Sayın Adnan Oktar'ın 28 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV, 28 Ağustos 2017

 

(“Münafık kendisini bilir mi?” izleyici sorusu)

Münafık, pislik olduğunu kendi adından daha iyi bilir. Çok aşağılık ve karaktersiz olduğunu münafık kadar bilen olmaz yani bütün hatlarıyla çok mükemmel bilir. Yalancılığını, üçkağıtçılığını, karaktersizliğini, ahlaksızlığını, haysiyetsizliğini, kaşarlığını, oyunculuğunu, Allah’tan korkmadığını hepsini bilir. Bilmez olur mu? Bilir.

 

(“Cehennemle insanları korkutmak doğru bir davranış mı?” izleyici sorusu)

Nurlu annem, orada cehennemle korkutuyorsun ama sonucunda o insan sevgiyi, aşkı, güzelliği ve güzel ahlakı alıp, tutkunun, aşkın en yüksek noktalarına çıkıyor. Yani o korku onu aşka, sevgiye götüren yol oluyor. Korku deyince sen kötü bir şey var zannediyorsun, değil, Allah korkusu seni süsler, güzelleştirir, akıllı hale getirir, akıllı davranmanı sağlar, insanlara güzel davranmanı, kendine güzel davranmanı sağlar, Allah’a karşı güzel davranmanı sağlar, aşkın, tutkunun, sevginin insanı olursun. Bu da ancak Allah korkusuyla olur. Dolayısıyla cehennem korkusu da bunun içinde tabii.

 

(“Cennette dünyada yaptıklarımızı hatırlayacak mıyız?” izleyici sorusu)

Tabii, onun özelliği o zaten cennetin. Dünyada yaptıklarımızla iftihar edeceğiz ve kendimizi seveceğiz. Kendimizi sevmemizin nedeni bu zaten. Mesela biz Peygamberimiz (sav)’i seviyoruz, niye? Güzel ahlakından dolayı. Yani kimse kimseyi boyundan posundan dolayı sevmez, güzel ahlakından sever. Peygamberimiz (sav)’i biz niye sevdiğimizi bir düşünün. Hz. Yusuf (as)’ı niye seviyoruz, Hz. İbrahim (as)’ı niye seviyoruz? Manevi yönlerinden dolayı seviyoruz. O manevi yönleriyle biz bu dünyada yaşadığımız için onu görmek, hissetmek, bilmek, hatırlamak cennetin en güzel zevki. Nefsani zevklerin dışında en güzel zevktir. En güzel nimetlerin başında biliyorsunuz Allah’ın tecellisi vardır, Allah’ın tecellilerini seyretmek vardır ve güzel hatıralar.

 

(“İnsan şeytanın etkisinde olduğunu bilir mi?” izleyici sorusu)

Bazen bilmez. Mesela duygusallaşır, gerginleşir, ağlar, çok öfkelidir, karamsar bakar halbuki şeytanın etkisine girmiştir bilmiyordur. Şeytandan Allah’a sığınması lazım, bir anormallik olduğunu hissetmesi lazım. Ağlama hissi geliyor mesela çok öfkeli, karamsar, huzursuz, dengeli düşünemiyor, etrafındakileri kırıyor, şeytanın etkisine girmiş demektir. Ama onu öyle anlamaz makul bir akış var zanneder. Şeytan o tarzda “ben geldim merhaba” demez yani bu tarzda gelir.

 

(“Eğer Tanrı insanları gerçekten severek yarattıysa zorluklar neden var?” izleyici sorusu)

