Sohbetler (27 Kasım 2016; 20:00)

BÜLENT SEZGİN: Evet, yayınımıza Hocamız’la devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Neler konuştunuz?

OKTAR BABUNA: İman hakikatleri Hocam. Darwinizm’in dünya derin devleti tarafından neden kullandığı.

ADNAN OKTAR: Anladım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İsrail’de yangın hala devam ediyor. Netanyahu yangın söndürme çalışmalarına 8 araç ve 40 personelle destek veren Filistin lideri Mahmut Abbas’a teşekkür etti. İsrail Cumhurbaşkanı da Sayın Erdoğan’a yardımlarından dolayı teşekkür etti. Ancak, İsrail’deki yangınla ilgili bazı Müslüman gruplar Facebook sayfalarından Müslümanlara yanmayan çalılıkları da yakmaları çağrısında bulunuyorlar. Yurt dışındaki ülkelerde bazı imamlar, Allah’ın İsrail’i yakması için dua ediyorlar. Türkiye’de de geçtiğimiz günlerde “Daha beter yan İsrail” başlıklı bir etiket başlatanlar olmuştu. Bugün de “Gazze’nin ahı İsrail’i yakıyor” etiketi başlatıldı. Bu akşam etiket birinci sıradaydı.

ADNAN OKTAR: Böyle şeyleri teşvik etmek iyi bir şey değil. İngiliz derin devletinin İsrail’e bir oyunu. Bu Amerika’daki değişiklik İngiliz derin devletini çileden çıkarttı. Yeni gelen hükümet İsrail’i destekliyor. Sen misin İsrail’e destek veren? İngiliz derin devleti daha önce de yaptığı kepazeliklerin bir sunturlusunu daha yaptı. Yakmaya yıkmaya zaten onlar alışıklar ve tecrübeliler. Bu çok organize çalışma gerektiren, büyük plan gerektiren, teknik çalışma gerektiren bir şey. Bunu herhangi bir grubun Filistin’deki yahut İsrail’deki herhangi bir grubun yapması mümkün değil. Bütün İsrail çapında organize, planlı, çok detaylı bir çalışma yapılmış yangın için. Hatta rüzgarın yönünü bile belirleyerek yapılmış. Bu İngiliz derin devletinin klasik bir eylemi. Bunun üstüne gidilmesi lazım. İngiliz derin devletine İsrail’in tavır alması gerekiyor. Yani deccaliyet İsrail’i şu an yakıyor. İsrail’in dindar olması İngiliz derin devletinin rahatsız olduğu bir konu.

Bir etiket yapalım. Ne diyelim? “Şimdi sevgi birliği zamanı” diyelim.

Bu tip geniş çaplı şaşırtıcı organizasyonlar, İngiliz derin devletinin geniş çaplı casuslarını kullanmasıyla oluyor. Kendi elemanlarını kullanmasıyla oluyor. Çok profesyonel bir çalışma. Yani bu kadar geniş alanda bu kadar kusursuz yangın çalışması çok çok zor bir şey. Bunu diğer ülkelerde de deneyebilirler. Türkiye’de de deneyebilirler. Çok dikkatli olunması lazım. Yani aynısını Türkiye’ye de yapabilirler.

Mebzul miktarda münafık kullanıyor İngiliz derin devleti. Münafıklar bunların hazır askeri oluyor. Münafık hiç tereddütsüz gereğini yapar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bugün yazarlar yine İngiliz derin devletini anlatmışlar Adnan Bey. Üç yazar konuyla ilgili yazı yazdı.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Osmanlı evlatları, Atatürk’ün evlatları şahlandı. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Yusuf Kaplan bugünkü yazısında, İngiltere tehlikesine karşı hükümeti uyardı. “İki asırdır dünyaya şekil ve yön verenler, Osmanlı medeniyetini tarihe gömenler İngilizlerdir. İslam dünyasının sorunlarını ve sınırlarını belirleyecek sinsice bir strateji izleyenler de İngilizlerdir. İngilizler soğuk savaşı bitirdiler ve yeni düşman olarak İslam’ı benimsediler. Şu anda mezhep savaşları çıkartarak, terör örgütleri icat ederek Müslümanları birbirine kırdırtıyorlar. İngilizler Türkiye’nin sessiz ve derinden yeniden tarh sahnesine girişini gördükleri için bunları yapıyorlar. Şimdi de ekonomik kriz çıkarmak gibi bir Oyunları olabilir. Çok dikkatli olmamız lazım” dedi.

ADNAN OKTAR: Ekonomik kriz de çıkarabilir. Eğer rüzgarlı bir hava olursa onlar onu iyi tespit ederler, büyük geniş çaplı yangınlar da çıkarabilirler. Bak, İsrail açıklayamadı olayı. Yani hiçbir mantıkla açıklanamıyor. Filistinli grupların yapacağı bir şey değil. Çok kusursuz bir çalışma yapılmış önceden planlı. Meteorolojiyle bağlantı kurulması gerekiyor bunun yapılması için. Noktalar çok iyi hesap edilmiş. Her yer alev alev yakılıyor şu an. Sinagoglar birçok yerde kundaklanmış durumda. Deccal ateşle saldırır, hadiste var. “Bir tarafında ateş ve duman dağı vardır” diyor. Şehirleri yakıyor, ormanları yakar. Ateş, yangın deccalın silahlarından bir tanesidir. Hadiste bu çok kapsamlı anlatılmıştır.

Ve asker bulmakta sorun yaşamıyor İngiliz derin devleti. Bütün münafıkları rahatça kullanabiliyor. Münafık da çok fazladır. Müslümanların içinde kum gibi münafık olur. Münafıkları geniş çaplı kullanmış oluyorlar.

“Deccal yanında bir su ve bir de ateş olduğu halde ortaya çıkacak. Bazıları onun yanındaki gördüğü suyu gerçekte su olmayıp yakıcı ateştir, bazıları onun yanında gördüğü ateşi de gerçekten ateş olmayıp soğuk tatlı bir sudur. Sizden deccala kim yetişirse ateş olarak gördüğü tarafta bulunsun. Zira o tatlı içimi güzel bir sudur.” Yani İslam’ı da ateş gibi gösterecek. İmanı ateş gibi gösterecek. Darwinizm’i, Rumiliği su gibi gösterecek. Allahsızlığı, homoseksüelliği su gibi gösterecek. Helalleri de ateş gibi gösterecek, cehennem gibi gösterecek. Hadisin müteşabih olduğu anlaşılıyor burada. Ama diğer hadislerde bak “deccalın beraberinde çorbadan bir dağ, soğumayan sıcak et akan bir nehir, yemyeşil bahçelerden oluşan orman, duman ve ateş dağı mevcuttur.” Yani ormanı gerektiğinde yaktığını hadisten anlıyoruz. “Yemyeşil bahçelerden oluşan orman” ve devamında ne diyor bak “duman ve ateş dağı mevcuttur.” Her yeri kundaklayarak eskiden beri İngiliz derin devleti etrafı böyle hercümerç eder. Ya havadan bombalatır, ya karadan bombalatır, ya teröristlerle bunu yapar.

“Deccalın sloganı” diyor hadiste Peygamberimiz (sav), “Kendisinin Allah olduğunu defalarca söyler” diyor. “İlk önce intikam ve ardından da ateş der” diyor. Hep bak intikam ve ateş. Irak’ı intikam için, Suriye’yi intikam için, Libya’yı intikam için, Afganistan’ı intikam için ve hep ateş der” diyor. “Deccalın tabileri ona uyanlar çoktur. Kendisine birçok kimse iltihak eder katılır” diyor yine hadiste.

Münafıklar, Müslümanların sakinliğinden, lakaytlığından bazen, bazen gafletinden, bazen iyi niyetinden istifade ederek, bazen dikkatlerinin dağılmış olmasından istifade ederek ani baskın yapar münafık. Kuran’da buna çok dikkat edilmiştir, Allah dikkat çekmiştir. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Küfredenler, size apansız bir baskın yapabilmek için, sizin silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler.” [Nisa Suresi, 102]  Yani silahlarınızdan ayrı olmanızı. Ama bak orada mühim bir açıklama var “ani baskın.” Münafık, ne zaman baskın yapacağı belli olmaz. Yani Müslümanı o kendince gafil avlamak ister. Ve onun göremedikleri olduğunu düşünür münafık, onları yakalamak ister. Mesela evlere arkadan giriyor münafıklar o devirde. Aniden. Mesela kapıdan çıkıyor gidiyor, sen gitti zannediyorsun birden arkadan dönüp arka pencereden giriyor içeriye. Acaba Müslümanların gizli bir yönü var mı? Onun göremediği bir yönü var mı? Bilemediği bir yönü var mı? Münafık bu konuda çok hassastır. Peygamber Efendimiz (sav) zamanında da, geçmiş peygamberler zamanında da yaptıkları yöntem budur. Çıkmış gibi yapar aniden geri döner birden. Yani acaba ondan gizlenmiş, onun göremediği, onun menfaatine uygun bir şey var mı? Bir de Müslümanların aleyhine elde edebileceği bir şey var mı? Müslüman boş bulunup onun görmesini istemediği yahut başkasının görmesini istemediği bir şeyi ani görmek ve yakalamak ister münafık. Yani onun stilidir. Yani şaşırtmaca vermek ister münafık.

Peygamber (sav) eşlerini de böyle sık sık görmeye geliyorlardı münafıklar. Acaba onların aleyhine bir şey konuşabilirler mi, fitne çıkarabilirler mi? Gizlice Peygamber (sav)’in evine giriyorlar, kalkmıyorlar da gözlem yapıyorlar orada. Yani uzun süreli gözlem yapmak istiyorlar uzun kalmak istiyorlar Peygamber (sav)’in evinde münafıklar. Amaç; Peygamber (sav)’in belki ağzından bir şey kaçar, belki hanımlarının ağzından bir şey kaçar küfre o haberi yetiştirebilsin. Onun için Allah “yemeği yedikten sonra kalkın gidin” diyor. Çünkü gitmiyor adam yemeğini yemiş sürekli gözlüyor bakıyor. Sürekli izlemede. Bu bir yöntem. Yahut kapıdan çıktıktan sonra aniden arka kapıdan, arka pencereden giriyor. Onun görmediği bir şey var mı? Müslümanların bir sırrı var mı? Yakalayacak ki küfre onu bildirsin. Münafığın yöntemlerindendir, gözlemcidir. Ve uzun kalmak istemesi ondandır. Onun için diyor “Yemeğinizi yediğinizde dağılıp-gidin.” Gitmiyor adam sürekli dinliyor izliyor. Ve sonra onu işte o devirdeki derin devlet elemanlarına yetiştiriyor. Onun için münafığa karşı Müslümanlar çok dikkatli olacaklar. Çok özenli olmaları lazım. Ani baskın münafığın özelliğidir. Şaşırtmaca vermek münafığın özelliğidir. Bu hep Peygamber Efendimiz (sav)’in zamanında yapılmış uygulanmış ayetlere geçmiş, ayetlerle açıklanmış küfrün özelliğidir. Mesela darbe gecesi öyle oldu. Müslümanlar çok sakin habersizdiler, ani münafık baskını oldu. Ve hiç ummadıkları yerlerden geldiler dikkat ederseniz. Hep arka pencerelerden ummadıkları yerlerden, tahmin etmedikleri şekillerde karşılarına çıktılar. Müslümanlar da silahlarından arınmıştı. Müslümanların silahı yok onların silahı vardı. İşte bak baskını yaptılar o yüzden. Ama Müslümanlarda silah olmuş olsaydı o baskını yapamazlardı. Ayetin işareti o. Kuran’da bahsedilen, darbe işte o zaten. Baskın, darbeden bahsediyor. Ama “sizde silah olması lazım” diyor Allah. “Sizin silahsız olduğunuzu anladıklarında size baskın yaparlar” diyor. Darbenin sistemi de ona dayalıydı zaten. Müslümanlarda silah olmadığını bildikleri için oluk gibi Müslüman kanı döktüler. Ve hiç ummadık yerlerden geldiler. Havadan, tatil köyünden, denizden. Mesela denizden hiç tahmin edilmedik bir şey. Denizden saldıracakları hiç bilinmiyordu. Allah nasip etmedi ama denizden de hazırlık yaptılar. Mesela havadan saldırı ilk defa oldu hiç ummadık bir şey. Ama bak Müslümanların silahsız olmasını esas alıyorlar, hazırlıksız olmasını esas alıyorlar ve ummadıkları yerden ani çıkıyorlar.

