DAMLA HANIM: Adnan Oktar ile Sohbetler programımıza başlıyoruz, inşaAllah. Aylin, Gülşah, Ebru, Ceylan ve canımız Hocamızla birlikte. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, sizler de hoş geldiniz.
İyi, bu kısa filmler güzel. Bunları sohbet şeklinde yapalım, kendi aralarında sohbet ediyor tarzda. Mesela Hutbe-i Şamiye, Hutbe-i Şamiye’yi kendi aranızda yorumlayın, mesela üç dört kişi bir salonda, onu videoya alalım. Mesela Bediüzzaman diyor ki: “1371’den sonra, 30 - 40 sene sonra ve yarım asır sonra” diyor. Yani 1981, 91 ve 2001. Bir kere Bediüzzaman niye böyle bir tarih veriyor? Bunu bir analiz edin. Niye başka bir zaman değil? Ne olacakmış bu tarihte, yani 81’de ne var, değil mi? Mesela “saadet güneşinin çıkışı” diyor, saadet güneşi ne? Ne çıkıyor 81’de, niye daha önce değil de 81’de çıkıyor? Niye “1400” diyor başka bir yerde, niye başka bir yerde;“benden 100 sene sonra” diyor? Bunları mesela bir analiz edin sohbet tarzında. Mesela diyor ki Bediüzzaman: “Dokuz düşman taifesini dokuz cephesine göndermiş, yarım asır sonra onları darmadağın edecek” diyor. Öbür badem bıyıklı hoca efendi ne diyor? ‘Küfrün belini kırdı diyor Bediüzzaman’ diyor. Peki küfrün belini kırdıysa Bediüzzaman, yarım asır sonra darmadağın edilecek nedir? Dokuz düşman taifesinin cephesine bu saadet güneşi niye gidiyor, yani niye gitmiş? Dağıldıysa bitmiş zaten konu, ondan sonra, bizim işimize gücümüze bakmamız lazım. Akademisyen, sanayici falan, işinde gücünde güzel, birde arabayı çektinmi altına, hanımı da yanında, çocuklarda arkada station araba, ondan sonra, o kat kat bir yemek kabı, sefer tası, altına bulgur pilavı, fasulye, üstüne de yoğurtlu çorba, beraber kırsal bir yerde. Risale-i Nur’u cebinden çıkarıyor; ‘ne demişti üstadımız, yani ne zor günlermiş o günler’ diyerekten böyle, ruh gibi zaten. O kadar gıcık bir durum ki, anlatamıyorum yani. Eğer küfrün beli kırıldı iş bittiyse, Bediüzzaman niye ısrarla 100 sene sonra gelecek birisinden bahsediyor ve niye “dokuz düşman taifesinin dokuz cephesine göndermiş, onları yarım asır sonra darmadağın edecek” diyor? Ve Müslümanların bu devirde inkişaf edeceği, “İslam’ın inkişaf edeceği, Kuran’ın, İslam ahlakının artık uygulanmaya başlayacağını” söylüyor. Küfrün beli kırıldıysa, tamam bitmiş işte, İslam o zaman yaşanması gerekiyordu Bediüzzaman zamanında. Niye Bediüzzaman 30 yıl hapiste yattı o zaman? Bediüzzaman, Hz. Yakup (a.s). meşreplidir. Yani Hz. İsrail (a.s.) meşreplidir. Hz. Yakup (a.s) gibi böyle adeta peygamber gibidir, peygamber değildir, ama peygamber gibidir. Sünuhat almıştır, Hz. Mehdi (a.s.)’a zemin hazırlamıştır. İkinci mühim şahısta; Atatürk’tür. Rahmetli Mehdiyet’e muazzam zemin hazırlamıştır. Bediüzzaman bir yandan, Atatürk bir yandan,Mehdiyet’in zeminini oluşturmuşlardır, müthiş bir zemin oluşturmuşlardır. Şimdi zannediyorlar ki, biz böyle Mehdi deriz ama çıkar birisi küt diye ölür, Mehdilik de yarım kalır kafasındalar. Peki o zaman sen nasıl iman ediyorsun? Peygamberimiz (s.a.v.)’e peygamberlik geliyor, dese ki adam; “ya peygamber ölürse, peygamberlik yarım kalacak.” Sana ne kardeşim, sen onu düşünmekle mükellef değilsin ki. Şu Amerikan bizonunda onu gördüm, diyor ki; “ben de ölebilirim, bir başkası da ölebilir, yani Mehdi bildiğimiz kişi de belki ölebilir” diyor. “Ne yapacağız o zaman”a getiriyor. Yani hep iman zafiyeti, hep bu korku içerisindeler. Halbuki hiçbir şey olmaz, gayet de güzel olur, Allah hayırla bitirir, hayırla yaratır.
Şimdi bu Mehdiyet’le ilgili sözlere devam edelim, kardeşlerimizin hazırladığı. Biraz sonra yine devam edeceğim ben, inşaAllah.
VTR- Atatürk’ün Türk-İslam Birliği ile ilgili sözleri.
ADNAN OKTAR: “SelamunAleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahive Berakatuhu. “Allah’ın en güzel tecellilerinden Adnan Hocam. Hocam, size cübbe giy, sarık tak, müzik dinleme, bayanlarla konuşma, sadece fıkıhtan bahset diyenlere hiç bakmayın-ki, zaten siz gerekeni yapıyorsunuz” diyor. “Sizlerin yaptıklarınızın hikmetini anlamıyorlar. Bu tutucu kafadan bir türlü kurtulamadılar. İslam’ın yaşanmasını çok zor ve kasvetli bir din haline getirmeye çalışıyorlar. Halbuki İslam, dediğiniz gibi ancak bu şekilde sizin yönteminizle dünyaya yayılır ve hakim olur. Aksi takdirde gittikçe gettolaşarak, yok olmaya mahkum olur Allahualem, maazAllah” diyor. “Allah’ına kurban Hocam. Son hız devam. Dualarımız sizinle, sizin gibi mücahitlerle, inşaAllah” diyor. “Allah’ın Selamı ve Bereketi üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Mahmut Yüce/Van.
Genellikle kardeşlerimiz sevgilerini, hürmetlerini, yaptığımız çalışmaların güzel olduğunu anlatıyorlar.
Kardeşim, oturup garibanlarla uğraşmanın gereği yok. Fakat Bediüzzaman’ın söylediklerinin aynısıyla çıkması keramettir, keramet de imanı artıran bir olaydır. Yani insanların yakinini çok artırır. Fakat tabii asıl mucize çok artırır, peygamber mucizeleri çok artırır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in birçok mucizesini gördük ahir zamanda. Bu imanımızı tabii hakkelyakin derecesinde artırıyor. Fakat veli kerametleri de çok büyük bir olaydır. Yani mesela Bediüzzaman’ın kerametleri bütün Nur camiasında çok derinden etkili olmuştur. Kuran mucizelerini bütün insanlar bilirler, Kuran’a karşı insanda iman meydana getirir, güç getirir, sevgi getirir, bağlılık getirir. Ama veli kerametleri de takviye eder, daha da güçlendirir, daha da teyit eder, daha etkili olur. Çünkü birde görünen ve yaşanan şeyler olmuş oluyor. Çünkü mesela Bediüzzaman bir şey söylüyor doğru çıkıyor, bir şey söylüyor doğru çıkıyor. Bunlar çok güçlü etki yapar. Birde samimi olarak yaşaması Bediüzzaman’ın, fiilen İslamiyet’i yaşamış olması. Fakat yeni meydana getirilen Nur’cu sistem, yeni meydana getirilen sitilde, bir kısım kardeşlerimiz için söylüyorum; fedakarlık yok, korkaklık çok yoğun ama vahşiyane derecede korkaklık çok yoğun, ürkek bir yapı hakim, fedakarlıktan kaçınan bir yapı hakim, enaniyetli ve bilmiş bir yapı hakim, çok enaniyetli ve çok bilmiş bir yapı hakim. Risale-i Nur’un dili ağır olduğu için, kardeşlerimiz de anlamadığı için, Risale-i Nur’da açıkça ve alenen yalan söyleme modası başladı. Çatır çatır milletin gözünün içine baka baka yalan söylüyorlar. Çünkü kardeşlerimizin açıp Risale-i Nur’dan o kısımları bulamayacaklarını düşünüyorlar, hakikaten zordur, yani bütün Risale-i Nur’u taraması gerekiyor. Dolayısıyla yalan, meslek haline gelmiş bir kısmında. Birde Bediüzzaman’ın anlatımlarının kaliteli ve vurucu olmasından kaynaklanan kendilerinden emin olma hali meydana gelmiş ama bu enaniyet ve azamete dönüşmüş. Yani kaile almama, başkalarını adam yerine koymama tarzında. Şefkat ve merhamet yerini, böyle katılığa, böyle aforoz etme ruhuna çevirmiş. Belirli adamları ağabey diye başa getirmişler, belirli bazı kişileri, onların da aforoz yetkisi çok yüksek oluyor. Mesela geliyor cemaate adam, sohbet dinliyor falan; “Hocam Mehdi (a.s.) konusu var” diyor, “bu nedir bir sorsam” diyor. “Aman diyorlar bu tehlikeli adam,” sessizce ama sinsice, “bir daha bu adam geldiğinde soğuk davranın, bir daha gelmesin, bir şekilde bunu uzaklaştırın, bu normal biri değil” diyorlar. Onun dışında böyle robotlaşmış insanları kabul ediyorlar. Mesela yürümesi robotlaşmış, oturması robotlaşmış, yani böyle her şeyinden anlaşılıyor, baktınmı adeta insanlıktan çıkmış. Onu tamam, onu mahsurlu görmüyorlar, onu makul görüyor. Halbuki o toplum tarafından dışlanacak bir insan modeli olmuş oluyor, rahatsız edici bir insan modeli. Bediüzzaman son derece cesurdu, gayette rahattı, şakır şakır herkese her şeyi anlatıyordu. En fazla “hapsederiz seni” diyorlar, “edin aslanım, hapsediyorsanız edin, kaç yazar” diyordu yani mealen yaklaşık. Bu korkak ve ümitsiz ruhun, Nur talebelerinden kalkması için, bu sahtekar Nur’cuları; dürüst olanları tenzih ediyorum, sahtekar ve yalancıları sürekli rezil etmenin yolu, televizyonlardan, radyolardan, bunların yalanlarını sürekli ortaya çıkartmaktır. Fakat çok arsızlar, yıllarca milleti kandırdıkları için arsızlıkta devam ediyorlar, çok hayasızlar. Yani nasıl bazı yobazlar gözümüzün içine baka baka yalan söylüyorlar, var ya ünlü yobazlar. Mesela şaşırıyoruz değil mi, kanımız donuyor yalan söylemesinden? Yani bütün milletin gözünün içine baka baka alenen, cayır cayır ilkokul çocuğunun bile yapmayacağı şekilde, ahmakça yalan söylüyor. Çocuk olsa, aklı ermiyor dersin. Koskoca herifler yalan söylüyor. Şimdi bunlar da öyle, Risale-i Nur’un bilinmemesinden kaynaklanan bir sahtekar ruha girmişler. Birde kendi aralarında bir gettolaşma oluşmuş, çok az sayıda bunlar, küçük bir grup benim kastettiğim. Kendi aralarında gettolaşma oluşmuş, gettolaşmada sen eğer Bediüzzaman’a başlangıçta Hz. Mehdi (a.s.) demezsen, zaten sen bittin, silindin yani. İlk önce bir kere onu diyeceksin, “Hz. İsa (a.s.) geldi ve öldü” diyeceksin, “Hz. Mehdi (a.s.)’da gelmiş, gitmiştir” diyeceksin. Ve “bu konular sırrantenevveret” diyeceksin, “bu konulara girilmez, ben de bu konulara girmem” diyeceksin. Onun dışında ne yapıyorsan yap, sana dokunmazlar. Yani sırrantenevveret onların oyunda kullandıkları bir söz, bir kısmının. Sırrantenevvereti kalmış mı, Bediüzzaman açık açık yazıyor mu yazmıyor mu Risale-i Nur’da, sırrantenevveret kalmış mı burada? Sırrantenevveret olduğunda ne diyor, mesela; “bu risale mahremdir, haslar okusun bunu” diyor, “bunu yayınlamayın” diyor. Tamam bunda sırrantenevveret olur. Yayınlanmamış mektupları var Bediüzzaman’ın. Peki bu ne alaka, yazmış yayınlamış işte? Peygamberimiz (s.a.v.) de söylemiş, hadis olarak kitaplara geçmiş. Şeyh Nazım Hocamız gümbür gümbür söylüyor, “Hz. Mehdi (a.s.) geldi arayın” diyor. Bizon da ‘yüz sene sonra gelebilir’ aramayın” diyor.
