A9 TV; 6 Şubat 2012
(Vücuttaki elektrik mucizesi hakkında)
Vücuttaki elektrik, evet o garip. Çünkü vücuda elektrik verildiğinde her yerde hissediliyor normalde, herhangi bir elektrik verildiğinde öyle bir izole edici sistem yok. Yani yapısında öyle bir şey yok. Ama milyarlarca kablo, trilyonlarca kablo birbirine hiç zarar vermeden, elektriğini bozmadan, elektrik kaçağı olmadan mükemmel tarzda akımı iletiyor. Normalde olmaması lazım. Çünkü izole değil. Diğer sinirlerin hepsi içiçe, hepsi birbirine değiyor. Her yer birbirine değiyor. Fakat hiçbir şey olmuyor. Hepsi iç içe aynı yerde. Bu üstünden geçip-gittikleri bir konu.
(İçişleri Bakan’ı İdris Naim Şahin’in BDP’ye Hitaben “Bu toprakları kimse bölemez. Böldürtmeyiz. Edirne’den Hakkari’ye bir bütündür bu topraklar...” şeklinde güzel bir konuşma yapması hakkında)
Allah Allah, Bakan coşmuş, maşaAllah. Bayağı güzel konuşmuş. Ağzına sağlık, maşaAllah. Elhamdülillah. Güzel,maşaAllah. Gelişmeler iyi.
(Diyanet İşleri Eski Başkanı Sayın Ali Bardakoğlu’nun, sadece ibadetlerin önemli görüldüğü ama İslam ahlakının geri plana atıldığı bir dindarlığın gerçek dindarlık olmadığına dair yaptığı açıklaması ve “Aydınların şehirli dindarı yetiştirme konusunda başarılı olamadığını ve bu konuya önem vermek gerektiğini” söylemesi hakkında)
Bak, şimdi Mehdiyet’in ana noktasına yaklaşmış. Çok güzel bir söz söylemiş. Bak, şehirli dindarı yetiştirme konusunda ilk atağı, ilk kıvılcımı, ilk anlamlı faaliyeti yapan biziz. Türkiye’de bu konunun adını koyan da biziz. Bizden sonra şehirli dindar imajı her yere yayıldı. Bizden sonra olmuştur bu. Diğer cemaatlerde de bu şekilde oldu. Diğer topluluklar da böyle oldu. Aksini de hiç kimse söylemez. Net ve açık bir gerçektir bu.
Şehirli dindarla dünya hakimiyeti olacaktır. İslam’ın dünyaya hakimiyeti şehirli dindarla olacaktır. Hayati bir nokta olduğu için hoca efendi söylemiş, konuşmuş. Bunu hep birlikte göreceğiz. Bütün dünya şehirli dindar olacaktır. İslamiyet medeni bir dindir, şehir dinidir, asıl şehirde yaşanır. Şehirlilerin yaşayacağı, kaliteli insanların, aydınların, aklı başında insanların yaşayacağı bir dindir.Fakat tabii cahil insanlar da yaşıyor, onlar da bizim kardeşlerimizdir. Fakatcahil insanlarla dünya hakimiyeti olmaz. Aydınlarla olur, kültürlü, entelektüel kesimle olur.
Bir de köy ruhu vardır. Onun bir tatlılığı vardır, kendine has bir sevecenliği vardır. Fakat etki gücü çok zayıftır. Yani bir nevi Bedevi kişiliğin, Bedevi yapının yansımasını bunu içinde bazen görebiliriz. Gücü yoktur. Ama şehirli ruhunda, kültürlü, entelektüel ruhta vurucu güç çok yüksektir. Ama köyünde erdemi vardır, arifliği vardır, bilgeliği vardır fakat istenen gücü yoktur. Şehirliliğin istenen gücünü Allah’ın izniyle oluşturuyoruz. ...Köylerden arifler çıkar, veliler çıkar. Ama dünya hakimiyetini sağlayacak insanlar ancak şehirli kültürüyle oluyor. Bunu bileceğiz.
