Sayın Adnan Oktar'ın 24 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV, 24 Eylül 2017

 

(Kuzey Irak’ta yapılacak bağımsızlık referandumu öncesi gerginlik sürerken Irak Genelkurmay Başkanı Ganimi Türkiye’ye geldi. Ganimi, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Akar tarafından Genelkurmay karargahında törenle karşılandı. Ganimi’nin Türkiye’den sonra İran’a da gideceği öğrenildi. Bir süre sonra da Cumhurbaşkanı Erdoğan Hulusi Akar Paşa ile birlikte İran’ı ziyaret edecek.)

Yani olması gereken oluyor bak. İran düşmanlığını FETÖ’cüler bütün güçleriyle körüklediler. Israrlı uyarılarımızdan sonra mesele vuzuhata kavuştu. İran dosttur, İran sevdiğimiz bir ülke. İranlıları seviyoruz, Şiileri seviyoruz, nur gibi Müslümanlar. Yapılan iddialar, İran hakkında yapılan iddialar ahlaksızlıktan, kıskançlıktan başka bir şey değil. Allah’a çok şükür Cenab-ı Allah bizim doğumuzda dindar, aklı başında, dürüst, güçlü, sağlıklı, mükemmel Müslümanlar ve mükemmel bir devlet oluşturmuş. Ne mutlu bize. Tabii ki dost olacağız. Ve dostluğumuzu da pekiştireceğiz. Her şeyde ittifak halinde olacağız her şeyde.

 

(“Hz. Mehdi (as) ve Hz. İsa (as) buluşunca insanların haberi olacak mı?” izleyici sorusu)

Tabii ki. Hz. Mehdi (as)’ın adı konmayacak ama bütün İslam onu lider kabul edeceği için, belli ki o. Açık açık kendine söyletmez, televizyonlardan, radyolardan da “Mehdi çıktı” falan denmez dedirtmez ama herkes anlar. Başka ne anlamı var bunun, Müslümanların başında birisi var nedir? Orası müstakil bir yer değil yalnız. Hz. İsa Mesih (as)’la buluşma zaten her yerde çanlar çalıyor, ezanlar okunuyor, şofar yüzlerce şofar sesi bütün Kudüs’ü almış. Nedir oradaki karşılaşma? Tabii ki Hz. İsa Mesih (as)’la Hz. Mehdi (as)’ın karşılaşması. Tevrat’ta bahsedilen 3500 yıl önce belirtilen olay tahakkuk etmiş oluyor. Aslında Moşiyah’a, Hz. Mehdi (as)’a dünya nasıl hazırlandı diye de bir kitapçık hazırlıyorum. Yani tarih içerisinde muazzam bir hazırlık yapılmış. Bak, o kapı 3500 yıldan beri kapalı tutuluyor Hz. Mehdi (as) için. Her yerde hazırlık, İstanbul’un alınma sebebi Hz. Mehdi (as) içindir, süslenmesinin nedeni Hz. Mehdi (as) içindir. İstanbul’a el uzatamamalarının nedeni de yine Hz. Mehdi (as) içindir hepsi.

 

(Bir son dakika haberi vardı. “İran topçusu Kuzey Irak’ı vurdu” diye bir haber. İran ordusu IKBY’nin Erbil Kenti’ne bağlı sınırdaki dağlık Balekayeti bölgesini obüs atışlarıyla bombaladı, 1 kişi yaralandı.)

Kardeşim, İran işin içinde. Türkiye karşı, İran karşı, Irak karşı, Amerika karşıyım diyor usulen. Amerika tabii karşı değil. İngiltere de destekliyor, İsrail de destekliyor. İsrail’e de İngiltere talimat verdiği için destekliyor. İngiliz derin devletinin 200 yıllık kurnazlığı şudur ki; hiçbir olayda kendini ortaya çıkartmamıştır. İngiliz derin devleti her cinayette ya Amerika’yı ortaya koymuştur, ya Fransa’yı ortaya koymuştur, ya Almanya’yı ortaya koymuştur. Hiçbir cinayete sahip çıkmamıştır. “Ben öldürmedim o öldürdü, ben öldürmedim şu yaptı” hep bu tarz yapmıştır. Her cinayetinden sonra da cenazeyi kaldırmıştır. Cenaze evine gidip ağlamıştır her cinayetinde. Mesela bombalı bir büyük eylem yapıyor, ilk kınayan o olur İngiliz derin devleti kınar. Cenaze evine gider ağlarlar ve dolayısıyla cenaze sahipleri de onların yapmadığını zanneder. Onların kötü adi bir taktiğidir bu eski. Onun için bunu yiyenler de var Türkiye’de, bayağı yiyen oluyor, bu taktiği yiyenler haddi hesabı yok biliyorsunuz.

