Adnan Oktar'ın 7 Şubat 2012 tarihli A9 Tv röportajından
ADNAN OKTAR: Cafer Kayalar, şehit babası, yine şehit babalarından yazılar geliyor. Dün de şehit ailelerinden yazılar geldi. Kardeşim bir avuç şehidimiz var; Allah rızası için ben Başbakanımızın elini öpüyorum, bu konuyu halledelim Allah rızası için. Şehitlerimiz bizim iftiharımız, sokaklarda göğüslerinde madalyalar kocaman 24 ayar altından, çocukları göğüslerini gere gere gezecekler. Biz onları görünce, tüylerimiz diken diken olacak heyecandan, sevinçten. Biz gerekirse fakir olalım, onlar zengin olsunlar, bu bizim onurumuz olur. Nasıl mesela devlet büyükleri bakımlı olunca hoşumuza gidiyor Türkiye’yi temsil ettiği için; onlar da bizim yiğitliğimizi temsil ediyor, delikanlılığımızı, cesaretimizi, vatanseverliğimizi temsil ediyorlar. Adeta paraya boğalım, bize bir banka hesabı versinler, para yatıracağız ve dağıtmak istiyoruz, bu kadar. Ama dün anlattığım gibi, parayı yatıran ister ismini yazsın, ister yazmasın, yazılsa daha iyi olur. Ne geçiyorsa eline; ay sonunda toplanan miktar şu, mesela iki trilyon geçti; tam müsavi bölüşüp, şehit ailelerine dağıtalım, neyse ne, az veya çok, hiç eksiltme azaltma yapmadan. Gönlümüz coşar, daha da artar. Bazen imkanımız olmaz az olur ama gönlümüz ferah olur. Hiç olmazsa bu rahatsızlığı çekmeyiz. Şehit aileleri de çok nezaketliler, seslerini çıkarmazlar senelerden beri benim canlarım. O dedeler, anneanneler perişanlar, sürünüyorlar, seslerini çıkarmazlar. Mesela gidiyoruz şehit ailelerine, bayrak asılı artık o da solmuş. Yaşlı nine: “Benim de evladım vardı on yıl önce şehit oldu” diyor. “Ne yiyorsun anne?” diyorsun. “Bulgur çorbası” diyor. Berbat bir evde yaşıyor, duvardan sıvalar dökülüyor. Niye böyle olsun? Çünkü bu çocuklar, bu koç yiğitler, bu canlarımız milletin ve devletin ırzını, namusunu, haysiyetini, şerefini korumak için; vatanı, milleti, dini, imanı, bayrağı korumak için, körpecik canlarını veriyorlar Allah rızası için, gözü kara. Biz onlara maddi imkan sunmayı mı çok göreceğiz? Canını vermiş o, ama adam parasını veremiyor. O Mehmetçikler, benim canlarım canlarını veriyorlar, can azizdir. Seni korumak için, vatanı, bayrağı, ırzını korumak için. Vatan bölünmesin diye canını veriyor. Sen de malını ver hiç olmazsa. Böyle paşalar gibi dört ense yaşayacağına, daha iyi zayıflarsın, rejime girmiş olursun, az ye, günde yediğin yemeğin yarısını ye. Hem sana sağlık sıhhat da gelir. Ver onu şehit ailelerine, dağıtalım.