Bir de böyle sahtekarlık yapan Nurcu tabir edilen bu narcıların, sahtekarlıklarını kardeşlerim bana yazsınlar, isim vermeden göndersinler, isim vermelerine gerek yok. İterseler isim de yazsınlar ama söylemem yani, ama isim de yazmayabilirler. Bunların bu üçkağıtçı üsluplarını, kandıramayacaklarını anlatsınlar ki, biz bunu kitap haline getirebilelim, yayınlayalım ve bunları yıldıralım, bunların sahtekarlıklarını durduralım. Bunların çünkü yüzünde utanma yok, bunların yüzüne teneke çakılmış, çok arsızlar. Bediüzzaman’ı yalancı göstermekten utanmıyor bunlar, yani eşek kadar adamlarda utanmak diye bir şey kalmamış. Gerçek Nur talebelerini tenzih ediyorum, narcıları kastediyorum, Nur’cuları kastetmiyorum.
“Sevgili Ahmet Muhammed Adnan Hocam. O nur yüzünüzü görmek, konuşmalarınızı dinlemek, ferahlanmamıza ve şevklenmemize vesile oluyor. Sayın Hocam, özellikle üzerinde durduğunuz Nur cemaatinin yanlış yönlendirmeye çalışması ve Bediüzzaman Hazretleri’nin açıkça belirttiği çok önemli konuların üstünün örtülmesini bizzat bir sohbette yaşadım” diyor. Nur cemaati derken, tamamı gibi anlaşılıyor. Böyle değil, narcı, sahtekar üçkağıtçılardan oluşan bir topluluk, 15-20 kişilik bir ekip bu en fazla. “Nur cemaati sohbetine çağıran arkadaşlarımızın davetine icabet ettim ve sohbete Ankara’dan gelen ağabeylerin anlattıklarını dinledim. Konu, İstanbul’un fethi ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in müjdesine günümüzde de nail olabilmek, ahir zaman ve hizmetin önemiydi. İstanbul’un fethi ve bu milletin vazifeli olduğu, ayrıca günümüze bakan ilmi mücadele çok güzel anlatıldı. Bir ara çok etkilendim ve neredeyse İstanbul’un fethi ve ahir zaman şahsiyetleriyle ilgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerinin söyleneceğini sandım. Bir türlü söylenmeyince, söylenmek isteniyormuş da söylenemiyormuş gibi geldi. Ancak konunun cemaatin içinde olmanın önemini belirtmesi ve bunun yeterli olduğunu dolaylı olarak ifade edilmesiyle sonuçlanması beklentimim boşa çıkmasına neden oldu. Konu bittiğinde çok güzel anlattılar, ancak konunun devamı gelmedi. Hz. Mehdi (a.s.) hakkında bilgi verilmesini istedim, ancak ‘bu konuya girmeyelim’ dendi.” Bitti. Niye girilmiyor? Bediüzzaman anlatıyor, Risale-i Nur’dan çıkar o zaman çıkarabiliyorsan. Hadisleri çıkar, Suyuti’nin hadislerini çıkar. İmam-ı Hanbel’in, yüzlerce ulema alim risaleler yazmış, çıkart o zaman onları da. Bizim yayınlarımızı mı durduracaksın, nereye girmeyelim? “’Bu konuya girmeyelim’ dendi ve dolaylı başka şeyler anlatıldı. Sözleri bittiğinde konunun önemine binaen Bediüzzaman Hazretleri’nin ve yaşayan talebelerinin açık ve net anlatımlarına rağmen neden bu konular anlatılmıyor, öğrenmek istiyorum dedim. Herkesin üzerine düşen vazifeyi yapması gerektiği, bazı şeyleri kabul etmek için illa ikna edilmem gerekir anlayışının yanlış olduğu, sorgusuz itaat etmek gerektiği anlatıldı. Ayrıca başta İsrail ve dış güçlerin çeşitli planlar peşinde olduğu anlatılarak, durumumdan rahatsız ve olayı farklı yöne çekmek istedikleri anlaşıldı. Konuyu burada kapatalım deyip, konuşma bittikten sonra konuşmacı bana ‘sen de o kadar zor sosular sorma’ dedi. Bunun üzerine konuşmayı devam ettirdim. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ‘Mehdi’yle müjdelenin’ hadis-i şerifini ve Hocaefendi’nin ‘ahkama dair pek çok konudan daha fazla, tevatür derecesinde Hz. Mehdi (a.s.) hakkında hadis var’ sözünü hatırlattım.” Fethullah Hoca’nın. “Bediüzzaman Hazretleri’nin sözünün bir bölümü olan bütün bunları bir müçtehit tek başına yapamaz diye, tek şahıs olamayacağı ifade edilmeye çalışıldığında, Bediüzzaman Hazretleri, ‘Hz. Mehdi (a.s.)’ın vakti bütün bunları yapmaya yetmez. İlim adamlarının daha önce hazırladıkları ve çalışmaları ve Risale-i Nur’u hazır bir program olarak kullanacak’ ifadesini ve Hz. İsa (a.s.)’ın deccalı yenmesiyle mücadelenin tamamlanacağına dair diğer anlattıklarım gibi sakin bir üslupla anlattığımda bayağı bunaldıklarını fark ettim.” Bakın bunalıyor adam. “Saygılı olmak gerektiği söylendiğinde, evet Müçtehide saygılı olmalıyız dedim. Hizmetin önemi ve hizmetin içinde bulunmanın yeterli olacağı ifade edildi ve yalnız kalanın şeytanla baş başa olduğu söylenerek adeta sürüden ayrılanı kurt kapar denmek istendi. Bunun üzerine Rabbimizin” şeytandan Allah’a sığınırım,
“De ki: "Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun Resulü'nden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez. (Tevbe Suresi, 24)’ ayetini okumaya başladığımda hemen sözüm kesildi. Ancak daha sonra ayeti tekrar okudum. Hepimizin kendini sorgulaması gerekir dedim. Hepimizin eksiği olabilir dendi ve istediğimiz derecede olmasa da Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsedildi. Oradan ayrılırken de yanımızdaki ‘Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) Bu Yüzyılda Gelecek’ eserini konuşmacıya hediye ettim. Ne mutlu ki Rabbimiz bizi sizin vesilenizle böyle faaliyetleri gerçekleştirmemize imkan veriyor.” Mesela bakın bu güzel, her yerde bu adamların yoluna çıkmak lazım, bu delilikten vazgeçirmek lazım, bu korkaklıktan. Yani buradaki kardeşlerimi ben, Fethullah Hocamız’ın talebelerinin tamamını tenzih ederim, ama lokal bir vakıadır bu. Fakat bu kadar korkaklık, bu kadar ürkeklik, vahşiyane ürkeklik, bu görülmemiş bir şey. Müslüman’da bir cesaret olur, değil mi? Bediüzzaman diyor; “ahir zamanda korku ve havf damarı, ahir zamanda en büyük fitnelerden bir tanesidir” diyor, “özellikle ulemayı ahir zamanda korkutacaklar” diyor, yani “korkaklık damarından yakalayacaklar” diyor. Mehdi (a.s.)’dan bahsedeceksin gırtlağına mı çökecek çocuk, anlat ne korkuyorsun? Risale-i Nur’da Bediüzzaman böyle diyor de, yorum da yapma, mecbur değilsin ki. Mehdi’nin 1400’de çıkacağını söyle, oku. Risale-i Nur’ları hazır külliyat olarak alacak, onlardan istifade edeceğini söyle, İstanbul’da çıkacağını söyle. “Rastlayamadık kardeşim” dersin, “bulamadım” dersin, ama söyle. Ne korkuyorsun?
DAMLA HANIM: Hocam, istediğinizde haber okuyabilirim, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oku bakalım.
DAMLA HANIM: Sayın Davutoğlu Amerika’daki Türk vatandaşlarımıza şöyle bir konuşma yapmış: “Biz bir ve beraber olursak aşamayacağımız engel yok. O zaman bizim şimdi karşımızda duran, bizim bu yükselen gücümüzü kıskanarak izleyen çevrelere de en güçlü mesajı vermiş olacağız. Önce biz birlik ve beraberliğimizi koruyacağız, sonra da tarihte kimlerle bir arada yaşamışsak onlarla bağlarımızı güçlendireceğiz. Balkanlardan, Kafkaslardan, Ortadoğu’dan, Afrika’dan gelen tüm tarihdaşlarımızla, kardeşlerimizle kucak kucağa, el ele olacağız” ifadelerini kullanmış.
ADNAN OKTAR: Mehdiyet’in özeti. Yedi ceddine rahmet olsun. Ahmet Davutoğlu Hocamız, Sayın Bakanımız çok mübarek bir insan. Ne güzel insanlar görevde. Adalet Bakanı çok mübarek, Dışişleri Bakanı Sayın Davutoğlu çok mübarek, İçişleri Bakanı da delikanlı çıktı maşaAllah, o da iyi, bayağı güzel. Hakan Fidan MİT Müsteşarı, o da delikanlı, o da koç yiğit maşaAllah, onun da faaliyetlerini hissediyoruz, hissi kalbel vukuuyla, maşaAllah. Başbakanımızın da sahip çıkmasını tebrik ediyoruz, Sayın Hakan Fidan’a sahip çıkmasını tebrik ediyoruz. Çünkü işine gelmeyen tipler bunaldılar, sıkıldılar, kokuyu aldı çünkü kokuyu aldılar. Bakın hemen İçişleri Bakanına kafayı taktılar, hemen Hakan Fidan’a kafayı taktılar. Nerede böyle faydalı, başarılı birisi varsa hemen ona kafayı takıyorlar.
Fatih Sarıkan. Fatih kardeş, ben yani böyle molla yöntemi yahut işte Cübbeli yöntemi, yani öyle klasik sizin anladığınız anlamda İslamı tebliğ etme yöntemim yok. Yani bunu kabul edeceksiniz. Ayrıca ben demiyorum ki, ben İslama örneğim, ben Müslümanlığa örneğim. Ben Resulullah (s.a.v.)’e uyalım diyorum, Kuran’a uyalım diyorum. Yani böyle bir iddiam olsa senin dediğin doğru. Benim gibi olun, ben doğru yoldayım. Benim böyle bir iddiam yok. Ben Kuran’a uyalım diyorum, kız arkadaşlarımın da öyle bir iddiası yok; biz mükemmeliz, bizim gibi olun, biz kusursuzuz, peygamber gibiyiz demedik biz. Ne diyoruz? Kuran’a uyalım, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetine uyalım. Bunu öğretiyoruz o kadar. Okulda senin öğretmenin yok muydu? Sen bizi bir radyo gibi düşün, radyoda eğer hak sözler dinliyorsan dinle, o kadar. Yanlış bir söz duyarsan ona uymazsın, doğru olanlara da uyarsın, bu kadar. En mükemmel yöntemle yapıyoruz tebliği sana söyleyeyim. Yani çünkü eğer varsa daha etkili bir çalışma yapan söyle, dünya çapında bakın dünya çapında daha etkili bir çalışma yapan biri varsa, bir topluluk varsa söyle hemen tabi olacağım, söz bir Allah bir. Ama samimi olarak söyle. Bak ben burada bekliyorum Fatih Sarıkan kardeş. Deki, mesela “falanca cemaat, falanca topluluk daha iyi faaliyet yapıyor” de. Ama gerekçeleriyle anlatacaksın, diyeceksin ki; “Darwinizme öyle bir vurdular ki, darmadağın ettiler, materyalizme şöyle vurdular, gittiler masonların içinde şöyle faaliyet yapıyorlar, gençliği şöyle etkilediler.” Bunları bana anlat. “Küfrün belini kırma değil, artık tozunu çıkarttılar” de anlat, anlaşıldı mı? Bana gerekçe göster, o zaman ben sana söz veriyorum o topluluğa tabi olacağım ve ne derlerse de yapacağım. Ama gösteremiyorsan, o zaman doğru yolda olan biziz o zaman. Bak ne kadar açık konuşuyoruz, ne kadar samimi konuşuyorum. Ben verdiği sözü yerine getirecek bir adamım. Böyle bir cemaat, bir topluluk varda bizim haberimiz yoksa ve sen de bize bunu bildirirsen çok büyük bir müjde olur, hemen tabi oluruz, hemen ben kapıcılığa talip olurum, hemen hizmet ederim hiçbir sorun çıkmaz. Ama bizim yaptığımız faaliyetin binde birini yapamıyorsan, gelip bize akıl veriyorsan veyahut veriyorlarsa akıl, biz buna nasıl uyalım? Yani hem bir şey yapamayacak, hem yenilecek, hem mağlup, hem ezik, hem gariban, cayır cayır ezdiğimizi gördüğü halde, fevkalade başarılı olduğumuzu gördüğü halde de, adam bize akıl vermeye kalkacak. Böyle olmaz. Siz istiyorsunuz ki, maymun gibi böyle genç kızlar gelsin, böyle eli yüzü kıllı kılçıklı, vahşi hayvan gibi böyle etrafa baksın, homurdansın, millete laf soksun, dedi kodu yapsın, ondan sonra ben de misvaklanayım arada sırada, cübbeyle sarıkla çıkayım falan. Yani ben anlıyorum sizin yönteminizi. O yöntemi yapan çok fazla adam var, bayağı var, tek tek sayayım istersen. Tabii o bayanlar kısmını geçersek, yani sarıkla cübbeyle, sadece o kısmını alalım, sarıklı cübbeli anlatan adamlar var. En başta Cübbeli’nin bizzat kendi ne arkadaşları mükemmel anlatıyorlar, Ortodoks anlamda tebliğ ediyorlar. Gençlerin haberi bile yok, muhatap dahi olmazlar. Ne İstanbul Üniversitesi gençleri muhatap olur ne ODTÜ’nün gençleri ne Hacettepe Tıp hiç biri kaile almaz, muhatap olmazlar. Etkilenmezler de, yenerler de eğer tartışırsanız, çatır çatır yenerler. Ama biz karşılaştığımızda mutlaka yeneriz. Bakın şimdi arada çok büyük fark var. Öbürü mutlaka yeniliyor, biz mutlaka yeniyoruz. Bunu biraz düşüneceksin. Ama dersen ki; “Hocam sen farkında değilsin olur mu, bak falanca topluluk, onun da başındaki kişi, muhteşem mücadele yapıyor çok şahane, yani sizin yaptığınızın bir mislini yapıyor veyahut aynı ayarda.” Söyle, eğer tabi olmazsam, sen bana ne söylüyorsan söyle, dakikasında saniyesinde. Söyleyebiliyor musun? Veyahut arkadaşların söylesin, desinler ki; “falanca topluluk var” deyin, konu bitecek, bak kökten çözülecek konu. Onun dışında bana akıl vermeyin. Yani benim yaptığım hizmetin binde birini yapamayıp, o tip akıllar verirseniz, olmaz. Hem gideceksin evde yan gelip yatacaksın, hiçbir başarın olmayacak, bize de akıl vereceksin. Bütün dünyayı sallıyoruz elhamdülillah, bütün dünyayı sallıyoruz. Ama böyle bir müjdeli haber gönderirsen süper olur, bak isminle bekliyorum. Veyahut desinler ki, Fatih Sarıkan’ın adına, onun mantığına cevap veriyorum diye birisi yazsın, bir kişi yazsın bana; “Falanca topluluk şöyle faaliyet yapıyor” desin. Fıkıh dersi yapıyorlar, hadis, kelam; dinlemez gençlerin büyük bir bölümü dinlemez bunu, etkilenmezler. Çünkü adam Darwinist-materyalistken, Allah’a iman edemiyorken, seni dinlemez. Üniversite gençliği özellikle, fıkha ihtiyacı yok. Fıkıh sanki çok karmaşık bir şeymiş gibi, gayet kolaydır fıkıh. Israrla fıkıh talebindeler. Elini yüzünü örtmekte çok kolay, hemen elini yüzünü örterler, programa da çıkmayabilirler veyahut ben de mesela sarıkla cübbeyle çıkarım, size akşama kadar fıkhı anlatırım. Bunu mu istiyorsun? Biliyorsun ki bunun getireceği bir netice yok, çok çok az. Yani zaten bilen adamlara bir daha anlatmış olacağız, zaten çok iyi bilen insanlar tasdik etmiş olacağız, mukabele yapmış olacağız. “Doğru söylüyorsun” diyecek, adam zaten biliyor. Ben şimdi namazın farzlarını anlatsan adam bilmiyor mu? Zaten biliyor. Vaciplerini anlatsam adam bilmiyor mu? Zaten biliyor. Onun için benimle konuşan, bu dediklerime dikkat edecek, bunları halledecek, inşaAllah.
