Sayın Adnan Oktar'ın 29 Ekim 2013 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV, 29 Ekim 2013

 

(Bugün yurt çapında cumhuriyetimizin ilanının 90. yıldönümü dolayısıyla Anıtkabir’de düzenlenen törene Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Meclis Başkanı, Genelkurmay Başkanı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu katıldı. Sayın Emine Erdoğan da ilk defa 29 Ekim’de şeref locasında yer aldı.)

Şu mesela önemli bir şey. Ne acı bir şey, başörtülü diye bir hanımın şeref locasına alınmaması, Başbakan hanımının alınmaması. Hakikaten çok ızdırap duyduğumuz, utanç duyduğumuz bir olaydı, bir ferahlanma oldu. Bizim milletimiz olgundur, nerede ne yapacağını bilir. Abartılı bir hareket olmaz, abartılı bir tavır olmaz. Ama bir ayıp temizlenmiş oldu, iyi oldu.

 

(153 yıldır hayal edilen Marmaray da bugün Cumhuriyet’in 90. yılında yine devlet tarafından açıldı katılımlarla. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Japonya Başbakanı, Romanya Başbakanı ve 8 ülkeden 9 ayrı bakanın katılımıyla. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez ve diğer kişiler de birlikte dua ettiler, Başbakan ve Cumhurbaşkanı da.)

Tekbirlerle yani. Hadiste ne diyor Peygamberimiz (s.a.v): “Tekbirlerle” bu yolun açılacağını söylüyor, tekbirlerle. Aynısı bak, hadiste geçiyor. “Onlar da geçecekler, insanlar yoldan geçecekler, tekbirler getirecekler.” Allah’ı anacaklar açıldığında bu yol. “Su ondan uzaklaşacak” diyor. Suyun 60 metre altında. “Su ondan uzaklaşacak.” Net ifade. “Ve açılan yoldan” Bu çok net ifade değil mi? Olmayan bir yol açılıyor. Yol varsa zaten geçiyorsundur, ama yol açma demek olmayan bir şeyi açma demektir. “Ve açılan yoldan geçecek” diyor. “Tekbir getirecekler” diyor, “Tekbirle açacaklar” diyor. Aynısıyla oldu mu, oldu. Hadiste bayraklardan bahsediyor, her yer bayraklarla donatılmıştı. Aynısı hadiste var. “Oradan şehre girecekler” diyor. “Doğru” diyor üstelik bak, “Doğru” dimdik şehre girecekler. Bak, zikzaklı demiyor. İstanbul’a. Zaten burada İstanbul’a diyor. Hadis çok kapsamlı ahir zamanın bu olayını anlatmış. “Kuru bir yoldan geçecekler” diyor. Ve “Camiler yapacaklar” diyor aynı dönemde. Hakikaten Marmaray’ın çıkışına cami rast geldi. Çıkış yerine biliyorsunuz, restore edildi, güzelleştirildi. Tam çıkış yerinde cami var. Ve her yerde camiler yapıldı hakikaten tam bu dönemde. Ama ben bu detaya şaşıyorum. Bu kadar detaylı Peygamberimiz (s.a.v)’in anlatmasına. Hz. Mehdi (a.s) devrinin mühim bir olayı olarak Peygamberimiz (s.a.v) bunu belirtmiş.

 

(Marmaray’ın açılışında Başbakanımız’ın konuşmasından başlıklar şöyle: “Bu büyük projeyle hem cumhuriyetimizi yüceltiyor hem de demokratik bir cumhuriyetin istikrar içinde, güven içinde, kardeşlik ve dayanışma içinde bir cumhuriyetin neler başarabileceğini bugün ispatlıyoruz” dedi.)

Tayyip hocama Allah yardım ediyor. Çünkü neden? Mehdiyet’in çizgisinde gidiyor. Mehdiyet’in çizgisinden sapmıyor, Moşiyah çizgisinden sapmıyor. Öyle olduğu müddetçe ne devlete, ne millete, ne hükümete zeval gelir. Ve müspet eleştiriye açık bir insan. Bir şey söylendi mi doğru görüyorsa onu sessizce, sakince yerine getiriyor hiç vakit kaybettirmeden. Bak, açılıştaki hanım kızlar çok modern hanım kızlar. Biz onu söylemiştik, o konuya bayağı titizlik gösterdi. Bayağı güzel. Atatürk’ten, Gazi Hazretleri’nden sitayişle bahsediyor. Çok isabet, bayağı güzel. Teknolojiye, modernliğe açık olduğunu güzel vurguluyor. Güzel. Ama muhafazakar, mukaddesatçı kardeşlerimizin de değerlerine titizlik gösteriyor. Biz de zaten titizlik gösteriyoruz.

