Sohbetler (2 Aralık 2016; 10:00)

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne güzel.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Mümin uyuntu olmayacak. Canlı, aktif olacak. Beyni uyuyan, kafası uyuyan, ruhu uyuyan olmayacak. Ayette diyor ya “yanları yataktan uzaktır” yani uyanıktır, canlıdır. Böyle baygın sürekli uyuyup yatan, kalktığında da ayakta uyuyan, oturduğu yerde sürekli uyuyan, dalıp dalıp giden öyle Müslüman olmaz. Mümin kardeşlerimiz orada şehit edilirken bak Halep’te bütün millet aç. Rohingya’da insanlar aç. Her yeri asker polis sarmış. Gece gündüz kurşun yağdırıyorlar. Evlerini yakıyorlar. Suriye, Irak kan gölü gibi. Hiç kimse orada uyuyamıyor. Herkes ayakta. Burada rehavet çöküp adam yiyip içip. Bazı tipler olur böyle uyuşmuş. Şarap içer yahut uyuşturucu alır aklı gider. Berbat bir şey bu. Bu durumda olması Müslümanın haram olur. Çok çirkin olur. Müslümanın yapacağı bir şey değil. Müslüman son derece şevkli olacak. Müslümanın vaktini de almayacak. Müslümanı kör işlerle boğmaya kalkmak şeytanın ve şeytanın musallat olduğu münafıkların yapacağı oyunlardır. Müslümanı felç etmek. Müslüman ne yapıyor? Müslüman kardeşine yardım etmek istiyor. Kanın durmasını istiyor. Öbür tarafta adam boş işlerle vakit geçiriyor. Boş sözler. Televizyon programlarına bakıyoruz. Boş konuşmalar, birbirlerine küfür etmeler, bağırmalar, çağırmalar. Gafilane, cahilane felaket bir üslup. Tamamen anlamsız insanın beynini meşgul edecek, iç dünyasını felç edecek gereksiz teferruatlarla Müslümanları meşgul etmek. Bu şeytanın oyunu işte. Diyor ya “size sağınızdan, solunuzdan, üstten, yandan, her yandan geleceğim. Sizlere fısıldayacağım.” İşte bu tarz. Kastedilen budur.  Müslümanı adeta hipnoza sokuyorlar. “Sihir ve manyetizmanın nevinden müthiş harikalara mazhar olan deccal ise” diyor. İnsanların üstünde bir büyü var dikkat ederseniz. Ağırlaşmış durumdalar. Müslümanların beynine etki ediyorlar. Hipnoz altında Müslümanların büyük bir bölümü. Felç beyinleri, hafızaları, düşünceleri felç edilmiş durumda. Muazzam bir unutkanlık yayılmış vaziyette. Ve bitkinlik, uyuma hissi ve hareketsizlik ve düşünememezlik. Televizyonlarda orada burada, tiyatrolarda bazı sanat eseri gibi görünen çalışmalarda Müslümanlar kitle hipnozuna sokuluyor. Münafıklar da şahsi olarak Müslümanları meşgul ederek güçlerini kırıyorlar. Boş işlerle Müslümanları adeta serseme çeviriyorlar. “Bana şunu yap, bunu yap, şunu getir, bunu götür.” Mesela diyor ki, adam “geçim derdine düştüm. Allah’a dine, İslam’a hizmet edecek gücüm kalmadı” diyor. Bak şeytanın bir oyunu. “Çoluk, çocuk ticaret geçim derken mahvolduk” diyor. Ayette aynısını anlatıyor Allah. “Mallarınız, oğullarınız, evleriniz, çevreniz, yarım kalmasından korktuğunuz ticaret” uzun bir liste veriyor Allah. “Sizlere Allah’tan, Allah yolunca mücadelen daha hayırlı ise” bak Allah yolunda mücadeleden, cihattan, İslam’ı yaymaktan daha hayırlıysa diyor “bekleyedurun” diyor Allah. Çünkü öldün mü hepsini bırakıyor. Mantoları, kürkleri, bilgisayarları, arabaları, evleri, köşkleri, arkadaşları, kutu kutu yiyecekleri hepsi kalıyor. Cenaze nakil aracına koyuyorlar. Elini, ayağını her yerini de bağlıyorlar sımsıkı. Çenesini de bağlıyorlar. Kefene sarıp iki metre kazıyorlar toprağın altını oraya koyup üstünü toprakla örtüyorlar, bitti. Arkadaşın nerede? Hadi çık topraktan git arkadaşının yanına görüş bakayım. Ne sesini duyar, ne görebilirsiniz. Simsiyah karanlık toprak başka bir şey yok. Kıyamete kadar orada bekleyecek. Sırayla tek tek gittikleri halde bazı gafiller bunu gördükleri halde daha hala gaflet yarışına devam ediyorlar. Daha hala gaflet yarışması içerisinde. Kim daha gafil olacak. Kim daha bahil olacak. Düşünmeme yarışına giriyorlar. Düşünemeyecek hale getirmeye çalışıyorlar birbirlerini boş işlerle. Bakın konuşmalara bakın hep boş. Titizlikle Allah’tan bahsetmemeye özen gösteriyorlar. Allah’tan bahsedenleri de eğlence unsuru olarak çıkartıyorlar. “Sabaha kadar sohbet edeceğiz” diyor. Sabaha kadar konuşuyor adam ama konuştuklarının hiçbirinde hikmet yok. Müslümanlara faydalı olacak bir şey yok. Hep hurafe, hep kendini övme. Ve Müslümanların aklında kalan hiçbir şey olmuyor sonucunda.

Enbiya Suresi 1. Ayette Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “İnsanları sorgulama (zamanı) yaklaştı, kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar.” (Enbiya Suresi,1) diyor Allah. Gaflet, işte gaflet demek uyumak, ayakta uyumak. Adam bakıyor ama bakmıyor. “Hah” diyor. Bir şey söylüyorsun uyuyor, ayakta uyuyor. Arabada uyuyor. İş yerinde uyuyor. Koltukta uyuyor. Yemek yerken uyuyor. Ağzında lokmayla donup kalıyor böyle. Ölü, öyle Müslüman olmaz. Böyle bir gaflet haramdır.

Tevbe Suresi 24’te Cenab-ı Allah diyor ki, “Deki” işte bak ne güzel Cenab-ı Allah vahyediyor. Görmediğimiz Cebrail (as). Peygamber (sav) görüyor biz görmüyoruz. Mesela bütün ufku kaplıyor. Peygamberimiz (sav) akıl almaz heyecanlanıyor. Şok derecesinde heyecanlanıyor. Bir de üstüne doğru gelmeye başlıyor ufuktan. Geliyor geliyor geliyor ama gittikçe küçülüyor tabii. Geliyor yani artık neredeyse yüz yüzeler. O şekilde. Geliyor görüntü olmadığını göstermek için Peygamberimiz (sav)’i tutuyor. Kuvvetlice sıkıyor. Artık sıkmanın şiddetini bir düşünün. Cebrail (as) sıkması. “Oku” diyor. “Ben okuma bilmem” diyor. Sadece o kadar diyebiliyor Peygamberimiz (sav). Bir daha sıkıyor kuvvetlice. Ondan sonra biliyorsunuz ayetler nazil olmaya başlıyor. Tabii bu bir şoka sokma orada. Cenab-ı Allah Peygamber (sav)’i manen hazırlamış oluyor. Bir kere Cebrail (as)’in varlığını gösteriyor bir görüntü olmadığını. Çünkü önce ufukta görüyor. Mesela altmış-yetmiş kilometre büyüklüğünde. Baktığında altmış-yetmiş kilometre bütün ufku kaplamış. Sonra küçülüyor küçülüyor en sonunda normal insan boyutuna geliyor. Ve gördüğünün hayal olmadığını. Hatta Peygamberimiz (sav) yine tereddüt ediyor acaba hayal mi gördüm diye. Koşarak hanımının yanına geliyor. “Hayal görmedin” diyor “sen Allah’ın Resulüsün” diyor. İlk iman eden kadın Hz. Hatice, bak kadın. Kadının üstünlüğünü buradan anla. İlk tasdik eden, Peygamber (sav)’e ilk tabi olan, ilk sahabe. Bak ilk sahabe kadın. “Sakın öyle bir şey yapma sen dürüst, samimi insansın. Gördüğün de hayal falan değil.” Cebrail (as)’ın sıkmasının nedeni hayal olmadığını göstermek için. Çünkü hayal sıkmaz insanı. Görürsün ama sıkmaz. Bayağı kuvvetli sıkıyor. Ayağını yerden kesecek kadar kuvvetli sıkıyor. Bir daha sıkıyor. Ama bak Peygamber (sav)’in dürüstlüğünü, doğruluğunu anlamanız açısından diyorum. Koşarak iniyor “beni örtün, beni örtün” diyor o şokun şiddetinden. İşin doğrusu korkuyor ama. Çok şiddetli bir şok yani. Müthiş korkuyor. Ama bak hanımı ne kadar güzel metanetli ve şefkatli “sakın heyecanlanma, rahat ol gördüğün Cibril Emin” diyor. “Sen Peygamber oldun” diyor “Allah’a şükür” diyor. “Sana gelen de vahiy” diyor. Kadın alime Hz. Hatice. Görüyor musun? Alim kadın yani. Başka cahil bir kadın öyle teşhis koyamaz. Ondan sonra bütün gelen vahiylerin de ona hep yardımcı. Resulullah (sav)’a her vahiy geldiğinde beti benzi bembeyaz oluyordu. Bazı görüm alan insanlarda da olur o. Musevilerde var görüm alan. Hangi kolu Musevilerin görüm alan?

