Sohbetler (14 Aralık 2016; 18:00)

BEYZA BAYRAKTAR: Adnan Oktar'la Sohbetler'e başlıyoruz. Hoş geldiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Zulmü yapan İran'daki tertemiz Müslüman halk değil, orada bir avuç İngiliz ajanı. Şiilik adı altında İngilizlerin ayarladığı münafıklar. Ne alakası var onların? İran halkı tertemiz insan. Biz zulmü yapana karşıyız. İran'a karşı değiliz. Bizim İran'la bir alıp veremediğimiz yok. İran'ı biz dost biliyoruz. Tertemiz insanlar. Ne kadar mantıksız laf. Bir avuç İngiliz ajanının organize ettiği çakal topluluğu onlar. Onların Şiilikle alakası yok. Hepsi Allahsız Kitapsız, dinsiz imansız, Darwinist komünist adamlar. Şii Milis dedikleri, hepsi komünist. Yani komünist Stalinist adamlar, Şiilikle alakası yok onların. Şu an Suriye'de, Irak'ta Müslümanlara saldıran Şii milis denilen adamlar, komünist Allahsız Kitapsız adamlar. Büyük bir bölümü de homoseksüel, haysiyetsiz azılı katiller. İran devleti nefret ediyor bu adamlardan. Çakal bunlar. İran da onlardan şikayetçi, İran devleti de şikayetçi. İran Konsolosluğu önünde şu an eylem varmış. İran'la ne alakası var? İran'ın nefret ettiği adamlar, İngiliz derin devletinin organize ettiği çakallar bunlar. Süper ahlaksız adamlar. İngiltere'de bunlar yüz binlerce, İran'daki Şia'yı beğenmiyorlar bunlar. Ve muazzam Sünni düşmanı bunlar, alçak. Zaten Suriye ve Irak'taki bütün organizasyonu yapan tek güç var, o da İngiltere; İngiliz derin devleti yani.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bir ilan vardı Adnan Bey, bahsettiğiniz konuyla ilgili; "Halep İçin Ayaktayız: 13 Aralık (Bu Akşam) Saat 20:00'de İran Konsolosluğu’na Yürüyoruz" Müslüman Gençler adı altında. 

ADNAN OKTAR: Kardeşim, senin yapacağın şey Mehdi (as) için dua etmek, İsa Mesih (as) için dua etmek. Oraya yürümekle bir şey olmaz. İran'ın oradaki alçaklardan memnun olduğunu nereden duydun sen, İngiltere'deki o alçaklardan memnun olduğunu nereden duydun? Nefret ediyorlar, kaç defa Hamaney'in açıklamaları var. "Bunlar ajan" diyor adam, açıklıyor. Daha hala bunu anlamazdan gelmenin bir alemi yok.

BBC, İstanbul'da patlama alanını en net gören binayı kiralıyor. Binadan patlama naklen yayınlanıyor. Bir kaç dakika sonra da açıklama yapıyorlar İngiltere'ye, şehit olan insanların sayısını veriyorlar.

İran'ın içindeki bu alçaklar zaten PKK ile işbirliği yapan tipler. Bunlar dinsiz Stalinist adamlar. Şia diyor. PKK’lıların nüfus cüzdanına bakın; Hanefi, Sünni, Müslüman diye geçiyor. Geçerli mi onun Müslümanlığı? Dinsiz imansız adam.

Evet, dinliyorum. 

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Cihat sizi temsilen geçtiğimiz günlerde New York'taydı. Üç dinden temsilcilerin katıldığı Birleşmiş Milletler bünyesinde gerçekleşen toplantıda barış kültürünü yaymak için Nuhi ve İbrahimi değerlerin öğretilmesinden ve radikalizmle mücadele eğitiminin öneminden konuşuldu. Konferans katılımcılarının bir kısmı ile bir resim. Cihat, terörle ve radikalizmle mücadele için fikri mücadelenin önemini anlatırken görülüyor. Bu resimde Haham Yakov Kohen, Birleşmiş Milletler Nuhi Kanunlar Enstitüsü'nün kurucusu, Ruben Mata Hristiyan uluslararası konuşmacı ve yazar New York Musevi Cemaati'nden bir katılımcı Haham Josh Berman en sağdaki.

ADNAN OKTAR: Gayet güzel. 

BÜLENT SEZGİN: Yine konferans katılımcılarından Dina Berger. Belediye Başkanı Martin Oliner, kendisi Amerika'daki tanınmış dindar Siyonist liderlerden. Cihat ve Doktor Marv Berenblum, Amerika Ulusal Yönetici Hizmeti Kurulu Başkanı. Haham Josh Berman, kendisi New York Musevi Cemaati'nden. İmam Agha Jafri, Amerika Müslüman Kongresi Başkan Yardımcısı. Doktor Boris Pincus, Orta Asya Dinleri ile Müzakere Kuruluşu Başkanı. Doktor Lahoucine Khabid, Diplomasi için Atlas Merkezi Başkanı, elinde Karanlık Tehlike Bağnazlık kitabı ile görülüyor. Rahip Simpson Turner Simpson Turner Jr. Haham Yakov D. Cohen, Birleşmiş Milletler için Nuhi Yasalar Enstitüsü Kurucusu. Moskova Başhahamı Pinchas Goldschmidt, kendisi aynı zamanda Avrupa Hahamlar Konferansı Başkanı ve Rusya Yahudi Kongresi Temsilcisi. Yine Moskova Başhahamı Pinchas Goldschmidt sizin Tevrat'tan Hikmetler kitabınızı incelerken. Haham David-Seth Kirshner, Emanu-El Sinegogu Hahamı; New York Hahamlar Kurulu Başkanı ve New Jersey Hahamlar Kurulu Başkan Yardımcısı. Kendisi anlatımlarınızdan çok etkilendiği için sinegogunda konferans vermemiz için bizi davet etti.

ADNAN OKTAR: Gayet güzel. Aslında Hristiyanlara da İncil'den konferans verebiliriz, Musevi gençlere de Tevrat'tan konferans verebiliriz. Öyle teklif götürelim. Tabii bayağı imanlarını güçlendirecek şekilde, Allah'ı sevecekleri şekilde konferans verebiliriz.

Hamaney, 2013 yılında yaptığı bir konuşmada merkezi Londra'da bulunan Şii kanalları var, televizyon kanalları; halkı uyardı bu konuda. Hamaney bu kanallardan “Sünni-Şii çatışmasına daha fazla benzin taşıyan bir grup paralı asker” diye bahsetti. Bunlar alçak, İngiliz derin devleti tarafından satın alınmış kahpeler bunlar. Oturup bunlara tabi olup işte "Şia böyledir, İran halkı böyledir." demek çok büyük mantıksızlık olur. İngiliz derin devletinin kuklası olmuş zavallılar bunlar. Onların yancısı olan tipler. Mesela Ayetullah Sistani, Irak'taki Sünnilerin korunması gerektiğine dair yaptığı fetva nedeniyle İngiliz Şiileri onu kafir ilan ettiler. İngiliz derin devletinin uşağı bunlar, aşağılık adamlar. Irak Başbakanı İbadi, on yıl Londra'da Kraliçe’den maaş alan adam. On yıldan beri maaş alıyor ve hala İngiliz vatandaşı. Irak Başbakan Yardımcısı Salah El Mutlak da İngiliz vatandaşı. Irak Dışişleri Bakanı İbrahim Caferi, İngiliz vatandaşı. Irak Ticaret Bakanı Milas Abdülkerim Kesnezani İngiliz vatandaşı. Irak Eski Maliye Bakanı Başbakan Yardımcısı ve şimdilerde İbadi'nin danışmanı Kürt Asıllı Hoşyar Zebari İngiliz vatandaşı. Irak Başbakanı İbadi'nin diğer danışmanı Baha El Araji, İngiliz vatandaşı. Halen Irak kabinesinde yer alan otuz beş bakandan on sekizi İngiliz vatandaşı. Olay anlaşılmayacak gibi değil ki, bir oyun var.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey siz özellikle son iki yıldır sürekli olarak; "Milli Seferberlik ilan edilip PKK'nın hayat damarları kopartılsın, terörle mücadele tam bitene kadar Milli Seferberlik ilan edilsin." diyordunuz. Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan,  teröre karşı Milli Seferberlik ilan ettiğini açıkladı. 

ADNAN OKTAR: Üç yıldan beri rica ediyorum hükümete, üç yıldan beri. Duamıza Allah icabet etti. Üç yıldan beri, üç yıldır söylüyorum; milli seferberlik, milli seferberlik, milli seferberlik. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanımız şöyle konuştu; "Vatana gözünü dikenlerin gözünü çıkarmak namus borcumuzdur. Bugüne kadar bizi birbirimize düşürmeyi başaramadılar. İnşaAllah hiçbir zaman başaramayacaklar. Buradan bütün vatandaşlarıma sesleniyorum; PKK'sıyla, DEAŞ'ıyla, FETÖ'süyle, DHKP-C'siyle ve tüm diğerleriyle; adı, söylemi, yöntemi ne olursa olsun tüm terör örgütlerine karşı milli bir seferberlik ilan ediyorum." dedi. 

