Sayın Adnan Oktar'ın 31 Ağustos 2013 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV, 31 Ağustos 2013

 

(Mümtazer Türköne’nin, “Siyonist İsrail’i, emperyalist ABD’yi Müslümanları birbirine düşürmekle suçlamak, bunca kanın sebebini açıklamaya yetiyor mu?” şeklindeki yazısı hakkında)

Nereye dönsen aynı noktaya geliyorsun. Başta adil, makul, sevecen, sevgi dolu bir insan olursa her yer sakinleşir. Yoksa şu an binbir türlü kutup var dünyada; binbir türlü zıt kutup. Hepsi birbirine zıt, hepsi birbirini yiyen sistemler. Yani birbirini parçalayan makineler var şu an binlerce. Bunlar birbiriyle boğuşuyor. İstediğini yap; havadan bombala, karadan bombala, ne yaparsan yap netice alamazsın.

 

(Mehdiyet’in sürekli hatırlatılmasının önemi hakkında)

Mehdiyet’i sürekli hatırlatmamızın sebebi şu: Eğer hatırlatmazsak adamlar der ki, “Biz, çözümü düşündük, hakikaten gayret ettik ama aklımıza gelmedi.” derler. Onun için, biz sürekli söyleyelim, sağır sultanın kulağına kadar gitsin.

Bir süre sonra çok büyük açmaza girecekler. Yani acının şiddeti çok yükselecek. Çar naçar kalacaklar. Muazzam bir açmaz, muazzam bir acıya duçar olacaklar. Bunun sonucunda mecburen Mehdiyet’i isteyecekler. Ama söylemezsek sorumlu oluruz.

Ve bir kısım alimlerin de Müslümanları nasıl felç ettiğini... Çünkü bu bir mucizedir, ahir zamanın mucizesi. Deccal’ın da istidracıdır bu; deccal bir istidraç gösteriyor. Deccal’ın gösterdiği mucizeye, harikaya istidraç denir. Yani kafirlerin gösterdiği. Deccal bir istidraç gösteriyor; hocaefendileri böyle etki altına alıyor. Hocaefendiler bunun farkında bile değiller. Büyü yapıyor onlara deccal. Bir alim nasıl diyebilir, “İttihad-ı İslam istemiyorum.” diye? İnanılır gibi değil.

 

(Sayın Abdullah Gül’ün, “Kimyasal silah kullanımının karşılıksız kalması kabul edilemez. Aksi takdirde herkes buna başvurur. Bu bir insanlık suçudur ve gereken yapılmalıdır.” şeklindeki açıklaması hakkında)

Tamam, şimdi gittin bombaladın; “Ha, biz çok büyük hata yapmışız. Bir daha böyle bir şeye başvurmayalım.” Bunu mu diyecek adamlar? “Öyle öldürmekten hoşlanmıyorsanız daha uygun öldürelim o zaman.” derler. “Boğarak öldürelim, yakarak öldürelim, doğrayarak öldürelim.” derler. Bak, testereyle kesmeyi makul görüyorlar. Satırla adam doğruyor; onu da normal görüyorlar. Zehirli gaza; “Aa, gazla öldürmüş! Vay zalim vay!” diyor.

Bunlardan netice çıkmayacağı belli, boşa para harcıyorlar, boşa uğraşıyorlar, boşa can yakıyorlar. Çözüm Mehdiyet’tir. Çünkü İttihad-ı İslam deyince onun da altı boş kalmış oluyor. Çünkü İttihad-ı İslam’ın bir başı olması lazım. Adamlar başsız İttihad-ı İslam’dan bahsediyorlar. Başı olmayan bir gövdeden bahsediyor. Başı olmayan bir İttihad-ı İslam olmayacağına göre. İttihad-ı İslam’ı kökten reddetmiş oluyorlar böylece. Abdülhamid devrinden beri var, söylüyorlar ama pratikte yok.

 

(ODTÜ’de yol yapımı için ağaçların kesilmesi hakkında)

Ağacı kökünden sökeriz, yolun kenarına o ağacın yanına bir arkadaş daha yaklaştırırız. Uzak komşuyu yakın komşu haline getiririz. O şekilde istedikleri gibi yol açsınlar, hiçbir ağaç ölmeden. Alacak, yakın komşusunun yanına götürüp dikecek. İç içe olacak arkadaşlar. İstediği kadar açsın öyle. Ama öbür türlü olmaz. Ağaç benim için çok hayati. Ben yolda bakıyorum, asırlık çınar ağaçları var yol üstünde falan. Canlarım benim, yıllardan beri; böyle yüz, yüz elli yıl, iki yüz yıldan beri. Abdülhamid Han’ı görmüş, Abdülaziz’i görmüş, görmüş de görmüş ve hiçbir şey olmadan da kalmış Allah’a şükür, maşaAllah. Kimi üstüne tabela çakmış, kimi asfaltla kenarlarını kapatmış… Kardeşim, açın. Yağmur geldiğinde o bolca su alsın. Allah’a şükür, Allah yine de rızkını veriyor derinden. Tabela çakmak ne demek ağaca? Belediye yasaklasın onu.