OKTAR BABUNA: Kohenler mi?

ADNAN OKTAR: Kohenler tabii ki. Hayret mesela sadece onlarda oluyor o. Mesela bak buraya gelen Foraman, Haham Hollender. O da Kohendir. Buraya geldiğinde dikkat et. Hep uyur o. Gözünü kapatır. Hep görüm alıyor. Ona göre hareket ediyor.  Nakşibendi’de çoktur. Nakşibendi tarikatında. Görüm alırlar. Mahmut Hoca’da da var o. Şeyh Nazım Kıbrısi de vardı. İmam-ı Rabbani de var. Çok fazladır Mektubat’ına bakın. Görüm çok fazla anlatır. İşte keşif dedikleri şey o. Mesela gündüz dururken birden kendinden geçer. Bembeyaz oluyorlar. Böyle tansiyon düşmesi gibi bembeyaz. Ondan sonra görüm almaya başlıyorlar. Gayet net, keskin, gündüz gibi. Ama tabii sorumlu olmazlar ondan. Hüküm değil ama bayağı bir bilgi edinmiş olurlar. Mahmut Hocamız’da son zamanlarda görümler arttı. Etrafındakilerden de öyle. Şeyhimiz’in maneviyatta ilerlemiş talebeleri var. Nakşibendi sırlarına vakıf olmuş, ilerlemiş talebeleri. Onlarda da oluyor görüm. Görüm alıyorlar. Ve görümleri hep Mehdiyet’le ilgili oluyor genellikle. Mahmut Hocamız son derece emin şu an. Mehdi (as) konusundan emin. “Göreceğim ve emaneti de ona bırakacağım” diyor. Bu kaçıncı? Tabii o onu bağlar. Ona zannı galip olur. Bediüzzaman’da çok. “Bir Cuma akşamı” diyor “Ramazan’da nevm-i misale girdim” diyor. Yatağındayken mesela ani. “Beni bir heyete götürdüler” diyor. Bayağı net. Bildiğin görüntü. Ama çok net. “Sonra döndüğümde yatakta el pençe vaziyetteydim” diyor. “Oturur vaziyette diz üstü.” Yatakta uyuyan adam öyle durur mu? El pençe, elleri önüne bağlanmış “yatakta dizüstü oturuyordum” diyor. “Terlemiş vaziyette” diyor. Bayağı uzun sorguluyorlar. “Bütün o devrin ileri gelenleri oradaydı” diyor. Bir kısmını anlatıyor. Bir kısmını anlatmıyor. “Ey helaket ve felaket devrinin adamı” diyorlar. “Senin kanaatin nedir? Sen anlat” diyorlar. Ama “Herkes oradaydı” diyor. Herkes derken o ilgili şahsı da kastediyor. Hepsini. Normalüstü bir hal. Böyle mübarek insanlar olur ya. Bediüzzaman’da da. Nakşibendi’dir aynı zamanda Bediüzzaman. Ve aynı zaman da Kadiri’dir. Yani çift tarikatlıdır Bediüzzaman. Ama kendisi tarikatı kapanmıştır.  Risale-i Nur’un okunmasını yeterli kafi görmüştür. Ama kendisi tarikatlıdır, derslidir. Kadiri’den de derslidir, tarikatlıdır. İlk Kohen Hz. Harun (as)’du biliyorsunuz. Hz. Harun (as)’un soyundan gelenlere deniyor Kohen diye. Süleyman mabedinde dini hizmetle görevliler. Tevrat’ı hepsi çok detaylı bilmekle yükümlüdür Kohenler. Sözlü Tevrat’ı da bilirler. Ben bir kere dedim ki “Kudüs’te Mescidi Aksa’nın orada kurban keseceğiz, onları ateş yakıp pişireceğiz” dedim. “Kokusu Jeriko’ya kadar gidecek” dedim. İman her tarafa yayılacak anlamına geliyor, bu normalde benim bileceğim bir şey değil, ona hayret etmişlerdi sözlü Tevrat’ı bilmeme. O bir Musevi gazetede çıkmıştı, “sözlü Tevrat’ı biliyor” diye. Normalde anlatılmıyor Musevi hahamlar anlatmıyorlar, sadece hahamlara anlatılıyor. Onlar Mehdi hakkında çok detaylı bilgiye sahipler sözlü Tevrat’ta. Ayette diyor ya Peygamberimiz (sav) için, “onu çocuklarını tanır gibi tanırlar” diyor ya o sözlü Tevrat’tan kaynaklanıyor, yazılı Tevrat değil. Peygamberimiz (sav)’i öyle tarif etmiş ki Hz. Musa (as) kaşı, gözü, ağzı, burnu, boyu, posu falan hepsi su gibi, bakar bakmaz tanıyorlar ama buna rağmen direttiler. Onun için diyor Allah. “Kendi çocuklarını tanır gibidirler.” Mehdi (as)’ı da öyle, kendi çocuklarını tanır gibi tanıyorlar. Kaşını, gözünü hepsini çok muazzam bilgi vermiş Hz. Musa (as) fakat bunun yazılması yasak. Tevrat katipleri sadece ilgili kısmı, tarih yazabiliyorlar, böyle bir konuyu yazamıyorlar, bu sadece sözlü olarak aktarılabiliyor, sözlü Tevrat normal Tevrat’tan çok daha geniş, çok daha kapsamlı. Çok ilerleyen Kohenlere yani Tevrat bilgisi çok derin olanlara yaşlı Kohen hahamlar zamanı gelince o bilgileri veriyorlar, detaylı bilgileri veriyor ama hafızaları da çok kuvvetli, çok zeki oluyorlar. Mesela Hollender de akıl almaz zeki.

OKTAR BABUNA: Çok tanınmış bir fizikçi ve bilgisayarı dünyada geliştiren ekibin içinde, 1950’lerde.

ADNAN OKTAR: Bu jet uçaklardaki bilgisayar sistemleri falan var ya onları hazırlayan mühendislerin Hocası Hollender öyle düşünün, akıl almaz zeki. Bak 1335 senesi Eylül’ündeki olayı anlatıyor. “Manen rüya olan yekazada bulamadım” diyor. “Nur arıyordum” diyor. Yekazaya Allahualem kendi iradesiyle de girebildiği anlaşılıyor. “Yekaza hali aldım” diyor. “Ama bulamadım” diyor. “Orda bilgi gelmedi bana” diyor. “Hakikaten yekaza olan rüyayı sadıkada bir ziya gördüm” bir ışık. Bir rüya gördüm ama diyor bu da net rüyaydı diyor. Ama bu hakiki, hakikaten yekaza olan diyor gerçeği diyor. Ben bir kendi bilinçli olan fakat bu benim bilimcim dışında oldu diyor. Mesela bazen gözünü kapatır uyur mesela bir yerde oturur dinlenir, yekaza halini ister, yekazaya girer. Ama burada ben öyle bir amaçla yaptığım halde netice alamadım diyor. Fakat normal uyuduğumda gerçek yekazaya girdim diyor. Yekaza haline girdim diyor. “Tafsilatını anlatmıyorum” diyor. O çok önemli bak tafsilatını terk ediyorum diyor. Onu anlatmıyorum diyor o bir sır. “Yalnız bana söylettirilmiş noktaları söyleyeceğim” diyor. Bak onların konuşmalarını anlatmayacağım diyor. Yalnız bana söylettirilenleri anlatacağım diyor. Bak hafızayı görüyor musun? Detaylar da onda. Sungur Ağabey’e çok anlatmış detaylarını. “Bir Cuma gecesinde alemi misale girdim” diyor. “Biri geldi” diyor “bir şahıs.” Genellikle de yüzü olmuyor o gelen şahısların, beyaz elbiseli oluyorlar, yüzü olmuyor ama vücudu oluyor. “İslam’ın mukadderatı için teşekkül eden bir meclis-i muhteşem seni istiyor” diyorlar. Bu toplantıya gelmen lazım yani gelecekteki olacak olaylar için bir toplantı yapılıyor diyor. Bu tabii bunun içinde Mehdi olayı da var, İsa Mesih’in inişi hepsi var. “Gittim gördüm ki münevver ve emsalin dünyada görmediğim, selef-i salihinden ve a’sarın mebuslarından, her asrın mebusları içinde bulunur bir meclis gördüm.” Ta sahabe döneminden bu döneme kadar herkes vardı diyor. Büyük alim, ulema herkes diyor. Bunun için Abdulkadir Geylani, İmam Rabbani, Sahabiler, Tabiin, Tebbe Tabiin hepsi var. Çok büyük bir kalabalık vardı diyor. “Hicap edip kapıda durdum içeri girmedim” diyor. Utandım diyor. “Onlardan bir zat dedi ki; “Ey felaket ve helaket asrının adamı, senin de reyin var fikrini beyan et.” Yani sen de konuşacaksın buradaki mecliste diyorlar. “Ayakta durup” onlar oturuyorlar ama bak bir tek Bediüzzaman ayakta. “Ayakta durup dedim “sorarsanız cevap vereyim efendim.” Biri dedi ki “bu mağlubiyetin neticesi ne olacak? Galibiyette ne olurdu?” İşte uzun uzun bir konuşma var ama bak kelimesi kelimesine hepsini ezberinde tutmuş, bu çok acayip bir şey, harf hatası yok. İnsan bunu yapamaz. Bak “teferruatı da anlatmıyorum” diyor. “Onların ne konuştuğunu da anlatmıyorum” diyor. Bak “isteyerek girdim olmadı” diyor. “İstemeyerek uyudum onda oldu” diyor. “Gerçekten girdim bu sefer” diyor. Senesini de söylüyor; Eylül’de, 1335 Eylül’ünde, Cuma gecesi. Anlattıkları akıl almaz uzun, bu kimsenin dikkatini çekmemiş birçok kişinin, normal bir insanda böyle bir şey olmaz. Tek kelime atlamadan hepsini anlatıyor, olur mu böyle bir şey? Kitap gibi anlattıkları böyle ucu bucağı yok. “Onların anlattıklarını da anlatmayacağım” diyor. “Detay da anlatmayacağım” diyor. “Meclisten dediler ki” diyor oradaki kişilere. “Önce oradakiler tasdik ettiler” diyor. “Herkes” böyle “doğru söylüyorsun amenna sözleri yükseldi” diyor “toplu.” Sonra da diyor ki; Orada birisi diyor ki; “Evet ümitvar olun” diyor. “Şu istikbal inkılabı için, değişiklikler içinde en yüksek gür seda İslam’ın sedası olacaktır” diyor. Toplantıdaki bir kişi. O kişi hakkında da bilgi vermiyor Bediüzzaman. Kim olduğunu söylemiyor ama “herkes oradaydı” diyor. Tanımış bizzat. “Baktım meclis istihzan etti” diyor. “Heyecanımdan uyandım terli el pençe yatakta oturmuş kendimi buldum” diyor. “O gece böyle geçti” diyor Bediüzzaman. Yani konuların hikmetini biliyor mu onu soruyorlar. Yani “savaş oluyor, olaylar oluyor bunların sebebini biliyor musun?” Diyorlar. O da bildiğini anlatıyor. Onlar da tasdik ediyorlar. Tasdik tabii onun içi rahatlamış oluyor o zaman. Onun için böyle insanları Cenab-ı Allah zaman zaman gönderiyor. Nakşibendi de var böyle insanlar, çok az kaldı. Mahmut Hocamız bu tarz bir insandır. Şeyh Nazım öyleydi, bu tarzdı. Çok çok nadir olur. Müridan’da oluyor bazen onların da ilerlemiş olanlarında oluyor, onlarda işte keşif, rüya deniyor. Keşif keramet sahibi deniyor ya o tarz oluyor ama genellikle tabii bu rüyadan kimse sorumlu olmaz, bir zannı galip oluşabilir.