“Sayın Adnan Hocam, ben şehit babasıyım. Zaman zaman hep kendime sorarım, her şeyin haberi yapılıyor da, şehit aileleriyle ilgili neden hiç haber yapılmıyor diye.” Adamın ağzının tadı kaçıyor tabii niye yapsın, yapmaz, keyfini kaçırıyor. “Neden hiç şehit ailelerinin mağduriyeti sorulmaz. Bu nedenle size bu mektubu göndermek istedim. Adnan Hocam, ben evladımı 1996 yılında 20 yaşında askerde şehit verdim.” Benim koçumu, canımı 1996’da şehit vermişler. “Ben köylü biriyim, tek gelirim taşım toprağımdı.” Yani tarımdan. “Annesi halı dokuyarak, ben de küçük terzi dükkanında ufak tefek işlerle çocuklarımızı yetiştirip büyüttük. Sonra askere gönderdik.” Bakın annesi eliyle halı dokuyor, görüyor musunuz benim annemi. Terzi dükkanında arada sırada biri gelecek de, bir şey dikecek. Zaten fakir, müşteriler de fakir, oradan ne para alacak ki? “Sonra askere gönderdik. Adnan Hocam, babalar hissedermiş ya, askerliğine on gün kala şehit oldu.” Ah benim koç yiğidim. Bayağı da güzel yazmış maşallah, bunu Başbakanımıza da gönderin. Kardeşimizden izin alalım, bu mektup çok şahane yazılmış. Ne işi, hayır iş verirsin de ne işi? Çalışmasın dedem, 70 yaşında çalışması mı olur? Anneye yeniden halı tezgahı mı açtıracağız, anneye bakacağız tabii ki biz. Bir banka hesabı istiyoruz, bu kadar. Yani bütün Türkiye’deki bütün bankalardan yatırabileceğimiz bir hesap. Bir kanala yatacak, sürekli ekrandan görülecek bu, bilgisayar ekranında, yattığı an. Mesela şu saatte şu kadar para yattı diye gösterecek. Aileler de gelecekler, aylık “Selamun Aleykum, payımı istiyorum payım neyse.”
Kuran’da var; gaziler için, mücahitler için pay vardır, ayet, Kuran ayeti, Allah’ın emridir bu. Sadaka vermiyoruz, zaten mecburuz, Allah’ın ayeti bu. Sadaka olarak ayrı, o da verilir. Sadaka oraya gitsin, zekat oraya gitsin, fitre oraya gitsin. Ama ayet var, askere para veriliyor, Kuran ayeti, özel olarak hüküm var, Allah’ın hükmü var. Bu hüküm uygulansın işte, Allah’ın bu hükmü. Ahlak bu, kişilik, bir vicdan borcudur bu. Gönlümüz ferahlar kardeşim, rahatlarız. Mesela bir tencere pilav yarım tencere olsun, daha iyi kilo verirsiniz. O anneye rahat bir katkı olur, anneye yeniden tezgah mı kurduracağız, dinlensin evde. Gitsin parasını alsın, banka hatta götürsün versin onlara, bankanın memuru evine götürüp versin. Yaşlı amcalar var, bankanın önünde sıraya giriyorlar, ne alaka? Bankanın kuryesi koysun çantaya, bir kişilik maaş değil mi, belinde silah var zaten yanında koruma, polisle beraber “Selamun Aleykum dedem, amcacığım, şerefli dedem benim payını getirdim, Allah bu kadar takdir etti bu ay” neyse o, o kadar. Bunu yapalım inşaAllah, her yere dilekçe olarak verelim ilgili kurumlara, dün söylemiştim.
Cafer Kayalar, şehit babası diyor: “Adnan Hocam çıkarılacak olan yasa şehitler arasında evli-bekar ayrımı yaparsa, biz bekar şehitlerin aileleri kendilerini dışlanmış ve sahipsiz bırakılmış hissedeceğiz.” Bekar-evlisi olur mu bunun? Bu çok acayip bir laf, ne alaka? Çok çok acayip bir şeydir bu. Cevap vermeyeyim ben buna en iyisi.
“Lütfen bu tarz yasalar hazırlanırken şehitlerin rütbelerine göre veya evli- bekar oluşlarına göre ayrıma gidilmesin.” Doğru. Kardeşim şehidin rütbesi mi olur? General diye mi ahirette karşılanacak, er diye mi karşılanacak; şehit şehittir, toprağın altında hepsi aynı. Takvasına göredir rütbesine göre değil ki. “Bütün şehit ailelerine eşit şekilde sahip çıkılsın, vatan uğruna verilen can ortak ve tektir.” Çok güzel yazmış, maşaAllah Cafer Hocamız. Şahane yazmış, mükemmel. Bunu film haline getirip yayınlayabiliriz. Çok güzel yazmış kardeşimiz, maşaAllah.
