Sohbetler (4 Aralık 2016; 10:00)

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Evet, o ritim insanın hoşuna gidiyor Allah’ın hikmeti. Cenab-ı Allah onu bir nimet olarak yaratıyor. Bak burada küçük bir alet, hoparlörler var yani herhangi bir cihaz vesile. Burada o çalgı çalıyor. Sanatçı varmış gibi çalıyor. Sanatçının çalması, hoparlörün çalması, o hoparlörden sesin gelip beynimizde çalgıcının çalması. Çalgıcı beynimizin içinde çalıyor. Biz de bacak bacak üstüne atıp keyifle beynimizin içinde dinliyoruz o çalgıyı. Kaç çeşit çalgıcı var bak; bir teypte var, bir hoparlörde var, bir de benimizin içinde çalgıcı var. Asıl çalgıcı beynimizin içindeki. Çünkü dalga üretiyor bunlar. Bunların çalgıcılıkla pek alakası yok. Beynimizin içinde asıl o dinleyen zat, asıl çalgıyı dinleyen olay onda. Yoksa oradaki çalgıcıdan da bir şey çıkmaz. Amperi çok düşük bir elektrik, çok flu bir elektrik. Böyle düzgün bir elektrikle gitmiyor beyne. Yani o beyne giden elektriği bir müzik aletine bağlasan haşır huşur gümbür gümbür sesler gelir. Hiçbir şekilde öyle kaliteli bir ses çıkmaz. Bilim adamları istiyorsa yapsınlar. Bak kulaktan beyne giden sinir elektrik akımı, o ses dalgaları var ya onu bir cihaza bağlasınlar hiçbir şekilde adam gibi müzik çıkmaz. Muazzam bir haşırtı ve gürültü çıkar başka bir şey çıkmaz. Yani çok uyduruk zoraki aralardan ‘ha hafif biraz benziyor’ diyebileceğin sesler. Beynin içinde doğrudan Allah tarafından birisine dinletiliyor, bir varlık dinliyor. Ama insanlar bundan habersiz tabii büyük bölümü. Habersiz olmaları da hiç önemli değil. Küçük bir topluluk daima hakim olur. Şu an dünyayı yöneten de yine çok küçük bir topluluk koskoca dünyayı. Çok fazla it-kopuk da var, çakallar var. İnternette birbirine küfrediyorlar, hakaret ediyorlar bir sürü atom forvet ayak takımı var. Bunların hepsini küçük canlı kabı gibi yöneten güçler var. Güçler değil de güç var topluluk var. Onlar böyle bir bakteri topluluğu gibi küçük bir porselen tabağın içinde minik bakteriler olarak bağırıp-çağırıyor, küfrediyor, oynuyor, dünya hırsı yapıyor, dünyasını kurtarmanın peşinde ama ağzını bozarak, kafasını bozarak, karakterini kişiliğini bozarak yapmaya çalışıyor. Allah o bakterileri bir anda yok ediyor. Biraz ısıyı yükseltiyor hepsi yanıp-gider. Yakmakla da bırakmıyor Allah yakmayı uzatıyor bu sefer. Onun için küfrün veyahut münafıkların çok olması, itlik yapması falan hiç önemli değildir. Bak dikkat edin pratik önemlidir. Pratikte hep inananlar hakimdir. Alçak insanlar hep köpek gibi ezilirler, hep sürünürler acı çekerler. Küfrederken de acı çeker, pislik yaparken de acı çeker. Mümin hep rahat ve huzur içindedir. Onlar da haset ve kıskançlık içerisinde böcek gibi kıvranırlar, DDT yemiş böcek gibi. Ama müminler bayağı keyif zevk içindedirler. Diliyle bir şey yapmak ister ama dili de kopar. Dili de bir şeye yaramaz, dili de kendini yakar. Münafığın da kafirin de dili kendi kendini yakar. Diyor ya, “sivri dilleriyle sizi incitmek isterler” diyor. Kendini incitir. Yani kendine zehir enjekte eden bir dildir. Mümine etkisi olmaz onun. Kafirin münafığın dili kendi kendini yakan bir dildir. Uzatır kendine batırır, uzatır kendine batırır mümine hiçbir etkisi olmaz. Çünkü pratikte baktığımızda müminlerin bayağı rahat yaşadığını görüyoruz tarih içerisinde ve küfrün de hep süründüğünü görüyoruz, ızdırap içinde olduğunu görüyoruz.  

