Sohbetler (3 Aralık 2016; 10:00)

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah. Hocamız birazdan bizlerle olacak.

ADNAN OKTAR: Selam. Muhabbet ne üstüne?

SEMİH MERİÇ: İman hakikatleri.

ADNAN OKTAR: Onu iyi anlatabilmek çok önemli. Nasıl yapacağız? Onu Allah bize bulduracak.

SEMİH MERİÇ: Hocam iman hakikatlerini siz çok hikmetli bahsediyorsunuz maşaAllah böyle her özelliği anlattığınızda gerçekten ona inanarak anlatıyorsunuz ve bizi etkiliyor inşaAllah.

HAKAN KURTUL: Ve sizin kitaplarınızdan öğreniyoruz.

ADNAN OKTAR: Dünya çok acayip her şey çok acayip, baksana suyun içindeki balığın şu dengeye bak. İnsan tutturamaz bunu aynı sistemi olsun bu şekilde gidemez. Yavrusu var mesela elli tane falan onları uygun bir yere alıyor, kapalı bir yere alıyor, önünde nöbet tutuyor, ağzına dolduruyor onları hiç yemek yemeden on beş gün falan bekliyor gelişsinler diye.  Bu olacak iş değil aç biilaç. Hayvan bu ya yiyecek yani yemeden durabilir mi? 15 gün nasıl dursun? Kesinlikle yemiyor yani bunun düşünmesi lazım, e o zaman mucize var başka bir şey yok. 15 gün sonra, ağzından çıkarttıktan sonra da uygun bir yere alıyor anası ve bir de babası da var bunların işin ilginç yani o da bekliyor kapıda yabancı balıkları sokmuyorlar bir şey olacak diye ödü kopuyor hayvanın sürekli başlarında bekliyor. Mesela ben bunu burada gördüm, biz bununla ilgili bir şey ben okumuş değilim akvaryumda yukarıda görmüştük ucu bucağı yok her şey bu tarzda.

Evet son kim ne anlatıyordu?

GÖKALP BARLAN: Berkay bal arılarını anlatıyordu.

ADNAN OKTAR: Bal arısı, sırf mesela sırf arı yani nefes kesecek bir olay. Fransa’da falan arıcılık çalışmaları diyor adam çıkarıyor petekle falan a nefis bal diyor, adamın aklının ucundan bile geçmiyor ya bu böcek nihayet bu küçük bir hayvan yani. Bu mühendislik harikasıyla bunu nasıl yapıyor değil mi? O peteklerin yapımı mühendislik harikası. Milim santim hata yok, balı ağzına kadar dolduruyor, açısı da akmayacak şekilde oluyor dışarı, düzgünce kapatıyor hakikaten de akmıyor.  İncecik bir zarla kaplıyor bal içinde duruyor, adam çıkarıyor eğiyor büküyor hiçbir şey olmuyor öyle orada muhafaza altında.  Yani mesela sırf arıyı balı dünya iyice anlamış olsa arının o bal yapmasını konu biter yani bütün iman hakikatlerini bilmeseler sadece onu bilse yeter ama işte onu iyi kavratmak çok önemli şaşırtmak. İnsanın şaşırması ülfet olmadan onu kavraması çok önemli.

Efendim bir sevgi etiketi yapalım. Ne diyelim? ‘Dünyanın kurtuluşu sevgi birliğinde’ diyelim.

Tabii şimdi iman hakikatleri anlatıyoruz, Kuran mucizeleri anlatıyoruz, Kuran’dan anlatıyoruz ama bunun sonucunda bir Müslüman topluluk oluşuyor fakat bu Müslüman topluluğunun rahat yaşamasını engelleyen bir haşerat var münafıklar yani münafıklar olduğu müddetçe istediği kadar Müslümanlığı yay anlat küfür her zaman galip gelir. Önce münafığın temizlenmesi lazım yani pislik varken o pisliğin üstüne Müslüman gidip seccade seremez, önce pisliğin temizlenmesi lazım, buna hiç dikkat etmemişler bak şu anda da bu yüzden bunun acısını çekiyorlar. Bak her yerde işte tarikatları darmadağın edelim, işte ne geldiyse başımıza onlardan geldi. Hayır, haklı yönleri var da fakat çok acımasız yaklaşıyorlar, merhametsiz ve şefkatsiz yaklaşıyorlar, iyi güzel yönlerini görmüyorlar. Tabii ki yani garip yönleri var ama bütün dünya öyle, yani dünyada öyle düzgün bir cemaat, düzgün bir topluluk bulmak çok zor yani hepsinde bir ahir zaman bozukluğu, ahir zaman tahribatı hemen hemen diyelim hepsinde olmasa da büyük bölümünde var. Bunlara acımasız davrandığında hepsini imha etmiş olursun öyle olmaz, tedavi ederek şefkatle yaklaşılması lazım, münafıkların aradığı da o. Önce onları hasta hale getiriyor, sonra da imha edelim diyor olmaz.

Münafıklarda karşılıklı bir sır verme yöntemi var, birbirlerine sır verip birbirlerini güvenilir görme yöntemleri var. Mesela diyor ki, sırlarını bana ver diyor, o da ona sırlarını veriyor birbirlerine gebe kalıyorlar bir anlamda, bu şekilde bir arkadaşlık bağı kuruyorlar, münafıkların yöntemlerinden birisi bu ama tabii münafıklar kahpe oldukları için sırlarını zaman zaman birbirlerine karşı kullanabiliyorlar, o ona yahut o da ona karşı.

Münafık kadınları ve münafık erkekleri genellikle İngiliz derin devleti fuhşa teşvik ediyor.  Şöyle oluyor; Amerika’daki İngiltere’deki Almanya’da ve Arap Yarımadası’nda işte direkt Arapça konuşan ülkelerdeki gazeteler, dergiler, televizyonlar hepsi değilse de bir kısmı ve bunların bir kısım yöneticileri şöhret meraklısı olan, şöhret budalası derler ya, şöhrete meraklı gençleri erkeksi homoseksüel hale getirip, ırzına geçip seni şöhret yapacağız diyorlar. Hakikaten onu yazarçizer pozisyonuna getiriyorlar. Mesela, televizyonda hakikaten sürekli onunla röportaj yapıyorlar, konuşturuyorlar.  Efendim eğer yazarsa -ki zaten kendisi yazmıyor daha önce de anlatmıştım- tashih edip düzeltenler oluyor, onun adına yazı çıkmış gibi görünüyor öyle yazılarını çıkartıyorlar ama onlar onun karşılığında kadın münafıklar kendilerini satıyorlar yani şöhret karşılığı kendilerini satıyorlar yani cinselliklerini kullanarak bu adamlara yanaşıyorlar. Mesela farz edelim bir Arap gazetesinin editörü, ona münafık kadınlar fuhuş teklifi yaparak yaklaşıyorlar ama bunun karşılığında yazılarını her yerde yayınlatmak istiyor. Şimdi İngiltere’de de mühim bazı gazeteler, dergiler, televizyon kanallarında Ortadoğulu böyle yazar müsveddeleri diyelim, yazar değil ama yazar müsveddesi, yazar olmak isteyen sahte yazarlar. Ta İngiltere’ye gidip kendini satan kızlar var, Türkiye’den bile var, ta İngiltere’ye gidiyor kendini satıyor yani fuhuş yapıyor adamlarla, onları ikna ediyor sonra da o fuhuş yaptığı adamlar onun yazısını çıkartıyorlar, kadınlardan. Erkek çocuklarını zaten büyük bir bölümünü homoseksüel hale getiriyorlar ve kendi sistemleri içerisine alıyorlar, kendi yöntemleri içine alıyorlar bu onların bir stili, buna karşı gençliği uyarmak lazım yani mühim bir stil olarak çirkin bir stil olarak bunu yapıyorlar. Yine bu kadın veya erkek mesela erkekse televizyonun sahibi veyahut yöneticisi kadınsa, kadınla ilişkiye giriyor. Onları internetten ispat edeceği şekle getiriyor. Mesela, kadınla konuşmaları oluyor yahut karşılıklı resim gönderiyorlar birbirlerine falan. Onu muhafaza ediyor bu sefer onu kadının kocasına göndermekle tehdit edip kendi yazılarını falan yayınlatıyor veyahut kendi neyse istediği onu yapıyor veyahut tam tersi oluyor, kadınsa erkekle aynı şekilde bağlantıya geçip onun müstehcen resimlerini konuşmalarını alıp onu bir tehdit unsuru olarak kullanıp kendi yazılarını çıkarttırıyor ve çevre edinmesini sağlıyor. Mesela beni şununla tanıştır bununla tanıştır, zaten bunların en çok üstünde durdukları şey tanışma, şununla tanıştır bununla tanıştır; o klanın içerisinde mühim bir yere kendisinin getirilmesini istiyor yani cinsellik karşılığında bunu elde ediyorlar yani kadın veya erkekler. Erkekse homoseksüellikle, kadınsa fuhuşla yani kendini satarak ve geniş bir çevreyle bunları tanıştırıyor onlar ondan sonra. Mesela bütün homoseksüel yazarlarla çizerlerle siyasetçilerle hepsiyle o gençleri tanıştırıyorlar ama önce homoseksüel olmasını şart koşuyorlar. Kızsa fuhşa sürüklüyorlar ondan sonra bütün o çevre dünyadaki mühim olan yani kilit noktada İngiliz derin devletinin bütün ajanlarıyla tanıştırıyorlar ama önce bir sağlama alıyorlar bu da yeni kitapta çıkacak bir konu.

Münafıkların birde kendi aralarında yaptıkları bir yöntem, bunu tespit ettim bunu gördüm. Birbirlerine dinsiz şarkılar gönderiyorlar yabancı parçalar, Allah’ı dini inkar eden çok fazla öyle parça var. Mesela bu R.E.M. Grubu’nun ‘Dinimi kaybetmek’ diye bir parçası var, münafıklar bunları birbirlerine gönderiyorlar propagandada. Bu Losing my religion isimli şarkısı. Sık sık mesela bu John Lennon’ın Hayal Et, Imagine diye bir parçası var, ‘cennetin olmadığını hayal et’ diyor haşa, ‘dinin olmadığını hayal et’ diyor, bu parçaları birbirlerine gönderiyorlar. Mesela bu Michelle adlı bir şarkıcı var onun bir parçası var. Bak yine orada da dinle böyle kendince dini hicveden bir üslup var, çok fazla böyle. Bu parçaları sanki böyle masum bir amaçla gönderiyormuş gibi “ya” diyor “çok güzel bir parça var” diyor. “Gece gündüz dinliyorum, sana da bunu” diyor “bir şimdi gönderiyorum bir dinle” falan diyor. “Nasıl bir parça bu sence?” Diyor. “Nefis ya” diyor “çok şahane, bayağı güzel” diyor. Bunu dediğinde dinsiz olur. Adam ne diyor? “Cennetin olmadığını hayal et, dinin olmadığını hayal et, cehennemin olmadığını hayal et” diyor. Sen buna güzel dedin mi ne olur bu? Dinle, imanla alakan kalmaz. Böyle çaktırmadan bir propaganda yöntemleri var. Mesela yine bu John Lennon’un başka bir şarkısı var. God isimli, diyor ki, “İncil’e inanmıyorum, İsa’ya inanmıyorum. Sadece kendime. Yoko’ya ve bana inanıyorum, gerçek bu” diyor. Bunu söyledi mi dinle, imanla alakası kalmaz bir adamın. Bu güzel dedin mi dinle, imanla alakan kalmaz. “İsa (as)’a inanmıyorum” diyor bitti. Kim derse desin dinle alakası kalmaz.

Bir de bu Avrupa’da kurdukları işte fikir kulüpleri var ya, düşünce kuruluşları işte CFR’lar şunlar bunlar, bunların iddiasına dikkat edin, ‘ben önceden söylemiştim’e dayanır hep. Ben söylemiştim oldum, ben söylemiştim oldu. Halbuki sen söylüyorsun ama zaten onu İngiliz derin devleti de planlamış oluyor adam onu yapıyor. Diyor ki mesela “bana göre Irak işgal edilecek” diyor. “Öyle gibi görülüyor sosyal olaylardan” diyor. “Havadaki nem oranı bana onu veriyor” diyor. Lan ne artistlik yapıyorsun? İşgal kararı almışsın, sana da söylemişler “bak” diyor “dediğim çıktı gördünüz mü?” Diyor. “Vay” diyor “mübarek ya” diyor “adam tam sosyoloji uzmanıymış ya” diyor. “Geleceği görüyor” diyor. Bu medeniyetler çatışması bilmem ne, zaten bu İngiliz derin devletinin planı bu. Bunun neyini keşfediyorsun sen? Onun için münafıklarda hep böyle bir üslup oluyor. İşte “bak ben demiştim oldu, ben demiştim oldu, ben demiştim oldu.” İngiliz derin devletinin planını sana söylüyorlar o da oluyor. “Ya bence Suriye ayrılacak, bak göreceksin işgal olacak” diyor. “Diplomatik gelişmeler bunu gösteriyor” diyor. Zaten planını yapmışsınız, sana da anlatmışlar gidip işgal ediyorsun. “Bak demedim mi?” Diyor. Peki sana İngiliz derin devleti demedi mi? Böyle bir yöntemleri de var kendilerini meşhur etmek için yani iyi öngörüde bulunan, hani peygamberler bir şey söylediğinde çıkıyor ya yahut veli insanlar bir şeyi tahmin edebiliyorlar, bunlar da deccal türü olanlar. Adı geçenleri kastetmiyorum da genel mantıkta münafıklarda böyle bir sistem var.

Mesela bu Joan Osborne’un, “Ya Allah bizden biri olsaydı” isimli bir şarkısı var. Burada da Allah, din inkar ediliyor. Sen buna güzel dediğinde dinle, imanla alakan kalmaz. Münafıklar birbirlerine karşı mücadelelerinde yani müminlere karşı mücadelelerinde de bunu kullanıyor. Kendi aralarında da çatışma vardır münafıkların ama asıl müminlerdir tabii. “Kendi aralarındaki çatışma çok şiddetlidir” diyor Allah. Kedi, köpek gibidirler.