 

Resim Olan Odada Namaz Kılınamaz Diye Bir Hüküm Kuran'da Yoktur

Resim olan odada namaz tabii ki kılınır. Niye kılınmasın? Bizim gözümüz seccadede, yerde Allah’la kalbimiz beraber. Resimler de nihayetinde Allah’ın tecellisi. Diyor ki “resim put olabilir.” Kardeşim, şimdi orada büfe var, büfeye de tapıyor olabilirsin, değil mi? Oradaki vazoya da tapıyor olabilirsin. Yani eğer putsa putun zaten şekli şemaili olmuyor ki. Abuk-sabuk bir şey oluyor, alıyorsun tapıyor. Yani onun insana benzemesi, canlıya benzemesi bir şeyi değiştirmiyor. Putlar zaten kitlevi taş parçaları oluyor. Dolayısıyla sen onu put olarak kabul etmediğine göre bunun bir anlamı olmaz. O zaman sen duvarı da putlaştırabilirsin, otu da putlaştırabilirsin her şeyi putlaştırabilirsin. Hiçbirini put olarak kabul etmediğine göre resim de olsa, eşya da olsa her ne olursa olsun heykel de, biblo da olsa orada namaz kılınır, kılınmaz diye bir şey yok.

 

Allah'ı Çok Seven, Ruh Sahibi Olan ve Dünyadaki Eğitimini Bitirip Güzel Ahlakı Öğrenen Herkes Cennette Olacak İnşaAllah

Allah’ı samimi seven, burada eğitim gören yani insan olma kursunu bitiren herkes cennette olacak. Ruh sahibi olan, samimi olan herkes buradaki eğitimini bitirdikten sonra, çünkü burada sevme, saygı, nezaket, efendilik, şükür, derin düşünme, detayları görme öğreniliyor, bir kurs. Bu kurs bitince cennete gidiliyor bu kadar. Bu eğitimin alınması şart, ondan sonra müminler akın akın cennete alınıyorlar. Cennette, işte bu dünyanın daha genişi, daha rahatı. Yine yeşillikler var, güzel evler var, ırmaklar var, her türlü yiyecek içecek, meyveler var. Sadece biraz Alice Harikalar Ülkesinde gibi yani. Kafandan geçen bir şey hemen oluyor. Mesela bir odaya giriyorsun, beş kapı daha var mesela yedi kapı var, yedi kapıdan birini açtığında yedi kapılı bir yere daha geçiyorsun geniş bir salona, oradan yedi kapılı bir yere daha geçiyorsun. Aslında görüntü bu, gerçeğinde görüntü ama insan o kadar net alıyor ki aklının ucundan geçmez görüntü olduğu uçsuz bucaksız. İşte onun için “cennet köşkleri” deniliyor. Köşkün içinde de oradaki hizmetliler oluyor, eşyalar süsler güzellikler oluyor git git bitmez öyle bir yapı. Ama Allah sevgisi olmadıktan sonra istediğin kadar eşyayı düşün, istediğin kadar insan olsun hiçbir anlamı olmaz. Ama çok sevdiğin için Allah’ı sevdikleriyle beraber olmak çok eğlenceli oluyor tabii. Yani bir binanın odalarının bitmemesi çok hoş. Mesela her evin odası biter, mesela on odalı bile olsa, yirmi odalı köşk bile olsa bitiyor ezberden bilinir. Ama cennetin odaları bitmiyor, ondan ona geçiyorsun hep sürpriz, oradan oraya, oradan oraya geçiyorsun. Mesela gökte yakuttan köşk var gökte havada duruyor. “Ya Resulullah nasıl çıkacağız biz oraya?” diyorlar “uçarak gideceksiniz” diyor Resulullah (sav). Gayet makul geliyor insanlara. Normalde insan çok korkar gökte olan bir şeye, hiçbir şekilde onun üstüne çıkmak istemez. Ama Allah öyle bir cesaret ve rahatlık veriyor ki rüyadaki gibi, adam gidiyor o köşkte gayet rahat eğleniyor. Direği falan yok hiçbir şey yok havada duruyor bildiğin gökte duruyor yani onu tutacak yukarıdan da aşağıdan da bağlayan bir şey yok duruyor. Her şey süslü güzeldir. Ağaçlar çok güzel görüntü olarak çok iç açıcı olur. Ama mekansız olarak oluyor tabii bunlar. Aslında mekan var gibi görünüyor mekansız olur. Allah diyor “Benim için çok kolay” diyor. İnsanlar “nasıl yaratıyor?” diyorlar “Benim için çok kolay” diyor Allah. Ama Allah’ın en çok üstünde durduğu sevgidir, sevgi olmadıktan sonra hiçbir anlamı yok onun.