Allah yüzlerini karartır küfrün. Allah’tan uzak olanların yüzlerini karartır. O kararma da çok canlarını yakar. Kurtulamazlar o kararmadan. Allah eşkallerini bozar, karakterlerini bozar, kafalarını bozar bir türlü kurtulamazlar. En nefret ettikleri şey yüzlerinin kararmasıdır. Allah onlara bir bela olarak verir bunu ahlakı bozuk adamlara. Mesela ondan hiç yakındıklarını duymamışsınızdır. Ancak aynada onlar homurdanırlar. İşte tipini… diye kendine hakaret eder aynaya bakar kendi tipine hakaret eder. Nefret eder tipsizliğinden. Orasını burasını sündürtür mündürtür ama yok daha da beter olur. Sündürttükçe daha da beter olur. Onların gizli dertlerinden bir tanesidir o. Yani dünyaya kafayı bağlamış, gönlünü bağlamış ahireti unutmuş tiplere Allah dünyayı lağıma çevirir. Bu sefer yüzleri de lağıma dönüyor. Yani gizli bir beladır bu. O lağımın içinde ömür boyu debelenirler. Bütün hayatları debelenme içindedir. Mesela gider para kazanacağım diye, küçük bir beton mezarın içine girer akşama kadar orada didinir. Küçük beton bir mezar. Ağzı zaten lağımdır, bedeninin içi lağımdır, etrafı lağımdır orada debelenir. Yediği yemek de ona lağım olur başka bir şey olmaz. Dışarıya çıkar arabasına biner yine o lağım kutusu gibidir, eve gelir evi de lağım kutusu gibidir. Bir türlü kurtulamaz ondan. Onun için o nefret ve can yanmasından dolayı bağırtılarına hiç itibar etmemek lazım. Canı yanan hayvan gibi bağırırlar o yüzden zaten küfreder bağırır çağırır. Bir de çoğunluk oluyorlar ya insanlar ona çok şaşırıyor. Yani niye çoğunluk çok önemli falan görüyorsa? Ormana da insanlar girdiğinde gezginler ormanda çok fazla hayvan sesi olur ama adam gayet güzel gezinir ormanda, değil mi? Mesela sansar olur kaçar, vahşi hayvanlar olur kaçar sığınırlar ama bir yandan da bağırırlar. Mümin de işte vahşi ormanda gezen insan gibidir. Ormanların kralıdır insan. Yani hayvanlarla dolu dünyada ormanların kralı imanlı insanlardır, dürüst insanlardır. Tabii bu sözümde ifade ettiğim zalimler, gaddarlar, acımasızlar, Allah düşmanı olup insanlara zulmedenler onları kastediyorum. Yani orman sakini olarak.

İnsanlar mesela sokağa çıkıyor adam, “ne kadar çok küfür var” diyor “ne kadar çok pislik insan var” diyor. Sen ama sürünen insan görüyorsun. Bak yüzlerine lağım borusuna dönmüştür suratı sürünmekten acıdan. O kendini çok uyanık zanneder. Mesela sırtlanlara bakın gece çıkarlar ortaya, onları infrared kamerayla çekiyorlar kendilerini çok uyanık zannediyorlar dikkat ederseniz, değil mi? Birbirlerini ısırırlar, tepelerler, olmadık kepazelik, bağırır çağırır, leşe hücum ederler gidip leş gidip yerler. İşte ehli küfür ve delalet de yani zalim ve gaddar olanlar da aynı sırtlanlar gibi sürünürler. O ona “hayat mücadelesi” diyor. Hayat mücadelesi dediği şey Allah’ın ona verdiği bela. Sürünmesinin adına hayat mücadelesi demiş. Allah ona onu dedirtiyor “hayat mücadelesi” diyor. Adını kibarlaştırmış. Senin süründüğün sistemin adı o. Allah’ın sana bela verdiği sistemin adı. Sen Allah’a tam teslim olsan böyle aşağılayıcı bir hayat içerisinde kalıp böyle sürünmezdin. Ayette diyor ya Allah cinler için “Eğer onlar gaybı bilselerdi böyle aşağılayıcı bir hayat içinde kalıp azap çekmezlerdi, sürünmezlerdi” diyor.  