(Şehitlerimiz ve şehit aileleri hakkında)
Niye üzülelim? Üzülmeyiz. Şehitliğe biz seviniriz. Niye üzülelim? Yanlışlık var. Üzülmek; zaten adamların amacı onu sağlamak. Biz niye üzüleceğiz? Çanakkale’de koçyiğitlerimiz şehit verdiğinde üzüldük mü? Malazgirt’te üzüldük mü? Uhud’da, Hendek’te üzüldük mü? Üzülmedik. Şehitlikte ibadet sevinci vardır, ibadet hayrı vardır, ibadet sevabı vardır. Dolayısıyla ibadet sevabından dolayı üzülmeyiz.
Devletimiz bir banka hesabı açsın.Bizim haberimiz olsun bundan millet olarak. Kolay bir para yatırma şekli. Biz şehitlerimize yardım etmek istiyoruz. Ne kadar şehit var? Mesela 100 bin diyelim. 100 bin şehit ailesi var. 100 binine eşit olarak o para sürekli paylaştırılsın. Aylık gidip oradan çeksin. Banka hesap etsin. Senin hesabına düşen bu ay şu kadar. Mesela 100 bin şehit ailesine 100 bin lira varsa orda, bin lirasını alsın. Yahut ne kadarsa onun payına düşen onu alsın. Böyle bir sistem olsun.
Ortadoğu karışacak, söyleyeyim. Bayağı bir olaylar olacak. Ülkelerin şekli şemaili değişecek. Mehdiyet’e direnen her ülke batacak, her ülke.Mehdi’ye direnen her ülke batacak, İsa Mesih’e direnen her ülke batacak.
Suudi Arabistan var şimdi,Suudi hükümeti. Hepsi değil, içlerinde Mehdiyete gönül verenler var, ben biliyorum ama orasıda yıkılacak. Oradaki rejim de yıkılacak. İran sahte Mehdi inancında olduğu için İran da bölünecek.
Mehdiyete her direnen parçalanır.Ama Mehdiyetten yana tavır koyarsa bereket bolluk olur. Mesela Türkiye’deki bereketin nedeni, hükümetin bereketinin nedeni Mehdice tavır almalarındandır. Ve tam Mehdiyete uygun hareket etmelerindendir. Barışı, sevgiyi, demokrasiyi savunmaları, İttihad-ı İslam’ı alenen savunmaları, Türk İslam Birliği’ni alenen savunmaları, herkesin dindar olmasını alenen savunmaları aleni bir Mehdiyet hareketidir. Çok aleni, çok nettir Mehdiyethareketi. O yüzden de Allah muazzam bir bereket veriyor. Şimdi netleşmiş %53 gibiydi, şu an %54. Hükümetin gücü gittikçe artacaktır. Sırf Mehdiyet bereketiyledir. Eğer Mehdiyete tavır almış olsaydı hükümet yerle bir olurdu söyleyeyim. Anında çökerdi.
Mesela iddia edilen Ergenekon terör örgütü Mehdiyete karşı kurulmuş bir deccal komitesidir. Allah yerle bir etti. Acayip güçlüydüler, tepmez devrilmez bir imparatorluk gibi görünüyorlardı. Allah rezil rüsva ederek, aşağılayarak yerle bir etti. Ve daha da yerle bir olacaklar.