Nisa Suresi 141’de, şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar sizi gözetleyip-duruyorlar” diyor münafıklar için. Yani sürekli gözetler. Yakalamak için de, Müslümanların gizli bir yönü varsa görmek için ani ataklar yapar. Hiç ummadığın şekilde. Şaşırtmacalar verir. Tekrar tekrar anlatıyorum ki iyi aklınızda kalsın diye.  

Müslümanlar münafıklara tarih boyunca önem vermemişler. Yani bin üç yüz yıl kadar önem vermemişler. Resulullah (sav) zamanında da çok kalabalık oldukları için Resulullah (sav) ciddi anlamda üstlerine gitmemiş. Büyük bir tehlike oluşturdukları için. Sahabeleri Hz. Ömer (ra)’i, Osman (ra)’ı, Ali (ra)’yi, on iki imamı hepsini şehit etmişler bu alçaklar. Hz. Musa (as)’nın başına büyük bela olmuşlar. Hz. Lut (as)’un başına bela olmuşlar. Bu pislik güruhuna karşı geceli gündüzlü eğitim çok önemli. Bunlar kahpe ve sinsidir ani hareket ederler, şaşırtmaca verirler buna çok dikkat etmek lazım. Mesela darbenin özelliği neydi? Şaşırtmaca vermeleriydi. Her yerde şaşırtmaca verdiler. Sağdan gireceğim dedi soldan geldi, soldan geleceğim dedi soldan geldi. Karadan geleceğim dedi havadan geldi, havadan geleceğim dedi havadan geldi ummadık şeyler yaptılar. Mesela o amfibiye indirme yapıyorlar hiç ummadık bir şey. Uçağı havada vurmaya kalkıyorlar hiç ummadık hareketler. Halkı havadan ateş altına alıyorlar ummadık hareketler. Mesela Hz. Osman (ra)’ın evinin çatısından iniyorlar. Hiç ummadık bir hareket. Müslümanın evine giriş şekline bak çatıdan. Ani ve umulmadık bir hareket.

Neml Suresi, 49 “Kendi aralarında Allah adına and içerek dediler ki: ‘Gece mutlaka ona ve ailesine baskın düzenleyelim.’” Ona ve onun bulunduğu yere bir baskın düzenleyelim. “’sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna biz şahid olmadık ve gerçekten bizler doğruyu söyleyenleriz, diyelim.’ [Neml Suresi, 49] diyor. Görüyor musun münafık planını? Ummadık bir baskın, gece tahmin etmediğin bir şekilde bir baskın. Kendi aralarında işte o devrin derin devletinin alçaklarıyla münafıklarla durum değerlendirmesi yapıyorlar. Nasıl yapacağız, nasıl edeceğiz diye. Gece; gecenin özelliği ne? Savunma olmaması. Münafıklar geceyi çok iyi kullanmak isterler. Bütün pisliklerini gece yapmaya kalkarlar çok alçaktırlar. Çünkü gece sessizdir, insanlar azdır, dikkat dağınıktır, insanlar uykudadır o yüzden geceyi çok tercih eder münafıklar, gecenin şerrinden Allah’a sığınılıyor ya Kuran’da ayet var nedenlerinden biri de budur. Bak “ona ve ailesine” yani çevresine “bir baskın düzenleyelim.” Darbeyi nasıl yaptılar bak? Gece yaptılar.  Bir baskın şekilde değil mi? Ve şaşırtmaca, sürekli şaşırtmaca verirler. Hiç ummadık yerlerden. “’..sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna biz şahid olmadık ve gerçekten bizler doğruyu söyleyenleriz, diyelim.’” Darbeciler ne yaptılar sonra? Bizim hiç  haberimiz yok dediler birçoğu. Darbenin içinde oldukları halde haberi yok havası verdiler. Kendilerni gizlediler.

Nisa Suresi, 141 Onlar sizi gözetleyip-duruyorlar. Size Allah'tan bir fetih (zafer ve ganimet) gelirse:” bir nimet gelirse “"Sizinle birlikte değil miydik?" derler. Ama kafirlere bir pay düşerse: "Size üstünlük sağlamadık mı, mü'minlerden size (gelecek tehlikeleri) önlemedik mi?" bak bu sefer de kafirlere biz sizinle beraberdik diyorlar, hem müminlere sizinle beraberdik diyorlar. Durum değişince de bu sefer kafirlere sizinle beraberdik diyorlar yani kimden menfaat gelirse o tarafa dönüyorlar. “Allah, kıyamet günü aranızda hükmedecektir. Allah, kafirlere mü'minlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez.” Allah münafıkların aklını kapatmış olarak yaratıyor. Münafık küçük bir kobay gibidir. Küçük bir domuz yavrusu gibi o kutunun içinde döner dolaşır o. O küçük kutusunun içinde dönüp dolaşır. Ahmak Allah’a güç yetirebileceğini zanneder. İslam’a zarar vereceğini zanneder, sürekli rezil kepaze olur münafık. Müthiş ahmaktır, tahmin tahayyül edemeyeceğin derecede ahmaktır. Böyle kudurmuş domuz gibi o kutusunun içinde döner durur.

Nisa Suresi, 102 İçlerinde olup onlara namazı kıldırdığında, onlardan bir grup, seninle birlikte dursun ve silahlarını (yanlarına) alsın;” uyanık olun diyor mesela Müslüman bir kısmı uyuyorsa bir kısmı uyanık olacak. Bir kısmı ibadet yapıyorsa, bir kısmı ibadetini sonraya bırakıp güvenliği sağlayacak. “…böylece onlar secde ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar.” Çünkü namaz kılarken saldırabilirler. Müslümanı gafil avlama peşindedir münafık. Hep yöntemi budur. Namazlarını kılmayan diğer grup gelip seninle namaz kılsınlar, onlar da 'korunma araçlarını' ve silahlarını alsınlar.” Yani sürekli tedbir halinde olun diyor Allah. Ufacık bir imkanı münafık kullanmaya kalkar diyor. Küfredenler,” münafıklar “size apansız bir baskın yapabilmek için, sizin silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler.” Darbecilerin zaten stili ne? Zaten halkta silah yok diyorlar ani bir saldırı yaparız olur diyorlar. Abdülaziz döneminde nasıl yaptılar? Aynısını yaptılar. Menderes döneminde nasıl yaptılar? Aynısını yaptılar. Bu büyüklü küçüklü olaylar şeklinde sürekli devam etmiştir tarih içinde. Münafıklara önem verilmediğinden oluyor hep bu. Korunma tedbirlerinizi alın. Şüphesiz, Allah kafirler için aşağılatıcı bir azap hazırlamıştır.”  Hep sürekli aşağılanır köpek gibi aşağılanırlar.

Bakara Suresi 189’da da bak münafıklar evlere ummadık bir yerden arka kısımdan pencerelerden giriyorlar. Müslümanları güya gafil yakalayacaklar. Ve onları apansızın gizli bir şey üzerindeyken yakalayacaklar. Ve böylece derin devletle bağlantı kuracaklar. Mesela Resulullah (sav)’ın gizli bir halini yakalayacağını düşünüyor ahmak. Halbuki Resulullah (sav)’ın zaten bütün hayatı dürüstlük ve güzellik üzerine neyini gizliyorsun? Yani neyini yakalayacaksın? Neyini bulacaksın? Bak Ahzap Suresi 53’de “Ey iman edenler peygamberin evlerine rastgele girmeyin.” Langır lıngur bir kapıdan bir bacadan bir dışarıya girip bir içeriye girmeyin. “Başka bir iş için girmişseniz ille de yemek vaktini beklemeyin.” Yani orada durmayın diyor, gözlemci olmayın , orada yemekle ilgili bir ifade yok. Adamlar gözlem yapıyorlar orada çıkmıyorlar. Peygamber ne yapıyor ne ediyor anlamaya çalışıyor adam, bir haber var mı, bir istihbarat var mı ona bakıyor. Bak “yemeği yiyince dağılın uzun söze dalmayın” yani Peygamber (sav)’i uzun lafla meşgul etmeyin. Çünkü gelip gevezelik yapıyorlar Peygamber (sav)’in yanında. Onu lafa tutmak istiyorlar ki ağzından laf alabilsinler. Hatta Peygamber (sav)’in eşlerinden de bir şey isteniyor zırt pırt geliyorlar onlardan bir haber alabileceklerini düşünüyorlar. Aleyhine bir şey yapabileceklerini düşünüyorlar. Allah onun için orada perde arkasından konuşmalarını söylüyor. Ve kısa yani lafı uzatmadan çünkü Peygamber (sav)’in hanımını gördüm diyor şöyleydi böyleydi bana şöyle işaret verdi böyle işaret verdi istihbarat peşindeler.

Münafık herşeyin gizlisinden zevk alır. Meşru rahat, huzurlu bir hayat yaşamaktansa böyle hainlik, pislik, alçaklık, ahlaksızlık, üçkağıtçılık, namussuzluk böyle köprü altı çakalı karakteri vardır. Meşru hayat onu çok sıkar münafığı. İllaki  ahlaksızlık yapacak. Onun için de köpek gibi ömrü sürünmekle geçer münafığın. Bütün ömrü. Bak İngiliz derin devleti uşaklarına bakın bütün ömrü sürünmekle geçmiştir bu alçakların. Hep böyle pislik, hep gerilim, hep işte istihbarat peşinde koşmak. İngiliz derin devletine yalakalık yapmak. Ve sonunda da onlar onu öldürüyorlar yani bu adamlar hep öldürmüşler kendi ajanlarını.

Mesela Müslümana bir soru soracağı vakit münafık doğrudan sormaz dolaylı yoldan sorup kendince onu faka bastıracağını düşünür. Yani paralel sorguya alır münafık kendince. Mesela bir ona sorar, bir ona sorar kendince gizli bilgi elde etmeye çalışır. Müslümanların gizli hallerini araştırmak ister kendince. Tecessüs, tecessüs etmeyin diyor casusluk yani mütecessis casus aynı kökenden. Yani böyle araştıran, Müslümanların gizli hallerini araştıran ve onlar hakkında gıybet eden, küfre haber taşıyan bu alçaklara Kuran dikkat çekiyor.

Münafık Müslümanları hayret edecek şekilde ana hedef olarak alır. Küfre hayrandır ama Müslümanların içerisinde böyle bir bakteri gibi, verem mikrobu gibi baş belası olur. Allah’ın hikmeti hayret yani mesela normalde küfürde yaşaması lazım münafık değil mi? Asıl onun yeri orası çünkü küfre hayran. Gizli gizli ahlaksızca ve alçakca mesela şu an yüz binlercesi gizli hesap açıyorlar ve oradan lağım gibi küfürlerini yayıyorlar. İngiliz derin devletine alçakca hizmet ediyorlar. O yüzden muazzam trol hesaplar oluşmuş durumda şu an. Münafıkların mesela, bir milyon bir buçuk milyon trol hesap oluyor.

Münafık iyilikten anlamaz, güzellikten anlamaz. Sürekli pislik peşindedir ahlaksızlık peşindedir. Mesela hükümet hiç ummuyordu dediler ki alnı secdeye değen adamdan zarar gelmez falan. Şok oldular, acayip hayretler içinde kaldılar.

Darbe tabii ki yalancı bir darbe. Şimdi birde gerçek darbe var, gerçek darbede ordunun tamamı olayın içinde oluyor. Biz buna karşıyız ayrı ama bu gerçek bir darbedir. Bu sahte bir darbeydi. Çok küçük bir grupla oluşturulmuş, sanal, askerleri kandırarak, subayları kandırarak bir kısmını düğüne göndererek, onu ona ekleyip onu oradan çıkartarak sahte bir darbe. Mesela daha önceki 12 Eylül gerçek bir darbedir. Ama tabii çok yanlış hiçbir şekilde kabul edilecek bir şey değil. Insanlar mahvoldu, aileler mahvoldu, çocuklar mahvoldu, demokrasi rafa kalktı Türkiye geriye gitti. Yani darbe asla kabul edilecek bir şey değildir. Mesela bu darbe geçerli olmuş olsaydı çok korkunç olurdu Allah vermesin. Millet onu iç güdüsel olarak imanla anladı, tabiri “cansiperane” bütün gücüyle karşı koydular. Bazı çocuklar sordular onu bana. Hocam dediler sahte darbeden kastınız ne? Onu anlamamışlar. Yani derme çatma ordunun tasvibini almayan kumanda kademesinin, ordunun kumanda kademesinin haberi olmadığı, kabul etmediği sahte bir darbe. Kastedilen bu. Ama gerçek bir darbe olsaydı onu da kabul etmeyiz. Ona da karşı oluruz.