 

Kuran Müslümanlığını Yaşayanlar Sosyal Dengeyi Ayakta Tutan, Cömert, Adil, Sağlıklı Düşünen İnsanlardır ve Dünyanın Dayanak Noktasıdırlar

Dinin insanlara faydası, dünyayı yaratan sonsuz akıl bu dünyanın nasıl kullanılacağını da bize öğretiyor. Maddeyi yaratırken, nasıl bir ilaç firması ilacı imal ettiğinde piyasaya sürdüğünde insanlar da onu aldığında onu nasıl kullanacağını bilmez, değil mi? İçinde prospektüsü vardır, şöyle kullanırsan şu oranda şu şekilde kullanırsan faydalı olur der. Dünyayı da Allah yarattığında biz dünyayı nasıl kullanacağımızı bilmeyiz, bilmediğimiz için de helak oluruz. Akıl almaz bir kargaşa ve perişanlık olur. Nasıl kullanacağımızı Allah bize din yoluyla bildirir. Biz de dünyayı dine göre kullandığımızda en akıllı, en güzel, en doğru, en makul şekli uygulamış oluyoruz. Fiili uygulamadan bu anlaşılıyor. Dini uygulayan insanlar akıllı, sevecen, kaliteli, dürüst, iyi niyetli ve sosyal dengeyi çok iyi ayakta tutan, cömert, çok güzel ahlaklı insanlar oluyorlar. Ve böylece dünya tam bir nizama intizama girmiş oluyor ahlak açısından. Ama gelenekçi Ortodoks İslam anlayışını şeytani bir kafayla, şeytanın ifasıyla bilmeden uygulayanlar tam anlamıyla dünyayı felakete sürüklüyorlar. Şu an sürükledikleri gibi.

 

Sabır Acı Çekilen Değil Zevkli ve Sevinçli Bir İbadettir. Tahammül İse Sadece Acıya Gösterilen Dirençtir

Sabır bir ibadettir. Sevinçle, huzurla insan acı çekmeden nimet olarak sabrı uygular. Sabır zevkli bir ibadettir, sevinçli bir ibadettir. Tahammülse acıya gösterilen dirençtir. Adam senin ayağına basar bağırmazsın, bütün gücünle kendini tutarsın ona tahammül denir. Sabır öyle değildir. Sabır, adam ters laf eder sen ona güzel cevap verirsin, ters konuşur nezaketli cevap verirsin buna sabır denir bu bir ibadettir.