Hakim dokunulmazlığının zırhını bunların üzerinden kaldırmak lazım. Hakim dokunulmazlığının zırhı bir tek bu camiada muazzam bir hareket kabiliyeti sağladı. Hükümeti zamanında çok zor duruma getirmeye kalktılar iddia edilen Ergenekon terör örgütü, yargı içerisindeki elemanlarıyla. Büyük komplolar, büyük oyunlar hazırlamaya kalktılar. Bu kadar pervasız, niye böyleler? Niye bu kadar arsızlar? Sebebi dokunulmazlık. Yargı dokunulmazlığı. Sayıları çok az ama her yerde oluyor. Ordunun içinde de çakal çıkıyor, mahkemeler, hakimlerin içinden de çıkabiliyor, halkın içinde de her yerden çıkabilir, poliste de çıkabilir. Ama dokunulmazlık zırhıyla bunların korunması, bu tiplerin korunması çok tehlikeli olur. İyi hakimleri dokunulmazlık zırhı korusun ama karaktersizi korumasın. Ona bir sistem ayarlansın, bir plan hazırlansın, bir yöntem hazırlansın.
Bence sigara konusu öyle iyi vurgulanmıyor. Sankli hafif, orta birşey, normal. Çok büyük bir felaket, milli felakettir sigara. Yasaklandı, daha çok içiyor çocuklar. Daha havalı zannediyorlar onu bu sefer. Genç kızlar, erkekler, liseli çocuklar hepsinin elinde sigara görüyorum, birçoğunda yaygın. Büyük bir felakettir. Sigara aleyhtarı kampanyayı kat kat arttırmak lazım. Hükümette, vakıflar, dernekler, şahıslar her yerde.
(“Evrim Teorisi’ne karşı sağlıklı çalışma yapan sadece siz ve ekibiniz var. Neden ülkemizde birçok insanımızın imanını zedeleyen ve insanları türlü türlü vesveselere düşüren bu teoriye karşı ilahiyatçılarımız bir şey yapmıyor” mailine cevap)
İlahiyatçıların epey bir bölümü yani bayağı bir bölümü evrim teorisini destekliyor. Darwinistleri destekliyor. “Hep beraber aynı fikirdeyiz biz de zaten” diyor. Biz olmasak ortalığı birbirlerine katacaklardı. Bütün Türkiye’yi Darwinist, materyalist yapmaya kalkmışlardı. Allah korudu, maşaAllah.
Piyasada birçok hoca efendi birçok kişi, “her yeri Mehdiler doldurdu, işte birçok sahte Mehdi var” falan. Hiç mahsuru yok. Bilakis faydası var. Çünkü Mehdiyeti onlar sürekli gündemde tutarlar. Yani sahte Mehdilerin tedirgin edici bir yönü yok. Mehdiyeti sürekli duyurtuyorlarinsanlara. Duyulmasını sağlıyorlar.
Deccal bile Hz. Mehdi (as)’ye hizmet eder. İstese de istemese de. Çünkü “Kuran doğru değil” diyor. O zaman adam merak ediyor. “Ne demek istedi bu“ diyor. Açıyor. Mehdiyetten cevabını alır. Ama hiç ses olmazsa adam uyur. Bir insan uyuyabilir. Ama birisi onu irrite etti mi, acayip bir fikir ortaya attı mı, onun cevabını arayacaktır. Heyecanla, gerçeğini arar bulur o zaman. O yüzden hepsinde hayır var.
Mesela bak Suriye’ye karşı Türkiye’nin elleri kolları bağlı. Gece gündüz adamlar katliam yapıyorlar. Suriye gençliği de ayakta. Fakat Suriye gençliğinin ne istediğini bir sorun bakalım? Söylemiyorlar İttihad-ı İslam olduğunu. “Esat rejimi gitsin.” Tamam gitsin. Yerine ne gelsin? Onu da söylemiyorlar. Sadece “yıkılsın” diyor. Tamam, yıkılsın gitsin doğru. Yerine geleceği söylesene. Ne istediğini söylesene. Mısır’da mesela o Tahrir Meydanı bilmem ne falan dediler Tahrirci kardeşlerimiz. Tamam, hükümeti yıktınız, güzel. Ne istiyorsunuz? Hiç. İstediği hiçbir şey yok. “Rahat olmak istiyoruz” diyorlar. Allah sana rahatlık vermez. Yan gelip yatacak, öyle bir şey yok. Bol para olsun, bol yiyecek olsun. Gezip tozup yan gelip yatalım. Olmaz. İttihad-ı İslam’ı istiyorsan yollar sonuna kadar açılır. Allah’a hizmeti istiyorsan yollar sonuna kadar açılır. Öbür türlü canın bağrın yanar. Feci şekilde canları yanar. Hiç kurtarırı yok. Suriye’de de öyle. Adını koysunlar, ne istediklerini söylesinler. Bak o zaman ne oluyor.
