Sayın Adnan Oktar'ın 4 Ocak 2013 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV, 4 Ocak 2013

 

Milletimiz imanlı Allah’a şükür ki. Çok merkezi bir yerde olduğu için Türkiye, şeytani güçler burada çok fazla bir şeyler yapmak istiyorlar. Özellikle Güneydoğu peygamberlerin yoğun yaşadığı bir yer olduğu için orayı Evanjelik bazı zatlar ince bir planla uzun vadeli, üç-dört aşamalı planla elde etmeyi düşünüyorlar. Güneydoğu’yla ilgili bir oyun oynanıyor. Hükümetin tavrı samimi benim gördüğüm ama böyle şeylerden netice çıkmaz söyleyeyim. Hiçbir netice çıkmaz. Sadece Abdullah Öcalan gündem olmak istiyor, legalleşmek istiyor. Bir de hapisten çıkmak istiyor, sıkıldı hapisten. Yaşı da ilerlediği için bunaldı. Bir bahaneyle hapisten çıkmak istiyor, konu bu, başka bir şey yok. Komünist kafada, komünist düşüncede tek çözüm; o kişiyi rencide etmeden fikirlerinin yanlış olduğunu ona anlatmaktır. Gururunu kırarak anlatırsan yine anlamaz. Zıtlaşır, inatlaşır. Gururunu kırmadan anlatacaksın.

 

(AK Parti Genel Başkan yardımcısı ve parti sözcüsü Sayın Hüseyin Çelik Öcalan’la görüşmeler konusunda şöyle bir açıklama yaptı: “Abdullah Öcalan’la görüşülür, Ahmet’le, Mehmet’le görüşülür, terör örgütüne silah bıraktırılmaya çalışılır. Gayret budur. Ancak biz Türkiye’nin birliğini, bütünlüğünü 75 milyonun bir ve bütün olmasını hiçkimseyle müzakere konusu yapmayız. Teröristle ve terörle mücadele konusunda en ufak bir gevşeme söz konusu değildir” dedi.)

Ben Hocamıza güveniyorum. Hüseyin Çelik nurlu, muhterem bir ağabeyimizdir, muhterem bir büyüğümüzdür. Öyle söylüyorsa öyledir, yani ikinci bir ihtimal vermem. Bütün candanlığıyla, bütün samimiyetiyle söylemiştir. Herkesin de güvenebileceği bir insandır Hüseyin Çelik ağabeyimiz, mübarek bir insandır. Allah gayretlerini nurlandırsın, gayretlerini güzelleştirsin, kolaylaştırsın. Her yerlerini Allah nur kılsın. Fakat böyle şeylerden, benim samimi kanaatim pek bir şey çıkmaz. Ama saygı duyuyorum. İlmi mücadelenin dışında mümkün değil. Önce Milli Eğitim Bakanlığı kitaplarından başlanacak mücadeleye. Oraya bilimsel gerçekler konulacak. Yanlış bilgilendirilen gençlik doğru bilgilendirilecek. Konu bu. Yanlış bilgiyi de versin, devletin kitaplarında biz bunu görelim. Devlet bunu yapsın. Mesela Darwinist düşünceyi olduğu gibi aktarsın, hepsini. Lamarck’ın düşüncelerini falan hepsini anlatsın ama bilimsel cevabını da aktarsın. O yapılmadıktan sonra bereket gelmez. Devletin kitaplarında açık açık kainat tesadüfen yaratıldı denirse haşa bu Allah’ın zoruna gider. O ülkeye bereket gelmez. Huzursuzluk, anarşi ve terör olur. Huzursuzluğun da üstünde, Allah esirgesin, Allah bela verebilir, ızdırap verebilir, sıkıntılar verebilir. Olmayan bir şeyi, doğru olmayan bir şeyi anlatmak yani çok yanlış bir hareket bu. Çok çok yanlış bir hareket. Darwin bunu diyor. Bilimsel cevabı da budur. Bu kadar. Sadece bu yapılacak.

 

(Radikal Gazetesi’nden Eyüp Can, Hakan Fidan’ın Öcalan’la görüştüğü iki gün boyunca İmralı’da kaldığını ve Öcalan’la belli bir takvime dayalı geniş bir mutabakata varıldığını iddia etti. Bu mutabakatın şartlarından birini: “Bir takvime bağlı olarak Kürtçe eğitim yerine, okullarda tüm derslerin Kürtçe verilmesi” olarak saymış.)

