Sohbetler (6 Aralık 2016; 10:00)

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Evet, ne diyelim? “Sevgi birliğini yaşayalım” diyelim. Öyle bir etiket iyi olur, evet.

Fethullah Gülen sanki hiçbir şey yokmuş gibi konuşma yapıyor ben şaşıyorum. “Darbecilere kınama yapsın” dedik, bir buçuk ay falan bekletti. Lütfenlikle usulen bir şey söyledi.

OKTAR BABUNA: “Hollywood filmi gibi” dedi.

ADNAN OKTAR: “Hollywood filmi gibi” diyor evet.

Cemile, “Darbe gecesi korkusuzca olayın ortasında yayına devam eden tek kişi sendin Adnan Hocam” diyor. Doğru. Hiçbir yayın organı hiçbir yerde -darbeye karşı konuşma olmamıştı- en başta darbeye karşı net tavır alan, darbenin geçersizliğini ilan eden ben oldum. Ki yüz binlerce kişi seyrediyordu sırf telefon ve internetten o gece, çünkü merak ediyorlardı. Çok detaylı olarak darbenin neden geçersiz olduğunu anlattım.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan 15 Temmuz’un bir münafık saldırısı olduğunu açıkladı.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’a sürekli münafıklardan bahsediyoruz ya münafıkların önemini görmüş Tayyip Hocam iyi güzel.

KARTAL GÖKTAN: Şöyle söyledi: “15 Temmuz’da milletimiz münafıklar sürüsüne bu toprakları dar etti. Hepsi dünyanın bir yerine savruldu. Kaçıyorlar dağıldılar. Siz kaçacaksınız biz kovalayacağız bunu bilesiniz. Çünkü bu şehitlerimizin hakkını alacağız, gazilerimizin hakkını alacağız.”

ADNAN OKTAR: İnanılır gibi değil. Araba, küçük bir aile boyu araba, çocuğu var kadın, yanında annesi var yaşlı kadın. Köpeğe bak, azgın kudurmuş köpeğe bak tankla bu arabanın üstüne çıkıyor eziyor geçiyor. Sonra halk kenarlarda birikmiş, işte “en büyük asker bizim asker” diyor, onları sıkıştırıyor duvara onları da eziyor. İçinden de sakallı uzun saçlı adam çıkıyor “ben askerim” diyor. Ajan, katil, İngiliz derin devletinin azılı katilleri.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Haber 7 Yazarı Serkan Üstüner Twitter hesabında İngiliz derin devletine dikkat çeken bir paylaşım yaptı. Derin devlet mekanizmasına dikkat çekerek “Yılanın başı hiç değişmedi hep İngilizler” dedi. Enver Paşa’nın “ben İngiliz’i İstanbul’da görmektense Kafkaslarda İslam için savaşmayı ve ölmeyi yeğlerim” sözünü paylaştı. Paylaşımın fotoğrafı bu şekilde.

ADNAN OKTAR: Serkan Üstüner aferin helal olsun. Yani İngiliz derin devleti, evet. Türk aydınları, Türk aslanları İngiliz derin devletine karşı hepsi ittifak etti. 200’e yakın aydın şu an İngiliz derin devletine tavır aldı. Ne Osmanlı döneminde var böyle bir olay ne cumhuriyet tarihinde var. Allah’a çok şükür bizim öncülüğümüzde İngiliz derin devleti rezil-kepaze oldu ve olmaya devam ediyor. Bu aslanların bu koçyiğitlerin feveranları devam edecek. Göreceksiniz, en sonunda devlet de hükümet de açıklama yapacak ve bu İngiliz derin devletini rezil olması dünya çapında yayılacak. Rusya açıklama yapacak, Pakistan, Hindistan açıklama yapacak kepaze olup dibine çökecekler.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Boğazın altında hizmete girecek yeni yapılan tüp geçit projesinin ismi için bakanlık anket başlattı. Vatandaşların Abdülhamit Han ve Atatürk isimleri arasında tercih yapmaları isteniyor.

ADNAN OKTAR: Abdülhamit Han içler acısı bir isim. Yani mağdur edilmiş, perişan edilmiş ezilmiş bir padişah. İngilizlerin cirit attığı bir dönem. Osmanlı’da kerhanelerin meyhanelerin en yoğunlaştığı, her yerde tütünhanelerin efendim sigara dumanlarının yoğunlaştığı, Darwinist propagandanın en şiddetli ve en kapsamlı hale geldiği ve Osmanlı’nın paramparça olduğu bir dönem.

Namaza rahat kalkabilmeniz için erken yatmanız lazım. Eğer geç yatarsanız, gece üçte dörtte falan yatarsanız tabii ki çok zorlanırsınız. Yani uyanmakta zorlanabilirsiniz. Erken yatın en az mesela sekiz saatlik bir vakit ayırın o zaman çok rahat kalkabilirsiniz. Ne yapıp yapıp erken yatın. Çünkü namaz bayramdır, bayrama yetişeceksiniz. Bayrama yetişmek için insan ne yapar, değil mi? Erkenden hazırlık yapar. Namaz bayramına sevinçle kalkmak için sevinçle hazırlık yapıp erkenden yatmanız lazım.

İstanbul’un her tarafı Abdülhamit döneminde birahane, meyhane. Bak kahvehanelerin fotoğrafları var herkesin elinde nargile marpucu veyahut sigara, eli boş olan adam yok. Oradan meyhaneye, meyhaneden sigaraya, sigaradan kerhaneye. Diyorlar “sadece ehli kitaba.” Samimiyetsizliği bırakın bu millete doğru bilgi verin ayıp yapıyorsunuz. Kerhanenin kapısında kimseye “sen Müslüman mısın, Hristiyan mısın?” diye soran yok herkese açık. Meyhaneler de öyle Müslüman da gidiyordu Hristiyan da gidiyordu herkes gidiyordu dürüst konuşun. Abdülhamit’in bizzat kendisi rom içiyor. Yüzde 70 alkollü bir içki, en yüksek alkollü içki. Ve sigarayı da birini söndürüp birini yakıyor öyle. Ve herkese de ikram ediyor. Abdülhamit’le övünülecek bir yön yok. Abdülhamit’e biz acıyabiliriz, şefkat duyabiliriz. İngilizlerin perişan ettiği bir insan. Ama tek yaptığı güzel şey İsrail devletinin kurulmasını sağladı o yönden Allah razı olsun. Mazlum Musevileri İsrail’e yerleştirdi. 80 bin Musevi’yi kendi zamanında oraya yerleştirdi bizzat kendisi. Ve kendisine ait olan Filistin’deki toprakları kanun çıkartıp satışını serbest hale getirdi ve Musevilere sattı, satışını sağladı. Bu yönden Allah razı olsun, onları vatan sahibi yaptı. Bunun dışında faydalı bir faaliyeti yok. Tren yolu yaptırdı cayır cayır içki ve tütün sevkiyatı yapıldı onunla. Sonra da İngilizler el koydu tren yoluna. Millet bileziğini verdi hanımlar yüzüğünü verdiler tren yolu yapılması için. İngilizler “biz el koyuyoruz” dediler el koydular. “Donanma zayıfladı donanma yapalım” dedi, millet milyarlarca lira para verdi, zibil gibi altın verdi donanma yapıldı. İngilizler “biz buna da el koyuyoruz” dediler el koydular. Basiretsiz cesaretsiz bir politika Abdülhamit devrinde hakim. Ürkek bir politika izledi. Savaşsız bütün Osmanlı topraklarını teslim etti. Kıbrıs’ı verdi, Kars’ı, Ardahan’ı her yeri verdi aşağı yukarı. Bir avuç toprak kaldı o dönemde.

BÜLENT SEZGİN: Açık hava bira bahçeleri ve meyhaneleri vardı.

ADNAN OKTAR: Göster. Her yerde içki, her yerde sigara.

OKTAR BABUNA: Hiçbiri de ehli kitap değil, hepsi Osmanlı.

ADNAN OKTAR: Hepsi Osmanlı.

BÜLENT SEZGİN: Nargile salonları.

ADNAN OKTAR: Her yerde cayır cayır nargile içiliyor, sigara içiliyor.

Rüştü Resul, “Masonlukla Müslümanlık bir arada olmaz.” Niye olmasın? Sen dernek üyesi oluyorsun. Bahçe severler derneği var, değil mi? Kuş yetiştiriciler derneği var, onlara üye oluyorsan o da bir dernek. Dinsizi var, dindarı var, Müslümanı var herkes var. Ama masonların tabii en akılcı hareketi bana 33 dereceli masonluk rütbesi vermeleri. Bu sayede onları en iyi koruyan da ben oldum. Daha önce de koruyordum aslında. Ama ben mason olunca tabii mecburen işte sorular geliyor, biz de onların durumunu açıklamış oluyoruz. Yoksa dışarı bile çıkamıyordu masonlar. Masonum diyemiyorlardı. Benim sayemde şimdi göğüslerini gere gere masonum diyebiliyorlar, hiç çekinmiyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Localarını gösterdiler.

ADNAN OKTAR: Evet.

CAN DAĞTEKİN: Sizin vesilenizle localarda Kuran okundu Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet. Amerikan localarında falan hepsinde şu an Kuran var. Bütün localara Kuran dağıttık Allah’a şükür.

OKTAR BABUNA: Üst düzey bir mason size gelip masonluk vermeleri için, “Sizdeki ilmi gördükleri için, o ilimden dolayı bu masonluğu verdiler” demişti, “üstatlığı verdiler” demişti.

ADNAN OKTAR: Evet. Mason sırlarını tek tek söyleyince hoşlarına gitti. Kuran’dan, Tevrat’tan, İncil’den işaretler anlattık.

Amerika’nın en büyük üçüncü bankası bu New York Merril Bank, Türkiye’ye havale edilen bir milyar dolar civarında bir parayı bloke etmiş. Kriz oluşsun diye yapıyor. Yani İngiliz derin devletinin bir eylemi. Özellikle yapıyorlar bunu. Bu banka 1874’te kurulan ve Amerika devletine ilk borç veren banka. Bankanın kurucusu Alexander Hamilton bu işin içinde, yani bu sistemin içinde olan bir adam. İngiliz derin devletinin desteklediği bir kişi.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Aydınlık Gazetesi Süleymancı yurdunda çıkan yangından sonra cemaatleri hedef alan bir haber yaptı. Profesör Tülin Oygür ile bir röportaj yaptılar. Oygür, Vehbi Dinçerler’in zamanında okullara yazı yazarak evrim teorisine karşı çıktığı ve kitaplarda bir kanun gibi yer verilmemesini istediğini hatırlattı. AK Parti zamanında daha da gerici bir din anlayışının eğitime hakim olduğunu iddia etti. “İktidar eğitimden dinci unsurları temizleyerek laik eğitimi yeniden düzenleyecek çalışmaları başlatmalıdır” dedi. 

ADNAN OKTAR: O nasıl olacak? Neyi kastediyorlar? Dini bir eğitim yok zaten, öyle bir şey yok. Uhud Harbi, Hendek Harbi, Peygamber (sav)’in yaptığı savaşları anlatıyorlar. İmani Kuran mucizelerini anlatan bir çalışma yok. Darwinist eğitim de bütün hızıyla devam ediyor. Ama buna rağmen millet son derece imanlı. Çünkü Darwinist propagandaya karşı ezici karşılık verdik. Darwinizm’i Türkiye’de asfalt gibi dümdüz yaptık ilimle irfanla. Darwinizm’i savunacak, adamların takatleri kalmadı. Ne anlatsak zaten konu bitiyor. Mesela Abdülhamit’i de “Hanlar hanı, veli sultan, kahraman.” Mağdur bir insan sadece, perişan edilmiş bir insan. Osmanlı’nın parçalanmasına vesile olmuş bir adam bu kadar. İngiliz derin devletinden kimsenin haberi yoktu. İngiliz derin devletini ortaya çıkarttık. Bütün aydınlar sahip çıktı, Türk aydınları. Yer-gök oynuyor şu an. Ne anlatıyorsak doğru anlatıyoruz belgelere dayalı. Zaten kitabım çıkacak orada bütün belgeler var.