ADNAN OKTAR: Yalnız bunun vasfını açıklaması lazım. Yanlış anlamasın da yani neyi kastediyor? Bu milli seferberlikte biz neler yapacağız? Bizden istedikleri nelerdir? Benim kastettiğim milli seferberliğin çapı çok geniş. Polise vatandaş yardımcı olacak. Polis yardımcısı diye bir kadro ihdas edilmesini istiyoruz. Geçici olarak iki-üç milyon gencimiz askere alınabilir. Madem tehlikeli bir dönemden geçiyoruz o zaman askeri silah dağıtılması da çok makul olur. Mesela üç milyon askere silah dağıtılmış olacak. Savunmamız açısından da bu çok güçlü bir şey. Kontrolü de rahatça mümkün, emir komuta zinciriyle kontrol edilebilecek.

Askerler çok aklı başında oluyorlar. Çok asil, güzel yetiştiriyorlar askerleri. Bayağı sade mesela hayatı da çok sade, bayağı asil bir insan. Bayağı makul. Ama askere alırsak gençleri mesela üç milyon askere silah verilse, ağır silah; bu titretir Avrupa'yı, dünyayı. Hiç kimse böyle pislik yapmaya yeltenemez. Altı ay da olabilir sekiz aylığına da olabilir. Severek gelir gençler.

"Terör örgütleriyle ilgili bilgi getirsinler" diyor konuşmasında. Ama bilgiyi getiriyor ama adamı alıp savcının huzuruna götürüyorlar. Bilgi getirenin gizlenmesi çok önemli. Adamın kısa sürede adı sanı her şeyi ortaya çıkıyor. Bilgi verenin üstüne gitmemek lazım. Bir de vatandaşın arama yetkisi falan olsun polis yardımcısı olarak. Adam bu bombayı ta Suriye'den getiriyor. Suriye girişinde bombanın yakalanması lazım. Dört yüz kilo bomba ta İstanbul'a kadar geliyor. İki bin kilometre falan yol alıyor. Yolda in cin hiç ona dokunmuyor, kimse dokunmuyor. Rahatça geliyor.

"Es-Seyyid Muhammed Mehdi Muntazır" Mehdi (as)'nin tam lakabı, tam ismi. Ebcedi 1956 yılını veriyor, Risale-i Nur'un serbest olduğu tarihi veriyor.

Bütün mesele, asıl önemli olan şey, bu patlayıcılar mesela RDX, TNT, PETN; bu patlayıcılar ancak devletler tarafından üretilebiliyor. Mutlaka envantere geçmesi gerekir bunların. Bunu tespit etsinler. İngiliz derin devleti gemilerle gönderiyor Güney Kıbrıs'a, Güney Kıbrıs'tan tevziat yapılıyor. Mavnalarla bomba tevziatı yapılıyor. TNT, dinamit tevziatı yapılıyor. Başlangıçta ta oradan durdursunlar olayı.

CHP; "Milli seferberlik terör örgütlerine karşı olmaz savaş halinde olur." Paşam, komutan da öyle dedi. Darbeye karşı hareket edemez dedi bu devletin gizli yapılanması, tabii kanunla. "Ancak dış devlet müdahalesiyle" Hocam, dedim bunlar zaten İngilizleri davet ettiler İngiliz işgaliyle beraber düşünüyorlar; "O zaman başka." dedi. Ama darbeye müdahale etmiyorlarmış. O da bir acayip. Ama bu tabii çok aptalca bir darbe oldu, çok akılsızca. Ayrıca darbelik ne var ortada? Hiç. 12 Eylül’de yine milletin bir kısmının aklı yatmıştı ama bu kadar zulüm yapacaklarını tahmin etmediler yani demokratik makul bir ortam olur falan diye düşündüler. Oho 17 yaşındaki çocuğun, 16 yaşındaki çocuğun yaşını büyütüp asmalar, milleti betonda yatırmalar yani o nasıl bir nefrettir, gençleri mahvettiler. Solcu da olsa sağcı da olsa bu kadar acı çektirmenin bir alemi yok, bu kadar zulüm yapmanın bir alemi yok.

Arda Gündüz arkadaşlarımızın namaz kılıp kılmadığını soruyor. Benim arkadaşlarım bakın dünyada, ben bütün Müslümanları tenzih ediyorum ama ben bu kadar namaza titiz bir topluluk görmedim. Bir kere insan yanlışlıkla namazını kaçırabilir değil mi? Asla ve kesinlikle olmuyor, asla. Hepsi birbirini telefonla uyarıyor efendim kuruyorlar işte namazın kılınmasına 15 dakika kaldı diye telefondan ses geliyor, namaz vakti girdiğinde ezan okunuyor yani teknoloji de çok iyi Allah’a çok şükür, titizlikle namazlarını kılıyorlar.

İsmail Gök “İslam aleminin acılarının bitmesinin tek yolu sizin dediğiniz gibi Hocam Müslümanların ittifakıdır, birilerini lanetlemek kınamak çözüm değil, çözüm Türk İslam Birliğidir” diyor. Doğru söylüyorsun.

Sahibüzzaman Muhammed Mehdi Muntazır kelimesinin ebcedi de 2018 tarihini veriyor. Herhalde iyi bir şeyler olacak.

BÜLENT SEZGİN: Suriyeli bir çocuğun konuşması vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. O amcayı göstersen, Irak’ta bağırıyor ya sokakta.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Selvi Naz, “Hocam bugüne kadar dediklerinize hep geldiler maşaAllah yakında bu konuda ne kadar haklı olduğunuzu tüm dünya görecek” diyor.

Özcan Bayram, “MaşaAllah, Hocam hurilerin pür dikkat seni dinliyor” diyor. E tabii müminler dikkatli, ayet var Allah ‘dikkat edin’ diyor. Mümin hanımlar da tabii huri gibidirler, huri güzelliğindedir. Allah’ın tecellisi olarak.

“Birlik sevgiyle olur” diyelim. Etiket yapalım.

Bu Halep normal bir tahliye olsun 1-2 gün beklesinler yani en az bir 48 saat versin Rusya, biz Putin’den yine rica edelim Türk hükümeti de devreye girsin 48 saat falan anca yeter. İşte eşyasını falan alsın bir çıksın adamlar herkes bir çıksın yani bu kadar bombalama meraklısı olmaya gerek yok çok ayıp bu, çok korkunç bir şey. Otobüse binip çıkmaya çalışıyorlar bombalıyorsun artık insaf yani, ne yapsın daha yani, olmaz böyle.

Ne diyelim? Halep’e bir etiket yapalım, İngilizce yapalım değil mi? ‘Halep’te acil ateşkes’ diyelim.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sky News kanalına konuşan Yemen Başbakanı Abdülaziz, Yemen halkını İngilizlerin bombaladığına ve savaş suçu işlediklerine dair bir açıklama yaptı Adnan Bey. İngiliz hükümeti insani krizden çok silah satışından kar elde etmekle ilgileniyor, ülkemizin bombalandığı silahlar İngiliz yapımı, İngilizler Suudi Arabistan’a parça tesirli bombalar sattılar, Suudiler de bu bombaları bize kullanıyorlar. İngilizler burada hamile kadın ve çocukları öldürüyorlar ve suç işliyorlar” dedi.

ADNAN OKTAR: İngiliz derin devletinin aşağılık karakterini bütün dünya anlamaya başladı. 200 yıl sonra ilk defa anlamaya başladılar. Bizim vesilemizle Allah dua olarak kabul etti, inşaAllah kabul etsin ve bu her yerde feveran şeklinde kendini gösteriyor. Bak Putin açıklama yaptı, Rusya’da bakan açıklama yaptı, bizim aydınlarımız her gün peş peşe açıklama yapıyorlar, yaklaşık 200 kişiyi buldu yani.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Fransa’da bir mülteci kampı dağıtıldı ancak dağıtılma işlemi tamamlandıktan sonra kamptaki her üç Suriyeli çocuktan birinin kayıp olduğu anlaşıldı, kampta toplam 1700 çocuk kalıyordu, şu anda 566’sı kayıp durumunda bulunuyor.

ADNAN OKTAR: Ne 500-600’ü, on binlerce çocuk kayıp. On binlerce çocuk kayıp.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Allah ayette “Bize yardım eden yok mu diyen kadınlar erkekler ve çocuklar adına neden mücadele etmiyorsunuz.” (Nisa Suresi 75) diyor. “Bir veli bir yardım eden yolla” diye.

ADNAN OKTAR: Bak “bir veli bir yardım eden yolla” diyorlar. “Bir Mehdi yolla” diyorlar bak ayette. Ve şu an bu tahakkuk ediyor.

İslam aleminin yönetiminde birçok yerde münafıklar görevdeler, İttihad-ı İslam o yüzden oluşamıyor yani normal Müslümanlar olmuş olsa İttihad-ı İslam çoktan oluşurdu, bitecekti. İngiliz derin devleti münafık Müslümanları organize ederek İslam aleminin başına bela etti. Büyük bir devrim ruhu olması gerekiyor, bu devrim ruhu da manevi bir devrim olması lazım, bu da ancak Mehdiyet’le olur. Yoksa durduk yere toplanın, adam 200 yıldan beri diyoruz Müslüman herkes diyor 200 yıldan beri, adam uyuşmuş ama Mehdiyet yepyeni bir heyecan, yepyeni bir ruh, yepyeni bir patlama meydana getirir, bu konuda tereddüt etmemek lazım.