 

(Başbakan, Atatürk’le ilgili: “Cumhuriyetin ilanına giden yolun nasıl zorlu yol olduğunu unutmadık. Gazi Mustafa Kemal buradan Samsun’a gitmek için kırık-dökük bir gemiyle dalgalarla mücadele edip Samsun’a ulaştı. Biz de onun yolunda devam ediyoruz” yönünde açıklamalar yaptı.)

Mesela bak, ne güzel. Bu konuda bir titizlik gösterdiği görülüyor. Üslubu çalışkanlığı hoş, iyi. Mehdiyet’e, İttihad-ı İslam’a olan sevgisi açık açık hissediliyor, muhabbeti açıkça hissediliyor. Haktan hakikatten yana tavrı güzel oluyor. Yakışan da budur. İnatçıdır Tayip Hocam, bayağı inatçıdır. Onun da faydasını çok görüyoruz. Tayyip Hocam’la, Erbakan Hocam zaten o konuda benzeşirler. Bir de politikadan zevk alıyor hoşuna gidiyor. Ayağına dolanmamak lazım, mahcup etmemek lazım. Hem ayıp, hem günah, hem yazık. Çalışkan hakikaten, gayretli. Gayet de güzel şeyler meydana getiriyor, güzel eserler ortaya koyuyor. Ufku da açık, değil mi? Mesela şu Marmaray mükemmel bir proje, çok muazzam bir olay. Ama hadislerde bu kadar detaylı anlatılmış olması da, Mehdiyet devrinin bir alameti olması da çok çok harika.

 

(Başbakan aynı zamanda, “Projenin hayalini kuran, bu hayallerini projelere döken Sultan Abdülmecit ve Abdülhamit’i rahmetle anıyorum” diye belirtti.)

Mesela bak o da bir nezaket, ecdada olan sevgisini dile getirmiş oluyor. Tarihi bir bilgi, ta o zaman ecdat düşünmüş, maşaAllah. Ama kaderde Hz. Mehdi (a.s) devrinde olacak; Allah Abdülhamit’e Allah nasip etmiyor, Abdülmecit’e nasip etmiyor, Menderes hükümetine nasip etmiyor, kimseye nasip etmiyor. İllaki Hz. Mehdi (a.s) doğacak, illaki onun devrinde olacak, illaki Hz. Mehdi (a.s)’ın alameti olacak. Ve “arkasından da Şam karışacak” diyor. “O devirde de Şam karışacak” diyor. “Suriye karışacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v), “ve katliamlar başlayacak” diyor. Anlaşılmayacak gibi değil.

 

(Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a bugünle ilgili tebrik mesajı yolladı.)

Güzel. Putin yaman delikanlı, bayağı cesur. Kendi milletini de seviyor, insanları da seviyor, bütün dinlere saygısı var delikanlı mizaçlı. Tayyip hocamı andırıyor o yönüyle. Obama da delikanlı. Üçü bir araya gelseler dünyanın çehresi bayağı değişir, bayağı güzel olur. Ama herhalde Hz. Mehdi (a.s) ile masaya oturacaklar. Nasip öyle görünüyor, inşaAllah.

 

('Mason olmak istiyorum, her zaman için gücün yanında olmayı yeğlemişimdir' maili üzerine)

Ayıp, ayıp. Olur mu? Güçten yana olmayacaksın, haklıdan yana olacaksın. O çok egoistçe bir hareket olur, yakışık almaz. Müslüman öyle olmaz. Müslüman daima haktan, hakikatten yanadır. Masonluğun güçlü olduğunu nereden çıkarıyorsun? Masonluk gücünü arkadaşlık anlayışından alır, dostluk anlayışından alır. Yoksa ahım şahım bir ekonomik güçleri, sosyal gücün dışında maddi dünyayı etkileyebilecek bir güçleri yok. Olsa da kendilerine. Yani oturup onu oraya buraya dağıtmazlar. Mesela Müslümanlarda da zenginler var ama hep kendine zenginliği. İslam alemi sürünüyor. Mesela Dubai, Suudi Arabistan çok zenginler. Ama zenginlikleri konusunda egoist davranıyorlar, parayı kendilerine ayırıyorlar. Kimseye vermezler. Masonluk da öyle. Oturup zenginliği varsa onu etrafa kullanmaz. Şahsi zenginliği olur. Ama genellikle sosyal dernek olarak sevgiyi esas alıyorlar, sevecenliği, dostluğu, arkadaşlığı esas alıyorlar. O yönleri güzel. O İslam'la süslendiğinde tam gerçek mecrasına oturmuş olacak. Onlar da zaten böyle bir fikre, böyle bir inanca kapalı değiller, açıklar.



