Sayın Adnan Oktar'ın 14 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV, 14 Haziran 2017

 

(Terör örgütü PKK’yla mücadeleye devam eden Mehmetçik Kato Dağı’nda bir askerin okuduğu akşam ezanıyla birlikte iftar yaptı. Askerlerimizin Kato Dağı’nda ezan okurkenki görüntüsünü görebiliriz.)

Çok iyi olmuş. Aslında ezanı yaygınlaştırmak lazım. Hoparlörle dağda, bütün arazide, her yerde PKK’ya dinletelim ezanı. Bayağı moralleri bozulur. Mehter bir, ezan iki. Onları çok darlandırıyor.

 

(MİT tırları görüntülerinin yayınlanması davasında yargılanan eski Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni ve CHP Milletvekili Enis Berberoğlu tutuklandı. Mahkeme, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk maksadıyla açıklamak suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılmasına hükmetti. Cezada indirime giden mahkeme 25 yıl hapis cezası verdiği Berberoğlu’nun tutuklanmasına karar verdi.)

Kanun, hukuk eğer yanlış işliyorsa zaten üst mahkemeler var, Anayasa Mahkemesi var, AİHM var. Dolayısıyla mahkemelere güvenmek gerekir. Fakat mahkemelerin hızlanması çok önemli. Hakim ve savcı sayısını artırsınlar. Bu son durumda çok fazla kişi olduğu için mahkemelerde bir ağırlaşma, sorgulamalarda ağırlaşma oluyor. Bunun süratli olması lazım. Mesela gözaltına alınan kişi en fazla yirmi dört saat kalsın, gitsin. Ya tutuklanır yahut serbest bırakılır. Yani olağanüstü şartlarda tamam biz makul görüyoruz ama olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Fakat süratlendirmek de mümkün. Avukatlardan yine hakim ve savcı alınabilir, daha önce olduğu gibi. Birçok çözüm üretilebilir.

 

(Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasını protesto etmek için Ankara’dan İstanbul’a yürüyeceklerini belirterek; “Artık bıçak kemiğe dayandı. Böyle bir adalet mi olur? Hangi yargıç ne kadar ağır ceza verirse sarayın gözüne o kadar gireceğini düşünüyor” dedi. “OHAL kapsamında da yasaklanırsa?” sorusu üzerine ise; “Yasaklasınlar, daha da büyür. Rezaleti görür bütün dünya. Türkiye’de bununla ilgili olumsuz haberler çıkarmaya çalışacaklar. Bunun farkındayız” dedi.)

Kemal Kılıçdaroğlu genelde çok aklı başında, makul bir insan. Yani konuşmalarının çoğu da makul. Ama burada hukuki bir cevap vermesi gerekir. Yürüme; tamam yürüsün. Bu Türkiye’de özgürlük olduğunu gösterir. Eğer kanun, hukuka uygunsa yürüsün. Ama yanlışlık varsa onu hukuki delillerle çürütmesi gerekir. Yani hukuki cevap verilmesi lazım. Onun dışında yürümeyle olmaz. Müsnet, açık deliller gerekir.

Şöyle olabilir, bilmiyorum ben hukuku tam olarak; Yargıtay kararından sonra tutuklama daha makul görüyor olabilirler belki. Ama bilmiyorum yani belki mahkemeye bir istihbarat gelmiştir, kaçma şüphesi falan gibi. Olabilir mesela MİT bilgilendirmiştir. Dosyayı biz hiç bilmiyoruz. Mahkemeye sunulan, hakimlere sunulan bilgileri bilmiyoruz. Çünkü bazen de tutuklamaya gitmiyor hakim, sanık kaçıyor yurt dışına. O zaman hakimi görevden alırlar. Veyahut disiplin soruşturması açılıyor veyahut işte hakkında konuşmalar oluyor. Biraz daha makul bakmak lazım.