Yunus Suresi 27’de Cenab-ı Allah: “Kötülükler kazanmış olanlar ise; her bir kötülüğün karşılığı, kendi misliyledir.” Ne kadarsa o kadar. “Bunları bir zillet sarıp kaplar. Onların yüzleri, sanki bir karanlık gecenin parçalarına bürünmüş gibidir. İşte bunlar ateşin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır.”  Şimdi bak, küfrün en ızdırap duyduğu şey budur. Kendi yüzünden acayip tiksinir. O da onu sürekli sinirli yapar, acayip öfkelidirler. Dünyaya daldıkça Allah onları karartır. İçi de lağımdır yüzü de lağım olur. O lağımdan kurtulmak ister ama daha beter lağıma batarak kurtulmak ister. Allah onu lağıma mahkum eder. Elini yüzünü de lağımla temizlemeye kalkar daha da batar. Onun için küfrü uzaktan böyle bir bilim adamı gibi mümin inceler. Yani bir bakteri kabı gibi. Mikroskopta nasıl bakteriler çoğalıyor bilim adamları inceliyor. Onlara antibiyotik falan geliştiriyorlar, değil mi? Hangi antibiyotiğe hassassa onu damlatıyor bakıyor, o bakterilerden bir kısmı etkisiz hale geliyor. Bir kısmı uyuşuyor bir şey yapamıyor. Küfürle mücadelede de mümin öyledir yani bir bilim adamıdır. Hakim güç onlardır yani inananlardır. Pratikte öyledir yani müminlerin azınlık olmasının hiçbir önemi yoktur. Resulullah (sav) zamanında da mesela azınlıktılar. Allah istese Roma derin devletini, Roma devletini musallat ederdi. Kıpırdayamıyor bir mucize. Roma devleti dünyanın en büyük devleti o devirde. En büyük askeri güç muazzam istihbarat gücü var, hiçbir şekilde Müslümanlarla ilgilenmediler. Peygamber Efendimiz (sav)’e karşı da hiçbir tavır göstermediler. Hatta Peygamberimiz (sav) onlara mektup yazdı imana davet etti Heraklius’a. “İmana dönün” diye yazdı. Hiçbir şey yapamadı adamlar. O kadar onları tahrik ettiler, teşvik ettiler Müslümanlara karşı hiçbir şey olmadı.

Bakara Suresi 16-17: “İşte bunlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almışlardır; fakat bu alışverişleri bir yarar sağlamamış; hidayeti de bulmamışlardır.” (Bakara Suresi, 16)

“Bunların örneği, ateş yakan adamın örneğine benzer; (ki onun ateşi) çevresini aydınlattığı zaman, Allah onların aydınlığını giderir ve göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir.” (Bakara Suresi, 17) Onlar da mesela ateş yakıyor ama kendisi karanlıkta kalmış.

Nur Suresi 40’ta da: “Ya da” diyor Allah “(inkar edenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek.” Yani küfrün aklını nasıl Allah kapattığını ve yaşadıkları kabusu Kuran çok veciz bir şekilde belirtiyor. Burada yaşanan şizofren derin bir kabustur küfrün yaşadığı. Yani zalimlerin, gaddarların, acımasızların yaşadığı. Bak “elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek” o kadar ahmak ve akılsız hale gelir ki, gerçekleri o kadar görmez hale gelir ki “kendi elini bile göremeyecek haldedir” diyor Allah. Yani akılsızlığının derecesini göstermek için söylüyor Allah. Ne Allah’ı fark edebiliyor, ne doğruları fark edebiliyor, ne süründüğünün farkında sadece kendinden tiksiniyor. Ama sürünmeye de bir teşhis koyamıyor.

Bakara Suresi 249’da Cenab-ı Allah: "Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galip gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir." Küçük topluluk, Allah’ın hikmeti adamları gayet rahat idare edebiliyor. Tevrat’ta diyor “küçük bir çocuk onları güdecek” diyor. Yani Moşiyah Mehdi. Bak “küçük bir çocuk onları güdecek” güdecek diyor.

Yusuf Suresi 103: “Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu iman edecek değildir.” Şeytandan Allah’a sığınırım “Vema ekserun” ekseriyetle derler ya yani insanların çoğunluğu “”nasi ve lev hareste bi mü’minin.” “Vema ekserun nasi ve lev hareste bi mü’minin.” “Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu iman edecek değildir.” Allah onu öyle yaratıyor. Ki Hz. Mehdi (as) devrinde esleme oluyorlar yani kabul ediyor sadece. Büyük bir çoğunluk iman etti dedikleri esleme olmalarıdır. Teslim oluyorlar yani yoksa iman gönüllerine yerleşmiyor. O Mehdiyet’in gücü ve samimiyeti onlara öyle etki yapıyor.