 

Eleştiriyi Kalp Kırmadan Gönül Alarak Yapmalı. Eleştirmeden Önce İyi Yönleri Anlatmak Güzel Olur ve Eleştirinin İçinde Sevgi Hakim Olmalı

Eleştiri kabul etmemek, genel olarak insanların çok canını yakan bir şey eleştiri. Bu bir facia boyutunda. Eleştirilen insan adeta mahvoluyor benim anladığım. Eleştiriyi çok usturuplu yapmak lazım, genele yönelerek yapmak lazım, kalp kırmadan gönül alarak yapmak gerekiyor. Onun dışında sert eleştiriden kaçınmak gerekiyor. Eleştirmeden önce de iyi yönleri, güzel yönleri anlatıp övücü konuşup ondan sonra eleştiriye devam etmek gerekir. Ve eleştirinin içinde yoğun olarak sevgi olması lazım. Yoğun sevgi hakim olan bir eleştiriden bir zarar gelmez yani tahribat yapmaz. Yeter ki çok sevgi dolu olsun.

 

Acılar ve Zorluklar İnsanın Akıllı, Olgun, Nezih Olmasını Sağlar, Muhakemesini Daha Güçlendirir

Baskı ve zorluklar tabii imanı da geliştirir, insanın akıllı, olgun, kaliteli, nezih olmasını sağlar. Sevgisini güçlendirir, tutkunun derinliğine doğru açılır kafası, vicdanlı olur, muhakeme yargısı daha güçlenir. Cennet ahlakını en iyi şekilde almış olur. Cennet kursunun temel vasıflarından biridir zaten acılar, elemler, ızdıraplar, zorluklar. Dolayısıyla bu imtihanı başarıyla bitiren çok güzel bir cennet sakini olur, cennet maliki olur. Cennet maliki olmak için dünyadan diploma alınması lazım yani ehliyet. Burası ehliyet alınma yeridir. Cennetin kullanılabilmesi için ehliyet. Öldüğümüzde o berat verilir, ehliyet verilir. O ehliyetiyle Müslüman cennete girer.

Mesela cennette meyvelerin renkleri artıyor. Bir elma ne kadardır? Yeşil elma vardır, kırmızı vardır, ara renkler vardır bir de kırmızının tonları. Cennette mavisinden tut, 72 ayrı renkte meyve. Her meyvenin 72 ayrı rengi. Bilmediğimiz renkler var, 72 renk. Yeni renkler göreceğiz. 7 renk biliyoruz biz değil mi? Bak 72 renk var. Hiç görmediğimiz renk göreceğiz, bilinmedik bir renk. Mesela hurma var. Yan kabukları, yaprakları altın renginde. Dünyada böyle değildir. Altın renginde ve daha iri yani çok daha iri. Hurma şimdi burada küçük oluyor, orada çok iri. Ekmek gibi yenecek gibi oluyor hurma. “Daha yumuşak” diyor Peygamberimiz (sav). “Daha yumuşak ve tadı daha keskindir” diyor. O tarz yani.

İlk yaratılan cennet biliyorsunuz Adn cennetidir. Allah Adn cennetini yarattığında ağaçlarının dikimini falan Cenab-ı Allah bizzat Kendisi, Allah’ın dizayn ettiği bir cennettir Adn cenneti. İlk olarak Adn cennetine diyor ki Cenab-ı Allah bitirdiğinde, “Ey Adn” diyor cennete “Hadi konuş” diyor. O da dile geliyor Adn cenneti. “Müminler kurtuluşa, felaha ermiştir” diyor. İlk konuşması bu. Cennet canlı, şuur sahibi normal bir insan gibi, bütününde insan. Mesela düşünün insanın kaşı var, gözü var falan ya. Cennetin süsleri de o varlığın kaşı, gözü, ağzı, burnu hükmünde. Bildiğin normal canlıdır cennet. Konuştuğunda söz dinler, bir varlık yani tamamı bir varlıktır. Allah diyor ki son olarak Adn cennetine, “Ey krallar yurdu ne mutlu sana” diyor Cenab-ı Allah, övüyor onu. “Ey krallar yurdu” diyor. Krallar yurdundan kasıt işte anla. Beyhaki’de geçiyor bu, sayfa 364. Cennet ağaçlarının kökleri bu renkte değil altın görünümünde. Bütün ağaçların kökü altın görünümünde. Altın gibi sert değil ama tipik altın görünümünde. Öyle siyah falan o tarz değil. Allah tecelli ettiğinde bir tek insanlarda reaksiyon meydana gelmiyor böyle olumlu reaksiyon. Bütün ağaçlarda görülüyor hepsinde, canlıların tamamında. Pınarların akışında, güzel kokuların artışında bir de kuşlar falan aniden hepsi birden yoğun olarak dile geliyorlar kuşlar. Allah’ın tecellisi sessiz sakin olmuyor. Muazzam bir alayiş oluyor her tecelli ettiğinde. Kullarıyla da konuşuyor Cenab-ı Allah. “Ben Allah’ım” diyor. “Benden ne istiyorsunuz? Ben size yerine getireyim.” “Ya Rabbi sana hamdolsun, sen bize nimet verdin” diyorlar konuşuyorlar yani. İnsan şeklinde tecelli ediyor.