Güzel yüzlüm, nur yüzlüm biz eti-kemiği sevemeyiz. Aşkın, tutkunun oluşması için Allah çok hassas bir denge, çok hassas bir akıl ölçüsü, özel bir ruh yapılanması meydana getirmiş. Yoksa insanın yüzünün ortasında bir burun var, iki tane gözü var, dudağı var yemek yiyor, kulağı var, yani bunu sen sevemezsin. Bunun sevilmesi için özel bir ruhi eğitimden geçmen lazım, durduk yere bu oluşmaz. Bunun oluşması için de mutlaka acılar, çileler, sıkıntılar, zorluklar, korkular ve istenmeyen nefsin hoşlanmadığı şeylerle insanın karşılaşması gerekiyor. Ve bunları teker teker yenerken o ruh kabiliyeti o zeminde gelişiyor. Bunun dışında o ruh kabiliyetinin gelişmesinin imkanı yok. Ama robot şeklinde geliştirilirse de onun da bir değeri olmaz. Eğer Allah onu beğenseydi hepimizi melek yapardı ve çok kolay. Ama Allah onu yeterli görmüyor. Mesela melekler doğrudan güzel ahlaklı ve hiçbir zorlukla da karşılaşmıyorlar. Mesela melekte kanser olmaz, hastalık olmaz, üzüntü olmaz, trafik kazası olmaz hiçbir şey olmaz dümdüz. Ama Allah onların sevgisini yeterli görmüyor. “Biz varız” diyorlar onlar mesela “trilyonlarcayız, Sana sürekli secde ediyoruz, rüku ediyoruz, kıyam ediyoruz, sürekli Sen’den bahsediyoruz, Seni övüyoruz, yüceltiyoruz” diyorlar, “niye kan dökecek, zulüm yapacak insanlar yaratıyorsun?” diyorlar. Allah detaya girmiyor diyor ki, “siz bilmezsiniz Ben bilirim” diyor. Ha onun sırrını bize açıkladı mı Allah? Yok bize de açıklamadı. Ama onun sırrını biz kendimiz çözüyoruz.

 

(“Neyi esas alarak ahlaklı olabiliriz?” izleyici sorusu)

Allah’a şükür ki Cenab-ı Allah Kuran’ı indirmiş. Ama bak, Kuran olmasaydı Tevrat’ta, İncil’de olurdu işin doğrusu. Fakat tahrif olduğu için Allah netlik olsun diye, bir de fluluk olmasın diye Allah’a çok şükür her şeyi netlemiş. Öbür türlü cenneti cehennemi kavramak falan çok zor olurdu. Tevrat’ta anlatılıyor ama flulaştırmışlar. Adam iman edemediği için ilgili kısımları çıkartmış yahut flulaştırmış. İncil’de de var ama yani o da yine flu sayılır. Allah’a çok şükür Kuran’da Cenab-ı Allah açık açık gürül gürül anlatıyor cennet şudur özellikleri bu, cehennem budur özellikleri bu. Haramlar şunlardır helaller bunlar. Bu kadar net, bu kadar berrak bir din olması çok büyük bir nimet bizim için Allah’a çok şükür. Öbür türlü içinde aramaya kalkacaktık. Burada aramaya gerek yok dinle doğrudan karşılaşıyorsun. Ama adama din yetmiyor ilave istiyor. İlave isteyince hurafe çıkıyor. Mesela bugün birkaç gelenekçi kanala girdim, tatlı bir dede var, iki kişi sunuyorlar. “Bir kadın soru sormuş nedir o” falan diyor yavaş yavaş anlatıyor. Hakikaten şeker bir insan ama onun anlattığı tarzda din yok olur yani mümkün değil yaşanmaz. Gençler iyi niyetle diyorlar “ecdattan kaldı yaşatalım” diyor ama yaşamaz o. Sen istediğin kadar uğraş o din çöker gider. Vicdanlı oldukları için diyorlar “baba yadigarı kalmış yaşatalım.” Ölmüş belli yani o sen nasıl yaşatacaksın? Hurafe olduğu da belli, hurafe denizi. Yani ayıp olmasın diye hurafeyi ayakta tutmaya çalışıyorsun ama gitmez o çöküyor.  

 

(“Şeytanın her insana göre güçleri farklı mıdır?” izleyici sorusu)

Güçleri farklı değildir de şeytanın uygulamaları farklıdır. Yani her insana -çok zeki bir varlık olduğu için onun- her insana onun hassasiyetine göre uygulama yapar şeytan. Her insanda vardır tabii bir tane, iki tane de değil yani mebzul miktardadır şeytan kaynar. Bir negatif zeka yüküdür, görünmez bir zeka yüküdür. İnsanın beynine rahatça girer, kafasının içinden de geçer gider gelir. Vahyetme yeteneği vardır, beyne gizlice hitap etme yönü vardır. Nasıl sinirler bize sessizce bilgiyi aktarıyor ya, onun da beynimize girip sessizce bilgi aktarma yeteneği vardır. Bilgiyi verir ama mümin direnir ona yapmaz. Eğer zayıfsa iradesi bırakır kendini o ne diyorsa yapar.

