olanlar, nezle olanlar gitmesinler. Yahut Allah vermesin zatürre oluyor, oraya gidiyor. Kardeşim delirdin mi? Delirdin mi? Zatürre olup oraya gidilir mi? Yahut akciğer enfeksiyonu var. Gidilmez. Elini oraya buraya sürüyor, bilmem ne. Gidiyor şeyh efendiye sarılıyor. Git bir elini-yüzünü yıka, tertemiz ol. Hiçbir hastalığın yoksa tamam, olur. Hocamız şeyhimiz de kabul ettiyse nezaketiyle, rahatsız etmeden az vaktini alarak tabii. O çünkü hürmetkar. Yani sana “git” demez. Bir de selamun aleyküm deyip direkt gitmek. Gittiğinde orada birçok insan var. Orada yiyenler var, içenler var, bilmem ne. Hocamız bir darphanesi yok ki. Kendi halinde, mazlum bir insan, mütevazı bir insan. Gittiğinde oradaki misafirleri ağırlayacak bir şeyler yap. Ağzı açık gidip oraya oturuyor. Kim bakacak oradaki insanlara? Sen gittiğinde işte sen hizmet et. Oraları sil, süpür, bakımını yap. Orada hizmetçi mi var sana hizmet edecek? “Yapsın” diyor. Olur mu öyle şey? Giderken oradaki insanların bütün ihtiyacını karşılayacak şekilde gitmesi lazım gidenin. Oradaki insanların bütün ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde. Yani benim canım şeyhimden hepsini istemek çok büyük vicdansızlık ve zulümdür. Çok büyük terbiyesizliktir. Gittiğinde oradaki insanları ağırlama görevini sen al. Sen üstüne al. Niye şeyhimizi mecbur kılıyorsun? Bu nasıl bir edep, adaptır? “Selamun aleyküm, ben geldim. “Evlenmek istiyorum”, “işim yok.” Neredeyse 90 yaşında benim şeyhim. Onlarla mı uğraşacak? Vicdana bak, akla bak! Biraz vicdan. Biraz değil de, hakkıyla vicdan. Biraz demeyeyim, Allah affetsin.
“ Vesilenizle iki ay önce bende sigarayı bıraktım hocam diyor. Sizin insan üzerinde muhteşem bir etki gücünüz var, maşaAllah. Hayatın kıymetini anladım diyor, daha az üzülüyorum, daha fazla şükrediyorum, inşaAllah.” “Hocam” diyor “bir sorum olacak” diyor, “yobazların yaptığı en basit hata nedir ya da nelerdir, nasıl tanıyabiliriz ya da farkına varabiliriz? “
Yobazın ana özelliği sevgisi yoktur. Sevgisizdir yobaz. Nefret ehlidir. Herkesten nefret eder. Kendinden de nefret eder o alçaklar. Herkesten nefret eder. Enaniyetli olur. Kibirli olur. Vahamet derecesinde sevgisizdir. Sevgiyi bilmez yobaz. Çok sevgisizdir. Sadece nefreti anlatır. “Asalım, keselim, öldürelim. İşte Musevileri keselim, Hıristiyanları keselim, Şiileri keselim, Bektaşileri, Alevileri keselim, Vahabileri keselim.” Hep kafası kesme, biçme üzerinedir yobazın. Milletin eline nur ver, kitap ver, bilgisayar ver, değil mi? Şefkatle, ilimle, sevgiyle, bilimle İslam hakim olur. Aklı, fikri kesmede. Yolda yürümekten aciz, avanak, habire asmadan kesmeden bahsediyor. Kendini yetiştir, etrafındakileri yetiştir, değil mi? Görgülü, kaliteli ol. Lafını, sözünü bil, nezih ol. Hep sevgi cümleleri kullan.
Bak şeyh Nazım hocam, can, güzeller güzeli. Hasta yatağında bile, şaka yapıyor, muhabbet ehli. Gayet güzel konuşmalar yapıyor, etrafına neşe saçıyor, değil mi? Coşkulu bir insan.