Belki hani yurt dışına çıkış yasağı konsa yeterli olabilirdi diyenler de olabilir. Hakimi sen oraya o yetkiyle koymuşsun. Şimdi birçok insana tutuklama kararı veriyor. Bu gibi konularda zaten ağır ceza direkt tutuklu yargılıyor. Veyahut böyle karar verildiğinde hemen tutuklama kararı alınıyor. Yapmaya da bilir. Ama kanunsuz bir şey değil. Kanuna uygun bir şey yani hukuka uygun bir şey. Bence öyle yer yerinden oynatacak bir şey yok bunda. Bilmiyorum yani benim ilk gördüğüm bana öyle geliyor.

Şöyle düşünülebilir belki hani; Yargıtay bu tutuklamayı bozarsa, bu şahsın yattığı cezanın telafisi yok. Ama bu çok oldu. Herkeste oluyor. Biz de yattık. 9 ay yattık çıktık, yine bir 9 ay yattık yine çıktık. Hepsinden beraat ettik. Ne oldu? Yanımıza kar kaldı yattığımız tabii ki. Hukuk içerisinde bu tip şeyler oluyor, olaylar olabiliyor. Fakat tabii davanın hassasiyeti, ehemmiyeti de göz önünde bulundurularak belki böyle bir tavır konmuş olabilir. Ama tabii gönül ister ki asıl Yargıtay safhasından sonra, Yargıtay onadıktan sonra tutuklama kararı olsun. En güzeli budur. Mesela biz onlardan hakikaten haksız yere yattık, boş yere. 9 ay yattık, yine bir 9 ay daha yattık. Kusura bakmayın da demiyorlar ama işte beraat ettiniz diyorlar. Peki ne olacak yattığımız? Yattığınız yanınıza kalmış deniyor. Ama devletin de işte zor durumda olduğu da ortada. Biraz daha makul değerlendirmek gerekiyor. Çok zor bir durum var çünkü hükümet açısından, devlet açısından.

 

(Tutuklama kararı sonrası Enis Berberoğlu adliye koridorunda konuştu. Şöyle söylüyor; “Hukukun katledildiğini defalarca gördük. Olmadık bir işten böyle bir mağduriyet yarattılar. Bunu yaratanlar utansın. Siz beni unutmayacaksınız. Ben de sizi unutmayacağım.”)

Yani neden şey gördü anlamadım. Her neyse de yani o da kendini savunsun, anlatsın. Mektup olarak da gönderebilir. Makul görmediği, yanlış gördüğü ne varsa söylesin. Hukuka, kanuna uygunsa biz burada yayınlarız da, söyleriz de, konuşuruz da. Benim de iddianamem aylarca bekletildi, 6-7 ay beklettiler. Biz çıtımızı çıkartmadık, yattık. Sonra da 9 ay da cezaevinde bekledik. Sonra da beraat ettik. Oluyor. Tabii bunlar olmasa daha güzel. Fakat Türkiye’nin zor bir dönemden geçtiği de bir gerçek.

 

(Yeni Şafak Yazarı Yasin Aktay, Katar olayının İslam dünyasına kurulan bir tuzak olduğunu yazdı. “Hamas’ı ve Müslüman kardeşleri terörist diye niteleyen ve bunlara destek veriyor diye Katar’ı da cezalandırmaya kalkan bir Suudi Arabistan belki farkında değil ama kendisini hedef alan bu büyük operasyonun düğmesine bizzat kendisi basmış oluyor. İçinde Dünya İslam Alimler Birliği Başkanı, 91 yaşındaki Yusuf El Karadavi’nin de bulunduğu bir terör listesi yayınlamak, açık söyleyeyim Suudi Arabistan’a karşı kurulmuş tuzağın en önemli işaretidir. Karadavi’ye savaş açanın İslam dünyasında hiçbir meşruiyeti kalmaz.”)