Mesela hiç gariban bir adam alakasız ama mühim bir yetkili adam mesela erkekse homoseksüel bir bağlantı kuruyor adamla, adamın da başını belaya sokuyor, kendi başını da belaya sokuyor, hem adamı da gebe bırakmış oluyor ve böylece adam her dediğini yaptırmış oluyor. Mesela gazetelerde yazısını çıkarttırıyor, tanışmayı sağlatıyor. Kadınsa yine aynı şekilde böyle mesela Avrupa ülkelerinin çeşitli bölgelerinde ünlü, tanınmış kişilerle bağlantı kuruyorlar, normalde hiç muhatap olmayacak işkembe gibi adamlar ama sırf onları bağlayıp netice alabilmek için, insanlarla tanışabilmek için ondan çok etkilenmiş gibi yapıyor adam, o da inanıyor ahmak, muazzam etkileyici olduğunu falan söylüyor. Halbuki adam yoluna yürüyemiyor perişan vaziyette yani aciz, fakat onu şeytani bir yetenekle kandırıyor. İşte “şöyle mükemmelsin, böyle mükemmelsin,” o da inanıyor. Fuhuş yapacağını zannettiği için adam da onun bütün dediklerini kabul ediyor. Mesela onu ünlü ajanslarla tanıştırıyor, Gazetecilerle tanıştırıyor onu gittikçe daha büyük bir güç haline getiriyor. Daha şeytani, daha azgın bir güç haline getiriyor. O yazışmalarını da muhafaza ettiği için adamın elinde olmuş oluyor bir anlamda. Özel bağlantı kurabileceğini önce vurguluyorlar münafıklar böyle tiplerin, yazışmalarında bunu ön plana alıyorlar. Mesela sırlarını saklayabileceğini falan feşmekan, insanlar da kendini beğenmeye meyyal olduğu için “ya” diyor mesela “sen süper zekisin” diyor. Adam gelmiş yetmiş yaşına adam, adam yolda yürüyemiyor mesela yirmi dört yaşında genç kız Ürdün’den mesela arıyor. “Ya dehşetsin” diyor. “Şöyle akıllısın, böyle yamansın,” inanıyor o gariban da zavallı. Ona diz çöktürüyor, resimler gönderttiriyor, televizyonda çok gördünüz gazetelerde falan değil mi? Adamın orasını, burasını açtırıyor, resimlerini çekiyor falan ve muazzam çevre kazanıyorlar yani münafıkların yaptığı yöntemlerden birisi de bu.

O CFR falan tarzı düşünce kuruluşlarının gözüne girmek için ‘ilk ben söylemiştim, ilk ben fark etmiştim’ mantığı çok önemli oluyor. Onlar hep hayranlar, o tarz birkaç kişi var, üç, beş kişi var onlara hayranlar. İşte bu medeniyetler çatışması mesela bu mantığa hayranlar halbuki bu İngiliz derin devletinin iki yüz yıllık projesi zaten yeni bir şey değil bu, neyi keşfediyorsun sen? Keşfedilen bir şey yok. Ama adamlara kendilerini böyle keşifçi göstermek için işte “ben tahmin etmiştim, ben bilmiştim, ben anlamıştım” adam diyor ki, “ya bu muazzam yetenek, baksana her dediği doğru çıkıyor” ben bununla tanışıyım mantığında oluyorlar, öyle bir kafalama metotları var. 

GÖKALP BARLAN: Dediğiniz gibi onlar yazıp veriyor eline.  

ADNAN OKTAR: Tabii ki yani. Sonra bu münafıklar çok akılsız oluyor öyle yazı yazacak, çizecek, bir fikir bulacak hep fikir hırsızıdır bunlar. Ya birisinin yazısından çalar veyahut birisinden hazır yazı istiyor o yazıyı genişletiyor, biraz bir şeyler ilave ediyor sonra gönderiyor adamlar da tashih ediyorlar, redakte ediyorlar, değiştirip, düzenleyip çoğu zaman yüzde on falan oluyor bunların yazısı -ki onlar da berbat oluyor- ama adam diyor ki, “ya sen muazzam yetenekmişsin, muazzam yazmışsın” diyor. Profesyonel öyle yazıcılar var Avrupa’da çok yaygın. Onlar bunlar adına yazıp, bunların yazısıymış gibi ortaya koyuyorlar. Bu avanakları da işte kullanıyorlar ondan sonra. Her türlü casusluk, itlik, ahlaksızlık, alçaklıkta bunları kullanabiliyorlar.

Kasas Suresi 78’de “Karun dedi ki;” şeytandan Allah’a sığınırım, "Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir." İşte münafıklarda da bu var. “Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyla” diyor. Halbuki ya birinden hırsızlama birisinin yanında dinleyip oradan bir şey duymuştur, ya bir yerden okumuştur yani hep çalıntıdır münafığın fikirleri, normal bir aklı olmaz.

Bir de münafıklar küfürle konuşurken, münafıklarla konuşurken o topluluğun adamı olmadıklarını söylerler mesela Samiri “Benim Musa (as)’la hiç alakam yok” diyor. “Musa (as)’dan daha akıllıyım” diyor. “O rahatça unutabilen, kavmini idare edemeyen bir insan” diyor “ama benim genel kültürüm, Mısır kültürüne hakimiyetim olağanüstü” diyor. “Sanatçıyım ben” diyor. Mesela “onda böyle bir özellik yok” diyor. “Ben heykel sanatçısıyım” diyor. “Bütün Mısır sanatını bilirim, diğer sanatları bilirim” diyor. “Muazzam bir genel kültürüm var ama Hz. Musa (as)’ın yok” diyor. “Ben ayrı bir insanım” diyor. “Ben Hz. Musa (as)’ın direktiflerine, talimatlarına hiç uymam ben” diyor. Bütün münafıklar böyle gösterirler kendilerini mesela bulunduğu topluluğun içerisinde, Müslüman topluluğun içinde o topluluğa uymamakla övünürler, münafıklığın ilk alametlerinden birisi budur. Bu Samiri karakteridir. Sorulduğunda “ben onların hiçbir sözüne uymuyorum, onların anlattıklarına inanmıyorum.” Ayete diyor ya; “Yanlarına geldiği vakit iman ettik derler. Dışarı çıktığında bu ne söylemişti?” (Bakara Suresi 14) Diyorlar. “Biz onlarla sadece alay ediyoruz” diyorlar biliyorsunuz ayette. Bu bir münafık karakteridir, buna çok dikkat eder.

Münafık o iğrenç cinselliğini kullanmak ister, erkeksi homoseksüel yönünü, kadınsa fahişe yerini fuhuş yolunu kullanmak ister. Mesela Hz. Yusuf (as)’ı baştan çıkartmaya kalkan kadın fahişe karakterliydi. Şimdi Hz. Yusuf (as)’ı etkileyecek ki, onun zekasına da hayran, aklına da hayran, onunla evlenip, kocasını da boşayıp Yusuf (as)’un siyasi gücünden de istifade ederek hakimiyet sağlamak istiyor. Hz. Yusuf (as)’ı da kullanmak istiyor ama o iğrenç, pis cinselliğiyle onu muazzam bir güç zannediyor. Ama amacına ulaşamayacağını anlayınca cinnet geçiriyor görüyorsunuz, adeta öldürmek istiyor Hz. Yusuf (as)’ı. “Atın onu zindana” diyor. Zaten müebbet hapis cezası veriyorlar, müebbet. Tevafuk kurtuluyor Allah’ın dilemesiyle yedi yıl sonra, normalde müebbet veriyor. Hiçbir suçu olmadığı halde müebbet ceza veriliyor. Onun için Allah ayette, münafıkları “mide ve şehvet düşkünü” olduğunu söyler. Boğazına da çok meraklıdır, pis, iğrenç bir yemek yeme, bir yemeğe düşkünlük anlayışları vardır ama böyle adice Müslüman ne bulursa Allah’a hamd eder. Münafık öyle değildir hındarsızdır, sürekli beğenmez gelen yemeği, yiyeceği beğenmez, Allah’ın verdiği nimeti beğenmez ona sürekli bir suç, bir kusur bulmak ister ve adice bir yemek politikası vardır aşağılık böyle onu hırs eden bir ruhu vardır. Halbuki Müslüman tevekküllüdür, Allah ona ne rızık verse ona razı olur, bugünkü rızkımız buymuş der Allah’tan hamd ile bahseder. Ama münafık sürekli bir hırs içindedir, iğrenç bir yemek ruhu vardır onda böyle domuz gibi, insanı tiksindiren bir yemek anlayışı vardır. Cinsellik anlayışı da çok alçakçadır işte mide, şehvet düşkünü dediği Kuran’da o, ondan da çıkar elde etmeye çalışır. Ya birini tehdit etmek, ya birini kontrol altına almak işte bir köşe yazısı yazabilecek hale gelmek, ünlü insanlarla tanışmak, siyasi güç elde etmek bunun için alçakça kullanır. Bütün İngiliz derin devletinin casusları hepsi bunu yapmıştır. Bak şu anlattığım metotların tamamını İngiliz derin devleti casusları yapmıştır. Kendileri de anlatıyor zaten “evet” diyorlar. “Cinselliğini” kullanır diyor. Mesela bak Lawrence homoseksüel yine İngilizlerin kullandığı diğer erkek olan casusların hepsi homoseksüel. Kadınların hepsi fahişe kullandıkları, İngiliz derin devletinin kullandığı, casus olarak kullandığı bütün kadınları fahişe zaten kendileri de anlatıyorlar. Fuhuşla bunları elde ediyorlar mesela köşe başı adamlar önemli kişileri o şekilde ele geçirdiklerini, tehdit ettiklerini, şantajla devam ettiklerini kendileri ifade ediyorlar.

Mesela kandıracakları adamları özel yöntemler, bir de insani bir şey gösterir İngiliz derin devleti işte “dünya barış içinde olacak, dünyayı kardeşliğe, dostluğa doğru çekiyoruz, amacımız dünyanın ışıklar içerisinde, mutluluklar içerisinde, nurlar içerisinde yüzmesi.” Halbuki kastettiği o kandır, dehşettir, zaten onlar bunu sembolize ederken anlatıyorlar, bir kurt fakat üstünde kuzu postu. “Biz bir aileyiz,” bütün İngiliz derin devletinin kendi aralarında kullandığı bir şifre bu. “Biz bir aileyiz,” bütün İngiliz derin devletinin casuslarının ağzında bu üslup var. Dünyanın neresine Hindistan’a git aynısını söylüyor, Ürdün’e git aynı. “Bu ailedendir, ailemizdendir,” o işte Büyük Britanya İmparatorluğu düşüncesinden kaynaklanıyor ama asıl İngiliz derin devleti imparatorluğunu simgeliyor. Biz bir aileyiz demelerinin nedeni bu. İşte “dünyayı birlikte kurtaracağız, dünyanın kurtuluşa ihtiyacı var,” sonra da kan, revan içinde bir dünyayı örsle döverken resim yapıyorlar. “Bu dünyada yaşayan insanlar çok fazla” diyor. “Onda bire düşürülmesi lazım dünya nüfusunun” diyor. İngiliz derin devletinin hedeflerinden biri de bu, dünya nüfusunun onda bire düşürülmesi. Bu ne demek? Yüzde 90’nını insanların katledeceğiz demektir. Bak Suriye’de, Irak’ta geceli, gündüzlü acımasızca çocuk, kadın ve insan katliamı yapıyorlar, sürekli şehit ediyor ve bir türlü kana doymayan azgın bir saldırı metotları var dikkat ederseniz. İnsanlar hayretler içinde seyrediyorlar. Onların istediği işte dünyanın onda dokuzunun yok olması. İsrail için de aslında bunu düşünüyorlar. Belirli bir Musevi topluluğunun dışında tamamını öldürmeyi düşünüyorlar. Yaklaşık işte yüz yirmi dört bin kişi falan. Hepsini öldürmeyi düşünüyorlar.

SEMİH MERİÇ: Hocam, Allah Bakara Suresi’nde, münafıklar için, “onlara kendilerine yeryüzünde fesat çıkarma denildiğinde, biz yalnızca ıslah edicileriz” derler diye bildiriyor.   

ADNAN OKTAR: İşte münafıkların üslubu hep bu, “biz ıslah edeceğiz, dünyaya barışı getireceğiz, sevgi getireceğiz, dünyayı modern hale getireceğiz,” hep iddialar bak ayette ona işaret ediyor.

BÜLENT SEZGİN: “İnkar edenleri yeryüzünde fesat çıkarmayın denildiğinde, biz sadece ıslah edeceğiz derler” diyor Allah, “bilin ki asıl fesatçılar, bozguncular bunlardır.”

ADNAN OKTAR: Tabii.

Müddessir Suresi 12/15’te “Ben ona, 'alabildiğine geniş kapsamlı bir mal' (servet) verdim. Göz önünde-hazır çocuklar (verdim). Ve sayısız imkan ve fırsatları önüne serdim. Sonra, daha arttırmam için tamah eder (doyumsuz istekte bulunur).” Münafığın özelliği bu, istediğin kadar ona mal, mülk al, istediğin kadar ne alırsan al bir mucize olarak Allah’ın hikmeti doymaz, sürekli yeni talepte bulunur yani manyak gibidir. Mesela bugün bitti zannedersin ertesi gün bir daha, ertesi gün bir daha Kuran ona işaret ediyor. Bakın bir hastalıktır bu münafıklarda. Bak şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Ben ona, 'alabildiğine geniş kapsamlı bir mal' (servet) verdim.” Her şeyden, her türlü mal giyecek, içecek her şey. Yiyeceği, giyeceği, içeceği, gezeceği her türlü imkan. “Göz önünde-hazır çocuklar (verdim).”Arkadaş çevresi de, insan çevresi de herkes. “Ve sayısız imkan ve fırsatları önüne serdim.” Çünkü münafık bir de çevre de edinmek istiyor ya, Kuran ona da işaret ediyor. “Ve sayısız imkan ve fırsatları önüne serdim.” Her türlü imkan veriyor Allah, İslam’a hizmet etmesi için, insanlara faydası olması için “fırsat da veriyorum” diyor Allah, faydalı olması için. Fakat buna rağmen bunu hayır yolunda kullanmıyor, şer yönünde kullanıyor, “sonra daha arttırmam için tamah eder, doyumsuz istekte bulunur” diyor. Mesela farz edelim ona bir fincan aldın, bir tane daha ister, bir fincan aldın bir tane daha ister manyaktır yani hırs, bin tane olsa yine doymaz, binse, iki bine çıkartmak ister bir manyaklık türüdür.

Mesela münafıkların daha önce gördünüz mesela homoseksüel adamları nasıl kullandıkları basına da yansıdı değil mi?