Müslüman cemaatler böyle işte Sünni’yiz, hiç böyle münafıklığa ehemmiyet vermediler ve o yüzden de başları esaslı şekilde belaya girdi, İngiliz derin devleti rahatça her yere sızdı. Pakistan’da münafıkları tamamen kontrol altına aldı, devlet yapısı içerisinde muazzam bir kilitlenme meydana getirdi. Ürdün’de, Fas, Tunus, Cezayir’de, Türkiye’de de muazzam yapılanması var, görüyorsunuz adamları yani toplantı yapıyorlar bütün milletin gözünün içine baka baka yani. Bir kısmı münafık, bir kısmının kafa çalışmıyor, bir kısmı korkak.

Ali İmran Suresi, 120. Ayet “Size bir iyilik dokununca” münafıklar “tasalanırlar” diyor Allah yani ızdırap duyuyor içinde, çökme ve ızdırap. “…size bir kötülük isabet ettiğinde ise buna sevinirler.” Mesela Müslüman başı belaya giriyor yahut hastalanıyor buna sevinirler diyor. “Eğer siz sabreder ve sakınırsanız onların hileli düzenleri size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz Allah yapmakta olduklarını kuşatandır.”

Tevbe Suresi, 98 “Bedevilerden öyleleri vardır ki..” yani görgüsüz akılsız tipler “.. infak ettiğini bir cereme sayar.” Yani bir bela gibi görüyor Müslümanlara bir fayda sağladığında onu bir bela gibi görüyor. “Ve sizi felaketlerin sarmasını bekler.” Başına bela gelmesi Müslümanın herhangi bir şekilde rahatsız olması. “Kötü felaket onları sarsın” diyor Allah işte bu Cenab-ı Allah’ın demesi çok önemlidir yani bir insanın demesi gibi değil. “Kötü felaket onları sarsın” dediğinde Allah, muazzam bela gelir. “Allah işitendir bilendir.”

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey yabancı basında yayınlanan makaleleriniz vardı onlarla ilgili bilgi verecektim. Lübnan’ın 1952 yılında kurulmuş ve Ortadoğu’nun en büyük İngilizce gazetelerinden The Daily Star Gazetesi’nde “Trump, Amerika-Türkiye ilişkilerinde yeni bir sayfa açıyor “ başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Gezi Parkı olaylarıyla Amerika’da seçim sonrası meydana gelen protesto gösterileri arasındaki benzerliklerden bahsediyorsunuz ve Trump’ın bu protesto gösterileri arkasında profesyonellerin olduğunu vurgulamasındaki haklılığı ortaya çıktığını, George Soros’un sitesinin ülke çapında iki yüz sivil ayaklanmaya ön ayak olduğunu detaylarıyla anlatıyorsunuz. Dünyanın daha dost canlısı bir Amerika’ya ihtiyacı olduğunu vurguluyorsunuz. Trump’ın da bunu Amerikan rüyasını gerçekleştirerek Amerikalıların günümüzde büyük oranda yitirdikleri değerlerine yeniden sevgi dolu günlerine döndürmesiyle başarabileceğini anlatıyorsunuz. Türkiye ve Rusya’nın Trump’ı desteklemelerinin önemini ve bu ittifakın olumlu getirilerini yakın zaman içinde göreceklerini ifade ediyorsunuz. 

1952 yılında kurulmuş Çin Cumhuriyeti’nin İngilizce olarak en fazla okuyucu kitlesine sahip birinci gazetesi The China Post’ta, “Rusya, Suriye’de tarihi bir misyonun öncüsü olma fırsatını kaçırmamalı” başlıklı makaleniz yayınlandı.

ADNAN OKTAR: Bu haberi bir daha oku baştan.

BÜLENT SEZGİN: 1952 yılında kurulmuş Çin Cumhuriyeti’nin İngilizce olarak en fazla okuyucu kitlesine sahip birinci gazetesi.

ADNAN OKTAR: Komünist Çin’in. En büyük gazetesi. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Evet Hocam The Chine Post. “Rusya, Suriye’de tarihi bir misyonun öncüsü olma fırsatını kaçırmamalı” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Rusya, Türkiye ve İran arasında kurulacak ittifakın Suriye’deki mazlum halka sahip çıkarak onları felaketlerden kurtuluşa çıkarabileceğini bunun da bölgeyi hedef alan karanlık planlara en büyük darbeyi vuracağını anlatıyorsunuz.

Katar’ın ilk İngilizce günlü gazetesi Gulf Times’da ve internet sitesinde “Birleşmiş Milletler’de reform ihtiyacı başlıklı” makaleniz yayınlandı. Yazınızda Birleşmiş Milletler’in karar alıcılarının demokratikleşmeye adım atamamaları sadece kendilerini değil bütün dünyayı olumsuz etkilediğini vurguluyorsunuz. Dünyaya barış getirme adına ortaya çıkan Birleşmiş Milletler’in yapması gerekenin barışın şiddet ve savaşlardan daha fazla ses getirdiğine inanması ve bir birlik ruhu içinde yanlış fikirler ve yanlış inançlarla ilmi anlamda mücadele etmesi olduğunu anlatıyorsunuz.

Suudi Arabistan’ın önde gelen Arapça günlük gazetesi Mekke Newspaper’da Peygamberimiz (sav)’in üstün ahlakını, şevkini, sevgisini, çarpıcı güzelliğini, temizliğini, nezaketini, kitap ehline olan koruyucu tavrını anlattığınız “Peygamberimiz (sav)’in güzel ahlakı” başlıklı makaleniz yayınlandı inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Cenab-ı Allah’ın bu lütfu işte. Böyle bir imkan normalde çok zordur. Bir gazetede mesela Çin’in en büyük gazetesi komünist Çin’in. Rusya’nın en büyük gazetesi. İran’ın en büyük gazeteleri. Tahran Times onda baş yazı olarak çıkıyor. Bu mucize, mucize demeyeyim de harika. Ve en çok okunuyor. O da Allah’ın bir lütfu maşaAllah.

EBRU ALTAN: Birbirlerine çok zıt görüşlü yayın organları da sizin fikirlerinizi tamamen destekliyorlar hepsi.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan yine üstü kapalı şekilde İngiliz derin devletine dikkat çekti Adnan Bey. Şunları söyledi. “Üst akıl dediğim şey her gün yeni şeytanlıklarla karşımıza çıkıyor. Yaşadığımız dönem en ez İstiklal Harbi kadar önemlidir ve kritiktir. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından dönemin güçleri Türkiye’yi İç Anadolu’ya sıkıştırarak Sevr’de tasarladıkları bir avuç toprağa mahkum etmek istiyorlardı. Aynen bugün Halep’te olduğu gibi. Bugün de adı bir konulmamış bir Sevr tehdidiyle karşı karşıyayız. Gezi’de, emniyet yargı darbesinde ve darbe ihanetiyle sonuca ulaşmaya çalıştılar başaramadılar” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte Mehdiyet’in bereketiyle. Mehdiyet’i Allah vesile ediyor. Tayyip Hocam başına iş çıkartmak istemiyor herhalde şimdi İngiliz derin devleti dese adamlar heyula gibi üstüne çıkacaklar. Onlarla uğraşmak istemiyor kapalı tutuyor ama bunu devletin uygun, mesela belediye başkanları söyleyebilirler. Ankara Belediye Başkanı söylesin, İstanbul Belediye Başkanı ama çekinir İstanbul Belediye Başkanı. O pek söyleyemez de. Kim söyleyebilir? Yazarlar daha çok gündeme getirebilir. Bütün Türkiye’de muazzam gündem yaparlar, bir kere yazanlar bir daha yazsınlar. Tek kere yazdılar. Gerçi iki yüze yakın yazar yazdı ama bir kere olmaz, bir kereyle anlaşılacak bir şey değil. Mühim bir konu olduğuna göre defalarca üstünde durup defalarca yazmaları lazım.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanımız üst akla karşı herkesi birlik olmaya çağırdı Adnan Bey. Şöyle söylüyor.

ADNAN OKTAR: O çok önemli gayet güzel üst akla karşı. Bir oku bakayım.

BÜLENT SEZGİN: “Gün, çekişme günü, çatışma günü, husumet günü, eski defterleri karıştırma günü değildir. Eğer birliğimizi, beraberliğimizi güçlendirmez, bu saldırıların karşısında çelik gibi bir iradeyle tam bir kararlılıkla durmazsak hiçbirimiz yarınlarımıza güvenle bakamayız. Bu hepimize yapılmış bir saldırıdır. Artık savunmada kalma imkanına sahip değiliz. Bizim de misliyle cevap vermek hakkımızdır” dedi.

ADNAN OKTAR: Misliyle cevap işte Darwinizm’e bir darbe koysa hükümet. İngiliz derin devleti ta tavana kadar sıçrar. Ve şeyinin üstüne de oturur. Ve PKK da rezil kepaze olur. İngiliz derin devleti de rezil kepaze olur.

