“Mısır’la ilgili her konudan bahsediyorlar. Bir tek ‘çözümün ne olduğunu’ söylemiyorlar”

“Günde otuz kırk kere “Tek çözüm İslam Birliği” diyoruz. Televizyonlarda her türlü hoca çıkıyor, her türlü uzman çıkıyor, her türlü konudan konuşuyorlar, tek çözüm olan İslam Birliği’nden bahsetmiyorlar.

Akşam bakıyorum her kanalda; "Asıyorlar, kesiyorlar, şu an baskın var, kan akıyor, perişanlar!" diyorlar. Tamam doğru. "Şöyle haksız kestiler, böyle dövdüler," Tamam, bunlar da doğru. “Peki ne anlatmak istiyorsun?” "Bu kadar. Sadece bunları anlatmak istiyorum," diyor.

Kardeşim çözümünü söylesene. De ki, “Bunun çözümü şudur” de. Çözüm yok. Israrla İttihad-ı İslam’dan, İslam Birliği’nden bahsetmiyorlar.

Herkes ağlamaklı bir dille çıkıp bunu anlatıyor. Çözümü niye söyleyemiyorsunuz canlarım ciğerlerim. Deyin ki; "Bütün kadınlara özgürlük tanıyacağız, dekolte hanımlar istedikleri gibi giyinecekler, isteyen istediği gibi giyinecek, çarşaf giymek isteyen istediği gibi giyinsin. Hoşgörü sevecenlik arkadaşlık dostluk hakim olsun, birbirimizi sevelim, Hıristiyanları da sevelim, Musevileri de sevelim. Ateistler, komünistler; onlar da bizim evlatlarımız, onlara da sahip çıkalım.” Sevecen yaklaşılması lazım.

Tamam şimdi versinler idareyi İhvan’a, ne olacak? Dini konuları tenzih ederim, yine kokuşmuş bir sistem. Çürümüş bir sistemdir şirk sistemi. Kadın yok mecliste. Devlet dairelerinde kadın yok. Ortada bir estetik yok, sanat yok, güzellik yok. Kahverengileşmiş, grileşmiş şehirler, kahverengileşmiş, grileşmiş insanlar.

 

“Kimisi de çözüm olarak; ‘Demokrasi bizi bu hale getirdi. Demokrasiyi, hukuku, özgürlükleri kaldıralım’ diyor”

Çözümden bahseden de, “Müşrik sistemi gelsin” istiyor. Demokrasinin özgürlüklerin sevginin olmadığı, kadınların baskı altına alındığı, muhabbetin coşkunun yok edildiği cehennemden bahsediyor. Allah akıl fikir versin…

Kendince çözüm olarak diyor ki, "Demokrasi bak sizi bu hale getirdi. Demokrasiyi de kaldıralım, hukuk ta kalksın, özgürlükler filan işte bu hale ondan geldik," diyorlar. "Özgürlükler, demokrasi," bunları kaldıralım diyor. "Bağnaz anlayışı getirelim," diyor. Yani "müşrik anlayışı getirelim," diyor. "Şirk denizini oluşturalım, tüm İslam alemini cehenneme çevirelim ne diyorsunuz?" diyor. "Cehennem böyle olmaz, biz daha iyisini yaparız," diyor. "Öyle cehennem mi olur, orada adam günde bin kişiyi öldürüyor, bin kişiyi şehit ediyorlar. Biz günde on binlerce kişisini doğrarız," diyor. "Daha iyisini yaparız biz," diyor adam özetle. Bak çözüme bak. Çözüm gösteren de böyle konuşuyor.

Kardeşim özgürlükten, demokrasiden, sevgiden, muhabbetten, sanattan, bilimden, estetikten, sahabe İslam'ından bahsetsene. Cıvıl cıvıl güzel bir dünya meydana getirsenize, her türlü imkanınız var.