Münafıkların bir özelliği de Müslümanlara suç isnat ederler. Geceli gündüzlü, her gün bir suç isnat ederler, böyle bir manyaklıkları vardır. Hadisi şeriflerde de bu var. Mesela Tume isimli münafığın Müslümanlara nasıl iftirada bulunduğunu Peygamberimiz (sav) hadisinde anlatıyor. Hz. Yusuf (as)’a atılan iftirayı biliyorsunuz. Kardeşi de daha önce onun “hırsızdı “diyor. Müslümanları hırsızlıkla suçluyor. Halbuki münafık kendisi hırsızdır, çok yoğun hırsızdır ama Müslümanları hırsızlık, samimiyetsizlik, yalancılık, her türlü kendinde olan vasıfla suçlar müminleri, münafığın özelliğidir. Yani kendi ruhundaki bütün çirkinlikleri Müslümanlara isnat eder. Münafığın bir vasfıdır bu. Ve bunu da alçakça ve şeytani bir ustalıkla yapar. Onun için Müslümanlar da mazlum olduğu için, yani bu konuda tecrübeleri olmadığı için münafıktan birçok yerde bizar olur Müslümanlar. Mesela bak, bu paralel yapıyı münafıklar çok rahat ele geçirdiler gördünüz, Fethullah Gülen hareketini. Adamları hasır gibi yere serdiler. Yani muazzam bir münafık yapılanması Fethullah Gülen hareketi içerisinde hakim olmuş İngiliz derin devleti kanalıyla.

GÖKALP BARLAN: “Sahte delil oluştururlar” demiştiniz Hocam. Hz. Yusuf (as)’a, kardeşleri iftira atıp babasına götürdüğü delil kanlı gömleğini götürerek.

ADNAN OKTAR: Evet, iftirada ucu bucağı yoktur. Yani sahtekarlıktaki uydurdukları delil, bir de iftirada uydurdukları deliller var.

Tume isimli münafık Müslümanlardan zırh çalıyor.  Bu sefer iftirasını hiç alakasız bir Musevi’nin üstüne atmaya kalkıyor. Un bulaştırıyor. Unu adamın evine kadar götürüyor böyle lekeleri un lekesini. Peygamberimiz (sav)’e bildiriliyor vahiyle, sonra sahtekarlığı ortaya çıkıyor. Yani Yahudi olan Musevi olan kişinin yaptığına inansınlar diye sahte delil oluşturuyor, münafığın bir özelliğidir bu.

Yani çok büyük bir cemiyet mikrobudur münafık özetle. Onun için münafık konusu hallolmadan Müslümanların huzurlu rahat yaşamaları mümkün değildir. Bu pislik asalakların daha hala oyunlarını görüyoruz. Mesela adam bir gençle homoseksüel bağlantı içerisine girdiriyorlar. O homoseksüel genç ne derse adam kabul ediyor. Çünkü yazışmışlar falan her şey var. Adam mesela diyor ki “ben bunu basına verebilirim” diyor. Çekindiği için de adam onu işte en ünlü gazetecilerle tanıştırıyor, siyasetçilerle tanıştırıyor. Bunu aynı şekilde kadınlar da yapıyorlar. Fahişe görünümünde adamlara yanaşıyorlar. Adam adeta emir eri oluyor onun. Ne diyorsa yaptırıyor. Çünkü bütün yazışmalar elinde olmuş oluyor. Bu alçakların oyunlarına karşı tabii neler yapılması gerekiyor, nasıl Müslümanlar kendilerini koruyabilir bu yeni hazırladığım kitapta çok kapsamlı var.

Bu Cecil Rhodes’un bir o devirde çizilmiş karikatür çizimi var. Var mı sizde o? İngiliz derin devletinin Afrika’ya hakimiyetini gösteriyor. Bak görüyor musun adam pergel gibi açmış ayaklarını, sırtında silah Afrika’ya hakimiyetini anlatıyor. Yani bu adam Afrika’da boydan boya yüz binlerce insanı katletmiş bir azılı katil. Ondan sonra zaten sömürge oldu Afrika, İngiltere’nin sömürgesi oldu.

Dolar ve Euro’su olanlar mutlaka Türk parasına çevirsin veyahut altın alsınlar. Çok küçük zarar edeceğini düşünüyor olabilir. Çok yanlış. Çünkü Dolar ve Euro kullanılacak bir para değil. Yani bak, herkes devreden çıkarıyor. Türk parası kullanılacak Türkiye’de. Onun için hiç tereddüt etmeden Dolar’ı ve Euro’yu hemen bozdursunlar. Türk parasına çevirelim. Yani çok gıcık bir oyun, bu oyunu biz kabul etmeyelim. Bizim sırtımızdan millet geçinmesin, yani bazı tipler. İngiliz derin devletinin oyununu tepesine geçirelim. Hiç tereddüt etmeye gerek yok. Kendi paramız mis gibi Türk parası. Kendi paramıza çevirelim. Hiçbir yerde de kullanmasın. “Hükümet o konuda tedbir alsın” dedik. Bir saat sonra hükümet tedbiri açıkladı. Gördünüz değil mi akşam?

ERDEM ERTÜZÜN: Evet, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii “geniş çaplı tedbir alınsın” dedim. Bir saat sonra peş peşe tedbirlere gelmeye başladı Allah’a şükür. Güzel bir tevafuk diyelim.

Yalnız hükümetin daha önce müsaade etmesi çok acayip. Yani Avrupa’ya Euro’ya bu kadar büyük kapı açması çok büyük hata. Ev kiralanıyor Euro’yla, yasaklayın. Yani bir kere şu mevcut sistemde de yasaklansın. Bütün ev kiralama sitemlerinde, satışında Euro üstünden yasak olsun. Türk parasıyla satılsın. Nerden çıktı bu? Bu uyanıklığa ne gerek var yani? Yüksek fiyat istiyorlar, yüksek fiyat iste zaten. Euro niye istiyorsun? Euro’ya niye ihtiyaç var?

GÖKALP BARLAN: Üçüncü köprünün geçişi Dolar’a endeksliydi Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: O da çok gereksiz. Onu da kanun çıkarıp kaldırsınlar. Hiçbir şekilde müsaade etmesinler böyle bir şeye. Akşam bu tip konuşmalar yaptım, bir saat sonra hükümet kanalından ve diğer kanallardan peş peşe açıklamalar geldi. Yani ilginç bir tevafuk hep böyle oluyor tevafuklar.

GÖKALP BARLAN: “Söylediklerimiz duamız oldu” demiştiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, evet dua mahiyetinde.

Hükümet rica şeklinde değil de direkt yasaklasın Euro ve Dolar’ı. Yani rica tamam rica da güzel de yasaklansın. Euro ile ev mi kiralanır? Nereden çıkıyor bu? Hayır, yüksek para istiyorsa söylesin kardeşim, mesela farz edelim “yirmi bin lira arkadaş” desin, tamam adam gider verir. Yani bu üsluba gerek yok. Niye Euro yani? Veyahut desin mesela “altmış cumhuriyet altını” desin. Ama Euro kalksın, hükümet karar alsın bu konu bitsin. Kökten halledelim bunu. Yani bu böyle kenardan köşeden iterek kakarak gitmesin bu iş. Kökten yasaklansın.

Bu gece 1 AN TV’de ne programı var?

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz. Cumartesi akşamı yani bu gece 1 AN TV’de saat 20:30’da Akıl Oyunları programında arkadaşlarımız Oktar Babuna ve Aylin Kocaman canlı yayın konuğu olacaklar. Didem Ürer Hanım da telefonla bağlanacak. Konu İngiliz derin devleti, Mehdiyet ve Yecüc Mecüc.

ADNAN OKTAR: Muazzam konular. Yecüc ve Mecüc, Mehdiyet muazzam konular ve İngiliz derin devleti. Akşam 20:30, güzel. Ben dinlerim.

Cumhurbaşkanı Erdoğan; “Mücadelede yalnız olduğumu biliyorum. Ama kararlıyım.” Tayyip Hocam nereden çıktı o? EvelAllah aslan gibi yanındayız. Kılına tüyüne dokunamazlar. Yani senin kılına dokunacak adamın gök kubbeyi tepesine göçertiriz kanunla hukukla. Öyle bir şey olmaz. Milliyetçi Hareket Partisi de seni destekliyor işte. Ve en başta Tayyip Hoca’nın rahat olacağı bir konu var. Sen Mehdiyet’in manevi gölgesi altındasın. İnayet altındasın. Yani Mehdiyet’in manevi gölgesi altındasın. Sana hiçbir zarar gelmez, rahat olacaksın. İki; Hızır (as) kol geziyor. Yani Türkiye boş değil, böyle bir şey de yok. Gönlün çok rahat olsun.

BÜLENT SEZGİN: Bu akşamki programa Adnan Bey, 1 AN TV’deki Arif Aslan Hocamız da katılacakmış.

ADNAN OKTAR: Arif Aslan, adı gibi aslandır o.

Tayyip Hoca emek emek bir yerlere getirdi Türkiye’yi. Bazıları o hazır emeğin üstüne konmak istiyor. Ayıp, buna müsaade etmeyiz. Ama yalnız diye bir konu yok. Yani gördüğü görmediği çok fazla destekçisi var. Öyle bir şey yok. Kafası, gönlü rahat olsun.

Kardeşim, bu Dolar Euro ne iş? Bir kere bu konuyu hemen halletsinler. Derhal, yani ev sahipleri falan da, ya kardeşim oradan gelecek para uğursuzluk getirir. Yani Türkiye’ye zarar getiren bir parayla bu işi yaparsan uğursuzluk getirir. Onun bereketi olmaz. Türk parasına çevir, bereketi gelsin. Çok paran olur bereketi olmaz. Az olur bereketi olur. Ayrıca Türk parası da öyle az para getirecek bir para değil. Altın karşılığında ver evini. De mesela dedim işte; “altmış cumhuriyet altını karşılığı kiraya veriyorum” de, bu kadar. Nereden çıktı Dolar, Euro? Bırak bunları.

Tayyip Hocam’ın gönlü rahat olsun. Uzun süre İslam’a Kuran’a hizmet etmiş mübarek muhterem bir insan. İngiliz derin devletinin alçaklarının etrafında dolandığını görüyoruz. Yani uyuz köpeklerin etrafında dolandığını görüyoruz. Ama onlar izlendiklerini biliyorlar. Şu an it gibi kuyruklarını bacaklarının arasına kıstırmış vaziyetteler. Kanunla, hukukla bunlara gereğini yapacağız. Gönlü rahat olsun. Ayrıca yalnız falan da değil bir daha da böyle bir şey söylemesin. Niye yalnız olsun? Yani Allah’ın izniyle aslanlar gibi yanındayız. Büyük bir ülkücü grubu, Milliyetçi Hareket Partisi de şefkatle Tayyip Hoca’yı yakından takip ediyor. Öyle bir şey yok. Milli Görüş de bu konuda şefkatle yaklaşsın. Biz gidip konuşalım aslında. O Marifet Derneği ve o gelen kardeşlerimiz de benim o söylediğim tarzda kısa bir yazı yayınlamaları konusunda biraz aceleci olsunlar. Onu bizim kardeşler gidip bir konuşsunlar. Kısa metin olarak yayınlanırsa iyi olur. Yani fitneyi savuşturmuş oluruz. Milli Görüş ekibi de desteklemesinde fayda var Tayyip Hoca’yı şu badireden geçinceye kadar en azından, selametle sahile çıkıncaya kadar desteklemeleri gerekir. Böyle bir ortamda muhalefet olmaz. Böyle bir ortamda muhalefet olmaz. Muhalefetin zamanı vardır. Ben söylerim muhalefet etmeleri gerektiğinde. Şu an muhalefet olacak durumu mu var yani? Gemiye binmiş dalgalar arasında gidiyoruz, dümende kumandada kimse ona ittiba gerekir.

Mesela dün Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ve Borsa İstanbul tüm işlemleri Türk lirasıyla yapacağını açıkladı. Bu çok önemli oldu. Bu bizim konuşmamızdan bir saat sonra böyle bir açıklama yaptılar. Yani benim uyarmamdan, o çok güzel bir tevafuk oldu, dua oldu.

Yalnız Tayyip Hoca’ya bu ara sıkı sahip çıkmak lazım. Yani Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde de böyle sağduyulu, aklı başında insanlar var. O insanın zor durumda olduğu belli. İngiliz derin devletiyle karşı karşıya geldi. Bu alçaklar dünya çapında bir yapılanma. Hükümetin de içine dışına yönelik bir operasyon yaptıkları görülüyor. Adamların bir bacağı İngiltere’de, bir bacağı Londra’nın bilmem neresinde, bir bacağı Chatham House’un havuzunun içine girmiş. Karmaşık olaylar var. Belli ki baskı ve tazyik var. Böyle bir ortamda Tayyip Hoca’ya sıkı yardımcı olmak lazım, destek olmak lazım. Kendi evladımız, Türkiye’de yetişmiş bir insan, gözümüzün önünde yetişmiş bir insan, kendi kardeşimiz. Yazık günah. Yani İngiliz derin devletinin alçaklarına onu hiçbir şekilde yedirmeyeceğimizi göstermemiz lazım ki İngiliz derin devleti kuyruğunu kıstırıp kaçsın. O alçakları şımartacak tavırlardan kaçınmak lazım, bunun siyasetle alakası yok. “AK Partili olsunlar” da demiyorum. AK Parti’ye karşı da olsun adam, yani o beni ilgilendirmez. Ben AK Partili falan da değilim ayrıca. Fakat kendi insanımızı İngiliz derin devleti ezmeye kalkıyorsa bunu seyretmemiz haram olur, o insanı korumamız farz olur. Ayet açık. “Bir mümin kardeşinize küfür, deccaliyet, tuğyan, deccaliyet saldırdığında el birlik onu koruyun” diyor. Açık ayetin hükmü. Şu an bir saldırı var. Deccal saldırısı var. Korumakla mükellefiz. Ben “AK Partili olsunlar” falan demiyorum yani. “Hükümet politikalarını beğensinler” de demiyorum. Ama sen liderini ezdirme konusunda ağzı açık seyredersen, böyle bir gaflete düşersen yarın cehennemde yerin hazır olabilir Allah esirgesin. Böyle olmaz. Siyasi yönden eleştirebilirler. Bizim bir şey dediğimiz yok. Ama dimdik, sağlıklı bir sistemi Türkiye’de götüreceğiz. Ve kendi insanımıza, kendi evladımıza deccalin pençesinin uzanmasına müsaade etmeyiz. Kırarız o pençeyi. Yani bu konuda kimsenin tereddüttü olmasın. Kanunla hukukla tabii. Tayyip Hoca bir daha onu söylemesin. Yalnız falan değil. Öyle bir şey yok. Bildiği, bilmediği çok geniş çaplı destekleniyor. Bak kaç yıldan beri iktidarda. Demek ki Mehdiyet’in himayesi ve inayeti altında. Allah’ın dilemesiyle, inşaAllah. Yoksa on beş dakika falan öyle bir şey olmaz. On beş dakika gecikme olmaz. Hızır (as) da devrede, Mehdiyet de devrede. Gönlü rahat olsun. İsa Mesih’in nefesi de her yere yayılmaya başladı. Dünya boş değil. Gönlü rahat olsun.