Mesela bak demişsin ki;“Kaçıncı mail gönderişim, hala cevap alamadım.” İşte buyur, ben de sana cevabı gönderdim. Eğer ben bir cevap alamazsam, o zaman bir acayip durum olur.
Bir kere düşün, birçok cemaatte Hz. Mehdi (a.s.) konusu, korku konusu, konuşamıyor adam yahut kıvırıyor, sürekli kıvırıyor. Mesela bak şu Amerikan bizonu, net örnek olduğu için söylüyorum; Şeyhimiz o kadar net konuşuyor ki, o çok dürüst benim canım Şeyhim. Allah sağlık sıhhat versin, Allah ömrünü uzun etsin, Şeyhimizi bize bağışlasın Cenab-ı Allah. Sürekli dua edin Şeyhimize. Şimdi diyor ki Şeyhimiz; “Hz. Mehdi (a.s.) geldi” diyor, lafı hiç dolandırmıyor, “İstanbul’da” diyor, “sizden çıkacak” diyor ve “çıktı” diyor, birde diyor ki, “arayın Hz. Mehdi (a.s.)’ı” diyor, çok net. Amerikan bizonu diyor ki; ‘Şimdi de çıkabilir, yüz yıl sonra da çıkabilir’ yani Cübbeli gibi, her an olabilir. Böyle olayı bambaşka bir şekle getiriyor ifade olarak. ‘Aramamıza da gerek yok’ diyor. Şeyhin “ara” diyor. De ki; “ben bulamıyorum arkadaş” dersin, “aradım bulamıyorum” dersin, “yine arayacağın ama bulamıyorum” de. Niye aramaktan korkuyorsun? Çünkü talebelerine derse arayın, bambaşka bir şey olacak. Eğer sensen, onu da söyle korkma, “kendime hüsn-ü zan ediyorum” de, ona da saygı duyarız, korkma bir şey olmaz. “Ben tahta kılıcımla bitireceğim ortalığı” dersin, korkma söyle. Zaten ima ediyor, diyor “tekbiri çekecek” diyor, dünyanın dörtte üçünü kesecekmiş. Kardeşim teknik olarak, Allah esirgesin, Allah vermesin, birer dakika sürse kesme işlemi onun dediği gibi, dünyanın ömrü yetmez, yani yüz, iki yüz senede kesemez. Yani o kadar akılsız, o kadar aptal adamlar yani, Allah vermesin. ‘Bizzat kendi kesecek Mehdi’nin’ diyor, başkasına da kestirmiyor kendi kesecekmiş. Bütün dünyayı, yani dünya 7 milyar, yani ‘en az 5 milyarını kesecek’ diyor. Önden bir kere, yani kafadan ‘5 milyarını kesecek’ diyor. Bizzat kendi doğrayacakmış. Böyle öküzler sürekli insanlara kötü örmek oluyor. Biz de bunu anlatıyoruz işte, ne yapalım. Hollanda’da ikamet ediyor bu cins, inşaAllah.
O yüzden insanlarda yeis ve ümitsizlikte oluyor, ümitsizliğe sevk ediyorlar insanları. Bakın Türk İslam Birliği için, üç yıldan beri uğraşıyoruz, elhamdülillah devlet politikası oldu, çok şükür. Üç yıl önce kimse ağzına dahi almıyordu, konusu bile yoktu. Çok Belirli kardeşlerimiz söylüyordu, belirli muhterem kardeşlerimizin dilindeydi ama net devlet politikası olarak, yeni duymaya başladık, değil mi? Yer gök inliyor, maşaAllah. Hakan Fidan Beyefendi’den rahatsız olmalarının nedeni de, yine budur. Çünkü onun Türk İslam Birliği için gayret ettiğini anlayınca, “aman” diyorlar, inşaAllah.
Bak bir daha söylüyorum, ben benim gibi olun demiyorum kimseye. Bu anormalliği bırakacaklar. Kız arkadaşlarım da biz peygamber gibiyiz, bize uyun demiyorlar, ben de peygamber gibiyim, bana uyun demiyorum. Kuran’a uyun diyoruz biz, hadislerde ne varsa ona uyun diyoruz. Size iman hakikatleri anlatıyoruz; Allah’ın varlığı ve Birliği. Tekrar söylüyorum, radyodan nasıl dinliyorsun, kitaptan nasıl okuyorsun öyle dinle, o kadar. Yani bize akıl vermeye gerek yok. Yani sizin anlattıklarınızı ben zaten biliyorum. Ama bir bildiğim var ki, bu şekilde davranıyorum. Yani sizin tahmininizden çok daha akıllıyım ben, tahmin edemeyeceğiniz kadar, inşaAllah. Bunu dediğim şahıslar, belirli şahıslar.
Bir ara verelim, inşaAllah.
VTR- Mustafa Akça Hz. Mehdi (a.s.)’ın Üç Büyük Görevinin Hz. Mehdi (a.s.)’ın Vefatından Sonra Şahs-ı Manevisi, Yani Cemaati Vesilesiyle Tamamlanacağını İddia Ediyor.
DAMLA HANIM: Çek Cumhuriyeti’nden Michaelile birlikte Hocamızın güzel sohbetine devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın, kardeşimiz diyor ki, bir hanım kardeşimiz; “Hocam ben de küçük bir sohbet ortamına katılıyordum Nur talebelerinin. Ben Mehdiyet’i ve sizin fikirlerinizi anlatınca bana soğuk davranılmaya başlandı.’’ Yani Hz. Mehdi (a.s.) gelecek, Hz. İsa Mesih (a.s.) gelecek deyince diyor. “Hatta kalbimi bile kırmaya, oraya gitmemen için kasıtlı tavırlar gördüm’’ diyor. Kabalaşmışlar, terbiyesizlik yapmaya başlamışlar. “5 yıla kadar gitmeme rağmen’’ Yani 5 yıldan beri gitmeme rağmen. “Bir aydır ilgimi kesmeye mecbur ettiler beni. Acaba yanlış mı yaptım? Mücadele etmem mi gerekirdi? Düşünüyorum. Kısacası Mehdiyet’in ‘M’ harfini bile duymaya tahammül edemiyorlar’’ diyor. Ne korkunç bir şey, ahir zamanın haline bak. Peygamberimiz (s.a.v.)’in binlerce hadiste yüzlerce kere sahabelerin yanında Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsediyor, evladından bahsediyor, müjde veriyor. Adamlar Hz. Mehdi (a.s.)’ın “M” harfini bile duymak istemiyorlar. Ahir zamanın şiddetine bak, anormalliğe bak, kafalarına çaka çaka sürekli Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsedeceğiz. Hz. İsa Mesih (a.s.)’dan her yerde bahsedin. Olsun orada mühim değil, dışarıda bahsedersin. Kahvehanede bahsedin, sokakta bahsedin, her yerde bahsedin, bunları köşeye sıkıştırın, inşaAllah. “Kısacası Mehdiyet’in ‘M’ harfini bile duymaya tahammül edemiyorlar, ‘Bediüzzaman Mehdi (a.s.) idi, Hz. İsa (a.s.) geldi, ağabeyler de gömdü’ diyorlar” diyor. Bakın görüyor musunuz terbiyesizliği? Gömülmüş Hz. İsa (a.s.) geldi, gömdü diyorlar. Bediüzzaman’a, Hz. Mehdi (a.s.) diyebilir, tamam. Muhtelif Mehdilerden biri diyebilir. Ama Hz. İsa (a.s.) geldi, gömdük demek bu çok büyük bir vicdansızlık. Bak Müslümanları nasıl atalete ve ümitsizliğe sevk ediyorlar. Mehdiyet’ten nasıl ümit kestirmeye çalışıyorlar. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın gelişinden nasıl ümit kestirmeye çalışıyorlar. İttihat-ı İslam’ı da nasıl unutturmaya çalışıyorlar. “Hayırlı günler Hocam. Ben sizi çok haklı buluyorum kim ne derse desin. Allah için yanınızdayım’’ diyor kardeşimiz.
“Hocam sizi çok seviyorum. Ben Şeyh Ahmet Yasin El-Buhari El-Bursevi Hazretleri’nin talebesiyim.” Hay maşaAllah. Öyle güzel bir kapıya gelmişsin ki, öyle mübarek bir kapıya gelmişsin ki, tebrik ederim. Arkadaşlarını da tanıştır Şeyhimizle, çok mübarek, çok dürüst, çok delikanlı, çok iyi niyetli bir insan. Gerçek mürşit, gerçek alimdir. Güvenebilirsiniz. Tarikatlar kalkmıştır. Mehdiyet’le birleşmiştir. Mevcut tarikatlar, iman hakikatleri anlatan sohbet meclisleridir artık, inşaAllah. “Ellerinizden ve ayaklarınızdan öperim. Dua ve himmetlerinizle’’ diyor. Biz sizin elinizden, ayağınızdan öpüyoruz, inşaAllah.