Sen ona Kuran’dan, İslam’dan, Allah’tan, dinden bahsedersin, ahiretten bahsedersin, o sana kendisine verilecek paranın miktarını sorar. Sanki sen daha hiçbir şey anlatmamışsın gibi o ne çıkarı olacak ondan bahseder. Yani teslim olanlarda bu oluyor. İman etmemiş oluyor. Sadece mantık olarak hani ne olur ne olmaz iman edelim anlamında oluyor yani 50’ye 50. Şimdi tabii 50 küfür varsa küfür onu kullanamıyor 50’de. Çünkü, bir arkadaş yazmış da “o zaman 50 de küfür varsa o yüksek bir oran, adam onu kullanmak ister” diyor. Kullanamıyor işte. İkinci 50 onun için çok büyük bir tehlikedir. Çünkü 50, şuursuz 50’yi veriyorsun sen. Şuursuzluk bir şey yapmaz insana. Şuursuzluk, sen yani sonsuz karanlık sonsuz boşluktan bahsediyorsun yani yok olacağım diyorsun. Sonsuz boşluk sonsuz hiçlikten bahsediyorsun. Bu insana zarar vermez, o anlamda zarar vermez. Ama yüzde 50 ikinci verdiğin ihtimalde senin iflahını kesecek bir sistemden bahsediyorsun. Sonsuza kadar cehennemde kalacaksın demektir. O zaman mecburen iman edeceksin onun kurtarırı olmaz. Yani öbür 50’ye sığınacak durumu yok adamın. İkinci 50’nin açıklanır bir yönü yok. Allah’ın intikamı açık.

Şeytandan Allah’a sığınırım “Vema tes’elühüm aleyhi min ecrin in hüve illa zikrul lil alemin.” Bak mesela Yusuf Suresi 110: “Hatta” diyor Cenab-ı Allah Arapça, Türkçede olması çok güzel bunlar hep bilinen kelimeler “Hatta” öyle ki “izastey’eser resülü -resuller, umutlarını kestikleri zaman-”bak öyle bir zaman geliyor işte ahir zaman da bu devreye doğru gidiyor şu an. Ama Mehdiyet’te umut kesme yok ama öyle resuller olmuş yani umutlarını kesmişler. “..ve zannu-zannettiler, ennehüm-kendilerinin olduğunu, kad kuzibu caehüm nasruna- yardımımız, fe nuciyye men neşau’ve la yuraddu Ba’süna anel kavmil mücrimin.” Cenab-ı Allah bak ne diyor, şeytandan Allah’a sığınırım “Öyle ki elçiler, umutlarını kesip de, artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada…” Şimdi oraya doğru gidiyoruz, yani 2021’ler, 2019’lar. Şu anda da Mehdiyet yalanlanıyor ya, İslam’ın hakimiyeti yoğun değil mi? Çok yoğun. “Mehdi çıkmayacak” diyorlar, havalara sıçrıyorlar bas bas bağırıyorlar. Bak “onların gerçekten yalanlandıklarını sandıkları bir sırada” şu anda yalanlama çok yoğun, değil mi? Bak adamlar kitap çıkarıyor “Beklenen Kurtarıcı İnancı-Sempozyum” tarihte yok ilk defa oluyor bu. “Mehdi yok” diye kitap çıkartılması ilk defa oluyor. Tarihte hiç yok, İslam tarihinde yoktur. İlk defa böyle binlerce alimin topluca “Mehdi gelmeyecek” demeleri tarihte yok. İlk defa böyle hutbe ve ilk defa alimler toplanıp “Mehdi gelmeyecek” diyorlar ilk defa. 1400 yıldan beri yok. “Artık onların gerçekten yalanlandıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir;” Kim gelen? İmam Mehdi (as) ve Hz. İsa Mesih (as). “…Biz kimi dilersek o kurtulmuştur.” Kimi dilersek.  “Suçlu-günahkarlar topluluğundan” yani deccaliyetten “zorlu azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir.” (Yusuf Suresi, 110) Deccaliyeti kahredeceğim diyor Cenab-ı Allah.