 

Haramların Çok Olduğunu Sanmalarının Sistemi Gelenekçi Ortodoks İslam Anlayışının Yaygın Olması Sebebiyle. Kuran'a Göre Haramlar Çok Azdır

Şirk sistemi oldu mu haramların önü arkası kesilmez. Ama Kuran'a göre haram var mı? Yok. Parmakla sayılıyor haramlar. Kuran'a göre parmakla sayılır çok az. Allah diyor ki; “De ki” şeytandan Allah'a sığınırım “bunların dışında haram olan bir şey bulamıyorum de” diyor. Adamlar “olur mu ya?” diyor “daha yeni başladık dur bakalım” diyor. Mesela on tane haram varsa adam onu çıkartmış bine. Bin haram meydana getirmiş. O bine de adam ayrıca ilaveler yapmış on bine çıkmış nefes aldırmıyorlar. Onun için Kuran Müslümanlığında haramların sayısı çok azdır. Helaller haddi hesabı yok sonsuz. Ama gelenekçi Ortodoks İslam anlayışına girersen haramlardan başını kaldıramazsın. Her şey haram. Çünkü bak şimdi kapıdan çıkıyorsun sağ ayağınla çıkman gerekir. Çıkmazsan sünnete muhalif hareket ediyorsun. Sünnete muhalif hareket etmek ne demek biliyor musun? Cehenneme gideceğin durumda eğer sünnete uyuyorsan Peygamber (sav) devreye giriyor gelenekçi İslam’ına göre “Ya Rabbi” diyor “Senin dediğini yapmadı ama benim dediğimi yaptı bu insan” diyor. “O yüzden bunu affet” diyor. Allah onu affediyor ve böylece adam cehenneme gitmekten kurtuluyor. Bu ne demektir? Bunun yapılması da farz, her şey farz. Binlerce farz var ve binlerce haram var binlerce haram. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışıyla İngiliz derin devleti İslam’ı adeta kazımaya başlamıştı ki biz devreye girdik. Başladı Irak'tan, Suriye'den, Mısır'dan girdi Libya'dan zaten başlamıştı. Oradan yukarıya doğru gidiyor. Zaten onları hiç ellemesine bile gerek yok kendinden düşüyor. Sapır sapır dökülüyor diğer yerler. Ama bak Türkiye'de takıldı kaldı hiçbir şey yapamıyor.

 

Bencillik Çok Küçük Düşürücüdür, Bencil İnsan İticidir. Aşık İse Allah İçin ve Sevdikleri İçin Yaşar

Bencillik çok küçük düşürücü bir şey. En başta insan kendini sevemez bencil olduğunda kendini itici bulur. Bencillikten kurtularak insan kendini sever. Bencil demek kendini seven demektir, kendi için yaşayan demektir. Aşık, nasıl olur? Sevdikleri için yaşar kendi için yaşamaz. Allah için ve sevdikleri için. Dolayısıyla Allah için yaşamaya söz verirsin, kendin için yaşamamaya söz verirsin, aşkı hedef edersin, tutkuyu hedef haline getirirsin o zaman konu en yüksek şekilde ruhuna Allah tarafından nakşedilir.