Bu münafık kitabını genişletip şerh edeceğiz. Onun için siz şimdi burada okuyun, ben onun içerisinden detaylar çıkartacağım yeni kitapta.

Evet, kitaptan biraz bölüm okuyun ben dinleyeyim.

BEYZA BAYRAKTAR: Münafık, Müslümanları Değil Küfrü Kaliteli Bulur. Allah'ın Kuran'da “Onlar, müminleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler. 'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır.” (Nisa Suresi, 139) sözleriyle bildirdiği gibi, münafıklar müminleri değil, küfrü güçlü görürler.

ADNAN OKTAR: Şimdi bak bu şu an yaşanıyor. Gerçi böyle bir şey direkt örnek olarak verilmemesi gerekiyor gibi görünüyor ama güzel iyi bir örnek. Mesela Tayyip Hoca’yı onlar avami buluyorlar. Böyle entel züppe homoseksüel yanlısı, İngiliz derin devletine yalakalık yapan adam arıyorlar. Böyle bir üslup hiç alışmadıkları bir üslup. Bayağı şaşırdılar. Osmanlı dönemi içerisinde de pek alışık olmadıkları bir üslup. Böyle insanlara hep darbe yapmışlar. Ya asmışlar ya kesmişler, ya suikast ya darbe yapmışlar. Fakat bu sefer Mehdiyet devreye girdi, onu bir türlü anlayamıyorlar. Yani bu direnç, yani bunu nasıl deviremiyor, neden baş edemiyor bunu anlayabilmiş değiller. Eskiden tek hamlede bitiriyorlardı. Mesela Menderes’i tek hamlede bitirdiler. Turgut Özal’ı tek hamlede bitirdiler. Abdülaziz tek hamle. Mesela Abdülhamit, bütün dediklerini yaptırdılar aşağı yukarı hiç sorun çıkmadı. 5. Murat hemen indirdiler aşağı. Hiçbir sorun çıkmıyor. Bir tek burada bir takılma oldu. Bunu metafizik görüyorlar biraz bunun tedirginliği ve korkusu içindeler. Mesela darbenin başarısız olması çok korkuttu. En az yüz yerde mucize var, bu neden oldu bunu anlayamadılar. Mehdiyet’in bereketiyle oluyor. En az yüz yerde mucize var. Hep işler rast gitmiş, hep işler rast gitmiş. Kardeşim, darbecilerin niye lehine gelişmiyor olaylar? Sadece Müslümanların tarafında lehte olaylar gelişmiş.

Münafıklardaki yapıyı bak hükümet, ısrarlı münafık anlatımlarımızdan sonra ana konu olarak ele aldı bak. Eskiden “bu hareket münafık hareket” demiyorlardı. Öyle bir şey duymuyorduk. Şu an ağırlıklı olarak karşı hareketin münafık hareketi olduğunu söylüyorlar, münafıklarla ilgili derslerimizden sonra. Fikrimiz daima Türkiye’de hakim bir düşünce oluyor. Karşımızdaki gücün münafıkane bir hareket olduğu şu an görüldü. Çünkü İngiliz derin devleti münafıklığın ta kendisidir. Münafıklık eşittir şeytanlık, şeytanlık eşittir münafıklık. Münafık bir hareket. Onun için küfür kafalı olan münafıklar hazır gücün peşindedir. Yani ahirete inanmadığı için, cennetteki güç, Allah’ın yardımı onlar için anlam taşıyan bir şey değildir. Hazır güce inanır onlar. İngiliz derin devletini onlar Allah gibi görüyor o kadar ona inanır ve ona yalakalık yaparlar.

Bak, biz Ed Hüseyin’i anlattık daha hala gurur yapıp hükmet üyelerinden o adamla bağlantıyı devam ettirenler var. Hükümete adam demediğini bırakmıyor, darbenin nasıl olacağını anlatıyor, hükümetin nasıl yıkılacağını söylüyor. Yani Tayyip Hoca’ya suikast yapılacağını söylüyor adam hepsini anlatıyor. Buna rağmen adamın dibinden ayrılmıyorlar. Daha hala Chatham House’dalar adamlar. Ed Hüseyin’le Chatham House zaten iç içe bir yapı. Chatham House İngiliz derin devletinin desteklediği bir yapı. Ama gurur yapıp inat ediyorlar. İnat edecek bir şey yok. Abdülhamit’le ilgili anlattıklarımız doğru gurur yapacak bir şey yok. İngiliz derin devletiyle ilgili anlattıklarımızın hepsi belgeli. Yüzlerce binlerce belgeyle ispat ediyorum, kitapta anlatıyorum çıkacak kitap yakında.

Münafığın çok pis bir yönü de Kuran’la Müslümanlara saldırır. Münafık şımarıklığıyla her iyi şeyin kendinden olduğunu söyler, her kötü şeyin de Müslümanlardan kaynaklandığını söyler münafık. Bak iyi olan her şeyin kendinden kaynaklandığını söylüyor münafık. Kötü olan her şeyin de Müslümanlardan kaynaklandığını söyler.

Araf Suresi 131’de, şeytandan Allah’a sığınırım: “Onlara bir iyilik geldiği zaman ‘Bu bizim için’ dediler;” yani bizden dolayı, bizim iyi imkanlarımızdan dolayı “onlara bir kötülük isabet ettiğinde (bunu da) Musa ve beraberindekilerin bir uğursuzluğu olarak yorumlarlardı.” Yani Müslümanların meydana getirdiği bir uğursuzluk olarak yorumlarlardı diyor Allah. “Haberiniz olsun, Allah Katında asıl uğursuz olanlar” münafıkların “ ta kendileridir;” diyor Allah, “ama onların çoğu bilmezler.” Diyor. Çünkü ölü. Münafıkların çoğu ölüdür. Bir kısmının da kalbinde hastalık vardır münafığa çok benzer. O yüzden ayırt edilemiyor işte. Gerçek münafık düzelmez. Allah diyor “kalpleri parçalanmadıkça onlar vazgeçmezler” diyor. Yani ölmedikten sonra vazgeçmez. Ölünce vazgeçiyor ama ahirette yine ahlaksızlığına devam ediyor. Ahirette de münafık yine devam ediyor. Sonsuza kadar münafıktır münafık. Ama kalbinde hastalık olan düzeliyor. Çok benzer kalbinde hastalık olan. Münafığın aşağı yukarı tıpkısıdır ama onlar vazgeçiyor düzeliyorlar.

Ali İmran Suresi 78’de: Münafıklardan “Onlardan öyleleri vardır ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler,” yani Kuran’ın hükümlerini değiştirirler, anlamıyor gibi yapıp başka türlü yorumlamaya kalkarlar. Yani konuşmaları Kuran’a uygunmuş gibi davranırlar. “..siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan” Allah’ın hükmüdür diye “sanasınız diye. Oysa o kitaptan” Allah’ın hükmü “değildir.  Fakat onlar "‘Bu Allah Katındandır’ derler” diyor. Allah böyle dedi derler diyor. “Oysa o, Allah Katından değildir. Kendileri de bildikleri halde Allah'a karşı (böyle) yalan söylerler.” Bak kendileri de bilirler bunu diyor.

Yeni Akit Gazetesi, Gülen terör örgütünün münafıklarla bağlantısını kurmuşlar. Bu bizim konuşmalarımızdan sonra oldu. Göster o “FETÖ münafıklar zümresinin reisidir” diyor. Bak, Başbakan, Cumhurbaşkanı hepsi şu an münafıklardan bahsetmeye başladılar. Bizden sonra, bizim anlatımımızdan sonra. Ne söylersek Türkiye o yönde gelişiyor Allah’a çok şükür.

Peygamberimiz (sav) diyor ki, Ramuzül Ehadis, sayfa 12’de: “Münafıklar ise Kuran’ı öğrenirler” bak “münafıklar ise Kuran’ı öğrenirler ve Kuran’la Müslümanlarla mücadele ederler.” Onun için siz, mesela bir münafık ahlaksızlık yapsa çıkıyor televizyona Kuran ayetleriyle Müslümanların aleyhine konuşmaya başlıyor. Bazı aklı zayıf olanlar da bunu anlamıyor “adam ne güzel konuşuyor” diyor. Aklı almıyor yani. Kuran’ın hükümlerini değiştirdiğinin farkında değil. Mesela “Allah demiş ki” diyor falan böyle alkolik muhabbeti gibi. Halbuki hiç alakası yok. “Ya kulum demiş” diyor. Öyle bir ayet yok yani öyle bir hüküm yok. Görüyorsunuz değil mi hem futbol muhabbeti yapıyor arada başka bir şey yapıyor “Ya kulum” demiş diyor atıyor. Kendi kendine bir ayet çıkarıyor.

Bak diyor ki Allah Ali İmran Suresi 7’de: “Kalplerinde bir kayma olanlar,” yani hasta, münafıklık hastalığına yakalanmış münafık gibi “fitne çıkarmak ve” Kuran’ın “olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar.” Yani hiç alakasız hükümlere uyarlar.

Bakara Suresi 204’te, Münafık diyor Cenab-ı Allah “..kalbindekine” çirkin görüşüne “rağmen Allah'ı şahit getirir;” kalbindekine rağmen bak Allah’ı şahit getirir “oysa o azılı bir düşmandır.” Bak “İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider.” Münafıklar hep böyle kafalama yaparlar, eğlence keyif yeme içme, moda şu bu falan bununla zayıf insanları etkilerler. “..dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider.” Zayıfsa kafası o hoşuna gidiyor. “Kalbindekine rağmen Allah’ı şahit getirir.” Yani doğrusunu bilmesine rağmen. Yani sahtekarlık yapıyor kalbinde içinde biliyor doğrusunu biliyor, doğrusunu bilmesine rağmen Allah’ı şahit getirir.  “..ve kalbindekine rağmen Allah'ı şahit getirir; oysa o” münafık  “azılı bir düşmandır.” Diyor Allah.

Mesela münafıklar “İnşaAllah Allah dilerse biz doğruyu buluruz” diyorlar. “Sığır kesin” diyor Cenab-ı Allah Bakara Suresi 70’te. Sanki dinle imanla alakaları varmış gibi sürekli detay soruyorlar. Halbuki normalde kesmek istemiyor. Bir daha soruyor, bir daha soruyor, bir daha soruyor.

Evet yine okuyun. Herhangi bir sayfa aç oku.