“Adnan Hocam geçen haftalarda Kanal 7’de dini program yapan Doç. Dr. Mustafa Karataş Hoca;‘Hz. Mehdi (a.s.)’ın geleceği tam belli değil, Hz. İsa (a.s.)’ın geleceği tam belli değil.’” Bakın, Kuran ayetlerinde 3 tane ayet var Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın geleceğine dair. Birde Kütüb-ü Sitte’nin tamamında mütevatir olarak vacib derecesinde anlatılmış Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ın geleceği. Nereye kaçıyorsunuz? “’Bu konuda hadis kitapları var ama onlara tam güven olmaz’ demiş. Buhari, Müslim,Tırmizi, İbn-i Mace, Sünen-i Nesai, Sünen-i Davud gitti. Fıkıh’ın temel kaynakları da gitti. Namazın beş vakit olduğunu biz hadis kitaplarından öğreniyoruz, onları da reddetti. Namazın beş vakit olduğu Kuran’da geçmiyor. İki vakitten bahsediliyor Kuran’da. Hadislerden anlarız biz beş vakit olduğunu. Bakın, adam onu da kenara koymuş. İnkar etse kaç para? Olay tahakkuk etmiş, olmuş. Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediği aynen çıkmış. İnkar etse ne olacak? İnkar neyi değiştirir? Mesela diyor ki; “kuyruklu yıldız çıkacak’’ demiş, çıkmış, gerçek olmuş. “İki uçlu kuyruklu yıldız çıkacak’’ diyor, o da çıkmış, gerçek olmuş. “Ramazan ayında üst üste ay ve güneş tutulmaları olacak iki kere’’ diyor, olmuş. Nereye inkar ediyorsun, nereye kaçıyorsun? “Fırat’ın suyu kesilecek’’ diyor, olmuş. “Kabe baskını olacak’’ diyor, olmuş. Bütün alametler olmuş. Yüzün üzerinde alametler olmuş, sen nereye kaçıyorsun? Görüyor musunuz paniği? Hz. Mehdi (a.s.) paniğini, Hz. İsa Mesih (a.s.) paniğini. Tam bir ekip çalışması var. Bunlar anti-Mehdi bir yapı oluşturmuşlar. Ve İsa Mesih (a.s.)’a da net tavır almış vaziyetteler. Halbuki Ehl-i Sünnet itikadının temellerindendir. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın geleceği,dört hak mezhepte de kesindir, vaciptir inanılması. İnkar ettiğinde, dinden çıkarsın, vaciptir.
Mehmet Zile; “A9 Tv’de daha çok erkek öğrencilerin sohbet etmesinin daha iyi olacağını düşünüyorum” diyor. Ben denedim, hanım kardeşlerim benim hoşuma gidiyor. Ben bu ortamı daha güzel buluyorum, inşaAllah. Bu kadın düşmanlığı, kadın karşıtlığı nedir kardeşim? Nedir bu? Hep ikinci sınıf insan olarak görmeler. Televizyona çıkartmayacaksın, sokakta gezmeyecek, konuşmayacak, ifadesi olmayacak, gülmeyecek, eğlenmeyecek, eksik etek diyecek, buçuk diyecek, yarım diyecek. Allah’tan korkun. Hz. Meryem, alemlere örnek. Cenab-ı Allah’ın tecellisi olarak, cennetin en güzel süslerindendir kadınlar. Cenab-ı Allah’ın tecellisi bir, ikincisi kadınların tecellisi. Yanlış, bu kadın muhalifliğini kaldıracaksınız.
DAMLA HANIM: Hocam sizin hazırlattığınız bir sitemiz vardı;www.dorthakmezhebegoremehdi.com.
ADNAN OKTAR: Tamam, bu adamlar, buradan öğrensinler. Mustafa Karataş Hoca, eğer ehl-i sünnet ise, zaten ikinci bir yolu olmaz. Ehl-i sünnet dışında ise, yollar Roma’ya kadar çıkar. Serbest zaten. Ona sözümüz yok. Ama hem ehl-i Sünnetim deyip de, Şii ise de, Caferi ise de, Vahabi ise de, Bektaşi ise de, Alevi ise de Hz. Mehdi (a.s.)’ı kabul durumundadır. Ama ben bunların hiç birini kabul etmiyorum diyorsa, ne ehl-i sünneti, ne Şia’yı, ne Caferiliği, ne Vahabiliği, ne Bektaşiliği, ne Aleviliği hiçbir şeyi kabul etmiyorum diyorsa, ben kendime yeni bir yol buldum diyorsa, yollar Brüksel’e de çıkar, Roma’ya da çıkar, serbest ona bir şey demiyoruz biz, inşaAllah. Ama ehl-i sünnetim diye ortaya çıkarsa, geçerli değil. Çünkü ehl-i sünnette sen mukallifsin. Mukallif olunca, mezhep imamına bağlısın. Dört mezhebin imamı da; “Hz. Mehdi (a.s.) gelecek” diyor, “Hz. İsa Mesih (a.s.) gelecek” diyor. Nereye gideceksin? Sakin ol.
Bakın, kardeşimizden söz çıkmadı. Dedik ki varsa öyle bildiğin cemaat, topluluk, yani Darwinizme-Materyalizme, küfre karşı vurucu çalışma yapan, varsa bize haber ver dedik, ses yok. Diyemiyor. Desene, hemen hizmetçisi olayım. Hemen köleleri olayım, de. Ben enaniyet, gurur yapacak bir adam değilim. Hemen ayaklarına kapanırım, öyle bir sorun olmaz. Yok. Var ama çok çok küçük gruplar halinde. Değişik yollardan çalışma yapanlar var. Doğrudan Darwinizmi- Materyalizmi, deccaliyeti direkt hedef alarak anlatan, ilmi çalışma yapan bir topluluk yok başka. İman hakikatlerini bu kadar yoğun olarak anlatan, böyle bilimle, fenle anlatan varsa söylesinler, görelim. Hepsi bizden kaynak alıyorlar, maşaAllah, elhamdülillah.
Şimdi ahir zaman, Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili şu video filmleri seyredelim, devam edelim.
VTR- Ahmet Akgündüz Hoca,Bediüzzaman Hazretleri’nin Seyyid Olduğunu İddia Ediyor.
DAMLA HANIM: Yayınımıza Ebru, Aylin, Gülşah, Michael ve bir tanecik Hocamızla devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “EsselamunAleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Sevgili Ahmet Muhammed Mustafa Hocam. Ahmet Akgündüz Hoca’nın ayıbının, aslında Mehdiyet için çok yararlı olacağını düşünüyorum. Ne zaman internette herhangi bir dini siteyi ziyaret ettiysem ya Hz. Mehdi (a.s.) hakkında çok az bilgi var, ya da sizin de belirttiğiniz gibi hiçbir bilgi verilmiyor. Ahmet Akgündüz Hoca, bence Mehdiyet konusunu kapatma amaçlı yaptığı bu toplantıdan, tam ters etki yarattı. Bu toplantı,Mehdiyet için mükemmel bir çalışma haline dönecektir, inşaAllah. Nice Mehdiyet’i görmezden gelen değerli hocalarımız, bu olayın medyada sürekli yayınlanmasından sonra ister istemez bu konuyla ilgilenmek zorunda kalacaklardır. Artık kimin talebesi olursa olsun, sayenizde gençlerin de gözleri açıldı ve daha da açılacak. Bu gençler doğruyu öğrenmek için, hocalarını köşeye sıkıştırmaktan kaçınmayacaklar. Bize Mehdiyeti açıklayın diyecekler. Yanısıra, yatkın tam Mehdiyet’e emin olamayanlar, bu konuyu daha iyi inceleyerek, inşaAllah Hz. Mehdi (a.s.)’ı, kabullenmeye başlayacaklar. Zaten büyük bir çoğunluğu Mehdiyet hakkında geniş bilgiye sahip. Olay Hz. Mehdi (a.s.) olarak tahmin ettikleri o zatın, doğru olma ihtimalinin kalplerinde korku yaratmasıdır. Hz. Mehdi (a.s.)’ı kabul etmemeleri bundan kaynaklanıyor. Ahmet Akgündüz Hoca’yı tebrik ederim. Bu toplantı için en doğru zamanı seçmek o kadar da kolay bir iş değil. Ayrıca toplantıyı iblisten kaçar gibi terk etmeleri, gelebilecek sorulara cevap hakkı tanımamaları, ne kadar haksız olduklarının bir kanıtıdır” diyor. Hakikaten apar topar, bu kadar paniğe ne gerek? Rahat rahat konuş. Direkt konuşma yasağı, aman aman örtbas edin, haydi toplantıyı bitirdik. Nereye kaçıyorsun? Kaçsan da böyle yakalarım işte. Ender kardeşimiz yazmış. Ender Varol; “Tek çözüm İttihad-ı İslam” diyor. Tabii ki. Dünyada bak her gün kan. Suriye de bakın, oluk oluk Müslüman kanı akıyor. Döve döve Müslümanları öldürüyorlar. Faili meçhullerin haddi hesabı yok. Kan gölüne döndü Suriye. İttihad-ı İslam olursa olur mu bu? Türk İslam Birliği olsa olur mu? Olmayacağı belli. Şefkat, merhamet, sevgi duyan insan, İttihad-ı İslam’ı Allah’ın emri olarak, hemen istemesi gerekir. En büyük farz görevidir. Hocam sizin var mı anlatacağınız?
DAMLA HANIM: İnşaAllah var Hocam. Güneri Civaoğlu’nun; Fransa’nın soykırım yasası kararının, sadece Sarkozy’nin Türk düşmanlığına bağlamanın doğru olmayacağını, Avrupa’da yüzyıllardır Türklere karşı köklü bir nefret duygusu geliştiğini yazmış. Bu nefretin tohumlarını Engels, Volter gibi kişilerin attığını” belirterek, Darwinist olan Engels’in Türkler için şu sözlerini örnek göstermiş; ‘Avrupa’nın en güzel toprakları ayak takımının egemenliğinden kurtarılacaktır, işin doğrusu Türklerin ortadan kaldırılmaları gerekir’” demiş.
ADNAN OKTAR: Bizden öğrendiğini, gayet belli bir şekilde anlatmak istemiş. Gerçi kelimeleri biraz değiştirmiş ama yaklaşık aynı. Tebrik ederim. Bakın yıllardan beri anlattıklarımız, aydınlarımıza nasıl olumlu etki yapıyor. Haberleri bile yoktu aydınlarımızın. İlk defa Türkiye’ye biz bunu duyurduk. İlk defa, kimsenin haberi yoktu. Darwin’in böyle fikirleri olduğunu, hiçbir aydınımız bilmiyordu, ilk defa ben duyurdum. Yazarlarımız ilk defa duydular. Ve bakın gayet güzel yazısında muhterem işlemiş. Daha önceki bantlarımıza bakın, video bantlarımıza bakın, aylarca, yıllarca biz bu konuyu anlattık. Direndiler önce, anlamazlıktan geldiler bir kısım yazarlar, sonunda olayın bir gerçek olduğu ortaya çıktı. Türk düşmanlığının kökeninde; Darwin yatıyor ve Darwinizm yatıyor. Bunu yıllarca, aylarca anlattık. Alınan neticede iyi olmuş, güzel.
DAMLA HANIM: Hocam, Belçika’dan kardeşlerimizin faaliyetleri vardı. Hollanda’dan Selami Doğu, yani sizin koyduğunuz isimle Hamza kardeşimiz ve Mustafa Temizsoy ile Belçika’dan Süleyman Öztorun kardeşlerimiz, Belçika’nın Jan şehrindeki Eyüp Sultan Cami’sinde ücretsiz kitap dağıtmışlar, maşaAllah. Kardeşlerimiz size sevgi ve saygılarını ilettiler.
ADNAN OKTAR: Ne güzel hizmet, ne güzel hizmet. O kardeşimizin mesela bir kişi o kitabı alıyor. Benim her kitabımın arkasında Darwinizmi-Materyalizmi çökerten kısa bir açıklama vardır, kısa bir bilimsel anlatım vardır. Sırf orayı bile adam okumuş olsa, konu biter. Hem imani, Kurani akılcı bir İslam anlayışını görüyor, hem kendine güveni geliyor, hem de Materyalizmin-Darwinizmin patlatılmış davula dönmesi, çok olumlu etki yapıyor. Kardeşlerimizi tebrik ediyoruz, nur saçmışlar. O bir kişiden binlerce kişi oluşacaktır. O binlerce kişiden, yine binlerce kişi oluşacaktır, inşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocam bir kardeşimizin daha faaliyeti vardı, onu da gösterebilir miyim? “SelamunAleykum,Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Hocam’’
ADNAN OKTAR: Aleykum Selam.
DAMLA HANIM: “Türk İslam Birliği Konya gönüllüleri olarak 12.02.2012 Pazar günü Konya merkez Zafer Meydanı, Kültür Park, Dershaneler Sokağı, İnce Minare Camii çevresinde kitap ve broşür dağıtımımız oldu, inşaAllah. Hocam bizler ailelerimiz ile birlikte, inşaAllah Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ın has talebeleri olmayı Cenab-ı Allah’tan istiyoruz, inşaAllah. Duanızı istiyoruz canım Hocam. Sizi tüm ruhumuzla ve Allah aşkı ile çok seviyoruz, elhamdülillah.” Ayşe Tülin Güngör, Mehmet Emre Çiftçi, Bahar Kılıç, Ramazan Başpınar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, nur bunlar nur, eti, kemiği her şeyi nur, Allah razı olsun. Allah tuttuklarını altın etsin. Allah bereketlerini açsın, kalplerine ferahlık, iyilik nasip etsin, derin iman nasip etsin, maşaAllah.