Mesela “Yarabbi bize Hz. Mehdi (as)’yi gönder. İsa Mesih’i gönder. İttihadı İslam’ı bize nasip et” desinler,Suriye’deki rejim anında yıkılır. Ben size anahtar kelimeyi söylüyorum. “Yarabbi bize İttihad-ı İslam’ı ver” desinler. Sokağa çıksınlar, bunu söylesinler. Pankartlara bakıyorum. Mesela Türkiye’de baktım pankartlara, bu Suriye Büyükelçiliği önünde gösteri yapıyor kardeşlerimiz, işte “Suriye’deki zulme son.” İşte "hepimiz bu akan kanlarda sorumluyuz.” Ona benzer. Ama tek kelime “İttihad-ı İslam’ı istiyorum” yok. “Türk İslam Birliği’ni istiyoruz” tek kelime yok. “Allah Müslümanları birleştirsin” tek kelime yok. “ Yarabbi bize Hz. Mehdi (as)’ı nasip et” tek kelime yok. Sadece “Suriye’deki zulme son.” E zulüm bitti diyelim. Sonra ne olacak? Rahat edecekler. Allah rahatlık vermez. Allah bizi buraya yan gelip yatalım diye göndermedi dünyaya. Biz imtihana geldik.
Burası çocuk oyuncağı değil dünya. Burası imtihan yeri. Değil mi? Allah diyor: “Eğer eğlenme yeri olsaydı, ben onu şanıma uygun yapardım” diyor. “Eğlenmeye gönderdim” demiyor ki Allah. Bu kadar detay, sonsuz sayıdaki detay, bir avuç insan eğlensin diye yapılmadı. Bunu kavramakta zorluk çekiyorlar. O yüzden bir kör dövüşü oluyor.
(Sayın Adnan Oktar Şeyh Nazım Hocamızı ve şeyhimizin yanına giderken olması gereken adabı anlatıyor)
Müslüman böyle olur. Her şeyde örnek Şeyh Nazım Hocam. İttihad-ı İslam’ı istiyor, Mehdi (as)’ı istiyor, İsa Mesih’e kavuşmayı istiyor. Bayağı samimi. Dürüst Müslüman böyle olur. Mütevazi, mazlum, saygılı, sevecen, neşeli. Enaniyet yok, kibir yok. Dünya tatlısı maşaAllah. Yatakta bile hastalanmış, acayip şeker, orada da habire tebliğ yapıyor maşaAllah coşkuyla.