Yani adam dengeyi kurduysa, zannettiğiniz gibi olmaz. Şii-Sünni düşmanlığı şiddetle körükleniyor. Böyle bir ortamda karşı taraf zorluk çekmez. Deccaliyete karşı en güzel çözüm, Sünni-Şii kardeşliğini tesis etmek. Sünni-Şii el ele olması. Mesela Şii alimler gelsin, Sünni alimler gelsin. Birbirlerine sarılsınlar, ellerini havaya kaldırsınlar. Birlikte yemek yesinler, birlikte namaz kılsınlar. Deccaliyete meydan okusunlar. Bunu yapalım. Acil olan bu. Her cemaatten, her tarikattan insanlar bir araya gelsinler. El ele bir zincir oluştursunlar. Nakşibendi, Kadiri, Süleymancı, Nurcu, Şii, Alevi, Bektaşi, hepsi. Sıradan böyle el ele bir zincir oluştursunlar. Böyle bir resim çektirsinler. Biz her yerde beraberiz. İleri gelenleri. Konu kökünden hallolur. Şunu yapsalar bile biter. Yani yapacak hiçbir şey kalmaz. Yani gerçekten canları yanıyorsa bu durumdan, huzursuzsalar bunu yapmaları lazım.

 

(CHP Genel Başkan Yardımcısı Zeynep Altıok, AK Parti döneminde yöneticilerin ve bürokratların kadına yönelik söylemlerini raporlaştırdı. Raporda, AK Partili siyasilerin kadınlar hakkında kullandıkları sözlerden örnekler verildi. Bülent Arınç’ın mecliste bir kadın vekile; “Hanımefendi bir sus, bir kadın olarak bir sus” demesi, “kadın herkesin içerisinde kahkaha atmayacak, bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak” sözleri. AK Parti Ünye Tanıtım ve Medya Başkanı Süleyman Demirci’nin; “Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer. -Estağfirullah- Perdesiz ev ya satılıktır ya da kiralıktır” sözleri. Melih Gökçek’in; “Kadın ahlaklı olsun, kürtaj yapmak zorunda kalmasın. Anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün? Anası ölsün” gibi sözlerine yer verildi raporda.)

İşte gelenekçi Ortodoks İslam’ın bu riskli yönünü biz gördük. Bu darbelere de zemin hazırlayan bir mantık, Türkiye’nin işgaline de zemin hazırlayan bir mantık, Avrupa’nın, Amerika’nın bize karşı tavır almasına da zemin hazırlayan bir mantık, dünyada yalnız kalmamıza da vesile olacak bir mantık. Biz bu mantığı bozmak için bütün gücümüzle uğraşıyoruz. Adamlar çok ince yerden yakalamış. Öbürü diyor ki “Üç yaşındaki çocuğun bacağını amcası sakın görmesin” diyor, öbürü diyor ki “dizinden yukarısı annesiyse de tahrik eder” diyor. Akıl almaz bir öfke meydana gelir dünyada böyle bir kafaya karşı ve yalnız kalırız. Kimse de yanımızda olmaz Allah esirgesin. O yüzden en büyük mesele gelenekçi Ortodoks İslam’ın yaptığı tahribatın durdurulması. Tayyip Hoca modern görüşe sahip bir insan ama tek kalıyor. Ben de onun için söylüyorum bak “Şahsını destekleyelim.” AK Parti’yi desteklemiyor olabilirsin, şahsını da sevmiyor olabilirsin ama milli bir liderin etrafında insanların kenetlenmesi gerekir. Başka türlü olmaz.

Ama Sayın Kılıçdaroğlu’nun sahip çıkan efendim demokrasiyi savunan, cumhuriyeti savunan veyahut işte kendince mağdur olduğunu düşündüğü kişileri savunan tavırları normal yani muhalefet lideri olarak bunu yapması lazım. Yoksa Türkiye ürkütücü görünür. Muhaliflerin olması lazım. Yıkıcı olmadan yapıcı bir muhalefet son derece faydalı olur.

 

“Televizyon programlarında erkeklerin kadın kılığında rol yapmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?”

Dehşet verici dehşet. Bir delikanlının, aklı başında bir insanın yapacağı bir şey değil. Çok ürkütücü sadece ızdırap verici, onun adına utanç duyduğumuz hatta korkunç bulduğum olaylar. Fıtratı tamamen bozan ve homoseksüel propagandası görüntüsü veriyor çok kötü.