15 Temmuz’da Genelkurmay’ı içerden alıyorlar tam münafıklar gibi. Genelkurmay Başkanı kabul etmiyor gidiyorlar esir alıyorlar. Oradaki adamlar kabul etmiyor memurlar, işci hiç kimse kabul etmiyor silah zoruyla kabul ettiriyorlar. Ve açıklama yaptırdılar biliyorsunuz. Ne diyor? Güya Genelkurmay açıklama yapıyor internet sitesinden biz darbe yaptık diye. Yalan söylüyorsun, sahtekarlık yapıyorsun yok öyle bir şey. Sen Genelkurmay Başkanı’nı kaçırmışsın, kuvvet komutanları ortada yok, hava, kara, deniz komutanları ortada yok. Ee? Biz darbe yaptık diyorsun. Işte sahtelikten kastım bu.

Münafık mesela Mısır’da Hz. Musa (sav) zor şartlarda. Bıldırcın var, man yani helva var onu yiyorlar geçiniyorlar. Biz diyorlar sarımsak istiyoruz, acur istiyoruz ahlaksızlık pislik olsun. Mercimek istiyoruz. Ahlaksızlığın sırası mı? Bayağı zor durumdasın Firavun’dan kurtulmuşsun. Müminler zor durumda, ekonomik yönden de zor durumdalar, öyle bir ortamda size mercimeği nerden bulsun? Sırf ahlaksızlık olsun, müminleri rahatsız etmek olsun. İşte “şu yemeği isterim, bu yemeği isterim, işte bana şunu pişirin, mercimek pişirin, soğan pişirin, sarımsak pişirin,” Hz Musa (as)’a baskı yapıyorlar. Kardeşim Allaha hamt et, Firavun’un şiddetinden kurtulmuşsun ve çok güzel bir yiyecek bıldırcın yiyebiliyorsun. Allah sana katından man, helva getiriyor onu yiyorsun, daha ne istiyorsun? Böyle hındarsızlık, pislik ve ahlaksızlık, karmaşa, pisboğazlık münafığın özelliği. Müslümanların bak orda anlattığına bak, yaptıkları güzelliklere bak onlar İslam’ı anlatıyorlar, Allah’ın birliğini, varlığını anlatıyorlar, Tevrat’tan okuyorlar onlar da oturmuşlar Mısır’daki buzağının olduğu caddeler, işte o heykellerin bulunduğu caddeler onlara kafayı takıyorlar, “öyle bir ortamda yaşamak istiyoruz” diyorlar. Birde Allah onlara güzel bir yiyecek göndermişken bunu kabul etmeyip sırf zorluk olsun, pislik olsun, Müslümanları zor durumda bırakmak için “mercimek istiyoruz” diyorlar. Acur, kardeşim ne alaka? Sen ne güzel en besleyici gıdayla besleniyorsun. Bıldırcın eti en güzel yiyecek, daha ne istiyorsun? Sırf pislik olsun, Müslümanları zora soksun. Hz. Musa (as)’a orda bir zorluk çıkartsın, itlik yapsın. Resulullah (sav) zamanında da öyle, işte “bize daha güzel yiyecekler getir.” Kardeşim zaten savaş ortamı var, son derece zor ortam var, Peygamber (sav) sana nerden bulsun güzel yiyeceği? Mesela bulgur pilavı yapıyor beğenmiyor mesela sebze yemeği geliyor beğenmiyor, tirit yemeği geliyor beğenmiyor. Ne istiyorsun? İşte “bana şöyle tarzlı, böyle tarzlı yiyecekler yapacaksınız.” Bu o devrin zorluklarından, o devrin açmazlarından, her devirde bu böyle sırf o devirde değil başka devirlerde de. Mesela Hz. Nuh (as) gemide hiç yiyecek yoktu, Müslümanları kimseye hırs yapmadı. Biraz nohut vardı, biraz bakla vardı, çeşitli yiyecekler mesela üzüm, kuru üzüm, biraz dut, biraz incir çok az kalmış kaplarda üçer, beşer, onar kadar yiyecekler bitmiş zahiren, ne yaptı Hz. Nuh (as)? “Kazanın içine hepsini getirin” dedi. Döktürdü içine de su koydu, tennur fevvaren etti kazanı kaynattı. Ne oldu? Aşure çorbası oldu. Bütün müminlere yetti bu, sade bir yiyecek, besleyici bir yiyecek, Müslümanların yiyecek pratikliğini de gösteriyor bu. Müslümanın pisboğaz olmadığını, öyle çeşit peşinde koşmadığını da gösteriyor. Çünkü Müslüman ihtiyaç kadar, ihtiyacı kadar olanı yiyor. Lüks peşinde olmaz, mide düşkünü olmaz mümin Kuran’ın ifadesiyle. Hayır, savaş ortamında Peygamber (sav)’den bunu istemeleri çok korkunç. İslam hakim olsa, her yere hakim olsa tamam, güzel nimetler olabilir, başka yiyecekler de isteyebilir. Özellikle Hz. Musa (as) son derece zor durumda, bayağı zor durumda sen onu niye sıkıştırıyorsun? Mercimek, soğan, acur, sarımsak kafaya bak sen? Birde leş gibi de kokuyorlar bu sefer, üstleri başları kokuyor zaten temizlenmiyorlar, ağızlarını yıkamıyorlar, vücutlarını yıkamıyorlar o kirli halleriyle Hz. Musa (as)’ın başına bela oluyorlar.

Ali İmran Suresi 118’de Cenab-ı Allah, “Ey iman edenler, sizden olmayanları sırdaş edinmeyin. Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor.” Bak “sizden olmayanları sırdaş edinmeyin. Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor.” Bu müminin kafasının açık olmasını sağlar işte, yoksa öbür türlü meskenet gelir. Bu kötülük ve zarar vermeye kalkmasa münafıklar, müminler adeta meskenet içinde yaşarlar birçoğu. Bu Müslümanın zekasını, aklını güçlendirir, ibadetini güçlendirir, şevkini artırır. Bak “size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar.” Zorlu sıkıntı işte baskın olsun, saldırı olsun, yazıyorlar ya bize ikide bir işte size sabah polis basacak, işte evinizi darmadağın edecekler falan böyle adam temennisine bak, kafasına bak, ne hallere gelmiş? Zaten derin devletlerle bağlantılarının nedeni, derin devletleri Müslümanların üstüne salmak için mesela Hz. Muhammed (sav) zamanında Sasanilerle bağlantı kuruyorlardı münafıklar, ta Roma devletiyle bağlantı kuruyorlar. Peygamberimiz (sav)’e karşı ve Müslümanlara karşı kışkırtıyorlar. İşte “askeri güçleri şu, şurada toplanıyorlar, şu kadar silahlı adamları var, gelip buraları bir dağıtsanız biz size yardım ederiz” böyle alçakça, kahpece planlar düzenliyorlardı Resulullah (sav) zamanında. Münafıkların sayısı az olmadığı için Peygamberimiz (sav) onların üstüne pek gitmedi çünkü dokuz yüz kişiden üç yüz kişi münafık. Birde başlarında adam var çok tehlikeli bir durum. Birde derin devletle bağlantılılar. Roma devletiyle bağlantılılar. Resulullah (sav) hiç sesini çıkarmamış. Hatta adam öldüğünde gidip cenaze namazını kılmış onun, başları, münafıkların başı öldüğünde. Hz. Ömer “Ya Resulullah gitme” demiş “onun cenazesine.” “Yok” demiş “gideceğim” demiş Resulullah (sav). Sahabeler karşı çıkmışlar “namazını kılma” diye. Peygamberimiz (sav) gidip kılmış. Fitne çıkmasın, zor durumda olduğu için yeni bir cephe oluşmasın diye dikkatli davranmışlar.

Maide Suresi 41’de, “Sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır” diyor Allah münafıklar için. Bak “sana gelmeyen diğer topluluk adına” seninle bağlantıya geçmeyen, senden uzak kalan topluluk. Adına yani onlar adına casusluk yapan, haber toplayan muhbir, muhbir yani casus. “Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar. Size bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının" derler.” Bak münafıkların kendi arasında yöntemi de bu, bir çıkarı olduğunda “bu çıkarınızı isteyin” diyor. Ama çıkarınızı kabul etmezse bütün gücünüzle karşı koyun. Münafık hep kendi dediğinin olmasını ister. Hz. Musa (as) zamanında da öyle olmuştur. Hz. İbrahim (as) zamanında, Resulullah (sav) zamanında da öyle olmuştur. Münafıklara karşı akılcı mücadele Müslümanın aklını açar, sevabını artırır, mücadele gücünü artırır. Münafıkla baş edebilen bir sistem küfrü hayli hayli ezer. Ama münafığa önem vermeyen küfür karşısında ezilir. Münafıkla akılcı mücadele Müslümanın en bariz vasıflarından onun için biz münafıklığı bir sene, iki sene değil İslam hakim oluncaya kadar anlatacağız. İslam aleminin şu an başındaki en büyük bela bu, bu alçak mikropların yüzünden Pakistan bu hale geliyor. Hindistan bu hale geliyor. Afganistan, Mısır, Suriye, Irak bu hale gelmesinin nedeni bu, İngiltere’deki mesela münafık takım, dünya münafıklarını organize ederek muazzam bir güç, büyük bir imparatorluk gibi yapı oluşturmuşlar. Bak Tayyip Hoca bile daha yeni yeni İngilizlerden bahsetmeye başladı dün değil mi? İngilizlerden bahseder hale geldi. Herkesi de sindirmişler.

Münafık kilitlemecidir mesela diyor ki Resulullah (sav); “Bak bu kadar çoluk çocuk var, kadınlar var bunları kurtaralım. Hemen bir mücadele ortamı meydana gelsin” diyor. “Hava sıcak” diyor. Allah Allah. “Tamam o zaman” diyor “akşam serinlikte yapalım.” “O zaman da üşürüz” diyor. Kilitlemeci ahlaksız ya. “Tamam” diyor “o zaman sabaha doğru.” “O zaman uykusuz kalırız” diyor. Münafıkta müthiş bir kilitlemeci karakter vardır, her şeyi kilitlemek ister, her şeyi terse çevirmek ister, her şeyi o pis kafasına, o kokmuş kafasına göre yönlendirmek ister bu alçaklar. “Sizinle birlikte çıksalardı” diyor bak ayette. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sizinle birlikte çıksalardı, size 'kötülük ve zarardan' başka bir şey ilave etmezler.” (Tevbe Suresi 47) Münafığı zorla mesela muhafaza etmek isterse de Müslüman “aman ellemeyelim, aman dursun” mesela Peygamberimiz (sav) zamanında durdular ama sadece bela oldu bunlar ve sonunda gittiler Hz. Osman (ra)’ı şehit ettiler, Ali (ra)’yi şehit ettiler, Ömer (ra)’i şehit ettiler. Halbuki Müslümanlardan onlar tecrit edilmiş olsaydı, o bölgeye hiç sokulmamış olsalardı daha güzel olacaktı ama Resulullah (sav) fitne çıkmasın diye ellememişti onları. Bak “aranıza mutlaka fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi.” (Tevbe Suresi 47) Münafık İslam’a faydalı olmayı asla istemez, sürekli pislik peşindedir. O pis karanlık ruhu, o domuz ruhu sürekli acı içinde kıvranır ama pislikten bir türlü vazgeçmez. Bak “içinizde onlara 'haber taşıyanlar' vardır.” Münafığa da haber taşıyan var mesela bu çok şaşırtıcı. Mesela münafık diye bilmiyorsun ama o da münafığa haber taşıyor, onun için münafığın da yancısı olur, münafık yancıları olur. Çok şaşırtıcıdır gizlice onunla ittifak halinde olur çaktırmadan, nedeni bilinmez hem Allah’a inandığını söyler, Allah’a sadık olacağına münafığa sadık olur.