Müslüman halim selim, aklı başında munis oluyor mesela Bediüzzaman yatıştırıcı, sakin, sevecen, Allah’ı seviyor, insanları seviyor. Ama münafık Allah’ın hikmeti bedenine o makine olan makineye dönüşmüş oluyor bedeni bakın onu daha önce anlattım, Müslüman bilinen bir insanın bedenini ele geçiriyor, elektromanyetik bir güç olarak, diyor ya “üstünü kaplar” diyor ya kapladığında ruhu o içinde hapsoluyor, ruh kontrolünü kaldırıyor sadece şeytan ona hareketlendiriyor. Onun için münafıklara dikkat edin çok hareketlidirler. Şeytani bir hareketlilik ve şeytani bir zeka gösterirler. Yani şeytani bir uyanıklık, şeytani bir hareketlilik, şeytani zeka, şeytani fitne, şeytani azgınlık, şeytani aksilik ve züppelik ve deli cesareti vardır münafıklarda. Mesela şeytanda da deli cesareti var, Allah’a karşı gösterdiği hareket deli cesareti yaptığı hareket değil mi? İşte münafıkta oluşan olay bu. Adamın şahsından oluşmuyor, adamın ruhu hapsedilmiş onu esir almış yani ruhunu esir almış şeytan. Bedenini de kullanıyor, makine gibi kullanır yani elini kolunu, insanlar da bilmediği için onu normal bir Müslümanın aksilik yaptığını zannediyor.  Öyle bir şey yok yani fethedilmiş alınmış bir zombidir yani ölüdür, ruhu kontrol altına alınmış, ruhu hapsolur, zavallı ruhu yani ileri geri hiçbir şey yapamaz o, şeytan fethetmiş oluyor, enaniyetin sonucunda oluşuyor bu. Enaniyetini körüklüyor körüklüyor, bütün vücudu ene kesilmesi demek şeytanın bütün vücudunu kaplaması demek, ondan sonra kurtulamıyor işte. Bir deli enerjisi olur münafıklarda, yerinde duramaz yani sürekli yer değiştirmek ister. Evdeyse odadan odaya, odadaysa yerden yere, mekan değiştirir şehirleri ülkeleri falan gezer, münafık akıl almaz bir sıkıntı içindedir. Onun için ayette Cenab-ı Allah, “Onların ülke ülke gezmesi seni aldatmasın.” (Ali İmran Suresi 196) diyor. Çünkü nedenini bilmiyor insanlar. Onu eğlenmek için yapıyor sanıyor. Hayır, eğlenmek değil sıkıntıyı küfeyle omzuna koyar münafık, omzuna alır sıkıntını hamalıdır o, sıkıntıyla beraber gezer. Sıkıntı onu dürtükler, sırtına biner onun, o şeytan da onu o şekilde hareketlendirir. Münafığın o kadar züppe olmasının sebebi şeytandandır yani konuşmasına dikkat edersen şeytan çok züppedir çakaldır yani ve gelecekle ilgili de mesela bak sonsuz gelecekle ilgili açıklamalar yapıyor, münafıklarda da bu vardır. Mesela gelecekle ilgili açıklaması Kuran’da biliyorsunuz, “bana süre vereceksin” diyor Cenab-ı Allah’a, “sana süre verilenlerdensin” diyor Cenab-ı Allah. Haşa Allah’ı haksız çıkartmanın peşinde o münafık, münafığın özelliğidir yani herkesi haksız yalancı, kendini doğru ve dürüst çıkartmak ister, kendine göre öyle bir şey yapmak ister ve çok huzursuzdur. Eşya hareketliliği, cisim hareketliliği sıkıntısının sebebidir mesela farz edelim yemek yerken birden bırakır yemeği başka bir yemek ister. Mesela bir elinde farz edelim eldiveni varsa onu bırakır başka bir eldiven ister. Mesela bir odadaysa diğer odaya geçmek ister, şehirdeyse başka bir şehre gitmek ister, o şehirden de başka bir ülkeye gitmek ister yani sürekli bir hareketlilik vardır. Şeytan da diyor ya, “Önlerinden, arkalarından, sağlarından sollarından sokulacağım.” (A’raf Suresi 17) Akıl almaz hareketlilik var dikkat ederseniz Kuran’da ifadesinde değil mi? Yani hayret edilecek bir enerji var ki bak dünyada milyonlarca insan var, tek tek hepsine yanaşıp sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar onları yanıltmak için uğraşıyor. Yani bir deli enerjisi vardır. Onun için münafıktaki enerjinin kökeninde oluyor yani normal insani enerji değildir onunki, şeytandan kaynaklanan hareketliliktir yani o kendini zapt edemez onun için münafığın uslanması diye bir konu olmaz ama çok ciddi teşhis edilir gösterilirse, şeytanın dayanamadığı bir şeydir teşhis edilmek yani tam teşhis edildiğinde orada felç olur. Mesela sen şunu yapıyorsun şu an dersen ama tabii genel umumun fark etmesi çok etkiler münafığı, bir kişinin fark etmesinden etkilenmez, şeytan çok güçsüzdür arsızdır yani ana özelliği bu. Zaten Kuran’da hayret edilecek bir arsızlık var dikkat ederseniz ve akıl almaz bir hareketlilik var ve müthiş bir kandırma kabiliyeti vardır yani mesela Adem (as)’i bile kandırabiliyor, onun için mesela bir münafık olduğunda ya dersin “bu ahmağa kim uyar?” dersin ama hayret edersin Müslüman cemaat içinde ona uyan çok fazla ahmak çıkar. Aşağılık kompleksi içinde olan, akılsız böyle iradesi zayıf, büyüklük hissini arayan, küçüklük kompleksini büyüklük kompleksine çevirmek isteyen, ruhu aklı zayıf birçok münasebetsiz aklı zayıf hayret edilecek şekilde, şaşırtıcı şekilde onu uyarırlar yani riskli görmesine rağmen, onun bütün adiliğine rağmen uyuz köpek gibi peşine takılırlar. Şaşırtıcıdır mesela böyle bir insanın ekibi olmaması lazım normalde ama hayret edilecek şekilde ekip oluşturur münafık. Mesela Samiri yani olacak iş değil bu adama uyma artık buzağıdan heykel yapıyor, deliliğin en had safhası altından yani binlerce kişi uyuyor ya, akıl alacak gibi değil. “Bu sizin Allah’ınız” diyor haşa “İlahınız bu” diyor, “ha öyle mi ya?” diyorlar “biz unuttuk demek ki şaşırmışız” diyorlar, koskoca adamları, yaşlı başlı Musevileri diz çöktürüyor ona dua ettiriyorlar ya, yani inanılır gibi değil. Binlerce insana diz çöktürüyor buzağının karşısında.

BÜLENT SEZGİN: “Musa (as)’da unuttu” diyor Hocam, herkes inanıyor ona.