Günümüz İngilizcesinde modern Avrupa dillerinde sokratik aşk ya da Yunan aşkı sözü homoseksüel ilişki için kullanılıyor. Kimi zaman da genç erkeklere olan homoseksüel ilişki için kod adı olarak kullanılıyor. Bu ifadeyi ilk kullanan yani sokratik sevgi, sokratik seks ifadesini kullanan İngiliz yazar Lytton Strachey dönemin ünlü homoseksüellerinden ve sadomazoşizmin kurucularından. Kendisi gibi homoseksüel yazar ve şairlerle birlikte Bloomsbury grubu kuruyor. Kulüp üyeleri arasında ekonomist John Keynes, yazar E. M. Forster, ressam Duncan Grant gibi ünlü homoseksüeller var. Bu “sokratischen liebe” yani sokratik aşk Almancada homoseksüel ilişki için kullanılıyor. Bu tabiri Almanya’da ilk kullanan sanat tarihçi Johann Joachim Winckelmann.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Baksana vaziyete. Winckelmann homoseksüel Alman edebiyatının ilk isimlerinden birisi. Rönesans yazarlarından Ficino Avrupa’da ilk sokratik aşk ifadesini kullanan yazar. Ficino 1469 yılında Platon’un düşüncelerini yorumladığı kitabında sokratik aşk ifadesini ideal homoseksüel ilişkiyi tanımlamakta kullanıyor.  

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, “Halep’te acil ateşkes” etiketimiz beş numara.

ADNAN OKTAR: Çok iyi olmuş. Kardeşim bu çok rahat yapabilecekleri, bıraksınlar bir kırk sekiz saat. Ne kadar meraklılar bombalama yapmaya bir çıksın şu millet, insanlar. Ancak yeter kırk sekiz saat. Halep’in Mehdi (as) zamanında yerle bir olacağı hadislerde geçmesi mucize. Bak hiçbir hoca söylemiyor. Bu alenen mucize. Normalde söylemeleri lazım. Ama söylemiyorlar.

Mesela Eflatun diyor ki, Platon yani haşa “Kadın elden ele orta malı olarak gezmelidir.” Bak “kadın elden ele orta malı olarak gezmelidir.” Kendisi de homoseksüelliği savunuyor.

Aristo diyor ki “Kadın yaratılışta yarı kalmış bir erkektir.” Bunlarda bir de kadın zıtlığı da var. Hem homoseksüellik var.

“Canım Hocam en yakın kız arkadaşlarımdan biri inançsız. Ona sizin kitaplarınızdan hediye ettim. Birlikte okuduğumuzda sizin anlatımınızdan faydalanarak ona her konuyu anlatıyorum. Hatta birlikte sizin yayınlarınızı da izliyoruz. Yayınlarınızda özelikle Kuran okurken çok dikkatle dinliyor. Ben sizi zaten çok seviyorum. Arkadaşımın da açıkça sevdiği tek Müslüman sizsiniz. Size benzer bir Müslüman görmediğini söylüyor. Size sevgilerini iletiyor.” Ben de ona sevgilerimi saygılarımı iletiyorum. “Arkadaşım Başak Gülener. Benden de kucak dolusu sevgiler” diyor. Büşra Akgül.

Hatice Tekin Arslan, ya bu hanımların resimleriyle bize verseniz daha iyi olur. Eleştirilerde de iyi olur. Deniz Kara Kuzu, bu kadın mı erkek mi acaba? Onu da belirtin. Çünkü ben Deniz ismini bilemem. Kadınlar da kullanıyor değil mi Deniz?

Biz münafıklarla ilgili konu anlatınca zannediyorlar ki üç-beş tane münafık var hedefte. Yahut birkaç tane. Kardeşim milyonlarca münafık karakteri gösteren insan var. Ama Müslüman asıl bundan etkilenen. Ben bizzat kendime anlatıyorum okuduğumda anlattığımda. Okur müminler herkes etkilenir. Dolayısıyla Müslüman öyle bir karakterle karşılaştığında bütün gücüyle ondan kaçınıyor. Yoksa ne olur Müslümanın hali? Münafık karakterine karşı direnmesi Müslümanın çok önemli. Münafık zaten umursamaz hiç önemli görmez.

Bak diyor ki Ali Şahin, “Selam, alemin canlanma ruhuna ihtiyaç var, bu da ancak Mehdiyet’le olur” diyor. “Yoksa toplanıp uyuyup yemek yiyip yiyip dağılıyorlar” diyor. Doğru söylüyor. Esaslı bir büyük bir devrim olması gerekiyor Müslüman aleminde. Onun için de maneviyatı cidden büyük sarsacak kökten etkileyecek çok büyük bir olay olması lazım. Bu da ancak Mehdiyet’le olur. Bunun dışında Müslümanlar uyumaya devam eder. İçine kapalılığa devam eder. Bitkinliğe devam ederler. Bunun çözümü Mehdiyet’tir. 

Milletler çok büyük heyecanlarla büyük şahlanışlar yapabiliyorlar. Büyük bir heyecan olmadan İslam aleminde bir şahlanma olmaz, derin bir koma var görülüyor bu, bak Halep yerle bir olmuş adam ne diyor? “Hiçbir şey yok” diyor. “Gayet güzel gidiyor her şey” diyor ve “Müslümanlar saygın” diyor bir şey yok” diyor. Esaslı bir heyecan olmadığından uyumaya davet ediyor. Nitekim “Mehdi yok” toplantısı yaptılar, “Mehdi (as) gelmeyecek” toplantısı yaptılar hepsi uyuyor. Göstersene resimlerini.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bak görüyor musun? İşte genel bu uyuma ancak Mehdiyet’le ortadan kalkabilir bak koma halinde uyuyor adamlar, konuşmacıları da uyuyor hepsi uyuyor, adamların içi geçmiş, heyecanını kaybetmişler. Bu uyuyan insanları uyandırmanın yolu Mehdiyet’tir. Mehdi yok dersen, gelmeyecek dersen böyle oluyorlar işte, bu hale geliyorlar, bak perişan durumda adam.

EBRU ALTAN: Tarihte ilk defa konuşmacıların da uyuduğu bir konferans olmuş olabilir. Allah mucize meydana getirdi dediğiniz gibi.

ADNAN OKTAR: Bu yani o görülmüş şey değil. Sonra da birbirlerini dürtükleyip uyanıyorlar, sonra neşe içinde resim çektiriyorlar topluca. Herkes birbirini dürtüklüyor o onu dürtüklüyor, o onu dürtüklüyor uyananların bir hoplaması var böyle irkiliyor adam, “hı ne oldu?” Falan diyor. “Neredeyiz?” Falan diyorlar. “Çok tatlıydı toplantı ya” diyor. “Bayağı iyi oldu” diyor. Başından sonuna kadar uyumuş adam, “nasıl vaktin geçtiğini anlamadık” diyor. Uyursan anlamazsın tabii. Hangisine sorsak öyle diyor. “Vaktin nasıl geçtiğini anlamadım” diyor. “O kadar kısa sürdü ki” diyor. Gelmiş uyumuş, bir dürtüklemişler uyanmış.

Şimdi bir resim göstereceğim. Soldaki resim 2013’te Suriye’ye askeri müdahale karar vermek için toplanan İngiliz Milletvekilleri, savaş kararı almak için toplanıyorlar, kan dökmek için. Öbürü de Halep’e yardımı görüşmek için toplanan İngiliz Milletvekilleri bak öbür taraftaki, sağ taraftaki de “Halep’e yardım gitsin” diyecekler, karar alacaklar onun için toplanıyor, ibretlik bir görelim.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bak görüyor musun? Savaş kararı olunca çaka çaka dolmuşlar. Öbürü de yardım Halep’e yardım, bomboş.

Simay, “Allah aşkıyla sevdiğim, münafıklar yakışıklığına ve heybetine dayanamıyor.”

Sude, “Senin eserlerini okuyup da etkilenmeyen yoktur, hidayet vesilesi maşaAllah” diyor.  

Diyarbakırlı Kahraman, “Allah maddi, manevi gücünüzü arttırsın. Sizi en güzeline, en kalitelisine ulaştırsın.”  

Mazlum Karaca, “Adnan Hocam, merhabalar, hürmet eder ellerinizden öperim.” Estağfirullah, ben sizin ellerinizden öperim.

Kemal Yakup Polat, “Erzurum’da bir üniversiteye Hocamızın eserlerini taktim ettik.”

İhsan Kaçan, “Hurafelere değil Kuran’a uymaya, nefrete değil sevgiyi ve daha pek çok şey öğreniyoruz.”