(Yalçın Akdoğan yazısında Abdullah Öcalan'ın birkaç yıl önce talimat verip yeni bir çatı yapılanmaya gidilmesini istediğini ve bunun üzerine HDP'nin kurulduğunu söylemiş.)
Marksist düşüncenin birkaç başlısı olmaz. Marksist düşüncenin tek bir hedefi vardır; dünyayı komünist yapmak, Marksist  yapmaktır. Üç aşağı beş yukarı aynıdır. Pek ayrı gayrı olmaz. Mesela Fransız komünistleri İtalyan komünistlerini destekler, İtalyan komünistleri Kore komünistlerini destekler. Onların dünyada bir komünist kardeşlik anlayışları vardır, dostluk anlayışı vardır. 'Yoldaş' tabir ederler. Yoldaşlar birbirlerini her yerde desteklerler. Dolayısıyla komünizmin fikri bir olduğuna göre, anayasası, düşüncesi bir olduğuna göre fikirde bölünmeler diye bir konu olmaz. Ve liderlik de esastır komünist düşüncede. Lidere kayıtsız şartsız itaat edilir. Abdullah Öcalan'a da kayıtsız şartsız itaat ediyorlar. Öyle bir konu olmaz. Ayrılık çıkaranı zaten öldürüyorlar. Gördünüz o kızcağızı çekip vurdular. Öyle bir konu olmaz.


İslam'da Musevi ve Hıristiyanlara Sevgi, Şefkat Göstermemiz İstenir

Bazı akıldaneler Hıristiyan ve Musevi düşmanlığını sürekli körüklüyorlar. Sürekli nefret propagandası yapıyorlar, onu dinin bir gereği gibi gösteriyorlar. Halbuki İslam'ın zıddına hareket ediyor bu adamlar. İslam'da Musevi ve Hıristiyanlara sevgi ve şefkat göstermemiz istenir. Daha ayeti anlamıyor adam. Cenab-ı Allah diyor ki; “Onlarla evlenebilirsiniz.” Evlenmek ne demek? Sevgilin oluyor, sırdaşın oluyor. “Bu kadar yakın olun” diyor Allah. Adam anlamazdan geliyor. “Hıristiyanız diyenleri size sevgi bakımından yakın bulursunuz” diyor Allah. Ne istiyorsunuz bu tertemiz insanlardan? İnsan bilakis çarşıda gördüğünde saygı gösterir, şefkat gösterir. Kahvehaneye geldiğinde buyur edersin, evine buyur edersin. Mesela yemek hazırladın, güzel bir sofraysa “Rahip efendiyi de çağıralım” dersiniz. Gönlünü alırsınız. Dua eder, konuşursunuz. Allah'ın varlığından, birliğinden bahsedersiniz, Allah aşkından bahsedersiniz, cennetten, cehennemden bahsedersiniz.

 

(Bugün  rahmetli Necmettin Erbakan Hocamızın doğum yıldönümüydü. Doğum tarihi 29 Ekim 1926 idi.)

Allah Allah, çok manidar. Erbakan Hocamın dünya tatlısıydı, acayip yiğitti. Lider öyle olacak. Çok şeker, dünya tatlısıydı Erbakan Hocam. Harun Yahya kitaplarını, benim kitapları sürekli tavsiye ederdi her yerde. Hatta bir ara Erbakan Hocamızın kitapları yazdığı şayiası yayılmıştı. Ben de sürekli destekliyordum, “Evet Erbakan Hocam yazıyor” diyordum. Allah cennette komşu etsin. Erbakan Hocamız dünya tatlısıdır. Çok çok imanlıydı.