Nil'in kenarını boydan boya cennet gibi yapın. Nil nehrinin kenarı yüzlerce kilometre. Yüzlerce kilometre cennet haline getirin. Bütün Mısır oraya yerleşsin. Geceli gündüzlü, müzik de dinleyin, eğlenin, ibadetlerinizi yapın. Çarşaflı hanımlar da olsun, başı açık hanımlarda olsun, başı kapalı hanımlarda olsun. Komünistler de olsun, komünist gençler gitar çalsınlar, ateist gençler eğlensinler, bırakın çocuklar rahat etsinler.

 

“Mısır’da çözüm siyasetle olmaz; sevgiyle, muhabbetle, herkesi kucaklayarak olur”

Siyasetle olmaz sevgiyle muhabbetle herkesi kucaklayarak olur. Bediüzzaman, "Euzubillahimineşşeytan ve siyase" diyor. Partiyle, particilikle kesinlikle olmaz diyor Bediüzzaman.

“Hiçbir şekilde İslami parti kurulmasın” diyor, “Tam mütedeyyin tam dindar, yüzde yetmiş seksen dindar olursa, o zaman belki olabilir” diyor. Öyle bir şey de yok Mısır’da. Bir çok insan namazını kılmıyor, particilikle iddialaşma yönünde bir kulüp gibi spor kulübü gibi. Dindar insan o kadar sevgiden uzak olur mu, o kadar muhabbetsiz olur mu?

Barışçıl, sevecen, dostça, akılcı, halim, uzlaştırıcı bir üslupla yaklaşılmış olsa, Mısır dünyanın cenneti olurdu şu an. Dünyanın en güzel ülkesi olurdu.

Ama şu an kabusun kol gezdiği, kimsenin kimseyi anlayamadığı, kimsenin kimseyi ikna edemediği, herkesin birbirini şiddet kullanarak ikna etmeye çalıştığı, Müslümanların da, şiddet değil ama soğuk bir dünya sunduğu bir hal var. Yani tamam İhvan-ı Müslim şiddet sunmuyor doğru, ama soğuk bir dünya sunuyor.

 

“Kıptilere de, Baltacılara da sevgiyle yaklaşsınlar. Baltacı gençlerle ilgilenip eğitmeye, topluma kazandırmaya çalışsınlar”

Baltacılar; onlar da sevgisizlikten mahvolmuş bir toplum. Hep aşağılanmış adamlar. Kıptiler diye, adamları insan yerine bile koymuyorlar, halbuki İhvan Hristiyan Kıptilere, hepsine sevgiyle yaklaşsa, değil mi?  O Baltacılara da değil mi?

Her aile o çocuklardan birkaç kişiyle ilgilense, okumasıyla eğitimiyle ilgilenmiş olsa, çok güzel netice alınır. Değil mi? “Siz Baltacı gençler, asıl bizim kardeşlerimiz sizlersiniz hep beraber olalım, mutluluğu sevinci kardeşliği paylaşalım” demeleri lazım.

Çıkarıyorlar böyle Ortodoks kafalı adamları çaresiz ve çözümsüz konuşuyorlar. “Şöyle asıyorlar, böyle kesiyorlar.” Yahu kardeşim zaten böyle bir durum var, adam “Öldüreceğiz, yapacağız” diyor. “Yaptım ve yapacağım” diyor. Bunu ispatla uğraşmaya gerek yok ki. Adamlar kesiyorlar, asıyorlar. Adam da “Sen asacağına, ben asacağım” diyor. “Sen ezeceğine ben seni ezeceğim” diyor. Olay bu.

Suudi Arabistan da herhalde o da kendi rejiminin yıkılacağını düşünüyor, o da delirmiş vaziyette onlara destek veriyor. Suudi rejimin durumu da çok berbat, yani çok sıkıntıdalar yani onlarda. Halbuki sevecenlikle, yeni bir kafayla rejim sistemi tamamen değiştirebilir. Sahabe dönemi gibi olsun aydın hanımlar olsun, gençler rahat olsun.