Fethullah Gülen’le, Cübbeli’nin İran karşıtlığı aynı bak. Fethullah Gülen diyor ki; “Yedi dünya bir araya gelse İran’a gitmeyi hiç düşünmem.” Amerika’ya gidiyorsun, İran’a niye gitmiyorsun? Nur gibi Müslümanlar var, zoruna ne oldu? “Hiç yani ahirette cennete giden yol İran’ın içinden geçse ben sola dönerim.” Bak Allah’a da karşı da saygıya uygun değil. Allah’ın cennetini de saygıyla değerlendirmiyor. “Cennete gidecek yolda sola dönerim gitmem” diyor. “Allah’ın cennetini de istemem ben” diyor “eğer İran’dan geçiyorsa yol.” Bu nasıl bir öfke ve sevgisizlik? “’Kenarından bir yol var mı?’ Derim. Bu kadar antipatim vardır, benim o riyakar -haşa- heriflere” diyor. Nur gibi Müslüman onlar, çok ayıp yapıyorsun, günaha giriyorsun, efendi insanlar onlar, nur gibi Müslüman, Hz. Ali (as)’ı severler, Ehl-i Beyti severler, namazlarını kılar, orucunu tutar, zekatını verir. Allah aşığı o insanlar, nasıl bir konuşma bu? İran karşıtlığında bir acayiplik var, hükümet buna müdahale etsin. Adamların böyle konuşmasına müsaade etmesinler. İran, İran halkı nur gibidirler. Şiiler nur gibi Müslüman, tertemiz insanlar. Çok ayıp yapıyor Cübbeli. Fethullah Gülen çok ayıp yapıyor. Ahirette bunun hesabını veremez. La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah diyen insanlara böyle denmez. Bak “Yedi dünya bir araya gelse İran’a gitmeyi hiç düşünmem.” Ne kadar mantıksız, her yere gidiyorsun. “Hiç yani ahirette cennete giden yol İran’ın içinden geçse ben sola dönerim” diyor. Ne kadar ayıp, Müslümanlara karşı o tavra bak? Sana ne kötülüğü oldu bu insanların? Üstelik İran, orada Sünniler var, Şiiler var yaklaşık yirmi üç milyon falan Müslüman Sünni Türk var İran’da ve çok fazla sayıda milyonlarca Şii yine İranlı kardeşlerimiz var hepsi nur gibi Müslüman. Bağrına bas, nasıl bir konuşma bu? Küfürden insanlarla dost oluyorsun, herkesle dost oluyorsun diyorsun işte, hayır güzel bir şey bu mesela diyor ki; “Hristiyanlar, Museviler hepsi kardeştir, konuşurum” diyorsun. Bütün Hristiyan, Musevilerle muhabbetin var konuşuyorsun, bunlar da Müslüman işte Müslüman kardeşin niye onlarla konuşmuyorsun? Hayır herkesi övüyor, herkesi göklere çıkarıyor, İran’ın sana ne suçu var? Bir de İran ülke olarak gözden çıkartmış, ne kadar yanlış bir üslup.

EBRU ALTAN: Siz, Şii Müslümanların desteğiyle İngilizlere karşı en büyük zaferin kazanıldığını, Müslümanların birleşip o güçle çok büyük bir zafer kazandıklarını anlatmıştınız. 

ADNAN OKTAR: Tabii ya. Bu Kut’ül Amare zaferi o kardeşlerimizle, Şii kardeşlerimizle, Şii ulemanın desteğiyle kazandık. Göster.

BÜLENT SEZGİN: Necef’ten Kut’ül Amare’ye giden Şii ulama ekibi.

ADNAN OKTAR: Bak o zamanki aslanlar.

BÜLENT SEZGİN: Kazımiyye’den Kut’ül Amare’ye giden Şii ulema ekibi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bu insanlarla biz omuz omuza cihat etmişiz, bu insanlarla hep kardeşiz olmuşuz biz. Bunlar Hz. Ali (as) aşığı, Ehl-i Beyt aşığı, bu nasıl bir öfke? Ne suçu var bu insanın, ne günahı var, sana ne zararı oldu bu insanların? Bu öfkenin kaynağı ne?

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz üç numara Adnan Bey. “Halep’te Acil Ateşkes”          

ADNAN OKTAR: İyi, Allah razı olsun.

Bütün münafıklara, İngiliz derin devletine ithaf ediyoruz inşaAllah.

Yine çok yüksek izleme, ne oldu ben anlamadım bu son günlerde neden bu böyle olmuş olabilir?

EBRU ALTAN: Çok önemli konular anlatıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Mehmet Uzun, “Yıldızlar sayısınca seni çok seviyoruz” diyor.

“Fesadın dünyayı sardığı bu zamanda senin gibi bir kahraman gönderen Rabbim’e hamd olsun” diyor bir kardeşimiz.

“Kürtçe’den bir parça çalın. Kürt kardeşlerimiz de yoğun bir şekilde sizi izliyor. Bana diyorlar ki, Kürtçe şarkı da açsınlar” diyor. Göndersinler size Kürtçe parça dinleteyim.

Duygu, “Dünyada senin kadar İslam’a samimi hizmet eden birisini tanımadım.”

Asiye, “Canım Hocam, dünyada senin kadar nurlu, heybetli, yiğit, doğru sözlü insan görmedim.” Seviyorsun Allah sana güzel gösteriyor. “Seni Allah aşkıyla çok seviyorum.”

Mahmut Hodja. Bak görüyor musun? “Ne kadar yanlış konuşuyorsun İran konusunda. Bin yıllık düşman demen gerekirdi” diyor. Görüyor musun sevgisizliği? Bin yıllık dostumuzu, bin yıllık düşman, kalpleri hep düşmanlık, sevgisizlik, muhabbetsizlik Allah ıslah etsin.

Yobaz Savar, “Çok güzel anlattıklarınız” diyor. Ama isim çok komik.

Yavuz Yıldırım, “Hocamız’ın yazıları bütün yabancı ülkelerde yayınlanması çok güzel” diyor.

Tolga Çankaya, “Münafıktan kastınız kimlerdir?” İşte biz kendimize, herkese bütün Müslümanları irşat etmek için münafıklık konusunu üstümüze alırız. Anlatırken ey falan münafık demiyoruz biz, kendimiz üstümüze alarak anlatıyoruz zaten.

Emin Kılıç, “Allah’ın rahmetinin tecellisi kıymetli Hocam” diyor.

Erkan Altaş, “Dinimizi çok güzel anlatıyorsunuz” diyor. Erkan Altaş.

Kardeşim namazı kılın da tadili erken falan öyle bir şeylere kafanızı takmanıza gerek yok. Tadili erkan yani normal içinizden geldiği gibi samimi kılacaksın. Namazı zorlaştırtıyor şeytan size bu sefer namazdan tamamen vazgeçiyorsunuz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Oxford Üniversitesi, üniversite içindeki homoseksüel öğrencilere hitap ederken erkek için kullanılan ‘He’ ve kadın için kullanılan ‘She’ zamiri kullanılmasını yasakladı. Bunun yerine homoseksüel öğrenciler için hiçbir cinsiyet belirtmeyen ‘Ze’ diye bir zamir uydurdu.

ADNAN OKTAR: Hoppala.

BÜLENT SEZGİN: Bunun kullanımını zorunlu kıldı. Oxford yetkilileri bu uygulamaya açıklama olarak da şunları söyledi; “Homoseksüel öğrenciler kendilerinden bahsedilirken yanlış zamir kullanıldığında çok rencide oluyorlar ondan yaptık” dediler.

ADNAN OKTAR: Şımarma had safhaya gelmiş.

Musul’da mesela daha da ağır şartlar var. Musul’u kuşatan Şii ve PKK koalisyonun başında İngiliz Tümgeneral var bak Şii, Şii katiller, komünist Şiilerden, Stalinist Şiilerden oluşuyor ve PKK’lılardan oluşuyor, başında İngiliz Tümgeneral var, rezalete bak? Bu yüzden hiç konu olmuyor dikkat ederseniz, basından hiç duyuyor musunuz siz? Musul bin beter, Halep’ten bin beter. Bugün de yüzlerce ölü var, hiç bahsi geçmiyor İngiliz Tümgeneral olduğu için başında. İran şahlığı Farisilerde pek olmamış genellikle hep Türk hanedanlar tarafından yönetilmiş mesela Safavi hanedanı Azerbaycan Türk’ü, ardından Afşar ve Zend hanedanları geliyor. Bu aileler Horasan kökenli Türkler, bu iki aşiretten sonra Kajar hanedanı geliyor bu aile de Türk. İngilizler sonra kendi kafalarınca bir taktik yaparak Rıza Şah’ı getiriyorlar sırf Fars kökenli diye böyle bir şey yapıyorlar. Rıza Şah 1935’te ülkenin ismini eski çağlardaki ismi olan İran’a çeviriyorlar, o güne kadar tüm dünya Perissia olarak adlandırıyordu İran’ı, Perissia yani yeni İran diye o isim verildi. Hiç duymadınız değil mi Perissia?