ADNAN OKTAR: Ona da inanıyorlar ya. “Onun ilahı o aslında” diyor “ne alakası var” diyor, “ben onun izinden onun yolundan biraz aldım attım” diyor yani “o bilmiyor, yanlışlık yapıyor” diyor. “Tevrat’ta koyduğu hükümler yanlış ben onu çıkartıyorum” diyor, sanki kendi hükmüymüş gibi, halbuki Hazreti Musa (as)’nın anlattıkları vahiy, “bunları beğenmedim, bu kısımlarını çıkarttım” diyor, Kuran’da da var ya “sen kendinden ekle” diyorlar Kuran’a münafıklar,” şunları da çıkart” diyorlar. Şimdi bu ahir zaman münafık müşrikleri de aynı biliyorsunuz. “Şu ayetler fazla” diyorlar, “bunlar neshedildi bunları kaldır şunları da ekleyelim” diyorlar yani “Kuran’da yok bu” diyorsun, “olur mu ya hadisle gelmiş” diyor, “hadis zaten vahiy” diyor. “Kuran’a yazılmamış olması önemli değil, o da Kuran fark etmez” diyor “zaten bu Kuran ve bu Kuran kadar daha bir Kuran bana geldi dedi” diyorlar Peygamber (sav)’e. O ikinci Kuran’ı münafıklar biliyor ve müşrikler biliyor ve bazı kendini bilmeyenler bu iddiada oluyor.

İngiliz derin devleti de bu münafık güruhunu, şeytan güruhunu çok önemli görüyor yani cin şeytan çağırırlar İngiliz derin devleti. O ayin yaptıkları yerde çağırıyorlar onlardan genel fikir alırlar yani ne yapmaları gerektiğini öğrenirler ama asıl insi şeytanlar kullanır, insi şeytan da münafıklar. Her ülkede bunları titizlikle seçiyorlar, hayret bu seçtikleri münafıkların yine münafık hasta olan yancıları var, inanılır gibi değil ya mucize bu. Pakistan, Hindistan, Bangladeş, Mısır, Fas, Tunus, Cezayir, Türkiye zibil gibi yancıları var. Diyorlar “sizin asıl diliniz İngilizce, İngiliz aksanıyla konuşmanız lazım” diyorlar, bunlar şimdi İngilizce konuşunca üçüncü boyuta geçtiklerine inanıyorlar. Konuşuyorlar böyle aklı gidiyor yani çok yüce bir şey olduğuna inanıyor onun. Mesela İngiliz bayrağı, İngiltere’deki herhangi bir yer, Londra’nın bir resmi veyahut İstanbul’da eskiden İngilizlerin işgal ettikleri yerler, onlarla kendi aralarında bir felsefe oluşturmuşlar.  Çok akılsızca, işte homoseksüelleri savunmak, Darwinizm’i savunmak, yok kraliçenin tacı, yok ayakkabısı işte kraliçenin saçını kestiği makas efendim işte kraliçenin kullandığı diğer neyse malzemeler çatal kaşık. Süper aşağılıklar, oradan bir parça bir çıkar sağlayacağız diye yapmadık şey bırakmıyorlar. Bunlar hep münafık kitleyi akıl almaz şekilde değerlendirmelerinden kaynaklanıyor halbuki Müslümanların münafıkları teşhis edip faaliyetlerini durdurmaları durumunda zaten yolları sonuna kadar açılacakken Müslüman ülkelerde münafıklara hiç dokunmuyorlar, hiçbir kitapta yok onlarla ilgili, ilk defa biz yazdık, şimdi 2. cildi geliyor. Evet, Köstebekle Satranç diye inşaAllah.

Bakın dikkat edin kutsal gördükleri resimlerin hepsi birbiriyle aynıdır münafıkların, İngiliz derin devletinin elemanları hep aynıdır, hep böyle homoseksüel renkleri.

Müslüman evde oturmaktan zevk alır, Kuran’da Hazreti Musa (as) diyor ya, “Allah size ‘evler edinin’ dedi” diyor, müminler için ev kutsal. Münafık için ev çok sıkıcı bir yerdir, orayı hapishane gibi görür, mümin orayı mescit olarak ibadethane görür, münafık orayı böyle cehennem zindanı gibi görür evi, sürekli yer değiştirme eğilimi olur o yüzden.

Yancılarının nitelikli münafığı taklit etme özeliği vardır, nitelikli münafık onlar için daha büyük daha yücedir, her niteliksiz münafık nitelikli münafık olmayı hep arzular isterler. İngiliz derin devleti de genellikle nitelikli münafıkları ön plana alıyor, bunlarda hep erkek olma mesela kadınsa erkek olma, erkekse kadın olma özellikleri oluyor. Mesela kadın bakıyorsun aynı erkek gibi giyiniyor, erkek bakıyorsun kadın gibi giyiniyor, İngiliz derin devletine yaranmak için yaptıkları şey bu özellik.

Çok pis ve kirli olur münafıklar, gizlide daha da pistirler onlar, açıkta yine utandıkları için, utandıkları için değil yakalanmamak için temiz gibi görünürler ama gizlide çok iğrenç pistirler yani tahmin edemeyeceğiniz kadar iğrençtirler.

Münafıklar birbirlerini korurlar oradan anlarsın yani hayret edecek şekilde birbirlerini bulur yakın bağlantı içinde olurlar ve nasıl tanıyor mesela uluslararası da birbirlerini tanıyorlar, şehirlerde de tanıyorlar. Nasıl buldukları? İşte şeytanın verdiği ilhamla oluyor.

Münafıklarda akıl almaz bir deli enerjisi vardır yani sürekli hiç ummadığın talepler ve hiç ummadığın ataklarla ortaya çıkarlar. Mesela normal yaşarken delice bir talebi olur, işte Cenab-ı Allah Araf Suresi 16-17’de diyor ki, “Madem öyle beni azdırdığından dolayı” diyor bak yani münafıkta azma olduğunu anlıyoruz azdırdığından dolayı. “İnsanları saptırmak için” münafık ne yapar? Bütün müminleri saptırmaya uğraşır. “Mutlaka senin dosdoğru yoluna pusu kurup oturacağım.” Yani her yerde Müslümanın karşısına çıkacağı anlaşılıyor pusu kurarak ama bak normal bir şeyden değil, pusu kurarak. Münafık hep pusu kurar, Müslüman’a oyun oynamak ister, Müslüman çok uyanık ve dikkatli olacak. “Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım.” Bak müthiş enerjik bir atak görüyor musun? Müthiş bir hareketlilik var ve diyor “Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın.” Yani Müslümanları saptıracağım, Sen’den uzaklaştıracağım, onları şükredecek durumda bırakmayacağım diyor. Onları öyle meşgul edeceğim, öyle kafalarını akıllarını bulandıracağım ki sana şükredecek halleri kalmayacak yani sana ibadet edecek halleri kalmayacak diyor, münafığın hedefi bu yani müminleri ibadetten uzaklaştırmak.

İsra Suresi 64’te şeytandan Allah’a Sığınırım. “Onlardan güç yetirdiklerini” bak güç, münafık hepsine güç yetiremez, zayıf gördüklerine güç yetirir işte güç yetirdikleri de kendi yancısı oluyor. Bak güç yetirdiklerini diyor, birde güç yetiremedikleri var. “Sesinle sarsıntıya uğrat,” işte o insanı yakaladığında sarsıntıya uğratıyor yani imanında şüphe yaptırır, aklında tavırlarında şüphe yaptırır manyağa çevirir onu yani. Bak “atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar,” münafık çok yaygaracı şamatacıdır bir deli enerjisi ve deli azgınlığı olduğu için bağırtı çağırtı şamatayla ortalığı birbirine katar, Allah’ın anılmasını engeller. Mesela Kuran okunuyorsa müzik açar, Allah anılıyorsa bağıra çağıra konuşur, Müslüman mesela uyuyup dinlenip İslam’a hizmet edecekse onu uyandırır ki İslam’a hizmet edemesin yani uykusuz bırakır ki sabah kalktığında dinç olmasın dolayısıyla Allah’ı anamayacak, İslam’ı anlatamayacak hale gelsin. “Mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol” yani sürekli mal talebinde bulun, malı tahrip et, mesela münafığın bir özelliği de malı tahrip etmesidir yani insanı da malı da tahrip etmek ister münafık ve çok fazla mal talebi vardır yani müthiş bir hırsı vardır Karun’da bunu görüyoruz. “Çocuklarda onlara ortak ol” yani o çocukları da etkiler, insanları da etkiler, münafıklar mesela gençliğe yöneliyor İngiliz derin devleti, gençliği ifsat ediyor. 1982’den sonra doğanları hep hedef almış durumda şu an. Bak 1982’den sonra doğanları özel olarak İngiliz derin devleti hedef almış durumda, kendilerinin de açıklaması var. Hakikaten böyle birçoğu boş işlerle uğraşan, küfür eden, birbiriyle kavga eden, Allah’ı dini unutmuş, mukaddesatı unutmuş büyük bir kitle oluşturdular 82 doğumlulardan itibaren, hepsi değil ama epey bir bölümünü ele geçirdiler hakikaten.  “Ve onlara çeşitli vaatlerde bulun.” İşte 30 sene sonra da beraber olacağız, 40 sene sonra yine beraber olacağız, sonsuza kadar beraber olacağız, küfür hakim olacak, İngiliz derin devleti dünyaya hakim olacak, Müslümanlık yok olacak gibi vaatlerde bulunuyorlar. “Şeytan, onlara aldatmaktan başka bir şey vaat etmez.” Çok kötü yalanların dışında bir şey yapamaz diyor şeytan yani münafık.