Ağaç çocuk gibidir, çok şekerdir. Kuzu gibidir, insan ona kıyamaz. Bayağı tatlı, yaprakları şeker, sessizliği güzel, efendiliği güzel. Onlar bize güveniyorlar zaten. “Abilerimiz, ablalarımız bizi korur.” diyorlar. Çünkü ağzı yok ki bağırsın. Misafirliğe gider ama öldürülmekten hiç hoşlanmaz ağaçlar. Yakın misafir olması lazım ayrıca. Tabii, oranın hemşerisi olan ağaç, orada kalmalı. Yakın bir yere gidecek. Arkadaşından ayırmaya da gelmez; özler o arkadaşını. İlla ki arkadaşıyla yan yana. Yakın olduğunda tamamdır.

 

Allah’ı Anarak Yemek Lazım

Her şeyde bir şifa vardır, güzellik vardır. Allah’ı anarak yemek lazım. Ben Musevilerde görmüştüm, çok imrenmiştim, çok hoşuma gitmişti. Meyve tabağı getirdik; her meyveye ayrı duaları var. Bayağı bakıyor meyveye, dua ediyor ona, ondan sonra yiyor. Bazıları böyle gözü kapalı yiyor. Olmaz.

 

(BM Denetçileri’nin Suriye’de yaptıkları kimyasal silah araştırmasının raporunu iki hafta sonra açıklayacak olmaları hakkında)

Kardeşim, kimyasal silah da var, şu da var, zulüm de var. Mahvediyorlar. Yani orası mezbaha gibi, insan mezbahası gibi. Orada düşünecek bir şey var mı? Öldürmenin güzeli, hoşu, ortalısı, bilmem nesi olur mu?

Obama şunu bilsin; Mehdiyet’in dışında, İsa Mesih (as)’ın dışında bir çözüm yok. Olsa ona ait bir işaret görürdük, bir alamet görürdük. En başta Kuran bunu gösteriyor, akıl mantık da bunu gösteriyor.

 

(Suriye rejiminin kullandığı iddia edilen yanıcı bombalardan, Napalm gibi nitelendirilen bombanın en az 10 çocuğu öldürdüğünün belirlenmesi hakkında)

Mesela bak, buna müsaade ediyorlar. Napalm makul bir bomba olarak kabul ediliyor, meşru bir bomba olarak kabul ediliyor. Napalm cehenneme çeviriyor etrafı. Nitrogliserin ile benzini karıştırarak yapıyorlar. Attığında 3000 dereceye falan çıkıyor sıcaklık, patlamanın olduğu yerde. Ve ne varsa kömüre çeviriyor. “Bu normal, gayet makul.” diyor. Bir de onun çevresinde olanlar; mesela napalm bombasının patladığı yer var, oradakiler hemen ölüyor zaten. Ama yakınında olanlarda ağır yanıklar oluşuyor. Onlar da bağıra bağıra ölüyorlar.

Mehdiyet’in dışında çözüm yok, İsa Mesih (as)’ın dışında çözüm yok. Bin kere de olsa söyleyeceğim, “Söylemedi.” demesinler. Ben söylemekle mükellefim. Allah, bir süre sonra mecbur edecek, göreceksiniz.

2020’ler, 2021’de öyle bir hale gelecek ki dünya, yani başka hiçbir çözüm düşünemeyecekler. Çarnaçar kalacaklar. Tek yol olarak bunu görecekler ve yalvara yalvara Mehdiyet’i kabul edecekler. Mehdi (as)’ın bir talebi olmaz. Yalvararak Mehdi (as)’ı başa getirecekler, inşaAllah.

 

(Atatürk’ü masonların öldürdüğü iddiası hakkında)

Yok, Atatürk’ün ölümü kininden oldu. Masonların anormalleri var, garip olanları var, yanlış olanları var ama benim tanıdığım masonlar bayağı güzel huylular. Kibar insanlar, insan sevgisiyle dolu insanlar. Her toplumun anormali olur; masonun da anormali olur, Tapınak Şövalyesi’nin de anormali olur ama benim gördüklerim iyi insanlar.