Ali İmran Suresi 173 Şeytandan Allaha sığınırım. “Münafıklar, kendilerine bazı insanlar” bir topluluk “size karşı toplandılar. Artık onlardan korkun” size saldıracaklar “dedikleri halde imanları artanlar ve: "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" diyenlerdir.” Müminlere karşı hep böyle küfre sığınarak, küfürle işbirliği yaparak yahut işte saldırgan gruplarla, anarşist teröristlerle ittifak ederek veyahut derin devletin adamlarıyla ittifak ederek veyahut işte Müslümanlara zarar verecek herhangi bir güçle ittifak ederek güya kendi ahmak kafalarınca, o korkak ruhlarının bir gereği olarak Müslümanları korkutmaya çalışır münafıklar.

İmam Gazali diyor ki, “Münafık hayvan gibidir” diyor. “Hayvan gibi yer ve içer, hırsla dört bir yana saldırır.” Azgın köpek gibi böyle, nefsi de azgındır. Daha da olmasa işte yalancı hesap yapar oradan millete saldırır, oradan küfrünü anlatır veyahut Müslümanlara saldırır, kendi kendine de saldırır münafık, çok deli, şeytanın ele geçirdiği bir mahluktur. Münafıklar hep peygamberleri disiplin etmeye çalışmışlardır, hep kendi görüşlerine çekmeye çalışmışlardır. Samiri de görüyorsunuz ya diyor ki; “Ya” diyor “ben size bir şey söyleyeceğim” diyor “aslında o Firavun’un dininde” diyor. “Bilmiyorsunuz siz” diyor. “O unuttu” diyor. “Firavun’un dininde olduğunu unuttu” diyor. “Hafızasına bir şey oldu” diyor. “Yoksa Firavun’un dinine mensup” diyor “o da buzağıya tapan birisi aslında” diyor. “Ben onun için yapıyorum buzağıyı” diyor. “Hepimizin dini” diyor haşa. Hz. Musa (as)’a da akıl veriyor kendince. “Ben” diyor “senin anlattığın vahyin hükümlerinden bir kısmını çıkarttım uygun olanları, kendime uygun olanları da tuttum” diyor. “Ama sen kendi dinine dönmen lazım” diyor. “Putperest dine o buzağıya tapan dine dönmen lazım” diyor. Bak münafık ahmaklığını görüyor musun? Ululazim bir peygamberi nasıl görüyor?

Yunus Suresi 15. Münafıklar Allah’ın hükümlerinden çok rahatsız olurlar. Kuran ayetleri okunduğunda onların canını felaket yakar. ““Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir” derler” diyor Allah. Bak “Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir. İşte adamlar neyle yapıyor? Hadisle değiştiriyorlar bu sefer, rivayetlerle değiştiriyorlar çünkü işine gelmiyor Kuran, ne yapıyor? Hadisle değiştiriyor.

Münafık çokbilmiştir mesela homoseksüelliği bile helal hale getirmeye çalışıyorlar Kuran ayetleriyle, Kuran’la. Kuran’da açık açık en sert ifadelerle münafıkların darmadağın olacağı şekilde ve onu savunanların da darmadağın olacağı şekilde homoseksüellik bitirilmiştir. İğrenç, pis bir fiil olarak Kuran’da geçer, Müslümanın yapacağı bir şey değildir yani savunacağı bir şey değil Müslümanın, böyle bir şeyi yapmak Müslümanın savunacağı bir şey olmaz.

Yunus Suresi 15’te münafıklardan bir kısmı, “Onlardan bir kısmı, “bana izin ver beni fitneye katma” der.” Bak görüyor musun? İslam’a hizmet etmeyi yine Kuran ayetine göre, Kuran’a göre “sen beni fitneye katıyorsun” diyor. Peygamber ne diyor? “İslam’a hizmet et” diyor. “Ben bunu fitne olarak görüyorum” diyor. Bir münafık alçaklığı daha bu. “Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir." Dediklerinde “De ki: "Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir.” Ne diyor adamlar? “Yok” diyorlar “değiştirdi” diyorlar. “Kuran ayetini neshetti peygamber” diyor. “İlave hüküm getirdi” diyor yahut “hüküm çıkarttı” diyor. Halbuki bak “ben böyle bir şey yapamam” diyor. Eğer yaparsa zaten Kuran’da olması lazım, Allah bir hüküm verdiğinde Kuran’da olması lazım. Kuran’da yoksa biz sadece Kuran’dan sorulacağımıza göre Müslüman nasıl ondan sorumlu olsun? Çünkü Allah ayete diyor ki; “Siz ahirette yalnızca Kuran’dan sorulacaksınız. Hadisten, fıkıhtan, siyerden sorulmayacaksınız” diyor sadece Kuran’dan. Peki sen ne yapıyorsun? Kuran’ı kabul etmiyorsun, yeni yeni anlatımlar yapıyorsun.

Peygamberimiz (sav) diyor; “Münafık günah işlemekten korkmaz.” Çünkü Allah’tan korkmuyor, Allah’a inanmadığı için korkmuyor. “İbadete karşı şevki sönüktür.” Çünkü gösteriş için yaptığı için çok yorulur istemez zaten münafık görünmeyen yerde namaz kılmaz, görünmeyen yerde abdest almaz ama görülürse abdest alır, görülürse namaz kılar. Bunun tespit imkanı olsa zaten görülür, bilinir bu. Ama bak “münafığa nasihat tesir etmez” diyor Peygamberimiz (sav). Bir kulağından gelir, bir kulağından çıkar. Sen etkilendiğini zannedersin münafık hiç etkilenmez. Düzeldi zannedersin düzelmez, böyle kuduz köpek gibidir bir türlü ikna edemezsin. “Münafığın kendini ele veren alametleri vardır” diyor Peygamberimiz (sav). Bak “münafığın kendini ele veren alametleri vardır.” “Selamları lanettir” lanet gibi selam verir. Selam der ama öfke ve kinledir yani kalbinde selam anlamında selam vermez. Selam der ama kalbi kin, nefret, öfke, hasetlikle doludur. “Yemekleri gasp ve yağmadır.” Müslümanların malını gasp etmiş gibi yağma mantığında böyle hayvani bir düşünceyle Müslümanlardan en fazla ne alabilirse onu almaya çalışır. Mesela orada da görüyorsunuz Hz. Musa (as) kavmin de görüyorsunuz tam bir yağma kafası. Halbuki Hz. Musa (as) nerde bulsun onlara sarımsağı, soğanı, mercimeği. Hayır gelse yine daha da azarlar, başka bir şey ister bu sefer. Mesela “Rabbiniz” diyor “bir sığır kesmenizi emretti” diyor. “Nasıl bir şey?” Diyorlar. Anlatıyor, “yok olmadı” diyorlar. “Biz tam anlamadık” diyorlar. Yine anlatıyor. “Yine biz anlamadık” diyorlar. Yine anlatıyor. “Tam biz anlamadık” diyorlar. Allah diyor ki; “Nerdeyse kesmeyeceklerdi” diyor. Tam münafık tavrı yani peygamberi zora sokmak, dini karmakarışık hale getirmek, dini böyle içinden çıkılmaz bir ibadet topluluğu haline getirip, yumaklaştırıp dini ortadan kaldırmak. Şimdi bir kısım gelenekçilerin yaptığı da bu, dini içinden çıkılmaz hale getiriyor sonra da kendi de ibadet etmiyor, başkası da ibadet etmiyor, birçok kişi ibadet etmiyor.             

Birçok dil vardır dünyada biliyorsunuz Fransızca, İngilizce falan birde insanların çözemediği gizli bir dil vardır, münafık dili vardır. Münafık dili semboller, işaretler, imalar, bakışlarla dolu olan gizli bir şifre sistemidir. Münafığı münafık çözer çünkü şeytani yetenek olduğu için ama mümin de Allah’ın verdiği ilhamla yani kalbine verdiği ilhamla bu alçakları yakalar. Allah yetenek verir ama her mümin bu güce sahip değildir yani onların dilini çözemediği için müminler böyle perişan oluyorlar yoksa münafığın dilini çözebilseler münafıkları mıh gibi yerlerinde tutarlar, hiçbir şey yapamazlar.

Mesela münafığın hedef listesi vardır, münafık Hasan amca Hüseyin amcayla ilgilenmez. Camide namaz kılan adamla ilgilenmez. En başarılı gördüğü Müslüman kimse birinci dereceden onu hedefler, en etkili, şeytani vahiyle ilham eder, en başarılı sonra Müslümanların en iyisi kimlerse sonra onlar, sonra onlar alttan alta alta alta o şekilde gider yani onun hedef listesi en takva olan müminlerdir bu Allah’ın hikmetidir çok şaşırtıcıdır yani.  Şeytan’ın ifasıyla mesela önce gidip peygamberi sonra sahabeleri hedef alıyorlar, mesela Ebubekir (ra), Osman (ra), Ali (ra), Ömer (ra) münafıkların hedefi oluyor mesela bak büyük bölümünü de şehit etmişler münafıklar ve Allah’ı anarak şehit ediyorlar. Bakın hepsinde Allah’ı anarak şehit etmişlerdir.

Münafıklardan “Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta, haram yiyicilikte çabalarına hız kattıklarını görürsün.” (Maide Suresi 62)  Bak günaha girmekte hızlanıyor, düşmanlıkta hızlanıyor azgınlığı artıyor, haram yiyicilikte artıyor, çabalarının yükseldiğini söylüyor Allah yani münafık katlamalı azgınlığını artırır yani bir durağanlık yoktur ama yakalarsan münafığı tabii felç olur. Patlak boru gibidir münafık bu sefer patlak lağım borusu gibi bir yerden başka bir yerden damar bulur oradan geçer, orayı sıvarsan yine böyle tazyikli lağım borusu gibidir başka yerden patlak verir oradan geçmeye çalışır, çok uyanık dikkatli olmak lazım.

İngiliz derin devletinin kadın casuslarından mesela bu Christine Granville var 2. Dünya Savaşı sırasında İngiltere’nin oluşturduğu özel operasyonlar biriminde çalışıyor. Polonyalı kadın casus, görevi Avrupa’yı ateşe vermek, direniş güçleri kurup Almanların güçlerini kırmak, önemli yerlere gerilla saldırıları düzenlemek bak görüyor musun? Çok zor şeyler bunlar ama şeytanın ifasıyla muazzam bir güce sahip oluyor. Bu kadın casus savaş boyunca pek çok planda kullanıldı, savaş bittikten sonra maaş ve madalya verildi ve çok genç yaşta daha 37 yaşında bir otel odasında öldürülmüş olarak bulundu. Bilin bakayım kim yapıyor?

KARTAL GÖKTAN: Resmi vardı.

ADNAN OKTAR: Bak işi bittikten sonra öldürüyorlar. Mesela bak yazık etmiş kendisini.

BÜLENT SEZGİN: Noor Inayat diye bir casustan bahsetmiştiniz o da 30 yaşında öldürülüyordu.

ADNAN OKTAR: Tabii mesela o da hepsi böyle genç yaşta öldürülmüşlerdir.

İmam Gazali diyor ki, münafık Allah’tan başka herkese umut bağlar diyor, bir tek Allah’a umut bağlamaz diyor. Onu için münafıklar, mesela biz sonsuza kadar sizinle birlikteyiz diyorlar kendi aralarında konuşmalarında sonsuza kadar.  Ya kardeşim sen Allah’a inanmıyorsun nasıl sonsuza kadar beraber oluyorsun? Yahut diyor ki 30 sene sonra da olsa görüşeceğiz. Ne biliyorsun sana Allah’ın öyle ömür vereceğini? Ne biliyorsun başına neler geleceğini? Her şey olabilir ama işte o üslupla kendince kadere meydan okumuş oluyor yani sonsuz yaşama isteği Kuran’da da var ya mesela bin yıl yaşamak istiyorlar yani hep münafıklarda bu vardır, sonsuz yaşama isteği vardır, mümin ister ama cennette ister.  O pislik yapmak için istiyor sonsuz yaşama isteğini, mümin hayır için güzellik için ister.

Münafıklar bazen uzmanlaşır yani nitelikli münafık olur, mesela diyor ki Cenab-ı Allah Tevbe Suresi 101’de “Medine halkından da” yani Medine şehir halkından da “münafıklığı alışkanlığa çevirmiş olanlar vardır.” Bak daha nitelikli olmuşlar bunlar, bir kısmı amatör ama bunlar nitelikli münafık. “Sen onları bilmezsin” diyor Allah bak nitelikli oldukları için çok sinsi, çok kahpe ve çok gizliler. “Biz onları biliriz” diyor Allah yani Ben bilirim diyor Allah. “Biz onları iki kere azaplandıracağız sonra onlar büyük bir azapla döndürecektir.” Yani hem dünyada azaplandıracağım, hem de cehennemde azaplandıracağım zaten otel odalarında orda burada ölü olarak bulunuyorlar.