“Ben son iki yıldır yoğun olarak yaşadığım Nur talebeleri ve dersler ile ilgili bir tecrübemi anlatmak isterim Hocam. Hocam az önce yayında bahsettiğiniz Nur talebelerinden bulunduğum bölgede de bulunuyor. İman hakikatleri, Peygamberimiz (s.a.v.) ve diğer peygamberler küçük sözler kapsamında güzel dersler işleniyor. Fakat gündeme dair konulara gelince, özellikle Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) gibi konularda; ‘Üstadın,Hz. Mehdi (a.s.) olduğunu düşünüyoruz. Şu devirde başka kim varsa Ceh-Cah, Kahtani gelecek veya gelen Mehdi, Üstad’ın getirdiği Risale-i Nur sayesinde, tüm dünyaya hakim olacak’ gibi birbirinden ilginç ifadelere rastlıyoruz Hocam. Hatta ‘büyük savaşlar olacak’ dediler Hocam. Sonra bu görüşleri uzun sohbetlerde detaylı anlattıktan bir süre sonra bu seferde ‘bu kıyım İslam alemi dışında olacak zaten’ gibi ifadelerle geçiştirildi Hocam.” Şimdi bir kısım kardeşlerimiz,anlamazlıktan geliyor olabilir. Önemli değil, ısrarla anlatın, çözülecekler diyorum. Yani nereye kaçacak adamlar? Sağı tutuyorsun, solu tutuyorsun, ilerisini tutuyorsun, gerisini tutuyorsun. Bu bir kovalamaca. Onlar kaçıyor, siz kovalayacaksınız. Samimi olmaya mecbur olacaklardır. Mesela bak, Amerikan bizonunu ben biraz kovaladım, hemen soluk soluğa kaldı “Evet Hz. Mehdi (a.s.) geldi” dedi. “Arayalım mı?” diyoruz. “Yok” diyor. İmanla, irfanla, akılla, sevgiyle, muhabbetle, şefkatle İslam’ı yayacaksın kemik kafa. Asarak, keserek olmaz. Bediüzzaman diyor; “Elimizde nur var, topuz yok” diyor. Nurla, muhabbetle. Yolumuz; şefkat, merhamet, muhabbet, inşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocam, Withney Houston hayatını kaybetmiş. Yıllardır alkol ve uyuşturucu tedavisi gören ünlü sanatçı, bir otel odasında yalnız başına ölü bulunmuş. Ölüm sebebi de henüz açıklanmamış.
ADNAN OKTAR: Canım benim yazık işte. Bak bu, insanları eğlendirmek istiyor. Kendince müzik yapıyor. Fakat sevgisizlik, şefkatsizlik, merhametsizlik, takdir görmeme, onu kim bilir o güzel, ince kalbini, güzel kalbini nasıl ızdıraba soktu ki çocuk, iman zafiyeti de olunca ortada kalıp, böyle bunalıma girip, güzel canına kastetmiş. Allah günahını affetsin, inşaAllah. İmanla gitmiştir, inşaAllah. Öyle diyelim. Aklını kaybetmiş olabilir o anda Allah vermesin. Cinnet geçirmiş demek ki. Ama çocuk kim bilir nasıl bunaldı? Yazık yani. İslam’ı, Kuran’ı gelsin Cübbeli’den anlat diyorlar, Cübbeli’yi adam nasıl dinlesin? Ama mesela bu dünya tatlısı bizi dinlerdi, görseydi dinlerdi. Konuşurduk, sohbet ederdik. Çok rahat vaz geçirirdim. Gayet de neşeli, sevinçli, dışa dönük olurdu. Ama nasip değilmiş. Bunun için hızlı hareket etmemiz gerekiyor, inşaAllah.
Bir de bu kan kanseri olan minik köftelere kan kampanyası düzenleyip, bu canların kurtulma ihtimalini daha da arttıralım. Çünkü yarın bir gün kendilerine de böyle bir şey ihtiyaç olabilir. Devletimiz bu kampanyaları yürütsün. Kardeşlerimizde imkan sağlasınlar. Mutlaka öyle bir çalışma olursa, güzel netice alabiliriz, inşaAllah.
Canlarım benim gülüyorlar ama içleri kan ağlıyor bu çocukların. Çünkü inanç ya yobazlık olarak anlatılıyor, ya böyle akıl almaz hurafeler tarzında. Hıristiyanlığın anlatılış şekli zaten malum, Museviliğin anlatılış şekli malum, Müslümanlığın anlatılış şeklini görüyorsunuz. Hıristiyanlıkla-Musevilik tahrif olmuş, şimdi hak din, İslam kalmış. Hak dini anlatırken de, anlatım hurafe tarzında anlatınca, tam bunalıma giriyorlar. Allah vermesin. Onun için üzerimize çok iş düşüyor, inşaAllah.
O kan kanseri olan civcivlerin anneleri bize ara ara bilgi versinler gelişmeleri. O ufaklıkla bir teyze daha vardı, birisi daha vardı. 3-4 kişi vardı kanser olanlar. Bize ara ara bilgi versinler, bizde buradan sürekli duyuralım. Bir eksiklikleri olmasın. Onu bir şekilde buradan düzeltebiliriz. Çok şefkatle yaklaşın kardeşlerimize. Çünkü ben haberim olduğunda, var gücümle gayret ediyorum, destekliyorum. Ama aileleri de bizimle bağlantıda olsun. Bilgi versin ara ara. Çünkü benim onları tek tek arayıp bulmam o kadar kolay olmaz. Onlar bana ara ara yazılı bilgi gönderirlerse özellikle, eksik yönler nedir, neler yapılabilir, onu sürekli duyurarak netice alabiliriz, inşaAllah. Kurumlar var, kuruluşlar var, onlar iyi organize edilirse, çok güzel netice alabiliriz.
Bir de Atatürk’e kafayı takan ekip var. Sanki haşa Atatürk kaybolsa ittihad-ı İslam olacak. Sanki sorun İsrail. İsrail’in olmadığını farz et bölgede. Kırıp geçirirsiniz birbirinizi. Şiiler ayrı, Sünni kardeşlerimiz birçoğu. Hepsini tenzih ederim de büyük bölümü, İsrail sayesinde birbirlerine saldırmıyorlar. Dikkatlerini İsrail’e verdikleri için. Yoksa kırıp geçirmek için can atanlar var. Birbirini doğramak için can atanlar var. Herkes biliyor bunu. Cemaatler savaşı vs. Atatürk size ittihad-ı İslam için sonuna kadar yol açtı. Modern Türkiye’yi kurdu, demokrasiyi getirdi, istediğiniz gibi İslam'ı, Kuran'ı anlatma imkanı meydana getirdi. Yoksa cemaat savaşları, mezhep savaşları nefesinizi keserlerdi sizin. Adım atamazdınız. Yobazlar iflahınızı keserdi sizin. Nefes aldırmazlardı size, nereye konuşuyorsunuz. Atatürk Türk İslam Birliği’ni destekledi ve Türk-İslam Birliğini kurun dedi. İttihad-ı İslam’ı oluşturun dedi, Türk Birliği’ni oluşturun dedi. Engel değil, teşvik eden insandır Atatürk. Atatürk’ün hangi konuda engel olduğunu, bana bir söyleyin bakalım. Atatürk’ün bütün imkanlarını kullanıyor bunlar. Size kravat da taktırmazlardı, badem bıyıklarınızla da gezemezdiniz. İflahınızı keserlerdi sizin. Direk fasık olarak görüyorlar bıyıkla gezeni. Sakalını kesen adama söylemedik laf bırakmıyorlar. Açın bakın, çok ağırdır hükümleri. Onların görüşüne göre. Gazetenize siz resim basamazdınız. Müzik dinleyemezdiniz, kanallarınızda akşama kadar müzik oluyor. Bazı arkadaşları kastediyorum. Yurt dışında da yurt içinde de. Atatürk’le uğraşmayı bir ideal haline getirmişler kendi kafalarınca. Atatürk’e olan sevgiyi, saygıyı kaldırırsan dümdüz olacak ortalık onların kafasına göre. Daha iyi boğardınız birbirinizi, başka bir şey olmazdı. Ne İsrail engeldir, ne Atatürk engeldir. Atatürk teşvik etmiştir. İsrail de; “Türk İslam Birliği’ni oluşturun” diyor. Engel değil ki. Siz istemiyorsunuz. Yobaz takımını kastediyorum. İsrail, sen Türk İslam Birliği’ni kurdun da, engel mi oldu? İstemiyoruz mu dedi? Ne diyor İsrail? Bir şey dediği yok ki. Kur diyor. Ben de isterim diyor. Gayet memnun olurum diyor. Atatürk engel mi size? Atatürk var gücüyle Türk Birliği için uğraştı, İttihad-ı İslam için uğraştı, aydın Türkiye için uğraştı, demokrasiyi getirdi. Bak, Grand tuvalet takım elbise ile geziyorsunuz. Atatürk sayesinde geziyorsunuz öyle. Kravatınızdan sizi asardı yobazlar, Allah esirgesin. Sen sakalını tıraş edip gezeceksin, onlar da seni seyredecekler. İflahınızı keserdiler. Atatürk olmasaydı bunların başına neler gelirdi bunların bir listesini çıkaralım da, bunlar bir anlatsınlar. Evirip çevirip tembelliklerini, korkaklıklarını ve güçsüzlüklerini, Atatürk'e yüklüyorlar. Atatürk olmasaydı işte şunu yapardık, bunu yapardık. Zaten tembelsin, zaten korkak, ürkeğin tekisin. Gölgenden korkuyorsun. Hımbılın tekisin. Atatürk ile ne alakası var? Atatürk aydınlık, müreffeh, demokratik Türkiye ve cumhuriyetin kurulmasına sana imkan tanıdı, bize imkan tanıdı. Ve düşmanlardan da Türkiye’yi de kurtardı. Türklük diye bir şey bırakmayacaklardı, Anadolu diye bir şey bırakmayacaklardı. Ne anlatıyorsunuz siz? Diyanet İşleri Başkanlığı’nı siz mi kurdunuz? Atatürk kurdu. İlahiyat fakültelerini kim açtı? İmam hatipleri kim açtı? Buhari’yi kim tercüme ettirdi? Elmalı tefsirini kim teşvik etti? Anadolu’ya on binlerce Kuran’ı kim dağıttı? Türk İslam Birliği’ni coşkuyla ısrarla kim savundu? Bunlara cevap yok.
Bu sahtekar narcıların yaptıkları tavırlar ile ilgili bana baya bir yazı geldi kardeşlerimizden. Daha da göndersinler. Ziya Kamer. Benim Topkapı ziyaretimle ilgili olan resimlerimi görmek istiyormuş. “Sayın Ağabeyim, dedikleriniz tek tek çıkıyor, inşaAllah. Batman’da bir aile çocuğuna Che ismini vermiş.” Stalin’in ismini de verir, Lenin’in ismini de verir o kafayla. Komünist propaganda yapılırsa, devlet de Darwinist-materyalist eğitim yaparsa, böyle olur. Ama tabii devlete de şimdi hükümetin yapabileceği bir şey yok. Bu politikasına karşı, bu duruma karşı hükümetin de yapabileceği pek bir şey yok gibi görünüyor. Vakıflar, dernekler, halkın çalışması gerekir. Darwinist-materyalist felsefeyi bir kere resmi olarak devletin yapısına oturtmuşlar. Hükümetin sökeceği gibigörünmüyor. Çünkü Allah yarattı diyemiyor hükümet, devlet bunu diyemiyor. Ama “tesadüfen yaratıldı” diyor devlet. “Darwinizm-Materyalizm doğrudur” diyor. Ama Allah yarattı diyemiyor devlet. O yüzden, hükümetten bir şey beklemenin bir anlamı olmadığı anlaşılıyor. Var gücümüzle biz anlatacağız, inşaAllah.
“MaşaAllah, yanınızdaki hanımlar dünya güzeli Hocam” diyor, bir hanım kardeşimiz yazmış. “Bu arkadaşları özel olarak mı çıkarıyorsunuz münafıkları çatlatmak için?’’ diyor. Doğru demişsin, maşaAllah.
“Hocam, Ahmet Akgündüz’ün toplantısı hakkında daha ayrıntılı bilgiyi sizden öğrenmek istiyorum. Nedir bu olay?’’ Çok şahane. Kavga olur ya, sonra “Ağabey ne oldu burada?’’ falan. “Programınızı takip ediyorum ve bu zamana kadar gönderdiğim mesajlar neden okunmuyor diye merak ediyorum’’ diyor. Bu sevimlinin mesajları niye okunmuyor? Elektronik seçiliyor yazılarınız. Bazen aynı kişi defalarca rast geliyor. Bazen de bazı kişiler hiç rast gelmiyor. Artık nasip.