 

“Televizyonlarda Mısır’ın durumunu tartışanların hiçbiri İttihad-ı İslam’dan bahsetmiyor”

Hiçbiri İttihad-ı İslam'dan bahsetmiyor şu an dikkat ederseniz. Televizyon programlarına bakın ısrarla ve itina ile İslam Birliğinden kaçınıyor çünkü “İslam birliği dedin mi eşittir Mehdiyet.”

Anlatıyorlar, “Asılıyorlar, kesiliyorlar” diyorlar, her şeyi konuşuyorlar bir türlü İttihad-ı İslam'ı söylemiyorlar. Mübarek ağzına mı yapışıyor, desene İttihad-ı İslam, Müslümanlar birleşsin desene. Diyemiyor çünkü onu dedi mi Mehdilik gündeme gelecek. Mehdiliğe de karşı olduğuna göre o zaman Mehdiyet’i sağlayacak sistemi de söylemek istemiyor. Ha bire acılardan bahsediyor.

Kardeşim biliyoruz biz, neyini anlatıyorsun bize. Faşist acımasız bir sistem varsa tabii ki onu yapacak ama adam sana ne diyor. “Sen benden daha azgınsın arkadaş”, diyor “Ben de senin iflahını keseceğim” diyor, özetle bu. “Ben sana hürriyet verirsem sen benim her türlü rahatsız olacağım ortamı bana sağlarsın” diyor. “O yüzden ben belayı böyle engelleyeceğim” diyor. Konu bu. Bu yüzden Mehdiyet'i istemedikten sonra, İslam Birliğini istemedikten sonra kurtulamazlar.

O zaman neyi anlatıyorsun sen. Çözüm getir. Çözüm yok. Sen İttihad-ı İslam istemedikten sonra, neyi konuşuyorsun neyi anlatıyorsun. Sanki millet görmüyor, televizyonda seyrediyoruz işte görüyoruz, adamlar asıp kesiyor bize neyini anlatıyorsun bunun yani. Mısır’da adamlar reddetmiyor ki, “Biz bunu yapacağız arkadaş” diyor. Suudi Arabistan'da diyor, “Biz bunların iflahını keseceğiz, öldürün” diyor adam açık açık söylüyor Suudi Krallığı. “Darmadağın edin, silah da vereceğim gerekirse” diyor.

Bunlar sanki biz anlayamamışız gibi, halk anlayamamış gibi, oturup ince ince anlatıyorlar; "Öldürüyorlar, asıyorlar kesiyorlar!" Kardeşim gece gündüz fotoğrafları, resimleri filimleri görüyoruz; gece gündüz anlatıyorlar. Bize neyini anlatıyorsun sen bunun? Kardeşim İttihad-ı İslam çözümdür dersin konuyu bitirirsin.

Ama bunun tam tersine koro halinde “İttihad-ı İslam’ı istemiyoruz” diyorsun. İstemediğini Allah sana vermez.

Bir kere söylesinler. Dilin kopmaz, dilini koparmazlar, sökülmez dilin. Bir söyle “İttihad-ı İslam istiyorum” de. Bir araya gelin bir kere söyleyin. Israrla ve itinayla kaçınıyorlar.

Allah “Birlik olun” diyor, “Ben istemiyorum” diyorsun. Allah, “Kurşunla kaynatılmış binalar gibi birleşin” diyor, sen “Ben istemiyorum” diyorsun, açıkça söylüyorsun.

Bir Mehdi korkusu sardı bunları, “Ya Mehdi çıkarsa” diye ödleri kopuyor. O yüzden Allah'ın en önemli farzını adeta yok ettiler kendi kafalarına göre, Hz. Mehdi gelecek diye İttihad-ı İslam’dan da bahsetmiyorlar. (17 Ağustos 2013, Adnan Oktar, A9 TV)

2013-08-20 17:08:57

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top