 

(İsrail, Oslo anlaşması öncesi tutuklanarak mahkum edilen Filistinli’lerden 26 kişilik ikinci grubu serbest bırakılacağını bildirdi.)

Hapishaneler boşalıyor, öyle mi? Yazık onlara. Bıraksınlar hepsini. Ne gerek yani. Yazık günah. Aileleri var, çoluğu çocuğu var; ızdırap çekiyorlar. İsrail’e de azap. Onlara da azap. Ne gerek var? Dost olup, kardeş olsunlar. Aynı peygamberlerin evlatları Hz. İsmail (as) ile Hz. Yakup (as)’ın evlatları. Ama işte ahir zamanda illaki birbirlerine düşecekler, illaki bu olacak. Ve illaki o zorluktan geçecekler. Ahiretin lezzeti ancak öyle anlaşılır. Çile çekmeden aşk bilinmez. Çile çekmeyen aşkı bilemez. İllaki azaptan geçecek.

Mesela Roman kardeşlerimiz çok çile çekerler, çok acı çekerler. O yüzden sanatları adeta ağlar. Çok içli ve güzeldir. Onların fıtratını bozmak doğru olmaz. Onları modernize etmeye kalkmak doğru olmaz. Hayat şartlarını kolaylaştırıp onları kendi haline bırakmak lazım. Onların dünyası apayrıdır. Dostlarıyla sıcak bir dünyaları vardır. İyi korunup kollanırlarsa mesele yoktur.

 

(İstanbul bölgesel finans merkezi olmanın yanı sıra İslami finansın da merkezi olma yolunda adımlar atıyorlar. Borsa İstanbul, Dünya Bankası’nın İslami Finans alanındaki ilk temsilciliği olan ‘Dünya Bankası Küresel İslami Finans Geliştirme Merkezi’'nin bünyelerinde açılacağını açıkladı.)

Finans gelişsin tamam da, finans fakirlere, yetimlere, yoksullara, Allah’ı seven herkese, Allah’a inanmayanlara da, hepsine güzellik olarak sunulması lazım. “Mehdi (as), malı sahah (eşitlik) üzere dağıtır” diyor Peygamberimiz (sav). Silaha verilecek para, halka dağıtılsın. Bombaya verilecek para fakirlere verilsin. Napalm bombasına verilecek para, yetimlere verilsin. Bu gayet kolayken, son derece kolayken inanılmaz zor gösteriliyor. Zor olan, acımasız olan da çok zor gösteriliyor. Bomba yapmak ne kadar zor bir şey. Bombayı uçağa yüklemek ne kadar zor bir şey. Pilot eğitmek ne kadar zor bir şey. Gidip orada adamların üzerine atmak ne kadar zor bir şey. Uçaktan yiyecek atın, kitap atın, çikolata atın çocuklara. Niye bomba atılması gerekiyor? “Yok” diyorlar, illa zaruret. Müthiş bir rekabet var, silahlanma rekabeti. “Silahlanmama” rekabeti olması lazım. Sevgi rekabeti, muhabbet rekabeti olması lazım.

 

(Abdurrahman Dilipak yazısında Batılılardan bahsederken, “Aborjinler, insanlaşma aşamasını tamamlamamış maymunlardır diyerek, Avusturalya ve Yeni Zelanda’da yaşayan Afrika dışında farklı bir kıtada yaşayan bir başka ırkın avlanmasına, katledilmesine izin verenler bunlar değil mi? Bize hala evrim teorisi diye Darwin’in nazariyesini okuturlar. Ama Aborjinler’den hiç söz etmezler” diyor.)

Aferin hocaya. Çok nadir de olsa böyle sağdan, dindar kardeşlerimizden evrimci mantığa karşı bir açıklama geldiğinde ben şaşırıyorum. Darwinizmi eleştiren bir yazı olduğunda şaşırıyorum. Mehdi (as)’dan bahsetmeleri mucize olur da. Ama yine de “MaşaAllah” diyoruz.

 

(Çamlıca cami için yaklaşık 250 işçi geceli-gündüzlü çalışıyor. Cami 2016’da ibadete açılacak, inşaAllah.)

Marmaray, bu cami, olaylar. Ne kadar uygun hadislere. Mutabakat tam.

“Camiler” diyor aynı anda bu çok önemli. Çamlıca’daki cami ki Mehdiyetin mühim alametlerinden birisidir o cami; en büyük camidir.