Bak Irak’ta Saddam artistlik yaptı. Kaz boğazlar gibi boğazladılar. Öbürünü rezil rüsvay ettiler sokaklarda. Köpek öldürür gibi öldürdüler Kaddafi’yi. Enaniyetinden, azametinden geçilmiyordu. Necmettin Erbakan Hocamıza da böyle küstah ve saygısız bir üslubu olmuştu. Onun da tokadını yedi. Allah eninde sonunda belasını vermiş oldu. Erbakan Hocam çok nezaketli bir insan. O çok alttan aldı, çok mütevazı. Baktı deli ama bak Allah zalimlerin eline verdi, parçalattırdı. Böyle kan revan isteyenler hep kan revan içinde ölüp gidiyorlar. Barışı sevgiyi isteyenler de Cennet hayatı gibi oluyor dünyaları da, ahiretleri de. Allah bize Cennet yurdunu esas kılmış. Cennette kan var mı? Yok. Nefret var mı? Yok. Sevgi ve muhabbet var. Allah dünyada da bunu istiyor. Allah sevgiyi muhabbeti istiyor.
DİDEM HANIM: Hocam şeyh nazım hocamızın videosu 28 Ocak 2012 yani bir hafta önceymiş.
ADNAN OKTAR: Ah benim canıma, maşaAllah. Bak hastayken bile, konuşuyor. Acayip şeker, maşaAllah. Oradan geçenlerde soru sordular, bana sünuhat gelirse söylerim dedi. Demek ki bir sünuhat geldi üstüne. O zaman söylemiş bak. MaşaAllah, dünya tatlısı.
Seyyid Ahmet Muhammed Adnan hocam, selam vermiş kardeşim, aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. Hocam, yine bir arkadaş sizden bilgisayar istedi. Bu şekilde binlerce kişide sizden para, ev, bilgisayar, tespih, saat istiyorlar dedi. Ben de tam aksine bir isteğiniz, bir emriniz var mı diye sormak istedim inşaAllah. Canım da dahil olmak üzere, ne isteğiniz varsa söyleyin yeter hocam” diyor. Canın Allah’a, Allah canını uzun etsin. “Size malım da, canım da Allah rızası için feda olsun” diyor. Bizler, sizlere feda olalım, Allah rızası için inşaAllah. “inşaAllah, siz daha iyi bilirsiniz hocam.” Oluyor bu kardeşlerimizde. Ben cezaevindeyken, cezaevine girmiştim. Geliyorlardı; “hocam, yeni evleneceğim bana bir ev al.” Hem de ev. “Hocam bana araba al.” Ucu bucağı yok yani o kadar çok mail geliyor ki. Yüzlerce kişi ev istedi. Yüzlerce kişi araba istiyor. Bilgisayar zaten ucu bucağı yok binlerce bilgisayar isteyenler. Kitap zaten, Yaratılış Atlası günlük bizim zaten. On binlerce öyle talep oluyor. Onlara elimizden geldiği kadar dağıtıyoruz. Ama işte böyle şeyleri, kardeşlerimiz bir araya gelsinler gerekirse otuz kişi bir araya gelin bir bilgisayar alın, hepiniz kullanın. Değil mi? Mesela bir odaya toplanırsınız, oradan her şeyi konuşursunuz.
“Hocam ben Ayfer, sizin bu çabalarınız, sabah akşam demeden uğraşlarınız çok etkileyici, süpersiniz Allah kabul etsin inşaAllah diyor. İnşaAllah.”
“Canım hocam her zaman olduğu gibi yine yakışıklılığınızın dozajı çok fazla, maşallah” diyor. Allah Allah! “Dozajı yüksek” diyor.
“Hocam her gün Allah’a şükrediyorum, beni sizi tanıma şerefine eriştirdiği için. Allah yanınızdan hiç ayırmasın, beni size saha da yakınlaştırsın inşaAllah. Allah size olan sevgimi, sadakatimi kat kar her geçen gün arttırsın inşaAllah. Sizi çok seviyorum, Allah’ın bana verdiği en büyük nimet olan hocam” diyor inşaAllah, insan olarak diyor. Nilgün. Bu şekeri de tanımıyorum ben, bu nedir böyle maşaAllah. Bir gün gelin de tanıyayım sizi, görüşelim. İnşaAllah, bir gün gelsinler. Twitter’da da çok şeker böyle kızlar var, acayip tatlılar fakat nasıl görüşeceklerini bilmiyorlar herhalde. Buraya gelebilirler, burada görüşebiliriz.
Mert Özkan, “hocam” diyor “kamera” diyor “size yakın çekim, zoom yapsın” diyor. Allah Allah! Tamam, yapsın ne olacaksa hadi bakalım. “A9 hakkında sorum olacak, ben A9 TV’nin adresini istiyorum inşaAllah. İstanbul’un hangi semtinde?”