Meryem Suresi 83 “Görmedin mi, biz gerçekten şeytanları, kafirlerin üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar” yani kafir olan adama hulul edip ruhunu teslim alıyor ondan sonra onun hizmetine sokuyor sonra da onu kışkırtıyor Müslümanların aleyhine. Pislik yaptırır, delilik yaptırır, ummadık hareket. Münafıkta hep ummadığın hareketler olur. Mesela şaşıracağın hayretler içinde kalacağın şeytani hareketler yapar. Mesela bir casusla bağlantı kurar, hiç ummadığın mesela farz edelim lokantada yemek yiyor zannedersin, yanına birisi yanaşır ona mesela bir pusula verir, onu ayarlamıştır mesela telefonla, o pusulayı alır veyahut ona bir cihaz verir mesela Müslümanları takip etmesi için. Aklına hayaline gelmeyecek şeyler yaptırtır. Mesela bir yere gönderirsin orada bir melanet yapar. Bak tahrik edip kışkırtıyorlar, münafığın özelliği budur yani Müslümanları tahrik eder, rahatsız etmeye çalışır ve insanları kışkırtır yani teröre anarşiye, kavgaya, Allahsızlığa, dinsizliğe, Darwinizm’e kışkırtır, kışkırtıcı özelliği var. Kavgaya tahrik eder, adam öldürmeye tahrik eder, homoseksüelliğe teşvik eder.

Zuhruf Suresi 36 “Kim Rahman’ın zikrini görmezlikten gelirse,” Rahman’ın zikri yani Allah anılırken münafık kaçar yani ne görmek ister, ne duymak, ne dinlemek, münafığın en bariz alametlerindendir. Allah anıldığında bakarsın münafık sansar gibi kaçmış, dikkat edin hemen anında kaybolur münafık. Onun için münafığa her yerde Allah’ın hükmünü hatırlatmak gerekir, kaçsa da anlatmak lazım. “Kim Rahman’ın zikrini görmezlikten gelirse, biz bir şeytana onun ‘üzerini kabukla bağlattırırız’; artık bu, onun bir yakın dostudur.” Yani artık şeytan onun dostu olmuş oluyor, bedenine giriyor ona çeşitli vaatlerde bulunuyor, sen de zannediyorsun adam yaşıyor onun için münafıkları ayette de belirtir, “ölüm baygınlığı gibi baktıklarını görürsün” (Muhammed Suresi 20) diyor ya, o öldüğünden kaynaklanıyor yani ruh ölüyor. Ruhu esir oluyor sadece bedenini kullanıyor, ruhta esir olduğu için ölüm hali gerçekleşmiş oluyor yani yaşayan ölü olmuş oluyor sadece şeytan onun bedenini kullanıyor. O ölüm baygınlığı gibi bakmasının nedeni de o yani hani size diyor “sen onların bakışlarından anlarsın” diyor ya ayette, o ölüm halinin gerçekleşmesinden oluyor yani göz gider münafıkta yani iptaldir. Aklı da iptaldir, vicdanı da iptal olur, bakışı da iptal olur yani muhakeme de yargı da kalmaz. Onun için hayret edecek anormallikler delilikler yapar münafık yani şok olursun züppeliğine, deliliğine, dengesizliğine hayretler içinde kalırsın, çok aptalca deli cesareti gösterir münafık.

GÖKALP BARLAN: Şeytandan Allah’a sığınırım, Yüce Rabbimiz, “Sen onları sana bakar görürsün oysa onlar görmezler bile” (Araf Suresi 198) diye buyuruyor.

ADNAN OKTAR: İşte ondan kaynaklanıyor ölü olduğu için. Sen işitir zannedersin diyor halbuki ölmüş işitmiyor yani şeytan bedenine girmiş yani aslında karşındakinin şeytan olduğunu bilse insan acayip korkardı tabii birçok insan yani o gerçek hali bir görünse aklını atar yani üstündeki mahluku görmüyor. Mesela bazı insanlar bilir ya derler ‘bunun üstü bayağı mahlukat dolu’ falan derler, cin çağıranlar falan görebiliyorlar, onlar görüyorlar. Hakikaten üstü dolu oluyor mahlukatların yani çok fazla şeytan oluyor üstünde, cin olduğunda cin var diyorlar ama şeytan olduğunda üstünde mahlukat var diyorlar yani münafıklarda o görülüyor yani cin çağırma ustaları görürler bilirler. Alenen şeytan oturur üstünde böyle, garip mahluklar şeklinde yani korkunç, garip mahluklar şeklinde ağzı burnu eciş bücüş böyle vücutları çok anormal, bakışları anormal şeytanlar oturur üstünde, onun için derler ya “Her yeri mahlukat dolu bunun” falan derler yani konuya atıfta bulunmak için.

Mesela bak Ahzap Suresi, 19’da “Şayet korku gelecek olsa ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün.” Yani göz iptal olmuş. Ölü gibi bakıyor, ölü diyor zaten Allah. “Korku gidince hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek sizi keskin dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar.” Sürekli işte bana şunu getirin, bana bunu getirin, şu yiyeceği istiyorum, bu yiyeceği istiyorum, beni şuraya götürün gezmeye götürün. Bak hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek” kastettiği bu ayetin. Sürekli bir şeyler isteme talebi. “…sizi keskin dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar.” Yani bu olmamış bunu nasıl getirdiniz, yanlış getirdiniz doğrusu şuydu, şöyle yapmanız gerekirdi, işte böyle yemek mi olur? Böyle konuşma mı olur? Böyle oturma mı olur? Bak “..sizi keskin dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar.” Şeytan resimlerinde dil keskin gösterilir dikkat ederseniz ince uzun yılan gibi yapılır. Resimlerde hep öyledir. “İşte onlar iman etmemişlerdir; böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır.” Bunlar bir şeyler yapıyor ama şeytanın faaliyeti içerisinde yapmış oluyorlar. Yani onu Allah için yapmıyor, onun için Allah boşa çıkmıştır diyor. “Bu Allah’a göre pek kolaydır” diyor. Yani Ben zaten bunu biliyorum hepsini takip ediyorum diyor Allah bunun tespiti Benim için çok kolay diyor Allah. Ahzap Suresi, 19.

Mesela Hicr Suresi 39’da şeytanın züppeliği yani münafıkların züppeliğinin nereden geldiğini görüyoruz. Dedi ki: "Rabbim,” diyor önce saygılı bir dil kullanıyor sonra bak deliliğe bak  “..beni kışkırttığın şeye karşılık,” Allah’a hitabına bak tam tipik züppe “andolsun,” diyor bak bu seferde yemin ediyor sanki normal Müslümanmış gibi  “ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim” yani züppeliği böyle sükse yapmayı, çakallığı, baş kaldırmayı, asiliği, deliliği, kan dökücülüğü. Homoseksüelliği, Darwinist olmayı, casusluğu, alçaklığı “süsleyip çekici göstereceğim.” Mesela casus olmayı çok süslü görüyorlar adam diyor ki  İngiliz derin devletinin hayranı olan, yalakaları bir kaç kişinin yazısında gördüm “hayatta en büyük amacım” diyor “casus olmak” diyor.  İngiliz derin devletinin ajanı olmak en yüksek istekleri o oluyor. Ölümü her şeyi kabul ediyorlar casus olmak için. “…ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım.” Bütün Müslümanlara musallat olacağım diyor. Tümüne, böyle bir beladır münafık.

Bak diyor ki Sad Suresi, 82’de “Senin izzetin adına” bak Allah’ı da ululuyor görüyor musun? “Senin izzetin adına” Allah’ı seviyormuş gibi konuşuyor. Saygısı varmış gibi gösteriyor. Bak “Senin izzetin adına andolsun” birde yemin ediyor Allah adına onların tümünü” bütün Müslümanları mutlaka azdırıp-kışkırtacağım.” Onun için münafıklar çok azgın olurlar. Ve hep kışkırtılmış olurlar yani şeytanın kışkırtmasıyla delidirler. Yerinde durmaz. Sakinleşecek zannedersin bir kepazelik daha. Durur durur bir kepazelik daha. Ömür boyu adilik yapar kesintisiz. “Kalpleri parçalanmadıkça rahatlamazlar” diyor Allah yani ölmedikçe rahatlamazlar diyor Allah.

Peygamberimiz (sav) çok tatlı çok şeker. Peygamberimiz (sav) mescide geliyor Yüce Allah’a hamd-ü senada bulunduktan sonra münafıklara hitaben diyor ki “Sizden bazı kimseler” münafıkları kastederek “sizden bazı kimseler toplanıp şöyle şöyle konuştular” diyor. Vahiyle bildiriyor Cenab-ı Allah söylüyor “aranızda ki konuşmanı şu” diyor “şimdi ayağa kalkın ve Allah’ın bağışlamasını dileyin” diyor. Bu münafıklar kalksınlar ayağa diyor “ben de sizin bağışlanmanız için Allah’tan dileyeceğim ve dua edeceğim” diyor. “Şimdi bekliyorum kalkın” diyor. Defalarca söylüyor kalkmıyorlar, Peygamberimiz (sav) diyor ki “madem kalkmıyorsunuz ben sizin tek tek isminizi söyleyeceğim” diyor ey falan ey falan diye otuz altı kişinin ismini tek tek sayıyor. Hepsi ayağa kalkıyorlar. Hepsi rezil rüsva oluyorlar tabii mosmor oluyorlar. Sonra Peygamberimiz (sav)  “Allah’tan korkun” diyor. O zamana kadar münafıklar Peygamberimiz (sav) mescide serbestçe girip çıkıyorlar Peygamberimiz (sav) konuşmasını dinliyorlar sonra oradan ayrılıp kendileriyle baş başa kaldıklarında bunları alay konusu yapıyorlarmış o zamanlar. Ama böylece deşifre olup aşağılanıyorlar yani bütün münafıkları tek tek sayıyor Peygamberimiz (sav). Daha önce mescitten çıktıktan sonra bu otuz altı kişi kendi aralarında züppe takım bunlar Peygamberin Müslümandan haberi olmaz zannediyorlar oraya buraya toplanıp gülerek anlatıyor. İşte şöyle vahiy geldiğini söylüyor diyor, mesela namazla alay ediyorlar, abdestle alay ediyorlar. Peygamberimiz (sav)’e vahiyle hepsi bildiriliyor tek tek hepsi ayağa kalkıyor yüzlerce kişinin içinde Allah rezil rüsva ediyor. Münafığın deşifre edilmesi o yüzden çok önemlidir.