Hiç kimse cüzdanında, evinde Dolar bıraktırmasın. Dolar, Euro falan hemen bozduralım. Altın da olabilir, külçe altın da alabilirler. Alsın, evine götürsün. Veyahut bankaya koysun külçe altın olarak. Ama Dolar ve Euro katiyen. Dolar ve Euro’yu versin, altın istediği kadar alsın. Bankaya götürüp, altın olarak yatırsın. Veyahut Türk parasına çevirsin. Adamlara malzeme çıkmasın. Bak bir oyun oynadılar. İngiliz derin devleti bir oyun oynadı, manevra. Yüz milyonlarca lira parayı şu an cebimizden almak istiyorlar. Sahte para gibi yani piyasaya karşılıksız para sürdüler. Bir oyun oynandı. Bu oyunu hemen çökertelim. Karşılıksız para basmak çok anormal bir hareket. Bu oyun bizim üstümüze yıkılmasın. Derhal, elimizde Euro, Dolar hiçbir şekilde bırakmayalım. Altın sağlam, daha ne istiyorsunuz? Ne kadar güzel işte altın. Külçe altın satılıyor. Külçe altın olarak alsın, koysun bir kenara. Bu kadar basit. Bankaya da yatırabilir, evine de koyabilir. Ama bankaya yatırsa daha iyi.

Bak bu yangının arkasından dört yangın daha çıkarttılar. Bak bu Süleymanlı gruplarını, cemaati dağıtmak için o garibanlara kafayı taktılar. Yangın çıkartmak bunlar için çok kolay bir şey. Süleymanlı kardeşlerimiz de çok dikkat etsinler. Onlarla birisi bir konuşsun, bir görüşelim de. Yani büyük bir oyun tezgahlıyorlar onlara. “Alınacak tedbirler neler olabilir, neler yapabilirler?” Falan bir görüşelim. Devlet de onları bir korumaya alsın yani hükümet. Adamların başına iş çıkartmaya çalışıyorlar yani. Alçakça ve ahlaksızca bir oyun çevriliyor, dikkatli olsunlar. Süleymanlılar çok mazlum insanlar, gariban insanlar. Onlarla görüşüp, bir oyun oynanmasına karşı hukuki tedbirler neler olabilir, onları bir görüşelim.

Kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Evet, yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz, inşaAllah.

VTR: Darwinizm ve Materyalizm Abdülhamit Döneminde Tüm Osmanlı’ya Yayılmış, Böylece Osmanlı ve İslam Alemi Parçalanıp Dağılmıştır

ADNAN OKTAR: Fikret Efendi dinliyorum buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Makaleleriniz hakkında bilgi vereceğim Adnan Bey. Uluslararası basında yakından takip edilen ve geniş bir okuyucu kitlesine sahip Rusya’nın en köklü internet gazetelerinden Pravda’da ‘Amerika’da lobiler devri sona mı eriyor?’ başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda merkez medya lobiler ve şöhretlerin çoğu Clinton’u desteklemelerine rağmen seçimlerde Trump’ın kazanmasının Amerikan halkının yerleşik düzene karşı zaferi olarak yorumlandığını anlatıyorsunuz. Trump yönetimine yakışanın önümüzdeki dört yıl boyunca Amerikan halkı ile dünya milletleri arasında fark gözetmemek olduğunu güçlüyü haklı gören bazı lobilerin, düşünce kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin dünyaya sadece zulüm getirdiğini, artık haklı olanın güçlü olduğu bir dünyaya ihtiyaç olduğunu anlatıyorsunuz.

Amerika merkezli Jefferson Corner sitesinde, ‘Ortadoğu Haritasını Modern 40 Haramiler Çizmişti’ başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda birçok siyasi analistin Ortadoğu’yu İngiltere ve Fransa arasındaki gizli Sykes-Picot Antlaşması’nın şekillendirdiğini zannettiğini belirtiyorsunuz. Gerçekte ise bölgeyi yüz yıldır ateşe atan haritanın dönemin sömürgeler bakanı tarafından “40 Haramiler” olarak adlandırılan tamamı İngiliz vatandaşı olan diplomat, asker, casus ve siyasetçinin katılımıyla toplanan Kahire Konferansı’nda çizilmiş olduğunu açıklıyorsunuz. Bugün hala savaşla nefretle gerçekleştirilmeye çalışılan bu tabloyu değiştirmenin tek yolunun ise dini, dili, ırkı ne olursa olsun bölge halkının farklılıklarını bir nimet olarak görüp kardeşler olduklarını hatırlamaları olduğunu vurguluyorsunuz.

Hindistan’ın Cemmu ve Keşmir eyaletinde bulunan ve bölgenin yazlık başkenti olarak bilinen Srinagar’da basımı yapılan Keşmir’in en hızlı büyüyen günlük İngilizce gazetesi The Kashmir Monitor’de ‘Ümitvar olmanın temeli: Kadere teslimiyet’ başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda olayların Allah’ın yarattığını, her şeyin bir kader üzerine geliştiğini kavramış bir insanın asla ümitsizliğe kapılmayacağını belirtiyorsunuz. Allah’ın sunduğu sınırsız nimetlerin Allah’a güvenmeyi ve rahmetinden ümitvar olmayı gerektirdiğini anlatıyorsunuz.

Amerika’dan yayın yapan haber portalı News Rescue’de ise ‘Amerika’nın maneviyata önem veren eski günlerine dönmesi gerek’ başlıklı makaleniz yayınlandı maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şimdi bu Allah’ın lütfu tabii bu kadar etkili yayın organlarında kesintisiz yazılarımın çıkması Allah’ın kaderdeki lütfu. Daha babam yokken dedem yokken o yazılar vardı. Güya ben yazıyor oluyorum. Güya bugün okumuş oluyoruz. Hepsi kaderde zaten belli. Kul sadece vesile. Kul hiçbir şeydir. Allah katında gölge varlıktır. Bütün her şeyin sebebi, her şeyi yaratan Rabbimiz’dir. Mesela bak yazı yazdım diyor öyle bir şey yok. Daha dedesinin dedesi yok Adnan Oktar’ın ama yazı var kaderde. Cenab-ı Allah isteseydi daha çocuk yaşta bile canımı alırdı veyahut bu yazıları nasip etmezdi. Hepsi kaderde var.

Müslümanların birbirini sevmesi lazım. Süleymanlılar, Nurcular, Nakşibendiler, Kadiriler hepsi. Bir yemekli toplantı yapsınlar. Biz davet edelim birbirlerine sarılsın, sevsinler. Hükümetle de her zaman Müslümanların arasının iyi olması lazım. Hükümete küsülmez hükümet tamir edilir. Eksiği yanlışı varsa tamir edersin. Hükümete küsülmez, devlete küsülmez, devlet tamir edilir. Yıkılmaz yani devlet. Devlet tamir edilir.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kedi resimleri göstermek istiyorum. Gözleri özellikle çok dikkat çekici.

BÜLENT SEZGİN: Doğal makyajlı.

ADNAN OKTAR: Kedi makyajı diye onun için diyorlar demek ki. Cenab-ı Allah nasıl süslemiş onları? Çocukken ben dayanamaz bunların ağızlarını öperdim. Öyle o zaman steril olma falan diye bir olayımız yoktu bizim. Ağaca çıkar elmayı koparır direkt haşır huşur yerdik. Şu şekerliğe bak, şu şekerliğe, ballığa tatlılığa.

Bilmişlik, üst perdeden konuşma falan insanlarda sevgi bırakmıyor. Bilmiş üst perdeden konuşmak çok tehlikeli bir şey, çok yanlış bir şey. Bundan kaçınmak lazım. Tahakküm anlamına geliyor bilmişlik. Hakikaten itici duruyor bilmiş adam, üst perdeden konuşan adam. Mütevazı insanı çok sevilecek gibi yaratmış Allah. Öyle bir insanı insan seviyor hakikaten. Ama ukala, bilmiş, böyle üst perdeden konuşan insana gıcık olmanın dışında bir şey hissedilmiyor. Münafıklar çokbilmiş ve üst perdeden konuşuyorlar, ukala oluyorlar, züppe oluyorlar. Onun iticiliğini fark etmemeleri de aptallıklarından. Ama mümin tabii ukala olmayacak, mütevazı ve mazlum olacak. Müslüman hata yapabilir ama hatasında devam etmez, düzeltir hatasını.

Kardeşim, tabii bunları anlatıyoruz ediyoruz ama şimdi bunlar Allah'ın hikmeti. Kanuni devrinde de biz bunu anlatmıştık, Fatih Topkapı'dan girerken de biz bu konuyu anlatmıştık. Akıl sır alacak gibi değil. Resulullah (sav) Kabe'de putları devirirken biz burada sohbet ediyorduk yine. Bu anlaşılır bir şey değil. Hazreti Adem (as) daha porselen heykel halindeyken Resulullah (sav) da Kabe'de putları deviriyordu. Tek bir an var. Ama biz o anın içinde sanki böyle uğraşıyormuşuz gibi oluyor.

İnsanların birbirini sevmemesine ben şaşıyorum. Mesela Nakşibendiler Kadirilerle kopuk, Süleymanlılar Nurcularla kopuk. Halbuki ne kadar güzel, nur gibi insanlarsınız. Ne var ortada, bir şey de yok. İki günlük dünya, imtihan olup gideceğiz. Nedir zorunuz? Mesela Nurcuların Mehdi (as) ile ilgili Bediüzzaman'ın açık ifadelerini gizlemeye kalkmaları. Koskoca adamsın, saçın başın ağarmış. Allah'tan kork, utan.

Darbe gecesi selalar yeri göğü inletti. Desibeli düşük olsaydı duyulur muydu? Duyulmazdı. Seladan rahatsız olanlar, ezandan rahatsız olanlar; ben bunları kınıyorum. Ne kadar güzel ezan. Evine yakın; yakınsa ne güzel, yeri göğü inletiyor. Sabah ezanı zaten kısa okunuyor. Kalbe ferahlık, bereket getirir o ülkeye ezan. Ezanı olmayan bir ülke bereketlenmez. Şeytan kovalar; mahlukatı, şeytanı, mahlukatı kaçırır ezan. Ezana müdahaleye gerek yok.

Tayyip Hocam devam etsin hayırlı faaliyetlerine. Yalnız falan değil, öyle bir dert olmaz. Her şeyden önce Allah var, Ruhaniler var. Cenab-ı Allah'ın Mehdi'si, Mehdiyet şu an bütün ihtişamıyla bütün bölgeyi kaplamış vaziyette. Hazreti Hızır (as) kol geziyor bir Ankara, bir İstanbul, Moskova, Washington, her yere. Gönlü rahat olsun.  

Evet, dinliyorum. 

BÜLENT SEZGİN: Bir askerimizin resmi vardı. Yüksekova'da görev yaparken askerimiz eksi 16 derecede namaz kılarken. 

ADNAN OKTAR: Aslanım, aslanım, ağabeyinin koç yiğidi, canı, nurlu kuzusu ağabeyinin, aferin benim aslanıma. MaşaAllah elhamdülillah. Asker mübarektir, çocukları kandırıp alçakça 15 Temmuz'da, "Askeri operasyon var. Tatbikat var." Köpek herif, söylesene darbe yapıyoruz diye. Çocuklar bir mana veremediler. "Bizi tatbikat var falan diye getirdiler, biz anlamadık." dediler. Ne kadar büyük zulüm. Bir de Allah esirgesin, polisle çatıştıracaklardı çocukları. Onlar da bilmiyor. Ben de anlamadım. "Boğaz Köprüsü'nde" dediler, televizyonlar yayınladı, "Asker var." Onlar da bir yorum getiremediler. "Biz zannettik ki, IŞİD saldırısı falan olacak, onun için tedbir." dediler. Bana hiç mantıklı da gelmedi. Bir garip, gündüz gözüyle. Ben böyle rezalet görmedim. Çok aptalca ve akılsızca.

Fatma; "Allah için çok sevdiğim, doğruları anlatıyorsun. Senin sayende her şeyin farkına vardık. Rabbim senden razı olsun."

Süleyman; "Her gün bir kitap değerinde sohbet veriyorsunuz. Her gün bir kitap yazıyorsunuz. Canlı canlı değerli sohbetinizin kitap olarak yazılması çok güzel." diyor.

"Adamlar ne yapsın kıymeti olmayan Türk lirasını?" diyor. Yok kardeşim. Türkiye içinde geçerli. Bizim kendi vatanımızdaki paranın geçerliliği önemli. Bizi dışarısı ilgilendirmez. Amerikan malı almıyoruz, almayız. Bu kadar basit. Mecbur muyuz yani? Para da vermiyoruz. Zorla mı yani? Türkiye'de biz her şeyi üretiyoruz. Eğer illa alacaksak Rusya'dan, Çin'den alırız. Euro ve Dolar’dan vazgeçtik, istemiyoruz. Ne yapıyorsa yapsınlar. Adamlar yan gelip yatacak, biz de onları zenginleştireceğiz; öyle bir şey olmaz.

Süleymanlı da Mahmut Hoca'nın talebeleri de hepsi de Müslümandır ama tabii ki bir belirleyici durum var. Ankaralıya Ankaralı diyoruz, İzmirliye İzmirli diyoruz. Süleymanlı kardeşlerimize Süleymanlı diyeceğiz tabii ki. Yani bu onların Müslüman olmasını ortadan kaldırmıyor; Müslüman Süleymanlı. Mesela Ankaralı oluyor, Müslüman denmeyecek mi? Dersin. Ankaralı Müslüman kardeşlerimiz, İstanbullu Müslüman kardeşlerimiz, Türkiyeli Müslüman kardeşlerimiz... Nerelisin? Türkiyeli Müslümanız diyoruz, Pakistanlı Müslümanlar deniyor; onun gibi. Dolayısıyla bu bir ayrım ifade eden bir söz değil.

Zeynep Türkmenoğlu; "Ölmeden cenneti yaşıyorsunuz." Tabii İnşaAllah.

"Benim kahramanımsın." diyor Şengül Şahin.

Abdullah; "İlmine, aklına gıpta ediyoruz." Allah bizlere ilim nasip etsin. Bizde de cahillik var, cehil var veyahut da zırcahillik var. Allah ilim versin.

"Elhamdülillah canım, her gün geldiğin için teşekkür ederim inşaAllah. Seni çok seviyorum." diyor Yıldız, "Evime gelen en güzel misafirsin." Diyor.

Murat; "Arslansın. Şahane münafık tespitleri üstadım." diyor.