 

“Birçok meal var, Adnan Oktar meali de olacak mı, olacaksa ne zaman olacak? Gerçekten çok merak ediyoruz. Bekliyoruz.”

Onu dün akşam konuştum. Tashihteydi. “Zaten ne yaparsak yapalım yine hata olabilir.” dedim. Ama başlangıçta belirtelim, “Biz hata yapmış olabiliriz.” diye. “Bu Kuran-ı Kerim mealine o gözle bakın” diyerek “yayına verelim” dedim. Dört ciltlik, süratle hazırlanıyor şu an. Yani hata ihtimali çok olabilir, harflerde hata olabilir, kelimelerde hata olma ihtimali var, açıklamalarda olmuş olabilir, insanlık hali. Ama genelinde yüzde 99,99 tamam yani. Ama ben çok titiz olduğum için iyi incelenmesini istiyordum, redaktör bakıyordu, onu kaldırdık şu an. Bu şekilde basacağız.

 

(Suudi Arabistan öncülüğünde bazı Körfez ülkelerinin Katar’a ambargo uygulama kararının ardından Türkiye’nin gıda takviyesi Birleşik Arap Emirlikleri’ni rahatsız etti. Söz konusu ülkeler Katar’a askeri ve insani ihtiyaçları taşıyacak olan gemilerin Süveyş Kanalı’ndan geçişini engellemek için hukuki yolları araştırmaya başladılar.)

Hayırdır inşaAllah. Kardeşim orada çoluk çocuk, kadınlar var aç bırakacaksınız, sen ne yaptığını zannediyorsun? Bu yöntem mi şu? Oturur masada halledersin. Bakın, yine Mehdiyet. Yine Mehdiyet’e ihtiyaç var, yine İsa Mesih’e ihtiyaç var.

 

“Ben boyutlar hakkında bilgi almak istiyorum, ismim Saliha.”

Şimdi biz kaç boyutluyuz? Şu elips ekrana bakıyoruz bir en var bir de boy var. Derinlik var gibi görünüyor ama aslında belli iki boyutlu olduğu belli. Üçüncü boyut bizi bayağı net seyrediyor şu an üçüncü boyutta olanlar yani onların önündeyiz şu an. Bir de üçüncü boyuttakilerle doğumumuz ve ölümümüz de onların gözünün önünde Allah’ın dilemesiyle doğum ve ölüm. Üçüncü boyut tabii bu Allah’ın dilemesiyle Allah’ın istediğine gösterebileceği bir durum. Mesela Peygamberine gösteriyor Allah. İkinci boyuttan çıkarıyor üçüncü boyuta geçiriyor gelmişi geleceği tek bir an olarak görebiliyor bir an olarak.

 

“Neden halkın sorularını yanıtlamaya karar verdiniz?”

Hoşuma gidiyor. Onların nelere dikkat çektikleri, neleri önemsedikleri, neleri araştırdıkları toplumdaki genel kanaati öğrenmemi sağlar. Genel kültür durumunu, genel anlayışı yansıtır. Onun için ben zaten birisiyle karşılaştığımda hep bana soru sormasını isterim. Merak, araştırma, inceleme güzel bir şey. Kardeşlerimizin sorularından onların kişiliğini de anlamış oluyorum. Neleri merak ettiklerini, toplumda nelerin önemli görüldüğünü de görmüş oluyorum.

 

“Sizi neden bu kadar çok seviyorlar?”

Samimiyim ondan seviyorlardır. Bir de diğergamım yani kendim için yaşamıyorum sevdiklerim için yaşıyorum bu alışılmış bir şey değil. Ve bir de tutkudan, aşktan delicesine haz duyuyorum, sevgiden çok şiddetli haz duyuyorum bunun da etkisi vardır. Allah’ı çok seviyorum her şeyin üstünde bunun çok etkisi vardır.

 

“Gördüğüm en şık giyinen insansınız bu şıklığı nasıl sağlıyorsunuz?”