Kuzman isminde bir münafık var Uhut Savaşı’na katılmaktan kaçınıyor kadınlar diyor ki Müslüman kadınlar  “sen korkak mısın savaşa gitmiyorsun?”  diye onu paylıyorlar. O da utanıyor ağrına gidiyor, gurur yapıyor enaniyet yapıyor, “ey evsler” diyor “ölmek savaştan kaçarak utanç içinde kalmaktan iyidir” diyerek savaşa gidiyor Müslümanların safında çok şiddetli çarpışıyor. Hatta Kuzman müşriklerden dokuz kişiyi öldürdükten sonra kendisi de yaralanıyor eve getiriliyor Peygamberimiz (sav) onun hakkında “Kuzman cehennemdedir” diyor. Bak savaştan gelmiş yaralı “Kuzman cehennemdedir” diyor Peygamberimiz (sav) o kadar. İşin iç yüzünü bilmeyen bazı Müslümanlar hayrete düşüyorlar ya diyorlar Allah için çatıştı yaralandı bu nasıl oluyor diyorlar Peygamber böyle dedi hayret ediyorlar. O sırada Müslüman sahabelerden biri diyor ki Kuzman’a “Ey Kuzman seni kutlar ve cennetle müjdelerim” diyor çünkü ölmesi yakınlaşıyor “bugün uğradığın musibet sana Allah tarafındandır” dediği zaman Kuzman diyor ki “cennet de ne?”  diyor. “Ben kavminin ırkından başka, ırkçılıktan başka bir maksatla çarpışmadım” diyor ve yarasının ağrısı şiddetlenince de bir okla kolunun damarını keserek intihar ediyor. Görüyor musun Peygamberimiz (sav) onu vahiyle biliyor münafık olduğunu. Onun oradaki çarpışması kurtarmıyor onu. Bu hadiste yine münafıklar yine arsızlık yapıyorlar mescitte sahabeler de bunların bir kısmını sakallarından tutuyorlar yerde sürükleyerek dışarı çıkarıyorlar.

Bu anlattıklarım zaten kitaba konu olacak. Hem de aynı zamanda caps yapıyorsunuz, internete koyuyorsunuz. Duyanlar duymayanlara, duymayanlar duyanlara aktaracaklar. Kitap da olacak. Tabii bunu biz aylarca, yıllarca anlatacağız. Tek bir anlatmayla, tek bir kerede dinlemeyle bitecek konular değil bunlar. Müslümanlar bunları adeta ezberleyecekler, çok hayati konular. Bunları sürekli gündemde tutmak önemli.

Bakara Suresi, 61 münafıklar şöyle diyorlar "Ey Musa, biz bir çeşit yemeğe katlanmayacağız, Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarmısak, mercimek ve soğan çıkarsın." Münafığın böyle pis boğazlığı vardır ayrı bir baş belası olur işte ben onu istemem şunu isterim, şunu istemem bunu isterim Allah’ın verdiklerine şükretmez. Her konuda böyledir münafık yani böyle bir huzursuz arayış içindedir. Bu da onların işte o ruhlarındaki huzursuzluktan kaynaklanan, aksilik ve züppeliklerinden kaynaklanan bir tavır.

Bunları zaten Twitter’da yayınlıyorsunuz, Facebook’ta yayınlıyorsunuz, kitap olarak yayınlayacağız, broşür olarak yayınlanacak. İslam hakimiyetine kadar, İslam dünyaya hakim oluncaya kadar geceli gündüzlü anlatacağız. Bir kere anlatıp kapatıp geçeceğimiz konular değil. Bu konular zaten gittikçe genişleyerek detaylanarak anlatılacak konular.

İşte bu internet nesli deniyor milenyum kuşağı 1982’den sonraki nesil İngiliz derin devleti bu nesle kafayı taktı. Bunlara “ben ben jenerayonu” deniyor hepsi değil ama bir kısmı deccaliyet tarafından hedef seçilmiş durumda. 1982 nesline göre yani daha önceki nesle göre narsistlik, enaniyet üç kat artmış bu gençlik içerisinin bir kısmında. Kısa yoldan şöhret olmada çok müthiş bir yükseklik var. Yüzde altmışı herhangi bir olayda sadece kendisine doğru gelen tepkiyi verdiğini söylüyor. On beş-yirmi beş yaş arası bu grup gençler. Amerika Birleşik Devletleri’nde bu şekilde seksen milyon genç olduğu hesaplanıyor. Kendilerinden aşırı eminler ve dünya da kendileri etrafında döndüğünü düşünüyorlar büyük bir bölümü. İnternet sayesinde bu hastalık bütün dünyaya yayılmış durumda birbirinin aynısı bir nesil oluşmuş. Aynı konuları soruyorlar aynı cevaplar. Aynı kelimeler mesela küfürleri falan her şeyi birbirinin aynı. Kavga metodları, alay etme medodları hepsi aynı. Sadece zengin gençler arasında değil her gelir grubu gençler arasında bu bakış açısı ortak. Bencillikleri, teknolojiyle artmış durumda. Mesela eski nesiller evlilik ve aile fotoğraflarını yayınlarken bu neslin koyduğu fotoğrafların yüzde seksen beşi kendisinin yanında evcil hayvanlarına ait. Sadece kendi yani sevdiğinin resmini koymuyor. Sadece kendi ve evcil hayvanı. Günlük başarıları yada ilişkileri tercih ediyorlar. Günlük bir başarı, günlük ilişki. Fedakarlık taviz vermek olarak görülüyor. Fedakarlıktan kaçınıyorlar. Kendilerinin çok özel olduğuna inanıyorlar, herkesten öyle davranmasını bekliyorlar. Günde ortalama yüzden fazla mesaj gönderiyorlar. Birbirlerine internet üzerinden mahalle baskısı uyguluyorlar. Acayip birbirlerine baskı uyguluyorlar. İnternette çok vakit geçirmelerinin sebebi kaçırdıkları daha iyi bir şey olup olmadığını kontrol etmek. Sürekli kendilerinden bahsetmelerinin sebebi meşhur olmak çabası. Bu likeler, retwet etme çok arkadaş sahibi olmanın sebebi de saygınlık kazanmak. Mesela hatta onları toptan da satın alıyorlar falan değil mi? Çok fazla arkadaşı var, çok itibar ediliyor, herkes beğeniyor dedirtmek. İnternet kuşağı en çok reality programlarını seyrediyorlar bu programlar pratikte narsistler hakkındaki belgeseller. İşte ilah olmak, ilah adamlar, dünyayı idare eden adamlar.

Bu son Süleymanlı kardeşlerimizin binasındaki yangını ajan bir grup organize ettiği anlaşılıyor. İngiliz derin devletinin bir oyunu, onların yancılarının yaptığı bir oyun. Kapı kollarını falan almalarının nedeni o. Yangını çıkartmak da çok basit onu önce ayarlamışlar her şeyini ayarlamışlar ve yangın çıkartıp böylece işte Süleymancıların, Nurcuların dersanelerini böyle burada hep çocuklar yanar dolayısıyla buraları kapattırın devletleştirilsin mantığını otturtturmak için. Önce bunun zeminini hazırladılar dikkat ederseniz uzun uzun tarikatler aleyhinde konuştular şimdi de böyle yangınlarla. Ertesi gün bir yangın daha çıkarttılar bunların hepsi provakatif hareketler çok dikkat etsin Müslümanlar. Mesela Fikret Bila, Ahmet Hakan hemen bu durumu değerlendirip birçoğu işte “tarikatlar kaldırılsın, cemaatler kaldırılsın, cemaat kaldırılsın, cemaat yurtları kapansın” tarzında bir atağa geçtiler. Bundan amaç hükümeti bu yönüyle de çökertmek. Hükümet işte Müslümanlara saldırıyor imajı vermek, İslam’ı çökertecek bir deccal gibi göstermek istiyorlar hükümeti devleti halbuki hükümet dindar bir hükümet, cemaatlerden gelen bir hükümet zaten kendileri cemaat mensubu boş yere oyun oynuyor bu adamlar. Deccal karşıtını deccal göstermeye çalışıyor buna çok dikkat etmek lazım.

Çok hayret verecek olaylardan bir tanesi de Müslümanların yüz yıllardan beri münafıklar konusunda çok ilgisiz davranmış olmaları. Binin üzerinde ayet var münafıklarla ilgili Kuran’da binin üzerinde. Bu Müslümanları ikinci derecede ilgilendirmiş. Resulullah (sav) zamanında işte münafık varmış hikaye gibi arada sırada öyle dillendirilen hatta yan bir konu gibi görülen, çok nadir dile getirilen bir önemli mevzu. Halbuki İslam aleminin 1300 seneden beri çektiği acının sebebi münafıklar. Yanlız tabii Cenab-ı Allah insanlara böyle bir süpriz bir imtihan yöntemi olarak münafıkları sunmuş. İnsanlar buna hiç önem vermemişler bir çoğu. Şeytan zaten görünmez olduğu için banane şeytandan falan diyor. Milyonlarca zombinin insanlar içerisinde gezdiklerinden haberleri yok insanların. Kavga ettikleri, olay çıkarttıkları adamların zombi olduğunu fark etmiyorlar. Cinayetlere sebep olanların büyük bölümü zombidir. Cinayet işleyenler, cinayete sebep olan birçok kişi öyle. Yani İslam aleminin işgaline sebep olanlar da onlar, mahvolmasına sebep olanlar da onlar. Ve birçoğu da İslam ülkelerinde siyasi idareci olarak başa geçmiş durumdalar. Bak Irak’ta bakıyoruz neredeyse hükümet üyelerinin tamamına yakını İngiliz vatandaşı. İngiltere de casus yetiştiren özel okullarda okumuşlar, siyasetçi yetiştiren özel okullarda okumuşlar kimse bu acı gerçeğin üzerinde durmuyor.