Kehf Suresi’nde “Onların üzerine” diyor; üst kısmında büyük bir caminin yapılacağından bahsediyor Kuran’da, ayette. Açıkça işaret edilmiş. Görülüyor. Anlaşılmayacak gibi değil.

Aynı dönemde Şam’da deccalın zuhur edeceği ve çocukları katledeceği belirtiliyor; şehit edeceği. Bu kadar mutabakat hayrettir.

 

(Marmaray’ın dualarla açılmasını eleştirenler oldu. En Son Haber sitesinin haberine göre, “Açılışta dua edilmesi sosyal medyada da eleştirildi. Laik ülkede açılışta dua okunmayacağını savunan bir kesim dua etmesi yönünden hükümeti eleştirdi. Ancak bu eleştiriyi yapanların unuttuğu bir şey var. Doksan üç sene önce TBMM’nin açılışında da dualar okunmuştu” diyor.)

O hadiste öyle belirtilmiş zaten, kader öyle. Kaderde olana yas tutulmaz. Kaderde olan eleştirilmez. Peygamberimiz (sav) ne diyor, “Tekbirlerle” diyor. Tekbirlerle bu yolun açılacağını söylüyor. Hadis öyle. Bak, detay verilmiş; “Tekbirler.” Bismillahirrahmanirrahim, Allahu ekber. “Allah anılarak açılacak” diyor, Allah anılarak.

 

(Avrupa’da hızı 194 kilometreye ulaşan fırtınada en az 13 kişi hayatını kaybetti. Uçuşlar, tren seferleri iptal edildi ve parklar can güvenliği olmadığı için kapatıldı.)

Allah Kendini bir çok şeyde düşündürtüyor insanlara. Ama düşünen için. Bir kısmı da düşünmek için gayret etmiyor. Halbuki düşünme, Allah’ın en çok istediği şeylerden birisidir. Kuran’da hep, “Düşünmez misiniz?” “Akıl etmez misiniz?” “Onlar kavrayamayan bir topluluktur’” “Akıl edemeyen bir topluluktur” “Derin derin düşünürler.” şeklinde geçer. Hep düşünmeyi teşvik eder Cenab-ı Allah. Hakikaten düşünen insanlara da Allah hep güzellik ve iyilik bahşeder. Ama düşünürken samimi düşünmek lazım. Samimiyetsiz düşünceden kaçınmak gerekiyor.

 

(Sırrı Süreyya Önder, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a “Terörist başı” denilmesinin yanlış olduğunu üç milyon kişinin lideri olduğunu söyledi.)

PKK’nın lideri tabii ki, bu doğru. Onlar da terörist olduğuna göre, doğru. Onu destekleyen insanların hepsi terörist olmayabilir. Ama teröristlerin lideri; bu doğru. Ama şu anda terör yapmıyorlarsa bu ayrı mesele. Ama yaptılar terör. On binlerce askerimiz şehit oldu. Bu unutulacak bir şey mi? Bu doğru.

 

(Altı ayda Irak’ta hayatını kaybeden Müslümanların sayısı 7 bin. Müslümanların birbirini öldürmesi neticesiyle, intihar bombalı saldırı ve bombalamalar neticesinde bu sayı 7 bin kişi.)

Avrupa’da böyle bir ölüm olmuş olsa yedi bin değil de yedi kişi bile olsa nasıl yer yerinden oynayacağını herkes bilir.

Müslümanları değersiz hale getirdi bağnazlar, yobazlar. Hatta birbirlerini de değersiz görüyorlar, birbirlerini basit görüyorlar. Birbirlerini öldürmeyi de normal görüyorlar. Onlar da kendilerini basit görüyor. İnanılır gibi değil. Kalitesiz, görgüsüz, cahil, tipsiz, itici bir insan güruhu oluşturdular. Bazı yerlerde bazı Müslümanları bu hale getirdiler. Leş gibi kokan, akılsız, lafını sözünü bilmeyen, affedici olmayan, şefkatli olmayan, merhametli olmayan, şiddet yanlısı, kaba; yemesi, içmesi, oturması, kalkması, görgüsü artık tarif edemeyeceğim bir şekilde olan bir tavır içindeler. Böyle insanları Avrupalılar insan olarak görmüyorlar. Onların öldürülmesini de normal karşılıyorlar. Tabii nur gibi Müslümanları da şehit ediyorlar, tertemiz insanları da şehit ediyorlar ama yobaz ve bağnazları da şehit ediyorlar. İnsanlar o zaman onlarla onlar arasındaki farkı göremiyor. Ama yobazın öldürülmesi de çok korkunçtur, Müslüman’ın öldürülmesi de çok korkunç, dehşet verici. Müslümanları bağnazların batağına batırıp adeta kıyım makinesi gibi içine attılar, yavaş yavaş böyle Müslümanları kıydırıyorlar ve bütün dünya da seyrediyor şu an.