DAMLA HANIM: Hocam, Malezya ile ilgili bir haber var, okuyabilir miyim? Malezya’nın çok okunan haber sitelerinden, MalaysianInsider’da, Zurairi Ar isimli yazarın;“Evrimin Ret Edilmesi İlimin Ret Edilmesi” başlıklı bir makalesi yayınlandı. Makaleyi yazan kişi evrime inanıyor Hocam. Bu yazıda Malezya hükümetinin kendi kanalı olan İslami Tv EL Hicrah’ta, belgesellerinizin yayınlanmasını eleştiriyor kendisi. Yazıda;“2004 yılında yapılan araştırmalarda evrime inanmayanların yüzde 21 olduğu, 2008 yılında ise evrime inananların oranının yalnızca yüzde 17 olduğu ortaya çıkmış.” Hocam sizin de bildiğiniz gibi Malezya sizin eserlerinizin en yaygın olduğu, ayrıca en yoğun konferans düzenlenen ülkelerden birisi, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne yapmışım? Kodumu oturtmuşum, vurdum mu yamultmuşum. Bakın, Darwinist diye bir konu kalmamış. Pinpon topu gibi aşağıya gitmişler. Kısa bir ara verelim, devam edelim.
VTR-Atatürk’ün Türk İslam Birliği İle İlgili Sözleri.
DAMLA HANIM: Yayınımıza Ceylan, Semra, Gülşah, Ebru ve bir tanecik Hocamızla devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Özetle kardeşlerimiz, bizi sevenler sabırla bu anlatımlara devam edecekler. Mermerin üstüne bile sürekli su damladığında, oyulur mermer, inşaAllah. Çok güzel netice alacağız. Tabii bir anda güçlü bir imanı, güçlü bir vicdanı herkesten beklemek zordur. Her cemaat, her topluluk, hatta birçok siyasi oluşum ile kendi liderini, kendi başını Mehdi olarak görür. Bu da onların şevkini arttırır. O bizim aleyhimize olan bir şey değildir. Yeter ki Mehdiyet gündemde olsun. Adamın kendi şeyhini Mehdi bilmesi, kendi hocasını, kendi sevdiğini Mehdi bilmesi aleyhte bir şey değildir. Mehdiyet’in konuşulmaması; anormaldir, anormal bir tavırdır. İlla falancıyı Mehdi kabul et demek çok yersiz. Mesela diyor ki; “ben kendi hocamı Mehdi gibi görüyorum.” İyi tamam, maşaAllah. Hadisleri okuyabilir miyiz? Okuyalım. Bütün ulemanın, bütün büyüklerimizin Hz. Mehdi (a.s.) hakkındaki görüşlerini okuyalım, anlatalım. Varsın hocasını Mehdi bilsin. O şevkle zaten Mehdiyet, iyice yayılacaktır. Mehdiyet’i anlatan, illa falancı şahsı Mehdi bilecek diye bir konu yok. Öyle olursa, o başarılı olamaz. Mesela birçok Saadetli kardeşimiz, Erbakan Hocamızı ömrü boyunca Hz. Mehdi (a.s.) olarak bilmiştir. Ne mahsuru var? Gayet güzel. Bence de bir nevi Mehdi’dir, Erbakan Hocamız. Ne mahsuru var? Şevk verir, heyecan verir, mücadele azimlerini arttırır. Mesela Haydar Baş Hocayı talebeleri, Hz. Mehdi (a.s.) biliyorlar. Şevkini arttırır. Ama tabii o topluluğun iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı kesin tavır alması durumunda takdir edebiliriz. Tavır almamaları durumunda takdir etmemiz zor, inşaAllah. Mesela Bediüzzaman’ıHz. Mehdi (a.s.) bilir. Ama yeter ki anlatsın. Ama anlattırmıyorsa bu olmaz. Çünkü Mehdiyi bilecek adam, hadisleri yasaklayacak, olmaz. Mesela Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ın talebeleri öyle bilebilir, Şeyh Nazım KıbrısiHocamız’ı bilebilir. Bunlar hep hayır, bereket getirir, aleyhte olmaz, inşaAllah. Gündem olması çok önemlidir. Başka ne var konu?
DAMLA HANIM: Hocam, Mehmet Şevket Eygi Hocamız; “Elbette dindar bir nesil yetişmesi gerekir ve lazımdır” konulu bir yazı yazmış. “İstediği dindar neslin ümmet şuuru olan, ihlaslı, adaletli, eğitimli, şehir, medeniyet ve terbiyesine, görgüsü ve nezaketine sahip, yani bedevi kültürü değil, medeni kültürü olan, sanat ve estetiğe önem veren, asla harama girmeyen, evliya ahlaklı bir nesil olarak” tarif etmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne güzel anlatmış, maşaAllah, elhamdülillah. Çok efendi insan. Başka ne var?
DAMLA HANIM: Milli Eğitim Bakanımız Ömer Dinçer’e, dün “dindar nesil tartışması hakkında düşündükleri” sorulmuş. Soruya şu şekilde cevap vermiş: “Dindar nesil konusunun anlamı şudur; Türkiye de herkes kendi çocuğunu nasıl yetiştirmek istiyorsa, bu fırsatı ortaya koymalıyız. Ben Milli Eğitim Bakanı olarak şahsen, Türkiye’de herkesin kendi arzu ettiği eğitime sahip olabileceği fırsatı verebileceğimiz modeli düşünebiliyorum kafamda. Türkiye de bu konuda eşitsizlik ortadan kalkmalı. Dindar nesil tartışmasında bu zemin üzerinde anlamak gerekir. İlk Okuldan itibaren her çocuk kendi tercihini yapabilmeli” demiş.
ADNAN OKTAR: Mesajı vermişler arkasından da böyle çok demokrat bir üslup kullanmışlar, süper olmuş, baya güzel. Çünkü Hükümeti tek yanlı eğitimci, baskıcı, totaliter bir kafaya sahipmiş gibi göstertmeye kalkıyorlar, halbuki hükümet, tam anlamıyla demokrat. Bıraksınlar bu edebiyatı. Bakın, üslup ne kadar güzel. Herkes kendi fikrinde özgürdür, hürdür özetle bunu anlatıyorlar. Çok güzel, kimsenin de lafı sözü olmaz. Ama bizim gönlümüzde dindar bir nesil yatıyor diyor. Ama anladığımızda da, herkes istediği gibi kardeşini, istediği insanı, çolunu çocuğunu yetiştirebilir. Herkes kendi fikrinde hür yaşarsa bu bizi mutlu eder diyor. Tamam, istenen de budur zaten. Başka neler var?
DAMLA HANIM: Sedat Laçiner;“Türkiye’de İslam dinini hiç bilmeyen, Kuran’ı hiç okumamış birçok aydın ve halktan da birçok kişi olduğunu” söylemiş. “Batıda ömründe hiç İncil okumamış yada kiliseye gitmemiş Hıristiyan bulamazsınız. Ama Türkiye’de modernleşmek için dinden uzaklaşmak gerektiği düşüncesi hakimdir. Bu nedenle Türkiye’de hayatında camiye uğramamış, namazı bilmeyen veya hiç Kuran okumamış aydın tipi çok yaygındır” demiş. “Dolayısıyla toplum için asıl tehlikenin, bu din cahilliğinin olduğunu” belirtmiş.
ADNAN OKTAR: Güzel söylemiş, maşaAllah. Her şeyi bilsin insanlar. Marksizm’i de, İslamiyet’i de, Museviliği de bilsin. Genel kültürlü olması, insanların çok mükemmel bir şey. Dar kültür zararlı olabiliyor, tehlikeli olabiliyor. Zaten Kuran’a göre de insan, hem Hıristiyanlığı bilmesi gerekir, hem Museviliği bilmesi gerekir, putperestliği bilecek, müşrikliğin ne olduğunu bilecek. Kuran Musevilikten bahsediyor, adam Museviliğin ne olduğunu bilmiyor. Allah Tevrat’tan bahsediyor Kuran’da, adam Tevrat’ın ne olduğunu bilmiyor. Tevrat’ı, İncil’i hepsini bilecek Müslüman. Müthiş bir genel kültüre sahip olacak.
Ama kardeşlerimiz, ben bir daha söylüyorum Saadetli kardeşlerimize, Mustafa Kamalak Hocamız’ı böyle hiç yerine koyarak, yokmuş hükmünde görerek hareket ederlerse, ben buna karşıyım. Bu bir fitne olur, çok anormal bir tavır olur. Çünkü demokratik seçimle partinin başına gelmiş çok mübarek, muhterem, müberra bir insan, çok kaliteli, klas bir insan. Ve özellikle Erbakan Hocamız’ın isteğiyle, desteğiyle, tavsiyesiyle o göreve gelmiş bir insandır. Yani aksi hareketi ben makul görmem. Hocamızın yapacağı hizmetler var, güzel hizmetler var. Fatih de o arada yetişiyor, yetişecektir,inşaAllah. Ama parti yönetimini, partideki büyükleri, büyük ağabeyleri, değerli kardeşlerimizi ehemmiyetsiz görüp, üç beş tane genç bir araya gelip, meydan okuyan bu değerli dava insanlarını hiçe sayan bir üslup kullanırlarsa, ben bunu kabul etmem. Burada benim bir saygımda olmaz, desteğimde olmaz. Ama büyüğünü seven, büyüklerine saygı gösterten, hürmet eden, amacı hizmet olan, hizmet için gayret eden, Allah için şefkati, merhameti, sevgiyi esas alan, dünya hırsı olmayan bir bakış açısı olursa, bunu var gücümle desteklerim. Var mı, göreyim. Abartmak anormal bir hareket olur, hiçbir şeyi abartmamak lazım, ifrata kaçmamak lazım. İfrat, tefrit bunlar önemli konulardır. Saygıda, hürmette, nezakette, vefada ve sadakatte, çok titiz olmak lazım. Saadet Partisi, Erbakan Hocamızla gitmedi. Şerefli dava arkadaşlarıyla gitti. O değerli insanlar ne çileler çektirler. Beraber Erbakan Hocamızla hapis yattılar, ne ızdıraplar, ne günler geçirdiler. Dolayısıyla bütün bunları unutup, onları kenara iten bir politikaya tevessül eden olursa, şahsi olarak beni yanlarında göremezler, söyleyeyim.
Göster. MaşaAllah, çok iyi olmuş.
İşte benim istediğim buydu. Bu şekilde olması. Bu, Fatih’e partinin güzel mensuplarının, güzel sahip çıkışıdır. İstediğim film tarzı da buydu, kast ettiğim bu. O coşkunun, o muhabbetin Fatih’e göstertilmesi, sahip çıkılmasıdır. Bu vefa gösterisidir, sadakat gösterisidir. Ve Erbakan Hocamız’a olan sevginin gösterilmesidir. Yakışmış, olmuş, bu sefer tamam. En az böyle olması lazım, bir dahaki sefere yıksınlar salonu, inim inim inleyecek böyle coşkunun çok şiddetli olması lazım, daha dahadaha, inşaAllah. Tarif ettiğim gibi olması lazım,inşaAllah.
Esra Avcı; “SelamunAleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.“Seyyid Muhammed Arslan Hocam, biz Şeyh Nazım el Kıbrısi el Hakkani Hazretleri’nin talebesiyiz. Şeyhimize doktor gönderdiniz, onunla ilgilendiniz, gösterdiğiniz ilgiden dolayı çok teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun sizden, Allah size güç, kuvvet versin canım Hocam. Sizi çok seviyorum ve sohbet grubumuz olarak sizi çok seviyoruz, Allah sizi muzaffer kılsın canım Hocam, nur gibi güzel ellerinizden öperim canım Hocam, Allah sizi başımızdan eksik etmesin, Esra Avcı.”
Şeyhim bana;“Adnan oğlum, doktorları on gün sonra yine göndersin” demiş. Takip ediyorsunuz değil mi?
DİDEM HANIM: Evet ediyorum. Bir hafta sonra önümüzdeki hafta çarşambaya gidecekler.
ADNAN OKTAR: Önümüzdeki hafta Çarşamba, on gün o zaman mı doluyor?
DİDEM HANIM: Evet, öyle anlaşmışlar zaten ama bu arada da telefonda sürekli bağlantı halindeler.
ADNAN OKTAR: Tamam, inşaAllah.
Çok sevimli. “Hocam Topkapı Sarayı’na yaptığınız ziyaretteki resimleri göstertiniz de aklıma geldi, acaba alıştırma turlarımı atıyorsunuz” diyor. “Allah bizi emanetleri almaya gittiğiniz zamana da yetiştirsin, inşaAllah. Kızmayın Hocam, emanetleri almaya gittiğiniz zaman derken” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.) ile birlikte gittiğiniz diyeyim de, en azından kızmazsınız,inşaAllah” diyor.