Tabii Müslümanlar birde münafık deyince işte şeytan ordusu bunlar, baş edilecek gibi bir güçler değil diyor halbuki çapıyla alakalı olan bir olay olmuyor. Allah onları zaten mağlup yaratmış mesela bu İngiliz  derin devleti darmadağın olacak bunu göreceksiniz. İngiliz derin devleti darmadağın olacak. Normalde tepmez devrilmez bir imparatorluk bu, yüz milyonlarca üyesi var. Hiçbir şey olmaması lazım. Gizli servislerin derin devletlerin tamamı neredeyse bunlara bağlı. Ama buna rağmen mağlup olacaklar. Kaderleri öyle olmuş oluyor. Mümin merak ediyor, nasıl olacak? Sen merak etme senin neyine lazım? Sen vazifeni yap. Eriyip gidiyor. Darwinizm için de öyle diyorlardı; Bu tepmez devrilmez. Bak, gitti. İngiliz derin devleti için de adamlar bak ciyak ciyak bağırmaya başladılar. Öyle zannedildiği gibi olmuyor. Ama Allah tabii zamana yayıyor. Yani hemen yapmıyor. Şimdi daha hala 2016’dayız. Şimdi 2017’ye gireceğiz. Önemli bir sene 2017. Birçok büyük olayın, fevkalade olayların olacağı bir yıl. Yani çok kilit bir yıldır 2017. Felaketlerin ve kurtuluşların yıl. Yani 7 zaten Kuran’da da ona dikkat çekilmiştir. Hem felaketler hem kurtuluşlar hep 7’dedir. 2018, 2019.

Enbiya Suresi, 18. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız,” Yani Mehdiyet’i deccaliyetin üstüne saldırtırız. “O da onun beynini darmadağın eder.” Yani İngiliz derin devletinin beynini darmadağın eder. “Bir de bakarsın ki, o (deccal), yok olup gitmiştir” şeklinde de tefsir edebiliriz. Ayet şu şekilde, Enbiya 18;  “Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir.” O denilen deccal. Batılın üstüne gelen güç de Mehdiyet’tir. Beynini diyor bak beynini, fikir sistemini darmadağın edecek.

Tayyip Hocam diyor ki; “Vatandaştan rica ediyorum, yastık altındaki dövizleri çıkarsınlar, altın alsınlar” diyor. Yani Mark, Mark yok değil mi artık? Euro var, Dolar. “Euro ve doları olanları gidip altın alsınlar” diyor, doğru söylüyor. En sağlamı o. Bir kere Euro ve Dolar’ı Türkiye’de hiç kullanmayalım. Yani bunu kullanmayı ortadan kaldıralım. Vatandaş hiç bulundurmasın Euro ve Dolar. Onun hepsini altına çevirsinler. Yani gayet sağlam altın, bozulmaz, çürümez. Her zaman da değeri sabit. Euro saklamak mantıklı bir şey değil. Yani kağıt para niye saklıyorsun? Altın yanmaz, çürümez. Altına çevirsinler Euro ve Dolar’ı. Euro ve Dolarla hiç kimse iş yapmasın Türkiye’de. Hiç kimse ne ev kiralasın Euro’yla, Dolar’la, ne bir şey satsın ne de bir şey alsın. Euro’yla diyorsa vazgeçsin. Türk parasıyla kabul ediyorsa, etmiyorsa vazgeçsinler. Evet, Tayyip Hoca’nın dediği doğru. Euro ve Dolar hiç kimse kullanmasın. Euro’su ve Dolar’ı olanlar gidip altın alsınlar. Gayet güzel, sağlam iş. Birde ama onu önceden de düşünmeleri gerekirdi. Yani Euro’ya ne gerek var? Türkiye içinde ev Euro’yla. Niye oluyor ki öyle şey? Yasaklansın. Dolar’la niye alışveriş yapılsın? Hayır, satıyorsa da almam. Bu kadar basit yani. Ne zorum yani? Bizi bu noktaya çekenlerle hiç muhatap olmayalım. Alışveriş yapacak; Rusya’yla yapalım, Çin’le yapalım. Dolar’la yapmayalım, Türk parasıyla. Dolar’a kim giriyorsa biz bu işe girmeyelim. Altın işi çok doğru. Cebinde Euro taşımaya ne gerek var? Dolar taşımaya ne gerek var? Al altın, yarım kilo, iki yüz elli gram ne kadar istiyorsan, altın olarak dursun. Ne gerek var, Euro olarak, Dolar olarak tutmanın anlamı ne yani? Nerede işine yarayacak? Bir kere Dolar’la ev kiralanıyor. Devlet bunu yasaklasın. Böyle şey mi olur? Euro üstüne, derhal yasaklasınlar. Ne alakası var Türkiye’nin içerisinde? Türk parasının dışında geçerli olmasın. Bu kadar basit. Yani ben bunun mantığını anlamış değilim. Ne işimiz var bizim Dolar’la, Euro’yla falan. Biz kendi kendine de yeten bir ülkeyiz de ayrıca. Ne zorumuz yani? Kendi paramızı yurt dışına göndereceğiz oluk oluk, kendimiz zarara gireceğiz, başkasını zengin edeceğiz. Böyle şey olmaz.

Evet, Fikret Efendi dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Makaleleriniz hakkında bilgi vereceğim Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Makale, evet.

KARTAL GÖKTAN: Endonezya’nın 40 bin tiraja sahip, en büyük İngilizce günlük gazetesi The Jakarta Post’ta, “Trump, Amerikan rüyasını canlandırıyor’ başlıklı makaleniz yayınlandı. Trump’ın yeniden dindar bir Amerika inşa etmesini ve Amerikalıların çok uzun zamandır bekledikleri Amerikan rüyasını yeniden canlandıracağını temenni ettiğiniz yazınızda; Trump’ın seçim kampanyaları sırasında kullandığı üslubun aksine, İslam’a değil bağnazlığa karşı olduğunun anlaşıldığını ancak bunun iyi vurgulanmasının Müslüman dünyasını memnun edeceğini belirtiyorsunuz.

Bu yazınız aynı zamanda Suudi Arabistan’ın önde gelen Arapça günlük gazetesi Mekke Newspaper’ın hem basılı hem de internet yayınında yayınlandı.

Sol görüşlü, Amerika’nın bağımsız haber sitesi American Herald Tribune’de, ‘Amerikan seçimlerinin kaybedeni gerçekte kimler?’ başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda; Amerika’yı uzun süredir etkisi altına alan ruhsuz zihniyet ve bunu destekleyen bazı çevrelerin seçimin asıl kaybedenleri olduğunu anlatıyorsunuz. Savaşın diğer kaybedeni ise gerek Amerika gerek Amerika dışındaki savaş yanlıları olduğu gibi kendilerini merkez gibi gören ve gerçekleri kendi çıkarları doğrultusunda yönlendiren bazı Amerikan medyası olduğunu belirtiyorsunuz. Trump ile şekillenecek yeni hükümetin Amerika’ya yeni bir ruh getireceğini, savaşlardan, sömürü ve çıkar zihniyetinden uzak, özlenen Amerikan rüyasının canlanması sadece Amerika için değil tüm dünya için bir güzellik olacağını söylüyorsunuz.

Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden Al Raya’da, ‘Amerika Trump’ı neden seçti?’ başlıklı yazınız yayınlandı.

Ve New York’tan yayın yapan bağımsız Kürt haber ajansı Ekurd Daily sitesindeyse, ‘Mültecilere karşı umursuzluk’ başlıklı makaleniz yayınlandı. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel. Allah’ın lütfu, dünya çapında fikirlerimizi bu kadar yaygın anlatabilmemiz şahane bir şey.

Dünyada aslında mevzular o kadar karmaşık değil. Ama insanlar nedense Allah’ın hikmeti karmaşık hale getiriyorlar. Bütün insanların huzurlu, mutlu, savaşsız, kavgasız yaşaması en kolay olan. Gayet de kolay olur. İslam aleminin birleşmesi bir saati bile almaz. Ne var yani? “Tamam” dersin. “Vizeleri kaldırdık” dersin. “Pasaportu kaldırdık” dersin. Telefonla bildirirsin faksla sınır kapılarına konu biter. Bütün mesele o sevginin, o coşkunun, kardeşlik ruhunun verilmesinde. Böyle üst perdeden bilmiş üsluplarla lider olunmaz. Alimler, hocalardan bakıyoruz yani lider olması mümkün mü diye bazı kişilere. Hep büyüklük ve azamet peşindeler. Bu vaziyette olmaz. Bu sevgisizlikle olmaz. Din mühendisleriyle hiç olmaz. Din teknisyenleriyle de yine olmaz. Yani yarışla büyüklük yarışıyla, enaniyet yarışıyla olacak bir şey değil bu. Azamet yarışıyla olacak bir şey değil.