Biz ne anlatıyoruz, konu nereye gitmiş yani. Türkiye’de olduğumuza göre. Dünyanın en büyük dillerindendir Türkçe. Kürt bir kardeşimiz lokantaya geldiğinde, otele geldiğinde bir şey alacağı vakit hangi dilde konuşacak? Türkçe konuşacak. Ayrıca Kürtçe konuşmak istiyorsa konuşsun. Ama Milli Eğitim dili Türkçedir. Bu bir kolaylık ve güzelliktir, konfordur. Kürtçe öğreteceksin,adam Türkçe bilmiyor. Ne yapacak, Türkiye’de nasıl hareket etsin? İzmir’e geldiğini düşün. Nasıl anlatacak. Olur mu öyle şey? Türkçeyi gayet güzel bilecek. Türkçe kitaplardan rahatça her türlü istifade edebilecek. Türkçe dergilerden, Türkçe gazetelerden her şeyden kolaylıkla bilgi almış olacak.

 

(İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim Şahin, “Terör örgütü PKK /KCK sözde ateşkes ilan ettiği dönemler de dahil hiçbir zaman şiddetten vazgeçmedi. Örgütün nihai hedefi en başından beri sözde Bağımsız Birleşik Kürdistan’ı kurmaktır. Bu gayeye ulaşmak için, örgütün benimsediği model KCK, ara hedefi de demokratik özerkliktir” dedi. “Mücadelemiz, terör örgütleri eylem yapamaz ve kan dökemez hale gelinceye kadar ve ülkemizde son terörist kalmayıncaya kadar devam edecektir” diye ekledi.)

Her zaman söylüyorum,tek söyleyeceğim şey var: Bilimsel mücadele. Şefkatle, sevgiyle, akılla, merhametle, gurur kırmadan, onur kırmadan, sevecen bir yaklaşımla bilimsel mücadele, bilimsel anlatım konuyu kökten halleder. Onun dışında iddialaşarak, karşılıklı gurur savaşı gibi bir görünüm hissederse karşı taraf, ikna edilmesi çok zor olur. Bilimsel anlatım, vicdanlara hitap yeterlidir.

 

Kuran’a göre her Müslüman ümitle korku arasında. Kuran’da istisna yapmamış Cenab-ı Allah. Değil mi? Vahiy gelmedikten sonra, özel olarak Kuran’da bir şahıs cennetliktir diye bildirilmedikten sonra o şahıs için bir güvence olmaz. Peygamberlere vahiyle bildiriliyor, o tamam. Bu bir güvencedir. Ama onun dışında kimse için bir güvence yok.

 

Mehdiyet bir gerçek. Harikuladeliği görüyorsunuz,yer yerinden oynuyor. Başka hiçbir çözüm olmadığını insanlar yakın bir zamanda görecekler. İki üç seneye kadar tam anlamıyla bu ortaya çıkacak ki; Mehdiyet’in dışında bir çözüm yok, İttihad-ı İslam’ın dışında bir çözüm yok. Onun dışında mahvolur dünya. Mümkün değil, imkânsız. Allah dünyayı ve insanlığı Mehdiyete zorluyor şuan. Tek çıkar yolİttihad-ı İslam’dır. Kendinizi toparlayın, bu gerçeği görün, diyor Cenab-ı Allah.

 

(“Hocam, birisi sizi Mehdi (as) diye ilan ederse o zaman ne yapacaksınız?” izleyici mailine cevaben)

Yanlış bir söz, derim. Ben söylüyorum. Kardeşlerimiz bazen konuşuyorlar. Çünkü söyleyen için de imani tehlike oluşmuş oluyor. Çünkü beni Mehdi ilan ediyorsa vahiyle mi ilan etmiş oluyor, neye göre ilan ediyor? Eğer vahiy aldığını iddia ediyorsa küfre gider. Vahiy ilanı gibi bir şey olur bu. Benim günahsız olduğumu, cennete gideceğimi iddia etmiş oluyor. Ve bunu da bilen adamım ben, diyor. O zaman çok acayip olur. O zaman dinden çıkar, Allah esirgesin. Onun için tecdid-i iman gerekir. Öyle bir yanlışa düşerse kardeşimiz, uyarırız. Ama diyebilir; “İnşaAllah hocamız Mehdi olsun.”İnşaAllah ben de ona,bana söyleyen kardeşimize dua ederim. Allah seni inşaAllah Mehdi etsin, derim. Nitekim Müslümanlar ahir zamanda sevdiklerini hep Mehdi ilan etmişlerdir. Hüsn-ü zan olur ama iddia olursa bu olmaz.