Bakara Suresi 90, “Allah'ın kullarından, dilediğine Kendi fazlından (peygamberliği) indirmesini,” şeytandan Allah’a sığınırım. “Kıskanarak ve hakka başkaldırarak' Allah'ın indirdiklerini tanımamakla, nefislerini ne kötü şeye karşılık sattılar. Böylelikle gazab üstüne gazaba uğradılar. Kafirler için alçaltıcı bir azap vardır” diyor Allah. Peygamberimiz (sav)’e peygamberliğin gelmesi münafıkların acayip ağırına gidiyor, çok ızdırap duyuyorlar. Allah onlara bela vereceğini söylüyor. Ki nitekim de verdi belalarını.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Siz yıllardır PKK propagandası yapmanın suç olması, suç sayılması gerektiğini söylüyorsunuz Adnan Bey. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu yönde de bir açıklama yaptı. “Hiç kimsenin bu memleketin herhangi bir yerinde kirli amaçları için eylem ve propaganda yapma hakkı ve özgürlüğü yoktur” dedi. Ayrıca sizin asker ve polislere teröristlere karşılık vermede tam yetkili olmaları gerektiğine dair izahlarınızdan sonra da Cumhurbaşkanımız’dan bir açıklama geldi. “Güvenlik görevlilerimize sesleniyorum. Terör örgütünün faaliyetlerine karşı devlet arkanızdadır. Yetkilerinizi sonuna kadar kullanmaktan asla çekinmeyin. Şehitlerimizin tek bir damla kanı teröristlerinin tamamının canına karşılık gelmez. Güvenlik güçlerimiz ölürse şehit olur. Ama bize sağ ve sağlıklı lazım. Bu nedenle güvenlik güçlerinden teröristlere karşı kanunların izin verdiği en ağır en sert muameleyle mücadele etmelerini istiyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Demek istediğini daha netleştirsin Tayyip Hocam. Şimdi mesela bomba yüklü araba polis görüyor arabanın yanına gidiyor canlarım benim, şu yiğitliğe, kabadayılığa bak. Havaya uçacağı belli. Bomba yüklü olduğunu da görüyor onun yanına gidiyor. Bir kere böyle bir şey olmasın. Köpekle ve bilgisayar donanımlı kameralarla olması lazım. Özel alet mesela araba. Normal araba bu işi çok iyi yapabilecek bizim elemanlarımız mühendislerimiz var. Robot kollar çıkacak arabanın içinden, minibüsün içinden. Robot kollar biri pencereden girecek, biri arabanın öbür kasa kısmından girecek robot kollar içeriye bakacak. İçeride ne var? Bomba olduğunu anladığında o alet alarm verecek. Arabadakinin inmesini söyleyecek. Bir süre verecek tabii ki. Araba hareket etmeye kalkarsa devletin kendini savunma yetkisi var. O zaman o adamı orada işte ekarte edecek bir şey yapılması lazım. Mesela gazla da orada adam bayıltılabilir. Giren kameralar nasıl varsa aynı şekilde zehirli onu bayıltacak bir gaz verecek sistem de aynı şekilde arabanın içine konabilir. Ve adam diri diri yakalanır. Her şeyi de konuştururuz. Bombaya da el konur.

Bak Suriye’de yaşanan bunca acı Müslümanları birleştirmeye yetmiyor. Halep’te yaşanan, Irak’ta yaşanan bu felaketler, akıl almaz ızdıraplar toptan şehirler yok oluyor. Yine Müslümanlığı birleştirmeye yetmiyor. Afganistan yerle bir oldu, Libya yerle bir oldu, Filistin yerle bir oldu. Bu acılar hiçbir şekilde Müslümanlarda bir kıpırtı meydana getirmiyor. Ve birleşme azmini tetiklemiyor. Mehdiyet’in dışında bir yol olmadığını Allah gösteriyor. Bu bir mucizedir yani Mehdiyet’in dışında bir yol yok. Bunu bekletmenin bir sorumluluğu olduğunu da bilmeleri gerekir.

Resulullah (sav) diyor ki Sahih-i Müslim’de cilt 8 sayfa 500’de “Hiçbir belde yoktur ki” bak “hiçbir belde yoktur ki onu deccal orduları çiğnemeyecek olsun” “Dünyanın her yerinde her ülkeye deccalin orduları ayak basacak” diyor. “İngiliz derin devletinin elemanları oralara mutlaka girecek” diyor. Haritayı görelim. İngilizlerin dünyadaki işgal ettiği bölgeler. Bak bu mavi bölgelerin hepsi İngiliz işgali.

BÜLENT SEZGİN: Dünyanın yüzde doksanını işgal etmiş şu ana kadar sadece yirmi iki ülkeyi işgal etmemiş dünyada.

ADNAN OKTAR: İşgal etmediklerine de İngiliz derin devleti girmiş zaten. Girmediği hiçbir yer yok bütün dünyayı işgal etmiş.

BÜLENT SEZGİN: Şu an halihazırda mavi ile gözüken ülkeler Birleşik Krallık’a ait.

ADNAN OKTAR: Halen onların kontrolünde.

BÜLENT SEZGİN: Evet, yirmi iki ülke. Kanada, Güney Afrika, Avusturalya bunlara dahil.

ADNAN OKTAR: Deccalin fitnesi işte Darwinizm, Rumilik şeklinde oluyor. Homoseksüellik, münafıklık ve bunu terörle neticelendiriyorlar. Bir yerden insanların evlerine mutlaka giriyor deccal. İşte biz deccalin bu felsefelerini yerle bir ederek Darwinizm’i, Rumiliği, homoseksüel düşünceyi yerle bir ederek deccalin oyununu bozuyoruz.

“Fitnenin girmediği hiçbir ev kalmaz” diyor Peygamberimiz Resulullah (sav) “Mehdi devrinde”. “Ve dokunmadığı hiçbir Müslüman kalmaz. Bu durum soyumdan imam Mehdi çıkıncaya kadar devam eder” Nuaym Bin Hammad 75. Bölüm ve Muhyiddin Arabi Futuhat-ı Mekkiye’sinde var 2. Cilt 168.

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki” diyor “ahir zamanda o insanların yüzleri insan yüzü gibi kalpleri şeytan kalbidir. Kan dökücüdürler. Eğer sen onlara tabi olursan seni gözetirler, eğer onlara güvenirsen sana ihanet ederler. Onların gençleri ahlaksız ve arsız olur, idarecileri sapıktır” homoseksüel ve sapık oluyorlar. Tam açıklama görüyor musun? “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki” diyor “ahir zamanda onların yüzleri insan yüzü gibidir. Kalpleri şeytan kalbi gibidir. Kan dökücüdürler.” Yani anarşi terör. “Eğer sen onlara tabi olursan seni gözetirler.” Yani çıkar sağlarlar, imkan verirler, istedikleriyle tanıtırlar İngiliz derin devletine tabi olurlarsa. “Eğer onlara güvenirsen sana ihanet ederler.” Bu sefer de öldürüyorlar. Onlara tam tabi olanları da öldürüyorlar eninde sonunda. “Onların gençleri ahlaksız” yani homoseksüel, züppe, çakal, saldırgan, itlik yapan, kendini beğenmiş, ukala. İngiliz derin devletine işaret ediyor. “…ahlaksız ve arsız olur” diyor. Bak arsız utanma hissi yok. Yani yüzünde eşek oynamış. “idarecileri de sapıktır” diyor. 1400 yıl öncesinden Peygamber (sav) bildiriyor.

“Deccalin tabileri ona uyanlar çoktur. Kendisine birçok kimse iltihak eder, katılır.” (Et-Tebrizi, Veliyüddin Muhammed bin Abdillahi'l-Hatibi'l-Ömeri, Mişkatü'l-Mesabih, Dımeşk: 1382 baskısı/1962, 3. Cilt 38. Sayfa.)

Ebû Saîd el-Hudrî’nin rivayetinde Resulullah (sav) şöyle buyurdu; “Deccal çıkınca ona karşı müminlerden bir şahıs” yani Mehdi “yönelir. “Derken o mümin kimseyle birçok silahlılar deccalin merkezlerini gözetleme yapan silahlılara karşı çıkarlar.” Bak “birçok silahlılar” derin devlet elemanı hep silahlı oluyor İngiliz derin devletinin. “Ve deccalin merkezlerde gözetleme yapan silahlıları” birçok merkezi mesela Kıbrıs’ta gözetleme, İstanbul’da da biliyorsunuz burada birçok gözetleme yerleri vardı. “Gözetleme yapan silahlılara karşı çıkarlar ve kendisine ‘nereye gitmeyi kastediyorsun?’ diye sorarlar.” Şu anda da gözetleme her yerde yapılıyor. Hem havadan yapılıyor hem karadan. Ki şu anki gözetleme daha şiddetli. Uzaydan da gözetleme var. “O da” Mehdi de “şu çıkan kimseye” yani deccale karşı “gitmeyi kastediyorum, der.” Deccal taraftarları ona ‘sen bizim Rabbimize inanmıyor musun?’ derler.” Bak Allah gibi görüyorlar ya birbirlerini zaten söylüyorlar. “O zat da” Mehdi de “’bizim Rabbimiz’de hiçbir gizlilik yoktur’ der. Ötekiler de ‘bunu öldürün’ derler.” “Ve Mehdi ile uğraşmaya başlarlar” diyor. “Allah açıktır” diyor. “Görünür yani bütün dünyada tecelli eder” diyor.

Resulullah (sav) diyor ki; “Ahir zamanda fitnenin içinde de” bak “fitnenin içinde de halkı cehennem kapılarına doğru çağıran bir takım davetçiler, propagandacılar ve çağırtkanlar vardır.” Mesela internetten oradan buradan gazetelerden bunu yapıyorlar. “Ya Huzeyfe senin bir ağaç kökünü ısırmak ve yemek suretiyle meşakkatli de olsa bu hal üzerine ölmen o fitnecilerden ya da onların davetçilerinden birine uymandan daha hayırlıdır.” Sakın onlara uyma diyor Peygamberimiz (sav). (İmamı Şarani sayfa 360-696)

Mehmet Reşit, “İran’ı seviyorsanız siz de gidin onların yanına. Onlar da sizi sevip bekliyorlar” diyor. Görüyor musun sevgisizliği? Yunan’dan nefret eder, İran’dan nefret eder, Rusya’dan nefret eder, Irak’tan nefret eder, Suriye’den nefret eder, anasından babasından nefret eder, herkesten nefret eder, kendinden nefret eder. Ve bunlar Allah esirgesin bu arkadaşı demiyorum da Allah’a karşı da öfkeliler, Peygamber (sav)’e karşı da öfkeliler. Hiç kimseyi sevmiyorlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Oktar sizi temsilen program ve film yapımcısı Zain Khan’ın Tactical Talk adlı yayınına katıldı. Programda Darwinizm’in bilimsel olarak geçersizliği ve yaratılışı ispat eden deliller konuşuldu. Yayına aynı zamanda Teknik ve Bilim Araştırma Vakfı’nın geçtiğimiz aylarda İstanbul’da düzenlediği “Yaşamın ve evrenin kökeni” konulu uluslararası konferansa da konuşmacı olarak katılmış olan Amerikalı biyokimya uzmanı Fazale Rana da katıldı. Yaklaşık yarım saat kadar süren yayında Darwin’in dönemindeki teknolojik yetersizlikler, bir proteinin dahi tesadüfen meydana gelemeyeceği, Darwinizm’i ispat eden tek bir fosil kaydı olmadığı halde yaratılışı ispat eden milyonlarca fosilin bulunduğu, evrenin kökeni bilimsel delillerle anlatıldı inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bir daha anlat bu haberi.