 

(“Münafıklar Müslümanların içinden ayrılır mı yoksa ölene kadar beraber mi yaşarlar?” izleyici sorusu)

Eğer keyfi yerindeyse beraber yaşamaya devam eder. Ama genellikle onların bir kopma noktası vardır. Münafıkların sonuna kadar götürme gücü genellikle zordur yani pek o güce dayanamazlar. Çünkü şeytan onlara sürekli “bana gel bana gel” der sürekli. Ama menfaati de orada durmaya doğru onu iter. Menfaatinin durumuna göre. Yani bir şey kaybedeceğinin düşünürse, malını kaybedeceğini, çıkarını, keyfini kaybedeceğini veyahut yeteri kadar çıkar elde edemeyeceğini düşündüğünde onun bir limiti vardır münafığın. O limitin altına düştüğünde çıkarı gider. Yahut ondan bir imkan oluşacağını düşünürse, Müslümanlara bir fayda geleceğini düşünürse onun bir limiti vardır, o limitin üstüne çıktığında yine gider. Genellikle hep çıkara göredir bir çıkar çizgisine göredir münafıklarda, buna çok dikkat etmek lazım.

 

Münafık Elçinin Yanına Nefretle ve Alçakça Gelir Ama Elçiye Dost Görünerek Müslümanları Vurmaya Çalışır. Bu Çok Ahmakça Bir Taktiktir

Müslüman alemini çökerten münafıklıktır. Münafık çok zeki şeytani bir sistemdir. Zekayı çok kullanır münafık, zeka oyunu çok yapar. Münafıklara bakın yazışmalarında, konuşmalarında böyle cedele ve münafıkane zekaya çok önem verirler. Çok ince bir cedel tekniği vardır. Mesela Müslümanın bir konuşmasını alır onu kendi menfaatine uygun hale getirir. Mesela Müslüman ona cevap verirse ona da yine şeytani bir mantıkla, cedel mantığıyla yine bir münafık stilinde yeni orijinal bir cevap daha verir. Yani altta kalmama mantığı vardır münafıkta. Hakkı kabul edip doğruyu kabul etmek Müslümandadır. Ama münafıkta yüzüne tükürsen yağmur yağıyor zanneder. Hiç üzerine de alınmaz. Yani kendisine yönelik bir sözü üzerine alınmaz, başkasına söylenmiş gibi anlar veyahut anlamak ister. Halbuki anlıyordur ama anlamazlıktan gelir. Peygamberimiz (sav) zamanında da mesela Peygamberimiz (sav)’e doğrudan söz edemeyen münafıklar dolaylı yoldan Müslümanları hedef alarak Peygamber (sav)’e söz ediyorlardı. Mesela Müslümanlara iftira atarak dolaylı yoldan Peygamber (sav)’e iftira atıyorlardı. Yöntem buydu. Çünkü Peygamber (sav)’e direkt söylese direkt muhatap almış olacak. Yani karşılık olarak hiç kaale alınmayacak. Ama Müslümanlara saldırarak dolaylı yoldan yansıtma metoduyla Peygamberimiz (sav)’e saldırdıkları için kendi kafalarınca onu kurnaz bir yöntem zannediyorlardı. Mesela Müslümanlar şunu yapıyor, falanca Müslüman şunu yapıyor. Mesela Hz. Ömer (ra)’ı suçluyor, Hz. Ebu Bekir (ra)’i suçluyor, Hz. Osman (ra)’ı suçluyor. Sen Hz. Ebu Bekir (ra)’i, Hz. Osman (ra)’ı, Hz. Ömer (ra)’ı, Hz. Ali (kv)’i suçladığında Peygamber (sav)’i suçlamış oluyorsun.

 

(Yeni Akit Gazetesi “Maymunlar medyası evrimde ısrarlı” başlıklı bir haber yayınladı. Şöyle haber: “Uyduruk evrim müfredattan çıktı. Maymundan geldiklerini savunan medya kuruluşları son 1 yılda 140 evrim haberi yayınladılar. Konuyla ilgili Cumhuriyet 21, Birgün 23, Aydınlık 11, Sözcü 9 evrim haberi yayınladı. Ve Hürriyet Posta Evrensel ve Yurt Gazeteleri de 60 evrim haberi yayınladı” diye yazdı.)