 

Bediüzzaman diyor ki,“Mehdi bütün İslam aleminin kumandanı olacak” diyor.“Ve milyonlar efradı bulunan ordular olacak” diyor. Var mı öyle bir şey Bediüzzaman’da? Yok.

En büyük müceddid ve en büyük müctehid diyor, bütün mezhepleri kaldıracak diyor Mehdi (as).En büyük müceddid müctehid ne demek? Mezheplerin hepsini kaldıracak demektir. Bediüzzaman Şafii mezhebine mukallitti. Şafii mezhebine titizlikle uyuyordu. En büyük müceddid en büyük müctehid olmadığını hayatı boyunca gösterdi.

Hâkim diyor Bediüzzaman;“Hakimlik göreviyle bütün dünyaya adalet göstermesi gayet makul olmakla beraber” diyor.Bazıları her ne kadar hâkimden kasıt felsefeci diyorsa da felsefeci bütün dünyaya adaleti nasıl göstersin? Demek ki hâkim olacak. Adalet dağıtacak. Bediüzzaman’ın açık ifadesi var. Bediüzzaman’ın böyle bir faaliyeti oldu mu? Bütün ömrü mahkûm geçti mübareğin. Tabii bu çok üstün, güzel bir yön ama doğrusu bu.

“Mehdi 1980’de çıkacak” diyor Bediüzzaman. Çok net tarih veriyor. “2010’da talebeleriyle beraber mücadele edecek” diyor. Bediüzzaman vefat etmiş.Ayrıca Bediüzzaman ne diyor?“Mehdi ve talebeleri geldiğinde ben mezarda olacağım” diyor. Daha ne desin? Çok açık,“Ben Mehdi’nin pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim, ona zemin izhar ediyorum” diyor. “Ahir zamanın acip şahsı gibi hiçbir cihette olamam” diyor Bediüzzaman. Acip şahıs.

Nereden baksanız açmazdasınız. Çünkü Mehdi’den kurtulmaya çalışırken bu sefer İsa Mesih de var. İkisi birlikteler. Bediüzzaman onu açık açık söylüyor. İsa Mesih’le Mehdi(as)’ın birlikte namaz kılacağını söylüyor. İktida edecek diyor Mehdi (as)’a, bağlanacak diyor. Mehdi (as) Müslümanların imamı olacak.  İsa (as) da onun veziri olacak, bağlanacak.

 

(“Hz. İsa (as) ne zaman gelecek?” İzleyici sorusuna cevaben)

İşin doğrusu ben Mehdiyeti anlıyorum. Çünkü Mehdiyet çok açık, belirgin faaliyet yapacak yani.“Mehdi (as) Darwinizme-materyalizme karşı mücadele edecek” diyor Bediüzzaman. Zaten oradan hemen neticeye gitmek kolay. Yer belirtmiş, tarih belirtmiş Bediüzzaman yani İstanbul’da çıkacak diyor. Şu tarihte çıkacak diyor, Darwinizmi-materyalizmi yerle bir edecek diyor, küçük bir talebe topluluğu olacak diyor. Çok net konuşmuş, bayağı açık, sarih fakat İsa Mesih için Bediüzzaman diyor ki, “İmani mücadeleyi Mehdi (as)’a bırakacak”diyor. “Mehdi (as) da siyasi mücadeleyi ona bırakacak” diyor. “Dünya çapında siyasi mücadele verecek” diyor İsa Mesih için. Çok acayip bir şey bu mesela, hiç alışmadığımız bir şey. Yani bilinen bir şey değil. Şöyle düşünebiliriz: Mesela bu Arap Bahar’ında İsa Mesih’in etkisi olduğunu düşünebiliriz. Talebelerin etkisi olduğunu düşünebiliriz. NATO’da etkisi olduğunu düşünebiliriz talebelerinin. Masonluk içerisinde,Tapınak Şövalyeleri içinde talebelerinin olduğunu düşünebiliriz. Allahualem çok gizli bir faaliyet yapıyor ki tespiti adeta imkansız gibi oluyor. Birleşmiş Milletlerde talebelerinin var olduğu hissediliyor. Yani dünyada bir siyasi denge faaliyeti yapıyor izlenimi veriyor ama çok örtülü bir çalışma olduğu da hissediliyor. Ne zaman anlaşılır? 2021’lerde çok netleşir,inşaAllah.