Bir kere Allah, Cenab-ı Allah “Mescitlere giderken en güzel kıyafetlerinizi giyinin” diyor Allah, ayette teşvik ediyor. Bir kere Allah’ın emri bu bir. Peygamberimiz (sav) diyor ki “Allah nimetini kulunun üstünde görmek ister” bu iki, hadis olarak. Üç, ben belirli bir topluluğun, belirli bir arkadaş grubunun ağabey olarak gördükleri bir insanım. Tabii ki Müslüman olarak da ayrıca her yönüyle örnek olmak durumundayım. Güzel kıyafet, güzel söz, güzel yiyecekler, güzel evler her şey Müslümanın özelliği. Cennet de güzel, cennet kıyafetleri güzel, biz de cennette güzel olacağımıza göre cenneti burada başlatmak en doğrusu olur adeta diyelim.

 

“Bende unutkanlık çok fazla başladı. Acaba unutkan olmamak için ne gibi bir çözüm getirebilirsiniz?”

Unutkan olman iyi kafan dinlenir. Vücudun kendini savunmasıdır unutkanlık. Boş şeyleri insanın kafası tutmak istemez. Sürekli unutarak beyni rahatlatır, Allah’tan bir nimettir. Hiçbir şeyi unutmasan çok sıkılırsın rahatsız olursun. Çözümü dikkati keskinleştirmekle elde edebilirsin.

 

“Gençliğe yönelik olarak devlete ve hükümete ilk olarak neyi tavsiye edersiniz?”

Gençliğin iman hakikatleriyle yani Kuran mucizeleriyle, Allah’ın varlığının delilleriyle yetiştirilmesi lazım ve Darwinizm’in geçersizliğinin de Darwinizm anlatılarak açmazlarıyla beraber gençlere anlatılması gerekiyor. Yoksa bu PKK kafası, ateist kafa gittikçe yayılır Allah esirgesin. Zaten gelenekçi Ortodoks İslam’la dinsizlik muazzam yayılıyor. Mesela diyor ki adam “Annesinin bacağına insan bakamaz” diyor “baktı mı tahrik olur” diyor “dizinin üstüne.” Adamın ne dini ne imanı kalıyor. “Üç yaşında çocuğun bacağına amcası bakamaz” diyor adamın olan imanı da gidiyor. Yani bu adamların tahribatı akıl almaz oluyor. Bizler olmasak Allahualem din iman tahribatı akıl almaz boyutlarda olacaktı. Darwinizm’in de kalesi olurdu Türkiye. Ama bizim sayemizde Darwinizm yerle bir oldu.

 

“Bir sorum olacaktı, Cumhurbaşkanımızla tanışmak ister misiniz?”

Tayyip Hocamı ben severim, çok da güveniyorum, saygı duyuyorum. Fakat küfür ve dalalet, deccaliyet bunu muazzam malzeme olarak kullanır, her türlü iftirayı atabilirler, oyun oynayabilirler. Onun için ben bizim çocuklara da “Gördüğünüzde hiç gözünüzü kaçırın geçin” diyorum hiç yahut “Sadece selam verin geçin” diyorum. Akıl almaz iftiralar atarlar hem Cumhurbaşkanı’na yönelik hem bize yönelik. İşte “Adnan Hoca’yla ne konuştu, ne yaptı, neler söyledi?” İftiranın kapısı sonuna kadar açık. Küfür deccaliyet atakta bekliyor. Görevi de çok zor Tayyip Hoca’nın. Burada yapılacak olan sevenlerini artırmak, destekçilerini artırmak; iyilik yapılacaksa bu. Yoksa gidip konuşup neyi konuşacağız? Gizli bir şey olsa çok gizli bir şey olsa zaten ulaştırırız. Ama genellikle devletin istihbaratı her türlü bilgiyi sağlıyor. Ben gizli ne bileceğim de anlatacağım neyi aktaracağım yani? Ha konuşuruz görüşürüz, ahirette asıl bizim görüşeceğimiz yer, Tayyip Hocam’la ahirette görüşeceğiz. İnşaAllah cennette. Ama bu dünyada da İslam’ın hakim olması, Mehdi (as)’nin zahir olmasında Tayyip Hocam da ben de efendim Mehdiyet çizgisinde inşaAllah güzel hizmetler veririz. Fakat işte önüne gelen çekilip Tayyip Bey’le, kardeşim Türkiye 83 milyon her aklını esen gidip görüşmeye konuşmaya kalkarsa ki gidip konuşanlar da çok vaktini alıyorlar iki saat ayrılmıyor. Memleket işleriyle mi uğraşsın, bu konuyla mı uğraşsın? Ben bazen görüyorum mesela tanıdıklarım “Ya” diyorlar “gidip Tayyip Bey ile görüşeceğim konuşacağım.” Bana geldiklerinde zaten en az iki-üç saatimi alıyorlar Tayyip Hoca’ya gitseler ne yaparlar bilmiyorum bazı vakalar için söylüyorum. Kesintisiz konuşuyor nefes almadan. Şöyle bir insanın ağzını açacak bir şey söyleyecek “Evet” diyecek bile takati kalmıyor, kesintisiz konuşma. Bu gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı içinde de yaygındır, bilinir bu, rahatsız edici boyutlarda olur. Tayyip Hocam’a iyilik yapacak olan vaktini almasın. Yapacaksa bolca insanlar destekçi hale getirsin, taraftarını çoğaltsın. AK Parti taraftarı değil Tayyip Hoca’nın taraftarı, bunu sağlasın yeterli.