“Sayın Hocam bir mümin nasıl olur da hem Mehdiyet’i savunur, hem de Atatürkçü olur izah eder misiniz?” Mustafa. Aklına tuz, biber ekeyim senin. Bu ne biçim kafa Mustafa? Atatürk olmadan,Mehdiyet olabilir miydi, bunu bana bir anlat bakayım. Gel burada konuşalım seninle. Ben seni göstermeyeceğim, söz. Gel karşımda konuşturacağım. Hz. Mehdi (a.s.)’ın yapacağı görevin çok büyük bölümünü Atatürk yapmıştır. Yani Hz. Mehdi (a.s.)’ın yapabileceği bir şey değil o yobazlığı kaldırmak. Çok zordur yobazlık, yobaz kafa. Türk gençliği mesela sakal tıraşı oluyor, bluejean giyiyor, filinta gibi geziyorlar. İflahlarını keserlerdi yobaz düşüncede iflahlarını. Memurlarımız işe kravatla gidiyor. Hepsini asarlardı kravatla yobazlıkta. Yani yobazlığın ne olduğunun farkında değil bu keratalar. Mesela Mustafa’ya baksak, o da bluejeanla falan orada burada geziyordur. Atatürk’e borçlu şu özgürlüğünü. Müzik dinliyoruz. Bitmiştik yani müzik dinlerken, asarlar adamı müzik dinliyorsun diye, fitne çıkarıyorsun diye direkt asarlar. Ve modern giyinecekler, böyle rahat rahat konuşacaklar. Mümkünü yok, imkanı yok konuşamaz. Atatürk, tahmin edemeyeceğin derecede imkan sağlamıştır. Tahmin edemeyeceğin şekilde demokrasiye, insan haklarına, özgürlüğe zemin izhar etmiştir. Şu an İngiliz komiserliğinden izin alıp, toplantı yapabilecektik. Şu an İstanbul, İngiliz hükümetinin kontrolü altında olacaktı. Sıkıysa git toplantı yap. Zaten yaptırmazlar. Böyle sohbet yapamazsın ki. Antalya’ya gidemezsin, İtalyan işgali vardı. Güneydoğu’ya gidemezsin, Fransız işgali vardı. Ege gitmişti. Yunanistan’ın kontrolüne geçmişti. Uyuyorsunuz siz. Ben inanamıyorum size, aklım hayalim almıyor size. Hz. Mehdi (a.s.) bunlarla mı uğraşacaktı geldiğinde? Bu işgali kırmak için mi uğraşacaktı? Yobazlarla mı uğraşacaktı? Allah kolaylık sağladı işte. Hem işgal kalkmış oldu. Hem yobazların dili burulmuş oldu. Yobazlar ucuzcudur, hazıra konmak isterler. Çok sahtekardır yobazlar. Hep ucuzcudur. Hem korkak, hem ürkek, ama bir netice alınacak bir şey olduğunda, en öndedirler hemen. Çok kıldır tavırları, çok gıcıktır.
“Hocam, hanım arkadaşlarımız sanki dünya güzellik yarışmasına katılmışlar gibi, maşaAllah’’ diyor, inşaAllah.
Onur Çakır; “Sayın Adnan Hocam, geçenlerde programınızı izlerken su istediniz ve su kadehi kelimesini kullandınız. ‘Kaç kadeh kırıldı?’ şarkısı ile devam ettiniz. Kadehin sadece içki içilen nesne olduğunu bildirir, saygılarımı sunarım” diyor. Ben de teşekkür ederim, bizi aydınlattığın için. Kadeh Kuran’da geçiyor Kuran’da. Kuran’da cennet bardağının adı; kadehtir. Cennet bardağı, sen kadehe baya bir alerji göstermişsin ama. Kimi içki içer, kimi meyve suyu içer. Evde kimisi günah işler, kimi namaz kılar. Çatalla kimi domuz eti yer, kimi koyun eti yer. Çatalın ne günahı var? Bardağın ne günahı var? Onur kafayı aç.
Yakup Yılmaz, Irak Süleymaniye’den yazıyor, aferin. Siz anlatmaya devam edin, gerisine karışmayın. “Bir hafta kadar önce bir Nur Cemaati’nin okumasına katıldım. Okumadan öncesinde ve sonrasında oradaki bir ağabeyle yaptığımız görüşmede, Hz. Mehdi (a.s.) konusundan alabildiğince kaçıyorlar. Zaten Bediüzzaman Hazretleri’ni, Hz. Mehdi (a.s.) olarak kabul ettiklerini ima ediyorlar, hatta resmen de söylüyorlar. Risale-i Nur’da,Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili açıklamaları sorduğumda, kaçamak cevap veriyorlar. Bunların önemli olmadığını, hatta Risale’deki haberlerin teferruat olduğunu söylüyorlar.” Yakında bunlar Bediüzzaman’ı ret ederler. Risale-i Nur’u da ret ederler. Allahualem çizdiler. İnşaAllah. “Ayrıca Risale-i Nur okunmasında bir kişi okuyor, 20 kişi takip ediyor. Birçoğu da bir şey anlamadığını resmen söylediler. Risale-i Nur’u anlamasalar bile, okumadaki bereketin maneviyatlarını yükseleceklerini söylüyorlar, bereketlerinin artacaklarını söylüyorlar. Daha önce geçen yıl katıldığım bir toplantıda Nur Cemaatinde önemli bir yerde olan bir ağabey de;‘Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili haberlerin teferruat olduğunu’ söylemişti. Ahmet Ağabey gittikten sonra, muhabbette ‘Risele-i Nur’da teferruat diye bir şey olmayacağını’ üstüne basa basa söylediğimde de, oradaki başka ağabeyler de, bu arkadaşın görüşünün yanlış olduğunu kabullendiler” diyor. Devam edin, her yerde gündeme getirin. İlla dershanede değil. Dershane dışında, dershane içinde, bunları sürekli köşeye sıkıştırın. Bakın, şu kitapta bütün detaylı bilgiler var. İnternetten de indirebilirsiniz bu kitabı; Hz. Mehdi (a.s.) ve İttihad-ı İslam. Global’e nasıl müracaat ediliyor? İnternette adresi var değil mi? Tamam, Global’den istesinler. Nasıl kolay ulaşabiliyorlar mı? www.globalkitap.com dan ulaşabilirler, internetten almak için kitapları. 444 444 1. Çok iyi, telefon kolaymış. Ama internetten çok kolay indirirler. Ama kitap da çok şahane olur, acayip kızdırıcı olur. Bakın, buradaki konuları ezberleyin adeta. Sürekli soru sorun. Acayip kızdırırsınız, inşaAllah.
Bakın, mesela diyor ki: “Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli lâm’lar ve mim ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zâtlar ise, Hazret-i Mehdî’nin şakirtleri olabilir.” ‘Bir asır sonra’;Bediüzzaman’ın bu açıklaması; 2010 tarihine işaret ediyor.
MaşaAllah, “SelamunAleykum Mübarek Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Akgündüz’ün konuştuğu toplantıdaki bazı ifadeleri Risalelerde ararken, kaynak olarak bir yüksek lisans tezinden hareket ettiğini gördüm. Okumadım ama oradan faydalandıklarına göre, Mehdiyet’i kapatmak, Mehdiyet’i örtmek amacıyla yapılmış bir çalışmadır. Dosyayı size gönderiyorum. Belki biliyorsunuz, başında şöyle diyor: ‘Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İlahiyat Anabilim Dalı İslam Mezhepleri Tarihi Bilim Dalı Said Nursi’nin Risalelerinde Mehdilik Telakkisi,’ yüksek lisans tezi olarak hazırlanmış.” Bunu da alalım, orada da neler var, onu da tarif edelim. Yani Marmara çırası gibi yandı Allahualem yobaz takımı. Buradaki arkadaşlarımı tenzih ediyorum da ben, bu narcılar, narcı demek; ateşçi demek, bunlar ızgaralar yani, inşaAllah.
“Bu elektronik cihaz bir gün arızalansa da maillerimiz o mübarek elinize geçse, o güzel ellerinizden öpse” diyor. Yani öpsek diyebilir, çünkü dini konular var, onları tenzih ederiz, inşaAllah.
Bilge Sinan; “Hocam, Atatürk’ü çok doğru anlatıyorsunuz.”
“Hocam, yıllar yılı kitaplarınızı ve yayınlarınızı takip ettim” diyor. Ubeyd Döner.
“Sayın Hocam, evrim konusunda kendilerinden emin olan öylesine çevreler var ki, etrafta konuştuklarında mangalda kül bırakmıyorlar adamlar. Söz konusu şahıslar, sizden ve eserlerinizden bahsedince adeta sağır ve dilsiz oluyorlar.” Yamuluyorlar demek istiyorsun, maşaAllah, aferin. Darwinistlerle karşılaştığınızda tartışma değil de, ‘Harun Yahya’yı tanıyor musunuz Beyefendi’ dersiniz? Bir tansiyon ayarı yapın önce, sadece onu diyeceksin. Böyle atıp tuttuğunda Darwinistler, ‘Harun Yahya diye birisi var’ dersiniz, ‘tanıyor musunuz?’ O kadar, gerisine gerek yok. ‘Bir kitabını okudum da’ dersiniz. Allahualem pır kaçacaklardır, inşaAllah.
Bakın şimdi kardeşlerimiz ezberlesinler. Şu Darwinist kızdırmak, münafık kızdırmak, birde narcı kızdırmak bunlar çok şahane şeyler. Bak tekrar ediyorum, münafık kızdırmak, narcı kızdırmak, birde Darwinist kızdırmak çok şahanedir, tavsiye ederim yani, inşaAllah.
Bak diyor ki Bediüzzaman: “O ileride gelecek acib şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pişdâr bir neferi olduğumu zannediyorum.” Narcılar ne diyor biliyor musunuz? ‘Bediüzzaman burada yalan söyledi’ diyorlar, ‘yani dünyanın en gelişmiş yalancılarından biri’ diyorlar -haşa- Bediüzzaman için, ‘yüzlerce sayfa yalan söylüyor’ diyorlar, ‘aldatıyor sizi’ diyorlar. Mesela ‘Hz. İsa Mesih (a.s.) gelecek diyorsa, o sizi kandırıyor öyle’ diyorlar, ‘aslı yok onun, yani sizin gönlünüzü almak için söylüyor, öyle bir şey yok, Adetullah’a aykırı’ diyor. Fethullah Hocamız’ın da ağzından onu yazmışlar. Fethullah Hoca’nın ben böyle bir şey dediğine inanmıyorum. Ben bizzat kendisine bir arkadaş gönderip sorduracağım. Hocam sizin adınıza böyle yazıyorlar diye. Bediüzzaman’ın sözünü, Kuran’ın hükmünü Fethullah Hoca bu şekilde çarpıtmaz. Bediüzzaman sizi aldatıyor, size yalan söylüyor demez. Bir şey var burada, bir acayiplik var. Yazıda diyor ki, ‘bak Fethullah Hoca’nın yazısını yazıyoruz’ diyor. ‘Hz. İsa (a.s.)’ın gelişi Adetullah’a aykırıdır, böyle bir şey olmaz, o ölmüştür’ diyor. ‘Bediüzzaman’ın böyle demesinin sebebi de, Müslümanların inancı bu şekilde olduğu için, onların kalbini kırmamak için, sanki onların inancındanmış gibi göründü, onları öyle aldattı kandırdı, onları avutuyor o şekilde, aslında öyle bir şey yok, şeklinde bir yazı. Bunu da Fethullah Hoca yazdı’ diyorlar. Fethullah Hoca böyle bir şey yazmaz. Bunu Hocamıza ben tekzip ettireceğim birisini gönderip. Bir oyun var, anlayamadım ben bu oyunu, nedir zorları anlayamadım.
Şimdi mesela diyor ki bakın; “İsevilik ve İslamiyet; İttihad neticesinde” birleşme neticesinde, “dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken.” Diyorsunuz ki, ‘belini kırdı küfrün.’ Nerenin belinin kırılması? Belinin kırılmasından kastettiği Bediüzzaman’ın, o devirde etkileri azaldı anlamında diyor, belinin kırılması o, etkisi azaldı, yani eski şiddetinde değil. Mesela dersin ki, hastalığın beli kırıldı, yani şiddeti azaldı. Hastalığı geçti demek ayrıdır, beli kırıldı demek ayrıdır. Bak ne diyor ahir zamanda olacak olay için; “İsevilik ve İslamiyet; ittihad neticesinde,” birleşme neticesinde, “dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken.” Daha galebe edip dağıtma olayı hiç olmamış, “daha olacak” diyor. Ne zaman? “Hıristiyanlarla Müslümanlar birleştiğinde” diyor, “birlikte hareket ettiklerinde olacak” diyor. “Bu istidatta iken alem-i semavattacism-i beşerisiyle bulunan” maddi cismiyle bulunan, etiyle kemiğiyle bulunan, “şahs-ı İsa Aleyhisselam,” Hz. İsa (a.s.)’ın bizzat kendisi, “o din-i hak cereyanının başına geçeceğini” Hıristiyan aleminin başına geçeceğini, lider olarak başlarına geçeceğini, kumandan olacağını “bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Şey'inva'dineistinad ederek haber vermiştir.” Şimdi burada diyor ya, ‘yalan söylüyor’ diyor Bediüzzaman ve Fethullah Hoca’nın ağzından bunu söylüyorlar, ‘yalan söylüyor sizi aldatıyor Bediüzzaman’ diyorlar. Bu yalanmış, yani şuradaki konuşma, bizi oyuna getiriyormuş Bediüzzaman -haşa-, Allah’ta -haşa- yalan söylüyor demeye getiriyorlar. Bakın, “Muhbir-i Sadık” kim? Resulullah (s.a.v.), “bir bir Kadir-i Külli Şey’” kim? Cenab-ı Allah, “va’dineistinad ederek,” üç ayeteistinad ederek, “haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Sey' va'detmiş elbette yapacaktır” diyor. Adamlar ne diyor? ‘Yok öyle bir şey, kandırıyorlar sizi’ diyor. Bilmiyorum yani, ya deccaliyet büyük bir oyuna getirdi Fethullah Hocamız’ı, yani büyük bir oyun oynanıyor, o canımız Hocamızı orada esir aldılar Allahualem, onun adına böyle şeyler söyleniyor. Çünkü deccal onu tehlikeli görüp, hapsetmişte olabilir, bir şey olmuş. Kardeşim sen bunu bir dedin mi bitti, Kuran’ı da reddetmiş olursun Allah esirgesin. Üç ayeti reddediyorsan gitti, dinin imanın kalmaz. ‘Oyun oynuyorBediüzzaman size’ diyor, ‘yalan söylüyor’ diyor yazıda ve ‘Fethullah Hoca diyor bunu’ diyorlar. Fethullah Hoca bunu der mi? Bütün ömrünü İslam’a adamış insan.