Marry; "Müslümanların aydınlık yüzü Hocam." diyor.

Bahri Dede; "Vezirin karısı tertemizdi." diyor. Gelenekçi kaynaklardan almış. Sen Kuran'dan alsana. Nereden çıkarıyorsun? Tertemiz ettin, cennetlik yaptın bir anda kadını. Olur mu? Hazreti Yusuf (as)'u ebedi şekilde nefretle yanından gönderiyor ve müebbet hapis verilmesini sağlıyor. Kuran'da anlatılan kadının hain olduğu, münafık olduğu ve iftiracı olduğunu anlatıyor. Sen de Allah'ın dediğini tekzip ediyorsun, "Allah yanlış söylüyor, ben doğru söylüyorum." diyorsun, kadın temizdi diyorsun. Bu olmaz. 

EBRU ALTAN: Zaten vezir; "Sen de günahından dolayı bağışlanma dile." diye söylüyor Kuran'da.

ADNAN OKTAR: Tabii. Kadın anormal bir insan. Allah onun ahlaksızlığını anlatıyor Kuran'da. Temiz falan demiyor. Temiz nereden bir anda temiz ettin çıktın? Kuran'ı yeterli görmezsen, hurafeye göre hareket edersen böyle olur. Kuran'ı yeterli görmüş olsan, Kuran'ın hükmünü açıklayıcı görmüş olsan için mutmain olur. Bundan sonra Kuran'a göre hareket edersen doğru hareket etmiş olursun.

Medet Beder; "Hocam, hayat sana güzel." diyor. Allah'a şükür, müminlere her zaman hayat güzeldir. Kafirun ve kafirat, münafıkun ve münafıkata çok çetindir hayat. Mümine hayatın güzel olacağını zaten Allah Kuran'da belirtiyor.

Nermin Onay; "Sizleri izleyince cennete özlem duyuyorum." diyor.

Tayyip Hocam demiş ki az önce; "Putin'e dedim ki, 'Biz alışverişi yerli parayla yapalım. Ben ne alıyorsam Rus Rublesiyle alayım, sen de ne alıyorsan TL ile yap. Aynı şeyi Çin’e de söyledim. “Makul kabul edildi.” İşte bu kadar. Alsınlar Dolar’ı adam nasıl kullanıyorsa kullansın. Bizi ilgilendirmez. Çok iyi bu teklif. Demin benim anlattığım da bu yani biz kendi paramızı kullanalım. Hiçbir yerde Dolar, Euro geçerli olmasın. Tayyip Hoca'nın konuşmanın hemen akabinde bunu söylemesi de çok manidar, daha yeni söylemişim. Diyanet de hacı adaylarından para alırken Dolar, Euro olarak istemesin; Türk parası olarak istesin. Her yerde, bütün devlet kurumlarında bu böyle olsun.

Münafık konusunu sürekli gündemde tutacağız. Ara ara değil her gün.

Münafık takıntılıdır, takıntı hastalığı vardır. Bir şeye kafayı taktı mı manyakçasına gider. Mesela Samiri kafayı takmıştı, ta Mısır'da kafayı taktı o buzağı yapma konusunda; takıntısı sonuna kadar gitti. Manyak gibidir münafık. Mesela Hazreti Yusuf (as)'un olayında da; kadın takıntılı, asla vazgeçmiyor. Münafık bir şeye kafayı taktı mı, onu mutlaka kılıfına uydurmaya çalışır. Bir üçkağıtçılık, bir ahlaksızlık, bir karaktersizlik yapacaksa veyahut kafasını taktığı bir şey varsa onu mutlaka kılıfına uydurmaya çalışır. Yani minareyi çalacaksa kılıfını hazırlar. Müthiş sahtekardır. Her şeye bir kılıfı vardır münafığın. Mesela normal yemek gelir, onu yememek için bir bahane bulur ama akıl almaz bir yalanla. Mesela "Hava sıcak, çıkmayacağım." diyor; aslında İslam'ı tebliğ etmek istemiyor, İslam'ın yayılmasını istemiyor. Ama takıntı şeklinde manyaklık derecesinde, "Bu sıcak havada çıkılmaz." diyor. Ertesi gün söyle, yine diyor aynı işte takıntı. Bu sefer "akşam çıkalım" Bu sefer de; "Soğuk havada çıkılmaz." diyor. Müthiş karaktersizdir münafık. Çok deli tiynetlidir. Çünkü diyecek ki, "Siz beni bu sıcak havada çıkardınız. Hasta ettiniz." Çok alçaktır münafık. Halbuki hiç alakası yok onunla. Sıcak hava; her gün sıcak hava var. Ama çok kahpedir münafık, çok çok kahpedir. Yani sağlığını bahane eder. Çok alçaktır, çok büyük bir ahlaksızdır. Şimdi Peygamber (sav)'i neyle suçluyor? Müminlerin sağlığını korumayan insan gibi göstermeye çalışıyor. "Yahu" diyor, "bu sıcakta bizi çıkarıyor. Hastalanacağız. Başımıza güneş geçecek. Tansiyonumuz çıkacak. Kalbimiz sıkışacak..." Artık sayıyor halbuki her gün dışarıda. Sahtekar yani. Desen ki "İşte sana yüz altın verecekler" yahut "elli altın verecekler. Akşama kadar mücadele edeceksin." desen hemen gider. Bir çıkarı olsa hemen gider. Yahut fitneye çağırılsa hemen gider. Ama bak alçak orada sağlığını bahane ediyor. Münafık kahpeliğini görüyor musun? Buradan da anlıyoruz ki münafık bu gibi şeylerde Müslümanları töhmet altında bırakmak için her türlü adiliği, şerefsizliği, namussuzluğu yapar. Nitekim diyor Peygamberimiz (sav), "Sıcak da olsa çıkacağız. Çünkü burada yaşlılar var, insanlar var, çocuklar var. Herkes şehit oluyor. Evlerimizi, ocaklarımızı yakıyorlar. Sağlığımızı bozacak bir şey yok. Her zaman biz cihada çıkıyoruz, dışarı da çıkıyoruz. İş de yapıyoruz. Hiç bir şekilde sıcak bize bir etki etmedi. Biz buraların insanıyız." diyor. "Ama bana etki ediyor." diyor münafık. Sırf ahlaksızlık olsun, Peygamber (sav)’i zor durumda bıraksın, Müslümanları zor durumda bıraksın. Dediğim dedik yani. İlla dediğini yaptıracak ya böyle bir alçaktır münafık.

Mesela Hendek Harbi'nde de diyorlar ki "Bize izin ver de evlerimize gidelim. Çünkü evlerimiz müdafaasızdır." Ulan bütün Müslümanlar müdafaasız. Zaten yapılan mücadele de o müdafaayı sağlamak için. Diyecek ki "İşte Peygamber (sav) Müslümanların ailelerine önem vermiyor, çocuklarına önem vermiyor, Müslümanları müdafaasız bırakıyor." Hep böyle bir münafık tekniği vardır. Bu alçaklar hiçbir şekilde uslanmaz bu kahpeler. Her zaman, her tarihte, her devirde böyle bir adilik ruhu içinde olurlar.

Mesela sadaka ve ganimetler bölüşülürken Peygamberimiz (sav)'e "O pek saf ve ne desek dinleyip hemencecik kabul eden biridir." diyorlar münafıklar. Temiz kalpli mazlum bir insan. Müslümanların da tabii ki gönlünü alıyor. Ciddi bir şey olmadıktan sonra dediklerini de yapıyor. Ahmağa bak, Müslüman ahlakını da Peygamber (sav)'in aleyhinde yormaya kalkıyor. Münafık karaktersizliği, ucu bucağı olacak bir şey değildir.

Hazreti Yusuf (as)'u mahvetmeye kalkan kadını adam temize çıkartmaya kalkıyor. Gelenekçi hikayelerine göre hareket ediyor. Hiçbir suçu olmayan bir insanı müebbet hapse mahkum ettiren bir adam; nedir bu insan? Ahlaksızdır. Başka nedir yani? Oturmuş temize çıkartıyor. Bir de alimim bilmem ne diye ortaya çıkmış.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: O devrin şartlarında bir zindan diye anlatmıştınız hayatta kalmanın çok zor olduğu.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Resulullah (sav) diyor ki “Akşam çıkalım” diyor. Akşam serinliği. “O zaman da soğuk olur” diyor münafık. Bak ahlaksıza bak. “Soğuk” diyor “ciğerlerime dokunuyor” diyor. Yani “bizi hasta mı edeceksin?” diyor. Kahpelik yani münafık dedin mi bil ki kahpe ve alçak demektir. Tam bir mikrop demektir. Buradan da anlıyoruz ki münafık hep sağlığını kullanarak da Müslümanlara her türlü adiliği, pisliği, çirkefliği yapar ve kendi rahatı ve keyfi için sağlığıyla ilgili sahte beyanlarda bulunur. İşte “dizim ağrıyor” gitmez. Efendim “belim ağrıyor” der gitmez. Sağlığını münafıkların bir silah gibi Müslümanlara kullanacağını Kuran’dan anlıyoruz. Ona göre çok dikkatli olmak lazım.

Bediüzzaman diyor ki “Münafık itikatsızdır, imansızdır, kalpsizdir, vicdansızdır. Peygambere düşmandır” diyor. (Emirdağ Lahikası sayfa 78-79)

Münafık Müslümanlar arasında adeta turist gibi yaşar. Böyle hiç ilgilenmez. Müslümanların ne yaptığı İslam’ı tebliğ etmede falan. O yemesiyle, uyumasıyla, keyfinin derdinde olur. Çıkarlarının derdinde olur. Kuran’daki ifadelerin tamamında münafık karakterinde bunu görüyoruz. Süper alçaktır. Ancak kafirlerden bir destek bir istek geldiğinde onlara köpek gibi yalakalık yapar. Onun üstünde Müslümanları hep yabancılar. Ama sülük gibi de yapışır. Müslümanlardan çıkar sağlamak için alçakça kendini güya Müslümanmış gibi göstererek o kafasında devam eder. O mantığında devam eder.

Tevbe Suresi 81’de şeytandan Allah’a sığınırım “Allah'ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler” diyor münafıklar. Münafık hep böyle keyfinde zevkindedir. Gider domuz gibi uyur. Köpek gibi yer içer. İşte keyfine bakar. İşine bakar. Dedikodu yapar. Boş laf yapar. Çirkeflik yapar. Pislik yapar. Müslümanları meşgul etmeye çalışır. Haysiyetsiz mahluktur ama tabii münafıklık konusunda -hafife alındığı için önemsiz görüldüğü için- bin üç yüz seneden beri de belirgin bir kitap yazılmamış. Yani hep flu anlatımlar olmuş. Bir tek Peygamber (sav) zamanında üç-beş olay vardır. Musa (as) zamanında tek bir olay vardır gibi anlatılmış. Sanki fantezi bir konu gibi geçiştirilmek istenmiş. Binin üzerinde ayet olması bir türlü insanların dikkatini çekmemiş. Bu da çok şaşırtıcıdır. Binin üzerinde ayet var. Münafık imtihanda en mühim meseledir. Müminler için. Müminleri en uyanık tutan, müminlerin aklını açan, müminlerin şevkini artıran, mücadele azmini artıran, onları ataletten kurtaran bir vesiledir. Önemli bir vesiledir. Cennetlerine önemli bir vesiledir. Cihatlarında gayretlerinde en akılcı atılımları yapmalarına sebep olan önemli bir olaydır. Hatta onun için diyor Cenab-ı Allah “Onların dünyada gezip-tozmaları seni etkilemesin” yani can beslemede şunlar bunlar. Allah onların hepsine bela veriyor. Ve sonunda hepsi debelenerek, dövülerek, ezilerek melekler tarafından mahvedilerek canları alınan alçak domuz gibi mahluklar. Onun için mümin böyle tiplere hiçbir şekilde özenmemesi lazım. Her münafık feci şekilde dövülerek canları alınacak mahluklardır. “Melekler tarafından” Allah diyor ki “Bir görsen” diyor “onların yüzlerine vurarak, sırtlarına vurarak canları alınırken bir görsen” diyor. Çok fecidir sonları münafıkların.

BÜLENT SEZGİN: Cehennemin de en alt tabakasında.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Peygamberimiz (sav) diyor ki “Beni mümin olan sevecektir, münafık olan da bana buğz edecektir” diyor. Kütüb-i Sitte’de hadis numarası 4408.

Münafikun Suresi 1 ve 2’de “Münafıklar sana geldikleri zaman: "Biz gerçekten şehadet ederiz ki, sen kesin olarak Allah'ın elçisisin" dediler.” Yani sahtekarlık yapıyorlar. Sevgi gösterilerinde bulunuyorlar. “Sen Allah’ın elçisisin” diyorlar. “Allah da bilir ki sen elbette O'nun elçisisin. Allah, şüphesiz münafıkların yalan söylediklerine şahidlik eder.” (Münafikun Suresi, 1) “İnanmadıklarını söylüyor” diyor Allah. “Sahtekarlık yapıyorlar” diyor. “Onlar, yeminlerini bir siper edinip Allah'ın yolundan alıkoydular.” Bak onlar yeminlerini bir de Müslümanca gösteriyorlar. Yemin ederek Kuran’la Allah’ı anarak konuşuyorlar. “Fakat bunu bir siper edinirler” diyor Allah. “Gizlenmek için Allah’ın yolundan alıkoyarlar” diyor. “Doğrusu ne kötü şey yapıyorlar.” (Münafikun Suresi, 2) diyor Allah. Ama kaderde olan bir şey olduğu için Kuran üslubundan anlaşılıyor. Hiçbir güçleri olmadığını her yerde vurguluyor Allah.

BEYZA BAYRAKTAR: Mehdi (as)’nin çevresinde münafıklar olur mu? Ya da o dönem Mehdi (as) zuhur ettiğinde münafıklık olmayacak mı?

ADNAN OKTAR: Mehdi (as), İslam’ı dünyaya hakim ettiğinde vesile olduğunda tabii ki münafıklar sinecektir. Yani esleme olacaklardır, kalmaz. Ama Mehdi (as)’nin mücadelesi devrinde büyük münafık çıkışları olacağını ve büyük ataklar yapacağını Peygamberimiz (sav) hadisinde belirtiyor. Hatta üç büyük çıkış yapacaklarını söylüyor ayrı ayrı. Esaslı bir münafık hareketiyle karşılaşacağını, münafıkların alçakça ve kahpece ataklara geçeceğini Peygamberimiz (sav) hadislerinde belirtiyor. Zaten Mehdi (as)’nin mücadele ettiği otuza yakın deccal var. Bunların bir kısmı kadın deccallerdir. Bir kısmı erkek deccallerdir. “Aralarında” diyor “kadınların da bulunduğu otuz küsur deccal çıkmadıkça Mehdi zuhur etmez” diyor hadiste. Şu an bu adamlar zuhur etmiş vaziyette deccaller.