GÖRKEM ERDOĞAN: Münafık, Müslümanlara Kendince 'Ahlak Dersi' Vermeye Kalkışır. Münafığın bir özelliği de, aralıksız bir şekilde sürekli ahlaksızlık yaparak yaşamasına rağmen, Kuran'dan öğrendiği bilgileri kullanarak Müslümanlara sözde 'ahlak dersi vermeye çalışması'dır. Kendisi gece gündüz sinsilik ve ikiyüzlülük yapıp, Müslümanlar aleyhinde küfürle işbirliği içinde alçakça planlar kurarken, Kuran'a tamamen zıt ve küfri bir ahlakı Müslümanlar arasında yaygınlaştırmaya çalışırken, bir yandan da Müslümanların tavırlarını eleştirir. Münafığın sinsi ve yalana dayalı iddialarına göre; Müslümanlar arasında gerçekten samimi, imanlı, kendini Allah'a adamış tek bir kişi yoktur. Kendisi dışında hiç kimseyi beğenmez. 'Bir zorluk olsa, kendisinden başka hakkıyla ve akılcı bir şekilde Müslümanları savunacak tek bir kişi bile olmadığını' söyler. Ya da önemli bir faaliyet yapılması gerekse, 'kendisinden başka bunu yapabilecek hiç kimsenin olmadığını' anlatır. Bunları dile getirirken amacı 'kendini yüceltmek ve ön plana çıkarmak' olduğu kadar, bir yandan da kalbinde büyük bir öfke beslediği 'Müslümanları da kendince aşağılamaya çalışmak'tır. Bunun sonucunda, hem kendi üstünlüğünü iyice hissettirebileceğini hem de kendince Müslümanların ne kadar zayıf ve güçsüz olduğunu vurgulayarak morallerini bozabileceğini sanır.

ADNAN OKTAR: Münafık olmasa Müslümanlarda müthiş atalet olur. Müminlerin canlılığını sağlayan münafıktır. Mesela bu darbeciler  darbe yapmış olmasalar Türkiye’de şu hareketlilik canlılık olmazdı. Mesela şu Dolar’a karşı tavır, Euro’ya karşı tavır olmazdı. Bu milli şahlanış olmaz. Allah’ın hikmeti, her münafık hamlesi Müslümanın imanını pekiştiriyor canlandırıyor, dikkatini açıyor, ataklığını artırır. Birliktelik gücünü artırır. Yoksa akıl almaz bir muhalefet ve akıl almaz çirkin bir çatışma ortamı Türkiye’de kendini gösteriyordu biliyorsunuz. Onun yerini gittikçe bir kardeşlik düşüncesi almaya başladı. Gerçi özel bir gençlik yetiştirildi. İngiliz derin devletinin özenli politikası sonucunda böyle çirkef, kindar, nefret dolu, ağzından pislik lağım akan, akşama kadar kavgacı, herkesten nefret eden, kendinden de nefret eden, karanlık ruhlu böyle iblisane bir üslubu gece-gündüz alışkanlık haline getirmiş iğrenç bir güruh internette görüyorsunuz. Pislik ve akılsız ve hep de ezik bunlar. Sürekli aşağılanan ezilen, birbirlerini de aşağılayan, mutsuz olan acı çeken bir topluluk bunlar. Hiçbir zaman bereketi olmayan, neşe sevinç bilmeyen, sadece acıyı yaşayan böyle şeytanın kuyruğu gibi tipler. Ama bunlar özel yetiştirilmesine rağmen Türkiye’de azınlık kaldı. Yani imanlı vicdanlı insanların sayısı daha çok oldu. Normalde o pislik güruhla işte darbelerde şunda bunda bu pislikleri kullanacaklardı. Her türlü melaneti yaptırabilecek gibi tipler bunlar. Cinayet de işler, hırsızlık da yapar, homoseksüellik de yapar, iftira da atar. Yani şeytani bir kindarlık ve nefret ruhuna sahip bu güruhatı herkes görüyor. İnternette falan görürsünüz. O ona küfreder, o ona küfreder. Züppe ve özenti bir yapı geliştirilmişti bunlar içerisinde. Bu çakalların içerisinden işte İngiliz derin devleti bir ordu oluşturmak istedi. Ama bunu beceremedi. Türk milletinin vicdanlı yapısı bunu ezdi. Darwinizm yerle bir edildi. İngiliz derin devletine bak bütün aydınlar tavır aldı Türkiye’de. Osmanlı’da yoktu bu ilk defa oluyor. Cumhuriyet tarihinde de yok ilk defa bütün aydınlar tavır aldı. 200’ü aşmak üzere şu an tavır alan aydınların sayısı.

Genç kızlara kadın olmak suç gibi gösterdiniz mesela babası eğer kızı erkek gibiyse mesela saçlarını erkek gibi kestiriyor, erkek gibi gülüyor, erkek tavırları gösteriyor babası çok takdir ediyor, annesi takdir ediyor, ağabeyi de takdir ediyor. Kadınlıktan hiç alakası kalmadığında çok hoşlarına gidiyor. Erkek çocukları da kadına benzediğinde takdir ediyorlar, kadın gibi giyindiğinde, kadın gibi hareket ettiğinde birçok ailede bunu görüyoruz ve böylece nesli bozuyorlar. Mesela kadın güzel giyindiğinde “a” diyor “ne kadar çekici giyinmişsin” işte “erkekleri mi etkilemek istiyorsun?” “Amacın ne?” Nasıl olması gerekir? İşte sakallı, bıyıklı kadın olacak, bakımsız, kirli, kaba, lafını, sözünü bilmeyen münasebetsiz, ters konuşan, erkek gibi görünen kadın. Bunu gören nesiller de bu safer homoseksüel olmaya başladılar çünkü kadın olmayınca erkekler bu sefer birçoğu homoseksüel karaktere doğru kaymaya başladılar. Bu kasten yapılmış bir şey yani homoseksüelliği körüklemek için. Kadınların erkeğe çevrilmesi, erkeklerin de kadına çevrilmesi, bu oyunu da deşifre ettik. Bunun müntesiplerini de deşifre edip etkisiz hale getirdik ve etkisiz hale de getirmeye çalışıyoruz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Halep’te yedi günlük ateşkes öneren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Karar Tasarısı’nı Rusya ve Çin veto etti. Suriye’de savaşın başladığı 2011’den bu yana Rusya altıncı, Çin ise beşinci kez Suriye tasarısını reddetmiş oldu.

ADNAN OKTAR: Suriye’nin bölünmesi iddiasından vazgeçmek lazım. Kim olursa olsun Suriye bütün olsun, niye bölünmesi gerekiyor? Bu manyakça bir hırs yaptılar illa böleceğiz, Irak’ı, Suriye’yi böleceğiz diye, yok öyle şey. Ne Suriye bölünsün, ne Irak bölünsün. Çok gıcık bir hareket. İngiliz derin devleti planladı diye birçok ülke buna uymak istiyor. Kardeşim sen adamların dediğini yapmaya mecbur musun? O bölmek istiyor, sen de bölünmesine karşı ol. Niye bölünsün? Bütün olsun.

Emine Kerimoğlu, “Hocam, sen aslansın aslan, senin gibi bir yiğit daha yok dünyada maşaAllah” diyor. “Sayenizde gözümüz açıldı canım Hocam. En güzel nimetsin” diyor.

Vedat Fazlı, “Çok etkileyici bir hitabetiniz var” diyor.

Emine Şahin, “Hayatımın anlamlarından sevgi öğretmenim, üstün ahlaklı, güzel karakterli, sevgi dolu, samimi, fedakar Allah aşkıyla sevdiğim, göz bebeğim” diyor. MaşaAllah.       

Neşe Çimen, “Canım benim, gözümün aydınlığı” diyor.

Osman Celal, “Sevgili Hocam, yayın misafiriniz olabilmek ne büyük şeref olurdu” diyor.

Vedat Fazlı, “İslam’ı çok güzel anlatıyorsunuz” diyor.

Teus Teus, “İngiliz derin devleti konusunda anlattıklarınızın belgelerini de görmek isterim” diyor. Gösterin biraz belgelerinden, İngiliz derin devletiyle ilgili konuları. Serbest gösterebilirsin biraz bilgilendirsek yeter.

KARTAL GÖKTAN: Haritayı gösterebiliriz. İngiltere’nin tarih boyunca dünyada işgal etmediği sadece yirmi iki ülke var ve işgal ettiği topraklar dünyanın yüzde 90’ına karşılık geliyor.

ADNAN OKTAR: Süratle belgelerden gösterin veyahut onu hazırlayıncaya kadar önce makaleleri gösterin yayınladığınız makaleleri sonra belgelerden gösterin bir kısmını.

KARTAL GÖKTAN: İran’ın en büyük İngilizce günlük gazetelerinden Tehran Times’da “Daha iyi bir hayat için ölümle burun buruna” başlıklı makaleniz yayınlandı. 2012’de Budistler ve Müslümanlar arasında Arakan’da başlayan çatışmaların günümüzde hala devam ettiğini anlattığınız yazınızda bu son kırk günün 2012’den beri yaşanan en vahşet dolu günler olarak kabul edildiğini belirtiyorsunuz. Yüz elli bin kişiye yiyecek ve ilaç ulaştırılmasının engellendiğini, üç bin çocuğun beslenme yetersizliği sebebiyle ölüm tehlikesi yaşadığını, yüz kişinin öldürüldüğünü ve beş yüz evin yakıldığını söylüyorsunuz. Kimsenin bu insanların yaşadıklarına karşı umursuz olmaması ve bir kişiden ne olur diyerek yardım eli uzatmak için hamle yapmaktan kaçınmamalarının gerektiğini anlatıyorsunuz. Devlet liderlerinin diğer ülke liderleriyle birleşip Myanmar hükümetine yaptırım uygulayarak bu insanlık dışı uygulamalara bir son verdirmeleri gerektiğini vurguluyorsunuz.

Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden Al Raya’da, “Düğüm sadece ahlaki değerlerin gelişmesiyle çözülebilir” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda dünyanın her noktasındaki zulmün, adaletsizliğin, çatışmaların çözümünün diplomasiyle değil daha evvel hiç denenmemiş ama sizin ısrarla hatırlattığınız Kuran’a dayalı eğitim politikasıyla olacağını belirtiyorsunuz.

Uluslararası ilişkiler güvenlik ve terörle mücadele konularında uzman yazarlara yer veren Rusya’nın önde gelen düşünce kuruluşu Katehon’da hem İngilizce, hem Rusya sitesinde “Türkiye üzerine oynanan oyunlar kaybetmeye mahkum” başlıklı makaleniz yayınlandı. Makalenizi ana sayfalarından yayınlıyorlar Katehon’da. Yazınızda yakın zamanda Moodys’in Türkiye yatırım notunun düşürülmesinin aslında İngiliz derin devletinin Türkiye aleyhine oynanan oyunlarından biri olduğundan bahsediyorsunuz. Türkiye’nin bu oyunlara gelmeyeceğini, Rusya ve İran’ın birlik olması durumunda yine İngiliz derin devletinin bölgede istikrarı bozma planlarının kolaylıkla bertaraf edilebileceğini ve bu üç ülkenin bölgede barışın sağlamasında önemli bir rol oynayacaklarının üzerinde duruyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Evet Rusya’nın beyni olan bir yayın organı bu yani Rus, iç ve dış politikasını belirleyen bir kurum bu, burada bu yazının yayınlanması çok hayati. Tehran Times da İran’ın en ünlü gazetesi orada başyazı olarak çıkması yazıların Müslüman kardeşliğimizi, Müslüman dostluğumuzu çok güzel vurgulayan, İttihad-ı İslam ruhunu çok güzel anlatan mühim sembolik bir eylem.

BEYZA BAYRAKTAR: Bu gazetelerin sitelerinde de en çok okunanlarda oluyor sizin yazılarınız hep her zaman.

ADNAN OKTAR: Evet en çok okunan benim yazılarım oluyor Allah’a çok şükür.

Ayak takımından tipler oluyor böyle yazılar yazıyorlar, adam lağımın içinde yüzüyor lağımın içinden çıkıp çıkıp bağırıp, çağırıp bir şeyler atıyor, yine lağımın içine dalıyor kaynıyorlar böyle lağımın içinde, arada sırada kafasını çıkarıyor. Bunlar ne Darwinizm’e karşı mücadele veriyor, ne PKK’ya karşı mücadele veriyor, ne İttihad-ı İslam’ı anlatıyor, ne Kuran’ın mucizelerini, ne iman hakikatlerini anlatıyor yan gelip yatan sadece lağımın içinde kaynayan tipler. Ağzı bozuk şeytanın adamları bir iblis orduları gibiler. Bunların varlığı işte Müslümanların daha çok sevap almasına, daha çok atak yapmasına, daha gayretli olmasına sebep oluyor. Bu mikropları yaratan da Allah, eğer bu pislikler olmasa müminlerde atalet olur yani küfür güruhatı olarak bu pislikler de ayrı bir şevk kaynağı olarak Allah tarafından yaratılır. Münafıklar ayrı, bunlar ayrı. Müminler bunların üzerinde yükseliyorlar işte. Bir yanda münafıkların lağımı, bir yanda küfrün lağımı ama onların üstünde cennet gibi bir Müslümanlık, Müslümanların altında olan bir yapı ama haset, kin, nefret içerisinde kendileri boğulurlar, acı çekerler orada da müminler bereket, bolluk, neşe içinde, sevinç, sağlık, sıhhat içerisinde gelişmeye, yükselmeye devam ederler.

Halep’e çözüm Suriye’nin bölünmesi fikrinden vazgeçilmesi. Suriye’nin bütünlüğünü herkesin savunması gerekiyor. Amerika alenen açıklasın. İngiltere alenen açıklasın, biz Suriye’nin bütünlüğünü istiyoruz desin, diyemiyorlar. Amerika’ya dedirtmiyor İngiliz derin devleti. İngiltere böyle bir açıklama yapamıyor İngiliz derin devletinin yüzünden. O yüzden savaş bütün şiddetiyle devam ediyor, bölünme hırsından vazgeçmeleri lazım.

Duygu, “Bir tanesin, cansın maşaAllah.”      

Abdullah Çevik, “Hocam, delilsiz konuşmaz maşaAllah” diyor.

“Kazandıklarını İslam, Kuran adına harcayan tek insan” diyor Gönül.

Münafıklık en büyük hedeftir, münafıklıklarla mücadele etmek. Şimdi bu lağım güruhu diyoruz ya bunlar da aslında Müslümanlık adına çıkıyor mesela biri diyor ki, “ben ehlisünneti savunuyorum Abdülhamit tarafından” peki kardeşim “namaz kılıyor musun?” “Yok.” “Oruç tutuyor musun?” “Yok.” “İslam’ı anlatıyor musun?” “Yok.” “İngiliz derin devletine karşı bir tavrın var mı?” “Yok.” “PKK’ya karşı bir tavrın var mı?” “Yok.” “Fuhuş yapıyor musun?” Yapıyorsun. “Homoseksüellik var mı?” “Var.” Ondan sonra Müslümanlık adına bizi eleştirmeye kalkıyorsun. Eğer İslam’ı yaşamış olsan zaten bu kadar kirli ve karanlık, lağım gibi bir ruha sahip olmazsın. Sana ancak lağım denebilir ama buna rağmen tabii eğitmek, anlatmak görevimiz. Bizim anlattıklarımızdan istesen de, istemesen de etkileniyorsun. Bir süre sonra hakikaten düzeldiklerini görüyoruz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Gülen operasyonunda tutuklananların ailelerinin mağdur edildiğine dikkat çekti. “Operasyonlar intikam duygusuyla yapılıyor, bir örnek vereyim. Gülen örgütünden hapse atılan bir polisin eşi için valilik özel sektöre yazı yazıyor ve o polisin eşini işsiz bırakın” diyor. “O kadının ne günahı var? Evine nasıl ekmek götürecek? Siz kolektif suç yaratıyorsunuz ve insanlara eziyet ediyorsunuz” dedi.      

ADNAN OKTAR: Tabii suçun şahsiliği prensibi var, olmaz eğer doğruysa bu çok vahim. Kadının ne suçu var? Kadın suç işlediyse ayrı ona adli işlem yapılır ama böyle bir uygulama olmaz, bilmiyorum gerçeği varsa bu zaten dava açılacak bir konu. Hakkında işlem yapılması gereken bir konu çünkü böyle bir şey olması için mahkeme kararı gerekir, böyle bir izah olmaz, gerçekliği varsa hemen dava açılması lazım.

Emir’ül Müminin Ali keremullahü veche bir, hutbesinde şöyle buyurdu; “Ehli küfrün fitnesi İslam’ı zayıf düşürür ahir zamanda” diyor. “Ateşi Şam’ı yakar, Halep’i muhasara altına alırlar.” Aynısı oldu mu? Bak “Halep’i muhasara altına alırlar. Yazık olur, her taraf harap olur yıkılır, bela bütün beldeleri dolaşır.” İlzam-ün Nasib 2. Cilt. 1300 yıllık kitap. Bak ne diyor? Emir’ül Müminin Hz. Ali keremullahü veçhe, hutbesinde söylüyor, hutbede camide; “Ehli küfrün fitnesi İslam’ı zayıf düşürür, ateşi Şam’ı yakar, Halep’i muhasara altına alırlar.” Halep şu an muhasara altında.

BÜLENT SEZGİN: Bir resim vardı.

ADNAN OKTAR: Halep’in hali şu. “Ehli küfrün fitnesi İslam’ı zayıf düşürür.” Müslümanlar şu an hakikaten zayıf düştüler. “Ateşi Şam’ı yakar, Halep’i muhasara altına alırlar, yazık olur, her taraf harap olur yıkılır, bela bütün beldeleri dolaşır durur.” İlzam-ün Nasib 2. Cilt. Mehdiyet doğru muymuş? “Ahir zamanda Mehdi devrinde olacak” diyor bunu Hz. Ali. Adamlar da bas bas bağırıyor “bu olmadı, onlar olmadı,” oluyor işte olaylar hepsi doğru.  

Resulullah (sav) Hz. Mehdi (as) topluluğu için şöyle söylüyor ahir zamanda “Onlar öyle bir topluluk ki aralarında bir akrabalık” bak, “aralarında bir akrabalık, alıp verecekleri mal mülk olmaksızın Allah için birbirlerini severler. Hem vAllahi şüphesiz onların yüzleri pırıl pırıl nurludur.” Bak, Hz. Mehdi (as) talebelerini söylüyor. “Şüphesiz onlar nur üzerindedirler. İşleri nurdur. İnsanlar korktuğu zaman onlar korkmazlar. Halk mahzun olduğu zaman onlar mahzun olmazlar.” Ve bu konuşmasının üstüne şu ayeti okudu” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İyi bil ki Allah’ın velilerine sevdiklerine korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (Yunus Suresi, 62)

Ebu Hureyre, bir gün Resulullah (sav)’le beraber Kabristan’a giriyorlar. Peygamberimiz (sav) diyor ki; “Ey müminler yurdunda yatanlar Selam üzerinize olsun” diyor. Vefat edenlere selam veriyor. “İnşaAllah biz de size kavuşacağız” diyor. Şehit hep sahabeler şehit olmuşlar. “İnşaAllah biz de size kavuşacağız” diyor. Sonra hasretle iç geçiriyor Resulullah (sav). “Kardeşlerimi öyle göreceğim geldi ki” diye ekliyor. Yani “kardeşlerimi ah bir görebilseydim” diyor. Yanında bulunan sahabeler diyorlar ki; “Ey Allah’ın Resulü biz senin kardeşlerin değil miyiz?” Resulullah (sav) diyor ki; “Sizler ashabımsınız. Kardeşlerim henüz gelmiş değildir. Onlar ahir zamanda gelecekler” diyor. Hz. Mehdi (as) ve talebelerine. Resulullah (sav)’e diyorlar ki; “Sen nasıl tanıyacaksın onu?” diyorlar, yani o kardeşlerini. “Ben onları Kevser havuzunun yanında beklerim. “Buraya gelin” diye onlara seslenirim. Hepsini tanırım” diyor.

Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov “Suriye’ye bir gram bile un göndermeyen İngiltere yardımları sabote etmemeli” diyor. Bak, yine İngiltere’nin olayın içinde olduğunu söylüyorlar. Rusya sürekli İngilizlerin olayın içindeki etkisini açıklıyor.

Yine başka bir sohbetinde Resulullah (sav) diyor ki; “Ah keşke bana doğru havuza gelen kardeşlerimi bir görsem de içlerinde şerbetler olan kaselerle onları karşılasam, cennete girmeden önce onlara Kevser havuzundan içirsem” Bu sözler üzerine ona sahabeler diyorlar ki; “Ey Allah’ın Resulü biz senin kardeşlerin değil miyiz?” Resulullah (sav) şöyle cevap veriyor; “Sizler benim ashabımsınız, arkadaşlarımsınız. Benden sonra ahir zamanda beni görmedikleri halde bana inanan bir topluluk gelecektir” Hz. Mehdi ve talebeleri. “Mutlaka ben Rabbim’den sizinle ve beni görmeden iman edenlerle gözlerimin aydınlatılmasını istedim. Onlarla benim gözüm aydınlanacak” diyor. Sizlerle ve onlarla. “Ama o ahir zamanda gelenler benim kardeşlerim” diyor. “Siz ashabımsınız, onlar kardeşlerim” diyor. Bak bu hadis hayret edilecek bir şey. Emir'ül- Müminin Ali Kerremallahü veche bir hutbesinde şöyle buyurdu; “Ehli küfrün fitnesi İslam’ı zayıf düşürür” şu an olan bir şey. “Ateşi Şam’ı yakar” bu da oldu. “Halep’i muhasıra altına alırlar” şu an Halep mahvolmuş vaziyette. “Yazık olur her taraf harap olur yıkılır, bela bütün beldeleri dolaşır durur.” Bela bütün beldeleri dolaşıyor hakikaten. “Yazık olur” diyor Peygamberimiz (sav). Bak bin üç yüz senelik kitap bu. Resulullah (sav) bin dört yüz yıl önce söylüyor, aynısıyla çıkıyor. İlzam’ün Nasip, 2. ciltte.

Nur Sena, “Elhamdülillah, Hocam İslam’ı Kuran’dan öğretiyor.

Gönül, “Sevgi öğretmenimle sevgi birliğini yaşayalım.”

“Hz. Mehdi (as) dünyadan çekilse anında dünyada kıyamet kopar” diyor bir hanım kardeşimiz.

Emine Zeytünlü, “MaşaAllah siz bunları anlatmasaydınız biz ne halde olurduk? İyi ki varsınız.”

Bülent Aksoy, “Hocam sizlere nasıl katılabiliriz?” Zaten kardeşiz katılmak diye bir konu yok.

Hasan Atalay, “Siz dini güzel yaşıyorsunuz” diyor. “Dans da var, İslam’ı yaşamak da var, bu çok güzel” diyor.

“Canımın için Allah aşkıyla sevdiğim seni çok seviyorum. Anlattıkların çok etkiliyor beni. Allah dünyada ahirette ayırmasın” diyor Bingöl’den yazmış kardeşimiz.

Duygu, “Bir tanesin, cansın” diyor.

Emine Babacan, “Çok güzel, gerçekleri anlatıyor” diyor.

Öznur Biçer, “Helal vAlla helal bütün alametleri anlatıyorsunuz” diyor.

Hasan, “Reklam almadan İslam’ı anlatıyor olmanız, ücretsiz İslam’ı anlatmanız hak yolda olduğunuzu gösteriyor.”

Şeytandan Allah’a sığınırım. Haşr Suresi 7’de “(Bu mallar ve servet) sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir nimet olmasın.” Diyor. Yani “fakirlere herkese dağıtın.” Diyor.  Yani bir zengin sınıf, zengin zümre olmasın” diyor Allah Haşr Suresi 7 ‘de. “Mal ve zenginlik sadece belirli bir zümrenin arasında dönüp dolaşan nimet olmasın” diyor. Kuran’ın emri, Allah’ın emri. Yani “dağıtın” diyor.

Halep’te şu an sadece yedi cerrah kalmış, birçoğu şehit olmuş. Doktor yani. Ellerinde çok az antibiyotik ve ağrı kesici varmış. Şu an çatışma çok yoğun olduğu için daha da hızlı tükeniyormuş. Kısa bir süre çatışmaları durdurup oraya hem yiyecek, hem de doktor ve antibiyotik sevk edilmesi gerekiyor.

BEYZA BAYRAKTAR: “Şu an hiç hastane kalmadı. Hepsini vurdular.

ADNAN OKTAR: Yani çok korkunç bir durum.

Resulullah (sav)’den hadis; Ebu Eyyub El-Ensari, ünlü sahabelerden, Ebu Eyyub El-Ensari, “Resulullah ferman etti ki: “Aranızda çarpışmalar olur. Hatta siyah sancaklılar” IŞİD yani “üzerinize gelir.” Şu an Müslümanların üzerine geldiler biliyorsunuz. Sonra Türkler onların üzerine yürür. Bu oldu mu? Tanklarla Türkiye girdi. IŞİD’in üzerine gidiyor, doğru mu?

BEYZA BAYRAKTAR: Evet.

ADNAN OKTAR: “Aralarında çarpışmalar olur.” Bu da oldu. Türk askerlerinden şehitler oldu. “Ehli mağrib” Batılılar “çıkana kadar dabbeleriniz” yani tanklar, hareket. Dabbe demek hareketli cisimler. Bak, “ehl-i mağrib” Batılılar “çıkana kadar dabbelerinizin” yani hareketli vasıtalar anlamına geliyor. Tank anlamına da geliyor şu an Arapça’da dabbe. “Dabbelerinizin semeri” yani namlusu “kurumaz” diyor. Dabbenin semeri, yani namlusu kurumaz. Yani sürekli ateş halindedir. Dabbe diye zaten girdiniz mi Arapça sözlükte dabbenin bir anlamı da tanktır. Yürüyen hareketli cisim anlamına geliyor. Nuaym bin Hammad Kitabu’l Fiten’de bu. Bu da bin üç yüz yıllık kitap. Bak, “Türkler onların üzerine yürür” diyor. “Siyah sancaklılar gelir.” Adamların siyah sancakları biliyorsunuz IŞİD. “Sonra Türkler onların üzerine yürür.” Türkiye biliyorsunuz Güneydoğu’dan giriş yaptı, üstlerine yürüdüler. Bayağı geriye çekildi IŞİD. “Aralarında çarpışma olur” O da oldu. “Ehl-i mağrib” Batılılar “çıkana kadar.” Şimdi Türkiye geri çekiliyor bu uluslararası birlik devreye girdiği için. “Dabbelerinizin semeri kurumaz.” Yani sürekli hareket halindedir, tanklar ateşe devam eder. Nuaym bin Hammad Kitabu’l Fiten’de.

PELİN HANIM: İşte münafıklar, 'Müslümanlar hakkında topladıkları haberleri küfürdeki dostlarına aktarma faaliyetlerini' asrımızda 'interneti, bilgisayar teknolojilerini ve akıllı telefonları' kullanarak gerçekleştirirler. Müslümanlar arasındayken, karanlıklarda, izbe köşelerde, gizlice ve alçakça küfürle bağlantı kurarak Müslümanlar aleyhinde sinsi faaliyetler yürütürler. Kuran'ın bir başka ayetinde Allah münafıkların küfürle olan bu bağlantılarını, “… Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına gizli çağrılarda bulunurlar…” (Enam Suresi, 121) sözleriyle haber vermiştir. İşte asrımızda münafıklar bu eylemlerini gelişmiş iletişim araçlarını kullanarak yaparlar. Bu yolla gerçek dostları olan inkarcılara; ayette bildirildiği gibi 'gizlice çağrılarda bulunurlar'. Ve bu gizlice çağrıda bulunma girişimlerini de 'asrımızın sağladığı teknolojik imkanları kullanarak internet üzerinden yaptıkları bilgisayar yazışmalarıyla, akıllı telefonlardaki çok sayıdaki mesaj programlarıyla ya da Twitter, Facebook, Instagram gibi sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla' gerçekleştirirler.

ADNAN OKTAR: Evet, şimdi mesela bu konuda hiçbir eser, hiçbir açıklama yok. Yani internetle muazzam münafık faaliyeti yapma imkanı var. Telefonla münafık faaliyeti yapma imkanı var şahısların. Buna karşı alınmış bir tedbir yok. Mesela bak, 15 Temmuz’da tamamen organize olmuşlar internetten, telefondan kimsenin ruhu bile duymadı. MİT’in bile haberi yok. Bak, on binlerce kişiye ulaşmışlar. Fakat MİT’in haberi yok, emniyetin haberi yok, halkın haberi yok. Yani münafıkane faaliyetin ne kadar gizli, ne kadar sinsi yapılabileceğini gösteren bir durum bu. O yüzden internette münafık neler yapabilir bütün detaylarıyla ayrı bir bölüm olarak biz bu yeni kitapta bunları anlatacağız. Yani bütün riskini anlatacağız.

Evet, dinliyorum.

BETÜL HANIM: İnternet hızıyla, inkarcı ve münafık dostlarına çok daha kolay ve hızlı bir şekilde ulaşır ve aynı zamanda dünyanın en uç köşesindeki derin devlet adamlarıyla bile çok rahat bir şekilde bağlantıya geçebilirler. Ardından yine çok seri bir şekilde Müslümanlar aleyhinde topladıkları bilgileri sırdaşlarına aktarabilir ve Müslümanlara zarar vereceklerini düşündükleri eylem planlarını onlarla konuşabilirler.

ADNAN OKTAR: Şimdi buna Müslümanların hiç hazırlığı yok. Daha önce zaten hiç hazırlıkları yoktu. 60 darbesini bilemediler, 1980’deki darbeyi biliyorlardı ama yani açıkça bağırarak geliyordu yani orada bir şey vardı. Mesela bak İngiliz derin devletinin faaliyetlerini bilmiyor. Hükümetin açıkça bir açıklaması yok. Yazarlar anladılar, aydınlar anladılar, bizim uzun anlatımlarımızdan sonra farkına vardılar. Biz de farkında değildik mesela tevafuken farkına vardık. İngiliz derin devleti akıl almaz bir yöntemle kendini gizliyor. Dünya çapında bak, milyonlarca üyesi var ama hiç kimse bu konuyu ne kitap haline getirebilmiş, ne anlatabilmiş ne de bu konuda detaylı bir bilgi verilmiş. Kimse bilmiyor. Şimdi bir kere gizli yazışma programları bu çok büyük bir tehlike ve gizli hesap. Gizli hesapla muazzam bir güç elde etmiş durumdalar. Gizli hesapla muazzam bir güç elde etmiş durumdalar. Mesela bu 15 Temmuz Darbesi’nde ve daha önceki olaylarda müthiş bir şey meydana getirmişlerdi. Kalabalık kamuoyu baskısı meydana getirmişlerdi ama muazzam büyüklükte. Millet de zannetti ki “ya bunlar on binlerce insan var, yüz binlerce insan var büyük bir kalkışma var.” Halbuki bir avuç insan. Ama çok fazla sahte hesap olduğu için o sahte hesaplarla akıl almaz azgınlıkla saldırdılar. Gerçek hesaplarında tam Müslüman gibi görünüyor adam, yani hiç hükümete bağlı, devlete bağlı, İslam’dan, Kuran’dan, Allah’tan Kitap’tan bahsediyor. Bediüzzaman’dan bahsediyor. Ama sahte hesabında herkese küfrediyor. Hükümete devlete akıl almaz laflar ediyor. Milliyetçi görünüyor ama orada tam anlamıyla Türk milletinin düşmanı. Zannediyorsun çok koyu dindar, Müslümanlarla alay ediyor sahte hesabında veyahut iffetine düşkün bir insan görünümünde ama sahte hesabında son derece karaktersiz ve ahlaksız bir üslup kullanıyor. Normal konuşmasında hiç küfretmeyen adam orada son derece çirkin küfürlerle konuşuyor. O yüzden muazzam bir kitle var zannettiler o devirde. Halbuki hiç öyle bir şey yok. Yani mesela bir kişinin en az iki yüz sahte hesabı oluyor, yüz sahte hesabı oluyor. Mesela bu sahte hesap tehlikesi apayrı bir konu. Mesela “Ağır medya baskısı, bunlar çok büyük bir kitle” öyle bir şey yok. Bu kadar karaktersiz insan bir arada olmaz zaten. Böyle küfreden, hakaret eden, dine imana saldıran adam olmaz. Burada bir gariplik var.

Evet, okuyun dinleyeyim.

PELİN HANIM: Münafık, tüm bu yaptıklarını Müslümanlara sezdirmediğini düşündüğünde, bundan ‘derin ve şeytani bir haz’ duyar. Gizli gizli küfürden biriyle görüşmek, onların felsefelerini dinlemek, onlarla o küfür mantığı içerisinde konuşmak, onlara istediği gibi züppece cevaplar vermek, ruhuna adeta şeytani bir gıda gibi gelir. Gece yarısı bir başka münafığa ya da küfürdeki bir dostuna küçük de olsa bir haber götürmek onun için adeta şeytani bir ihtiyaç gibidir. Facebook’tan, Twitter’dan, Whatsapp’tan ya da başka bir gizli mesajlaşma programından küfürden birileriyle yazışmak; telefonlaşmak ya da karşılıklı kamera açarak görüntülü sohbetler etmek münafığı çok heyecanlandırır. Küfürden, çıkar elde edebileceği yeni yeni dostlar edinmek ve tüm bunları Müslümanlara sezdirmeden yapabilmek, münafığa şeytani bir zevk verir. Müslümanlardan gizli bir şey yapamamak ve inkarcı biriyle küfür ruhunu istediği gibi yaşayamamaktan ise münafık çok ciddi bir rahatsızlık duyar. Tüm bu teknolojik imkanlar; internet, bilgisayar ya da akıllı telefon teknolojileri, aslında münafığın sadece küfürle değil, asıl olarak şeytanla olan bağlantısı için kullandığı birer araçtır. Bu teknolojik imkanların her biri münafık için, adeta şeytana açılan birer kapı gibidir. Oysaki münafık için bir şer kapısı olan tüm bu teknolojiler Müslümanlar için büyük birer nimet, rahmet ve hayır kapısıdır. Müslüman bunları rahmete vesile olsun diye kullanırken; münafık şeytanlık için kullanır. Münafık, telefonun tek bir düğmesine ya da bilgisayarının tek bir tuşuna basmasıyla birlikte, adeta şeytanıyla bağlantıya geçer. Ve ardından da şeytanla kurduğu bu bağlantıyı saatlerce sürdürür. Kendisini gören kimse de olmadığı için, nasıl küfri bir ruh ile yaşadığını kimseye sezdirmemiş olur. Ama herhangi birinin kendisini görme ya da küfürle kurduğu bağlantıyı fark etme ihtimaline karşı da gereken her türlü tedbirini alır. Örneğin yaptığı her telefon konuşmasının, bilgisayarda kurduğu her türlü bağlantının arka planını, tek bir tuşa basarak anında silebileceği gibi bir sistemi mutlaka devrede tutar. Ya da kullandığı internet uygulamalarının anında hafızalarını temizleme ya da kendilerini silip yok etme özelliklerini etkin hale getirir.

ADNAN OKTAR: Gariban Müslüman bunu nereden bilsin? Mesela bir Süleymanlı cemaatini düşünün. Bu kadar şeytani, ince oyunu nereden fark etsin? Bak, peş peşe Süleymanlıların dershanelerinde, kurslarında yangınlar çıkmaya başladı. Dedim ya bak şimdi yine yaparlar dedim. Hatırlıyorsunuz devamı gelir bunun dedim. Utanmadan bunların yüzünde eşek oynamış alenen yangınlar çıkartıyorlar, peş peşe. Bir orada çıkartıyor, bir orada çıkartıyor. Şimdi diyecek ki “bunlar hep Müslümanları yakıyor dershanelerde. Kapatalım gitsin, bu kadar basit. Onlar tankla ezdi bunlar da yakarak yok ediyorlar. Ne yapmak lazım? Kapatalım.” Çok basit bir oyun bu, çok adice bir oyun. Bu oyuna geliyorlar. Mesela onun emrini verenler falan hakikaten telefonu, interneti çok muazzam kullanıyorlar. Müslüman bunu bilmiyor ki garibim. Sadece telefondan “akşam yemeğe geliyorum” diyor. İşte “benim paraları ne zaman getireceksin?” diyor. “Borcunu ne zaman ödeyeceksin?” diyor, bu kadar. Onlar şeytani yönünü bilmiyorlar. İngiliz derin devleti kendi taraftarlarına muazzam ahlaksızlıklar, muazzam alçaklıklar öğretiyor. Tam iblisane bir eğitim sistemi, Müslümanların hiç bilmediği bir dünya, hiç tahmin etmedikleri bir dünya onlara öğretiliyor. Müslüman mesela bunların bu homoseksüel karanlık dünyalarından ne haberi var, bunların heykelle, resimle alçakça propaganda yaptıklarından hiç haberleri yok. Rumi’nin konuşmalarının altında ince ince oyunlar yattığını ve bu oyunlarla insanları ikna etmeye çalıştıklarını falan bunların hiçbirini bilmiyor insanlar. Yani sadece dümdüz bir hayatları var. Onlar yazık, sabah ezanı okunuyor camiye gidiyorlar. Tespih yapıyor, namazını kılıyor, eve geliyor. O bilmiyor bu kadar ince oyunu. Bak Suriye’de bütün Müslümanları tuzağa düşürdüler. Müslüman bırakmadılar adeta. Şimdi Halep’te de bütün Müslümanların gözü önünde Halep’te Müslüman bırakmıyorlar. Tamamen kitle katliamı var şu an. Bütün Müslüman alemi seyrediyor. Hoca da diyor ki “hiçbir şey yok ya sakin olun” diyor. “Her yerde saygı var bize” diyor. Yani “siz boş yere abartıyorsunuz.” diyor. İngiliz derin devleti de bu durumu gösteriyor. “Bak adamlar daha hala farkına varmadılar bizim” diyor. “Daha da bastırın” diyor. “Daha da şiddetle bastırın” diyor. Hiçbir Müslüman alemi çıkıp “İttihad-ı İslam gerekiyor” demiyor, çok az. Cübbeli “daha 700 sene var” diyor. “Mehdi de yok deccal de yok, hiçbir şey yok” diyor. “Rahat olun, işinize gücünüze bakın” diyor. Kızını evlendiriyor, oğlunu okutuyor yani kendi aleminde. “Öyle bir şey yok” diyor. “En az 700 yıl var daha” diyor. Bak, Türkiye hop oturup hop kalkıyor. Dolar’la Türkiye’yi çökertmeye çalışıyorlar şu anda da, yani Euro ile. Adam muhatap dahi olmuyor. Daha hala “700 sene var” diyorlar.

Evet, dinliyorum.

EBRU ALTAN: Münafık, teknolojinin en gelişmiş imkanlarını kullanarak daha en başından tüm bu aşamaları ve olası gelişmeleri düşünerek, gereken her türlü tedbirini alır. Bu nedenle de, aksi ispatlanması pek mümkün olmayacak şekilde, sinsice küfürle kurduğu bağlantısını sürdürür. Allah münafıkların bu gizli bağlantılarına şeytandan Allah’a sığınırım “Şüphesiz ‘gizli toplantıların fısıldaşmaları’ (kulis), iman edenleri üzüntüye düşürmek için ancak şeytan (ürünü olan işler)dandır…” (Mücadele Suresi,10) ayetiyle dikkat çekmiştir. Ayette anlatılan münafıklar ile küfrün, kendi aralarında kulis yapmaları, her zaman yüz yüze yapılan bir eylem değildir. Asrımızda münafıklar bunu internet yoluyla; bilgisayar ya da akıllı telefonlar kanalıyla da yaparlar. Ancak Allah ayetin devamında şeytandan Allah’a sığınırım, “Oysa Allah’ın izni olmaksızın o, onlara hiçbir şeyle zarar verecek değildir.” sözleriyle çok önemli bir gerçeği hatırlatmıştır.

ADNAN OKTAR: Münafıklar işte çok okuyan, çok araştıran, halktan daha üstün daha derin düşünen. İnternete de hakikaten hakimler. Mesela bilgisayara hakim. Halkın hiç bilmediği bilgilere de gerçekten sahipler. Felsefe yönünde de halkın bilmediği bilgilere sahip ama kendilerini o yüzden insanlardan çok üstün görüyorlar. Fakat işin felaket tarafı, kendilerini Allah’tan da üstün görüyorlar. Bir kere zaten Allah’a inanmıyor fakat Allah’tan daha üstün görüyorlar. O yüzden insanlardan müthiş nefret ediyorlar. Kendini Allah gibi gördüğü için muazzam bir nefret ruhu oluyor. Müslümanları da akılsız gördükleri için her yerde onları ezdirmek, onları dolandırmak, onların imkanlarını kullanmak, onların başına bela olmak, pislik yapmak, Müslümanları tehdit etmek, alçaklık yapmak, ihbarda bulunmak, kitle halinde onları şehit etmek bu alçakların hedefi oluyor. Mesela İngiliz derin devletinin en büyük zevki şu an, Müslümanları şehit etmek. Halep’te bak yüzbinlerce Müslümanı şehit ettiler. Doymuyor adamlar. Bir avuç kaldı, otuz kilometreye sıkıştırdılar. Yağmur gibi bombalıyorlar. Halep diye bir şehir kalmadı. Hiç kimse yok. Çoluk-çocuk, kadın yani şu an yağmur gibi bomba yağıyor. Bak hoca efendiler çıkıp, “fevkaladelik var bu deccal saldırısıdır” demiyorlar. “Hiçbir şey yok” diyor. Habire Cübbeli’yi çıkartıyorlar Haber Türk’e. “Daha 700 yıl var” diyor. “Çok rahat edin, hiçbir şey yok” diyor. Öbür Hoca’yı da görüyorsunuz. “Namaz kılıyoruz, Kuran okuyoruz, hadis okuyoruz. Daha yok, öyle bir şey yok” diyor. “Her yerde saygın Müslümanlar” diyor. Halep’te, Şam’da, Suriye’de, Irak’ta ki ehlisünnetin kalesi olan yerler bunlar. “Her yerde saygın Müslümanlar, hiçbir şey yok” diyor. “Çok rahat olun” diyor. Yani ne deccaliyet var diyor ne Mehdi’nin çıkışı diye bir konu var diyor. “İttihad-ı İslam’a da gerek yok” diyor. “Son derece rahat olun” diyor. Adamı yüzbinlerce kişi alkışlıyor, çok güzel konuştun diye. “Helal olsun Hocam” diyorlar “ağzına sağlık, ağzından bal akıyor” diyorlar. Dedeleri çıkarıyorlar. İşte “mezarın başına çiçek ektim olur mu?” diyor. “Efendim şimdi çiçeği ekmekle hata yapmış sayılmaz yani” falan diyor. İki saat Müslümanların vaktini alıyor adam. Hay senin çiçeğine de. Müslümanlık katlediliyor aklını başına al. Bunadın mı sen be adam? Aklını başına al. Mahvoluyor Müslümanlar, adamın konusuna bak. “Dört tane kavağım var” diyor. “Beşincisini evin kenarına diktim” diyor. “Ama komşuyla sınır” diyor. “Orada hak geçmiş midir?” diyor. Adamın konusuna bak. İnanılır gibi değil. Yüzlerce, binlerce çocuk, kadın ölüyor, şehit oluyor. Mesela şu an Halep cehenneme dönmüş vaziyette. Yağmur gibi bomba yağıyor. Sürekli napalm bombası o genel maksat bombası atıyorlar. Ortalık cehenneme dönmüş vaziyette. Ve gece-gündüz, sabah-akşam sürekli bombalama devam ediyor.  

İngiliz derin devletinin münafıkları da diyorlar “Homoseksüellerin hakları ne olacak?” diyor. Bak, Halep’te şehit olan yüzbinler önemli olmuyor da onlar için. Yaralanan, kolu başı kopuyor, ağzı-burnu kopan onlar önemli değil de. Aylardan, yıllardan beri İngiliz derin devletinin mensubu bu Ed Hüseyinler’in takımı hepsi geceli gündüzlü ‘homoseksüelleri nasıl koruruz? Nasıl kurtarırız?’ onun peşindeler. ‘Nasıl homoseksüeller rahat hareket edebilir?’ daha özgür olmaları nasıl olur onun peşinde adam. Fevkaladeliği o yüzden Müslümanlar fark edemiyorlar. Mehdiyet’i de fark edemiyorlar. Ama bu belirli bir zamana kadar bu şekilde Allah tarafından yaratılmış. Yani benim gördüğüm 2019’lara kadar. Ondan sonra bir hamiyet-i İslamiye’nin feveranı mevzu bahis. Bu tırmanarak gelişecek, durmaz. Bu duracak bir şey değil. Fakat tabii bu Cenab-ı Allah’ın bir harikası. Mesela Halep’in bu şekilde muhasara altına alınacağını Peygamber (sav) söylüyor, gördünüz hadiste. “Ahir zamanda, Mehdi devrinde, Halep muhasaraya alınır” diyor. Tam anlamıyla olay oldu. “Siyah bayraklıları Türkler kovalar” diyor. Aynısıyla oldu gördünüz. Siyah bayraklıları Türk ordusu girdi, kovaladı hakikaten. Herkes biliyor bunu, alenen olmuş olay. Çok ağırlarına gitti Taha Akyol’un falan. “Hani hadislerde öyleydi” diyor. Hadisler oldu işte bak. Olmadı hadis diyor. Hadis oldu, kapsamlı oldu ve devam ediyor şu an. Halen de olmaya devam ediyor.

Evet, dinliyorum.

EBRU ALTAN: Küfür ile münafıklar arasında geçen her konuşmayı yaratan yalnızca Allah’tır. Hiçbirinin Allah’tan bağımsız bir gücü yoktur. Bütün güç ve kuvvet Allah’a aittir. Münafık küfürle işbirliği yapıp Müslümanlar aleyhinde tuzak kurarken, Allah’ta onlara bir tuzak kurmaktadır. Dolayısıyla bunların hiçbiri Müslümanların tedirgin olmasına yol açmamalıdır. Allah ayetin son cümlesindeki şeytandan Allah’a sığınırım, “Şu halde müminler, yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.” sözleriyle, Müslümanlara yalnızca Kendisinden korkmalarını ve yalnızca Allah’ın gücüne güvenmelerini bildirmiştir. Çünkü münafığın tüm bu sayılan eylemlerini yaratan Allah’tır. Müslümanlar da bu nedenle münafıkları asla Allah’tan bağımsız bir güç olarak görmezler.

ADNAN OKTAR: Bu çok önemli yani münafığa Müslüman şirk koşabilir. Halbuki o harika yaratılan bir varlık, şaşırtıcı. Mesela şeytan da şaşırtıcıdır, münafık da şaşırtıcıdır. Bu Allah’ın bir o da sanatıdır. Mümin nasıl yaratılıyorsa münafık da hayret edici şekilde yaratılır.

Evet, dinliyorum.

EBRU ALTAN: Müslümanlar da bu nedenle münafıkları asla Allah’tan bağımsız bir güç olarak görmezler. Eninde sonunda münafıkların hezimete uğrayacaklarını, Müslümanların ise galip geleceklerini asla unutmazlar.

ADNAN OKTAR: Münafık çok harika surette yaratılır. Yani özel yaratılır. Onun anormalliği, ahmaklığı, deliliği. Kendini çok belli eder münafık zaten, kaynar böyle. Akıl hastalığı tarzında. Mesela akıl hastalığını Allah nasıl özel yaratıyor, şizofreniyi nasıl yaratıyor? Mesela paranoyayı, şizofreniyi yaratıyor Allah. Münafıklık da bir akıl hastalığı gibidir. Şeytanın musallat olmasını hepsini Allah yaratır. Münafığın bütün delice ve anormal eylemlerini de aynı şekilde Allah yaratır. Onun böyle kendinden ayrı müstakil bir güç olduğunu zannetmek çok büyük hata olur. Kuran’da ona sürekli dikkat çekiyor Cenab-ı Allah. Çünkü o zaman da şirk olur. Muazzam bir gücü varmış gibi, değil. O son derece aciz, ahmak bir varlıktır münafık, dengesizdir yani. Problemli, hasta bir tiptir. Bir cemiyet mikrobudur. Ama normal bir insan bunu yapmayacağına göre, onun özel yaratılması gerektiği belli. Ve bu kadar abartılı münafık alameti bir insan niye versin? Bu mucize değil mi? Mesela istese adam münafık alameti vermeyebilir, sezdirmez. Hiç fark edilmez ama çok abartılı belli eder münafık. Normalde yapmaması gerekir. Güç mesela münafık bakışı, münafık vahşiliği mesela münafık psikopatlığı. Anlatıyoruz, uzun uzun anlatıyoruz. Adam bunları yapmaz ama bunu içinde yaşayabilir. Ama Allah mutlaka yaptırtıyor ona onu. O da onun işte acizliği ve akılsızlığı olmuş oluyor. Ve bundan kurtulamıyor.

Evet.

EBRU ALTAN: Münafığın en ızdırap duyduğu konulardan biri münafık alametlerinin anlatılmasını dinlemektir. Münafığın canını en çok acıtan, ruhunu en çok yakıp kavuran konulardan biri, münafıklığın sırlarını anlatan Kuran ayetlerini duymak, münafık karakterinin deşifre edilmesini dinlemek zorunda kalmaktır.

ADNAN OKTAR: Mesela bu ne mahsuru var? Bir münafık gelir dinler. Adam boş bir kafayla da dinleyebilir. Onun madem rahatsız olduğu bir konu ama dinlemeyebilir yani içten dinlemeyebilir. Mesela gelir bir kenarda oturur muhatap olmayabilir. Ama hakikaten tahammül edemiyor, Allah’ın hikmeti. Çok garip bir mucize bu. Kuran okunurken kaçıyor. Resulullah (sav) mescide geliyor. Mescitte başkasını siper ediniyor münafık. Bak, ahmaklığına bak. Fark edilmediğini zannediyor. Adam gidiyor ya iki ayak var önde giden, arkada dört tane ayak görünüyor. Ahmak, onun arkasına siniyor o şekilde Peygamber (sav)’in huzurundan kaçıyor. Kuran ayeti bu yani münafık, meclisine dayanamıyor Peygamber (sav)’in. Bak, Peygamber (sav)’in meclisine dayanamıyor. Ama istihbarat amaçlı geliyor. Ona vahiy katipliği de yapıyor, orada şevki oluyor. Ama imani bir sohbete tahammülü olmuyor. Bak, dinlese bile ayeti dinledikten sonra diyor ki “ya bu ne demişti?” diyor, haşa. Dışarı çıktımı kendi akranları, kendi ahbaplarını, ehibbasını bulduğunda onlara güya kendince alaycı. Ama bu da bir mucizedir. Normalde bunu hiç demeyebilir de. İçinde de tutabilir. Ama bunu illaki yapmak istiyor münafık. Bu hastalık illaki oluyor onda.

Evet.

EBRU ALTAN: Çünkü bu onun tüm oyununu bozacak, onun gizliliğini ortadan kaldıracak ve sinsice hareket edebilmesini tamamen engelleyecektir. Çünkü münafık münafıklığını ancak sinsiliği ve gizliliği sayesinde istediği gibi yaşayabilir. Bu imkanlar elinden alındığında eli kolu bağlanmış hale gelir. Tüm sinsi yöntemlerinin açıkça deşifre olduğu, çevresindeki herkesin münafığın şeytani sanatını bildiği bir ortamda münafık kolay kolay eylem yapamayacaktır çünkü her oynamaya çalıştığı oyun etrafındaki Müslümanlar tarafından anlaşılacak, bakanlar onun her yaptığını münafık tavırları olduğunu hemen fark edeceklerdir.

ADNAN OKTAR: Şimdi biz münafığın bu kadar üstünde durmamızın nedeni daha önceki ayaklanma, arkasından darbe yapılması Abdülhamit döneminden beri muntazam bu alçakların Osmanlı’yı Cumhuriyet hükümetlerini sarmış olduğunu görmemiz. Baktık ki cemaatlere de sarkmışlar, hükümetin içine de girmeye çalışmışlar, AK Parti’nin içine de girmişler, CHP’ye de girmişler, MHP’nin içine de girmişler her yere girmişler ve muazzam bir yapılanma olduğu görülüyor ama Müslümanlar da kendi halinde yaşıyor bu arada. Bak ilk defa gazeteler cayır cayır bak münafıkları şu an bindirmeye başladılar. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan çıktı münafıklardan bahsetmeye başladı, darbenin arkasında münafıkların olduğunu söyledi mesela daha önce bu söylenmiyordu. Hakikaten bu alçaklar kene gibi sarıyor ve kendilerinden çok emin, halen de eminler. Halbuki mümin kitle çok daha kalabalık Türkiye’de, bir avuç münafık var ama bunlarda kahpe bir cesaret, alçak bir cesaret, manyak bir cesaret var psikopat oldukları için. Psikopat olmasa gidip halkı tankla ezer mi bu alçaklar, manyak adam daha hala mantığını çözemedik yani anlayamıyoruz. Otomatik silahla yani tank delici silahla artık yani öyle normal bir mermi de değil onunla halka tarıyor havadan yani bu azılı psikopat olmayı gerektiriyor yani normal bir insanın yapacağı bir şey değil bu yani azılı manyak demektir. Onun için bu manyaklara karşı böyle alttan almak olmaz, o zaman Müslümanlar çok mağdur durumda kalır. Manyaksa, psikopatsa, ahlaksız ve alçaksa, Müslüman imanla akılla üstüne gidecek, münafıklardan bihaber olmayacak. Bak Yeni Akit falan da onlarda münafıkların üstüne gitmiş. Daha kapsamlı hem İngiliz derin devletinin ve İngiliz derin devletinin kullandığı münafıkların üstüne gitmek gerekiyor, alametleri vermek, deşifre etmek rezil rüsva etmek lazım.

Evet.

EBRU ALTAN: İşte tüm bu gerçeklerin şuurunda olan münafık Müslümanların münafıklığın yanlışlığını anlattıkları hiçbir faaliyeti yapmalarını istemez. Ne Kuran’daki münafık ayetlerini anlatmalarını, ne münafık karakteri üzerine imani sohbetler yapmalarını, ne bu konuda yazılar yazılmasını ne de sosyal medyada, televizyon kanallarında, dergilerde, kitaplarda bu yönde bilgilerin paylaşılmasını ister. Elinden geldiğince tüm bu çalışmaları durdurup engellemeye çalışır. Kimi zaman bu yönde faaliyet yapacak kişilere lüzumsuz sözlerle meşgul edip vakitlerini alarak, kimi zaman uykusuz bırakarak, kimi zaman onları boş işlerle yorup bitkin hale getirerek, kimi zaman da çalışacakları ortamlarda gürültü yapıp örneğin radyonun ya da televizyonun sesini açarak, yüksek sesle konuşarak dikkatlerini dağıtmayı ve çalışmalarını engellemeyi hedeflerler. Münafığın gösterdiği bunca çabaya ve oynadığı onca oyuna rağmen tüm bunlara engel olamaması ise onu çok kızdırır. Münafıkların deşifresinin çok mükemmel bir şekilde yapılarak bu bilgilerin hemen herkesin öğrenmesinin sağlanması münafığın büyük bir paniğe kapılmasına neden olur. Tüm bunların kendisine getirebileceği zararları düşündükçe münafık dehşete düşer ancak birde münafık alametlerini anlatan Kuran ayetlerini ve bu doğrultudaki açıklamaları bizzat kendisinin dinlemek zorunda kalması münafığı iyice delirtip azgınlaşmasını ve korkuya kapılmasına neden olur. Allah Nuh Suresi’nde Hazreti Nuh (as)’ın çevresindeki münafıkları ve inkar edenleri her Kuran’a davet edişinde onları münafıklıktan ve küfürden kurtarmaya her çağırışında bu insanların anlatılanları hiçbir şekilde dinlemek istemediklerini haber vermiştir. İşte peygamberler gibi diğer Müslümanlar da münafıklara Kuran ahlakını tebliğ ettiklerinde onlara samimiyetsizliklerini anlattıklarında münafıklar aynı ayette bildirildiği gibi anlatılanları duymamak için kaçacak yer ararlar. Eğer bu konuşmalar bir sohbet ortamında yapılıyorsa ya hemen yeni bir konu açıp münafıklıkla ilgili bahsin kapanmasını sağlamaya çalışır ya da hemen bir bahane bularak oradan uzaklaşırlar. Eğer Müslümanların bu sohbetini yandaki bir odadan duymak zorunda kalıyorlarsa hemen kapılarını kapatıp bu konuşmanın sesini bastıracak şekilde yüksek sesle bir müzik ya da bir televizyon programı açarlar. Eğer münafıklıkla ilgili ayet açıklamaları bir televizyon kanalından radyodan ya da internet üzerinden bir yayından dinlenmek durumunda kalıyorlarsa bu sefer de hemen ya televizyonu kapar ya yayının sesini kısar ya da hemen kanal değiştirirler ya da gürültü yaparak konuşarak bu anlatılanların hem dinlenmesini engellemeye çalışır hem de kendileri duymamış olurlar. Allah bir ayette münafıkların bu tavrını şöyle haber vermiştir. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ona ayetlerimiz okunduğunda sanki işitmiyormuş ve kulaklarında bir ağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak müstekbirce sırtını çevirir, artık sen onu acı bir azap ile müjde ver.” (Lokman Suresi 7)

ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ona ayetlerimiz okunduğunda sanki işitmiyormuş ve kulaklarında bir ağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak müstekbirce sırtını çevirir” yani Kuran okunan yerden kaçıyor istemiyor. Hayret bu, çok büyük mucize, normalde durur insan ya, yani münafıksa bile münafık alameti vermemek için normalde gitmemesi lazım işte bak Allah onu nasıl aciz yaratıyor görüyor musun? Yani demirden dağlanmıyor ki sırtın nihayet durması gerekir, dayanamıyor yani bu çok büyük mucizedir bu, mesela Kuran okunmasına dayanamıyor, Allah’tan bahsedilmesine dayanamıyor bu çok büyük mucize.

BEYZA BAYRAKTAR: Ayette; Nefretle kaçar vaziyette gerisin geri giderler.” (İsra Suresi 46) diye geçiyor.

ADNAN OKTAR: Evet.

Bülent Hocam sen bir şeyler söyle.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçılar Birliği Başkanı Hikmet Tanrıverdi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Yastığının altının döviz olanlar gelsin parasını altına dönüştürsün, Türk lirası, altın değer kazansın” çağrısına destek vermek amacıyla birliklerinin hesaplarındaki döviz varlıklarını Türk lirasına çevirdiklerini açıkladı.

ADNAN OKTAR: Bir kere Dolar’la hiçbir şey yapılmasın, eğer teknolojik da bir çalışma yapılırsa Rusya’yla Çin’le yapalım, istemiyoruz yani aynı teknolojiye sahip Rusya da, Çin de. Çin parasıyla Türk parasını değiştirelim, Rus parasıyla da Türk parasını değiştirelim bu oyuna son verelim. Bu cıvıklık çok eskiden beri var, bu densizliği istemiyoruz. Dolar’da bugün ani bir düşüş olmuş, şu an 3.49 işte bu kadar.

BÜLENT SEZGİN: Program tanıtımınız vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz. Görünmeyen Dünya belgesel serisinin 5.bölümü 7 Aralık Çarşamba günü sabah saat 11.00’de yayınlanacak. Damla Pamir’in sunduğu belgesel serisinin bu bölümünde; Mikro dünyayı tanımamızı sağlayan mikroskopların tarihi ve günümüzde bilim araştırmalarında kullanılan gelişmiş teknoloji anlatılıyor. Ardından Charles Darwin’in yaşadığı 1800’lü yılların bilimsel yetersizliğinden kaynaklanan cahilce inanışlara dikkat çekiyor.

ADNAN OKTAR: İyi güzel.

Mesela İran açıklama yapmış, ‘Türkiye plan program belirlesin biz uygulamaya hazırız.’ Bu vakte kadar ertelenecek bir şey miydi bu? Çoktan hallolması gerekiyordu. Adamlar alenen oyun oynuyorlar, İran parasıyla Türk parasını değiştirelim. İran, Rusya, Çin bize bol bol yeter hiç ihtiyacımız yok. Her türlü sanayi tesisi kurabiliriz, her türlü fabrika kurabiliriz bu ülkelerle. Dolar’la hiçbir şey yapmayalım hiçbir şey, tamamen yasaklansın. Dolar ve Euro kesinlikle yasaklansın. Çin parası olur, Rus parası olur, İran parası olur, istemiyoruz bu oyunu bir an önce durduralım. Bak sıkıyı görünce nasıl gevşediler?

Evet bir iman hakikati okuyun, bir şey okuyun Ceylan oku.

CEYLAN ÖZBUDAK: ‘Bitkilerdeki Yaratılış Mucizesi’ kitabndan okuyorum.

ADNAN OKTAR: Evet olur

CEYLAN ÖZBUDAK: Fotosentez Mucizesi: Dünya, canlı yaşamına en uygun olacak şekilde özel olarak tasarlanmış bir gezegendir. Atmosferindeki gazların oranından güneşe olan uzaklığına, dağların varlığına, suyun içilebilir olmasına, bitkilerin çeşitliliğinden yeryüzünün sıcaklığına kadar kurulmuş olan pek çok hassas denge sayesinde dünya yaşanabilir bir ortamdır.

ADNAN OKTAR: Mesela bunlarda insanın boğulmaması lazım, mesela suyu geçen günler anlattılar yani tam insan için her banyo yapışımda falan duşta aklıma geliyor o, bol bolda var. Her şeye içmeye, yıkanmaya, vücuda yani hayret edilecek bir nimet bir de tertemiz ve çok şeker bir şey ve insanın ruhunda ona karşı müthiş bir eğilim var suya karşı. Her yerde su olsun istiyor yahut göl olsun mesela bol bol yıkansın, suyun içine girsin, bir su aşkı var insanın ruhunda Allah’ın hikmeti yani. Bir de o oranlar, açılar, dünyanın açısı. İlk patlamadan itibaren meydana gelen her şey muazzam bir matematik düzgünlük üstüne ama şimdi o var o var şimdi binlerce konu var insan kaç tanesini düşünebiliyor? 2-3 tanesini düşünebiliyor. Mesela bin konunun dokuz yüz doksanı gitmiş oluyor insanın kapasitesi olmadığı için, bak dokuz yüz doksanı gitmiş oluyor, o anda onu düşünemiyor en fazla on tanesini düşünebiliyor, bu çok kötü işte Allah bunu bizlere açsın. İnsanlara açsın yani inşallah. Mesela İsa Mesih öyle değil daha geniş düşünüyor yani bütün alametleri daha geniş görebiliyor. Mehdi (as)’de de var benim anladığım yani geniş görme gücü var. Said Nursi’de var. Mesela Said Nursi zaman zaman böyle bazen karamsar gibi üslup kullanıyor ama arkasından bunları hiç kaale almadığı anlaşılıyor, hiç önem vermediği. Mesela bu kış gününde beni diyor bi-çare bir ihtiyar diyor beni bu şeyin içine koydular diyor eksi on derece, tahta barakanın ama Rabbim’e şükrettim diyor onların ahreti için diyor işte dua ettim diyor, adamların yaptığı eziyet sıfır hükmünde yazısında anlaşılıyor, hiç etkilenmiyor. Normalde insan ya kardeşim hapse giriyorsun mesela sürekli on yıl, üç yıl, beş yıl hapis veriyorlar, bayağı tehlikeli bir şey bu. Talebeleriyle görüşemeyecek, davası bitebilir hiç umurunda değil. Bak toplamında tam otuz yıl hapis yatmış, hiç umursamıyor.

EBRU ALTAN: Ve esaret altındayken sürekli öldürmeye çalışıyorlar.

ADNAN OKTAR: Çatışmaya sıcak çatışmaya giriyor hiçbir şey olmuyor. Esaret altında kalıyor, çünkü tebliğci olduğu için Allah ona uzun ömür veriyor. Mesela tebliği bitiyor Risale-i Nur bitiyor zaten anlıyor ‘beni Urfa’ya götürün ben öleceğim artık’ diyor, oraya gidiyor orada vefat ediyor. Söylüyor zaten tarihini de veriyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Rusya’dan tek başına gelmesi.

ADNAN OKTAR: O olacak iş değil yani Rusya’ya gidecek de savaş yılları tren yok, araba yok, üstünde beş kuruş yok yani on binlerce kilometre yol böyle az boz yol değil, nasıl olduğunu da anlatmıyor o ‘gittim geldim’ diyor, ‘hepsini gördüm’ diyor, ‘hepsini gezdim’ diyor. Her yerde düşman muamelesi görür normalde, her yerde esir edilir. Hiçbir şey olmamış Allah’ın harikası.

Fikret anlat.

KARTAL GÖKTAN: İngiliz The Times Gazetesi, Türkiye ile Rusya’nın Suriye konusunda anlaşmaya başladığını, Türkiye’nin sınırının çoğu Suriye tarafında yarı kalıcı bir tampon bölge oluşturmayı başardığını yazdı. BBC Türkçe’nin aktardığı habere göre; Erdoğan ve Putin son birkaç hafta içerisinde üç kez telefonla görüştü, bu görüşmelerde ele alınan başlıca konular arasında, Suriye’deki son durumu ve Halep’le ilgili gelişmeler de yer alıyor.

ADNAN OKTAR: Suriye’nin bütünlüğünü Türkiye istiyor şu an benim gördüğüm. Başında da istiyordu ama şu an daha çok istiyor, sorun orada zaten, en büyük sorun. Aslında en büyük hata orada Tayyip Hoca’nın en başta söylediği sözdü ‘Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eş Başkanıyım’ dedi felaket o zaman başladı ama şu an iyi yani Suriye’nin bölünmesine hiç gerek yok. Suriye bütün olsun, İttihad-ı İslam olduktan sonra Suriye’yi niye bölelim? Halep’le bizim ne işimiz var? Yani Halep’i niye alalım? Suriye’nin tamamı bizim olsun, Irak’ın tamamı bizim olsun, Afrika’nın tamamı bizim olsun, İslam aleminin tamamı, Türklük aleminin tamamı, dünyanın tamamı bizim olsun. Hepsiyle kardeş olalım, bizde bir toprak hırsı yok ki, yani sadist bir ruhumuz yok, egoist bir bakış açımız yok, ırk üstünlüğü iddiamız yok.  Din ırkçısı da değiliz, din faşisti de değiliz, ırk faşisti de değiliz yani bütün dinleri kucaklıyoruz, bütün ırkları kucaklıyoruz, bütün milletleri kucaklıyoruz, hepsine dünyayı vatan etmek peşindeyiz böyle bir hırsımız yok.

BÜLENT SEZGİN: Halep’ten bir görüntü gelmişti Adnan Bey. Son durum.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Baksana hale şehir diye bir şey kalmamış.

Ceylan bir tane daha oku yavrum.

CEYLAN ÖZBUDAK: Engel tanımayan filizler: Topraktan çıkan filiz her zaman uygun bir ortama ulaşamayabilir. Örneğin kendini bir kayanın veya büyük bir bitkinin gölgesi altında bulabilir, bu durumda büyümeye devam ederse güneş ışığını alamayacağından fotosentez yapması zorlaşacaktır, eğer filiz yeryüzüne çıktığında kendini böyle bir ortamda bulursa hemen ışık kaynağına doğru büyüme yönünü değiştirir.

ADNAN OKTAR: Mesela bu da çok şaşırtıcı, köfte gibi o ayçiçeklerini görüyorsunuz tarlalarda yani koro halinde hareket ediyorlar topluca mesela, güneş ne tarafa dönüyorsa onlar da o tarafa dönüyor gayet sakin. O Küstüm Otu, hayret ettim ya parmağımı bir dokunuyordum baştan sona kadar. Bir tane de orada dans ediyor, adam korkar kaçar Allahualem, her yeri hareketli ya. Adamın sağı solu her yeri oynuyor. Bir tanesi var sürekli hareketli, hayvan mı, bitki mi belli değil yani.

Kürşat Bekan Allah razı olsun demiş teşekkür etmiş. Allah’ın razı olması tabii bütün mesele o, bütün konu o, biz vesile oluyoruz.

BÜLENT SEZGİN: Güzel bir çocuk yüzü vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Hakikaten çok güzel. Evet bayağı güzel, işte günahkar olurlarsa büyüdüklerinde bu güzellikleri kalmıyor, bambaşka bir şey oluyorlar, eğer samimi olurlarsa Allah bayağı güzelleştiriyor çok hoş oluyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 



2016-12-09 00:28:38
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top