En tehlikeli şeylerden bir tanesi, Müslüman öldürmenin bir kere caiz olduğuna dünyayı inandırdılar. Birçok yerde inandı insanlar. Müslüman öldürmenin kolay olduğunu gösterdiler, gerekli olduğunu gösterdiler onlara ve dünyayı tepkisizliğe de alıştırdılar. Mesela bir milyon Müslüman öldürülüyor Irak'ta, bütün dünya makul karşılıyor. Tamam, içinde bağnazlar var ama çok değerli insanlar da var. Ama bağnaz da olsa bağnaz öldürülmez. Bağnaz tedavi edilir, eğitilir; bağnazdan nefret etmeye gerek yok. Ona da yazık. Bağnaz birdenbire oluşmuyor; eğitimle oluşuyor, bağnaz eğitimin sonucunda oluşuyor. 

 

(Rota Haber yazarı Oğuz Düzgün, Avatar, Matrix ve Yüzüklerin Efendisi gibi filmleri örnek vererek insanların hep bir kurtarıcı arayışı içerisinde olduklarını söyledi ve bu kurtarıcının aslında çok yakınımızda ve aramızda olduğunu belirtti ve Müddesir Suresi, 1-2-3 ayetlerinin ona işaret ettiğini söyledi.)

Ey bürünüp örtünen, Kalk (ve) bundan böyle uyar. Rabbini tekbir et (yücelt). (Müddesir Suresi,1-3)

Cenab-ı Allah demek ki bir manevi örtüyle Mehdi (as)’ı gizleyecek insanlardan. İnsanlar görecek ama bilemeyecekler. Ama o kalkıp insanları, Allah korkusunu anlamaları için uyaracak.

 

Kargaşa Varsa Bir Yerde, Kargaşayı Yatıştıran, Sevgiyi Öğreten, Sevgide Liderlik, Öncülük Eden Bir İnsan Gerekir

Bu, tarihin her döneminde böyle olmuştur. Peygamberimiz (sav) gelmiştir kargaşayı yatıştırmıştır. Bir çok fikir vardı ama Peygamberimiz (sav)’in önderliğinde kargaşa yatıştı. Museviler, Hıristiyanlar, herkes rahat etti; müşrikler de çok rahat etti, Müslümanlar da çok rahat etti. Hz.İbrahim (as), Hz.Yusuf (as), Hz.Musa (as), İshak (as) dönemleri hep böyledir.

 

Ayet Açıklamaları

Rabbin, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan rahmet sahibidir. Dilerse sizi giderir ve dilerse, sizi bir başka kavmin soyundan (inşa edip) var ettiği gibi yerinize bir başkasını getirir. (En'am Suresi, 133)

Cenab-ı Allah burada, aynı şekilde Mehdiyet’e de işaret ediyor. Yeni bir topluluk, yeni bir atak topluluğu, yeni bir canlı topluluk, yeni bir şevk topluluğu, heyecan topluluğu, İslam’ın dünyaya hakim olmasına vesile olacak inşaAllah. Çünkü devamında diyor ki:

“Hiç şüphesiz, size vadedilen mutlaka gelecektir. Ve siz aciz bırakılacak değilsiniz.” (En'am Suresi, 134)

Ne vadedildi? Mehdi (as). Ne vadedildi? İsa Mesih (as). Ne vadedildi? Dabbet-ül arz, kıyamet alametleri ve kıyamet. “Ve siz aciz bırakılacak değilsiniz.” Yani, Mehdi (as)’ın çıkışını durduramazsınız, Mehdi (as)’dan bahsetmemekle, “Mehdi (as) gelmeyecek” demekle siz Mehdi (as)’ı durduramazsınız. “Ve siz aciz bırakılacak değilsiniz.” diyor Allah. İstediğin kadar örtbas etmeye çalış, istediğin kadar kapatmaya çalış, ne yaparsan yap durduramazsın.