Bir de kardeşim parayı verip “Hadi dedem evine gidebilirsin.” olmaz. Bir kere şehit ailesi, nezakettir, aile büyüğü olur mahallede,aile büyüğü olmuştur artık. Sık sık evine gidilir kapıdan, “Baba emrindeyim, bir emrin var mı?” diye sorulması lazım. Mesela bir yere gidecek, hemen “Buyurun arabama” al götür, hastaneye gidecek “Hemen götüreyim” de. Kendi baban olduğunda götürüyorsun, kendin olduğunda götürüyorsun. O artık senin de babandır, yani manevi babandır. Hepimize ait bir insan, ha bizim evladımız, ha onun evladı, ne fark eder, aynısı. Mesela akşam “Yemeğe bekliyoruz” diyeceksiniz, gir koluna değişik bir ev hoşuna gider. Veyahut akşam hoşlarına gidecek bir yemek yap, “Hocam, Allah daha da iyisini nasip etsin, elimden gelen bu” deyip götür. Ne kadar güzel olur, bereket gelir, güzellik gelir. O bir “Allah razı olsun” desin. Gitmiş mağazaya mesela annem üstüne kıyafet alıyor, oturup fatura mı yazacaksın yani. “Allah razı olsun, bereketin yeter” diyeceksin. Eğer oradan para alıyorsan, benim sana diyeceğim yok. O Allah rızası için, vatanı milleti korumak için canını verecek, ırzını namusunu korumak için, dinini imanını korumak için canını verecek; sen de ona makbuz kesip Katma Değer Vergisi ile beraber parasını alacaksın. Bilmiyorum, nasıl bir vicdan olur ben anlayamıyorum. Ver; bereket gelir, güzellik gelir; dağıt. Taksi şoförü kardeşlerim var benim can onlar, fakir çocuklar; koskoca yazmış diyor ki: “Şehit ailelerinden ücret alınmaz.” Çam sakızı çoban armağanı derler ya, o benim canım fakir haliyle-ki, çok zor şartlar altında çalışıyor taksi şoförleri, acayip zor, hem riskli hem zor çok çileli- yardım etmeye çalışıyor. “Ben şehit ailesiyim” diyecek, o da bedava götürecek. Bu kadar fedakar benim milletim. Şimdi burada bizim acayip zenginlerimiz var, parayı ne yapacağını şaşırıyor adam. Ceketini yakıyor alemde eğlencede, nerelere harcanıyor paralar boş yere. Para geliyor, ne yapsak acaba diyor. İşte ver şehit ailelerine, Allah üstünden belayı alır, hastalık gider üstünden bela gider. Felaket insanın üstüne gelir, sadaka verirsin, gider. Ondan sonra gidip hastane parası veriyorlar, ver işte onu.
DAMLA HANIM: Hocam, İstanbul’da taksicilik yapan bir kardeşimizin haberi vardı, şehit ailelerinden para almıyormuş.
ADNAN OKTAR: Bakın, benim canıma görüyor musunuz? Ucu ucu yaşayan insanlar benim canım. “Şehit ailesine ücretsiz” Koskocaman da camına yazmış. Görüyor musun benim koç yiğidime, arslanıma.
DAMLA HANIM: Hocam, bir de Tokat’ta bir lokanta sahibi gazi ve şehitlerden para almıyormuş. Onun da haberi vardı.
ADNAN OKTAR: Bak bak, lokanta, o da öyle, ucu ucuna geçinen insanlar. MaşaAllah. Benim milletim çok kadirşinas, fedakar, vicdanlı çok güzel ahlaklıdır. Ama yolunu açmak gerekiyor, inşaAllah. Gayet güzel olur, inşaAllah. Bizim millet şahanedir. Karadeniz, boydan boya nefis insanlardır, çok güzeldir. İç Anadolu, şahanedir. Güneydoğu Anadolu, şahanedir. Elazığ, Erzurum. Mesela nerelisin derler, Elazığlı, zaten tapu gibidir Elazığ. Elazığlıyım dedin mi, bitti. Malatyalıyım dedin mi, bitti. Mesela Kayseri, Kayserililer hep zeki olurlar. Hep dürüsttürler. Her yer öyledir. Edirne, delikanlı doludur. İzmir, nur gibidir insanları. Antalya, Akdeniz’in insanları, çok ışık gibidir, nur gibi tertemizlerdir. Şahane sevecen insanlar. Onun için çok seviyorlar yabancılar geldikleri vakit. Hep Türkiye’yi tercih ediyorlar. MaşaAllah.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...İttihad-ı İslam
Devamı ...
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler