Sohbetler (9 Aralık 2016; 10:00)

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah. Adnan Bey, hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk siz de hoş geldiniz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Siz Halep’te sıkışıp kalan halka yardım edilmesi için kuşatmaya ara verilmesi ve bu konuda ilgili ülkelerin anlaşması gerektiğini söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, “kısa bir ara verilsin” dedim. “Hastalar, yaralılar çıkarılsın bir de gıda yardımı yapılsın” dedim. Evet, doğru.

KARTAL GÖKTAN: Dün Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Suriye Ordusu’nun Halep kentinde iyice kötüleşen durum nedeniyle sivillerin tahliye edilebilmesi için tüm askeri operasyonlarını geçici olarak durdurduğunu açıkladı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

OKTAR BABUNA: Hatta “Rusya’ya Putin’e haber gönderelim” dediniz onu söylerken de maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Haber de gönderdik. Evet.

“Adnan Hocam, Allah insanların imtihanlarını ne zaman bitirir? İmtihanların bir süresi var mıdır?” Ayşe Baltacı. İmtihan ne zaman biter? Vefat ettiğinde biter. İmtihanı ne kadar uzun olsa ve ne kadar güçlü olsa o kadar lehine. Adam diyor ki, “amma bela geldi başıma” diyor. Kardeşim daha ne istiyorsun? Hayır seni rahat, keyif, zevk içinde de yaşatır Allah. Hiçbir sevap almadan gidersin. Ama çileler, belalar, dertler varsa sevin. Allah’ın seçtiği kulusun demek ki. Onun için Peygamberimiz (sav) de söylüyor hadislerde, “En çetin bela peygamberlere, ondan sonra velilere” diyor. Akıl almaz belalar, dertler, hastalıklar. Bela demeyim de imtihanlar yani fitne. İmtihan takva olan müminlere gelir.

“Adnan Bey, evlenmediğiniz için hiç pişman oldunuz mu? Hayatınızda sizden bir parça olmasını istemez miydiniz? Yani çocuğunuzun olmasını istemez miydiniz?” Halime Yazar. Buradaki bütün gençler benim çocuğum zaten. Bu kadar çok çocuğu olan bir aile var mı? Aşiret sahibi olsa bile insan bu kadar çocuğu olmaz. Hem yetişmiş, terbiyeli, eğitimli.

KARTAL GÖKTAN: Vesilenizle.

ADNAN OKTAR: Üç yaşında da çocuğum var. İki yaşında da var. Bir yaşında da var. Elli beş-altmış yaşında bile çocuğum var yani. Ne güzel işte. Bütün çocuklar Allah’ındır. Şahıslar “benim çocuğum” diyor. Senin çocuğun değil. Allah’ın, Allah’a ait, Allah seni vesile ediyor. Sen gölge varlıksın. Senin nereden çocuğun olsun? “Benden oldu.” Senden oldu gibi gösteriyor Allah. Senden oluyor. Doğrudan yaratan Allah’tır. Bağımsız, müstakil yaratılır her insan. İşte “Ayşe’den doğma Mustafa’dan olma” yok öyle bir şey. O sana öyle gösterilir. Allah spermi vesile yapar. Spermden insan olmaz. Allah yaratır. Allah’ın insan yaratmak için sperme ihtiyacı olmaz. Yumurtaya ihtiyacı olmaz. İnsana ihtiyacı olmaz. Doğrudan Allah yaratır. Yavaş yavaş yavaş gelişiyor gibi gösterir. Vesile olması, sebep olması için o kadar. Mesela biz Peygamberimiz (sav)’in evlatlarıyız. Mümin olan kişiler, kim varsa evladıdır Resulullah (sav)’ın. Tabii ki, babaya da ihtiyacı yok. Anneye de ihtiyacı yok. Anneyi babayı Allah sebep diye gösteriyor. Anneden babadan hiçbir insan doğmaz. Olmaz, öyle bir şey yok. “Benim oğlum” diyor. Senin değil Allah'ın yarattığı varlık. Senin gibi gösteriyor Allah. Senden olmuş gibi gösteriyor. İşte ona doğum sancısı gösteriyor Allah. Doğuruyor gibi gösteriyor. Yaratan Allah’tır.

Evlenmediğim için bilakis pişman olma bir yana çok büyük hayır gördüm. Belki iki çocuğum olacaktı şu an yüzlerce çocuğum var Allah’a çok şükür, kardeşim var. Çocuğun olur senin başına bela olur. Nitekim de gördük baş belası oluyor çocuğu. Bazen de hayırlı olur. Ama bak benim evlatlarımın hepsi hayırlı. Hayırlı olmayan bir tane evladım yok. Vefalı, sadık, güzel ahlaklı, temiz, nezih.

Kıyamet yakın, kıyamet yakın. Şimdi doğanlar bozulmayı görmeye başlayacaklar. İslam’ın hakimiyetini de görecekler. Bozulmayı da görecekler. Ama 2082’lerde doğanlar hep felaketleri görecekler. Belaları görecekler. Rahat yaşayacak olan bu son nesildir şu an doğanlar. En keyifli, en nimetli nesil bu yeni doğanlardır şu aralar. Bunlar İslam’ın hakimiyetini görüyor. Sadece sonunu görmüş olacaklar. Ama bak sonunu da görmüş oluyorlar. Ama iyi günlerin tamamını görmüş olacaklar. Ama bozulmayı da görecekler. Çünkü 2016’dayız. 2082, altmış altı sene var. 66 yaşın üstünde olacağına göre insanlar. Çoğu öyledir altmış altının üstünde yaşar.  Bozulmayı da görecekler.

OKTAR BABUNA: Yüz dört sene de kıyamete kadar inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, yüz dört sene de yani 2120. Yüz dört sene var kıyamete. Yüz dört sene bir insan ömrü. Uzun bir insan ömrü. Yazsınlar. Bir granit kayaya yazalım. Eğer o kaya dediğimiz tarihi geçerse tamam. Tuzla buz olacak o kayalar o yılda. Ne demek istediğimi anlamışlardır.

Evlenmediğim için de İslam’a hizmetimi bütün gücümle ve tam yapmış oluyorum. Tam günümü ayırmış oluyorum. Öbür türlü hanıma ayıracaksın. Çocuklara ayıracaksın. İş yerine gideceksin. İş yerinden geleceksin hanımı ailesine götüreceksin. Ertesi gün yemek yemeye götüreceksin. Çocuğu okula kaydettireceksin. Tebliğ, cumartesi günleri Nurcular toplantı yapacak Nur talebeleri. Oraya gidip çay içeceksin. Bitkin düşüyorlar zaten. Uykusuz. Saat sekiz- dokuz gibi falan geliyorlar. On gibi falan uykuları geliyor kafaları düşmeye başlıyor. Oradan da eve gidiyorlar. Bu tebliğde bu olacaktı. Ne Darwinizm böyle yerle bir edilecekti. Öyle bir şey olsaydı. Evli olsaydım. Allah vermesin. Ne İngiliz derin devleti böyle darmakeşan olacaktı, ne Rumiliğin iç yüzü ortaya çıkacaktı, ne homoseksüellerin saltanatı son bulacaktı, ne iman hakikatleri bu kadar geniş yayılacaktı. Münafık alametlerinden hiç kimsenin belki haberi olmayacaktı. Biz de işimizde gücümüzde olacaktık. Çoluk çocuk, kaynana, kayınbaba onunla uğraşacaktık. Allah bak iki evlat yerine yüzlerce evlat verdi. Ve mükemmel bir İslami tebliğ imkanı sağladı. En hayati konuları Allah bize nasip etti.  Bak Fethullah Gülen diyor, “Ben Darwinizm’le baş edemedim batmıştım, mahvolmuştum” diyor. “İmanımı kaybettim. Etrafım da imanını kaybetmişti” diyor. “Allah razı olsun birisi çıktı kitaplar yazdı bizi kurtardı” diyor. “Ama isminin veremem” diyor. Bak münafıklarla ilgili bin üç yüz yıldan beri bir kitap yazılmamış. Bir tane kitap yok. İngiliz derin devletiyle ilgili hiçbir açıklama, hiçbir anlatım yok. Bak adamlar hükümet üyelerini alıp götürmüşler. İngiliz dışişleri bakanlığının en önemli elemanlarından İngiliz derin devletinin pek sevdiği bir adamla gidip toplantı yapıyorlar. Ve AK Parti’nin en önemli ismi olarak bilinen adamlar bunlar. AK Parti’nin bütün sırlarını bilen adamlar. Yani artık buradan anla olayı. Eğer ses çıkartmazsak neler olacak bir düşünün. Üç yüzün üzerinden kitap yazdım. Allah’a şükür. O kitaplar da yazılmayacaktı. Yüzlerce belgesel hazırlandı. Onlar da hazırlanamayacaktı. Yüzlerce internet sitesi milyonlarca ziyaretçisi olan. Onlar da yapılamayacaktı. Dünyanın en ünlü gazetelerinde sürekli yazılarım çıkmamış olacaktı. Dünyaya dalanlarla biz de dalıp gitmiş olacaktık. Hayır, yapanları kınamıyorum. Ama ben yapamam. Ben böyle bir hayata girmem. İslam’a, Kuran’a hizmetin dışında bir hayatı kabul etmem ben.

OKTAR BABUNA: Altı senedir her gün yayına çıkıyorsunuz. Haftada yedi gün, ayda otuz gün.

ADNAN OKTAR: Kırk yıldan beri bir gün tatil yapmadım. Maddenin hakikatini kimse bilmeyecekti. Maddenin hakikati gizli kalmıştı. Dünyanın bilmediği bir şeydi. Matrix filmi falan ondan sonra çıktı. Kitapları film yapımcılarına gönderdim iki yıl sonra Matrix filmini hazırladı adamlar.

KARTAL GÖKTAN: Bağnazlığın ve İslamofobinin hakim olduğu bir dünyada İslam’ın modern ve aydınlık yüzü olarak İslam’ın nasıl yaşanması gerektiğini hem anlattınız, hem örnek olarak gösterdiniz.

ADNAN OKTAR: Bir Müslümanın dans edebileceği, plaja gidebileceği, eğlenebileceği tahayyül dahi edilemezdi. Hele bir hocanın, şeyhin kalkıp böyle kaşıkla oynayacağı, neşeli olacağı, espriler yapacağı tahayyül bile edilemezdi. Adamların suratlarını görüyorsunuz. Modern İslam anlayışını ilk defa dünyaya gösterdik. Bizim dışımızda böyle bir model yok. İlk defa Kuran’ın yeterliliğini bu kadar kapsamlı anlattık. İlk defa bağnazlığı akılcı ve şefkatli bir üslupla yerle bir ettik.

YASİN GÖKER: Ve Allah'ın varlığını bilimsel olarak anlatıyorsunuz kitaplarınızda. Kuran mucizeleriyle, iman hakikatleriyle, ezbere değil.

ADNAN OKTAR: Tabii, Allah'ın varlığını ve birliğini bilimsel, akılcı, delillere dayalı, mukni olarak anlatan izah eden bizden başka da yok.

Binlerce Anadolu’da konferans verdik. Yurt dışında da yüzlerce konferans verdik. Ve halen de devam ediyor. PKK’ya birçoğu neredeyse teslim olmuştu. Sayın Öcalan’lar, Muhterem Öcalan’lar falan havalarda uçuşuyordu.  PKK’yı rezil kepaze ettik. PKK’nın bütün oyunlarını ortaya serdik. PKK tehlikesine karşı hükümet akıl almaz bir atağa geçti. Yoksa çözüm süreci, düğüm süreci bilmem ne falan diye ortaya çıkmışlardı biliyorsunuz.

KARTAL GÖKTAN: Etkinizin ne kadar büyük olduğu da gelen tepkilerden anlaşılıyor. Fransa’da kitaplarınız ulaştıktan sonra “bütün fikir sistemimizi alt üst etti bu kitaplar” diye açıkladılar.

ADNAN OKTAR: Fransa, kitaplar gittikten üç sonra açıklama yaptılar. “Fransız tarihinin en büyük felaketi” diyor. “Gökten felaket yağıyor” diyor. “Atom bombası” diyor. Kardeşim Hitler’in işgalinde bile böyle bir şey dememişlerdi adamlar. İhtilal bütün Almanya’yı aldı. Orada böyle bir şey demediler.

İBRAHİM AKMUGAN: Osmanlı’nın neden yıkıldığını delilleriyle, belgeleriyle gösterdiniz. İlk defa tarihi bir bilgi bu şekilde insanlara ulaşmış oldu.

ADNAN OKTAR: Hiç bilinmiyordu. Abdülhamit’i kahraman gibi gösterdiler. Halbuki Abdülhamit döneminde Osmanlı yıkıldı zaten. İsrail devletini kuran kurdurtan Abdülhamit’tir. Allah razı olsun. O konuda takdir ediyorum ama Osmanlı’nın yıkılışı konusunda büyük bir felaket olduğu için şiddetle kınıyorum. Hiç savaş yapmadan bütün Osmanlı’yı teslim etti.

YASİN GÖKER: Mesnevi’deki İslam’a aykırı yerleri gösterdiniz kaynaklarıyla.

ADNAN OKTAR: Mesela o da hiç bilinmiyordu. Ne kadar homoseksüel, ateist varsa Avrupa’da hepsi Rumi. Önüne geleni Rumi yapıyorlar. Halbuki adam tanımaz bilmez. Fakat Rumilik deyince adamın bildiğin İslam dışı her şey olarak biliyor. İslam’ı kabul etmeyen her şey olarak biliyor.

OKTAR BABUNA: Atatürk’ü yanlış tanıtıyorlardı o imajı tamamen düzelttiniz gerçek Atatürkçülüğü.

ADNAN OKTAR: Tabii, Atatürk mesela yanlış biliniyordu, milletin içerisinde Atatürk’e muhalif esaslı bir kanat vardı, bu kanadın görüşlerini tamamen ortadan kaldırdık. Atatürk sevgisini, Atatürk’e olan saygıyı pekiştirip oturtturduk. Atatürkçü görünenler de Atatürk’ün dindar olduğunu görünce Atatürk’ü bıraktılar, Atatürk’ten hiç bahsetmez hale geldiler bu da çok manidar.

ŞERİFKAN SÜLEYMANİYELİ: Yaptığınız tebliğe karşı hiçbir ücret talep etmiyorsunuz, kitaplarınız her yerde ücretsiz dağıtılıyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

ŞERİFKAN SÜLEYMANİYELİ: Milyonlarca kitabınız internet sitelerinden ücretsiz indiriliyor.

ADNAN OKTAR: Mesela münafıkların günümüzdeki halini kimse bilmiyordu yani çünkü münafıklar öyle bir zırha bürünmüşler ki, modern bilimin teknolojinin bütün imkanlarını kullanıyorlar Müslümanları yerden yere vuruyorlar ama kimse bunun farkına varmıyordu, münafıkların ne olduğunu anlattık.

Mesela darbe günü, ilk darbenin geçersizliğini anlatan bendim. Ne Başbakan ortada ne Cumhurbaşkanı ne Kuvvet Komutanı kimse ortada yoktu. İlk, darbenin geçersizliğini milyonlarca kişiye duyuran ben oldum. Çok kapsamlı, kuvvet komutanlarını konuşmaya davet ettim, siyasi partileri, Tayyip Hoca’yı herkesi konuşmaya davet ettim, ‘hemen bir açıklama yapın’ dedim, ‘Milletvekilleri de meclise gitsinler’ dedim. Milletin direnmesini söyledim darbeye karşı ve ‘darbe geçersiz sahte bir darbe’ dedim.  ‘Oyun oynuyorlar’ dedim yani ordunun bütün ordunun kabulüyle meydana gelen bir darbe değil ama tabii onu da kabul etmeyiz ayrı bir şey.

Mesela entelektüel kültürlü gençliğe İslam’ı ilk defa biz anlattık. İslam’la aralarındaki bütün bağ kopmuştu entelektüel seçkin kesimle yani sosyetenin İslam’la aşağı yukarı bütün bağları kopmuştu, bu bağı sağlamış olduk ve İslam’a hizmet edebilecekleri duruma gelmelerini sağladık inşaAllah.

YASİN GÖKER: Mason localarına tarihte ilk kez Kuran okuttunuz.

ADNAN OKTAR: Tabii masonluğu da İslam’a hizmet eder hale getirdik. Masonluk dedin mi, şeytanın ordusu gibi biliniyordu, onların İslam’ın hizmetkarı haline getirdik elhamdülillah.

KARTAL GÖKTAN: Kitap ehline yanlış bir bakış açısı vardı kimi Müslümanlarda, onlardan samimi iman edenler olduğunu, onlara sevgi duymamız gerektiğini anlattınız.

ADNAN OKTAR: Tabii, Musevi düşmanlığını ortadan kaldırdık, Hristiyan düşmanlığını ortadan kaldırdım, Alevi düşmanlığını ortadan kaldırdım, Şii düşmanlığını ortadan kaldırdım, vesile olduk.

İBRAHİM AKMUGAN: Şu an cemaatlere bir saldırı var, akılcı bir şekilde siz cemaatlere sahip çıkıyor ve koruyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Müslüman cemaatlere sahip çıkan hiç kimse yok ve İngiliz derin devletinin teşvikiyle cemaatlere yönelik bir yok etme operasyonu vardı yahut aşağılama, itibarsızlaştırma operasyonu vardı, bunu da ortadan kaldırdık Allah’a çok şükür.  Sedd-i Zülkarneyn gibi.

TARKAN YAVAŞ: İnsanların dindarlaşmasına vesile oldunuz Hocam inşaAllah, çok daha dindar ve Kitap’a Kuran’a Allah’a sadık oldular inşaAllah

ADNAN OKTAR: Kar, kış, soğuk, sıcak, bayram, yılbaşı her gün canlı yayındayım. Yılbaşında adamlar tarihe karışıyorlar birçok insan, bayramlarda ortada yoklar, tatillerde ortada yoklar. Ben en sıcak günlerde buradayım, bütün tatillerde buradayım, yılbaşlarında buradayım.

OKTAR BABUNA: Darbede buradasınız.

ADNAN OKTAR: Darbede buradayım, her şeyde. Darbede birçoğu araziye geçti. Mesela şehitliği felaket gibi gösteriyorlardı, cenaze marşıyla falan şehit kaldırıyorlardı, muazzam bir felaket gibi gösteriyorlardı şehitliği. Şehitliğin nimet olduğunu, şeref olduğunu, Kuran’ın üslubu olduğunu, Allah’ın bize bu şekilde anlattığını bütün halka duyurduk ondan sonra muazzam bir şahadet özlemi gelişti gençlerde. Zaten bu 15 Temmuz kalkışmasında da gördünüz, müthiş bir şahadet özlemi gelişti gençlerde maşaAllah.

TARKAN YAVAŞ: Kadınlara olan sevgiyi saygıyı siz vesile oldunuz Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii, kadınlara çocuklara olan sevgi, kediden bile nefret ediyordu birçok insan, kedileri sevdirdik. En başta insanları sevdirdik, kardeş olma ruhunu verdik, cemaatlerin birbirleriyle dost olması için gayret ettik ve ediyoruz da halen. Kadınlara olan nefreti ortadan kaldırdık, kadın aleyhtarı bütün hurafeleri deşifre ettik. Çocuk sevgisini insanların kalbine koyduk geliştirdik.

KARTAL GÖKTAN: Aylardır her gün sevgi etiketi yapıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Evet her gün tabii, sevgi ana gündemimiz.

YASİN GÖKER: Mehdiyet’in tüm delillerini siz anlattınız Hocam.

ADNAN OKTAR: Biz olmasak Mehdiyet unutulup gidilecekti, bütün güçleriyle hepsi bastırdılar. Mehdiyet’i en akılcı, en bilimsel, en doğru şekliyle 1300 seneden sonra en kapsamlı anlatan biziz. Başka dünyada anlatan, Mehdiyet’i anlatan hiçbir grup topluluk yok bu tipte, bu kalitede, bu çapta, bu bilimsellik anlayışıyla, bu ispat anlayışıyla bütün detaylarıyla anlatan bizim gibi yok.

OKTAR BABUNA: Bütün bunları yaparken de sayısız iftira atıldı, davalar açıldı hepsinden aklanarak çıktınız maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii, hakkımda yüzlerce dava açıldı hepsinden beraat ettim.

İBRAHİM AKMUGAN: Risale-i Nur’a ve Bediüzzaman Hazretleri’ne de hak ettiği en güzel siz verdiniz maşallah.

ADNAN OKTAR: Tabii Bediüzzaman’ı mesela unutturmaya çalıştılar, Bediüzzaman’ı en üstlere taşıdık. Darbe gecesi konuşmalarım var mı onun bandı?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Aç bakayım. Kardeşim bizden başka konuşan olmadı. Bak gittiler TÜRKSAT’ı bombaladılar beni susturmak için yine susmadık internetten devam ettik. Allah şaşırttı sahte anteni vurdular gittiler çünkü baktılar beni susturamıyorlar, ne yapacaklarını şaşırdılar.

Plajda, gazinoda her yerde Allah’ı anabileceklerini öğrettik insanlara. Mesela kadınların özel günlerinde Allah’ı anamayacakları şekilde bir sistem geliştirmişlerdi bunun yanlışlığını anlattık. Kadınları dinden uzak tutuyorlar o şekilde.

Bu Televole kültürü, bedavacılık kültürünü apaçık ortaya koyduk.

Mesela cenneti sadece yeşillik ve bahçe olarak algılıyorlardı, cennette tekneler, yatlar, teknoloji, arabalar her şey olduğunu söyledik acayip hayret ettiler.

Mesela bu tip olaylarda güç sahibi olanlar yahut tanınan insanlar hep olayın neticesini bekledi mesela, darbede kim kazanacak diye beklediler ondan sonra açıklama yaptılar, ben direkt açıklama yaptım, doğrudan darbeye karşı tavır aldım.

TARKAN YAVAŞ: Gezi olaylarında da aynı şekilde olmuştu Hocam. Siz açıklamalarınızdan çok sonra onlar açıklama yaptı.

ADNAN OKTAR: Tabii, Gezi olaylarında buranın yayınını durdurturdular, biliyorlardı benim ne yapacağımı buna rağmen yine biz durmadık internetten sabaha kadar devam ettik. Hiç kimse yok bir tek biz vardık ortada yani.

PKK’yla Kürt ayırımını çok iyi vurguladık. PKK’lının kalleş ve kahpe olduğunu ama Kürt’ün nur olduğunu, mübarek olduğunu, muhterem olduğunu, yüce olduğunu anlattık.

TARKAN YAVAŞ: PYD İle PKK’nın aynı olduğunu siz yine gösterdiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii, Hükümet; ‘PKK, PYD terör örgütü değil’ diyordu. Bakanlar söylüyordu bunu. Ben ‘terörist bunlar’ dedim, ısrarla anlattım. PKK tehlikesi filmini ısrarla gösterdim ondan sonra bu süreç müreç bilmem ne falan konuları ortadan kalktı, yoksa ‘herkes trene binsin süreç devam ediyor’ diyorlardı.  Değil mi? Bu fitneyi de ortadan kaldırdık Allah’a çok şükür.

OKTAR BABUNA: Türkiye’nin İsrail’le ve Rusya’yla barışmasına vesile olan sizsiniz Hocam maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Rusya’yla barışmayı biz sağladık elhamdülillah. İsrail’le barışma da yine vesile olduk, ısrarlı açık ve ayrıca dilekçelerle yaptığımız, yazışmalarla yaptığımız faaliyetler sonucunda bak Rusya’yla İsrail’le Türkiye’nin arasını düzelttikten sonra darbe oldu zaten. Bir de bu olmadan olsa bir düşünün, gecenin üçünde olsa ne olacaktı?

 Şehitlerin hayat şeklini açıkladık, bilinmiyordu.

TARKAN YAVAŞ: Bu dünya liderlerinin de Hazreti Mehdi’yi müjdelemesine vesile oldunuz, onlar da sizden sonra hazreti Mehdi’yi söylediler.

ADNAN OKTAR: Mehdi konusu tamamen kapanmıştı, İsa Mesih, Mehdi konusu, buna dünya çapında tek sahip çıkan biz olduk. Tamamen kapatmışlardı.

TARKAN YAVAŞ: Bu İran Cumhurbaşkanı’na söylemiştiniz ‘ gündeme getirin bunu’ diye, o hemen Birleşik Milletler’de gündeme getirmişti.

ADNAN OKTAR: Ben söyledim. Birleşik Milletler’de konuşsun dedim. Mehdi’den bahsetsin çok büyük olay olur dedim.

KARTAL GÖKTAN: Siyasiler dahil herkes Fetullah Gülen’i överken siz eleştiriyordunuz, “sevgisiz olmayın tepeden bakmayın.”

ADNAN OKTAR: Fetullah Gülen’i tek eleştiren bendim yani ama hakaret tarzında değil, doğru akılcı Kurani eleştiren bendim.

BÜLENT SEZGİN: İsrail’in özür dilemesine de vesile olmuştunuz Mavi Marmara olayından dolayı.

ADNAN OKTAR: Tabii, buraya hahamlar geldi, baş haham da geldi konuştuk. Tevrat’tan gösterdim yani özür dilenmesi çirkin bir hareket değil Tevrat’a uygun bir ibadet şekli dedim öyle kani oldular. Rusya’dan da özür dilenmesi için çok ısrar ettim, hükümet üyelerinin büyük bir bölümü hep karşıydı ‘özür dilemeyiz biz’ diye, ya ‘özür dilemek Müslüman ahlakıdır’ dedim anlattım özür dilendiği halde bu sefer de ‘biz özür dilemedik’ dediler. Ya kardeşim sen Rusça bilmiyor musun? Kullandığın kelime özür dilemek anlamında yani Rusça’da özrün karşıladığı bir kelime var onu kullanmışsın nasıl bilmiyorsun yani.

İBRAHİM AKMUGAN: Birçok Müslüman, peygamberler gibi sahabeler gibi yaşamanın çok zor olduğunu düşünüyordu siz bunun Kuran’a uyarak mümkün olabileceğini gösterdiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Devlet ve hükümete hemen ben destek verdim darbe konusunda ve diğer konularda da ama bak RTÜK diyor ki ‘homoseksüellerle ilgili konuşma’, konuşuyorum. İşte diyorlar adam yok sana operasyon yapar bilmem ne falan, benim vicdanım rahat yani kendimden eminim ben inşaAllah yani dürüst ve doğru hareket ettiğime çok eminim, o yüzden ben bir tek Allah’tan korkarım. Bize provokasyon çok yapıldı, daha önce de yapıldı biz yolumuzdan şaştık mı? Bana 75 yıl hapis cezası istediler 75 yıl. Mahkeme kararı açıklanırken ben eğleniyordum yani, açıklayacaklardı mahkeme kararını, güzel bir eğlence içindeydim, umurumda bile değil yani. Sonra mahkeme istifa etti çekildi sonra da berat ettik tabii.

Mesela Erbakan Hoca’yı savunan bir tek ben vardım. Ne Saadet Partisi savundu, ne Milli Görüşçüler savundu o dönemde, Numan Kurtulmuş’u karşısına diktiler Hocamız’ın aleyhine akıl almaz konuşmalar yapıyordu. Her yerden resimlerini ismini cismini her yerden sildiler. Milli Gazete’de tek kelime bahsedilmiyordu, Milli Görüş’te tek kelime bahsedilmiyordu Erbakan’dan. Tamamını tersine çevirdim Allah’ın izniyle yayınlarla, demokratik dik duruşumuzla.

TARKAN YAVAŞ: Ordunun, polisin daha modern olmasına, güçlenmesine siz vesile oldunuz Hocam.

ADNAN OKTAR: Tabii, özel harekatçı sayısının artırılmasını istedik. Kanser hastalarından ilaç parası alınmasın dedik bak o da kabul edildi. Özel harekatçıların okulları açılsın dedik açıldı, sayısı arttırılsın dedik artırıldı, silah kalitesi artırılsın dedik artırdılar.

TARKAN YAVAŞ: Kalekolları söylediniz.

ADNAN OKTAR: Tabii, kalekolların ben şemasını bile, planını bile çizip gönderdim.

Emniyette mesela işkence yapıldı hiç urumda olmadı, 9 kere suikast yaptılar umurumda olmadı, daha şevkle daha gayretle devam ettim.

İran’la bağlantıyı koparıyorlardı İran’la bağlantıyı sağladık, dost olmalarını sağladık. İrancı diye hakaret gibi gösteriyorlardı. Musevileri savunan ben oldum, Hristiyanları savunan hep ben oldum.

OKTAR BABUNA: İsrail İran’ı vurmaya hazırlanıyordu siz durdurdunuz Hocam, vesile oldunuz maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Alevilere Şiilere akıl almaz baskı yapılıyordu birçok insan tarafından biz durdurduk, vesile olduk.

Bu işte insanları kıskandırıyor. Eğlenmemiz, kalite, güzellik, zenginlik, bereket, bolluk, dediklerimizin doğru olması, samimiyetimiz kıskandırıyor.

Evet, kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Bethlehem Yıldızı’nın Görülmesi Hz. Mehdi’nin Geldiğinin Müjdesidir

ADNAN OKTAR: Neler konuşuyorsunuz?

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Münafık özelliklerinden bahsediyorduk.

ADNAN OKTAR: Bu anlatımlar hiç ummadığınız şekilde ummadığınız etki yapıyor. Birçok hasta insanı faydalı insan haline getiriyor.

Münafık çeşit çeşit oluyor bir tane, iki tane değil fakat kendini uyanık zanneder. Mesela bak birçok aptal münafıkla karşılaşıyoruz, görüyorsunuz, duyuyorsunuz ama çok akıllı olduğu kanaatinde oluyor münafık. Bir insan akılsızlığını fark etmesi gerekir normalde değil mi? Bütün toplum fark ediyor anormalliğini ama münafık fark edemiyor bu mucizedir, Allah’ın hikmeti mesela zeka yönünden münafıklar çok keskin bir zekaya sahiptir, çok konuşkan, hazırcevap olurlar, seri konuşurlar, konuşmada pek baş edilemez ama arsız ve çirkef oldukları içindir. Hazırcevaplıkları, seri konuşmaları şeytanın ilkasıyla olur, o yüzden mümin çok akılcı, dikkatli bir reflekse sahip olması gerekiyor çünkü münafığın derekesinde onun durumunda, onun boyutunda konuşma olmaz. Bazıları mesela akılsızlık yapıyor münafıkla aynı heyecanı, aynı üslubu paylaşıyor ve aynı sitille onunla karşılıklı bir konuşma üslubuna giriyor o olmaz. Müslümanın yapacağı bir şey değil o.

Mesela sade bir yemek münafığın kabul edeceği bir şey değil, çok dikkat çeker. Boğazına çok düşkündür münafık ama onu çeşitli bahanelerle makul hale getirmeye kalkar. Bak diyor ki münafıklar; “Ey Musa,” diyorlar “biz bir çeşit yemeğe katlanmayacağız, Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarmısak, mercimek ve soğan çıkarsın.” Bak diyor ki, “(O zaman Musa:) “Hayırlı olanı, şu değersiz şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? (Öyleyse) Mısır'a inin, çünkü (orada) kendiniz için istediğiniz vardır” demişti.” (Bakara Suresi 61) Şimdi mesela bakla, acur, sarımsak, mercimek ve soğan Allah’ın onlara verdiği bıldırcın ve man, manna. Allah “hayırlı o” diyor. Çünkü her yönden faydalı ve etkileyici, kuvvet bulmaları için o çok iyi. Ama onların istediği bakla, acur, sarımsak, mercimek ve soğan bunun için Mısır’a geri dönüyor adamlar. Bak pisboğazlıklarını görüyor musun? Pisboğazın eylemlerine bak, önce huzursuzluk çıkarıyor, önce boğaz kavgasına giriyor, Hz. Musa (as)’ı zor durumda bırakacak bir eylem içinde Müslümanları bırakıyor o pisboğazı için. Ta Mısır’a geri dönüyor bak ne için biliyor musun? Sarımsak, acur, mercimek ve soğan için.

EBRU ALTAN: Köleliği de kabul ediyor.

ADNAN OKTAR: Köleliği de bırakmışken yeniden kabul ediyor, aşağılanmayı kabul ediyor, yüzlerce kilometre yol, oradan geri dönmeyi kabul ediyor, davasını bırakmayı, Müslümanları bırakmayı, imamını bırakmayı kabul ediyor, pisboğazı için, o detaycılığı için, o ahmak detaycılığı için ta Mısır’a geri dönüyor. Hz. Musa (as) zor durumda kalıyor, adamlar pislik, dur desen sürekli “sarımsak, soğan” diyecek. O zaman, “o zaman git bari” diyor. “Git de orada ye” diyor. Çözüm bulamıyor. Münafığın böyle bir musallat olma, pis bir musallat olma ruhu vardır. Sorsan işte “sarımsak benim şu şeyime iyi geliyor” diyecek. “Soğan buna iyi geliyor” diyecek. “Acur buna iyi geliyor.” “Bakla şuna iyi geliyor” diyecek. Münafığın öyle bir sahtekarca kafalama yöntemi vardır her şeye bir gerekçe bulur, buna da kendince bir gerekçe buluyor halbuki aynı görevi rahatça yapacak bir şey. Bıldırcın yedin mi gayet güzel kuvvetli bulur, üstüne de man yedi mi manna zaten bayağı güçlü, sıhhatli olmuş oluyor. Allah’ın desteği var zaten orda, Allah “siz bunu yiyin sağlıklı olacaksınız” diyor. Allah’a güvenmesi lazım.

Münafıklar Müslümanları suçlarlar fakat birde en berbat yönlerinin biri de ve en yüksek ahlaksızlıkları da Allah’ı suçlamaları. İbrahim Suresi 21’de diyorlar ki;  Yani Cenab-ı Allah diyor onların dediklerini anlatacağım. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Onların tümü-toplanıp (kıyamette) Allah'ın huzuruna çıktılar da zayıflar (müstaz'aflar) büyüklük taslayanlara (müstekbirlere) dedi ki:” Şimdi bak bir nitelikli münafık var, bir de niteliksiz var, bu niteliksizler müstaz’aflar, bir de nitelikli olanlar var bu müstekbirler büyüklük taslayanlar bunlar dünyayı idare etme iddiasında olurlar. Dünya lideri olduğunu iddia ederler kız olsun, erkek olsun her biri kendini Allah gibi görür manyaktır bunlar. Küfrün en ileri gelenine hakim olmaya çalışırlar, onun yerine geçmeye çalışırlar. Genellikle de bunu evlilikle yapmaya çalışırlar mesela Firavun’un yanına yanaşmaya çalışıyor, Nemrut’un yanına yanaşmaya çalışıyor, bazen de müminin yanına yanaşmaya çalışıyor mesela Hz. Yusuf (as)’a yanaşmaya çalışıyor kadın, asıl amacı Yusuf (as) kanalıyla devlete hakim olmak. Mesela Nuh (as)’a yanaşıyor kadın, kavmin kontrolünü almak için yapıyor. Lut (as)’a yanaşıyor mesela kadın ama münafık hem Müslümanlara hakim olmak istiyor, hem Müslümanların başına bela olmak istiyor, hem de Lut (as)’ı etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Müstekbirlere diyorlar ki; “Şüphesiz, biz size tabi idik.” Münafık, nitelikli münafıklar olarak “sizlere tabi idik” diyorlar. “Şimdi siz, bizden Allah'ın azabından herhangi bir şeyi önleyebiliyor musunuz? Dediler ki: Eğer Allah bize doğru yolu gösterseydi” bak münafığın, nitelikli münafıkların konuşmasını görüyor musun? “Eğer Allah bize doğru yolu gösterseydi,” Allah’ın Kitabı inmiş, Peygamberi gelmiş anlatmışlar bak onu yok hükmünde görüyor. “Eğer Allah bize doğru yolu gösterseydi biz de sizlere doğru yolu gösterirdik. Şimdi yakınsak da, sabretsek de fark etmez,” bu sefer de mağdur üslubu kullanıyorlar. “Bizim için kaçacak bir yer yoktur” diyorlar.

İbrahim Suresi 22, “İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: "Doğrusu, Allah, size gerçek olan va'di va'detti,” bak münafık demek ki doğrusunu biliyormuş yani vicdansızlığın, ahlaksızlığın ne olduğunu biliyor ve doğru yolu da biliyor. “Allah, size gerçek olan va'di va'detti, ben de size vaadde bulundum” diyor. “Fakat size yalan söyledim” diyor. Münafıkların ünlü özelliği, münafık kudurmuş gibi yalan söyler delidir, ayaküstü yalan söyler, oturduğunda yalan söyler mutlaka yalan söyler, deli tiynetlidir. “Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu,” münafığın bir gücü olmaz genelde. “Yalnızca sizi çağırdım,” münafık da öyledir sürekli fikir atar ortaya böyle fitne ve kargaşa fikirleri atar. “Siz de bana icabet ettiniz,” işte Müslüman icabet etmeyecek münafığa. Sürekli muhalefet edilmesi lazım münafığa, dengesizdir münafık. “Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın.” Münafığın böyle bir kendini kollama yöntemi vardır, kendinde suç bulmaz insanlarda bulur, başkalarında bulur suçu. “Ben sizi kurtaracak değilim.” Bak en son aşamada manyaklığını ortaya koyuyor. “Siz de beni kurtaracak değilsiniz.” Bu sefer de akıl vermeye başlıyor sanki Müslümanlar bilmiyormuş gibi veyahut oradaki insanlar bilmiyormuş gibi. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım.” Bak demek ki doğrusunu biliyormuş. Kendini Allah gibi gösteriyor ama aciz olduğumu zaten biliyordum diyor. “Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azap vardır.” Zalim olduğunun da farkında ama bak burada dikkat ederseniz bir liderlik var, bu derin devlet mantığında bir lider oluyor şeytani o onları sürüklüyor. Mesela bak şeytan da burada lider konumunda bu adamları sürüklemiş batıla götürmüş onları fakat sonradan da durumunu hafifletmeye çalışıyor konuşarak, işte şunu yapmadım, bunu yapmadım, şu olmadı, bu olmadı diye kendini kurtarmaya çalışıyor. Orada nitelikli münafığın özelliği lider münafık yani kitleyi kontrol ediyor. Mesela İngiliz derin devleti şu an lider münafıklığı lider şeytanlığı temsil ediyor, kitleyi olduğu gibi çekiyor.

Mesela Samiri de nitelikli bir münafık koskoca kitleyi kontrol altına alıyor. “Ya” diyor “biz modern insanlarız, çok aydın insanız, Mısır kültürünü biliyoruz, dünya kültürünü biliyoruz, felsefeyi biliyoruz, onların dinlerini biliyoruz, döküm sanatını biliyoruz, taş işçiliğini biliyoruz her şeyi biliyoruz, simyanın sırlarını biliyoruz dolayısıyla ben sizin liderinizim” diyor. “Sizi böyle aydın ve kaliteli hale getireceğim. Musa’nın olduğu toplumda tekdüze yemek yiyoruz, ibadetler oluyor, hayata kapalıyız” diyor. “Ama ben sizi” diyor “altından bir buzağıyla ödüllendireceğim, eskisi gibi aynı Mısır caddelerinde olduğu gibi altın buzağıya yeniden tapacağız, yeniden o eğlenceli günler geri dönecek” diyor. “Musa (as) yanlışlık yaptı” diyor. “Kendi dinini unuttu” diyor. “Aslında o da bu dindeydi” diyor. Hakikaten çocukken o dinin içinde yani o sistem içinde yetişiyor Hz. Musa (as). Sonra Allah hidayet veriyor, bilgilendiriliyor yoksa çocukken bilmiyor. Firavun’un sarayında, zaten Mason mabedi yetiştiği yer, Mason mabedin içinde yetişiyor.

Samiri’nin özelliği Müslümanları acayip yorması ve meşgul etmesi. Mesela önce hırsızlığa teşvik ediyor bir kısmını, bir kısmına “evinizdeki altınları alın” diyor. Bir kısmı gidip çalışıp altın alıyor. Kendi münafıklarıyla bir çete kuruyor orada zaten bir altın hırsızlığı yapıyor ama orada Müslümanların kendi meşru kazandıkları altınları da onları da yanınıza alın diyor. Adamların meşru ihtiyaçlarını önemsemiyor fakat altın almalarını istiyor. Halbuki çölde altın hiçbir işlerine yaramaz, çölde kullanacakları bir şey değil. O yüklü altınlarla onları alıp götürttürüyor, onlara ocak yaptırıyor ateşli ocak mesela bak nasıl meşgul ediyor Müslümanları? Döküm yaptırıyor, döküm biliyorsunuz çok zor, bu sefer onun işçiliği yapılıyor tek tek, çekiçle altın düzeltiliyor, şekil veriliyor yüzlerce Müslüman bu konuda çalışıyor. Adamların servetleri de heba oluyor, vakitleri de heba oluyor sonunda altından buzağı heykeli yapıyor, her gün onlara iş çıkartıyor münafık. Sonra da onları dininden çeviriyor, ahlaksızlığa çekiyor, egoistliğe, bencilliğe çekiyor, Allah’ı unutturuyor. Bu sefer de lidere de aklını takıyor Hz. Musa (as)’a, “o” diyor “o da putperesti” diyor. “O da buzağıya tapıyordu unuttu ama” diyor. Unutkanlıkla itham ediyor yani “akli yönden de zayıf” diyor “hafızası bozuk” diyor. Sonra orada bir rezil güya modern bir sistem kuruyor kendince, eski Mısır’ı andıran bir sistem, oraları düzenlettiriyor falan kendine göre bir şey yapıyor, kendi o pis çıkarını oluşturuyor. Onlara da diyor ki, “ya” diyor “bak her gün siz man yiyorsunuz, bıldırcın yiyorsunuz böyle olmaz” diyor. “Ne yapmanız gerekir?” Diyor. “Eskiye dönelim” diyor. “Sarımsak yiyelim, soğan yiyelim, acur yiyelim, bakla yiyelim, birşey yapalım” diyor yani “hayatı değiştirelim” diyor. Adamların kafası iyice gidiyor, bu sefer Hz. Musa (as)’a dayatıyorlar bu konuları bak pisboğazlığını görüyor musun münafığın? Bak konuya bak onlar canının derdinde, İslam’ı yaymanın peşinde, o neyin peşinde, o da pisboğazının derdinde. Onun işte besleyici olduğunu düşünüyor güya soğanın ona uzun ömür sağlayacağını, sarımsağın uzun ömür sağlayacağını onlarda sırlar olduğuna inanıyor halbuki sarımsağın, soğanın hiçbir etkisi olmaz, zannedildiği gibi bir etkisi olmaz. En sonunda biliyorsunuz Hz. Musa (as) geri dönüyor iradeli ve kararlı olduğu için heykeli kırıp devirtiyor, onu manna haline getiriyor o çok şaşırtıcı yani bir buçuk, iki tonluk büyük altın heykel bunu nasıl sen man haline getiriyorsun? Beyaz toz, suda eriyen beyaz toz bu çok şaşırtıcı. Tamamını man haline getiriyor, bir kısmı denize attırıyor, bir kısmını kendi tabilerinin yiyeceklerine karıştırtıyor onu yiyorlar. Zaten kendi yüz yirmi yaşına kadar yaşadı. Bütün millet yüz on, yüz yirmi yaşına kadar yaşıyor herkes, Allah vesile ediyor manı, denizde de bir şeyler oluyor bıldırcın sürüleri geliyor, balık sürüleri geliyor man garip bir madde pek açıklaması yok bilinmiyor ne olduğu. Şişede, camda da muhafaza edilemiyor ancak sulu bir ortamda oluyor, şişeye konduğunda mutlaka bir şekilde şişeden dışarıya çıkıyor eğer susuzsa yürüyor adeta, mantar tıpası var onun aralarından falan çıkıyor dışarıya kaçıyor. Canlı gibi mesela ama suda olduğunda duruyor ayrılmıyor oradan, suya karşı bir isteği de olabilir. Sanki şuurlu gibi man. Özetle bu manyak münafığın özelliği topluluk içinde duramayan bir mahluk, baş belası, topluluğun içine geldi mi baş belası oluyor, onun için diyor artık “sen bana dokunmayın diyeceksin yalnız yaşayacaksın” diyor. Çünkü manyak, üç kişi görse musallat oluyor, beş kişi olsa musallat oluyor. Ya yalan söylüyor, ya üçkağıtçılık yapıyor, ya sahtekarlık yapıyor, ya onları yanlış bir yola çekmeye kalkıyor münafık öyle manyaktır, cemiyet mikrobudur iki kişi bulsa hemen yalan söylemeye başlar, üç kişi bulsun hemen Allah’a, dine muhalif bir ruh haline geçer, onları kafalamaya kalkar, onları kullanmaya kalkar, çıkar sağlamaya kalkar. Tabii bunlar yemek yiyip de böyle tonlarla soğan, sarımsak yediğinden değil pislik olsun burada amaç. Burada pisboğazlık derken karmaşa çıkartmak, Müslümanlara iş çıkartmak yoksa bunlar tıka basa yiyen adamlar anlamında değil. Mesela belki iki tane soğan yiyor ama baş belası sırf pislik yapmak için bunu yapıyor. Mesela bakla, bir avuç bakla yiyor ama onun için orayı terk ediyor o kadar karaktersiz, kendi peygamberini bırakıp gidiyor, Firavun’un yanına gidiyor bir avuç bakla için. Bir kaç demet soğan için kendi davasını bırakıyor. Böyle alçak bunlar yani. Münafığın özelliğidir. Pisboğaz derken bu tarz pisboğazdır. Detayla Müslümanları hırpalamak ve yormak ister münafık. Mesela üç parça maydanoz için yüz kilometre yol alır münafık. Pislik olsun, orada amaç Müslümanı meşgul etmektir, kargaşa çıkarmaktır; yani onun ona vereceği bir zevk veyahut bir güç yoktur. Kargaşa için. Mesela altın heykelle onun bir alıp veremediği yok, kendi de inanmaz zaten onun bir gücü olduğuna; pislik olsun, Müslümanları yorsun, kargaşa çıksın, Müslümanların vaktini alsın, Peygamber (sav)'i huzursuz etsin, Müslümanları huzursuz etsin, dinden imandan bahsedilmesin yani ahlaksızlık olsun. Onun için münafığın sessizliği de bir beladır, konuşması da bir beladır. Çok dikkatli olmak lazım.

Eski Mısır'da yeni mahsulün alındığı günlerde soğan ve sarımsak festivalleri düzenleniyor. Kafaya bak. Her yer soğan sarımsak kokuyor. Tonlarca soğan sarımsak yeniyor. Hatta yatmadan önce yastıklarının altına soğan ve sarımsak koyuyorlar. Ortalığın ne hale geldiğini düşünün. Hem bir yandan yiyor hem üstünde sarımsak var hem kafaya sarıyor. Ve sürekli kokluyorlar sarımsağı sonra. Adamlarda zevk iptal olmuş yani.

"Musa" diyor, "yaptıkları buzağıyı alıp yaktı, toz haline gelinceye dek ezdi." Çok manidar. "Sonra suya serperek İsraillilere içirdi." Meydana gelen manı da İsraillilere içiriyor. Ondan sonra akıl almaz kuvvet buluyorlar. "Yaptığınız günahlı nesneyi, o buzağıya benzer dökme putu alıp yaktım." Münafık ne kasıtla yapıyor, peygamber nasıl hayra çeviriyor, görüyor musun? Münafığın yaptığı bir pisliği peygamberler hep hayra çevirir, onun yaptığı zulmü hep hayra çevirirler. Münafık bir oyun oynar, o müminlere hayır şeklinde döner. Mesela müminleri zengin yapar münafık. Münafığın etkisidir bu. Münafık Müslümanları güçlü yapar, uyanık olmalarına sebep olur, birçok nimete kavuşmalarına sebep olur. Onun yaptığı pislik, alçaklık, kahpelik kastıyladır; peygamberler ve imamlar da onu tam tersine çevirirler. 

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Münafıklar deccalleri hiç müminlerin dikkatini veremeyeceği şekilde tespit ederler, mümin de onu değerlendirir diye anlatmıştınız. 

ADNAN OKTAR: Bir daha. 

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Münafıklar deccalleri, deccallerin önderlerini mutlaka gider bulur  tespit eder diye anlatmıştınız. 

ADNAN OKTAR: Münafık av köpeği gibidir. Sen şimdi mesela avı bulamaz normalde Müslüman ama münafık gider bulur. Onu yani münafığı takip ettiğinde bütün küfrü, bütün delaleti, münafıkları yakalamak mümkün olur. Münafığın gittiği yolun arkasını takip ederse Müslüman, onun izlerini takip ederse, girip çıktığı yerlere bakarsa bütün münafık teşkilatını teslim alabilir Allah'ın dilemesiyle ilimle irfanla. Yani münafığın çok iyi takip edilmesi gerekir. Her konuşmasında bir melanet vardır münafığın, her konuşmasına çok dikkat etmek lazım. En iyi zannettiğin dönemde en adice ve alçakça hareketi yapabilir. En dostane zannettiğin dönemde mesela en sevgi dolu, en yakın zannettiğin anda en kalleşçe hareketi yapabilir. Yani münafığın saldırı anları o anlardır. Çok dikkat etmek lazım. Müslümanın teyakkuzda olduğu bir dönemde münafık saldırmaz. En dostane, en iyi olduğunu zannettiği dönemde saldırır yani en iyi etkilediğini zannettiği anda. Casus filmlerinde falan da var ya; mesela kadın adamın yanına geliyor, adama çok iyi davranıyor, ona içki falan sunuyor ve sarılıyor gibi yapıyor, birden onu bıçakla öldürüyor veya silahla öldürüyor. Münafıklarda sistem budur. En iyi davrandığını zannettiğin an en alçakça hareketi yapacağı andır. Buna çok dikkat etmek lazım. Münafığa sevgi gösterisi yapıldığında, o Müslümanlara sevgi gösterisi yaptığında hemen akabinde bir ahlaksızlık pislik yapacak demektir. O onun kolladığı bir andır, o onu zaten düşünür önceden, planlar ve ona göre hareket eder.

"Yaptığınız günahlı nesneyi, o buzağıya benzer dökme putu alıp yaktım. Parçalayıp ince toz haline getirinceye dek ezdim. Sonra tozu dağdan akan dereye attım." diyor. "Dağdan akan dereye" O dere de işte ovaya geliyor. Bu sefer yerden tatlı nesneler çıkmaya başlıyor. Garip bir şey. İçki sunuyor derken mesela portakal suyu veyahut bir meyve yahut bir yiyecek sunuyor, filmlerde falan görüyorsunuz; o anda saldırıya geçer. Yani en iyi zannettiğin, mesela küfrün de saldırı anı insanların en çok gevşediği, en teyakkuzunun kırıldığı anlardır. Münafık da buna çok dikkat eder. Yani bir şey isteyeceği vakit, bir pislik yapacağı vakit, bir oyun oynayacağı vakit zamanı çok iyi kollar. Böyle şeytani planı o çok önceden yapar, ona göre eylemini yapar. Ne konuşacağını, ne yapacağını çok günler öncesinden hazırlar münafık. Mümin öyle değildir. Mümin Allah'a güvenir. Rahat, samimidir.

Mesela münafıkların; Nahl Suresi 35'te diyorlar ki şeytandan Allah'a sığınırım “Şirk koşmakta olanlar dediler ki: "Eğer Allah dileseydi, O'nun dışında hiç bir şeye kulluk etmezdik...” (Nahl Suresi, 35) O yarattı bizi böyle diyorlar. Biz münafık olacak insan değildik, Allah bizi münafık yaptı diyor. Yani her yerde ahlaksızlık, her yerde pislik münafığın özelliğidir. Allah'a da iftira atar. Tabii Allah yaratıyor ama sen istiyorsun. Mesela yine diyorlar ki Zuhruf Suresi, 20'de; “Dediler ki: "Eğer Rahman dilemiş olsaydı, biz onlara ibadet etmezdik."”(Zuhruf Suresi, 20) Ahirette de bunu söylüyorlar. Sonsuza kadar böyle bir alçaklık içindeler.

Münafıkta akıl hastalığı şeklinde bir takıntı vardır, takıntı hastalığı vardır. Bir şey istediği zaman onu elde edene kadar akla hayale gelmeyecek oyunlar, entrikalar yapar. Akla hayale gelmeyecek hikayeler anlatır. Mesela bu Samiri, kafayı taktı o put yapımına, altından put. İnanılmaz kepazelikler yapıyor. Aylar öncesinden hazırlığını yaptı. Müslümanların bir kısmını hırsızlığa itti. Bir kısmına altın aldırttırdı. İhtiyaçları olmadan adamlar, malını mülkünü sattılar, altın aldılar. Söylemedi onlara, "Biz altını sonra bozduracağız, kullanacağız." falan dedi. Halbuki amacı put yapmak sadece. Adamların başını belaya soktu. Adamlar bin bir fakirlik içerisinde, hiçbir şey almadan yanlarına gittiler. Üst baş dökülüyor, perişan ama ceplerinde de altınlar var. "Bizim gittiğimiz yerlerde kullanacağız" dedi, "bu altınları." Sonra da dedi ki; "Bu dağ başı, ova. Burada altın kullanacak bir şey yok. Ben en iyisi heykel yapayım size hemen." Şeytana bak, önceden ayarlamış bunu. Ne konuşacağını falan bilir münafık. Ve takıntı tarzında illa ki yapacak o ahlaksızlığı Hazreti Musa (as)'ya rağmen. Hazreti Musa (as) da aslında insancıl davranıyor. Mesela normalde şeriata göre, Tevrat şeriatına göre ve Kuran şeriatına göre bu fitneci; hükmü ağır. Çünkü fitne katilden beter diyor Allah. En yüksek fitneyi uygulamış oluyor. Ama buna rağmen Hazreti Musa (as) sadece ona sürgün cezası veriyor, "Bana kimse dokunmasın diyeceksin, yalnız yaşayacaksın." diyor.

Münafıkta muazzam bir kafalama; hırsız, dolandırıcı, sahtekar kafalaması vardır. Deli gibi yalan söyler ve yüzsüzdür münafık yalan söylerken. Haysiyetsiz oluğu için utanmaz. İnsanın gözünün içine baka baka, diri diri bakarak yalan söyler. Mesela Kuran'a bakıyor adam; elini yüzünü ekşitiyor, kaşlarını çatıyor, bir şeyler yapıyor; oyun yapıyor. Halbuki Kuran'ın hak olduğunu anlamış. Çünkü benzeri olmayan bir kitap, hemen anlaşılıyor Kuran'ın üstünlüğü. Ahenginden, üslubundan hemen harikulade bir kitap olduğu anlaşılıyor. Anladığı halde anlamazlıktan gelip "Bu insan yazması bir kitap." diyor etrafındakilere. Bir de onlara karşı yalakalık yapmak istiyor. Çünkü onlar diyorlar ki "Kuran'ın geçersiz olduğunu bize okuyup anlatsana." diyorlar. Halbuki okuyup; "Siz böyle diyorsunuz ama Kuran böyle değil. Bu, hak kitap olduğu açık." demesi gerekirken alçaklık yapıyor, tam onların dediği gibi diyor onlara yalakalık yapmak için.

Münafık yalanı şeytanın ilkasıyla, şeytanın etkisiyle söylediği için şeytani bir transa geçer. Onun için yüzünde en ufak bir kıpırtı olmaz. Dikkat edin münafık olduğundan şüphelendiğiniz kişiye, yüzünde gözünde o yalanı söylemeden kaynaklanan herhangi bir kasılma, heyecan, tedirginlik ifadesi olmaz. Sabittir suratı. Son derece sakin yani. Çıldırtıcı bir sakinlikle yalan söyler. Hayret edersiniz münafığın bu özelliğine. O hayasızlığının, haysiyetsizliğinin, arsızlığının sebebi şeytanın tamamen kontrolüne girmesidir. O yüzden böyle bir gösteri yapar. Normal insan böyle bir yalan söylerken çok sarsılır, yapamaz. Ama münafık bu haysiyetsizlik gösterisini yaparken en ufak bir sarsıntı olmaz yüzünde. Hani derler ya "yüzüne teneke çakılmış" halk arasında derler değil mi, "yüzünde eşek oynamış" falan derler. Bu atasözüdür, bilinir münafık özelliği olarak. Son zamanlarda, Osmanlı döneminden bu yana; "yüzünde teneke çakılmış" derler. Ama Ortadoğu'da daha geride "yüzünde eşek oynamış" derler. Yüzünde akıl almaz bir arsız ifade ve son derece sakin böyle cibilliyetsiz bir surat ifadesi olur. Cibilliyetsiz demeyelim de yani karaktersiz. Felaket böyle akıcı yalan söyleme özelliği vardır münafığın. Oradan da çıkarabilirsiniz. Su gibi akar yalan ağzından.

Münafık Müslümanlar arasında büyüklenir. Ama lüfer karşı da çok alçak ve yalakadır. Hemen anlar küfür onun yalaka olduğunu. Böyle hırsız yancılığı vardır. Kendini yüceltmek ister ama onlar onun adi olduğunu hemen anlar. Onun için küfrün yanına pek gitmek istemez münafık. Kuran'da da görüyorsunuz; muhayyer kalıyor, tam karar veremiyor. Müslümanların yanına da gelmek istemiyor çıkarlarıyla çatıştığı için. Ama küfrün yanına da gitmiyor. Çünkü küfrün de bir yeteneği vardır, seçme yeteneği. Onun alçak olduğunu onlar da anlarlar. Onun için iki derede bir arada kalır münafık. Böyle uyuz köpek gibi, kuduz köpek gibi oradan oraya, oradan oraya sekerek kaçar.

Aşağılanmaya çok yatkındır münafık. Küfür onu anladığında akıl almaz aşağılar münafıkları. Münafıklar da boyun eğerler aşağılanmaya. Özellikleri odur.

Şimdi kısa bir ara verelim, sonra devam edeceğiz.

VTR: Münafık Küfrün Her Şeyine Çok Özenir

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Ne güzel ne mutlu bize.

“Sevgi birliğiyle şahlanalım” diyelim. Bir etiket yapalım.

Bak İsa Mesih’e diyor ki Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Tevrat’ı ve İncil’i sana öğrettim” diyor. “İznimle çamurdan kuş biçiminde bir şeyi oluşturdun. Yine iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oldu” diyor. Aynı insanın yaratılışını işte Allah tarif ediyor. Bunlar sonradan değiştiriyorlar ya. “O çamurlu su kastedilen, batak su. Milyonlarca sene geçti onu kastediyor Allah” diyor. Onu diyememeleri için o oyunu Allah bozuyor. Diyor ki İsa Mesih’e. Bir tane olay anlatıyor. Karşılaştığı olay. Allah’ın Resulü İsa Mesih dere kenarına geliyor balçık. Allah diyor ki, “al o balçığı kuş biçiminde bir şey yap” diyor. Alıyor iki eliyle kuş biçiminde bir şey yapıyor. İsa Mesih sanatçıdır zaten onu da Allah gösteriyor. Hem duvarcı ustasıdır. O bilinir. Duvarcı ustası olduğu biliniyor. Taş ustasıdır. Aynı zaman da sanatçı. Çok güzel bir kuş heykeli yapıyor balçıktan. Üflüyor o kadar. Kuşu oraya bırakıyor. Allah’ın ruhu geçiyor üstüne. İsa Mesih vesilesiyle. Üfürdüğünde Allah’ın ruhu geçiyor. Üç-beş adım geriye çekiliyor. Pır kuş uçup gidiyor. Ne oldu o kuş? Soyu şu ana kadar devam ediyor. Hani evrimle oluyordu kuş? Hani insan çamurun içerisinde milyonlarca yıl kalmıştı? Bunu ortadan kaldırmak için, bunların bu oyununu bozmak için Allah o kıssayı anlatıyor. O anda olan olayı anlatıyor. Çamurdan kuş küçük bir porselen görünümünde. Ama tabii çamurdan ne kadar olur, balçıktan öyle. Fırınlansa olur. Ama Allah’ın tarif ettiğinde “pişmiş çamurdan” diyor. Fırınlanmış, porselen olmuş. “Bir heykel yaptım iki elimle yaptım” diyor Allah. Mükemmel porselen bir insan heykeli. Tıpkısının aynısı. Allah “gel” diyor inip geliyor. “Emret Ya Rabbi” diyor. Bu kadar. Yaratılış bu şekildedir. Allah “Ruhumdan üfledim” diyor. Orada İsa Mesih vesilesiyle ruhundan üflüyor. Bir kere üflüyor Allah’ın ruhu geçiyor o kadar. Konu bu. Hiç kıvırmasınlar olayları. Diğer meseleler için diyorum. İnsanın yaratılışının aynısını Allah işte gösteriyor. Bak iki eliyle yapıyor İsa Mesih’te. Cenab-ı Allah da  “İki elimle yaptım” diyor. İnsan biçiminde tecelli ediyor “iki elimle yaptım” diyor. Mükemmel bir heykel insan heykeli çamurdan, balçıktan. “Ve pişmiş” diyor.  Adam onu hiç dinlemiyor. Pişmiş balçıktan. Porselen yani, porselen heykel. Duruyor böyle bakıyor Cenab-ı Allah’a, tecellisine. Allah “gel” diyor geliyor o kadar. “Bu ne?” diyor Allah. Bilmiyor. “Bu kapı” diyor. “Bu pencere, bu ayakkabı” tek tek hepsini öğretiyor Allah. Bütün eşyanın isimlerini öğretiyor. İlk dil o zaman oluşuyor işte. Konuşamıyor o, bilmiyor. “Kapı” diyor kapı, kapı tekrar ediyor. Bu pencere, bu şu o kadar. Sonra da eşini yaratıyor Allah. Çocukları oluyor. Çocukları o zaman haram değil. Kız kardeşle erkek kardeşi Cenab-ı Allah evlenmelerine müsaade ediyor. “Uu ensest” diyor. Kardeşim ensesti sana din öğretti. İslam’dan öğrendin. Aklını başına al. Şarabın haramlığını İslam’dan öğrendin bilmiyordun. Sanki ensest dünya yaratılmadan öncede varmış gibi. Öyle bir şey yok. O yasağı koyan Allah. Kaldıran da Allah. O anda yasak değildi. Sonra yasağı koydu Allah.

“Allah şöyle diyecek” diyor Maide Suresi, 110 şeytandan Allah'a sığınırım. “Ey Meryem oğlu İsa…” özellikle Allah “Meryem’den doğma” diyor Allah. İnsan olduğunu vurgulamak için. “Meryem oğlu İsa” hep öyle hitabı. “…sana ve annene olan nimetimi hatırla…” Hatırla, insanlar da nimeti sürekli hatırlaması lazım.  “…Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim…” herkes Ruhu’l-Kudüs’le desteklenmez.  Peygamberimiz (sav) Ruhu’l-Kudüs’le desteklendi. Hazreti Musa (as). İmam Mehdi (as) da Ruhu’l-Kudüs’le destekleniyor.  Önüne gelen Ruhu’l-Kudüs’le desteklenmez. Nadirdir Ruhu’l-Kudüs’le desteklenen. Bambaşka bir insan olur onlar. Bir de İsa Mesih Ruhu’l-Kudüs’le destekleniyor. “…beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun.” diyor.  Beşikteyken konuşması. “Mehdi’deyken konuşuyordun” diyor. Onda bir sır var. “Mehdi’deyken konuşuyordun” diyor. Tekrar tekrar söylüyor Allah. “Mehdi’deyken” diyor. Özellikle o kelimeyle söylemiş Allah. “Mehdi’deyken” halbuki başka türlü birçok şekilde söylenebilir. Ama özellikle öyle söylemiş.

Şeytandan Allah’a sığınırım “Ruhil kudusi tukellimun nase fil mehdi ve kehla(kehlen)” yani olgun olduğunda da yaşı ileri olduğunda elli-atmış yaşlarında da ve Mehdi’deyken de konuşacaksın diyor. Tamam, beşikteyken anlamına geliyor. Ama Mehdi kelimesini niye seçti Allah? Mehdi’deyken niye diyor? O kadar çok ki, yirmi-otuz kelime var Arapça’da. “Küçük çocukken” der. Yine öyle çocuk kundağı anlamında yirmi otuz kelime var Arapça’da. Niye Mehdi kelimesi seçilmiş? Ve alenen Mehdi. “Mehdi’deyken de konuşuyordun.” Yani Mehdi’yleyken de konuşuyordun. Yani Mehdi ile beraberken de konuşuyordun. “Kehlen” olgun olduğunda da konuşuyordun. İleri yaşlarda da konuşuyordun. Şimdi biz bunu nasıl anlayalım? Alenen Mehdi kelimesi geçiyor. Net olarak. Tam bildiğimiz Mehdi anlamında geçiyor. Bak Mehdi (as) ile beraberken diyor Arapça. Mehdi ile beraberken de konuşuyordun. Yaşlıyken de konuşuyordun “Kehlen” nasıl anlayalım?

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bursa’dan kardeşlerimiz 23 Kasım’da ev sohbetinde biraraya gelerek Münafığın Derin Karanlığı kitabınızdan bölümler okumuşlar. Kardeşlerimiz 23 Kasım ve 4 Aralık’ta Düzce Akçakoca’da kitap dağıtımı yapıp sohbet etmişler. İzmir’de 21 ve 27 Kasım tarihleri arasında Karşıyaka, Göztepe Sahili, Bornova, Yeşilyurt, Evka1 ve 4, Seferihisar, Gaziemir, Buca, Doğanlar ve Güzelyalı’da 715 adet eseriniz ve 3900 adet broşür dağıtımı yapmışlar. Kayseri’den kardeşlerimiz 4 Aralık Pazar günü biraraya gelip canlı yayınınızı seyretmişler. Ardından Tavlusun Mahallesi’nde halkımıza eserlerinizden 170 adet hediye etmişler. Kayseri’den başka kardeşlerimiz 6 Aralık’ta polislerimize ve Kayseri halkına 100 adet kitabınızı ve 250 adet broşür dağıtmışlar. Farklı tarihlerde Almanya’nın Bergheim, Köln ve Fürth şehirlerinde PKK tehlikesi ve Darwinizm’in çöküşü broşürleri dağıtılmış. 28 Kasım ve 2 Aralık tarihlerinde Adapazarlı kardeşlerimiz biraraya gelip kitabınızdan bölümler okuyup sohbet etmişler. Ayrıca 3200 adet de broşür dağıtmışlar. Osmaniye’den kardeşlerimiz Adana’nın Ceyhan ilçesinde eserlerinizden 200 adet dağıtmışlar. İstanbul’dan kardeşlerimiz 18 Kasım’da evde biraraya gelerek Kuran’dan ve makalelerinizden bölümler okumuşlar. Gebze’den kardeşlerimiz 27 Kasım’da Mutlukent bölgesinde 800 adet broşür dağıtmışlar. Evde sohbet için toplandıklarında da Münafığın Derin Karanlığı kitabınızdan okumuşlar. 4 Aralık’ta Adapazarı merkez civarında çok sayıda A9 TV broşürü dağıtılmış. İnegöllü kardeşlerimiz 11 Kasım’da buluşup imtihanın sırrı kitabınızdan topluca okumuşlar. Berlin’de Almanca olarak PKK’nın Kürtlerin temsilcisi olmadığına dair ve Darwinizm’in geçersizliğine dair 1720 adet broşür ve 80 adet kitabınız dağıtılmış. Bursa’dan kardeşlerimiz 1500 adet A9 ve PKK’ya Çözüm broşürlerinden dağıtmış. Ardından evde sohbet etmişler. Ayrıca Bursa’da birçok okulda fosil sergisi düzenlemişler. Öğrencilerin çok yoğun ilgisi olmuş. 22 Aralık ve 8 Aralık tarihleri arasında Ankara’nın Bahçelievler, Kent Park Mustafa Kemal, Çayyolu, Keçiören Çaldıran, Eskişehir yolu Konut Kent, İncirli ve Ümitköy mahallerinde de toplam 300 adet Harun Yahya eseri ve 450 adet A9 broşürünün dağıtımı olmuş.

ADNAN OKTAR: O kitabın ulaştığı her yer deccaliyete kapıyı kapayan yerler. Deccal oralarda mıh gibi kalır. Adım atamaz yani. Bir de her zaman söylüyorum kitaba ulaşmak bizim halkımız için kolay değil. Bir kitap muazzam bir olaydır onlar için. Bütün ev halkı okur bir daha okur. Kalbi ferahlar bir daha okur. Bir de hiç hurafe yok. Gayet akılcı doğru, Kuran’a dayalı tek kelime hata yok Allah’ın izniyle.

Sungur Ağabey ve diğer ağabeylerin ölümünü ben şüpheli görüyorum. Polis bu konuyu araştırsın. Savcılık bu konuyu araştırsın. Kasten öldürülmüş olabilirler. Bana hiç normal gelmiyor. Abdullah Yeğin Ağabey bayağı sıhhatliydi hiçbir şeyi yoktu. Yürüyordu adam. Fotoğrafı var istediği gibi yatıyor kalkıyor. Uyduruk bir yer vermişler ona. Bizim de yanaşmamıza müsaade etmediler. Profesör getirdik. “Profesörü içeri getirirseniz polis size müdahale eder” dediler. Hakikaten polis çağırdılar. Profesörle polisler karşı karşıya geldi. Bir anormallik var bunun tahkik edilmesi lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Siz Dolar’ın Türk lirasına çevrilmesi konusunda asıl zenginlere sorumluluk düştüğünü, onların Dolar bozdurmasının ekonomiye çok büyük katkı yapacağını söylemiştiniz. Nitekim Gülen soruşturması nedeniyle kayyum atanan İpek Holding, kasasında iki yüz elli milyon dolar tutuyormuş. Bu rakam Türk lirasına çevrildiğinde tek başına Dolar’ın değerini düşürebilecek bir rakam. Ancak İpek Holding’e atanan kayyum heyeti bir kişi hariç Dolar’ların Türk lirasına çevrilmesine karşı çıkıyormuş.

ADNAN OKTAR: Onda bir acayiplik var. Kayyumları değiştirsinler. Bir acayiplik var. Hiçbir şakası yok bu işin. Hükümet muktedir olsun. Ne istiyorsa yapalım. Olur mu öyle şey? Ne kadar mantıksız. Nasıl kayyummuş bunlar. Bir de tanıyalım biz bunları. Konuşuruz ikna ederiz.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanımız bu konuda yeni bir açıklama yaptı bugün. “Halkımın attığı adımları takdirle karşılıyorum. Teşekkür ediyorum ama yeterli değil. Milletim daha da yüklenmeli diye düşünüyorum.”

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam kanun çıkart bitir şu işi kökten halledelim. Dolar’ın kullanılmasını yasakla. 2002’de yapmıştık hatırladığım kadarıyla. Yasaklayalım başımız belaya girecek yani.

TÜRKSAT da ödemeleri Dolar üzerinden alıyor. Bir kere o da şu işten vazgeçsin. Bir de Tayyip Hocam yasaklasın Dolar’ı ya bu kadar basit. Yapmadığımız iş değil 2002’de yapmıştık. Bir daha yasaklasın. Vardı bende Dolar biraz hemen bozdurdum ilk gün. Cüzdanda öyle para taşımam ben bundan sonra bu iş bitti. Dolar diye bir konu yok. Hiç kimse Dolar kullanmasın Euro kullanmasın. Ne zorumuz ya? Rusya’yla ticaret ediyorsak Rus parasını kullanırız. Rus ve Türk parası. Çin’le Yuan Türk lirası o kadar. İran’da Tümen mi İran? Dinar mı? Tümen mi? Bir şey evet. Hepsine kendi milli paraları. Dolar işinden vazgeçelim yani milletin sırtından geçinmeyi bırakacaklar. Garibanların sırtından. Bütün Asya’nın garibanların sırtından geçiniyor adamlar bulmuş yolunu. Bu yolun tamamının patlatılması lazım ilimle irfanla kanunla, hukukla. Yasaklasın Tayyip Hocam. Bir de o nasıl bir kayyum heyetiymiş? O Dolar’ı bir kere hemen bozdursunlar. Türk parasının dışında para hiç olmasın. Tedavülden kalksın Dolar. Kardeşim mantığı yok ne alaka, niye kullanalım? Allah Allah. Biz Kore parasını kullanıyor muyuz? Değil mi? Japon parasını kullanıyor muyuz? Niye Dolar’a bağlı olalım, ne zorumuz var kim çıkardı bu adeti? Kabul etmiyoruz.

Kısa bir ara verelim, devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Münafık Görülmediğini Düşündüğü Yerde Abdest Almaz ve Namaz Kılmaz.



2016-12-10 22:45:29
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top