BÜLENT SEZGİN: Oktar sizi temsilen program ve film yapımcısı Zain Khan’ın Tactical Talk adlı yayınına katıldı.

ADNAN OKTAR: Nerede oluyor bu olay?

BÜLENT SEZGİN: Pakistan.

ADNAN OKTAR: Pakistan.

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Zain Khan’ın.

BÜLENT SEZGİN: Zain Khan, evet. Yayına aynı zamanda Teknik ve Bilim Araştırma Vakfı’nın geçtiğimiz aylarda İstanbul’da düzenlediği “Yaşamın ve evrenin kökeni” konulu uluslararası konferansa da konuşmacı olarak katılmış olan Amerikalı biyokimya uzmanı Fazale Rana da katıldı. Yaklaşık yarım saat kadar süren yayında Darwin’in dönemindeki teknolojik yetersizlikler, bir proteinin dahi tesadüfen meydana gelemeyeceği, Darwinizm’i ispat eden tek bir fosil kaydı olmadığı halde yaratılışı ispat eden milyonlarca fosilin bulunduğu, evrenin kökeni bilimsel delillerle anlatıldı inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Çok güzel olmuş. İngiliz derin devletine bir tokat da Pakistan’da patlatmışız. Çok iyi olmuş.

Son dakika karar alınmış Allah’a şükür maşaAllah. Halep’te Ateşkes Anlaşması’nın yeniden yürürlüğe girmesi mevzubahis olmuş. Tahliyeler Perşembe sabahı yapılacakmış. Yeni karar almışlar. Bak bu da dua mahiyetinde oldu maşaAllah etiketimiz ve canlı yayında konuşmamız.

BEYZA BAYRAKTAR: Siz “Her şey samimi niyetledir” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela şu an almışlar kararı.

Münafıklar ünlü kişilerle tanışıp çevre yapmaya çalışıyorlar. Bu konuyu da yeni kitapta anlatacağız. Yani işte İngiliz derin devletiyle bağlantıları nasıl oluyor? Onlar kimlerle bağlantılar kuruyorlar? Mesela bak Fethullah Gülen cemaatini kısa sürede ele geçirdiler. Bu muazzam bir olay yani ve bir dehşet makinasına çevirdiler. Bayağı sevgi dolu, kibar bir insan topluluğu olarak biliyorduk biz. Nezaketli bir insan topluluğu olarak biliyorduk. Kan döken, Müslümanları tarayan, dehşet saçan, tanklarla insanları ezen bir topluluğa çevirdiler. O konuyu da anlatacağız şimdi yeni eserde, yeni kitapta.

“Hz. İsa (as)’nın son bir yıldır Türkiye’de olduğu söyleniyor. Siz ne düşünüyorsunuz?” Türkiye’ye gelmiş olabilir. Ama Türkiye’de uzun kalacağını zannetmiyorum, gezebilir. Çünkü rivayette İsa Mesih’in bütün dünyayı gezeceği geçiyor. Zaten Mesih denmesinin sebeplerinden biri de bütün dünyayı gezeceği içindir. Yani o anlama geliyor Arapçada aynı zamanda, her yeri gezen. İsa Mesih her yeri gezecektir. Ama yani uzun süre, bir yıl uzun bir süre zannetmiyorum o kadar kalacağını.

Yazık bu insanlara. 1889’da Paris’teki dünya fuarında kurulan insanat bahçesi bak hayvanat bahçesi insanat diyor görüyor musun? Bahçesini 18 milyon kişi ziyaret etti. Dört yüz Aborjin ve Afrikalı yarı çıplak şekilde kafeslere kapatılıp büyük kalabalıkların önlerine çıkarıldılar. Maymunla insan arasında bir mahluk diye gösteriliyor. Yani evrimin delili olarak gösteriliyor. Ne kadar aşağılayıcı. El kadar çocuk, maymun diye çocuğu orada seyrediyorlar. Müthiş bir kepazelik ve muazzam bir cahillik. Daha hala bu cahillikte devam ediyorlar, birçok insan.

İmam-ı Sadık (as) şöyle buyuruyor; " Resulullah (sav) ferman etti ki, 'Deccal Türk'le savaşır.' çok büyük olay “Sonra deccalin kökünün kazınması Mehdi (as)'nin eliyle olur. Mehdi (as) ilk sancağını açıp Türklere yönelir.” Yani ilk faaliyetini Türklerde yapar diyor. (Yevm-ül Halas, Kamil Süleyman, Sayfa 329) "Deccalin sayısız planları vardır. Ordusu isteksiz kölelerden oluşur. Yanında gergedan ve fil orduları vardır." Yani kafasız öküz gibi adamlar anlamına geliyor. (Cifr Kitabı, İmam'ı Ali'nin, Seyyid Ali Aşur, Sayfa 516)

1770 Bengal kıtlığında on milyon kişi vefat etmiş. 1866 Orissa kıtlığında dört milyon kişi, 1877-78 Büyük Hindistan kıtlığında altı milyon kişi, 1899-1900 kıtlığında yedi milyon kişi, 1943 Bengal kıtlığında üç milyon Hintli can vermiş. Bu suni kıtlıklar, İngiliz derin devletinin sömürge yöneticilerinin halkları terbiye etmek ve cezalandırmak için kullandığı yöntemlerden bir tanesi. Suni kıtlık çıkarıyor. Kitleler; gariban, cahil, bilgisiz insanlar kitle halinde vefat ediyorlar. 

BÜLENT SEZGİN: Fotoğraflar vardı, kıtlıklara dair. Hindistan’dakiler, İran’dakiler, Malezya ve Nijerya. 

ADNAN OKTAR: İngiltere, Hindistan'da verimli topraklarda gıda yerine zorla afyon üretiyor. Mahsulü de alıp Çin'e ve Avrupa'ya satıyor. Çin'i mahvetti. Çin hep afyonkeş oldu, adamlar mahvoldular. Bu bilinen bir konu. İşte komünist darbeden sonra bu durduruldu. Avrupa'ya da sattılar, Avrupa'yı da afyona alıştırdılar. Hint insanı için yiyecek bir şey kalmadı, adamlar açlıktan kırılıp büyük kitleler halinde vefat ettiler. 1845-49 Büyük İrlanda kıtlığında bir milyon İrlandalı ölürken bir milyon da Amerika Birleşik Devletleri'ne göç etmek zorunda kaldı. İrlandalıları oradan tahliye etmek için yaptı İngiliz derin devleti bunu. İngiliz derin devleti kıtlık döneminde İrlanda'ya yardım taleplerini de engelledi. İrlanda’nın nüfusu yüzde yirmi beş azaldı. İrlanda'yı tehlikeli buluyordu İngiliz derin devleti, mahvetti oradaki insanları. Halen de kafayı takmış vaziyetteler biliyorsunuz İrlanda'ya. İngiliz derin devleti yine 1967-70 yılları arasında Nijerya İç Savaşı'nı çıkardı. Biafra bölgesini kuşatarak kıtlık oluşturdu. Biafra kıtlığında bir milyon Nijeryalı can verdi. İngiliz derin devletinin yaptığı muazzam katliamlar genellikle kıtlık yöntemiyle de yaptığı bir çalışma. İngiliz ekonomist Maltus, o da İngiliz derin devletinin desteklediği güya bilim adamı. Bu da İngiliz derin devletine hizmet etmiş bir adam. İngiliz ekonomist Maltus, nüfusların kıtlıklarla kontrol edilmesi fikrini ortaya atan kişi. "Nüfusu kıtlıkla kontrol edelim." diyor. Yani kitle halinde insanları öldürelim, böylece kontrol edelim diyor. Maltusculuk olarak adlandırılan düşünceye göre refah artışı nüfus artışı getirecektir, eğer nüfusu sınırlandırmazsak kaynaklar yetersiz kalacaktır. Yani ne kadar çok insan öldürülürse o kadar refah artar diyor. O yüzden ekonomik kıtlık meydana getirelim, insanlar kıtlıktan ölsün, insanlar rahat yaşasınlar diyor. 1917-1918 yılları arasındaki Büyük İran kıtlığında sekiz milyon İranlı can veriyor. İran bu dönemde İngiliz işgalinde. Bakın, dikkat edin İngiliz işgali var İran'da. İran'ın mahsullerinin büyük bir kısmı İngilizler tarafından Güneydoğu Asya'daki sömürü ülkelerine gönderiliyor. Ayrıca İngiliz işgal yönetimi ülkeye buğday ithalatını da yasaklıyor. Bunun sonucunda da sekiz milyon insan ölüyor, vefat ediyor İran'da. Yani dünyaya dehşet saçan bir deccaliyet sistemi. Anlatıyoruz sabah akşam, daha yeni yeni insanlar anlıyorlar bu felaketi. Şu anlattıklarım çok küçük bir bölümü, İngiliz derin devletinin yaptığı kepazeliğin çok küçük bir bölümü.