Münafık her boş geçirdiği, İslam’a hizmet etmediği vakitte onun hesabını verecektir. Her boş vakit geçirdiğinde içine acı ve azap çöküyor münafığın. Mesela canını beslediğini zannedersin o bir azap vesilesidir. Bir şey yapar o ona azap vesilesidir. Mesela gezip tozar o da azap. Onun sadece yıpratır ve çökertir. Başka bir şeye sebep olmaz. Münafık ne yaparsa yapsın onu sadece yıpratan sistemlerdir bunlar, sadece çökertir. Mümini geliştirir, güçlendirir, zihnini açar. Her yönden maddi manevi güçlendirir. Münafığı da her yönden çökertir.

“Sonra” diyor “Mehdi devrinde” Peygamber Efendimiz (sav) “Medine şehri” yani İstanbul “sakinleriyle beraber üç defa sallanacak. Bunun üzerine İstanbul’da bulunan münafık erkekler ve kadınlardan hiç kimse kalmayıp hepsi deccalin yanına gidecektir. Böylece demirci körüğünün demirin kirini pasını giderip attığı gibi İstanbul’da pisliği yani habis insanları dışarı atacak ve o güne kurtuluş günü denecektir.” Aynı şekilde 15 Temmuz’a da bakıyor tabii bir yönüyle de. (İbni Mace cilt. 10 sayfa, 331- 335)

Buhari’de var. Mesela bu Müslim’de var. Ebu Davud’da var otuz yalancı deccal geleceği Mehdi zamanında.

Evet. Şimdi kısa bir ara verelim. Devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Allah Sonsuz Güzellikleri Sanatının İçinde Yaratandır.

ADNAN OKTAR: Cenab-ı Allah mutlaka iki zıttı birlikte yaratıyor. İllaki deccaliyet illaki Mehdiyet her devirde. Nuh (as) devrinde, İbrahim (as) devrinde, Musa (as) devrinde. Çünkü tek yanlı olmuyor. Sırf deccal de olmaz sırf Mehdi (as) da olmaz. İkisinin zıtlığı önemli oluyor. Bu çok büyük bir mucize. Allah hep böyle zıtlarla yaratıyor. En başından itibaren böyle olmuş hep, hiç şaşmamış. Kıyamete kadar da bu şekilde. O arada işte Müslümanlar aklını kullanıyor. Yoksa akıl kullanılmıyor. Bir ağırlık meskenet geliyor. Dünyanın hareketli olması için bu gerekiyor. Cennette özel bir gayrete gerek yok zaten insan hareketli. Ama dünyada özel bir gayret gerekiyor. Cennette mücadele yok. Sırf buraya mahsus bir şey mücadele. Doğrudan kafir olsa o da şey değil yani Allah’ın istediği köklü mücadele meydana gelmiş olmuyor o zaman. Çünkü kafir alenen ilan ediyor karşına çıkıyor, kafir olduğunu söylüyor. Sen de Müslüman olduğunu söylüyorsun açık. Göğüs göğse mücadele oluyor ama münafık olduğunda güç korkunç artıyor yani akıl almaz artıyor. Kendisini gizleyen bir güçle mücadele etmiş oluyorsun. Kendini açıkça gösteren bir güçle mücadele etmekle, gizleyen bir güç arasında çok muazzam fark var. Gizleyen bir güçle mücadele etmek için olağanüstü bir akıl gerekir. Müthiş bir irade, müthiş bir şevk, muazzam bir gayret gerekiyor. Müslümanları en çok uyandıran münafıklardır. En dinç kalmasını sağlayan, uyanık kalmalarını sağlayan kamçılayıcı etkisi vardır. Küfür zaten karışmaz Müslümanlara genellikle. Karışsa bile kaba ve açık bir mücadele olur. Aleni bir şey olmuyor. Ama münafık çok ince çalışır. Çok detaylı girifttir. Onun için çok iyi kafa kullanılması gerekiyor münafıkta. Orta bir zeka, orta bir akılla münafıkla baş edilemez. Ama kafirle orta bir akılla, orta bir zeka ile mücadele edebilirsin. Rahatça güç yeter.

BÜLENT SEZGİN: Hocam dediğiniz gibi münafıklar Müslümanların dağılıp ayrılmasını istiyorlar. Allah ayette belirtiyor. “İnfak etmeyin dağılıp ayrılsınlar” diyor “Müslümanlar.”

ADNAN OKTAR: Ama hayret normalde kafirin öyle bir derdi yok ama münafığın böyle bir derdi var. İnanılır gibi değil. En eşşed aslında gerçek zıt o olmuş oluyor, hakiki zıt o yani. Öbürü biraz daha değil de bayağı bir güçsüz olmuş oluyor yani ciddi bir mücadele imkanı olmamış oluyor onda.

BEYZA BAYRAKTAR: Allah münafıklar için “size olan öfkelerinden parmak uçlarını ısırırlar” diyor. Kin ve öfkelerinden.

ADNAN OKTAR: Mesela bu çok şaşırtıcı yani sen git bir avuç Müslümanı bul onunla da uğraş. Bu çok hayret verici bir şey. Küfrü bırakıp da, uğraşacaksa küfürle uğraşması lazım. Veya onlarla yaşaması lazım. Müslümanlara müdahil olmaması gerekiyor. Bu hayret verici.

Kitaptan oku.

BETÜL HANIM: Münafık dıştan güzel görünen içi ölü, pislikle dolu badanalı mezarlara benzetilmiştir. İncil’deki bir sözde münafıklar dıştan güzel görünen içi ölü, pislikle dolu badanalı mezarlara benzetilmiştir. ‘Siz dıştan güzel görünen, ama içi ölü kemikleri ve her türlü pislikle dolu badanalı mezarlara benzersiniz. Dıştan insanlara doğru görünürsünüz ama içte ikiyüzlülük ve kötülükle dolusunuz.’ (Matta 23/27-28)

ADNAN OKTAR: “Badanalı mezar”a benzetmesinin nedeni ölü yani ölü varlık. Bedeni kullanılır münafığın sadece. Adam mesela kızıyor ama adam zaten ölmüş yani ruhu kontrol altına alınmış, onun yerine şeytan girmiş. Orada kızılan şeytan yani. Adamın bedenine senin hiç kızacağın bir şey yok. Beden ölü çünkü. Bedenine bir öfke duyduğu yok. Ruhuna da bir öfke duyduğu yok. Ruhu esir alınmış çünkü şeytan onu zapt etmiş. Karşısında görünmeyen şeytan var ama beden kullanıyor. İncil’in benzetmesi o yüzden.

Evet, dinliyorum.

BETÜL HANIM: Dışarıdan bakıldığında münafık gerçekten güzel ve gösterili görünebilir. Saçlarını en bakımlı en modern en dikkat çekici hale getirir. Bayan ise en gösterişli makyajı yapıp, erkek ise spor salonlarında vücut çalışıp, en kaliteli markaların kıyafetlerini giyip, kendilerince en havalı konuşmaları yapıp kendilerini çevrelerindeki insanlara beğendirmeye çalışabilirler. Ve belki bu, insanları Kurani ölçüyle değerlendirmeyen kimseler için gerçekten de dikkat çekici bir özellik olabilir. Ama İncil’de belirtildiği gibi dıştan şaşalı görünen bu insanların içleri ölüdür. Kalpleri, kemikleri ölüdür. Dıştan gösterişli bir badana yapılmış gibi süslenmiş ama içleri pislikle dolu bir mezar gibidirler. Dıştan insanlara iyi ve doğru gibi görünürler ama içlerinde ikiyüzlülük ve kötülükle doludurlar. Dolayısıyla ilk bakışta zahire önem veren bazı insanların beğenisini kazandıran bu gösterişli beden tümüyle aldatıcıdır. Allah münafığı şeytandan Allah’a sığınırım; dıştan gösterişli duran ama içi kof olan bir kütüğe benzetmiştir. (Münafikun Suresi/4) Münafık özenle süslediği, itina ile koruduğu bedeniyle göz boyayarak içindeki kofluğu, şeytanlığı, kötülüğü ve sinsiliği gizleyebileceğini sanır. Ama sonsuz adalet sahibi Allah buna izin vermez. Münafık Allah’ın rızasını bırakıp dünyaya, menfaatlerine, bedenine, rahatına, konforuna önem verdikçe Allah tüm bunları ona acı ve azaba dönüştürür.  

ADNAN OKTAR: Şuurlu olarak bir Allah’tan korkmama var. Bunun olması için bu adamın ölmesi gerekiyor zaten. Bir nevi ölmüş oluyor. Ama tabii bir adamın münafıklığına kesin teşhis koyulmaz yani ölü olduğuna teşhis koyamayız.

BÜLENT SEZGİN: Hocam ayette “bu onların iman etmeleri sonra inkar etmeleri dolayısıyla böyledir” diyor baştan ruhu olup daha sonra…

ADNAN OKTAR: Olabilir yani sonra ruhu alınıyor olabilir. Ruhu esir hale düşüyordur yani kontrol altına alınıyordur ruh. İptal ediliyordur şeytan ruhu yani gücünü. Sonra kendi devreye giriyordur. Ama tabii orada o ruhun direnmesi lazım ona. Direnmiyor, direnmediği için teslim almış oluyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Ayette şeytan, mealen söylüyorum “kabukla üstünü kaplar” diye geçiyor. Sonradan dediğiniz gibi.

ADNAN OKTAR: Elektromanyetik bir alan gibi üstünü kaplıyor adeta.

EBRU ALTAN: Münafık kendine çok düşkündür. Sahtekarca oyunlarla sürekli kendine baktırmak ve bedenini yıpranmaktan korumak ister. Sahip olduğu bedeni münafığın dünya hayatındaki en kıymetli varlığıdır. Dolayısıyla da ona gelecek küçücük bir zarar bile münafık için çok önemlidir. Kendince onu ne kadar sağlıklı, dinç, zinde, genç ve güzel tutabilirse çıkarlarını o kadar iyi koruyabilecektir. Bu nedenle de yaşlanmaktan, hastalanmaktan çok ciddi şekilde korkar. Ciltlerinde küçücük bir bozukluk, saçlarında en ufak bir kusur, yiyeceklerinde en ufak bir eksiklik, uykularında azıcık bir aksaklık olsun istemezler. Sabahtan akşama kadar internetten, kitaplardan ne yer ne içerse daha uzun ve daha sağlıklı yaşayabilirler. Ne yaparlarsa cildinin kırışmasını önleyebilirler gibi soruların cevaplarını araştırıp öğrenmeye çalışırlar.

ADNAN OKTAR: Şimdi bunu yapabilir ama bunu Allah rızası için yapsa, İslam’a hizmet için istese bu olur. Ama İslam’a hizmet gayesi değil de ahirete inanmadığı için ne kadar kalırsam kar kafasıyla yaparsa bu çok büyük ahmaklık tabii. Çünkü nerde olursa olsun sonunda öleceği için öldüğünde de beden ölüyor ama ruhun ölmesi mümkün değil. Sonsuza kadar ölmüyor. Ama ruh Allah’a asi gelmiş oluyor. Şeytana satılmış bir ruh olmuş oluyor. O zaman Cenab-ı Allah onu cehennemine koyuyor. Cehennemde sonsuza kadar kalıyor. Ama tabii bu sırrı anlamak mümkün değil. Allah’ın buradaki sırrını anlamak mümkün değil. Nasıl yenemez şeytanı? Ki gücü zayıf şeytanın. Yenmesi lazım normalde fakat mucize olarak yenemiyor. Allah’ın bir harikası.

CEYLAN ÖZBUDAK: Ayetlerde Allah’ın bahsettiği daha sonra Allah’ın bağışladığı vazgeçen münafıklar ruhu olup yenilenler mi? Sizin dediğiniz gibi.

ADNAN OKTAR: Onlar mümin kalbinde hastalık oluyor onların aslında. Gerçek münafık değil yani kastedilen tarzda bir münafık değil. Onların dönüşü yok. Kalbinde hastalık var zaten orada da münafık demiyor onlar için. Kalbinde hastalık var ama münafığa çok benziyor. Kalbinde hastalık olan, münafığı çok andırır. İman ediyor vazgeçiyor yani imanın gücüyle pişman oluyor, vicdan azabı çekiyor, kökten vazgeçiyor düzeliyor. Düzeldiğinde zaten onun münafık olmadığı da anlaşılır, düzeliyorsa. Çünkü münafık düzelmez. Israrla inat eder. Onu çözmek mümkün değildir. Ne yaparsan yap bir kulağından girer, bir kulağından çıkar dinlemez. Ama söz dinleyip itaat ediyorsa belli yani o mümin. Sadece hastalanmış demektir. Grip gibi bir hastalık, tedavi olmuş kurtulmuştur. Onun için müminlerin birçoğu münafık zannedilebilir. Münafık gibi görünür, kalbinde hastalık vardır. Ama tedavi oluyor kurtuluyor. O ruhu galebe çalıyor. Şeytanla o savaşı kazanmış oluyor.