Arzu, “gece gündüz gönlümüz” diyor, “güzel gözlümüz” diyor, “efendimiz” diyor. “Sizde ne tüyü var ki” diyor, “sizi seyretmeye başladım, anneme bile gidemiyorum” diyor. Hani derler ya şeytan tüyü mü var diye ama o yanlış bir söz kullanılmaması lazım. İnşaAllah, tabii sevgi amaçlı kullanılıyor ama etkileyici insanlar için kullanılıyor, değil mi? “Annemin yanına bile gidemiyorum” diyor. “Hocam Mehdi resulün isminin içinde hangi harfler yer alıyor” diyor, “öğrenebilir miyim? Allah’ımın güzellikleri, üzerinize olsun” diyor Arzu.
Merve Yıldırım, Canan Tepe, Bak Olga bile var. Yabancı demek ki Olga, maşaAllah. Yine Azerbaycan falan birbirine karışmış maşaAllah. Elif, Kamuran hanım yazmış, Dilber kardeşimiz yazmış.
Bak, bir daha söylüyorum. Benim iltifatım bana mahsus. Ben naz ehliyim. Onlar benim canım, ben bütün kadınlara karşı ben müthiş coşku doluyum, acayip sevgi doluyum ama naz ehli olduğum için bana böyle hürriyet var, ben izinliyim inşaAllah. Herkese gitmez bu. Önüne gelen önüne gelene söyleyemez, olmaz inşaAllah. Bana serbest inşaAllah.
Bizim milletin ruhunda musikiye karşı çok güzel bir eğilim var. Bizdeki makamlar dünyanın hiçbir yerinde yok. Acayip zengin bir müzik kültürümüz var maşaAllah. Bizim folklorümüz de çok güzeldir.
Biz şehirler arası otobüste yolculuk ederken çeşitli yerlerde dururduk, çay molası verirlerdi, şahane çaylar oluyordu. Ama zarar verir böbreklere. Çok oksalat vardır çayda. Zarar verir böbreklere. O riski vardır. Yani çay içenin bol su da içmesi gerekir. Böbreği acayip yorar. Yani normal bir ıhlamurun böbrekten atılması kısa sürede olur. Ama çayın çok çok zordur. Böbreği acayip yorar. Bir de demiri tutar vücuttaki. Demir alımını engeller. Öyle bir riski vardır. Onun için bol bol çay içmek zannedildiği gibi... Demir eksikliği meydana getirir. Pek tavsiye etmem. İlmi bir gerçek bu.
“Selamün aleyküm canım hocam, canım hocam aşağıdaki yazıları bir internet sitesinde gördüm. Bu yazılar bir fitne olarak var diyor. Bunlar hakkında bir açıklama yapabilir misiniz özellikle” diyor. Adam evleniyor. Mesela hakikaten, genç, güzel hanımı oluyor. Fakat imanı olmadığı için kısa sürede birbirlerinden bıkıyorlar. Çok çok kısa, bir günde bıkıyor. Hatta birbirlerinden tiksiniyorlar, o dereceye geliyor. Şimdi böyle olunca adam kulağına bir efsane geliyor. “Falanca kişi şöyle eğleniyormuş, böyle zevk ediyormuş, şöyle yaşıyormuş” gibisinden. O zaman onun kafasında fanteziler gelişir öyle tiplerin. Yani kendisinin yapamadığı bir şeyi bir başkasının yaptığını, bir başkasının güzel yaşadığını düşünürse ona karşı içerisinde bir öfke gelir. Onu anlatırken de ona hayranlık şeklinde değil de, onu nefretle anlatır anlatırken, öfkeyle anlatır. Mesela farz edelim “İngiltere Prenslerinden bir tanesi yatla bilmem nerde eğlendi” diyor. İşte “kadınlar, kızlar, içki su gibi aktı” diyor. “Vay terbiyesiz adam, vay vicdansız” falan derler okuyanlar. Halbuki işin doğrusu imrenir. Çok acı çeker kendisi onu yapamadığı için. Birçok kişi için bu böyledir. Hepsi için demiyorum ama birçok insan için böyledir. Bilinçaltında kendisinin yapamadığı bir şeyi, bir başkasının yaptığını düşünürse o ona çok ızdırap verir. Sevgisizliğin acısını, tutkusuzluğun acısını yaşıyor. O ızdırapla o gücü, o kudreti, o neşeyi, o zevki yaşadığını düşündüğü için, kafasında çeşitli fanteziler de canlandırdığı için o ona ızdırap veriyor. Izdırap öfkeye dönüşüyor. Hayranlığını öfkeyle anlatmış oluyor. Bu çok gazetelerde falan da vardır. Mesela