 “De ki: ‘Ey kavmim, bütün yapabileceğinizi yapın;” (En'am Suresi, 135)  Ne tür çalışmalar yapılırsa; istediği kadar “İsa Mesih (as) gelmeyecek” de, “Mehdi (as) gelmeyecek” de, Bediüzzaman’ın dediklerini çarpıtmaya çalış, ne yapıyorsan yap “şüphesiz ben de yapıyorum.” Biz de yapıyoruz şu an; biz de onların yanlışlarını, hatalarını, geceli gündüzlü anlatıyoruz. “Bu yurdun (dünyanın) sonu, kimindir” Bu dünyaya kim hakim olacak, “yakında bilip-öğreneceksiniz.” Ebcedi 1993 tarihini veriyor; Mehdiyet’in en atak, en canlı yıllarında. “Gerçekten zalimler kurtuluşa ermeyeceklerdir.” Allah, zulüm olarak gösteriyor. Mehdiyet’e karşı, İttihad-ı İslam’a karşı samimiyetsizce mücadele eden bazı Müslümanların tavrına da burada işaret var.

 

(Duanın, Şirke Karşı Olan Gücü Hakkında)

Allah, duanın şirke karşı olan gücünü hissettirsin. Çünkü insanlar gizli şirke dua etmedikleri için çok girerler. Mesela başı ağrıyor, gidip ilaç alıyor; bekliyor, baş ağrısının geçmesini bekliyor. “İlaç geçirecek.” diyor. Allah geçirecek. “Yarabbi, bu vesileyi etkili kıl.” diyeceksin. Veyahut başka bir yeri ağrıyor, ilaç sürüyor; “Herhalde geçer.” diyor, bekliyor. “Yarabbi, bu derdi üzerimden al. Bu ilacı vesile et Yarabbi.” diyecek.

Gizli şirke karşı Müslüman, 24 saat ayakta ve diri olacak. Şirk, sık sık insanın karşısına gelir. İnsan şirkten kaçar, şirk insanı kovalar. Şirk insanı yakaladığında, hemen mümin ondan silkilenip kurtulacak.

Şeytan şirk mantığıyla ne der: “Seni bugün bir yorgunluk kapladı, sen bundan kurtulamazsın.” der. Halbuki Allah’a sığınsa, sebebe sarılsa kurtulacak. Ama onu unutur, yorgunluğun bağımsız bir güç olduğuna inanır; yani dışarıdan gelen bir güç. Onu da şirk mantığıyla savmaya kalkar, yani şirk tedbirleriyle. Halbuki orada mutlaka Allah’ın kurtaracağına inanması lazım, mutlaka Allah’ın rahatlatacağına inanması lazım.

Her adımında, her yerde Allah’ın yardımcı olacağına inanması lazım, hep bunların vesile olduğunu inanması lazım. Çünkü senin ilaç dediğin küçük, beyaz bir tabletin görüntüsü. Görüntü seni nasıl kurtarsın? Yani sana nasıl şifa olsun? Çünkü hastalık özel yaratılıyor, tablet ayrı özel yaratılıyor; ikisi de ayrı ayrı yaratılıyor. Ne bağlantısı var ikisinin? Sadece sebep olması açısından, Allah: “Onu, Ben sebep yarattım.” dediği için “Yarabbi, bu sebebi vesile et. Beni bu dertten kurtar.” demesi lazım.

Kardeşlerimizi de Allah şirk ruhuyla hiç karşı karşıya getirmesin. Çünkü eğer samimi olarak şirk bitirilirse, Mehdi (as) talebeleri tarafından şirk tamamen bitirilirse, Allah Nur Suresi 55’te söz veriyor: “Allah, vaadinden dönmez.” diyor. Allah söz veriyor, yani yemin ediyor. Ama tabii bizim yeminimiz gibi değil, Allah’ın sözü sözdür, yemindir. “Ben, İslam’ı dünyaya hakim edeceğim.” “Korkularınızın ardından sizi güvenliğe kavuşturacağım.” “Dini her yönüyle, her cihetiyle dünyaya hakim edeceğim.” diyor. “Ama şirk koşmayacaksınız, sadece bunu istiyorum.” diyor. 

2013-11-02 03:36:41

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top