Evrime karşı bizim dışımızda mücadele veren yok zaten, dünyada yok. Var evanjeliklerin ama ne diyor; “Dünyanın ömrü 6 bin yıldır” diyor. Şimdi 400 milyon yıllık fosil geliyor, ne kadar yıllık bu diyoruz “en fazla 5 bin yıllıktır” diyor dalga geçer gibi. Artık granite dönmüş 5 bin yıl olur mu? Belli ki yüz milyonlarca yıllık, açık bilimsel olarak. Anlamazdan geliyorlar. Onlar çoktan mağlup olmuştu. Dünyada Darwinizm’e karşı tek aslan gibi duran biziz ve yenen de bizi Allah’a çok şükür.

 

Çocuklara Aklı Zayıf Muamelesi Yapıldığında Çocuğun Dengesi Bozulur. Çocuğa Saygı Duymak, Akıllı Olduğunu Görmek Gerekir

Çocuk akıllı oluyor. Ben kendimden biliyorum, üç yaşında falan bayağı aklı başındaydım yani sarhoş muamelesi yapılmaz çocuğa, deli muamelesi de yapılmaz çok çirkin. Çocuğa saygı duymak lazım, değer vermek lazım, aklına da güvenmek lazım. Deli muamelesi yapıldığında çocuk dengesizleşiyor yani deli taklidi yapmaya başlıyor. Çünkü “öyle yaparsan severim seni, yani sen deli havası verirsen sana şefkat, sevgi duyarım. Sen ama deli görüntüsü vermezsen ben seninle ilgilenmem” mantığı olmaz. “Akıllı olursan seni severim” görüntüsü verilmesi lazım. Çocuk o zaman akıllı olur.

 

Mutluluğun Formülü Allah'ı Çok Sevmek, Allah'tan Çok Korkmak, Allah'a Derin İmanla Bağlanmak, Allah'a Kendini Teslim Etmektir

Mutluluğun formülü “iki çocuk bir de evlenirsen” öyle demiyor mu şarkıda? Bir eşin olsun diyor, bir de iki çocuk oldu mu, tamam. Akla bak da hizaya gel. Mutluluğun formülü Allah’ı çok sevmektir, Allah’tan çok korkmaktır. Allah’a derin imanla iman etmektir. Allah’a teşekkür etmektir. Kalbin Allah ile birleşmesidir ruhun, Allah’a kendini teslim etmektir. Öbür türlü çocuk da senin başına bela olur, eşin de başına bela olur, sen onların başına bela olursun, onlar senin başına bela olur. Allah süründürür. Öbür türlü olacağı o. Öyle olsa herkes mutlu olur, evlenen kurtulur. Boşanıyor adam. Karısını vuruyor. Çekiyor alnından vuruyor yahut bıçakla kesmeye kalkıyor. Allah’tan korksa yapar mı? Allah’ı sevse yapar mı? O mesela o delikanlıyı kadın çekip vurmuş sunucu bir delikanlı var, bayağı yakışıklı aslan gibi delikanlı. Belli ki haset ediyor onun yakışıklılığına, güzelliğine. Münasebetsizliğe bak, boşanacakmış da onunla evlenecekmiş, yani çok densizce bir ifade. Orada merhamet yok, şefkat yok, kin ve nefret var, öfke var. Allah’tan korkmadığı anlaşılıyor orada. Allah’tan korkan yapar mı bunu? İki cinayet birden, hem kendini, hem karşısındakini, çok korkunç bir şey.

 

(Adnan Bey sizin daha önce belirttiğiniz bir uygulama yeni kararnameyle yürürlüğe sokuldu. Bundan sonra her ihbarla soruşturma açılmayacak. Savcılık ihbarla ilgili soruşturma açmadan “soruşturmaya gerek yok” kararı verebilecek. Böylece kişilerin lekelenmeme hakkı korunmuş olacak.)