 

“Çile ve zorluk insanları Allah’a nasıl yaklaştırır?”

İnsanlar tabii şımarmaya, gevşemeye çok yatkın. Belalar, dertler tabii çok iyi konsantre olmasını sağlar Allah’a. Öbür türlü insanlar Allah’tan uzaklaşıyorlar yani daha çok dünyayla meseleleri halletme eğilimine girerler. Ama Allah Kendine yaklaştırmak için kuluna, sevdiği kuluna, acıdığı kuluna dertler, hastalıklar verir ki Kendine yaklaşsın da cenneti kesinleşsin diye. Çünkü öbür türlü cenneti tehlikeye girebilir. Allah’ın rızasına nail olmama ihtimali var. O yüzden bu Allah tarafından bir nimet olarak sunulur. Belalar, dertler, çileler ve herkes bilir bela, dert, çileyle karşılaşan insanlar hep Allah’a daha çok yaklaşırlar, bunu bilmeyen yoktur.

 

“Allah insana neden ruhundan üflüyor ve bu ne anlama geliyor?”

Ruhundan üflemek demek Allah’ın ruhunun o insanda olması demek. Ve anlamı çok açık yani Allah o kişide tecelli etmiş oluyor, Allah’ın tecellisi olmuş oluyor. O bilinç, o varlık zaten başka türlü açıklanamaz. Allah görüyor bizim gözümüzle görür, bizim burnumuzdan aldığımız kokuyu da bilir. Bizim dokunduğumuz dokunun veyahut dokunduğumuz cismin ne olduğunu, nasıl bir kıvamda olduğunu hissetmemizde de aynısı Allah bilir. Bütün duyularımızı bilir. Bu nedir? Allah’ın ruhunu taşıdığımızı gösterir. Aynısını Allah da bilir aynısını.

 

“Allah ayetlerinde gizlinin de gizlisini bildiğini buyuruyor, gizlinin gizlisi ne demektir?”

Bilinçaltı. Mesela insanlar der ki “Ya ben yemek yemek istemiyorum” diyor ama bilinçaltında yemek yemek ister. Mesela der ki adam “Ben hiç sevmiyorum” der ama aslında seviyordur bilinçaltı. Mesela “Allah’a inanmıyorum” der ama bilinçaltında inanır ayette zaten söylüyor Allah “Zulüm ve büyüklenme dolayısıyla inkar ettiler” diyor “aslında bilinçaltlarında kabul ettiler” diyor putperestler için de Allah onu söylüyor. Hz. İbrahim (as)’de olan olayda putperestler bilinçaltında söylüyorlar haklı olduğunu ama açık ifadede başka türlü konuşuyorlar.