EBRU ALTAN: Müslümanların güçlü ve zengin olmaları, refah, huzur, bolluk ve nimet içinde yaşamaları ve bunlardan yeteri kadar istifade edemediğini düşünmesi münafığı çok kızdırır. Müslümanlar zenginleştikçe onun da bu imkanlardan faydalanabilmek için içinde duyduğu hırs artar. Her fırsatta, çeşitli bahanelerle, yavaş yavaş isteklerini sıralamaya başlar. Hemen her gün, Müslümanların imkanlarını kullanabilmek için yeni bir konu bulur. Bu münafık için adeta 'şeytani bir eğlence konusu'dur. Sabah uyandığı andan itibaren, o gün 'maddi manevi ne gibi taleplerde bulunarak Müslümanlara ne gibi sorunlar çıkarabilirim, maddi imkanlarını nasıl tüketebilirim?' diye düşünür. Bir gün sudan bir sebeple doktora, başka bir gün saçlarının bakıma ihtiyacı olduğu gerekçesiyle kuaföre, başka bir gün de ihtiyaçları olduğu yalanıyla alışverişe gitmek ister. Kimi zaman sağlığını bahane ederek kendisine hizmet ettirtmek; özel ve zahmetli yemekler yaptırtmak, eşyalarını yıkatıp dolaplarını toplattırmak, oturduğu yere ayağına kadar her istediğini getirtip götürtmek ister. Kimi zaman yaşadığı yerin sağlığını olumsuz etkilediğini söyleyerek, kendisine daha konforlu, daha lüks, daha özel imkanlar sunulmasını talep eder. Kimi zaman da, etrafındaki Müslümanlarda çeşitli bahaneler bularak, onların kendisine zarar verdiklerini iddia eder ve Müslümanları rahatsız etmeye çalışır. "Falanca şahsın yürürken çıkardığı ayak sesi migrenimi tetikliyor", "Filanca şahsın parfümü alerjimi artırıyor", "Bir başka kişinin televizyonun sesini açması çalışmamı engelliyor" gibi, aslında hiçbir gerçeklik payı olmayan yalanlarla huzursuzluk çıkarmaya çalışır. Bu bahanelerin ardından, hem ilgili kişilerin faaliyetlerini engelleyerek onlara rahatsızlık vermek, hem de 'bu yolla sözde üzerinde oluşan rahatsızlığın giderilmesini sağlayacak yeni imkanlar elde edebilmeyi' umar. Bir gün 'bir eşyasının kırıldığını, yenisine ihtiyacı olduğunu; sonraki gün sözde hiç kıyafetinin olmadığını; bir başka gün sağlığı için yemesi gereken özel malzemeler alınması, diğer bir gün ise makyaj malzemelerinin yenilenmesi gerektiğini' söyler. Bunların hepsi, tam istediği şekilde, en kalitelisiyle, en özenli şekilde kendisine sunulduğunda ise, münafık yine 'çirkin ve nankör bir ahlak' sergiler. Mutlaka her bir detayda ciddi şekilde sorun çıkarır. Ya alınanları beğenmez ya yanlış alındığını iddia eder ya da kendi ısmarladığının tıpatıp aynısı kendisine alınmış olsa bile, 'ondan istemediğini aslında başka bir şey istemiş olduğunu' iddia eder. Gösterdiği bu samimiyetsiz, şükretmesini, mutlu olmasını bilmeyen, münasebetsiz ve nankör ahlaka rağmen, Müslümanlar tüm istediklerini tekrar tekrar yerine getirseler de, münafıkta yine de bir ferahlama ve durulma olmaz. Müslümanların özel emek vererek, vakit ayırarak, Allah rızası için yorularak ona ulaştırdıkları nimetlerin kıymetini hiç bilmez. Dahası özensiz bir şekilde kullandığı tüm bu nimetleri, birkaç gün ya da birkaç hafta sonra ya 'ihtiyacı olmadığını' söyleyerek bir kenara atar ya da bir yerde unutur gider. Bir süre sonra da, yine başka bahaneler öne sürerek bunların yenilerinin alınmasını ister. Amacı 'Müslümanları yormak, rahatsız etmek, kendisiyle meşgul ederek daha faydalı işlere harcayacakları enerjilerini ve vakitlerini' çalmaktır. Onları mümkün olduğunca 'masrafa sokarak maddi imkanlarını tüketmeye çalışmak'tır. Bunu ne kadar çok yaparsa, maddi manevi Müslümanları ne kadar yorarsa, o kadar kazançlı çıkacağını sanır. Müslümanların samimi vicdanları nedeniyle reddetmeyecekleri hayati ve insani bahaneleri kullanarak bu oyununu sürdürür. Münafık kendince çok şeytani ve sinsi bir eğlence yöntemi bulduğuna inanır. Ve bunun da tamamen kendi lehinde bir durum olduğunu zanneder. Oysaki yaptığı her sinsi oyun, her şeytani eylem münafığın aleyhine müminin ise lehine olur. Müslümanlara ne kadar çok ayak bağı olur, onlara ne kadar çok iş çıkartır, onları ne kadar çok masrafa sokarsa, münafığın dünyada üstüne çökecek belanın misli de o kadar artar. Müslümanlara ne kadar çok zorluk çıkarırsa, cehennemi de o kadar genişler, çekeceği azabın şiddeti de o kadar artar. Münafığa karşı verdikleri vicdani ve akılcı mücadele sebebiyle, Müslümanların dünyada karşılaşacakları nimetler de, cennetteki makamları da sürekli olarak genişler. İşte bu da münafığın bilmediği çok önemli bir sırdır.

ADNAN OKTAR: Ben arada böyle kısa şerhler yapacağım, onu yeni baskıda düzeltirsiniz. Evet.

ASLI HANIM: Müslümanlar ne kadar dürüst, ne kadar temiz bir hayat yaşamak istiyorlarsa, münafık da tam tersine, o kadar 'sinsi, entrikalarla dolu, sahtekarlık ve ikiyüzlülük üzerine kurulmuş' bir hayattan hoşlanır. Her şeyin 'şeffaf ve açık olduğu, dürüstlük üzerine kurulu bir yaşam tarzı' onları çok sıkar.

ADNAN OKTAR: Halbuki mesela dürüstlük gayet güzel bir şey, doğru söylersin vicdanın rahat eder. Mesela bir şey geçer aklından doğru konuşursun hallolur ama münafık üçkağıtçılık bir daha üçkağıtçılık, bir daha sahtekarlık, bir daha yalancılık ya bu nasıl bir hayattır? Bu çok büyük mucize. Huzur içinde yaşasana be adam, huzur içinde yaşasana, doğru konuş rahat et, sahtekarlığa ne gerek var? Yalan söylemeye oyun oynamaya ne gerek var? Şükredici ol mesela, Allah’a hamd et, verdiği nimete şükür et, güzel sade normal bir hayatın olsun insan gibi yaşa. Sürekli aşağılanarak, azap çekerek, sıkılarak yaşamanın alemi ne? Bu çok yıpratıcı, insanın ömrünü de kısaltır bu, aklını da bozar çünkü huzur insana güzellik verir. Mesela ben şimdi burada kahve içiyorum, hep buna Allah’a şükrederim hamd ederim değil mi? Hındarsızlık etmek çok büyük bir ahlaksızlık yahut işte yorgunum uykusuzum falan diyor. Ne olacak yine gider yatar uyursun, onun şamatasını yapmak böyle sürekli onu gündemde tutmak yani bizim anlayacağımız gibi bir şey değil tabii bu. Fakat tabii her insana düzelme imkanı verilmesi lazım. Durduk yere müminlere münafık teşhisi koyup işte benim halam münafık diye ortaya çıkmak bunlar münasebetsiz hareketler öyle olmaz.

BEYZA BAYRAKTAR: Müslümanlar küfre göre az sayıda ama güçlüler ama birlikte saf bağlayarak çarpışırlarsa yani mücadele ederlerse.

ADNAN OKTAR: Tabii emri bil maruf nehyi anil münker var, kime yapılıyor? Mümine yapılıyor işte. Demek ki, eksik hatalı yönleri oluyor yani eksik hatalı yönleri olması onun münafık olduğunu göstermez, hemen apar topar münafık teşhisi koyup o zaman Müslüman kalmaz Allah esirgesin.

EBRU ALTAN: Zaten Allah “hata yapmazlar” demiyor, “hatalarında bilerek ısrar etmezler” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii mümin ısrar etmiyor, düzeltecek hatasını. Mesela yalan söyleyebilir tövbe eder, bir şey yapar tövbe eder, bir eksikliği vardır tövbe eder.

BÜLENT SEZGİN: Allah “Günahlarından dolayı azap edecek olsaydı yeryüzünde kimse kalmazdı.” (Fatır Suresi 45) buyuruyor.

ADNAN OKTAR: Münafıkların kaderde sayısı belirli, Nisa Suresi 118’de Allah diyor ki; şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah şeytanı lanetlemiştir. Şeytan da şöyle dedi: Andolsun” diyor Allah adına yemin ediyor “Kullarından ‘miktarları tespit edilmiş bir grubu’” yani sayısı belli olan bir grubu “(kendime uşak) edineceğim” diyor. Bak bir fazla değil, bir eksik de değil.

Sad Suresi 82-83 “Dedi ki: ‘Senin izzetin adına andolsun, ben, onların tümünü mutlaka azdırıp kışkırtacağım.’ (Sad Suresi, 82) ‘Ancak onlardan, muhlis olan olan kulların hariç.’” (Sad Suresi, 83) Yani samimi olan kullara münafıklık isabet etmiyor ancak sahtekarlık, samimiyetsizlik, üçkağıtçılık yapanlara Allah o belayı veriyor ama tabii bütün müminler münafıklar korkacak yani ben kendim başta olmak üzere, ben korkuyorum yani ayetleri kendi üzerime alıyorum. Yani ben kafamda bir münafık arayışında değilim yani etrafta, her mümin kendi üzerine alınacak yani bana demiyor demeyecek, bana hitap ediyor diyecek etkilenecek yani, tesirlenecek.

BEYZA BAYRAKTAR: Umulmadık bir kişi münafık çıkar mı yoksa belli mi olur?

ADNAN OKTAR: Çok alenen oluyor tabii canım, Mısır’ın haline baksana, Allah adına Müslüman öldürüyor, adam Müslümanları öldürme fetvası veriyor, asılma fetvası veriyor, Allah’tan korkan bunu yapar mı? Asılma fetvası vermek ne demek bir Müslüman’a? Ortada hiçbir şey yok belli ki şeytana ruhunu satmış. Her yerde var yani Amerika’da var, İngiltere’de var İngiliz derin devleti de onları kullanıyor tek tek.

Evet dinliyorum.

ASLI HANIM:  Ruhları hep bir şeytanlık, sinsilik, gizlilik arar. Dostlarının da kendileri gibi olmasını isterler. Hayatlarında oyuna, sahtekarlığa, ince taktiklere, sinsi düzenlere yer olmayan insanlar, onlara sıkıcı ve durağan gelir.

ADNAN OKTAR: Şöyle yani, maceraperest ve manyak olmasını ister münafık ve Allah’tan korkmayan deli dengesiz böyle anormal hareketler. Mesela bir kalbinde hastalık olan arkadaş vardı böyle hep şeytan resimleri, kanlı insan kafası resimleri, merakı olduğu resimler bunlardı. Dehşet resimleri, adam kesme resimleri, manyak ruhunda o delilik oturmuş.

BEYZA BAYRAKTAR: Çirkin görünümlü hayvanlar.

ADNAN OKTAR: Çirkin görünümü hayvanlar.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Bitki bile hatta.

ADNAN OKTAR: Bitkinin bile korkuncunu arıyor ya öyle manyak yani ama tabii ben yine münafık demiyorum hastalık, hastalık ben münafığı bilemem Allah bilir ama mesela öyle adam arıyor. Mesela şu havada madene girmiş kendi gibi manyak bulmuş terk edilmiş bir maden eksi beş derecede karanlık onun içinde geziyor. Lan işin gücün yok mu zoruna ne oldu? Üstü de incecik yani tam deli hareketleri. Ama tekrar ediyorum ben münafıktır diyemem ben bilmem Allah bilir yani ama bir anormallik var yani hastalık var.

Evet dinliyorum.

ASLI HANIM: İşte bu bakış açısıyla yaşayan münafık, Müslümanlar arasında da aynı arayışlarını sürdürür. Müslümanların yaşam tarzı ve ahlak anlayışları ona çok ters olduğu için, onların yanında hiçbir şekilde huzur bulmaz. Sürekli sıkıntı ve huzursuzluk içindedir. Ne zaman ki onların arkasından bir iş çevirir, sinsice oyunlar oynar ve sahtekarca planlar yapabilirse, ancak o zaman biraz ferahlar ve mutlu olabilir.