Biz dedik ki “Dünyayı şu an İngiliz derin devleti yönetiyor” dedik doğru bu. Hepsi de farkına varmış. Birçok kişi suskun. Halbuki hepsi bu Hürriyet Gazetesi, Milliyet falan hepsi bu işin üstüne gitse, bu konunun üstüne gitse yer yerinden oynar. Ancak sağ kalemler bu konuda atağa geçtiler. Şu an iki yüze yaklaştı aydın sayısı bu konuda tavır alan. Çok daha fazla olması lazım. Bütün Türkiye’nin kesin tavır alması gerekiyor. Dolar’ın yükselmesini bak İngiliz derin devleti bunu rahatça yönetebilir. Çok basit onlar için. Dolar’ı yükseltmek için iki üç onlara bağlı kurumun vereceği demeç yeterli oluyor. Mesela “Türkiye güvensiz ülke” diyor. Hop anında Dolar hopluyor. Birde sistemi Dolar’a göre ayarlamış olmaları inanılır gibi değil. Nedenini de anlayamıyoruz? Ev kiralanıyor. Devlet buna nasıl müsaade ediyor? Adam Dolar üstünden. Kesin yasak verilsin. Türkiye’de para birimi Dolar değil ki. Her yerde Dolar. Hayır, Türk para birimi kullanılmasa her yerde Dolar olsa zaten hiçbir sorun olmaz. Ama sen Türk parasıyla yarıştırıyorsun Dolar’ı iş çıkarıyorsun. Öyle olmaz. Ya tam anlamıyla Türk parası olması lazım ya tam anlamıyla dolar olması lazım. Dolar olmayacağına göre o zaman Türk parası olması gerekir Dolar ne alaka yani. Euro’nun ne işi var Türkiye’de? Araba alacak adam Euro ile bilmem ne alacak Euro ile. İstemiyorum kardeşim. Gelmesin öyle mal. Öyle mal gönderecekse göndermesin istemiyoruz. Euro ile alışveriş olmaz. Dolar’la da olmaz. Altınla olsun.

Biz etiket yapmadık. “İhtiyacımız birlik ve sevgi” diyelim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Anayasa değişikliği konusunda MHP ile AK Parti arasındaki anlaşma büyük oranda tamamlandı. Buna göre Anayasa’nın cumhurbaşkanının nitelikleri ve tarafsızlığını düzenleyen yüz birinci maddesinde düzenleme yapılacak. Maddenin son fırkasında yer alan “Cumhurbaşkanı seçilenin varsa partisiyle ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer” ibaresi metinden çıkarılacak.

ADNAN OKTAR: Evet. O gereksiz doğru o. Çünkü dürüst davranmak lazım. Bir insanın partisi olmaz olur mu? Partisi olur. Mesela başbakanın da partisi var ama bütün Türkiye’ye hizmet ediyor. Cumhurbaşkanının da partisi olur ama bütün Türkiye’ye hizmet eder. “Ben AK Partili değilim” deyince bir insan AK Partili olmaz. AK Parti’yle bağlantısı kesilmez veyahut değil mi? “Değilim” demek neyi değiştirir yani? Vicdanen AK Partili olmuş oluyor ama dilinde doğru olmayan bir şeyi söylemiş oluyor. Bu olmaz.

Bu Halep’teki kuşatma. Bunu bir süre durdursunlar en azından da bir insanlara yiyecek içecek ulaştıralım. Son kalan üç fırında beş gündür tek bir tane bile ekmek çıkmadı. On dört günde altı yüz elli sivil şehit oldu. Bu kadar vahşet, bu kadar kepazelik inanılır gibi değil.

Peşmerge Bakanlığı Basın Sözcüsü resmi açıklama yapmış. Musul operasyonunun başlangıcından bu yana iki bin Irak askeri, bin altı yüz Peşmerge ölmüş. Yani üç bin altı yüz kişi ölmüş. Diyorlardı ki “IŞİD ile çatışmada hani adam ölecekti, hani olaylar olacaktı. Olmadı ki” diyorlar. Üç bin altı yüz kişi az mı? Bak sadece Musul’da Musul operasyonunda üç bin altı yüz kişi. Hadislerin kastettiği bu işte. “Çatışma olacak” diyor. “Kan akacak” diyor Peygamberimiz (sav). “Olmadı ki, olmadı ki” diyor. Oldu işte.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan az önce şunları söyledi Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: “Rabbim bu ülkeyi, bu milleti korusun inşaAllah. Son günlerde bir döviz meselesi çıkardılar. Şöyle oldu böyle oldu. Ben millete şunu hatırlatıyorum; Sizleri Allah için seviyorum. Yastığının altında döviz olanlar gelsinler altına dönüştürsün. Türk lirası kazansın. Gelin bunu yapın. Ne gideceğiz dövize kazandıracağız.”

ADNAN OKTAR: Bir kere dövizi yasaklasın hükümet. Bu ne alaka Ev kiralamada, araba satmada döviz kesinlikle kabul etmesinler. Hayır meraklısı da değiliz Amerikan arabası almayız kardeşim Allah Allah. İstemiyoruz. Rus arabası alırız. Derdimiz mi yok? Yahut başka yani Avrupa’dan alırız. Bilmem ne yaparız. Euro ile alışveriş yapmayı şart koşuyorsa adam almayız. Türk parasını kabul ediyorsa alırız bu kadar. Bütün evler hemen hemen Dolar’la. Hükümet hemen bir karar çıkarsın. “Bunlar hemen Türk parasına çevrilsin” densin. Konu da kapansın. Kardeşim yabancı yatırımcı gelmiyorsa gelmesin. Biz kendi yatırımımızı zaten bol bol yaparız. Yerli yatırımcılar zaten atak için sabırla bekliyorlar. Yabancı yatırımcıya ne gerek var? Ne işimiz var bizim yabancı yatırımcıyla? Hiç gerek yok. Bizim iş adamlarımız bayağı yetenekliler. Olduğu kadar. O bize yeter.

Devlet ihaleleri bir kere Dolar’la olmasın. O konuyu kapatsınlar. Silah kendimiz üretelim. Beş kuruş vermeyelim. Tanksavar, uçaksavar yapılacak başka bir şeye gerek yok. Eğer güçlü bir orduya ihtiyaç varsa halkı silahlandırırız. Ferah bizim bir 10 milyon asker çıkartırız söyleyeyim. Ferah 10 milyon. Hepsine iki bin mermi verilse, birde otomatik silah verilse dünyanın en büyük ordusu olur. Birde tanksavar, uçaksavar rahatça yapabiliriz. İki şeye ihtiyaç var; uçağa falan ihtiyaç yok. Tanksavar ve uçaksavara ihtiyaç var. Çünkü bir tanksavar bir tankı durdurur. Bir uçaksavar da bir uçağı durduruyor. Dolar Dolar Dolar her şey Dolar’la Euro ile. Yok kardeşim öyle ihale olmaz.

Tarikat yuvalarına gönderip çocuklarını işte olumsuz yetiştirdiklerini söylüyor. Yok, dinsiz imansız olacaklarına gitsinler orada tarikat ehli olarak da yetişsinler. Tarikatlar zaten bu devirde bir ahlak okuluna dönüştü. Öbür türlü ya PKK’lı oluyor, ya komünist oluyor, ya Stalinist oluyor. Bomboş yetişeceğine orada yine Kuran okumayı öğreniyor, Allah’tan korkmayı öğreniyor. Dolayısıyla bu öfke güzel bir şey değil çirkin. Herhangi bir Süleymancı ile siz tanışmadınız. Süleymanlı ile konuşmadınız. Bayağı efendi insanlar kendi halinde sakin. Allah’tan korkan, kulundan utanan hürmetli insanlar. Anarşiye, teröre de şiddetli karşı olan insanlar. Süleymanlıları böyle terör örgütü gibi göstermeye kalkmak çok ayıp ve günah.

Hacettepe Üniversitesi’nde “Üniversitemizde PKK istemiyoruz” diyenlere kınama cezası verilmiş.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.  “Üniversitemizde PKK’lı istemiyoruz” diyorlar ve kınama cezası alıyorlar.

ADNAN OKTAR: Olay artık bu dereceye gelmiş. Asıl bunlarla sizin uğraşmanız lazım.

Armağan Kirkman “Ben hayatımda hiç böyle İslam’ı güzel anlatan bir hoca görmedim” diyor. Ben hoca değilim. Samimi anlatmaya çalışıyorum.

“Boz doları al lirayı” diye etiket yapmışlar. İyi yapmışlar.

“Tarikatların kurulması İngilizlerin oyunu olmasın sakın” diyor. Yok tarikatlar çok eski. İngilizler yeni devreye giriyor üç yüz yıllık falan bir geçmişi var. Ama bir kısım tarikatları kullandılar tabii. Mesela Ahmedileri kullandılar. Fethullah Gülen cemaatini kullandılar. Halen de kullandıkları birçok cemaat var. Moon tarikatını kullandılar. Büyük yapılanmaları kullanıyorlar.

Tabii tabii bu Dolar’ı falan olanların hepsini bozdursun. Gidip altın alsınlar. Çok gıcık yani bu adamların yaptığı bayağı kızdırıcı. Dolar’la hiçbir alışveriş yapılmasın Türkiye’de. Kafaya bak adamların. Türkiye’de Dolar’ın ne işi var? Türklere has olsun Türkiye’de, çok garip bir şey. Yatırım yapmıyorsa yapmasın Allah Allah. Yatırımcı çok fazla adam var bizde. Ne zorumuz yani ne yapacağız?

BÜLENT SEZGİN: Esnaf kapılara afişler asmış.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: “2000 Dolar bozdurup makbuzunu getirene 6 metrekare halı” hediye.

ANDNAN OKTAR: Tabii.

BÜLENT SEZGİN: “250 Dolar bozdurduğuna dair makbuz getirene yemek ücretsiz.”

ADNAN OKTAR: Evet, bayağı iyi yapmışlar.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 



2016-12-04 21:21:36

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top