Kardeşim, Allah’a çok şükür, yani bizim söyleyip de hükümetin yapmadığı hiçbir konu kalmadı. Mesela bunu geçenlerde ısrarla söyledim. “Vatandaşlar çok mağdur oluyor, özellikle ünlülere yönelik bunu yapıyorlar” dedim. Her konuda soruşturma. Adam aşka geliyor, kafasına esiyor. İnternetin başına geçiyor, bir şeyler yazıyor. “Hadi gel bakalım. Yani dediği doğru mu bu adamın?” Ya kardeşim böyle şey olur mu? Adam belli ki münasebetsizlik yapıyor. O adamı çağırıp kendine sormak lazım. Yani ilgili kişi niye gitsin? Yani suçladığı kişi niye gitsin? Tabii savcılarımız, hakimlerimiz daha iyi bilir ama adamı çağırırsın “ispat et bunu” dersin “nereden çıktı bu?” İspat edemiyorsa karşı dava açılması lazım iftiradan. Adam nasıl, yani devletin birimlerini, devletin savcılığını, mahkemelerini boş işle meşgul etmek istiyor ve iftira atıyor. İftiradan dava açılması lazım.

 

(“Başkanlık sistemi terörü bitirecek mi? Türk-Kürt sorununu çözecek mi?” izleyici sorusu)

Yok, o öyle bir şey getirmez. Yani terörü bitirmez, Türk-Kürt sorunu yani onu da bitireceğini zannetmiyorum. Ama devletin sağlam zemine oturmasını yani güçlü iktidar sağlar. Çünkü karşı tarafın hep kullandığı zayıf iktidarı ezmek ve zayıf iktidarı devirme üstüne kurulu olduğu için bu sistem güçlü iktidar meydana getirecektir. İngiliz derin devletine karşı rahatça dayanabilecek bir güç oluşacaktır. Yani yoksa ortalı bir hükümeti devirmek çok kolay oluyor. Zaten Cumhuriyet tarihi boyunca gördük, şakır şakır hepsini devirdiler. Koalisyonlar hep çökertildi. Hükümetler hep istifa ettirildi. Yani istifa ettirilemeyen, çökertilemeyen hükümet modeli meydana gelmiş oluyor, tek faydası bu. Yoksa terörü inşaAllah bitirirler de ama çok zor. Çünkü fikri mücadele yapılmadıktan sonra çökmez, gitmez.

 

Çocuklara Maneviyatın Önemi Öğretilmediğinde Çocuk Aileye Aile Çocuğa Bela Oluyor, Aile Huzuru Çöküyor

Bazı aileler onu mantıklı bir şey olarak görüyorlar, mantıkla hareket ediyorlar, vicdanla hareket etmiyorlar. “Adamın en önce maddeye ihtiyacı var” diyor. Halbuki en önce manaya ihtiyacı var. Öyle olunca da Allah bereketi kaldırıyor. Huzurlu aile sistemi kalmıyor, aile çöküyor. Halbuki maneviyata önem verilse yani Allah korkusunu, Allah sevgisini esas alırsa Allah o aileye bereket verir ve dağılma da olmaz ve güçlü, sağlıklı, her yönden güzele doğru giden bir yapı olur.

 

Mesleğin İnsanın Karakterini Değiştirmemesi Gerekir. Samimi, Sevgi Dolu, Akıllı, İtidalli İnsan Karakteri Esas ve Güzel Olandır

Yani istiyorlar ki böyle profesör havası vereyim, yani yuvarlak gözlükle çıkalım ve ağır ağır, aksak aksak konuşalım. Latince kelimeler, Fransızca kelimeler havalarda uçuşsun. Sürekli çeşitli bilim adamlarının isimlerini sayayım. Dans olmasın, eğlence olmasın, sevgiden, aşktan, tutkudan bahsetmeyelim, yani başka bir boyutun başka bir insanı olalım. Yani doğal bir insan olmayalım. Yani bilim adamı eşittir böyle. Böyle bir şey yok. Müslüman adı Müslüman’dır zaten, bilim adamı diye bir şey olmaz. Müslüman bilgiliyse bilgilidir. Kasapsa kasaptır, bakkalsa bakkaldır ama sorduğumuzda onun bir tane ismi vardır, Müslüman’dır. Dolayısıyla kasabın kasap gibi davranması, bakkalın bakkal gibi davranması, bilim adamının bilim adamı gibi davranması, böyle bir şey olmaz. Herkes Müslüman gibi davranmak durumundadır. Müslüman gibi davrandığında da mütevazı ve rahat, hayatı yaşayan, hayat doludur. Neşelidir, şarkı da söyler, oynar da, güler de, sevinci, sevgiyi, tutkuyu yaşar. Dolayısıyla mesleğine göre, yaşantısına göre bir üslup ve karakter geliştirmez.