 

(Hürriyet yazarlarından Ertuğrul Özkök ve Taha Akyol, Kuzey Irak’a müdahale ihtimaline karşı yazılar yazdılar. Özkök yazısında; Türkiye'nin Irak’a askeri olarak müdahale ettiği takdirde tüm dünyanın tepkisiyle karşılaşacağı uyarısında bulundu. “Suriye politikanız zaten dibe vurmuş, caydırıcılığınızı kaybetmişsiniz. Bu yüzden acaba referandum olayında bu kadar yüksek perdeden konuşmak iyi bir politika mı? Türkiye’nin imajı Arap aleminde dip yapmış durumda. Ve Osmanlıcılık, Turancılık hayalleri bütün bölgede şüpheyle izleniyor. Yani bir anda bütün dünyayı Barzani’nin yanında, Türkiye’nin karşısında bulabilirsiniz” dedi.)

Ama şöyle eğer Irak Devleti derse ki, “Arkadaş ben bunu kabul etmiyorum benim ülkemi bölüyorsunuz yardım eden yok mu?” derse “Ben de müdahale edeceğim birileri bana yardım etsin” derse ülkeler yardım etmeye hazır gibi görünüyor. Amerika hiçbir şekilde kabul etmiyor öyle gibi görünüyor eğer İngiliz devletinin bir oyunu yoksa ki büyük bir ihtimalle bir oyun var. Ama her halükarda olay planlanmış bir olay olduğu için asıl plancıların derdine bakmak lazım. Plancıların derdi orayı PKK'ya teslim etmek. Öyle bir risk görüldüğünde Türkiye her şeyi göze alıp oraya girip PKK’yı def edip orada eski sistemi tesis edip çıkması gerekir. Yani PKK'ya teslim ettirmeyiz.

 

(Ertuğrul Özkök yazısının devamında şunları söyledi: “Ayrıca biz zaten bunlara devlet muamelesi yapmıyor muyduk? Barzani Ankara’ya geldiğinde, Türk bayrağının yanına çektiğimiz o bayrak neydi? O bayrağı çekip Barzani’ye devlet başkanı muamelesi yaparken, Irak’a sorduk mu? Açık konuşalım. Biz epeydir oraya basbayağı Kürdistan muamelesi yapıp, Barzani’yi de onun başkanı olarak kabul ediyorduk.” Dedi.)

Kardeşim tamam da şimdi bunu resmiyete kavuşturursan hukuki konum kazandırmış oluyorsun. Şimdi hukuki konum kazandırdığında oraya yapılan bir müdahaleyi düşün. Mesela Barzani'yi adam otomatik silahla vurur PKK’lı, çok kolay. Yahut bir bomba atar üstüne yahut arabası geçerken bomba atar orada adamı şehit edebilirler. Kargaşa başlar. Kim müdahale edecek? Türkiye’den müdahale yok. Irak da müdahale etmeyeceğine göre PKK müdahale edecektir. Müdahale edince “Biz burada güvenlik olarak durmak durumundayız” diyecek adamlar. “Buranın asayişini sağlayacağız” hadi geçmiş olsun. “Şimdi de seçim yapacağız” der, “PKK'yı kazandırdık” der, bu kadar basit. “PKK iktidar oldu” der ve hazır devlet. Yani bağımsız bir devlet var. PKK devleti olmuş olacak. Bütün mesele iktidarı devirmekte. Hatta şöyle de olabilir. Barzani’ye kazandırtırlar. Barzani’ye darbe yaparlar, Barzani de kaçar filmin gereği. Helikopter indirirler kaçar İngiltere'ye kaçar. Ondan sonra hazır iktidar tak PKK gelir oturur hazır çünkü sistem. Barzani'ye de bir şey olmaz. Eğer anlaşma yaptılarsa alır götürürler darbe bu kadar basit. “Askeri darbe yapıldı” der. Sol komünist darbe. O kadar çok ki komünist orada. Zaten Talabani komünist, solcu yani. Talabani taraftarları kum gibi orada, solcu kum gibi. Bunun gücü yetmez bunun ideoloji falan da yok. Barzani’nin herhangi bir devlet ideolojisi, bir milli ideolojisi yok. Hiçbir ideolojisi yok. Uçağa veyahut helikoptere atarlar bunu. “Darbe oldu. Hadi seni kaçırıyoruz” der. Adamlarıyla beş on kişiyle beraber, ailesiyle beraber alır kaçırırlar. O kadar. Sabahına da PKK orada gerekeni yapar. Allah esirgesin. Tehlikeli.