Bir münafık varsa, münafık asla yalnız olmaz yani ona çok dikkat etmek lazım yani içerde ve dışarıda onun mutlaka destekçileri, muhbirleri, yardımcıları vardır. Şeytan onu yalnız bırakmaz. Allah nasıl müminleri yardımcısız bırakmıyorsa şeytan da kendi adamlarını yardımcısız bırakmaz. Her münafığın Müslümanlar içerisinde de yancıları, habercileri olur. Ayrıca derin devletlere bağlı olarak, derin devletlerin desteklediği kişiler bunlarla bağlantı halinde olur, o yüzden muazzam bir güç halinde kendilerini etrafa ifşa etmek isterler.

İngiliz derin devleti mesela şu an İslam ülkelerinde en haysiyetsiz, en şerefsiz, en namussuz böyle köprü altı karakteri gösterten soysuz alçakları topluyor tek tek böyle lümpen takımından çakalları topluyor. Mısır’da öyle yaptı Baltacılar diye, Mısırın en aşağılık böyle homoseksüellerden, katillerden, üçkağıtçı dolandırıcılardan, sahtekarlardan oluşan bir ekip meydana getirdi. Müslümanlarla onları karşı karşıya getirip Müslümanları onlara kırdırırdı. Şimdi İngiliz derin devleti de bu alçakları Ürdün’de, Pakistan’da, Türkiye’de, Libya’da her yerde tespit ediyorlar. Bunları tespit edecek İngiltere’de özel istihbarat vakıfları var yani istihbaratçıların oluşturduğu vakıflar, dernekler kulüpler var. Onlar bu alçakları tek tek tespit ediyorlar bu köpeklerde onlarla çok sıkı bir bağlantıya geçiyorlar sonra bunların durumuna göre yani yeteneğine şeytani yeteneğine göre bunları çeşitli rütbeler veriliyor yani çeşitli yükseltme açıları oluşturuyorlar ama münafık yakalandığında İngiliz derin devleti sahip çıkmaz. Bir tekme de onlar atarlar yani ajanı yakalandığında asla sahip çıkmazlar.

Münafıkların anlatmıştım Müslümanları minnet altında bırakma özellikleri vardır. Ben Müslüman oldum işte bana şunu yapın, ben Müslüman oldum bana bunu yapın, beni gezdirin, beni yedirin, beni içirin, bana şu yiyecekleri getirin, bana şöyle bir ortam bulun bütün münafıklarda vardır bu, herkes bilir baş belası olurlar. Müslüman oldum işte sizin yüzünüzden şöyle bir durum oldu, Müslüman oldum şunu kaybettim gibisinden.

Münafık kudurmuş gibi yalan söyler, oradan da çok rahat yakalayabilirsiniz ama deli zırvası tarzında yalan söyler münafık. Kaplumbağaya bindim işte bahçede taksi gibi gezdirdi falan böyle, yani akıl almaz manyaktır münafık yani çok çok delicedir yalanları ve çok hayasız utanmaz. Yalan söyler yüzüne teneke çakılmıştır o yalanın üstüne yeni bir yalan daha geliştirir yine utanmaz. Bunun sebebi münafığın insan olmamasıdır. Münafık insan değildir aslında, insan zannedilen bir şeytandır yani şeytanın insan şekline girmiş bir halidir. İnsanlar da onu insan zannettiği için can siperane onunla tartışmaya, konuşmaya çalışırlar halbuki münafığın bir insan suretine girmiş şeytan olduğunu bilse Müslüman Kuran ayetlerini çok akılcı olarak onu alt edebilir ama bilmediği için Müslümanlar ayette de Peygamberimiz (sav) de çok canım benim “neredeyse kendini helak edeceksin onlar iman etmeyecekler diye” diyor. Halbuki insan değil o, yani şeytan; insan kılığına girmiş şeytan ama Peygamberimiz (sav) çok iyi niyetli, çok tatlı peygamber olduğu için, iman etsinler diye kendini paralıyor adeta. Bak diyor ki, “neredeyse kendini helak edeceksin onlar iman etmiyorlar diye” diyor. Bak “onlar iman etmiyorlar diye sen neredeyse kendini helak edeceksin” diyor. “Eğer sözü işitmiyorlarsa onlardan yüz çevir” diyor yani dinlemiyorlarsa yani baktın ki şeytan yani şeytanın adamı yani iptal olmuş ona ısrar etme diyor Allah ayette. Söz dinleyene onu anlat diyor yani Allah’tan korkana anlat diyor ayette. Dabbe’tül Arz anlatılırken, Dabbe’tül Arz konusu geçmeden önce, önce bu konuyu işliyor Cenab-ı Allah, işte Tükellimihum diyor insanlara hitap eder yani bu internet televizyon ahir zamanda bu yani cisimlerin insan suretine gelmesi, insan sureti gibi olması. Mesela televizyona bakıyoruz hakikaten tam anlamıyla insan, hatta diyor sakallıdır diyor, konuşur diyor ama insanlarla konuşur diyor ama bu bizim bildiğimiz bir dabbe değil çünkü bak yerden mamul diyor Allah ayette, onu ayrıca belirtiyor. Yani silisyum, kalay, çinko, demir, bakır yerdeki maddelerden oluşmuş diyor, yerden mamul.

Münafık doyumsuzdur, sürekli ister yeni bir şey mesela bir şey biter bir daha ister, bir daha biter bir daha ister, münafıkta delice bir doyumsuzluk hissi vardır. Ayette Cenab-ı Allah şeytandan Allah’a Sığınırım. “Sürekli artırmamı ister” diyor, sürekli artırmamı ister yani bitip tükenmek bilmez münafığın isteği. Bugün halledersin bir tane daha ister, bir şey yaparsın bir tane daha bir şey ister. Mesela farz edelim adama defter verdin işte şunu da vereceksin der, onu götürürsün şunu da istiyorum der. Onun için Kuran’da o hastalığına Cenab-ı Allah dikkat çekmiş “Sürekli artırmamı ister” diye münafığın o uçsuz bucaksız hırsına dikkat çekmiş Allah.

Münafıkta birde yer değiştirme hissi çok güçlüdür. Ayette diyor ya “Sürekli gezip tozmaları seni aldatmasın” (Ali İmran Suresi 196) yani o içlerindeki şeytanın verdiği tazyikle, sıkıntıyla o azaptan kurtulmak için sürekli yer değiştirirler. Gören de onları geziyor zanneder, geziyor tozuyor zannederler halbuki o sıkıntıdan kaçmak için yapar ama o kaçtıkça sıkıntı onu kovalar yani sıkıntı onunla beraber gezer, sıkıntıyı gezdiren kamyon gibidir münafık. Sıkıntıyı üstüne yükler kamyon gibi gezdirir nereye giderse sıkıntı da onun sayesinde gezer orayı burayı.

Telefon, bilgisayarlar artık söylenene cevap veriyor mu? Var mı öyle bir sistem?

EBRU ALTAN: Evet

ADNAN OKTAR: İşte bak tam Dabbet’ül Arz. Tükellimihum insanlarla konuşur diyor zaten soru soruyorsun cevap veriyor değil mi?

BEYZA BAYRAKTAR: Evet.

ADNAN OKTAR: Konuşur tamam tam olmuş durumda şu an.

BEYZA BAYRAKTAR: Ne dediğini anlamazsa insan ne dediğini şu an anlayamadım diye cevap veriyor.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Sana nasıl yardımcı olabilirim diyor.

ADNAN OKTAR: “Ne dediğini anlamadım” hoppala.

BEYZA BAYRAKTAR: “Şunu mu demek istedin?”

ADNAN OKTAR: Ama o bazen çok komik oluyor  ‘şunu mu demek istedin?’ adamla ilgili bir şey söylüyorsun mesela adam iri yarı bir şey oluyor. Mesela adamın ismini söylüyorsun ayı mı demek istedin diyor, adamın lakabı ayı oluyor.

Münafık aynı şeytan gibi yani çok pislik bir ruha sahiptir, pislik bir karaktere sahiptir. “Dilleri baldan daha tatlıdır” diyor bak baldan daha tatlı “ancak kalpleri kurtlarınkinden daha vahşi ve daha azgındır” diyor Tırmizi’de Peygamberimiz (sav) yani kurt çok yırtıcı bir hayvan çok gaddar, kurttan daha azgın ve ahlaksız diyor yani o saldırganlık yönüyle tabii hayvan onu bilmeden yapıyor ama münafık bilerek yapıyor onu.

BEYZA BAYRAKTAR: İnsanlar münafıklık yokmuş gibi yaşıyordu Müslümanlar dahil ama siz olduğunu ve çok detaylı yani günümüze bakan yönünü de anlattığınız için dinliyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

“Canım Hocam Hazreti Süleyman (as)’ın zincirlere bağladığı ins ve cins şeytanlar münafıklar mı acaba?” Evet, ama normal şeytanları da kontrol altına alıyor.

Süleyman Keskin, “Sizi 48 saat izlerim.”

Rukiye Yüksel, “24 saat İslam’a hizmet kesintisiz “diyor.

Abdullah Çevik, “İlmine aklına gıpta ediyoruz maşaAllah.”

Meltem Mehtap Koçer, “MaşaAllah herkes yine şahane.”

Asiye, “Allah aşkıyla sevdiğim seni çok çok seviyorum canımın içi” demiş.

Engin, “Hayat sizle çok güzel. Çok beğeniyorum analizlerinizi” diyor.

Hülagü, “Masonluk günah değil mi?” diyor. Masonluk niye günah olsun? Bir dernek masonluk. Dinsizi de geliyor, dindarı da geliyor, Müslüman hocası da geliyor, şeyh de gidiyor. Osmanlı’da şeyhülislamlar var, paşalar var,  padişahlar var mason olan, halen senin çok beğendiğin adamların büyük bir bölümü mason. Şimdi söylesem sabaha kadar uyuyamazsın.

“Eğitimli Türk gençliği sizin üslubunuzu çok beğeniyor” diyor Cabbar Aydoğan.

Aras, “Adam dolu konuşuyor” diyor.

Hüseyin, “Sen Hristiyan mısın ki “kiliseler açılsın” diyorsun?” diyor. Kiliseleri biz korumakla mükellefiz. Sinagoglar, kiliseler, mescitler, Kuran ayeti var.

Münafık kendini çok büyük görür ama münafığı Allah akıl almaz aşağılar, rezil kepaze eder. Yani çok büyük mucizedir bu. Münafık büyümek için muazzam gayret eder. Mesela Samiri o devirde ilk planda o topluluğun en büyüğü göründü. Kendini acayip büyüttü. İşte hem sanatçı, hem kültürlü, hem bilgili, Mısır tarihini bilen, çok mükemmel heykel yapan, hafızası güçlü, aklı güçlü falan o şekilde kendini tanıttı. Sonra Allah onu akıl almaz aşağıladı, tek başına kaldı.

Müddessir Suresi 12-15 “Ki Ben ona, 'alabildiğine geniş kapsamlı bir mal' (servet) verdim.” Yani her istediğini verdim, imkanlar verdim. “Ve sayısız imkan ve fırsatları önüne serdim.” Bak, imkanlar ve fırsatlar münafığa “Sonra, daha arttırmam için tamah eder (doyumsuz istekte bulunur)” Bir daha ister. Bir şey yaparsın “onu da istiyorum” der. Şunu yaparsın, “bunu da istiyorum” der. Münafıktaki o doyumsuzluk hissi o şeytani sıkıntıdan kaynaklanıyor. Yer değiştirme hırsının bir başka şeklidir, yani sürekli yeni şeylerle o ruhundaki deli sıkıntıyı o şeytandan gelen azabı hafifletmek ister. Şeytanla beraber olduğu için ruh ona dayanamaz, ruh onu sıktıkça sıkar.