 

(Adnan Bey, sizin Sağlıkçılara Yönelik Şiddete Çözüm konulu videonuzu 1 milyon 200 bin takipçisi olan Facebook'ta doktorlar sitesi.NET yayınladı. Bir bölüm vardı. Bu konuşmanızı 1 milyon 200 bin takipçisi olan Facebook'ta doktorlarsitesi.NET paylaştı.) 

MaşaAllah. Görebiliyor muyum sitede görüntüyü yeniden? Bu doktorlar arasında da konuşulan bir konu. Bu çok kolayca yapılması mümkün olan bir şey. Hükümet bunu hiç bekletmesin. Yoksa doktorlarda bu stres yapar. Adam saldırdığında incecik cam, çıtalardan oluşmuş bölümler var. Zaten acil servisler rahat ve temiz yerler. Orada güvenliğe yönelik hiçbir şey olmuyor. Doktorun kendini koruyabileceği bir oda falan olmuyor. İncecik kapılar zaten zayıf. Kapı rahatça kırılacak gibi. Dolayısıyla böyle olmaz. Öyle bir saldırı olduğunda doktorlar derhal hatta bir kanal gibi bir yer de olması olabilir öyle bir şey için. Hemen oradan odalara geçmeleri lazım. Tek bir yerde de değil aslında nereye yakınsalar orada hemen sığınacakları bir yer olması lazım. Zor bir şey değil bu, gayet kolay. İçeri hava gelecek gibi olacak, acil ihtiyaçlarını karşılayacakları gibi bir banyo olması lazım, bir banyo. Su ve yiyecek bulunacak. Çünkü polisin müdahalesi vakit alabilir. Bir saat-bir buçuk saat vakit alabilir. Olur olur yahut hakikaten Allah esirgesin çatışma falan da olabilir. Orada o insanların, o değerli insanların bir süre beklemesi gerekebilir. Bazen oluyor mesela adam it kopuk takımı, silahlı çatışmaya giriyor. Polisle de çatışıyor. Çok vakit alabilir. Ama öyle çelik bir yerde kalırlarsa. Ve her şeye dayanıklı olması lazım. Bomba dahil, yangın dahil her şeye dayanıklı bir oda olması lazım. Ve gizli geçişi de olması lazım, o odadan dışarıya geçiş de olması lazım. O odada kalacakları gibi değil, istediklerinde gizli bir geçitle çıkabilecekleri gibi bir yer de olması lazım. Bunu mutlaka yapalım.

 

Bir İnsan Zordayken Senin Yanındaysa, Senin Haysiyetini Şerefini Namusunu Kendi Haysiyeti Gibi Görüyorsa, O İnsan Sadıktır

Sen zordayken, zora geldiğinde sana yardımcı oluyorsa, sana şefkatli ve merhametli ise, seni koruyup kolluyorsa, haysiyetini, şerefini ve namusunu kendi haysiyeti ve şerefi ve namusu olarak görüyorsa, sağlığına sıhhatine en az kendisi kadar dikkat ediyorsa senin sağlığına sıhhatine özen gösteriyorsa, huzurun ve neşen için gayret ediyorsa seni değerli bir varlık olarak görüyorsa bu çok güzel. Eğer bunları yapmıyorsa sadık değildir bu kadar açık. Egoist, bencilse, çıkarcıysa sana değer vermiyorsa en ufak menfaatiyle çatıştığında egoistçe ve hayvanca kendi çıkarının peşine gidiyorsa o değersiz insandır bu kadar basit. Hemen anlaşılır. Genç kızlar çok akıllıdırlar, çok zekidirler gözüne bakar bakmaz ses tonundan, üslubundan, yürüyüşünden bile anlarlar. Elektriğinden, kurduğu cümlelerden, merhamet anlayışından hemen anlarlar.