 

(Bir dönem Türk halk müziğinde adından sıkça söz ettiren, devletin resmi kurumlarına kayıtlı, yüzün üzerinde eseri bulunan eski TRT İstanbul Radyosu sanatçılarından, yetmiş yedi yaşındaki Mustafa Canan -görebiliriz- Yalova'da bir köy evinde yaşamını sürdürüyor. Mustafa Canan, Müslüm Gürses'i de yetiştiren kişi. Kendisine sadece yıllık yirmi beş lira telif ücreti veriliyor. Ancak maddi olarak geçimini sağladığını belirten Mustafa Canan, tek sorununun yalnızlık olduğunu söyledi. “Hiç kimse ne arıyor, ne soruyor. İnsan bir telefon açar. İnsan o kadar emek veriyor. Nasılsın, iyi misin diyen yok. Kimseden para pul istemiyorum. Bir dostluk, bir muhabbet bekliyorum.” dedi.)

Sanatçı diye bir şey ben göremiyorum ortada. Hiçbir sanatçı yok. Bu çok vahim bir şey. Bütün sanatçıları devletin hükümetin esaslı şekilde koruyup kollaması lazım. Müthiş gündemde tutması lazım. Özellikle müzik, ses sanatçıları bunları çok gündemde tutması gerekirken tutmuyor. Bu çok acı. Heykel, resim, müzik bunların hepsinin gündemde tutulması lazım.

 

(“Dev binaların yanında gecekondular var. Bu sınıf ayrımı değil mi?” izleyici sorusu)

Şimdi dev bina ve gecekondu. Her ikisi de hatalı. Bir kere dev bina değil de estetik güzel bina olması lazım. Göz alıcı, sanatlı bina olması lazım. Gecekondu diye de bir şey olmaması lazım. Orada sınıf ayrımı, sınıf ayrımı şu an var tabii. Yani şöyle var. Fakirler var. Zenginler var. Efendim mesela bu bir sınıf ayrımı gibi görünüyor. Mehdi devrinde bu yok işte. Yani sahah üzerine bütün insanlar eşit oluyorlar. Herkeste bir eşitlik oluyor. Eskiden beri var bu fakir zengin ayırımı. Bir tek Mehdi devrinde bu yoktur. Herkes zengin oluyor. O özlediğiniz, güzel gördüğünüz günler Mehdi devrinde olacak. Üç-beş yıl sonra Mehdiyet’i zaten göreceksiniz inşaAllah.

 