 

(Ertuğrul Özkök önümüzdeki 10 yıl içinde 4 ayrı ülkeyi içine alan bir Kürt devleti kurulacağını iddia ederek Türkiye’nin güneydoğusunun da bu devletin içinde olması ihtimali üzerinde durdu. Yazısına şöyle devam etti: “Eğer Güneydoğu bizden ayrılırsa ya da Türkiye federatif bir yapıya kavuşursa Allah göstermesin Ege’de, Marmara’da, Orta Anadolu’da, Trakya’da, Karadeniz’de Kürtlere ‘Şimdi bir ülkeniz var. Hadi oraya’ sözlerini duyarsanız şaşırmayın” demiş)

İşte böyle oturup sürekli felaket anlatacağına çözümü anlatsın. Desin ki, “Böyle şeyler olabilir. Böyle bir risk var, doğru ama çözümü İttihad-ı İslam’dır. İttihad-ı İslam olduğunda bütün bu felaketler ortadan kalkar. Bu tip fitneler de ortadan kalkar. Birlik beraberlik içinde mutlu, huzurlu, neşeli, sevinçli, bereket içinde yaşarız. Her yeri nur kaplar, güvenlik içinde oluruz desin. Yani bir idealden bahis yok. Habire PKK ne dedi, şunu dedi, bunu dedi. Çözümü de söyleyin. Çözümsüz olmaz.

 

(Haberin devamında Ertuğrul Özkök bu ülkede Türk’üm demenin Kürt’üm demekten daha zor hale geldiğini, Kürt’üm deyince ilerici, Türk’üm deyince faşist muamelesi yapıldığını iddia etti.)

Türkiye’de yaşayan insanlara Türk deniyor. Buna bir isim verilmesi gerekir, konu bu. Yani bunu genetik kod anlamında söylemiyoruz ki oturup bunu bu hale getirmenin bir alemi yok. Yani mesela gidelim Maltepe’ye ev ev gezelim. Kimi Arnavut’tur kimi Boşnak kiminin anneannesi Rum’dur kimi Musevi asıllıdır kimi Laz’dır. Çok fazla Laz kardeşimiz var. Birçoğu Kürt. Bu ülkede yaşayanların adı Türk’tür. Bunu bu şekilde ayrıma yönelik bir çalışmanın anlamı yok. Fransa’da yaşayanlara biz ne diyoruz? Fransız. Adamlar Cezayirli ama Fransız’ım diyorlar. Arapça konuşmuyorlar, Fransızca konuşuyorlar. Çok fazla Cezayirli var Fransa’da. Anadil Fransızca’dır. Konu bu kadar. Orada gereksiz bir zorlama var. Komünistlerin gurur yaptığı bir tarz bu, bir eylem şekli.

 

İsa Mesih talebeleriyle namaz kılan, çok dikkatli yaşayan, daha çok siyasetçi ve askerlerden talebesi olan, ama direk talebeleriyle o tarzda görüşmeyen, yani yakın talebeleri kanalıyla onlarla görüşen bir konumda. Yani İsa Mesih doğrudan talebeleriyle görüşmüyor şu an. Asıl talebelerinin lideri olan kişilerle görüşüp onlar kanalıyla bağlantı kuruyor. Dünya siyasetine yön veriyor,inşaAllah.

 

Bence öncelik internet. Çünkü internet ilim, irfan kaynağı. Dabbetül arz. Mehdi (as)’ın en büyük yardımcısıdır Dabbetül arz.Ahir zamanda Allah tarafından Mehdi (as) için özel yaratılmıştır Dabbetül arz. Yerden mamul bir varlık. Konuşur, insanlara hitap eder, diyor Allah. İnsanlara hitap eder, yerden mamul dabbe.

 

(Sayın Kılıçdaroğlu “Atatürk’e karşı çıkmak vatan hainliğidir” demiş. Ahmet Hakan bunu eleştiren bir yazı yazdı. “Hiç hoşlanmadım bu yaklaşımdan. Senin gibi düşünmeyene, senin benimsediğin gibi benimsemeyene, dünyaya senin baktığın pencereden bakmayana vatan haini dersen sadece ve sadece tahammülsüz olduğunu, otoriter bir zihniyete sahip olduğunu, hayata köşeli baktığını göstermiş olursun.” dedi.)