 

Murat Yıldırım ve Eşinin Hacca Gitmesi Bir Güzelliktir. Bu Sebeple Kendisine Sevgisiz Yorumlarda Bulunanlara Hiç Değer Vermesin

Murat Yıldırım hacca gitti diye muhalifler çok eleştiriyorlarmış. Onun güzel tavrından eğer rahatsız oluyorsa hacca gitmesinden bir insan dinle imanla, Allah’la, Kitap’la alakası yok demektir. Onun yaptığı eleştirinin hiçbir kıymeti olmaz. Dinsizse senin dinine zaten saldırır. Ona hürmet edilmez, değer de verilmez. Sen düşün, bir hırsızı düşün adam hırsızlık yapmıyor diyor diye ona kin duyuyor, zina yapmıyor diye kin duyuyor, şarap içmiyor diye kin duyuyor, namaz kılıyor diye kin duyuyor, oruç tutuyor diye kin duyuyor, hacca gidiyor diye kin duyuyor. Adam hastadır onun muhatabı da olmaz zaten onun eleştirisi sıfır hükmündedir, hiçbir anlamı yoktur. Dolayısıyla tavşanlar hoplar demiş güzel insanlar yoluna devam eder, kervan gider. Kaale almamak çok önemlidir.

 

(Hapisteki FETÖ’cü darbeciler sürekli Gülen’in rüyalarından bahsederek vakit geçiriyorlarmış. Kurtuluş Tayiz Akşam Gazetesi’ne şöyle bir yorum yaptı “Bunlar FETÖ tarafından zeki oldukları için seçildiğini düşünüyor. Oysa zeki oldukları için değil ahmak oldukları için seçildiler. Şartlandırılmaya, kontrol edilmeye müsait oldukları için tercih edildiler. Bu nedenle hapishanede bile rüyalarla, masallarla idare edilmelerine şaşırmamalı” dedi.)

Kurtuluş Tayiz mükemmel konuşmuş, doğru teşhis, müthiş bir ahmaklık ve ruh bozukluğu, dengesizlik, merhametsizlik, hainlik, nankörlük Allah tarafından bunlara verilmiş sırf deccal ordusuna katılabilmeleri için. Allah da belalarını veriyor tabii ki.

 

İnsan Irk Üstünlüğüne İnanıyor ve Bir Irkın Diğerlerinden Üstün Olduğunu, Diğerlerini Ezmesi Gerektiğini Düşünüyorsa Bu Zihinsel Hastalıktır

Nihal Atsız grubu bunlar Türkçüydü varsa Türk yoksa Türk ama ırk Türk’ü istiyor bu. Yani Kürt, Çerkez, Laz bunu kabul etmez saf kan Türk olacaksın. Onun dışındakileri pek kaale almazlardı ve o ırkın üstünlüğüne Türk ırkını, saf Türk ırkının üstünlüğüne inanıyorlardı yani Hitler hayranlığı gibi. Ama Ülkücülük apayrıdır. Ülkücülük Türküm diyen herkesi Türk kabul eden, Türk milletinin yücelmesini, yükselmesini amaçlayan, Türklük aleminin birleşmesini, İslam aleminin birleşmesini isteyen, yüce idealler uğruna canını verecek derecede kararlı olan çalışkan, disiplinli, yiğit ve kabadayı cesur gençlere ülkücü denir. Türkçülük ırk esasına dayalı olan Türkçülük onlar klasik faşist tabir ediliyor. Yani faşist özentisi diyelim. Faşist özentisi, faşist yalakası olabilir ancak. Irk üstünlüğünü iddia edip diğer ırkları aşağılayan ve diğer ırkların yok edilmesini ve tek bir ırkın canlı kalmasını istiyorsa bir adam bu manyaklıktır, ruh hastalığıdır. Ama Nihal Atsız’ınki de tabii benim gördüğüm faşizmi çok andırıyor. Üslubu, anlatımları çok andırıyor. Onu ayrı bir kategoride değerlendiriyorum.

 

(“Kızla erkeğin arasındaki güveni ne oluşturur?” izleyici sorusu)

İman, inanç, Allah korkusu, Allah sevgisi. Allah’tan korkmuyorsa hiçbir şeyden çekinmez. Merhameti de olmaz, vicdanı da olmaz.  O genç kızın ne namusu, ne haysiyeti, ne şerefi, huzuru, ne dini, imanı, sağlığı sıhhati adamı ilgilendirmez. Onu bir av olarak görür o. Dağda yakaladığı bir av gibi görüyor. Ve her türlü hakka sahip olduğuna inanır. Ama Allah’tan korkuyorsa, Allah’ı seviyorsa o yüce bir varlıktır. Allah'ın tecellisidir.

2017-09-13 08:19:59

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top