Yalnız şeyhimizin yanına Allah rızası için grip olanlar, nezle olanlar gitmesinler. Yahut, Allah vermesin zatürre oluyor, oraya gidiyor. Kardeşim delirdin mi? Zatürre olup oraya gidilir mi? Yahut akciğer enfeksiyonu var. Gidilmez. Elini oraya buraya sürüyor, bilmem ne. Gidiyor şeyh efendiye sarılıyor. Git bir elini-yüzünü yıka, tertemiz ol. Hiçbir hastalığın yoksa tamam, olur. Hocamız da şeyhimiz de kabul ettiyse nezaketiyle, rahatsız etmeden az vaktini alarak tabii. O çünkü hürmetkar. Yani sana “git” demez. Bir de selamunaleyküm deyip direkt gitmek. Gittiğinde orada bir çok insan var. Orada yiyenler var, içenler var, bilmem ne. Hocamız bir darphanesi yok ki. Kendi halinde, mazlum bir insan, mütevazi bir insan. Gittiğinde oradaki misafirleri ağırlayacak bir şeyler yap. Ağzı açık gidip oraya oturuyor. Kim bakacak oradaki insanlara? Sen gittiğinde işte sen hizmet et. Oraları sil, süpür, bakımını yap. Orada hizmetçi mi var sana hizmet edecek? “Yapsın” diyor. Olur mu öyle şey? Giderken oradaki insanların bütün ihtiyacını karşılayacak şekilde gitmesi lazım gidenin. Yani benim canım şeyhimden hepsini istemek çok büyük vicdansızlık ve zulümdür. Çok büyük terbiyesizliktir. Gittiğinde oradaki insanları ağırlama görevini sen al. Sen üstüne al. Niye şeyhimizi mecbur kılıyorsun? Bu nasıl bir edep, adaptır? “Selamunaleyküm, ben geldim. “Evlenmek istiyorum”, “işim yok.” Neredeyse 90 yaşında benim şeyhim. Onlarla mı uğraşacak? Vicdana bak, akla bak! Hakkıyla vicdan.
(“Yobazları nasıl tanıyabiliriz?” sorusuna cevap)
Yobazın ana özelliği sevgisi yoktur. Sevgisizdir yobaz. Nefret ehlidir. Herkesten nefret eder. Kendinden de nefret eder ol alçaklar. Herkesten nefret eder. Enaniyetli olur. Kibirli olur. Vahamet derecesinde sevgisizdir. Sevgiyi bilmez yobaz. Çok sevgisizdir. Sadece nefreti anlatır. “Asalım, keselim, öldürelim. İşte Musevileri keselim, Hıristiyanları keselim, Şiileri keselim, Bektaşileri keselim, Alevileri keselim, Vahabileri keselim.” Hep kafası kesme, biçme üzerinedir yobazın.
(Kaddafi) Böyle kan revan isteyenler hep kan revan içinde ölüp gidiyorlar.Barışı sevgiyi isteyenler de Cennet hayatı gibi oluyor dünyaları da, ahiretleri de. Allah bize Cennet yurdunu esas kılmış. Cennette kan var mı? Yok. Nefret var mı? Yok. Sevgi ve muhabbet var. Allah dünyada da bunu istiyor. Allah sevgiyi muhabbeti istiyor.
Bir daha söylüyorum. Benim iltifatım bana mahsus.Ben naz ehliyim. Bütün kadınlara karşı ben müthiş coşku doluyum, acayip sevgi doluyum ama naz ehli olduğum için bana böyle hürriyet var, ben izinliyim inşaAllah. Herkese gitmez bu.Önüne gelen önüne gelene söyleyemez, olmaz o inşaAllah. Bana serbest inşaAllah.
Çok oksalat vardır çayda. Zarar verir böbreklere. O riski vardır. Yani çay içenin bol su da içmesi gerekir. Bir de demiri tutar vücuttaki. Demir alımını engeller. Öyle bir riski vardır. Onun için bol bol çay içmek zannedildiği gibi... Pek tavsiye etmem. İlmi bir gerçek bu.
(Başbakanın “dindar bir nesil özgürlüklere saygılıdır, farklı düşüncelere, inanç gruplarına da saygılıdır ”açıklaması ile ilgili)
Başbakan iyi insan, aklı başında, bayağı güzel,Mehdiyetin ruhunu iyi yaşayan bir insan. Hem takva. Hem titiz. Mesela Alevileri de sever, Bektaşileri de sever, Şiileri de sever, Vahabileri de sever. Sünnidir. Titiz. Ehl-i sünnettir. Tam bizim anlattığımız model işte. Gayet güzel. Özgürlükçü. Avrupa’yı da kucaklıyor,Hıristiyanları da kucaklıyor, Musevileri de kucaklıyor. Herkese karşı şefkatli.
2012-02-09 12:27:07