Doğru Olan, Şehidi, Elbisesini Çıkarmadan Al Kanlarıyla Defnetmektir

Ölü neden yıkanır? Yani belki “abdesti yoktur” diye düşünüyorlar. “Öyle yıkayalım” diyorlar. Aslında Kuran'da anlatılan gömülmesidir. Yani vefat eden bir insan toprağa gömülür. Kargadan örnek veriyor Cenab-ı Allah ayette. Fazla bir detay yok. Yani farziyeti yoktur. Yıkanma diye bir Kurani hüküm yok. Ama yani psikolojik olarak rahat ediyorlar. Belki cünüptür falan yahut abdestsizdir. Abdest aldıralım diye düşünüyorlar. Yani iyi. Vicdanen rahat ediyorlarsa, psikolojik o onları rahatlatıyorsa insanların iyi. Ama Kuran'da böyle bir hüküm yok. Budistler falan da yıkıyorlar ölüyü. Bir tek Müslümanlar yıkamıyor. Geçenlerde öyle azılı bir komünist lider vardı, ölmüş. Adam da donmuş böyle kasılmış. Adamı ayağa kaldırmışlar. Adamı ayakta yıkıyorlar. Kadınlar falan da yıkıyor. Birisi tasla su döküyor, tepesinden falan. Duruyor adam da ayakta donduğu için. Yani ilginç. Köpürte köpürte yıkıyorlar adamı böyle. Üstüne başına da sıçrıyor oradan şeyler. Yani özetle Kuran'da böyle bir hüküm yok. Ama abdestsizse, abdestli gitsin diye vicdanen rahatlar tabii ailesi, insanlar. Gerçi ölü için abdest hükmü olmaz. Öyle bir farziyeti yok. Ölmüş zaten. İmtihan bitmiş. Abdestli abdestsiz diye bir şey olmaz. Sonradan alınan abdest de geçerli olmaz. Yani sen ona namaz kıldırsan ölüye, geçerli olmaz. Abdest de aldırsan geçerli olmaz. Ama bir mahsuru yok. Örf adet olarak varsa, saygı duymak lazım. Saygı duyulur.  Mesela şehit yıkanmaz. Israrla yıkıyorlar. Kefenlenmez. Israrla kefenliyorlar. Elbisesi çıkarılmaz. Çıkarıyorlar elbisesini. Asker adamın elbisesi çıkarılır mı kardeşim? Niye çıkarıyorsun elbisesini? Bir kere kefen de olmaz askere. Ölü hükmüne getiriyorsun sen. Ölüyü kefenliyorsun, tamam bir şey dediğimiz yok ama şehidi niye kefenliyorsun? Resulullah (sav)'ın zamanında hiçbir şehit, hiçbir zaman için kefenlenmemiş. Hiçbir zaman için yıkanmamıştır. Hiçbir zaman için yıkanmaz ve elbisesi de çıkarılmaz. Elbisesi ile gömülür. Fakat ölüyü bir de bekletmek doğru değil. Çok bekletiyorlar ölüleri. Yani bu çok yanlış. Ölümü kesinleştiyse, netleştiyse mesela farz edelim sabah vefat ettiyse, öğlen görmek lazım. Bu aileler için de çok zor bir şey. Günlerce, üç gün bekletiyorsun. Ne kadar zor bir şey yani bu. Ölü de bozulur. Bir acayip bir şeyler olur yani. Ona da eziyet. Ölüye de eziyet etmiş oluyorlar. Üç gün bekletilir mi ölü? Göm işte. Ölmüş bitmiş, Allah Allah. Allah'ın emrini yerine getir. Ceset bekletilir mi? Yok dayısını bekliyoruz. Yok eniştesini bekliyoruz. Kardeşim dayısı, eniştesi gelsin, dua etsin gelir mezarına gider dua eder işte. Adımı bekletmenin bir alemi yok. Eziyet etmiş oluyorsun.

 

Sinirlenmek Aslında İnsanı Küçük Düşüren Bir Durumdur. Görüntüye Aldanmak Filmle Konuşup Heyecanlanmak Gibi Mahcup Edicidir

Sabretmek güzel bir şey ama çoğu zaman insanların gücü yetmez buna. Adam şişiyor eli yüzü falan. Görülüyor. Tansiyonu çıkıyor. Bayağı tehlikeli. O kendine bir şey olduğunu anladığında delirir bu sefer. Çok saldırganlaşır. Çünkü sağlığının bozulduğunu hissettiğinde, iyice artık kırıp dökmeye kalkar. En güzel şey hemen oradan uzaklaşmaktır. BismillahirRahmanirRahim. Euzu billahi mineşşeytanirracim BismillahirRahmanirRahim dersin, çeker gidersin oradan. “Ya Rabbi Sana sığınıyorum” dersin çıkarsın. “Ya Rabbi beni sabırlı kıl” dersin. “Beni sabırlılardan eyle” dersin. “Bismillah” der, çıkarsın. Israrla tırmandırmayı beklersen orada, adam daha hala seni sinirlendiriyor. Sen de daha hala sabırlı olmaya çalışıyorsun. Öyle olmaz çok tehlikeli olabilir. Bir anda adam kontrolden çıkabilir. Gergin ortamı hemen dağıtmak lazım. Koluna girip, sevenleri falan orada varsa gören onların da uzaklaştırması lazım. Yani şaka yaparak falan. Mesela sarılıp falan, boynundan tutup çekerek oradan götürmek lazım. İki saat ortamda oturuyor. Öyle olmaz. Hemen ayırmak gerekiyor. Ama sabretmek kolay. Zaten çok komik insanın sinirlenmesi ve çok aşağılayıcı. Bir görüntüye aldanıp bağırıp çağırmak.

2017-10-04 23:49:42

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top