 

“Şu ana kadar dünyaya gelmiş olan ve gelecek olan bütün insanlar içerisinde en mükemmeli Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’dir diyebilir miyiz?”

Tabii öyle bütün kaynaklarda o şekilde. Kuran’da öyle olduğunu anlıyoruz. Cenab-ı Allah, “Habibim” demesi zaten ifadenin şeklinden de anlaşılıyor yani coşkun bir sevgiyi ifade eden bir hitap şekli. Zaten yaşantısı, çilesi hayatından da bu anlaşılıyor, doğru.

 

“Cennette neler olacak?”

Cennette şimdi bak burada bakıyoruz tabletler var mesela şöyle bir fincan var hoşumuza gidecek bir fincan. Bunu sorsan, işte “İtalya’da usta yaptı” falan diyorlar normalde öyle zannediliyor. Beynimizin içinde oluşan bir şey bu. Hadi dışarıda olduğunu farz etsek bile, bizim bunu görmemiz mümkün değil yani dışarıda ışık yok ve renk yok. Bak dışarıda ışık yok ve renk yok. Neyi göreceksin? Beyin bunu renk ve ışık olarak yorumluyor. O zaman yaratılış kime ait? Allah’a ait, tamamen Allah’a ait. Onun için bütün eşyaları, her şeyi yaratan Allah’tır. Buradaki insanları yaratan da Allah’tır, bitkileri yaratan da Allah’tır, renklerini, parlaklığını, gölgelerini de yaratan Allah’tır. Dolayısıyla buradaki bütün detayları Allah yarattığına göre cennetteki de bütün detayları Allah yaratacak yani yaratmış hazırda şu an. Mesela şu camdan süsler dışarıda bunlar renksiz ve ışıksız, renksiz ve ışıksız. Peki, sen bunun neyini göreceksin o zaman beyin bunu bu şekilde yorumlamazsa, renk ve ışık olarak yorumlamazsa neyi göreceksin? Sırf karanlığı göreceksin. Duyu da beyine giden bir algı. Duyu diye bir şey de yok elektrik akımı geliyor sadece. Koku da öyle nasıl alacaksın öbür türlü? Beyninin içinde işte mercimek kadar yerde Allah cennet gibi bir ortam meydana getiriyor. Ha mercimek kadar mı? Belki mercimek kadar da değil.

 

“Kader konusunu anlayamadım bana anlatabilir misiniz?”

Şimdi zaman bak şimdi, şimdi bir ses duyacağız bir ses, bir daha ikisini kıyasladık. Nerede? Beynimizde. Kıyaslayınca ne oldu? Kafamızda bir inanç meydana geldi. Bu inancın adı nedir?  Zaman. Beynin yorumuna diyoruz zaman diye. Dışarıda boş uzayda zaman yoktur. Mekan da tamamen izafidir. Mesela uçsuz bucaksız evren diyoruz. Bir başkası için bizim evrenimiz toplu iğne başı kadar. Tam anlamıyla toplu iğne başı kadar bütün evren. Ama bize çok büyük geliyor. Zaman da izafidir, mekan da izafidir. Sonsuz kısa zaman içerisinde sonsuz uzun zamanı yaratmıştır Allah. Buna kader diyoruz.  Bilimsel açık net izah budur. Buna da hiç kimse itiraz edemez.

 

“Kuran’da secde ayeti geçtiği zaman secde yapmalı mıyız?”

Bir şey kaybetmeyiz. Güzel olur, bir hürmet ifadesi olur. Mesela “Onlar” diyor “Allah’ın ayetlerini duyduklarında hemen secdeye kapanırlar.” Tamam işte ayeti duymuşsun kapan gayet güzel. Açık bir farziyet var gibi de görünüyor. Çünkü “Ayetleri duyduklarında kapanırlar” diyor ayetleri duymuşsun. Tabii o anlamda söylemiyor ayet onu yani Allah’a itaat ederler, iman ederler, ne gerekiyorsa yaparlar, tereddüt etmezler o anlamlara da geliyor. Ama zahir anlamına da göre de hareket etmekte fayda var.

2017-07-03 16:13:41

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top