O yazının kaynağını çıkart, ben burada da göstereyim. Fethullah Hocamız’a Amerika’ya iki üç kişi gitsin, “Hocam” desinler, “bak sizin adınıza böyle diyorlar, bunu tekzip edin, biz de yayınlayalım” desinler.
Birde diyor ki Fethullah Hoca’nın ağzından; ‘Adetullah’amünafidir, olmaz Hz. İsa (a.s.) gelmesi mümkün değil’ diyor. Bak ne diyor Bediüzzaman: “Evet, her vakit semâvattan melâikeleri yere gönderen” melaikeler, yere gönderiyor ya diyor Allah, “ve bazı vakitte insan suretinde vaz' eden (Hazret-i Cibril'in Dıhye suretine girmesi gibi) “insan suretinde geliyorlar ya gökten diyor, “ve ruhanîleri âlem-i ervahtan gönderip” ruhani varlıkları ervah aleminden gönderip, “beşer suretine temessül ettiren,” insan şeklinde dünyaya gönderen, “hattâ ölmüş evliyaların çoklarının,” mesela Abdülkadir Geylani, diğer büyük evliyaların, “ervahlarını cesed-i misaliyle” aynı cesedi gibi, aynı varlığı gibi görüntüsüyle, “dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelâl, Hazret-i İsâAleyhisselâmı, İsâ dinine ait en mühim bir hüsn-ü hâtimesi için,” en büyük neticesi için, ama güzel neticesi için, “değil semâ-i dünyada cesediyle bulunan” gerçekten ölmemiş olan ve cesediyle, cismiyle gökte bulunan, “ve hayatta olan” ölmemiş olan, “Hazret-i İsâ, belki âlem-i âhiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten” bir kısım narcıların dediği gibi, “ölseydi,” diyor Bediüzzaman, hakikaten ölseydi, “yine şöyle bir netice-i azîme için ona yeniden ceset giydirip dünyaya göndermek, o Hakîmin hikmetinden uzak değil.” Öyle bile olsaydı yine gelecek diyor, dediğiniz gibi olsa bile gelecek diyor, yani öldü deseniz de gelecek diyor. “Belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için vaad etmiş ve vaad ettiği için elbette gönderecek” diyor. Fethullah Hoca’nın ağzından ne diyorlar? ‘Bu bir aldatmaca’ diyor. ‘Böyle bir şey yok. Müslümanların böyle bir zannı olduğu için eskiden beri gelenek, nezaketen, adaban, edeben böyle bir şey söylemiştir, böyle bir şey yok, Adetullah’a aykırıdır’ diyor. Bediüzzaman’daKütüb-ü Sitte’den, sahih hadislerden ve üç tane Kuran ayetinden örnek veriyor ve bolca delillerle söylüyor. Yüz sayfa kadar hem Mehdiyet, hem Hz. İsa (a.s.)’ı anlatıyor. ‘Yok, tamamı geçersiz onların’ diyorlar. Biraz daha üstüne de gidersen, ‘Bediüzzaman’da insandı, hata yapabilir’ diyor, biraz daha üstüne gidersen, ‘Bediüzzaman’ın vakti geçmiştir’ diyor. Ne gerekiyor diyoruz, ‘şaşar beşer-Faruk Beşer var, ne gerek var kardeşim’ diyorlar. Bir şey var, benim anlayamadığım bir olay var. Bediüzzaman’ın ölüm yıldönümünde, Zaman Gazetesi’nde tek kelime yazı çıkmadı, tek kelime. Adamın kedisi ölüyor, ona bile ertesi yıl anma yapıyor bir şey yapıyor, kedisine bile anma yapıyor. Bediüzzaman gibi son bin yılın en büyük müceddidinin ölüm yıldönümünde tek kelime anmadılar. Ben gece yarısı anlatınca,utandıkları için, gece iki üç gibi internete koydular Bediüzzaman’ın ölüm yıldönümü diye. Geçtikten sonra ama bakın, gün geçtikten sonra. Bir şey var, benim anlayamadığım bir şey var.
Bakın diyor ki Bediüzzaman: “Risale-i Nur öyle kökleşmiş ki; inşâAllah hiçbir kuvvet Anadolu'nun sînesinden onu çıkaramaz. Tââhirzamanda,” bakın kendisinden ta ileriki zamanda, ta ahir zamanda, “hayatın geniş dairesinde” internet, radyoların, televizyonların olduğu dönemde, “Risale-i Nur’un asıl sahibleri.” Bak kardeşlerimiz bunları ezberlesin, bu narcılara sürekli bunu hatırlatsınlar. “Risale-i Nur’un asıl sahipleri, yani” yani diyor bak, “yani Mehdi ve şakirdleri” talebeleri, “Cenâb-ı Hakk'ın izniyle gelir,” ileride gelecekler diyor, ne zaman? “Ta ahir zaman da gelir, o daireyi genişlettirir” mevcut daireyi genişlendirir “ve o tohumlar sünbüllenir” mevcutlar gelişir, “bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.” Ben o anda ölmüş olacağım diyor Hz. Mehdi (a.s.) geldiğinde diyor. Bunu sorsunlar, her gördükleri yerde narcılara söylesinler.
Kardeşim bakın biz bilimsel yönden diyoruz. Darwinizm-Materyalizme karşı çalışma yapan var mı diyoruz. İslam’ı, hadisi, Kuran’ı anlatan var mı anlamında demedik ki, siyasi çalışma yapan var mı demedik ki. Siyasi çalışma yapan da var, fakat bizzatdeccaliyete karşı, Darwinizm-Materyalizme karşı etkili ilmi mücadele yapan var mı dedik. Yok, olmadığı belli. Keşke olsa da tabi olsam, ne güzel olur, iftihar ederim.
Bakın şimdi narcıları böyle çatır çatır çatlatacak şeyler söyleyeceğim size. Bunları her tuttuğunuz yerde yakalayın. Bakın diyor ki Bediüzzaman: “Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki,” bak narcıları çatlatmak için bir tane daha, Bediüzzaman’ın sözü, “Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki,” yani siyasi cereyanlar, “herşeyi kendi hesâbına aldığı için,” yani hep kendinden yana olaylara baktığı için, “farazâhakîki beklenilen” bakın beklenilen demiyor, hakiki beklenilen, “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zât” bir asır sonra, kendisinden bir asır sonra. Bunu söylediğinde; 1936, bir asır ekle; 2036-dünya hakimiyeti devri. Ne zaman gelecekmiş? “Bir asır sonra” diyor, “hakiki beklenilen” diyor. Narcılara sordun mu ‘yok sizi aldatıyor’ diyor, ‘hep kandırıyor ya sizi Bediüzzaman, hep yalan söylüyor ya, burada da yalan söylüyor’ diyor, ‘bana mı güveneceksin’ diyor, kemik kafalı herifler gözümün içine baka baka yalan söylüyorlar. Burada da yalan söylüyormuş Bediüzzaman, ‘hep yalan söylüyor’ diyorlar. Bakın; “Bu hakikatten anlaşılıyor ki,” yine narcı taş kafalara bunu da söyleyebilirler kızdırmak için, “Bu hakikatten anlaşılıyor ki” diyor Bediüzzaman, “sonra gelecek o mübarek zat,” ne zaman geliyormuş? Sonra gelecek mübarek zat, şahs-ı manevi değil, mübarek zat, “Risale-i Nur'u bir programı olarak neşir ve tatbik edecek" Risale-i Nur’u, onların gizledikleri narcı sahtekarların gizledikleri, Mehdiyet’le, Hz. İsa (a.s.)’la, ahir zamanla, İttihad-ı İslam’la ilgili gerçekleri cayır cayır radyolardan, televizyonlardan gürül gürül anlatacak diyor. Bir daha okuyorum. Ama narcı sahtekarlar, taş kafalar burada da Bediüzzaman yalan söylediğini söylüyorlar, “hep yalan söylüyor alışmış” diyorlar -haşa-. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki sonra gelecek o mübarek zat” sonra gelecek diyor, geldi demiyor bak sonra gelecek, “o mübarek zat” şahs-ı manevi değil zat, “Risale-i Nur Külliyatını bir programı olarak neşr ve tatbik edecek.” Yani radyolardan, televizyonlardan konuşacak, dergilerinde, kitaplarında her yerde yayınlayacak, yazacak. Gizlemenize karşı o da açıklayacak diyor taş kafalı narcılara, inşaAllah.
Benim kanaatim bu kitabı almanız şart, açıkça söyleyeyim. Bir daha söylüyorum; Hz. Mehdi (a.s.) ve İttihad-ı İslam. Ya indirin internetten, çünkü bütün özlü bilgiler hepsi var, adamları kızdıracak her şey var.
Bakın diyor ki: “Hem bu üç vezaifi birden” yani hem siyaset, hem diyanet, hem saltanat, “bu üç vazife birden bir şahısta, yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor.” Benim zamanımda diyor, bu üç vazifenin birden yapılması-ki,Hz. Mehdi (a.s.) yapacaktır bunu diyor, mümkün değil imkansız, olamaz diyor. Bakın çok net, ne şahısta olabilir, ne cemaatte olabilir, hiçbir şekilde olmaz, bu zamanda olmaz diyor. Peki ne zaman olur Üstadım diyoruz? Söylüyor bakın diyor ki: “Ahir zamanda” diyor, ne zamandaymış? “Ahir zamanda Al-i Beyt-i Nebevi'nin (a.s.m.) cemaati-i nuraniyesini temsil eden” yani Ehl-i Beytin temsilcisi, lideri olan, “Hazret-i Mehdi'de” şahs-ı manevide değil bakın, Hz. Mehdi’de ve cemaatindeki şahs-ı manevide” cemaati var; Hz. Mehdi (a.s.) var ve cemaatindeki şahs-ı manevide, yani o fikir sisteminde, “ancak içtima edebilir.” Şimdi adamlar ne yapıyorlar? Şahs-ı maneviyi alıyor, geriye ne kalıyor? Cemaati ve Hz. Mehdi (a.s.) kalıyor. ‘Onlar kalsın’ diyor. Deli misin sen? Bu bütün bu. ‘Hz. Mehdi (a.s.)’ı almayalım’ diyor, ‘cemaatini de almayalım, şahs-ı maneviyi alalım’ diyor. Sahtekarlık yapma, sahtekarlık yapma, yobazlığın alemi yok. Hz. Mehdi (a.s.) var, cemaati var; Mehdi ve cemaati olunca tabii şahs-ı manevi olur. Şimdi ben varım, sizler varsınız, bir şahs-ı manevi oluyor, Hz. Mehdi (a.s.) öncüsü olarak bizler de, değil mi?Ben yokum, siz de yoksunuz,şahs-ı manevi var, nasıl olacak bu, hava mı konuşacak burada? Üçkağıtçılık yapmayacaklar. Tam adamına çattılar, artık böyle gevrek sesleriyle adam kandırmaca yok, nerede olsa tepelerine bineceğim, tabii ilimle fenle.
DİDEM HANIM: Hocam, birhatırlatma yapabilir miyim?
ADNAN OKTAR: Evet.
DİDEM HANIM: Global kitabı ararken başına 0216 eklenmeyecek, 444 444 1 aranacak sadece, inşaAllah
ADNAN OKTAR: Kitap mı isteyeceğiz? ‘Hz. Mehdi (a.s.) ve İttihad-ı İslam.’ Ama acele davrananlar, hemen internetten indirsinler, inşaAllah. Yahut imkanı olmayan hemen internetten indirsin. Şahane kitap. Silkeleyeceğiz, çırpındıra çırpındıra, bunları böyle istavrit gibi kızartacağım.
Çoktan beri yobaz saldırısı var da, münafık saldırısı yok. Allah Allah, ne yaptım ben bu münafıklara. Bekliyoruz. Gelin de bir teker teker yamultayım sizi. İlimle, fikirle bilgiyle tabii, inşaAllah.
Yarın inşaAllah görüşürüz hadi bakalım. Selamlar. İnşaAllah-u Rahman-Allah’ın izniyle yarın görüşeceğiz.
Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...