 

(CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter’in “AK Parti bizden iyi. Şimdi kadınları ön sıralara oturtuyorlar. Bizim gibi herhangi bir toplantıda kadınları itip kakıp, omuz vurup, ayaklarına basıp geri itmiyorlar; mecliste ön sıralarda oturuyorlar.” şeklindeki açıklaması hakkında)

Güzel konuşmuş.

Hakikaten solda, kadına o kadar değer vermiyorlar. Çok soğuk oluyorlar. Mesela ben komünist hanımlara bakıyorum; parkalı markalı, çok bakımsız. Hiçbirinde makyaj olmuyor, bakım da olmuyor. Erkek gibiler. Büyük bölümü öyle komünist hanımların. Maocu kızlara falan bakıyorum; mesela hiç güzel kız göremiyorum, bakımlı kız göremiyorum. Erkek gibiler. Bu ne, hayat mı bu yani? Sanat yok, estetik yok, şu yok, bu yok, hiçbir şey yok. “Biz komünistiz.” diyor. Rusya’da gördük işte; orada da ne sanat kaldı, ne estetik kaldı, ne güzellik. İnsanlar birbirine şaka yapamıyor, eğlenemiyor, gülemiyor, konuşamıyor. Hayat öldü. Sanat eserleri kalmadı, hiçbir şeyleri kalmadı. Mahvettiler Rusya’nın bin yıllık sanat eserlerini, kısa sürede kazıyıp yok ettiler. Hiçbir şey yok şu an Rusya’da. Çin’de de öyle oldu.

 

(Şeyh Rifai’nin, Suriye’de batılı asker istemediklerini belirtmesi hakkında)

Şeyh Efendi haklı tabiiki. Müslümanlar gelsin.

Müslümanın Müslümanla arasını bulması zaten farzdır. Kavga ettiklerinde “Müslümanların arasını bulun.” diyor Allah. Farz, Allah’ın emri. Ne yapacağız? İşte söylediğim gibi, 70 ayrı noktadan, 70 ayrı tümen veyahut tugay konuyu halleder. Bu kadar. Mükemmel olur. Mesela 5000 kişilik ya da 3000 kişilik tugay olsa yani yetmiş nokta muazzam bir şey. Tankla, askeri araçlarla girecekler, asker desteğiyle. Her yerde alkışlarla karşılanırlar. Halka yiyecek dağıtsınlar, güzellik dağıtsınlar. Yanlarında doktorlar olsun giderken, psikiyatrisler de olabilir, pedagoglar olabilir çocuklara yardımcı olmak için. Çünkü çok dehşet yaşadı çocuklar. Rahatlık olur.

 

(Papa Francis’in protokolü sevmediği ve seromoni kurallarını istediği gibi değiştirdiği biliniyor. Protokolü çiğneyerek yine Ürdün Kraliçesi Raina önünde jestle eğilip elini öptü. Bu durum Katolik dünyasında, “Papa Müslüman bir kadının önünde eğilir mi?” diye bir tartışma başlattı.)

Bak, onların da bağnazları var görüyor musun? Şeyh Nazım Hocam mübarek can, dünya tatlısı, Papa Kıbrıs’a Şeyhimizi ziyarete gelmişti. Müritlerinden birine elini öptürdü. “Vay nasıl elini öper?” Niye öpmesin? Yaşından dolayı öper bir, misafir olduğu için öper iki, Müslümanların tevazusunu göstermek için öper üç, şefkatli merhametli bir insan olduğu için, ahlakının o yönünü takdir ettiği için öper, birçok nedenden öper. Papa’nın bu tavrını tebrik ediyorum. Muhteşem! Bir hanımın elini öpmesi, onun önünde eğilmesi çok güzel bir nezaket, çok nezih bir tavır, takdir ve tebriklerimi sunuyorum. Demek ki Hz. İsa Mesih’in talebesi. Bu bir güzelliktir. Hep nefreti istiyorlar. Herkes birbirini sevsin. Sizi niye rahatsız ediyor bu, niye gocunduruyor? Ne güzel hürmet olsun, sevgi olsun, saygı olsun.

 

Cumhuriyet Halk Partisinin Laiklik Anlayışı Bağnazlığa Karşı Tavrı Çok Güzel

Bu MHP’de de vardır. Onlar da bağnazlığa karşıdır, laikliği savunan bir ruh içindedir. Aynı şekilde AK Parti de bu mantıktadır.