Nesai’den rivayet edilmiştir. “Hz. Peygamber minberde insanlara hutbe okurken gördüm. Resulullah şöyle ferman buyurdu. “Allah’ın eli cemaatle beraberdir.” Yani Allah Müslümanlar topluluk halinde olursa onlara bereket verir, güzellik verir. Yani bölünmüş parçalanmışlıkta felaket olur. Allah’ın eli onlardan uzak oluyor yani Allah’ın koruması olmuyor. “Şeytan ise cemaati parçalayanla beraber tepinir.” Cemaatleri parçalamak isteyen yani Müslüman cemaatini parçalamak isteyenlerle beraber tepinir. İngiliz derin devleti de onun için Müslüman cemaatlere bu aralar müthiş kafayı taktı. İttihad-ı İslam’ı da istemiyor, Mehdiyet’i de istemiyor, Müslümanların cemaat halinde olmasını da istemiyor. Bak, ne diyor? “Şeytan ise cemaati parçalayanla beraber tepinir.” Yani deccalla beraber tepinir. (Camius Sağir, İbnu'l-Esir el-Cezeri, Prof. Dr. S. Kemal Sandıkçı, Prof. Dr. Muhsin Koçak)

Münafıkta böyle şeytani manyakça bir özgürlük anlayışı vardır. Allah’ın sınırlarını kabul etmez. Sınır kabul etmez münafık. Yani siz bunu Facebook’ta orada burada kitapta falan görürsünüz. Çok delicedir kafası. Hiç sınırı olsun istemez, hiçbir şeyin ölçülü olmasını istemez. Her şeye isyan eder. Öyle muazzam bir topluluk oluşturdular biliyorsunuz. Yani böyle her şeye isyan eden, her şeye karşı gelen, hiçbir şeyi kabul etmeyen. Mesela “burada otur” dersin, “yok orada oturacağım” der. “Şunu yiyebilirsin” dersin. “Yok, ben bunu yemek istemiyorum. Şunu yemek istiyorum” der. “Şunu giy istersen” dersin. “Yok, onu giymeyeceğim, şunu giyeceğim” der. Sokağa çıkmak ister. “Ya” dersin “hava soğuk, istersen çıkma.” “Yok, sokağa çıkacağım” der. Mesela “tebliğ yapalım” dersin. “Yok, yapmayalım” der. Mesela aileler de bunu çok görürler kızlarda, erkeklerde değil mi? Böyle isyan hatta asi denir. Asi aksi, alışıktır. Babası bir şey der, hemen tersini söyler. Annesi bir şey söyler hemen tersini söyler. Hatta yaşlılarda falan da olur bazen o, “aksi ihtiyar” falan derler. Ne dersen tersini söyler.

EBRU ALTAN: Kendi aleyhine olsa bile.

ADNAN OKTAR: Kendi aleyhine bile olsa. Mesela “Üşüyorsun üstüne bir şey vereyim” dersin, “yok ben istemiyorum” der soğukta kalır yani. Fakat yine istemez almaz. “Yemek yemedin, açsın” falan dersin. “Yok, benim karnım tok, istemiyorum” falan der. Sırf aksilik olsun. Münafıkta da terslik, aksilik çok üstünde durduğu bir konudur münafığın. Her konu da muhalefet eder, muhalefettir. Mesela “beyaz” dersin “siyah” der, “siyah” dersin “beyaz” der. Her şeye ters çıkmak münafığın özelliği, o da şeytanın verdiği sıkıntıdan oluyor. Şeytanın varlığıyla kendi ruhu çatışmaya giriyor. Ruh sıkılır şeytandan. Yani ruhun kabul etmediği bir şey. Ruh bu sefer kendisi vücuda azap etmeye başlıyor. Şeytandan kurtulmak istediği için, şeytanın baskısından kurtulmak istediği için bedene ızdırap vermeye başlar, yani bedenle o bağı onu bunaltır. Hatta Allah esirgesin bazen biliyorsunuz intihar eder adamlar. Yani birçoğu öyle intihar eder şeytanın tazyiki sonucunda, münafığı fetheder içini alır. Bütün vücudu ene kesiliyor. Artık deliriyor, aklı gidiyor yani. Bediüzzaman diyor “artık öyle bir hale gelir ki bütün vücudu ene kesilir” Artık akıl hastası oluyor, deli oluyor. Artık tam şeytan oluyor. Yani ruh teslim olmuş oluyor. Ruhu tamamen ele geçirmiş oluyor şeytan. Bedene hakim olmuş oluyor. Ve artık azgıncasına sadece İslam’a saldıran bir makineye dönüşüyor. Yani böyle şeytani bir terminatör gibi.

Peygamberimiz (sav) şöyle söylüyor, Resulullah (sav)’in sözü. “Mümin dini için malını feda eder.” Mesela evini de satar gerekirse arabasını da satar İslam’a hizmet etsin diye. Mesela arsasını Allah’a adıyor, İslam’a adıyor biliyorsunuz. “Münafık ise malı uğruna çıkar için kendi dinini satar” diyor. Mümin din için malını satıyor. “Münafık da malı için dinini satar” diyor, tam tersine.

“Müminin gayesi işi gücü namaz ve oruçtur, ibadettir, İslam’ı yaymaktır, Allah’a kul olmaktır, münafığın ise gayesi hayvan gibi yemek içmek ve fitne çıkartmaktır.” “Münafık hırsla dört bir yana saldırmakta ve uzun ameller peşindedir” Peygamber Efendimiz (sav) söylüyor bunları. “Mümin ancak Allah’a güvenir. Allah’tan başka hiç kimseden bir şey istemez. Mümin ancak Allah’tan korkar, ondan başka kimseden korkmaz. Münafık ise Allah’tan korkmaz, Allah’tan başka herkesten korkar.” Gelecekten korkar, insanlardan korkar, derin devletten korkar, kafirlerden korkar, Müslümanlardan korkar. Ama bak, halbuki sadece Allah’tan korksa konu bitecek. Bir tek Allah’tan korkmaz, çok şaşırtıcı bu.

“Mümin ıslah etmeyi diler, bozgunculuktan korkar” diyor. Yani kargaşa olmasın, bozgunculuk olmasın, fitne olmasından korkar. “Münafık ise bozgunculuk yapar, bundan faydalanmayı umar.” Münafık ise bozgunculuk yapar, bundan faydalanmayı umar. Yani bir fitne çıkarıp, bir pislik çıkartıp o kargaşadan istifade etmeye çalışır diyor. Müslümanlar bu konuya hiç önem vermemeleri konusunda tabii ayrı bir konu, bu çok hayati bir şey. Bin üç yüz sene münafıklığa önem verilmemiş ve Müslümanları bunlar inim inim inletmişler. Abbasiler döneminde de öyle olmuş, Selçuklular döneminde de, Osmanlı döneminde de. Abdülhamit döneminde münafıklar devleti ele geçirmiş. Abdülhamit’i de ezim ezim ezmişler. Her şeyde yönlendirmişler. Mesela kerhaneler açtırmışlar, meyhaneler açtırmışlar, Darwinizm’i her tarafta anlattırmışlar. Direnememiş Abdülhamit. Her yere sigara fabrikaları kurdurtmuşlar, direnememiş.

Evet, şimdi münafık kitabından biraz okuyun, dinleyeyim, devam edeceğiz.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Şeytan ile Münafığın Dostluğu. Münafığın Lideri Şeytandır. Münafık karakterinde, en usta ve en tecrübeli olan varlık kuşkusuz ki 'şeytan'dır. Şeytan cennetten kovulduğu günden bu yana, bu ahlaksızlığından vazgeçmemiştir. Kıyamete kadar da münafıklığa, samimiyetsizliğe, yalana, ikiyüzlülüğe ve sahtekarlığa devam edeceğine dair and içmiştir. Dolayısıyla 'münafığın yol göstericisi' de, 'münafıklığın sırlarını en iyi bilen' varlık olan 'şeytan'dır. Allah, Kuran'da 'münafığın şeytanla olan işbirliğine' dikkat çekmiş ve münafıkların, şeytanlarına "Biz sizinle birlikteyiz", "İman edenlerle ise yalnızca alay ediyoruz" dediklerini hatırlatmıştır.”

ADNAN OKTAR: Bak, şimdi çok önemli münafık hep Müslümanla dalga geçtiğine inanır. Hep onları aldattığını, oyun oynadığını, çok üstün görür onlardan. Allah’a hiç inanmaz. Kafirlerle, münafıklarla konuşurken de söyler. “Ben onlarla öyle dalga geçiyorum, alay ediyorum. Haberleri bile yok. Benim hiç onlarla alakam yok. Ne inançta, ne fikirde, ne eylemde. Zaten beni dikkatlice takip ederseniz anlarsınız” der. Ona dikkat çekilmiş.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Şeytandan Allah’a sığınırım. “İman edenlerle karşılaştıkları zaman: 'İman ettik' derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise, derler ki: 'Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz. (Bakara Suresi, 14) Münafıklar Müslümanların yanındayken onlara, “Allah'ı ve Müslümanları çok sevdiklerini; her türlü kötülükten, küfürden ve inkarcıların zalim, gaddar ahlakından nefret ettiklerinisöylerler. Ama şeytanla ve şeytanın küfürdeki dostları olan insanlarla karşılaştıklarında da, hemen onların gözüne girmeye ve onlara yaranmaya çalışan küfri bir üslup kullanırlar. Allah bir Kuran ayetinde, münafıkların kendilerine 'Allah'ı değil, şeytanı veli edindiklerini' şöyle haber vermiştir: “Kimine hidayet verdi, kimi de sapıklığı hak etti. Çünkü bunlar, Allah'ı bırakıp şeytanları veli edinmişlerdi. Ve gerçekten onları doğru yolda saymaktadırlar.” (Araf Suresi, 30)

ADNAN OKTAR: Şimdi tabii bunu insanlar zannediyor ki böyle herhalde tahmin ediliyor yani şeytan, çünkü flu bir inanç. Hakikaten bak, teknik anlamda şeytan denen varlık o insanın bedenine hakikaten giriyor. Ve onun vücudunu kontrol altına alıyor. Ve hakikaten o insan etten, kemikten oluşmuş bir şeytana dönüşüyor. Gerçekten şeytan oluyor o. Ama insanlar, çok insana benzediği için bir türlü onu ona yakıştıramıyorlar. Halbuki Allah diyor ki bak, “Onlar dayandırılmış kof kütük gibidirler.” İçi boş yani kof. Ama “bedenlerine baktığında beğenirsin” diyor. Yani dış görünüşlerine baktığında beğenirsin. “Konuşmalarını dinlersin” diyor. Çünkü zekice konuşuyor şeytani olduğu için. Ama dinle, imanla alakası yoktur. Evet.

GİZEM SOYLU: Dolayısıyla münafıkların lideri, yol göstericisi, velisi, yardım talep ettikleri, güvenip sığındıkları, güçlü olduklarına inandıkları ve aklına tam olarak uydukları varlıklar şeytanlardır. Bir başka ayette de Allah, şeytandan Allah’a sığınırım; “Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, biz bir şeytana onun ‘üzerini kabukla bağlatırız’; artık bu, onun bir yakın dostudur. (Zuhruf Suresi/36)