BÜLENT SEZGİN: Videosunu göstermiştik, Halep'te bir çocuk; "Üç gündür yemek yiyemiyorum amca, var mıydı yemek?" diye soruyor.

ADNAN OKTAR: Severim ben onu.

İngiltere Prensi 8. Edward karısıyla birlikte 1937 yılında Hitler'i ziyaret ediyor. Aralarında böyle müthiş bir muhabbet var. Kraliçe Elizabeth'in eşi olan doksan beş yaşındaki Prens Philip, on altı yaşında katıldığı bir cenaze töreninde çekilen fotoğrafta Nazilerle yan yana görülüyor. İngiltere Prensi 8. Edward Nazi selamı verirken resim var. Hitler'in partisi iktidara geldikten sonra İngiltere Prensi 8. Edward yaverlerinden Sir Dudley Forwood; "Biz hiçbirimiz Hitler'e karşı değildik." diyor. Yani destekliyorlardı. Yani İngiliz derin devleti her türlü melanetin içinde. Tek tek göster, açıklayarak göster. 

BÜLENT SEZGİN: İngiltere Kralı 8. Edward, eşi Wallis Warferd Simpson ve Hitler.

ADNAN OKTAR: Doksan beş yaşındaki Prens Philip, on altı yaşında katıldığı bir cenaze töreninde çekilen fotoğrafta Nazilerle yan yana görülüyor. 8. Edward yine Nazi selamı verirken fotoğrafta. Ve orada görüyorsunuz, Nazi subaylar hepsi beraber iç içeler.

Etiketi göreyim. 

BÜLENT SEZGİN: Bir numara. "HalepteAcil Ateşkes" maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ne dua etsek Allah onu yerine getiriyor maşaAllah.

"Canımın içi, Allah aşkıyla sevdiğim, çok yakışıklısın, çok seviyorum, çok heybetlisin, çok nurlusun. Allah dünyada, ahirette beraber etsin. Dünyanın en güzel eserlerini yazmışsın. Allah senden razı olsun." diyor bir kardeşimiz, Güneydoğu'dan yazıyor. Dünyalar güzeli maşaAllah. Allah güzelliğini daha da artırsın.

Faruk Kocadağ; "İslam’da kadın ve erkek bir araya gelebilir mi?" Gelir tabii. Niye gelmesin? Size öyle bir İslam gösterdiler ki yaşanamayacak bir İslam gösterdiler. Bu deccaliyetin bir oyunuydu. Size gösterdikleri İslam’da müzik yok, resim yok, eğlence yok, gülmek yok; kadın-erkek bir araya gelemez, kadınlar güzel giyinemez. Hayat yok, hayat yok olunca İslam da yok olmuş oluyor. Ve şeytanın bu bir kurnazlığıydı. Biz şeytanın bu oyununu bozduk. Şeytanın bütün oyunlarını tek tek bozduk. İslam’a oynadığı, Müslümanlığa oynadığı oyunu bozduk. İslam’a ait her şeyi geri verdik Müslümanlara. Müziği, eğlenceyi; kadınların rahat giyinebilmesi, dekolte giyinebilmeleri, makyaj yapabilmeleri, dans edebilmeleri; müziğin her çeşidi, eğlencenin her çeşidi, her türlü helal yiyecek, resim, müzik, altının helal olması, ipeğin helal olması. Hepsi. Faruk Kocadağ; "İslam’da kadın ve erkek bir araya gelebilir mi?" Kardeşim, nereden çıkarıyorsun kadın-erkek bir araya gelemez diye? Hazreti Musa (as) peygamber kızlarının yanına gidiyor. Kuran'da Allah anlatıyor. Beraberler ve ne diyor o hanımlar; "Kuvvetli ve güvenilir birisi." diyorlar. Beraberler. Ne yapıyor mesela Hazreti İbrahim(as)? Karısı var, kendisi var; yabancı erkekler geliyor, hep beraber sofraya oturuyorlar. Gülerek konuşuyor hatta hanımı, kaçmıyor erkeklerden. Efendi bir ortam olduktan sonra, güvenilir bir ortam olduktan sonra bu çok güzel.

Ziya Quluyev; "Hocam kıskanıyorum sizi." diyor. Bak, sorun bu işte.

Evet, dinliyorum. 

BÜLENT SEZGİN: 1729 yılında İngilizlerin hazırladığı bir harita vardı, Adnan Bey. Afrika kıtasını gösteriyor; kıtanın sahili, "Köle, altın ve tahıl kıyıları" olarak gösteriliyor. 

ADNAN OKTAR: Köle?

BÜLENT SEZGİN: Köle Kıyısı, Altın Kıyısı, Tahıl Kıyısı olarak isimlendirmişler.

ADNAN OKTAR: Onları insan yerine koymuyorlar yani.

Peygamberimiz (sav) Ukaz Panayırı'na gidiyor, her yer kadın dolu. Hatta dekolte değil çıplak da kadınların birçoğu. Ama gidip orada tebliğ yapıyor. Bunların İslam anlayışı Kuran'ı bilmemelerinden kaynaklanıyor.

Nogay Türk; "İran'ı çok seviyorsan git orada yaşa. İran bizim dostumuz falan değil." Dostun kim? Bana bir tane söyle. Dostun kim? Yunanistan'ı kabul ediyor musun? Etmezsin. Rusya'yı dost kabul ediyor musun? Etmezsin. Suriye, Irak'ı dost kabul ediyor musun? Etmezsin. 

EBRU ALTAN: İsrail'i zaten kabul etmiyorlar. 

ADNAN OKTAR: İsrail'i zaten kabul etmiyorsun. Hiç kimseyi sevmiyorsun ki. Ana-babanı bile sevmiyorsun belki. Kendini sevmiyorsun. 

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Halep'in öncesini ve sonrasını gösteren fotoğraflar vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bayağı bakımlı bir şehirken hayalet bir şehir haline gelmiş, hadislerde aynısıyla anlatılmış. Mehdi (as) devrinde Halep'in yerle bir olacağı hadislerde var.

Myanmar'ın şu anki lideri konumundaki Su Çi, Chatham House'dan çıkarken resmini bir gösterebiliyor muyuz? İngiliz derin devletinin desteklediği azılı katil bir hanım. Çok fazla Müslümanı şehit eden, şehit edilmesi emrini veren bir bayan. Bu, İngiliz derin devletinin desteklediği bir kadroyla iktidara geldi. Rohingya Müslümanlarının şehit edilmesine yönelik şiddet eylemlerini kınamasını istediler ‘kınamıyorum’ dedi. Müşir Hüseyin BBC’de muhabir Mishal Husain, adama soruyor dinin ne diyor Müslüman diyor acayip öfkeleniyor Müslüman olduğunu duyunca ‘bir Müslüman’la röportaj yapacağımı kimse bana söylemedi’ diyor ‘bilsem yapmazdım’ diyor. İngiltere de Londra Üniversitesi’nde okumuş, oğulları çocukları hepsi İngiliz vatandaşı. Müslümanların başına bela ettiler bu kadını, muazzam katliamların sorumlusu yani acımasız katliamların sorumlusu.  

Yavuz Selim Özektaş, Harun Okka, Bektaş Eröksüz, Gazi Nebi Erol yalnız bunlar sahte hesaplarsa rezalet. Yani bazı hesaplar, bir hesaptan yüz hesap çıkartıyorlar öyle olmaz. Çünkü hep Esad rejimini savunan bilmem ne falan adamlar yani pek normal bir şey değil.

1960’larda İngilizler, Yemen Aden’de işkence kampları kuruyor, buradaki kişileri çıplak bir şekilde donduruculu odalarda tutuluyor ve korkunç cinsel işkencelere maruz bırakılıyor, cinsel işkence. 1966’da İnsan Hakları Örgütü bu işkenceleri ortaya çıkarıyor ve ispat ediyor, İngiltere özür diliyor ama buna rağmen bu merkezleri bir sene daha aktif tutuyor. Bu kadar pervasız gözü dönmüşler.

Asya ülkeleri böyle organize olamadıkları için yani liderlik ve istihbarat imkanları olmadığı için onları mahvetti İngilizler yani İngiliz derin devleti.  Mesela 1901 yılında İngilizler Güney Afrika’daki Boer kabilesinden halkı toplama kamplarına topladı, bu kamplarda İngilizler bir sene içinde 22 bini çocuk, 28 bin sivilin açlıktan ve hastalıktan ölmesine neden oldu bu kampta. Başta İngiliz kamplarında 20 bin, bir başka İngiliz kamplarında da 20 bin Afrikalı sivil yine benzer şekilde hayatını kaybetti yani rezaletin ucu bucağı yok yani anlat anlat bitmez ve bunu İngiliz derin devletini dünya fark edememiş yani bunca rezilliğine rağmen, bunca kepazeliğine rağmen fark edememişler. Daha yeni fark ediyorlar yani biz anlattıktan sonra farkına vardılar.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 



2016-12-16 22:59:00
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top