 

(“Ayasofya’da Hz. Hızır’a ait bir makam var mıdır?” izleyici mailine cevaben)

Hz. Hızır (as) yüzyıllardan beri Ayasofya’da Mehdi (as) ile İsa Mesih’in namazı için bekler. Hz. Mehdi (as) Hz. İsa (as)’la beraber namaz kılacak. Hadiste, “Müezzin kamet getirir” diyor. Hangi müezzin? Onu da göreceğiz.

 

(“Her Müslümanın er veya geç cehennemde cezasını çektikten sonra cennete gireceği doğru mudur?” izleyici mailine cevaben)

Sen cehenneme girmemeye çalış. Ben sana uygun üslubuyla söyleyeyim. Nasıl olsa çıkarım diye bir hazırlık yapma. Cehenneme girmemeye çalış. Cehenneme girdin mi çıkmak çok zordur.

 

(Zaman gazetesinde, ‘canlılığın uzaydan geldiği ve organik maddelerin birleşerek canlılığı oluşturduğu’na dair bir haber yayınlanmasına yönelik.)

Bu ne demek? Allah’ı inkâr etmek, Kuran’ı inkâr etmek olur bu. Kuran’ı kökten reddetmek anlamına geliyor bu. Bunu Zaman gazetesinde nasıl yayınlarsın sen? Bu nasıl bir mantıktır? Direk inancın olarak bunu anlatıyorsun. O zaman Kuran’ı reddetmiş oluyorsun. Allah’ın hükümlerini reddetmiş oluyorsun.

 

Haset Edilen İnsan Daha Güzelleşir, Haset Eden De Gittikçe Daha Çirkinleşir

Allah’ın kanunudur bu. Bakın haset edenlere çok itici çok çirkindirler. Haset edilen insanlara bakın çok güzel, nurludurlar. Haset edildikçe güzelliklerini Allah artırır. Sağlıklarını artırır, ömürlerini uzatır. Onların ömründen alır, onlara verir. Onların nurundan alır, onlara verir. Onların hayat enerjisini alır, haset edilene verir Cenab-ı Allah. Onlar bitkin ve bitap olurlar. Onlarda iyi olan ne varsa alır. Onlarda bir rahatsızlık varsa o rahatsızlığı alır Allah, onlara verir. Bu Allah’ın kanunu. Böyle bir cezalandırma metodu var Cenab-ı Allah’ın.

 

(“Neden devamlı Tevrat’tan örnekler ve görüntüler veriyorsunuz? Tevrat’ın tahrif olduğuna inanmıyor musunuz?” sorusuna cevaben)

İnanıyoruz. Tahrif olan kısımlarını gösterdik, anlattık. Allah, “Kuran’a bakın, tahrif olan yerlerini görün” diyor. Mesela Tevrat, “Allah birdir” diyor. “Tevrat tahrif olmuştur, inanılır mı buna?” der misin sen? Demezsin. Kuran’a muhalif, Hakk’a muhalif bir hüküm olduğunda Kuran onu açıklıyor. Yoksa Tevrat geçerlidir. Geçersiz olan yerler nedir? Kuran’a uymayan yerlerdir. Tamamı tahrif olmuş olur mu? Hak kitaptan hiç mi hüküm kalmamış? Kuran Tevrat’tan örnek veriyor. “Tevrat’a baksınlar” diyor Allah, Tevrat’a gönderme yapıyor. “Ellerindeki Kitaba baksınlar” diyor. Allah’ın hükmü için Tevrat’ı delil olarak gösteriyor. Geçersiz olan yerlerini Kuran’dan anlarız.

 

(“Siz İslam’daki şeriat hukukuna inanmıyor musunuz?” sorusuna cevaben)

Hangi şeriat hukuku? Bir yobaz şeriat hukuku var, müşrik şeriat hukuku var. O Kuran’a savaş açan bağnazların mantığı. Yahut savaş açmasa bile cehaletin pençesine düşmüş bağnazların müşriklerin mantığı. Onu kabul edemeyiz. Ama Kuran’ın hükmü dersen Kuran’ın hükmü nurdur, modernliktir, güzelliktir, asalettir.

 

(PYD liderinin kardeşi Mustafa Müslim, “Güç birliğine gitmemek kabul edilemez bir durumdur." dedi.)

Güç birliği değil. Birçok İslam Birliği resmi teşekkülleri var. Adamlar kınama mesajı veremiyorlar. Hiçbir şey söyleyemiyorlar. Mehdi (as)’ın dışında mümkün değil. Yüz yıldan beri bu nutukları duyuyor ümmet. Mehdi (as)’ın dışında mümkün değil. Allah’ın kanunu bu. Allah’ın kanununu ya kabul edeceksiniz, ya böyle Müslümanlar sürünür. Başka türlü olmaz. 

2013-09-04 14:46:39

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top