ADNAN OKTAR: Yalnız münafık şimdi şöyle, “Benim içime şeytan girdi” diye anlamaz onu. Münafık şeytana inanmaz. Bu çok önemli bak. Yani mümin bilir bunu münafık asla inanmaz şeytana. O kendini hakikaten yüce bilir. Allah aklını alır zekasını yükseltir münafığın. Akıl almaz zeka yükseltmesi olur ama akıl almaz akıl çöküşü olur. Onun için aklı gittiği için rezil kepaze olur, yani süper ezilir. Ahmakça ama o zekasıyla didinir, çırpınır. Çünkü zekasına baktığında hakikaten üstün görür. Zeka çünkü görünen bir şeydir ama akılsızlık görünen bir şey değildir. Akıl bir harikadır, akılın tarifi yok. Ama zekanın tarifi var mesela zekayı insan anlar. Zeki olup olmadığını bir insan anlar. Ama aklı giden bir insan aklının gittiğini anlayamıyor, bir mucizedir bu. Bu çok şaşırtıcı bir olay. Mesela zeki bir akılsıza “sen akılsızsın” dediğinde anlamaz. Hayret edici şekilde anlamaz. Kavrayacağı bir şey değildir onun. Çünkü zekası var, aklı göremez. Akıl da onun başına bela olur. Her seferinde mesela rezil olduğunda münafık kendine çok kızar. “Ben bunu nasıl akıl edemedim” mesela apaçık bir şeyi göremez. Aklın mucize olmasındandır bu yani bu konuyu aslında o kadar işlemedik biz. O kadar bilinmiyor. Zeka çok açık bir şeydir. Bir cisim gibidir, hemen görülür zeka. Ama akıl sürekli boyut oynamalarından kaynaklanan bir şey olduğu için adam mesela gözünün önündeki bir şeyi göremez. Akılsız bunu fark edemez. Bir mucize olarak olur. Onun için akılsız kendine çok yanar. “Ben böyle bir şeye nasıl kapıldım?”, “Ben böyle bir aptallığı nasıl yaptım?” diye sürekli ömür boyunca kendine kızar münafık. Çünkü yüceliğine zarar geldiği için kızar, büyüklüğüne. “Ben bu zeka ile bu aptallığı nasıl yaptım?” diye bunalır. O konuyu aslında ayrı bir yazı olarak hazırlayalım. Çünkü öbür türlü pek anlaşılacak gibi olmaz. Akılla zeka farkı pek bilinmiyor. Akıl sürekli boyut oynamalarıyla oluşuyor. Mesela bazı insanlar olur çok akıllı insanlar olur. Otuz kişi içinde adam bir şeyi fark eder sorar. Herkes donar kalır ya derler “biz bunu nasıl akıl edemedik” derler görmüşsünüzdür. Çok kolay bir şeydir ama insanlar akıl edemez onu. O işte boyut oynamasından oluyor yoksa gözünün önünde, görmemesi mümkün değil. Ama boyut oynamasından dolayı göremez, fark edemez. Onun için münafık zekasıyla aklı yenemiyor. Akıl zekayı yener. Onun için akıl ile zekanın bir savaşıdır münafıklarla Müslümanların savaşı. Bu muazzam çetin bir savaştır. Ama Allah ‘mutlaka müminler galip gelir’ diyor bu savaşta. Mesela İngiliz derin devleti şu an akıl almaz zeka gösteriyor. O İsrail’deki yangın çok sinsi yapılmış bir şey. Ve anlaşılması mümkün değil. O kadar çok alan ve o kadar çok yerde ani olmuş ki tarifi mümkün değil. Filistinlilere soruyorlar “siz mi yaptınız?” “yok” diyorlar. Öbür terör örgütlerine soruyorlar. Hiçbiri değil. Adamlar zaten yangını söndürmeye çalışıyor. Kendi bölgelerinde de var. Müthiş bir zeka oyunu oynanmış. Müthiş bir zeka oyunu var. Mesela bak zeka oyununu, o kepazeliği yapabiliyor, o pisliği yapabiliyor. Ama aynı zekayla da sürekli başı belaya girer. Mesela şu an yakalandılar İngiliz derin devleti. Bak, aydınlarımız gittikçe sayı olarak artmaya başladı. Şimdi hükümet resmi açıklama yapsın, Rusya açıklama yapsın. İngiliz derin devletine karşı bütün dünya bir anda ayaklanır. Yani anında derdest olurlar, darmadağın olurlar. Bütün adamları da deşifre olur. Çünkü MI6’nın binasına girilmiş olsa yani hukuki yönden, MI5’in binasına girilse İngiliz derin devletinin toplantı yaptıkları, ayin yaptıkları o büyük dehlizlere büyük mağaralara girilse ki sarayda da toplantı yapıyorlar. İngiltere’deki sarayda da yapıyorlar, Londra’da da yapıyorlar. Buralara bunların evraklarına girilse bütün sırları ortaya çıkar. Yüzbinlerce CD’leri var ellerinde. Müslümanların konuşmalarına dair yüzbinlerce, milyonlarca bant ellerinde mevcut. Milyonlarca fotoğraf ve film ellerinde mevcut. Bunlar bir ele geçirilse bunlar darmadağın olurlar, mahvolurlar. Bütün sistem birbirine girer. Ama daha bu aşamaya doğru gidiyoruz. Yakın bir süre sonra böyle olacak. Onun için münafıklar şu an birbirlerine güvence vermeye çalışıyorlar. İşte “2023’te görüşürüz”, “2033’te görüşürüz” 2033’te nal toplayacaksınız.

Evet, dinliyorum.

HANDAN NARLICA: Allah’tan, Kuran’dan, Müslümanlardan yüz çeviren, Allah’ın hak sözünü reddeden -Allah’ı tenzih ederiz- münafıklar şeytan ile ayrılmaz bir bütün haline gelmişlerdir. Şeytanın münafığın üzerine bir kabuk gibi sarmasıyla şeytanın her türlü küfür felsefesi, sinsi ahlakı ve yöntemleri münafığın da bünyesine işler. Bundan sonra münafık tövbe etmediği sürece bu yakın dostundan bir an bile ayrılmaz.

ADNAN OKTAR: Bak, şimdi burada önemli bir husus var. Münafığa buğz ederken, münafığa buğz etmek değil de onu ele geçiren şeytana buğz etmek gerekir. Çünkü onu öldürmüş o insanı münafık. Öldürmüş ve ruhunu ele geçirmiş. Yani o adamla alakası kalmamış artık karşısında şeytan var, insan yok. Münafık insan değildir, ins şeytandır. Ama tabii bunun teşhisini koymak çok yanlış olur. Bazı Müslümanlar var işte “dedem münafık” diyor. “Anneannem münafık” diyor. “Ayakkabımı ters koymuş” falan diyor. Yahut “yemek koydum yemedi” diyor “demek ki münafık” diyor. Böyle rezalet olmaz. Münafık teşhisi ancak vahiy ile olur. Bu olay ise, bu anlattıklarımızın hepsi müminlere yöneliktir. Yani münafık zaten vahyi kabul etmez. Kuran’ın hükümlerini kabul etmez. İstediğin kadar anlat, ayette var görüyorsunuz. Hiçbir şekilde dinlemez. Bu müminlerin kendini düzeltmesine sebep olur. Yahut kalbinde hastalık vardır, hastalığını tedavi eder. Orada faydası olur. Yoksa münafık gitmiş artık ölmüştür o. Gerçek münafık ölmüş. Zaten cehennemin dibinden geliyor dünyaya. Münafık cehennemin dibinden gelir. En derin tabakasından dünyaya gelir. Dolayısıyla senin onu kurtaracak bir durumun olmaz. O iblis zaten yani şeytan. O, o insanın bedenini almış, teslim almış. O cesettir yani bizim konuştuğumuz, insan diye konuştuğumuz aslında cesettir. Karşı olduğumuz da şeytandır. Çünkü onun ruhu artık iptal olmuş. Ruhunu teslim etmiş, ölmüş. Şeytan ele geçirmiş. Öyle bir insan yok artık. Karşında sadece şeytan var, insan görünümünde şeytan var. Onun için ibadet olarak akılcı olarak sakin, sinirlenmeden. Bazı Müslümanlar var ağızlarından köpükler saçıyor, kendini kaybediyor. Bazen üzülüyor. Ayette söylüyor Peygamberimiz (sav)’e dahi Cenab-ı Allah söylüyor “sakın kendini üzme” diyor. “Neredeyse kendini helak edeceksin onlar hidayet bulmuyor diye” diyor. Adam zaten helak olmuş, ölmüş o. İnsan yok karşında ölü var. Onun için onun ölüsüne, cesedine bir sözümüz olmaz bizim. Bizim ölüyle, cesetle işimiz olmaz. Sadece onun bedenine hulul etmiş şeytanla işimiz olur. O şeytana karşıdır anlatımımız. Ama bunun teşhisi için de vahiy gerekir. Onun için uluorta “şu münafık, bu münafık değil” böyle olmaz. Bu anlattıklarımız bütün Müslümanlara, önce kendime ve bütün Müslümanlaradır, herkesedir.  Burada Müslüman durumunu kavrayacak. Eğer bu konu hallolursa İslam alemi kurtulur. Münafık konusu hallolmadan Müslümanlığın kurtuluşu mümkün değildir. Yüz binlerce münafık İngiliz derin devletinin emrinde şu an. Bunlar hoca kılığında, ilahiyat profesörü kılığında, büyük alim kılığında İngiliz derin devletine uşaklık yapan adamlar. Yahut işte siyasetçi görünümünde veyahut bilim adamı görünümünde yahut sanatçı görünümünde bir yahut işte halktan birisi görünümünde hizmet eden güruh. Hatta diyor ya “yetmiş bin sarıklı deccalin ordusuna katılır. Mehdi’ye karşı mücadele verirler” diyor. “yetmiş bin taylasanlı” diyor. “başlarında sarık olan” diyor. Hatta “saçları tıraşlı” diyor. Bak “saçları tıraşlı, sakallı yetmiş bin kişi deccale tabi olur. Mehdi’ye karşı mücadele verirler” diyor. Bunu Müslüman görüp anlamamazlıktan gelemez. Onun için bu büyük felakete karşı Müslüman çok çok dikkatli olacak. Önce münafık konusunu hallettiğimizde İslam’ın hakim olması saniyelerledir artık. Bin üç yüz seneden beri İslam’ın hakim olamamasının nedeni münafıklardır. Şeytanın ordusudur yani. Resulullah (sav) zamanında da İslam’ın hakim olmamasının nedeni yine münafıklar oldu. Dokuz yüz kişiden üç yüz kişisi münafıksa nasıl olsun? Değil mi? Resulullah (sav) devrin hassasiyetinden dolayı onlara pek bir şey demedi. Ciddi şekilde üstlerine gitmedi. Ama ne yaptılar gittiler Hz. Osman (ra)’ı şehit ettiler, Ömer (as)’i şehit ettiler, Ali (ra)’yi şehit ettiler Hz. Ali (ra)’yi. On iki imamı şehit ettiler. Adamlar azdı kudurdu. Devam etti. Selçuklu döneminde de devam ettiler. Abbasiler döneminde de devam ettiler. Her dönemde devam ettiler.

Münafıkta mal yığma özelliği vardır. Daha önce de anlatmıştım. Altını, parayı, malı yığar. Hayvani özelliği olarak. Hayvanlar da yığar ya o da öyle yığar yığar Allah’a güvenemediğinden. Bir de israf özelliği vardır münafığın. İsrafa çok meraklıdır. İki özelliği; mal yığma ve israf. Müslüman aleminin şu anki perişanlığının nedeni yine bu nedenlerden. Yani bir mal yığma birde israf. Ekmek de israf var, yemekte israf var. Her şeyde israf var ve geniş çaplı mal yığma var. Zenginlerin malı yığmasının nedeniyle şu an dünyada birçok yerde ekonomik kriz meydana geliyor. Yığma kafasından dolayı. Yani bir içgüdüsel manyaklık tarzındadır bu. Mesela parayı yığar, elbiseyi yığar, yiyeceği yer yığar, içeceği yığar. Onu harcamak istemez. Korkar egoist olduğu için. Allah “Bunların üzerlerinin cehennem ateşinde kızdırılacağı gün, onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak (ve:) "İşte bu, kendiniz için yığıp-sakladıklarınızdır; yığıp-sakladıklarınızı tadın" (denilecek).” (Tevbe Suresi, 35) diyor. “yığdıkları atın ve gümüşle” Şu an mesela ekonomik kriz birçok dünyanın ülkesinde var biliyorsunuz. Nedeni, tek nedeni para yığma, altın yığma, mal yığma. Hatta biliyorsunuz kriz dönemlerinde adamlar daha da pahalı olsun diye unu saklıyor, yağı saklıyor biliyorsunuz. Tabii.

BÜLENT SEZGİN: Allah ayette “…kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı.” (Al-i İmran Suresi, 14) diyor Hocam.

ADNAN OKTAR: Şimdi Allah yolunda harcasa güzel. Ama harcamıyor biriktiriyor. Yığma hırsı var.

Resulullah (sav) bir gün Hz. Bilal ile karşılaşıyor. O da çok sevimli. Hurmaları yığmış böyle. Bayağı bir hurma. “Bunlar nedir Bilal?” diyor Peygamber (sav). Bilal diyor ki “Kış için biriktiriyorum Ya Resulullah” diyor. Biriktirmekten dolayı Allah’tan korkmuyor musun Bilal?” diyor. “Dağıt bunları” diyor. “Arşın Sahibinin malının eksileceğinden korkma” diyor. Çünkü dağıtsa başkasına dağıtmış olacak. Mal herkes tarafından kullanılmış olacak. Hareketlilik olmuş olacak. Şimdi orada yığdığında orada bozulmuş olacak belki değil mi? Tamamen küflenecek falan. Öbürü de yığıyor biriktiriyor o da küflenecek. Bak küçük bir örnek ama genel açıdan çok önemli.