ADNAN OKTAR: Münafık hakikaten öyle ya, hastalık olanda da öyle, mesela Müslümanlarla oturuyor ama biraz sonra namaz kılmaya gideceğim diyor, Müslümanların yanından ayrılıp fuhşa gidiyor veya şarap içmeye gidiyor. Mesela babamın elini öpmedim çoktan beri oraya gideceğim diyor Müslümanların yanından gidip meyhaneye gidiyor şarap içmeye gidiyor mesela manyak veyahut mesela internette psikopat homoseksüel efendim böyle cins tiplerle bağlantı kuruyor, Allah’ı inkar edenlerle bağlantı kuruyor, dinsizlerle bağlantı kuruyor, dine imana çirkin sözler ediyor haşa, içeride ben biraz Kuran okuyayım diyor ama bunu yapıyor adam o anda mesela bu çok korkunç bir şey yani bu manyaklığa niye ihtiyaç var kardeşim, ne zorun huzurlu yaşasana. İlla pislik olacak, illa rezillik olacak. Birileriyle bağlantı kuracak mesela şarabı övüyor, zinayı övüyor, haramları övüyor. Adam diyor ki; namaz kılmıyorum, diyor. Onu beğendi yapıyor ona mesela, bu çok büyük aptallık huzurlu güzel yaşasana. Her halükarda bak en deli, en azgın bir insan bile aklı hiç olmasa bile elliye elli iman etmek durumundadır yani yüzde 50 ihtimal vermesi lazım ahirete.  En aptal, en kafası çalışmayanın bile yani hiç kafası çalışmıyorsa 50 ihtimal, bu bile imandır yani yüzde 50 ihtimal verdiğinde çünkü bununla, bu yüzde 50 çok yüksek bir ihtimal olduğu için bu, bununla hiçbir harama giremez. Büyük bir risk çünkü çok büyük risk altında demektir. Bir insan mesela arabaya binmiş yüzde 50 ölme ihtimali var, ödü kopar adamın bayağı dikkatli olur değil mi? Mesela bir düğme var, buraya basarsan yüzde 50 öleceksin dese adam basar mı o düğmeye? Basmaz. Adama da desen yüzde 50 cehennem ihtimali var dersen adam tam anlamıyla Müslüman gibi yaşar, tam anlamıyla Müslüman ama münafık sıfır ihtimal veriyor ahirete yani bu çok acayip bir şey, sıfır hiç inanmıyor bu mucize işte.  Bu olayı gözü mözü aklı ölmesi lazım çünkü diri olarak normal şuurla açık bir kafayla imkansızdır. En aptal adama bile söylesen en akılsız bir adama bile yüzde 50 ihtimal var der yani olabilir der yani çünkü bir fevkaladelik var dünyada çünkü her şey düzgün, her şey planlanmış. Proteinler, koful, mitokondri, golgi cisimciği nereye baksan harika. Arılara bakıyorsun harika. Kuşlara bakıyorsun harika. İnsanın beynine bakıyorsun harika. Böyle bir şeyde süper ahmak bir adama gitsen “Ya” dersin “şu en zayıf kırıntı aklınla, bir miligramlık aklınla ne diyorsun?” desen. “En az düşük ihtimalle yüzde elli ihtimal veriyorum” der. Olabilir der. Böyle bir şeyde bir insan asla geri dönemez artık. Tam bir Müslüman gibi yaşamaya mecburdur. Muazzam bir tehdit çünkü yüzde elli tehdit. O zaman bu kadar emin nasıl oluyorsun? Nasıl böyle Allahsız Kitapsız oluyorsun? Nasıl böyle manyak oluyorsun? Ve gizlice manyaklık yapmaya ne gerek var?  Ne kadar ızdıraplı bir şey. Gizlice namaz; kılmıyorsan “kılmıyorum” de ne çekiniyorsun? Açık açık söyle. Abdest almazsan “almıyorum” dersin. Dürüst olursun hiç olmazsa. Mesela küfür kafir dürüsttür. Söylüyor adam “ben kafirim” diyor. Sen “Müslümanım” diyorsun ne gerek var kardeşim değilsen değilsindir, söyle. Allah Allah millet seni boğacak hali yok. Ne yapacak sana? İnanmıyorsan “Arkadaş kusura bakma” dersin inanmıyorsa inanmıyordur. “Bana yardım edin” dersin. “Dua edin. İnanamıyorum” dersin. Demiyor. Hem de çok koyu inandığını söylüyor. Pislik ahlaksızlık yapıyor. Dürüst ol kardeşim. Söyle bak mesela ateistler var söylüyor açıkça. Allah’ı inkar ettiğini söylüyor. Ben çok seviyorum onları buraya çağırıyorum, şefkat duyuyorum. Münafık değil adam dürüst. “Arkadaş inanamıyorum” diyor Allah vermemiş. Hidayet vermiyor. İnanmıyor. Hakikaten samimi olarak inanamadım diyor. Öğretirsin sıfır riski vardır bu adamların. Hiçbir şey yapmaz. Seninle uğraşmaz. Pislik yapmaz. Adilik yapmaz. Adaba edebe her şeye dikkat ediyorlar ateistler. Öyle bir şey dedikleri yok adamların. Ama “inanmıyorum” diyor adam. Kimseye musallat olmaz. Ama münafık öyle değil. Bu çok şaşırtıcı bir şey. Böyle bir gücü Allah’ın yaratmış olması mucize. Ama bununla işte insanın değeri en yüksek noktaya çıkıyor münafıkla. Çünkü bu çok nitelikli bir negatif güç. Çok nitelikli bir negatif güç. En yüksek nitelikte. Çünkü müthiş bir zeka, müthiş bir ahlaksızlık fakat gizli. Muazzam gizli. Onun için baskıcı gelenekçi sistemi mutlaka ortadan kaldırmak lazım. Kafirse açıkça bunu söyleme imkanı sağlamak lazım. Ateistse mesela ateiste şefkat göstermek lazım ki adam rahat etsin. Korkutursan sen ateisti adam münafık oluyor. Başına bela. Bırak ateistse söyler. Bağrına basarsın “kardeşimsin” dersin Allah Allah. İman etmiyorsa güzel güzel anlatırsın şefkatle anlatırsın. Arkadaşımız geliyor mesela buraya çocuklar Avrupa’dan gördünüz değil mi hatırlıyorsunuz? Ateist nur gibi bayağı tertemiz çocuklar elleri yüzleri. “Ben ateistim Hocam” diyor. “Olabilir gel otur” dersin bir şey yok. Adam yani “ben Allah’a düşmanım dine saldıracağım” demiyor. “İnanamıyorum” diyor. İnanmıyorsa bir şey demeyiz. Bir daha anlatırız. Bir daha anlatırız. Baskı uygulamayalım ama yemeğin en güzelini veririz. Kıyafetin en güzelini veririz. Onu ikinci sınıf vatandaşı olarak görmeyiz. Ama münafığın zoruna ne oluyor ben onu anlamadım. Bu çok büyük mucize. Niye Müslümanlara musallat oluyorsun? Otur oturduğun yerde. Normal hayatını yaşa. Ahlaksızlık yapmaya ne gerek var? Gizlice adilik yapmaya ne gerek var? Gizli hesaplar kurup adilik yapıyorsun. Çirkeflik yapıyorsun. Bütün küfrünü döküyorsun, azgınlaşıyorsun. “Arkadaşlar” dersin “ben sizi çok seviyorum elhamdülillah hepiniz mümin Müslümansınız ama benim gizlediğim bir yön vardı” dersin. “Allah beni affetsin. Ben iman edemiyorum” dersin. “Beni böyle kabul edin. Beni eğitmeye çalışın. Allah beni affetsin, düzeltsin” dersin. Müslümanlar acayip sahip çıkar öyle bir insana. Dürüst çünkü açıkça söylüyor bir şey yok. Kovacak halleri yok hiçbir şey demezler. Bilakis şefkat gösterirler ona. Çünkü dine kazandırılacaklara özel itina ediliyor Kuran’da. Maddi de destek sağlanıyor. Adam dürüst davranmış sana ne güzel işte açık söylüyor. Dürüstçe konuşuyor. Onun için münafıkları bu yönüyle de ikna etmeye çalışmak lazım. Sırf aşağılayarak şey yaparak değil. Allah’ın hükmünü açıklarız ama sırf cehennem tehdidiyle değil de yine de buradan bir ihtimal yani bir kırıntı da olsa bir şeyi olabilir. Vicdanı olabilir. Belki mesela vicdanı tefessüh etmiştir de fakat bir yerden hafif bir kurtulma noktası vardır. Oradan kurtarma ihtimalimiz olabilir. Onun için küfrünü açıkça söylemeye davet etmek lazım. Küfür de demeyeyim de inkarını. İnkar ediyorsa samimi olarak inkar ettiğini söylesin. Mesela ateist kelimesi o yüzden iyi. Yani çünkü küfür kelimesi onu korkutuyor. Küfür dedin mi. Ateist olabilir. İnkar ediyor olabilir Allah’ı. Kabul etmiyor olabilir. İnançsızdır olabilir. Alır bağrına basarsın kardeşindir. Hastalanmıştır tabii o aşağılamak gerekmez öyle bir şey de. Daha nezaketli daha hürmetli. Her gün mesela kitap okutursun. Dua edersin.

Mesela adam ateist ama açık açık dürüstçe söylüyor ateist olduğunu. Çoktur öyle bilmiyorum görmüşsünüzdür. Değil mi? Var her yerde var. Dürüstçe söylüyor. Bu dürüst söylemeye teşvik etmek lazım. İllaki münafığa “sen bunu kafirsen söyle” değil. Nezaketiyle bir şekil mesela der adam “ben çocukluğumdan beri Allah esirgesin iman edemiyorum” diyebilir. Ama onun mesela dersin ki “elliye elli bile ihtimal vermen gerekir. Bu nasıl oluyor?” falan dersin. En zayıf ihtimalle bile en zayıf akılla bile yüzde elli. O zaman yine iman etmiş oluyorsun. O şekilde iknaya gayret etmek lazım. Ama dürüstlüğe davet etmek lazım. Çünkü münafık hakikaten dünya için çok büyük bir tehlike. İslam alemi için çok büyük bir tehlike. Bak şu Irak ve Suriye’de bütün şehit olan çocukların kanından münafıklar sorumlu. Küfür değil bak münafıklar sorumlu. Çünkü küfrü harekete geçiren onlar. Küfrü tahrik eden onlar. Yönlendiren de onlar.

Evet, dinliyorum.  

ASLI HANIM: Legal bir şey münafığı asla mutlu etmez. Hayatının her anında hemen her konuda mutlaka gizli işler çevirmek, sinsice bağlantılar kurmak, Müslümanlardan gizli bir şeyler yapmak ister. Bu ona aradığı heyecan ve şeytani mutluluğu bir nebze olsun verir. Örneğin Müslümanlar hep beraber otururken, onun 'gizlice yan odaya geçip Müslümanlar aleyhinde işbirliği yaptığı dostlarından biriyle gizli bir telefon görüşmesi yapması' onu çok heyecanlandırır.

ADNAN OKTAR: Mesela bu nedir bu? Büyük olsan ne olur yani? Kısa süre sonra ölüp gideceksin. Müslümanlar da ölecek sen de öleceksin. Yok olacağına inanıyorsan yani iyice beter zaten o zaman. Çok çok anormal bir hareket. Nasıl büyük oluyorsun sen, yok olacak adam nasıl büyük olur ki? Her yerin büyük olsa ne olur? Çok kısa süre sonra sayılı bir süre sonra yok olmuş olduğuna inanıyorsun. Bir de isteseler de yok olma imkanları yok. Çünkü ruh sahibi oldukları için ruhun teknik olarak mümkün değil zaten yok olması. Mesela bir görüntünün, sesin yok olması mümkün değildir. Bir kere oluşan bir şey bir daha sonsuza kadar yok olmaz. Mesela bizim şu konuşmalarımız vardı baştan beri. Sonsuza kadar yok onlar olmaz o konuşmalar. O mimikler hareketler hiçbiri yok olmaz. Mümkün değildir. Dünyanın bütün kuvvetleri biraraya gelse yine yok edemez. O Allah’ın hıfzında sürekli kalır. Yani fizik anlamda da kalır. Fizik anlamda da kalır Allah’ın hıfzında kalır ve kaybolması mümkün değil. Mesela Hz. Adem (as)’in doğumu yani çamurdan Allah’ın onu meydana getirmesi Allah katında hazır. Bak “İki elimle yaptım” diyor Allah. Mesela bu çok manidar. Normalde “sağ elimle” diyor. Ama orada “iki elimle yaptım” diyor. “Ben yaptım” diyor yani. “Çamurdan Ben onu yaptım heykel şekline getirdim” diyor. Seramik olduğunu söylüyor Allah aslında. Kaliteli bir çamurdan yapılıyor. Balçık yani bildiğin “balçığı seramik olarak yaptım” diyor heykel. Normal duran heykel, Allah “Buraya gel” diyor. Nefes alarak iniyor aşağı yürüyor. Bu kadar, olay bu. Allah’ın çamura ihtiyacı yok. Orada kafayı takıyorlar yani çamura Allah’ın sanki ihtiyacı varmış gibi. İnsanların hoşuna gitsin, meleklerin hoşuna gitsin diye yapıyor Allah. Beğendirmek için yapıyor. Yoksa siz kapıdan buradan giriyorsunuz. Tak oluyorsunuz. Buradan giren içeriye beş dakikada oluyor. Her kapı boyuta açılan kapıdır. Her kapıda Allah yaratılış meydana getirir. Açtın mı kapıyı kapı onun için birçok sistem içerisinde bir sembol olarak kullanılır. Hep oradan insan çıkar kapıdan. Aniden yaratılır. Allah için son derece kolay. Adem (as) mesela birden boşluğun içinden aniden yaratılabilirdi. Öyle yapmıyor Allah. Önce çamurdan yapıyor. Ama çok mükemmel tabii Allah’ın yaptığı heykel onu insanlar tam anlamamış olabilir. Porselenden tıpkısını yapıyor insanın aynısı. Var ya yapıyorlar ya şeylerde hatırlıyorsunuz. Onun gibi adeta porselenden bayağı net. “Gel buraya” diyor geliyor. O kadar. Mesela İsa (as)’ya diyor Cenab-ı Allah “bir kuş biçiminde bir şey yap” diyor. “Çamurdan kuş yap” demiyor bak. “Kuş biçiminde bir şey yap” diyor. Çünkü insan olduğu için o onun yeteneği kadar belirli bir derecede yapabilir. O kadar ince yapamaz bir insan. Allah’ın yaptığı kadar yapamaz. Belirli bir şeyden kuş biçiminde yapıyor. “bırak” diyor Cenab-ı Allah. Geriye çekiliyor. Yani “üfür” diyor “oraya koy” diyor. Geriye çekiliyor pır diye uçuyor kuş. Onun nesli şu an devam ediyor. O kuşun nesli. Bildiğin kuş. Çamur, insanın yaratılmasıyla aynı aslında o. Hay ismi Hz. İsa (as)’da çok tecelli ediyor. O yüzden çok acip bir Peygamber. Yani alışılmışın dışında bir insan İsa Mesih. Böyle melekle insan karışımı gibi sanki. O yüzden Hristiyanlar biraz işte garip inançlara gittiler. Çamurdan şey yapıyor. Aynı Allah da yapıyor mesela çamurdan O insan yapıyor o da kuş yapıyor. O da üfürüyor Allah da üfürüyor. Orada işte onu karıştırıyorlar. “Üfürdüğüne göre, uçurduğuna göre demek ki o zaman Allah” diyor. Değil o da Allah’ın kulu. Tecelli ediyor Allah orada.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANIM: Müslümanlara zarar verme amaçlı bir konuşmayı onların hemen yanı başında ve onlardan gizli yapabilmek münafığa 'şeytani bir eylem yapma hazzı' verir. Ya da bilgisayarında bir internet sitesinden bir gazetenin sayfasını açmış gibi yaparken, aynı anda gizlice 'küfürdeki dostlarından biriyle yazışabilmek, kendince münafığın günün en zevkli anlarından birini yaşamasına' neden olur.

ADNAN OKTAR: İşte ama bu zevkli diyor ama zevkli değil. Akıl almaz gerilimle yapıyor onu. Sürünerek yapıyor. Bayağı onun ruhu simsiyah kesiliyor katran gibi. Bunu bizim anlamamız kavramamız mümkün değil. Bambaşka çok derin bir delilik şekli bu. Bundan ne zevk alınır? Çok korkunç bir şey. Ruh katran olmuş artık simsiyah olmuş. Artıcı şekilde zalim olmak lazım.

Tabii bu münafık konusu İslam hakim oluncaya kadar devam edecek bir konu. Onun için sürekli gündemde tutalım. İslam aleminin en gaflette olduğu konulardan biri de bu. Binin üzerinde ayet var. İnsan bir düşünmez mi? Allah niye binin üstünde ayet ayırıyor diye. Akıl almaz ferahlar. Hepsi için demiyorum da bir kısmı böyle.

EBRU ALTAN: Biraz önce anlattığınız konuyla ilgili bir ayet söyleyecektim. Şeytandan Allah’a sığınırım “İzzet ve onuru küfrün yanında arıyorlar. Oysa bütün izzet Allah’ın, elçisinin ve müminlerindir” diye bildiriyor Allah.

ADNAN OKTAR: Küfrün ne izzeti onuru? Bunlar doğal ihtiyaçları olan zavallılar. Midesi bulanır, düşer, ağlar, kanser oluyor, ülser oluyor, midesi ağrır, kafası ağrır, dişi ağrır. Kısa sürede de ölüp gidiyor toprak da paramparça oluyor. Bunun her tarafı izzet olsa ne olur? Efendim her tarafı başka bir şey olsa ne olur?

Evet. Yarın görüşelim.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.



2016-12-05 18:56:08

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top