kadının çırılçıplak resmini koyar. Mesela “böyle terbiyesizce, vicdansızca pozlar veriyor” diyor. Peki niye en vamp şekliyle yayınlıyorsun? Demek ki bir özlemin var içinde ki onu o şekilde aktarıyorsun. O şekilde anlatıyorsun. Birçok kişide bu böyledir. Onun için beni eleştirenler de genellikle ruh gücünü kaybetmiş, hayatı kaymış tiplerde bir öfke oluyor. Benim neşeme, gücüme, kudretime, imkanlarıma karşı bir hayranlık oluyor. Onun da kafasındaki duyduğu fantezilerle de şekillendirince rüya gibi bir alem meydana gelmiş oluyor onun kafasında. Akıl almaz bir alem. Kendi uyuntu kocasına bakıyor. O uyuntu ortama bakıyor. Adam hımbıl. Adam hiçbir şeyden anladığı yok. Mesela o olağanüstü güzel ama anlamıyor. Kendisine yazık olduğunu da anlamış oluyor ama çaresi de yok, ızdırap da çekiyor. O zaman öyle bir sistem varsa hayalinde ona karşı öfkesini bu sefer belirtmeye başlıyor ama hayranlık dolu fakat imrenen bir öfke olduğu anlaşılıyor. Olay bundan ibaret. Başka karmaşık bir şey yok. Adamların anlatmak istediği bu. Yoksa bu kadar konu varken; daha selamün aleyküm böyle bir konuya adam niye girsin?
Haber kaynağı olarak güvenilir görüyorsun, adamların yaptıklarına bir bak sen. Onların konuşacak halleri var mı yok mu, gel sen onsan sonra bana anlat. Adamlar bize adap dersi vermeye kalkıyor, edep dersi vermeye kalkıyor, bize dini öğretmeye kalkıyor. Nerede o yayın. Evet, şimdi senin kaynağına bir bakalım, senin kaynaklarına. Ailece ananla, babanla, dedenle falan öyle, bayıla bayıla bu filmleri seyrediyorsunuz. Ağzınız açık böyle. Bir yandan da kulağını mulağını karıştırarak falan. Bunları gayet makul karşılıyorsun, sonra bunların bizim hakkımızda konuştukları sözleri de oturuyorsun bana soruyorsun. Bunlar bize adap, edep dersi veriyorlar, ne diyorsun, diyorsun. Sen önce şu mürşitlerinin durumuna bir bak onların cevabını sen bir ver. Onların cevabını ben bir alayım, ondan sonra ben sana vereceğim cevabı anlatırsam bayağı ağzın açık kalır. Ama anlattım anlatacağımı, işte anla. Yani adam oturuyor bize ahkam kesiyor, bir çoğu bize akıl veriyorlar. Vaziyetleri ortada, durum ortada. Bunları da büyük bir saygıyla dinliyor bu tipler, hürmetle. Zaten bunların programlarına katılıyor, eli, ayağı kitleniyor, konuşamayacak hale geliyor. Mikrofon yatıyor böyle acayip sesler çıkartıyor, böyle inilti gibi konuşamıyor heyecandan. O kadar saygı duyuyor. O kadar gözünde büyük. Ne söylerse de inanıyor bunlar. Bizim hakkımızda da bir şey söylediler mi hemen inanıyorlar. Bunları son derece makul görüyor. O zaman konuşacak ne durum var senin yani. Sen aklını biraz genişlet daha derin düşün.
DAMLA HANIM: Hocam Sayın Başbakan az önce canlı yayında dindar gençlik yetiştirmek sözüyle ne anlatmak istediğini açıklamış.
ADNAN OKTAR: Ne demiş?
DAMLA HANIM: Dindar bir nesil, özgürlüklere saygılıdır, farklı düşüncelere de, inanç gruplarına da saygılıdır demiş.
ADNAN OKTAR: Başbakan iyi insan, aklı başında, bayağı güzel, Mehdiyetin ruhunu iyi yaşayan bir insan. Hem takva. Hem titiz. Mesela Alevileri de sever, Bektaşileri de sever, Şiileri de sever, Vahabileri de sever. Sünnidir. Titiz. Ehl-i sünnettir. Tam bizim anlattığımız model işte. Gayet güzel. Özgürlükçü. Avrupa’yı da kucaklıyor, Hıristiyanları da kucaklıyor, Musevileri de kucaklıyor. Herkese karşı şefkatli.
Hasin Hüseyinov, “hocam müzik de muhteşem” diyor, “müziğe uyumunuz da çok güzel” diyor, maşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...İlanlar
Devamı ...