Yusuf Suresi 104: “Oysaki sen buna karşı onlardan bir ücret de istemiyorsun.” Hah, Mehdiyet’in ana özelliği nedir? Ücret istememesi. Diyanet’e bakıyoruz adam neredeyse 20 bin lira maaş alıyor. Allah diyor ki bak “ücret varsa onlara uymayın, ücret istemiyorsa onlara uyun” diyor Kuran’ın hükmü açık. Bak “Oysaki sen buna karşı onlardan bir ücret de istemiyorsun.” Televizyona çıkıp-konuşan bütün profesörler 10 bin lira, 15 bin lira maaş alıyor adamlar. Para vermezsen sen çıkmaz televizyona. Televizyona çıkmak için de para alıyorlar ayrıca birçoğu, pazarlık yapıyor. Ramazanlarda özellikle adamlar mesela toptan 100 bin lira, 200 bin lira, 300 bin lira istiyor, 600 bin lira isteyenler var. 

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Hz. Mehdi (as) aksine para istemeyip bol bol dağıtıyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, Hz. Mehdi (as) parayı dağıtan insandır. 

Şeytandan Allah’a sığınırım: “Ve ma tes'elühüm aleyhi min ecr in hüve illa zikrul lil alemin.” “Oysa ki sen buna karşı onlardan bir ücret de istemiyorsun. O, alemler için yalnızca bir 'öğüt ve hatırlatmadır.'” (Yusuf Suresi, 104) Diyor.

Yusuf Suresi 105: “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler.” Şeytandan Allah’a sığınırım:  “Ve keyyin min ayetin fis semavati vel ardı yemürrüne aleyha ve hüm anhü mu’ridun.” Diyor Cenab-ı Allah. Yani “yerde ve gökte ayetler-deliller vardır” olaylar vardır. Adamlar bunu görür diyor Allah ayette fakat farkına varmaz yandan çeker-giderler diyor. Haberleri bile olmaz diyor. O delili görmezler diyor. Gökte ve yerde. Hz. İsa Mesih (as) gökte, yerde de İmam Mehdi (as). Hz. İsa Mesih nüzul edecek, Mehdi (as) zahir olacak ve adamlar bunu göremeyecekler. Bak “yanlarından geçer-giderler” diyor Allah “göremezler” diyor görmezler diyor. Tabii işari anlamda çok bunu genişletebiliriz, biz bir yönünü söylemiş oluyoruz.

“İslam’ın özü sevgi birliğidir” diyelim bir etiket yapalım.

Peygamberimiz (sav) İslam’ı anlatıyordu. Adamlar geliyorlar diyorlar “Ya Resulullah bana dua et de koyunların sayısı çok artsın da koyun sayısını artırıp tüccar olmak istiyorum” diyor. “Amacın ne?” diyor. “İşte İslam’a daha iyi hizmet ederim” diyor. Samimiyetsiz. Peygamber ne anlatıyor o ne anlatıyor? Adamın derdine bak. “Ben gideyim şurada İslam’ı anlatayım tebliğ yapayım, uzak ülkelere gideyim İslam’ı anlatayım” demiyor da koyunlarının sayısının artması için dua etmesini istiyor. Bu çok anormal bir durum. Peygamber (sav)’in konuştuğu söze bak adamın verdiği açıklamaya bak. Yani adamın bir kulağından girmiş bir kulağından çıkmış.

BÜLENT SEZGİN: Hocam,  “…onlar ticaret ya da bir eğlence gördükleri zaman, (hemen) ona sökün ettiler ve seni ayakta bıraktılar” (Cuma Suresi, 11) diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Peygamberimiz (sav) güzel konuşmalar yapıyor. “Oo” diyorlar “mal geliyormuş Yemen’den” diyorlar. Peygamberimiz (sav)’i ayakta bırakıyorlar adamlar koşarak oraya doğru gidiyorlar. Bu inanılır gibi değil. Tek başına kalıyor Peygamber (sav). Peygamber (sav) ne anlatıyor adamlar ne yapıyor? Adamların derdine bak Peygamber (sav)’in anlattığına bak. Ha zarar mı veriyor bu? Yok, Peygamber (sav) gayet güzel yaşadı.

SEMİH MERİÇ: Hocam, Allah müminler için de “(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz.'” (Nur Suresi, 37) Diye bildiriyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Hz. Ali (kv) diyor ki: “Ali’nin Rabb’ine andolsun ki Hüccet İmam Mehdi ayakta olacak, dünyanın yollarında yürüyecek. Evlere ve saraylara girecek.” Demek ki güzellikten hoşlanıyor saraylara girecek dediğine göre bu müthiş bir detay. Sarayların olduğu bir şehir olması gerekiyor. “Bu yerin doğusunda ve batısında gezecek, sözleri duyulacak. Cemaate selam verecek, görecek ama vaat edilen zamana ve gökten şu ses gelene kadar İmam Mehdi bilinmeyecek” diyor.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, İstanbul da Avrupa ve Anadolu, doğu ve batı iki yaka, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, doğu ve batıda diyor iki taraf. Tabii İstanbul’un bir doğu tarafı bir de batı tarafı var.