Atatürk’ü aklı başında herkes sever. Atatürk’ün o tip korumalara ihtiyacı yok, o tip sözlere de ihtiyacı yok. Gayet klas, kaliteli bir Osmanlı delikanlısıydı Atatürk. Son derece isabetli hareketler yaptı; bağnazlığı, yobaz düşünceyi adeta kilitledi. Şu an bu kadar özgürsek, rahat rahat konuşuyorsak, hanım kızlar sokakta istedikleri gibi gezebiliyorlarsa, gençler istedikleri gibi eğlenebiliyorlarsa, istediğimiz gibi konuşabiliyorsak Allah Atatürk’ü vesile etti. Atatürk Mehdi öncüsüdür. Atatürk Mehdi’ye zemin hazırlayan ahir zamanın çok önemli bir şahsıdır. Atatürk çıkar, arkasından Mehdi (as) çıkar. Onun için Atatürk hakkında ne konuştukları bizi hiç ilgilendirmez. Gençliğimiz Atatürk’ü sever, yaşlılarımız Atatürk’ü sever. Herkes Atatürk’ün nasıl nimetler getirdiğini, nasıl güzellikler getirdiğini bizzat yaşayarak görüyor. Kimse nankörlük etmez. Dolayısıyla Sayın Kılıçdaroğlu’nun demek istediği; Atatürk’ü anlayamıyorsa bir insan nimete karşı nankördür anlamında konuşmuş olabilir. Yani vefasızdır, güzellikten anlamıyordur, demokrasiden anlamıyordur. Hürriyetin güzelliğini fark edememiştir. Bunu vurgulamak istemiş. Yani öyle tefsir etmek lazım. Sayın Kılıçdaroğlu’nun Atatürkçü olması, CHP’nin Atatürk’ü savunuyor olması ve diğer partilerin savunuyor olması zaten bir güzellik. Başlı başına bir güzellik.

 

Peygamberleri hep ülkelerinden çıkarmaya çalışmışlardır, Kuran’da çok fazla ayet vardır. Hep sürgün etmeye çalışmışlardır. Hep nefretle yaklaşmışlardır, sevgisiz yaklaşmışlardır. “Burada duramazsınız, tutunamazsınız, buradan gidin” demişlerdir. Peygamber Efendimiz (sav)’e de onu yapmışlardır.Peygamberimiz (sav) hicret etmek zorunda kaldı biliyorsunuz. Hz. İbrahim’e böyle bir uygulama yapmaya kalkmışlardır. Hz. Lut’a. Hemen hemen bütün peygamberlere. Hz. Musa (as)’amesela Firavun, “Burada durma” dedi. Ahir zamanda da yine Mehdi’ye ve talebelerine karşı da deccal güruhu onlara, “Siz burada durmayın” diyeceklerdir. “Siz burada tutunamazsınız, buradan çıkın, buradan gidin, kovuldunuz, itildiniz, gideceksiniz, kovulmuş insanlarsınız” gibi üsluplarla aynı o peygamberlerin sünnetini meydana getireceklerdir. Hadislerden bunu anlıyoruz. Deccal komitesi, deccal, Mehdi (as) ve talebelerini hak olan, doğru olan faaliyetlerinden men etmek için onlara baskı yapacak, tehdit edecek, onları kovmaya çalışacak kendi kafasınca. Uzaklaştırmaya çalışacak. Faaliyetten men etme ümidiyle her türlü çirkin faaliyeti yapacağını hem rivayetlerden hem Kuran’ın işaretlerinden anlıyoruz. Mehdi (as) talebeleri böyle bir ortamda, sevgi, şefkat, akılla, ilimle, irfanla mücadeleye devam edecekler. Onların sevabının artması, ahir zamanda arslan olmaları, abid olmaları, övülmeleri, sahabelerden daha çok sevap almalarının nedeni o.

 

(Yaşar Nuri Öztürk hocamız Arapça ile ilgili şöyle bir açıklama yaptı: “Bizim Peygamberimiz (sav) Arapça konuşan bir topluma gönderildiği için Kuran da doğal olarak Arapça inmiştir. Bu Arap dilinin kutsallığı demek değildir. Bunu dayattılar asırlarca bizlere. Şimdi öyle bir yere geldi ki benim 80 yaşında beli bükülmüş ninem, kendi dilinde Allah’a yakardığı zaman bu olmuyor. Bu akla uygun bir izah değildir.” dedi. Ayrıca bu tip iddialara inanılmaması gerektiğini belirterek bunun insanların Kuran’dan uzak kalması için oynanan bir oyun olduğunu belirtti.)

Yaşar Nuri hoca doğru söylüyor tabii, Arapça dua edilecek diye bir konu yok. Türkçe, anlaşılır şekilde, kendi de anlayacağı şekilde dua etmesi lazım.

2013-01-08 20:33:35

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top