Mesela normalde derin devlet çok güçlü olması lazım. Çünkü bak münafıklar avantajlılar. Bir kere gizli bunlar, gizli. Müslüman açık. Bir kere gizlilik müthiş bir avantajdır. İkincisi münafık çok gaddar, kahpe, kalleş, acımasız ve pislik. Müslüman merhametli, şefkatli, duyarlı. Yani o azgın olduğu için gaddar olduğu için teknik açıdan savaş yönünden daha üstün olmuş oluyor. Ama kirli bir üstünlük tabii. Sayı yönünden çok daha fazla, para ve imkan yönünden daha fazla ama buna rağmen hayrettir yeniliyorlar. Büyük bir mucize bu. Mesela Firavun’un normalde yenilmemesi lazım gibi görünüyor ama yeniliyor. Mesela Nemrut yenilmemesi gerekir gibi görünüyor ama yeniliyor. Mesela İngiliz derin devleti normalde tepmez devrilmez bir imparatorluk gibi görünüyor. Büyük Britanya İmparatorluğu. Zaten “Birleşik Krallık” diyorlar baksana. Birleşik Krallık. Biz bütün millet İngiltere diye biliyor. Onlar öyle bilmiyor. Birleşik Krallık çünkü hepsi kral bunların. Tabii bizim burada muhatabımız İngiliz derin devleti İngilizlerin kendi şahsı değil. Ben İngilizlerin şahsını severim. Devlet olarak devlet memurlarını da sever sayarım. Bizim karşı olduğumuz İngiliz derin devletidir. Ve Amerika’da da bizim Amerikan halkına karşı sevgimiz çok yüksek. Şefkatimiz çok yüksek. Bizim oradaki hedefimiz İngiliz derin devletine uşaklık yapan alçaklıklardır. Bizim yoksa o insanlardan bir alıp veremediğimiz olmaz. Dolayısıyla yani bu kadar azgın bir gücün küçük bir kuvvet tarafından yenilmesi çok büyük bir mucizedir. Bakın şimdi göreceksiniz Mehdiyet’in bereketi ile İngiliz derin devleti rezil kepaze oluyor, olacak ve yıkılacak. Bu nesil bunu görecek. Normalde olmaması gerekir. Mesela biz çok küçük bir arkadaş topluluğuyuz. İngiliz derin devleti bir filse biz onun üstünde bir güvercin bile olamayız İngiliz derin devletinin yani. Bütün Müslümanlar biraraya gelse bizler biraraya gelsek bir güvercin kadar bile gücümüz olmaz. Ama bütün güç kuvvet Allah’ın elinde olduğu için o koskoca fil, Fil Suresi’nde o geçiyor ya çok manidardır o. Küçük kuşlar attıkları küçük taşlarla o koskoca fili çökertiyor. Aslında o derin devletin çöküşüne bakan bir suredir. Yani İngiliz derin devletinin çöküşünü sembolize eden bir sure aynı zamanda. Yani o sure öyle durduk yere anlatılmaz. Bir hedefi amacı olmasa anlatılmaz. Bak küçük mübarek kuşlar ebabil kuşları küçük minik taşlarla o koskoca fili çökertiyor, filleri çökertiyorlar. Derin devletler topluluğunun tamamını çökertiyor. Çünkü İngiliz derin devleti derin devletler topluluğunun başı. Yani tek bir derin devlet yok bak. Dünya derin devletlerinin başı İngiliz derin devleti. Bu çok büyük vahim bir şey. Ta Abdülhamit devrinde Osmanlı’yı ele geçirmişler. Hatta bakın ilk defa söyleyeceğim. Çok da vahim bir şey var. Abdülhamit devrinde bazı hainler, bazı hainler İngiliz Birleşik Krallığının yani “Britanya imparatorluğunun üyesiyiz biz” diye gizli anlaşma yapmışlar Osmanlı adına. Bizim haberimiz yok. Bizim adımıza onlar İngiliz derin devletinin yani biz efendim hizmetçisiyiz anlamına geliyor bu. İmzalı mühürlü gizli anlaşma yapmışlar. Şimdi bu zamanla bu da ortaya çıkacak. Yani Britanya’daki, İngiltere’deki o gizli kasalar açıldığında bu anlaşma da ortaya çıkacak. Bak “Biz” diyor “Britanya” yani bu İngiliz yahut işte Birleşik Krallığın bir üyesiyiz” diye gizli anlaşma yapıp mühürlü imzalı teslim etmişler. Bak çok büyük bir alçaklık bu. Ondan sonra da hiç yakamızdan düşmediler dikkat ederseniz. Hiç yakamızdan düşmediler. Bak bu darbe dönemine kadar hükümetin de haberi yok böyle bir anlaşmadan. Adamlar da şaşırıyor diyorlar “Bizim bilgimiz nasıl olmaz?” dediler ki “Bize Güneydoğu’yu vereceksiniz” dediler. Şimdi Chatham House açıklama yapıyor. Diyor ki “ya” diyor “bu anlaşmayı hiçbir hükümet reddedemez zaten” diyor. “Bu oldubitti” diyor. “Buna kim gelirse gelsin” diyor “AK Parti gelsin, MHP gelsin, CHP gelsin hiç kimse buna hayır diyemez” diyor. Ben o yazıyı size okuyup göstereceğim. “Bu konu bitti” diyor. “Bunun kararını veren bunu zaten bitirdi” diyor. “Bunu Türk devleti kabul etmeye mecbur” diyor. Niye mecbur diye sorduğunda herhalde o anlaşmayı gösterecek. Gizli bir anlaşma yapmışlar. Belki Abdülhamit’in de haberi yok. Belki de yoktur haberi. Böyle bir kepazelik var. Onun için bu alçak münafıklar bunun cesaretiyle böyle avşakca azgınca saldırıya geçiyorlar. İşte aydınlar da yavaş yavaş hızlanmaya başladı yani yüzün üstüne çıkması çok manidar, tabii.

Fil Suresi şeytandan Allah’a sığınırım 1-5 “Rabbinin fil sahiplerine neler yaptığını görmedin mi?” (Fil Suresi, 1) Bak fil sahipleri. Çok fazla fil yani bunların hepsi derin devletleri ifade ediyor. “Onların 'tasarladıkları planlarını' boşa çıkarmadı mı?” (Fil Suresi, 2) Bak çok net değil mi? İngiliz derin devleti ve derin devletler topluluğu bir plan yapıyorlar. Bak “Onların 'tasarladıkları planlarını' boşa çıkarmadı mı?” (Fil Suresi, 2) “Onların üzerine ebabil (sürü sürü) kuşlarını gönderdi.” (Fil Suresi, 3) Bunlar müminler topluluğu temiz topluluğu. “Onlara 'pişirilip-sertleştirilmiş balçık taşları' atıyorlardı.” (Fil Suresi, 4) Tabii bunların bir anlamı var. “Sonunda onları, yenik ekin yaprağı gibi kıldı.” (Fil Suresi, 5) Bunun da bir anlamı var yenik ekin yaprağının da bir anlamı var. Onları bir dahaki sefere de anlatırız.

Müdessir Suresi 49-51’de münafıkların sonunu Allah belirtiyor bak “Buna rağmen, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çevirip duruyorlar?” (Müddesir Suresi, 49) Çünkü münafıklar bir türlü öğüt dinlemezler şeytanın etkisinde oldukları için. “Sanki onlar, ürkmüş yaban eşekleri gibidirler;” (Müddesir Suresi, 50) Zebralar gibidirler diyor. Zebra sürüsü gibi ürkmüş. Şu an ürktü mesela İngiliz derin devleti. Yani yüz elli yıl sonra çıkıp gizli servisin Rusya’ya cevap vermesi İngiliz derin devletiyle ilgili ürktüklerini gösteriyor. Ankara’daki büyükelçi de anını anına dakikası dakikasına cevap veriyor. O tabii İngiltere adına cevap veriyor. İngiliz derin devletinin belki haberi de yok. “Sanki onlar, ürkmüş yaban eşekleri gibidirler;” (Müddesir Suresi, 50) “Arslandan korkup-kaçmışlar.” (Müddesir Suresi, 51) Ama bak bir tane bir kişiden kaçıyorlar. “Ama bunlar eşekler” diyor “yaban eşekleri. Bunlar sürü halindeler” diyor. “Ama bir tane Arslan’dan korkup kaçıyorlar” diyor. O Arslan da Mehdi inşaAllah. Çünkü lakabı da Mehdi biliyorsunuz Mehdi’nin lakabı Arslan. “Harras bin harras” Arslanoğlu Arslan. Ayet de manidar. Moşiyah’ı da Arslan olarak geçiriyor Tevrat Mehdi’yi. Onun için Museviler hep Arslan heykelleriyle süslerler. Anıtkabir’de de biliyorsunuz on iki Arslan vardır. O Mehdiyeti simgeler aslında Arslan.

“İmam Mehdi” diyor Peygamberimiz (sav) “münafıkları çehrelerinden tanıyacak ve ashabıyla birlikte onları manen darmadağın edecek” bak “çehrelerinden tanıyacak” diyor. Allah ona özel bir yetenek veriyor Mehdi’ye. Münafıklara göz açtırmıyor. Bediüzzaman da zaten “cereyan-ı Nemrudaneyi” diyor anlatırken. O cereyan-ı Nemrudaneyi ahir zamanda maddi felsefe” yani materyalist felsefe Darwinizm, materyalizm vesilesiyle diyor “kuvvet bulup Allah’ı inkar edecek noktaya gelir” diyor. “Tam böyle bir zamanda” diyor. İşte deccaliyetin azdığı bir dönemde “Resulullah’ın ıtrinden onun soyundan Allah Mehdi’yi gönderir” diyor İmam Mehdi’yi. “O da bu cereyan-ı münafıkhaneyi” bak “cereyan-ı münafıkhaneyi öldürüp dağıtacaktır” diyor. Münafık cereyanı yani “direkt hedefi odur” diyor.

Ariel, şaha kalkmış Arslan. Biliyorsunuz İsrail’in sembolüdür aynı zamanda İsrail’de. Ariel var mı resmi Ariel’in? O işte birçok ordunun da ambleminde vardır şaha kalmış Arslan. Mehdi’yi ifade eder. Çok eski 3500 yıllık bir sembol.

“Birisi” diyor bak Bediüzzaman “ahir zamanda dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacak” diyor Bediüzzaman. “Birisi münafıklık perdesi altında” bak dikkat edin “münafıklık perdesi altında risaleti Ahmediyeyi inkar edecek” Peygamberimiz (sav)’in risaletini. Yani Kuran’ı inkar edecek. “Süfyan namında müthiş bir şahıs ehli nifakın başına geçecek” münafıkların başına geçecek. “Şeriatı İslamiye’nin tahribine çalışacaktır. Ona karşı ali beyti nebevinin silsileyi nuraniyesine bağlanan, ehli velayet” veli olan “ve ehli kemalin başına geçecek” Ehli kemal de çok manidar bu kelime tabii ehli kemal. “Başına geçecek. Âl-i Beytten Muhammed Mehdi isminde” bak ismini de veriyor. “Şahsi manevi” demiyor. “Muhammed Mehdi isminde bir zât-ı nurânî” bir nurani zat. “Bir tane” diyor. “Şahsi manevi” demiyor. İsmini de veriyor “Muhammed Mehdi isminde bir zat-ı nurani o süfyanın şahsı manevisi olan” ama bak burada “şahsı manevi var” diyor. Yani süfyaniyeti şahsi manevi olarak yani o münafık cereyanın tamamını süfyaniyet olarak alıyor. Ama süfyanın cisimlenmiş şeklinin Şam’da çıkacağını söylüyor. İşte bu Esad rejimi falan feşmekan yani onlar. Zaten ismiyle söylüyor onları Esad diyor Beşar diyor. Sonra gelip Mehdi’ye teslim olurlar diyor biliyorsunuz. “Âl-i Beytten Muhammed Mehdi isminde bir zât-ı nurânî, o Süfyan’ın şahs-ı ma’nevîsi olan” bak burada şahıs yok burada şahsı manevi var ama Mehdi şahıs olarak diyor. Mücadele ettiği güç şahsı manevi. “O Süfyan’ın şahs-ı ma’nevîsi olan cereyan-ı münâfıkaneyi” münafıklık cereyanını “etkisiz hale getirip dağıtacaktır.” Nerede yazıyor Bediüzzaman? 6. İşaret Mektubat Sayfa 56-57.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Bugünkü yayınımız burada sona eriyor. İnşaAllah yarın Hocamız’la birlikte yayınımız devam edecek.



2016-11-30 03:24:07

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top