“Kaim Mehdi” diyor Peygamberimiz (sav) bak “Kaim Mehdi ilk çıktığında, tebliğ yapmaya başladığında insanlar ondan koyunlar ve keçilerin kaçışı gibi şuursuzca kaçarlar.” İlk başlangıçta öyle. Yani genel anlamda tabii hepsi kaçmıyor da bir kısmı. Ama koyun ve keçi gibi diyor çok şuursuz, var ya koyuna baktığında anlamsız bakar boş boş. Keçi de cin gibi bakar ya böyle bir anlamı yoktur. Niye kaçtığını da bilmez. Tıngıl tıngıl kaçar böyle püsküllerini sallayarak öyle kaçacaklar diyor ilk çıktığında diyor. (Biharül Envar, 51-52 ve 53)

Servet sahibi olunca işte oturmayı seçiyor insanlar. Tevbe Suresi 86’da, şeytandan Allah’a sığınırım: "‘Allah'a iman edin, O'nun elçisi ile cihada” tebliğe “çıkın’ diye bir sure indirildiği zaman onlardan servet sahibi olanlar,” işi gücü olanlar dünyaya dönmek para kazanmak, dünyasını yaşamak isteyenler “senden izin isteyip:” özel ayrı izin isteyip "bizi bırak, oturanlarla birlikte olalım" yani işimize gücümüze devam edelim, kendi işimizde olalım. Yani Allah’ın dinini yayma işini sen yap biz ticaretimize, işimize gücümüze bakalım derler diyor Allah ayette.

CAN DAĞTEKİN: Şeytandan Allah’a sığınırım: "Allah'ın Katında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır.” (Cuma Suresi, 11) Diyor Allah.

ADNAN OKTAR: Şimdi ticaret ve eğlence. Zaten eğlendiği falan da yok eğlendiğini zannediyor. Bir radyo kanalı var, açtım müzik başladı. Aynı müziğin, tek bir tempo tık tık tık, tık tık tık. Bekledim bir saat falan aynı şey. Bu neyin nesidir? Ağır uyuşturucu komasına girmiş gibi yani. Böyle müzik olmaz. Adama sorsan eğleniyorum diyor. Böyle eğlenme olur mu? Yani üç notadan oluşan ritim tık tık tık, tık tık tık, bir saat. Böyle uyuşmuş bir müzik. Yani hiçbir iniş-çıkış yok. Benim bildiğim eroin komasında falan kabus görenlerde falan olur öyle. O nasıl bir şeydir öyle? Sorduğunda eğleniyoruz diyor. Ayakta hafif hafif böyle zehirlenmiş gibi sallanıyor. Acayip eğleniyorum diyor. Eğlendiğin meylendiğin yok sürünüyorsun. Dört saat ayakta öyle durulur mu? Ortada müzik de yok hiçbir şey yok. Yerinde çakılmış gibi kalıyor, beti-benzi de bembeyaz olmuş sabaha kadar böyle hafif hafif sallanıyor. Arada sırada hafif gıda alıyor herhalde adına eğlence diyor. Böyle eğlence olmaz, bu özenti. Sürünüyor, eğlence diye bir şey yok.

Ali Okur. Ali, ben hoca falan değilim. Şu hoca konusuna kafayı takmayın.

Ömer Keser, “Hocam, darbe ne zaman?” diyor. Bir daha darbe biraz zor yani bayağı güç. Ama tabii ne olur ne olmaz çok dikkatli olmak lazım. Hem askerin eğitilmesi lazım, hem halkın eğitilmesi lazım, çok kararlı olunması lazım. Daha önce de dediler işte “biz kanun çıkarttık darbeler tarihe karıştı” falan. Öyle bir şey yok. Bu adamlar direkt sokağa döküldüler gayet de ferahlar. Milleti tankla falan eziyorlar, havadan otomatik silahla tarıyorlar. En ufak da bir vicdani azap hissedilmiyor. Adamlar böyle diri diri illetin suratına bakıyorlar. Köpek gibi bakıyor böyle diri diri sanki hiçbir şey yapmamış gibi.

Ezan okunuyor. Tamam kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz.



2016-12-05 18:57:28

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top